MART
Gençlik Ve Spor Bakanı Kasapoğlu, Çorum'da Konuştu:
ÇORUM (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, 'Ülkemizin iddiası sadece birkaç alanda değil, sanayi, ekonomi, tarım, sağlık, eğitim, spor, kültür gibi her alanda var. Son 18 yıldır zirveye oynayan bir Türkiye var.' dedi. Bakan Kasapoğlu, Çorum AK Parti İl Başkanlığı, Valilik ve Belediye Başkanlığını ziyaret etti. Daha sonra Kadeş Barış Meydanı'nda bisiklet kullanan Kasapoğlu, ardından kentteki bir otelde kamp yapan, Tokyo Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları'na hazırlanan Paralimpik Tekvando Milli Takımı'na ziyarette bulundu. Kasapoğlu, burada yaptığı konuşmada, her branştan sporculara önem verdiğini ve her fırsatta sporcularla bir araya geldiğini söyledi. Paralimpik Tekvando Milli Takımı'nın yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen performansını geliştirme gayretinde olduğunu belirten Kasapoğlu, 'Heyecan ve gayretlerinden dolayı her birini tebrik ediyorum. Tüm imkanları sizler için seferber ediyoruz. Her zaman yanınızdayız.' diye konuştu. Geçen yıl her branşta öncü başarılar elde edildiğine dikkati çeken Kasapoğlu, 'Spordaki yürüyüşümüz ülkede çok önemli zihniyet devrimini gerçekleştirdi. 2019 yılı başarılarla geçti. İnanıyoruz ki önümüzdeki süreçte uluslararası müsabakalar ve 2021'de gerçekleşecek olimpiyat ve paralimpik oyunlarda inşallah güçlü şekilde ülkemizin damga vuracağı bir dönemi yaşayacağız.' ifadelerini kullandı.Sporcuların salgın sürecini fırsata çevirdiğinin altını çizen Kasapoğlu, 'Gayretleri nedeniyle hem sporcularımızı hem de değerli hocalarımızı, teknik ekibimizi, yöneticilerimizi tebrik ediyorum. Bu hafta içinde Ankara'da güreş takımımızla, Kastamonu'da boks, bugün de Paralimpik Tekvando Milli Takımı'mız ile beraberiz. İnşallah sadece birkaç branşta değil, pek çok branşta sizlerle olan yürüyüşümüz ve zaferlerimiz daim olacak. Rabbim yardımcımız olsun.' diye konuştu. Bakan Kasapoğlu, Türkiye'nin her alanda iddialı bir ülke olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: 'Ülkemizin iddiası sadece birkaç alanda değil, sanayi, ekonomi, tarım, sağlık, eğitim, spor, kültür gibi her alanda var. Son 18 yıldır zirveye oynayan bir Türkiye var. Bu noktada Bakanlık olarak hamdolsun ki ülkemizin dört bir tarafına tüm halkımızı kucaklayacak şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ülkemizin önüne çıkan engeller de var, tarihsel süreçte olduğu gibi ancak hamdolsun bir, beraber ve kardeş olarak, el ele vererek her engeli tarumar ettik, bundan sonra da inşallah edeceğiz. Gençlik bizim umudumuz, Gençlerimiz 20 milyon genç ile Türkiye, dünyanın en genç nüfuslarından birine sahip. Avrupa'nın en genç nüfusuna sahibiz. Dolayısıyla gençlerimiz bizim en büyük yatırımları, fırsatları önlerine serdiğimiz, umudumuz olan nüfusumuzun en büyük kesimi.'Kasapoğlu, daha sonra Çorum Belediyesince inşa edilerek Gençlik ve Spor Bakanlığına devredilen Çorum Şehir Stadı ve tadilat çalışmaları devam eden Çorum Olimpik Yüzme Havuzu'nu ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Ziyaretlere Çorum Valisi Mustafa Çiftçi, AK Parti Çorum Milletvekili Ahmet Sami Ceylan, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın ve AK Parti İl Başkanı Yusuf Ahlatcı da katıldı.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Hakkari'de Konuştu: (2)
HAKKARİ (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 'Kenevirleri eken PKK, geçişlerden para alan, Avrupa uyuşturucu piyasasının yüzde 90'ını elinde tutan PKK. Yöneticilerini de özellikle uyuşturucu baronlarından seçen de PKK. İsterseniz, merak eden varsa isim de verilebilir. Doğu ve Güneydoğu'da yeşeren evlatlarımıza sızmadan onların tepelerine binmek bizim temel sorumluluğumuzdur.' dedi. Bakan Soylu, Hakkari'de Valilik Toplantı Salonu'nda gerçekleştirilen Güvenlik Toplantısı'na yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde yollar, havalimanları, hastaneler, üniversiteler, okullar, kadın merkezleri, gençlik ve kültür merkezleri, iş imkanlarıyla Doğu ve Güneydoğu'da 19 yıldır huzur ortamını oluşturacak alt yapının hazırlandığını anlattı.Görev döneminin 3'te birini Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geçirdiğini, batıdan hiçbir eksikliğin söz konusu olmadığını bizatihi müşahede ettiğini aktaran Soylu, bunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, AK Parti hükümetlerinin bir politikası olduğunu söyledi. 'Madenler açılıyor, hayvanlar yaylalara çıkıyor''Önümüzdeki yıl Hakkari, festivallerin şehri olacaktır. Hakkari iş adamlarının akın edeceği, atölyelerini, fabrikalarını açan, açtıran bir şehir olacaktır. Hakkari, spor müsabakalarında altın madalyaların birer birer şehre taşındığı başarıların altına imza atılan bir şehir olacaktır' diyen Soylu, bugüne kadar yapılan ve bundan sonra gerçekleştirileceklerle Hakkari'nin bu bölgenin, Ortadoğu'nun cazibe merkezi olacağını ifade etti. Hakkari'nin bir huzur kenti olduğunu ifade eden Bakan Soylu, şöyle dedi: 'Madenler açılmaktadır, o dönemler bitti artık. Hayvanlar yaylalara çıkmaktadır, o dönemler bitti artık. Sınır kapıları işlemektedir. Sınır kapılarının öncesinde vergi almak, vergi salmak, bunlar tükenmiştir artık. Bunları başarıyla söyleyebilecek bir anın sahibiyiz, Allah'ımıza hamdolsun. Milletimizle birlikte olmak, onların bize itimatını ve güvenini sürekli sahada tesis etmek, buradaki huzurun bir an önce burayla buluşmasını sağlayabilecek en önemli etmenlerden bir tanesidir. Köy, mezra, ahır ve insanları da merak edip çıkmalıyız. Ağaçları da, yaylaları da merak edip çıkmalıyız. Çukurca'dan, Yüksekova, Dağlıca'ya, Şemdinli'ye, Derecik'e sınır etrafında oluşan yola baktık, hızlıca ilerliyor.''Asayiş olayları azaldı'2019 ile 2020'nin ilk 9 ayları karşılaştırıldığında ülke genelinde tüm asayiş olaylarında Türkiye geneli yüzde 3,6, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 0,4, Hakkari'de ise yüzde 10,7 azalışın gerçekleştiğini belirten Soylu, şu bilgileri verdi:'Terörle mücadelede başarı elde ettikçe güvenlik güçlerimiz asayişle mücadeleye de artık vakit ayırmaktadır. Tüm asayiş olayları aydınlatmada Hakkari, Türkiye'nin neredeyse 7 puan üstündeydi, yani olay oluyor, aydınlanmıyordu. Türkiye geneli yüzde 86, Doğu Anadolu Bölgesi yüzde 92,7, Hakkari'de yüzde 93,7. Mal varlığına karşı işlenen suçlarda hem Türkiye hem de Doğu Anadolu Bölgesi'ne göre keskin ve yüksek bir azalma görüyoruz. Türkiye'de yüzde 6,6, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 5,5, Hakkari'de ise yüzde 32,1'lik bir azalma söz konusu. Mal varlığına karşı işlenen 9 suçta, Türkiye'de yüzde 7,8, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 4,4, Hakkari'de ise yüzde 38'lik bir azalış mevcut. Evden hırsızlık olaylarında ise mal varlığına karşı işlenen olaylardan ve mal varlığına karşı işlenen 9 suçtan çok daha büyük ve keskin bir azalış görüyoruz. Türkiye'de yüzde 13,2, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 3, Hakkari'de ise yüzde 71,2'lik bir azalış var. Evden hırsızlık günlük olay sayısında Türkiye'de yüzde 54, Doğu Anadolu Bölgesi'nde 8, Hakkari'de ise bu sayı sıfır. Kişilere karşı işlenen 10 suça baktığımızda Türkiye'de yüzde 4,8, Doğu Anadolu Bölgesi'nde 5,1'lik artış, Hakkari'de ise yüzde 3,9'luk bir azalış var.'Huzur derken Hakkarililere ve ülkedeki vatandaşlara altı boş bir kavram sunmadıklarını vurgulayan Soylu, 'Mal varlığına karşı işlenen suçların aydınlatılmasındaki durum Türkiye'de yüzde 53'tür. Doğu Anadolu ve Hakkari'de ise oranlar neredeyse aynıdır. Bölgede yüzde 70,2, Hakkari'de ise yüzde 70,8. Bu çerçeveye ilk baktığımızda hem Türkiye, hem Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi kapsamında hiçbir asayiş başlığında başarısız olmadığımızı görüyoruz ancak bazı oranların elbetteki daha aşağıya çekilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Örneğin bazı başlıklarda çok dengeli bur durum söz konusuyken bazı başlıklarda ciddi anlamda çarpıcı azalışlar mevcuttur. Bunları hep birlikte değerlendirip hep birlikte ortaya koymalıyız.' bilgisini paylaştı. 'Uyuşturucuda çok önemli başarılara imza attıkSon yıllarda özellikle Diyarbakır'da uyuşturucuya yönelik uyguladıkları baskısıyla esrar üretimi ve dolaşımının çok aşağı noktalara çekildiğini ifade eden Soylu, ülke içinde de çok önemli başarılara imza attıklarını, esrardaki azalmanın uyuşturucu noktasında yeni yönelişlere neden olduğuna dikkati çekti.Esrardan başka yakalanan maddelerin çok daha büyük oranda kimyasala dönüştüğünü aktaran Soylu, şunları kaydetti:'İşin bu noktasında da karşımıza Hakkari üzerinden ülkemize giren uyuşturucu meselesi çıkıyor. Hakkari hem İran hem de Irak'a olan sınırları itibariyle uyuşturucu meselesinde çok önemli ve çok hassas bir konuma sahip. Hakkari'ye uyuşturucu girişi özellikle İran sınırlarından gerçekleştirilmektedir. Giriş yapan uyuşturucu maddelerin en başında eroin geliyor. İran'da bir geçiş güzergahı olduğunu, Afganistan hattı olduğunu elbetteki biliyoruz. Buna bağlı olarak İran pazarından Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden de Avrupa'ya gidiş elbetteki bir güzergah olarak önümüzde durmaktadır. Burada Van'ı biliyoruz. Çok az Ağrı'yı biliyoruz geçiş güzergahı olarak. Hakkari'yi biliyoruz ve buradaki geçiş yollarını iyi biliyoruz. Hakkari üzerinde yalnızca İran'da değil Irak'tan da uyuşturucu girişi mevcut. Ancak yakalamalarımızı bu noktada biraz daha artırmalıyız. Sınır geçişleri oldukça fazla. Terör örgütüne yüzde 25'lik geçmişte oradaki bir takım yapılanmalara da yüzde 20'lik komisyonlar vererek bu maddeleri sınırımızdan sokmaya çalışıyorlar. Bunu gözardı etmemeliyiz. Bu konuda tetikte olmalı buna fırsat vermemeliyiz.''Kenevirleri eken, Avrupa uyuşturucu piyasasının yüzde 90'ını elinde tutan PKK'Emniyet ve jandarma arasındaki koordinasyonun en yüksek seviyede olduğunu anlatan Soylu, Hakkari'nin genç nüfusunu uyuşturucu pazarını artırmak için gayret gösteren hainlerden korumaları gerektiğini vurguladı. Hakkari'nin uyuşturucunun sadece geçiş noktası olmadığının altını çizen Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Size uyuşturucunun temel kuralını söyleyeyim, 'Geçtiği yerde dökülür.' derler. Çocuklarımızı korumalıyız. Sokak satıcılarının büyük bölümünü engellemiş olsak da, hadlerini bildiriyor olsak da bağımlılığa esas itibariyle önleyici tedbirlerle geçit vermemeliyiz. Terör örgütü bu noktada bir kara propaganda yapıyor. Gençleri özellikle uyuşturucudan devletin zehirlediği yalanını bölgede işletiyorlar, tedavüle sokuyorlar. Oysa kenevirleri eken PKK, geçişlerden para alan, Avrupa uyuşturucu piyasasının yüzde 90'ını elinde tutan PKK. Yöneticilerini de özellikle uyuşturucu baronlarından seçen de PKK. İsterseniz, merak eden varsa isim de verilebilir. Kendi gelirlerini örtmek için ele geçirdiğimiz mağaralarda bol miktarda uyuşturucu bulduğumuzu hepimiz biliyoruz. Onun için bunların gençlerimize sızmadan sadece terör örgütü olarak değil Doğu ve Güneydoğu'da yeşeren evlatlarımıza sızmadan onların tepelerine binmek bizim temel sorumluluğumuzdur.''Göç konusu dünyanın bir numaralı gündem maddesiBütün dünyanın bir numaralı gündem maddesi haline gelen göç konusunun sorunlar yumağını da beraberinde getirdiğini söyleyen Soylu, Hakkari'deki mukim göçmen sayısının oldukça az olduğunu, kaçak göçmenlerin kendilerine uygun yaşayacak ortam ve gelir elde edecek iş imkanı bulamamalarının azlığın en büyük vesilesi olduğunu ifade etti. Hakkari'nin geçiş güzergahı olması nedeniyle göçmen kaçakçılarını mıknatıs gibi kendine çektiğini aktaran Soylu, 'Kaçakçıların kaçırdıkları ve ekonomik olarak istismar ettikleri göçmenler batı ilerimizde karşımıza çıkmaktadır. Göçmenlerin büyük oranını Suriyeliler, Afganlılar hatta Afrikalılar teşkil etmektedir. Onların kullandığı rota üzerinden yoğun bir uyuşturucu trafiği oluşturma çabalarını görüyoruz. Ama memnuniyetle şunu ifade edeyim. Son zamanlarda Irak'ın kuzeyine sızdıkça, sınırda tedbirlerimizi aldıkça, kademeli olarak güvenliğimizi artırdıkça bu sayı azalmaktadır. Ama fırsatını bulurlarsa yine de geçerler. İnsanları istismar ediyorlar ve acımasız davranıyorlar. Uyuşturucu konusundaki tedbirlerin büyük kısmını kaçak göçmenler konusunda da uygulamak zorundayız. Elimizde büyük teknik imkanlar mevcut ve bu imkanları artırıyoruz. Her türlü suça ve güvenlik tehdidine karşı bir seferberlik halindeyiz. Bu yüzden de hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan elimizde ne var ne yok bütün imkanları kullanmaya gayret edelim.' şeklinde konuştu. 'Operasyonda bir terörist ölü ele geçirildi'Hakkari'nin ve ülkenin güvenliğinin sağlanması konusunda sürekli görev başında olduklarını dile getiren Soylu, şu değerlendirmede bulundu: 'Allah Hakkarili hemşehrilerimizin ağız tadını bozmasın inşallah. Biz burada masadayız. Biraz önce Jandarma Asayiş Bölge Komutanımız ve İl Jandarma Komutanımız operasyon bölgesinden geldiler. Çatışmada bir terörist ölü ele geçirildi. Huzurun bir bedeli var ve milletimizin huzurlu olması için biz bu bedeli ödemeye talibiz. Bedeli ne olursa olsun yeter ki milletimiz huzurlu olsun. Yeter ki çocuklarımız geleceğe güvenle baksınlar. Yeter ki onların gelecekleri kararmasın. Yeter ki onlar akşam huzurlu şekilde yastığa başlarını koyduklarında bugünün yöneticileri olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bizler onların hayallerini gerçekleştirecek büyükleri olarak hafızalarında kalalım. Bu bize yeter.'Toplantıya, Yüksekova Üçüncü Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Muamer Alper, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ahmet Kavukçu ve İl Emniyet Müdür Atanur Aydın da katıldı.(Bitti)
85 Yaşındaki Kadını Dolandıran Zanlılar Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş'ta 85 yaşındaki kadını telefonla arayıp FETÖ bahanesiyle dolandırdığı ve yaklaşık 250 bin lira değerinde ziynet eşyası, döviz ve 8 altın dişi aldığı iddia edilen 2 şüpheli suçüstü yakalandı.Gayrettepe Mahallesi'nde yolda yürüyen emekli öğretmen Sevda D'yi telefonla arayıp kendisini savcı olarak tanıtan bir kişi 'FETÖ adına adınıza hat açıldı. Hatlarla terör örgütüne yardım yapılıyor. Evinizde altınları ve paraları kontrol 'edeceğiz. Terör örgütün elindekilerle uyuşuyor mu? Altınları kontrol edip geri vereceğiz.' ifadelerini kullanarak evdeki altınları ve paraları hazırlayıp bir poşete koymasını istedi.Çevredeki bazı vatandaşların telefon konuşmasına şahitlik etmesi ve polise bildirmesi sonucu Asayiş Şube Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri çalışma başlattı.Polis müştekinin evinin etrafına gizlenerek beklemeye başladı. İki şüphelinin evin önüne geldiğini ve bir şüphelinin içeri girdiğini belirleyen polis, Ahmet N'yi (19) elinde poşetle merdivenlerde, Abdullah U'yu (18) sokakta gözetleme yaparken gözaltına aldı.Poşetin içinde yaklaşık 250 bin lira değerinde 8 bilezik, 10 cumhuriyet altını, 6 bin dolar, ziynet eşyaları ve 8 altın diş ele geçirildi.Emniyete ifade vermek için gelen ve eşyaları kendisine teslim edilen müşteki Sevda D'nin dolandırıldığına ilişkin polislerce güçlükle ikna edildiği öğrenildi.Emniyetteki işlemleri tamamlanan 2 şüpheli adliyeye sevk edildi.
Antalya'da Silahlı Kuyumcu Soygunu
ANTALYA (AA) - Antalya'da üzerinde polis kıyafeti ve başında kask bulunan silahlı şüpheli, girdiği kuyumcu dükkanından bir miktar altın alıp kaçtı. Kepez ilçesi Hüsnü Karakaş Mahallesi Ömer Halisdemir Caddesi'nde Feyzi Bulce'ye ait kuyumcu dükkanına, üzerinde polis kıyafeti ve başında kask bulunan bir kişi geldi.Polis olduğunu belirten şüpheli, silahla tehdit ettiği Bulce ve dükkandaki esnaf Şükrü Gülşen'in ellerini kelepçeledi, ağızları ve ayaklarını bantladı.Dükkandaki bir miktar altını alan şüpheli, daha sonra otomobille olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine bölgeye çok sayıda polis ekibi sevk edildi.Kentin giriş ve çıkışlarını tutan ekipler, şüphelinin olay yerinden kaçtığı otomobili, Elmalılı Hamdi Yazır Caddesi'nde durdurdu.Gözaltına alınan sürücü Ş.G, polis ekiplerine, 'Polis kıyafetli bir kişi beni durdurarak otomobilime bindi. Ben de ona yardım ettiğimi sandım. Hareket ettikten 1 kilometre sonra araçtan indi, durdurduğu başka bir kamyonete bindi. Ben de anlam veremedim. Soygun yaptığını bilmiyordum.' ifadelerini kullandı. Ş.G, ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü. Şüphelinin yakalanması için başlatılan çalışma sürüyor.'Ağzımızı bantlayınca bunun bir soygun olduğunu anladık'Olayın görgü tanığı Şükrü Gülşen, gazetecilere yaptığı açıklamada, olay sırasında dışarıda olduğunu söyledi.Yunus polisi kıyafeti giymiş, başında kask bulunan bir kişinin kuyumcu dükkanına geldiğini belirten Gülşen, şunları kaydetti:'Kuyumcuyu silahla tehdit edip kelepçelemeye başladı. Müdahale etmek istedim. Durumu sormamız üzerine 'merkezde anlatırsın' diyerek beni de kelepçeledi. Beni ve kuyumcu arkadaşı kelepçeleyerek dükkanın arka tarafına götürdü, ayağımızı ve ağzımızı bantladı. Adam bizim ağzımızı bantlayınca bunun bir soygun olduğunu anladık.' Öte yandan, aynı kuyumcuya 31 Ekim 2019'da giren bir soyguncu, yaklaşık 700 bin lira değerinde ziynet eşyası alıp kaçmıştı. Güvenlik güçlerince yakalanan zanlı tutuklanmıştı.
Grafikli - Bolivya Bir Yıl Sonra Devlet Başkanını Seçmek İçin Sandığa Gidiyor
BUENOS AIRES (AA) - Bolivya halkı, eski Devlet Başkanı Evo Morales'in zaferiyle sonuçlanan 20 Ekim 2019 genel seçiminin iptalinden neredeyse bir yıl sonra yeni devlet başkanını seçmek için sandığa gidiyor.And Dağları'nın zirvesinde 11 milyondan fazla nüfuslu Bolivya'da 7 milyonun, ülke dışında ise 300 binin üzerinde olmak üzere toplam 7 milyon 332 bin 925 seçmen yarın yeni devlet başkanını belirlemek için oy kullanacak.Üç adayın öne çıktığı seçimde, adayların ilk turda devlet başkanlığı koltuğuna ulaşabilmesi için geçerli oyların yüzde 50'sini alması veya yüzde 40 oy alarak en yakın rakibine yüzde 10 fark atması gerekiyor. Aksi takdirde, en yüksek oyu alan iki aday 15 Kasım'da ikinci tur seçimlerinde yarışacak.Morales'in adayı anketlerde öndeSeçimlerde daha önce Morales'in liderliğini yaptığı Sosyalizm Hareketi Partisinden (MAS) Luis Arce Catocora, Yurttaş Birliği Partisinden (CC) eski Devlet Başkanı Carlos Mesa, Morales'in istifa sürecinde aktif rol oynayan İnanıyoruz İttifakı'ndan Luis Fernando Camacho, Güney Kore kökenli, Zafer İçin Cephesi Partisinden Chi Hyun Chung ve Bolivya Ulusal Eylem Partisinden Feliciano Mamani yarışacak.Adaylar arasından seçim anketlerinin çoğunluğunda birinci gelen Morales'in seçtiği aday Arce ile Morales'in istifa sürecinde aktif rol alan Mesa ve Camacho öne çıkıyor.Luis ArceSon seçim anketinde yüzde 42,2 oyla lider olan 56 yaşındaki Arce, Morales'in 14 yıllık iktidarında, sağlık sorunları nedeniyle 2017 ve 2019 haricinde, Ekonomi Bakanlığı görevini yürüttü.Ülkenin 2006-2014 yıllarındaki gelişimi sebebiyle MAS'nin içinde Bolivya'da 'ekonomik mucizenin yöneticisi' olarak tanınıyor.Carlos MesaTarihçi, yazar ve gazeteci 67 yaşındaki Mesa, son ankette yüzde 33,1 oyla Arce'nin en yakın rakibi olarak öne çıkıyor. 2002'de devlet başkanı yardımcılığı görevini yürütürken, 2003'te Morales'in öncülüğündeki protestolarla dönemin Devlet Başkanı Gonzalo Sanchez de Lozada'nın istifa etmesiyle devlet başkanlığını üstlendi. Morales'in öncülüğündeki protestolarla 2005'te yine görevini bırakan ve siyasetten uzaklaşan Mesa, siyasi profilini Morales hükümeti tarafından 2014'te, Bolivya'nın okyanusa açılabilmek için Şili’ye Uluslararası Adalet Divanında açtığı davada sözcü olarak görevlendirilerek yükseltti.Geçen yıl düzenlenen seçimlerde ikinci olan Mesa, seçim sonuçlarının açıklanmasının durmasının ardından Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) ile Avrupa Birliği'nin seçimlerde hile iddia olduğunu iddia etmesi üzerine taraftarlarını gösteri yapmaya çağırmıştı.Luis Fernando CamachoMorales'in istifa sürecinde aktif rol oynayan 41 yaşındaki aşırı sağcı iş adamı Camacho, son ankette yüzde 16,7 oy oranıyla üçüncü sırada geliyor.Seçimlerde aday olmadan önce Santa Cruz Sivil Komitesi liderliğini yapan koyu katolik Camacho, Morales'in 'darbe' olarak nitelediği süreçte babasının şiddet olaylarına müdahale edilmemesi için asker ve polisle anlaştığını itiraf etmişti.Morales'in istifa sürecinde Mesa ile yakınlaşan Camacho, daha sonra 'şahsi çıkarı' için çalışmakla itham ettiği muhalif aday Carlos Mesa ile yollarını ayırmıştı.Seçimin ikinci tura kalması Arce'nin zararınaHem MAS'nin yeni yüzü Arce'nin hem de daha önce Morales'in, partinin seçimi kazanmak için herhangi bir ittifaka ihtiyaç duymamasına dair açıklamaları, seçimin ikinci tura kalmasının Arce'nin işini zorlaştıracağı şeklinde yorumlanıyor.Mesa ve Camacho'nun Morales'i istifaya sürükleyen süreçteki birliktelikleri nedeniyle seçimin ikinci tura kalması durumunda Camacho'nun, Mesa'yı destekleyeceği tahmin ediliyor.Morales'in istifasıyla devlet başkanlığı koltuğuna gelen Jeanina Anez'in seçimlerde önce adaylığını açıklaması ve seçime 1 ay kala MAS'nin iktidara gelmesi korkusuyla adaylıktan çekilmesi de bu savı destekliyor.Ayrıca, oy oranı düşük olmasına rağmen eski Devlet Başkanı Jorge Quiroga'nın MAS'nin iktidara gelmemesi için adaylıktan çekildiğini açıklaması, olası bir ikinci turda Mesa'ya olan desteği artırıyor.Ekim 2019 seçimlerinin iptali ve Morales'in istifasıGeçen yıl 20 Ekim'de düzenlenen seçimlerin iptal edilmesine giden yolun temeli, Morales'in yüzde 45 ile birinci, Mesa'nın yüzde 38 ile ikinci olduğu seçimlerde oy sayımının yüzde 83'te durmasıyla atıldı.O dönem oyların ön sayımının elektronik cihazlarla yapılması, hükümetin kırsal kesimdeki altyapı yokluğundan verilerin geç gelmesiyle gerekçelendirdiği ve Bolivya seçimlerinde daha önce de yaşanan bu kesinti, hile iddialarını kampanya döneminde dillendiren muhalefeti harekete geçirdi.OAS ile AB'nin seçimde hile yapıldığı ve ikinci tura gidilmesi gerektiğine dair açıklamalarıyla Mesa, destekçilerini sokak gösterilerine davet etti.Durduğunda seçimin ikinci tura kalacağına işaret eden oy sayımının başlaması ve 25 Ekim'de Yüksek Seçim Mahkemesinin, Mesa'nın yüzde 36 oy aldığını, Morales'in de yüzde 47 oy alarak seçimi kazandığını açıklaması seçimlerdeki hile iddialarını pekiştirdi.Camacho'nun orduya darbe çağrısıyla gösterileri alevlendirmesi, MAS mensubu bakan ve yerel yöneticilerin şiddet yoluyla istifaya zorlanmasının ardından polisin isyan etmesiyle Morales'in etrafındaki çember git gide daraldı.Takipçilerini sokağa davet eden Morales'in genel seçimin yenilenmesini kabul etmesi de ülkedeki tansiyonu düşürmedi. Ordu halkla karşı karşıya gelmemek için şiddet olaylarına müdahale etmeyeceğini açıkladı ve 10 Kasım'da Morales'e istifa etmesi çağrısında bulundu. Morales istifa ederek önce Meksika'ya ardından da Arjantin'e siyasi sığınmacı olarak gitti.Bolivya Çokuluslu Yasama Meclisi'nin üst kanadı Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı muhalif Jeanine Anez, 13 Kasım'da, geçici devlet başkanlığı görevini üstlendiğini açıkladı ve devlet başkanlığı sarayına Camacho ile gitti.O dönemde meydana gelen gösterilerde çoğunluğu Morales yanlısı 35 kişi hayatını kaybetti ve 800'den fazla kişi yaralandı.
Reklam
Pamukta Prim Artışı Sektör Temsilcilerini Mutlu Etti
ADANA (AA) - ÖMER FANSA - 'Beyaz altın' diyarı Çukurova'da, kütlü pamukta primin yüzde 37,5 artışla kilogram başına 1,1 liraya çıkarılması sektör temsilcilerini sevindirdi.Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç, AA muhabirine, Çukurova için bir zamanlar 'beyaz altın' olan pamuğun yeniden eski günlerine dönmesini arzu ettiklerini söyledi.Kütlü pamukta 4 yıldır 80 kuruş olan primin, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin müjdesiyle kilogram başına 1,1 liraya çıkarıldığını anımsatan Bilgiç, şöyle konuştu:'Pamuk üreticisi bu sene bu fiyatlarla memnun kalır ama bunun her sene güncellenmesi lazım. Şu açıdan güncellenmesi lazım, kütlü pamuk fiyatı şu andaki gibi 5-6 lira olarak seyrederse bu destek normal kalabilir ama geçen yıllar gibi 5-6 liranın altına düşerse önümüzdeki sene tekrar bunun güncellenmesi lazım. Primle beraber pamuğun fiyatı 80 sent olmalı. Dolar bugün 8 lira ise bu 6,4 lira eder. Yani üretici pirimle beraber 6,4 lira fiyatı yakaladığı zaman bundan memnun kalır ve pamuk ekmeye devam eder. Ayrıca primlerin çok uzun süre bekletmeden verilmesi lazım ki üreticiye can suyu olsun.'Bilgiç, pamuk üreticisinin desteklenmesi gerektiğini anlatarak, 'Keşke pamuk Türkiye'de 6-7 lira bandında olsa da prim 1,1 değil daha da aşağı olabilir. Pamuk fiyatının üreticiyi memnun edecek tarzda oluşması açısından prim bunu destekliyor. Bu açıdan primin şu aşamada faydalı olduğunu düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu. Pamuk fiyatının artmasının ardından primin açıklanmasını da olumlu bulan Bilgiç, 'Eğer bir ay önce bu fiyat açıklanmış olsaydı pamuk fiyatı düşük kalacaktı. Pamuk şu an 5 liraya dayandı. Dövizin artışı, dünya fiyatlarındaki artışlar ister istemez Türkiye'ye de yansıdı.' dedi.'Çiftçimiz prim desteğinden memnun olacak'Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru da Türkiye genelinde pamuk ekim alanının yaklaşık yüzde 40 daraldığını ifade etti.Gelecek yıllarda pamuk ekim alanlarının genişlemesi için bu yıl üreticiyi memnun edecek fiyat oluşması gerektiğinin altını çizen Doğru, şunları kaydetti:'Çiftçinin pamuk üretimine devam etmesi için kilogramda destekle beraber eline en az 6 lira geçmeli. Şu anda üreticinin cebine pamuktan net olarak kilogram başına 4,8-5 lira civarında geliyor. Buna ek olarak 1,1 lira da prim açıklandı, oldu 6 lira. Mazot ve gübre desteğiyle daha da üzerine çıkacaktır. Çiftçimizin mevcut pamuk fiyatına ek olarak verimi de hesaba katarak alacağı 1,1 lira destekten memnun olacağı inancındayım. Tüm pamuk üreticilerine hayırlı olsun.'
"Edebiyat Dünyasının Dervişi : Nuri Pakdil"
İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA BULOVALI- Edebiyat dünyasına adını altın harflerle yazdıran mütefekkir, şair, deneme ve oyun yazarı Nuri Pakdil, vefatının birinci yılında anılıyor. Kahramanmaraş'ta 1934'te dünyaya gelen Pakdil, ailesinin tavrı nedeniyle eğitim hayatını aralıklarla sürdürdü. İlkokuldan itibaren yazmaya başlayan Pakdil, ortaokulda iken tanıştığı 'Büyük Doğu' dergisiyle hem düşünce ve hem de yazı macerasına ivme kazandırdı.Ailesinin okumasını istemediğini 'Bir Yazarın Notları'ndaki yazısında dile getiren usta edebiyatçı, bu durumu şöyle anlatmıştı:'İlkokulun öğretisiyle, annemin babamın öğretisi kanlı bıçaklı savaş halinde miydi birbiriyle? Ama evimize kimi günler oturmaya gelen o çok sevdiğim bayan öğretmenimi, annem de çok sevmez miydi? Annem, bazen bu öğretmenimle de gözyaşları içinde konuşmaz mıydı? Şu ilkokul, hep düğüm atılan acayip bir iplik miydi? Annem, babam ilkokuldan, genelde, tüm okullardan neden bu denli tiksiniyordu? Başka kentlerde de var mıydı ilkokulu, genelde tüm bu okulları özdeş bir duyguyla gören anne babalar?'Lise yıllarında 'Hamle' dergisini çıkardıOrtaokula 3 yıl gecikmeli başlayan Pakdil, 1954 -1955 yıllarında Maraş Lisesi'nde okurken, beraber eğitim gördüğü iki arkadaşı ile birlikte 'Hamle' isimli edebiyat dergisini çıkardı. Bu küçük lise dergisi Ankara'dan İstanbul'a birçok yazarın ve şairin dikkatini o dönem çekmişti.Nuri Pakdil, Maraş Lisesi'nin ardından İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Kahramanmaraş'ta çıkan 'Demokrasiye Hizmet' ve 'Gençlik' gazetelerinde de yazıları yayınlanan Pakdil, bir süre 'Yeni İstiklal' gazetesinde sanat sayfaları düzenledi.Üniversite yıllarında aralarında Sezai Karakoç ve Necip Fazıl Kısakürek'in de bulunduğu edebiyatçı, sanatçı birçok düşünürle yakın ilişki kuran Pakdil, askerlik görevini Bitlis'te tamamladı.Pakdil, üniversite eğitiminden sonra 1965'te bir bakanlıkta hukuk müşaviri olarak göreve başladı. Daha sonra Devlet Planlama Teşkilatında 1967'de çalışan Pakdil, bu görevinden de ayrılarak kendini yazarlığa verdi.Yedi Güzel Adam ile Edebiyat dergisini çıkardı Nuri Pakdil, edebiyat hayatı boyunca 'Büyük Doğu' ve 'Diriliş' dergileriyle de güçlü bağlar kurdu. Bu dergilerin çevresinde ayrıca çok sayıda yeni şair ve yazar yetişti. Pakdil, Diriliş dergisinin yayına ara verdiği ve bir daha basılıp basılmayacağının belli olmadığı dönemde, Türk edebiyatında 'Yedi Güzel Adam' olarak bilinen ekipten Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt ve Akif İnan ile 'Edebiyat' dergisini yayınlamaya başladı. 'Sabır üssü' olarak tanımladığı 'Edebiyat' dergisi, 1969'un Şubat ayından 1984 Aralık'a kadar aylık olarak okuyucuyla buluştu. Pakdil, dergide yazanlara müstear isimler takmakla meşhurdu. Kendisinin de dergide 16 farklı ismi bulunan Pakdil, en çok 'Ebubekir Sonumut' adını kullandı.Pakdil, bu süreçte 1972 yılında Edebiyat Dergisi Yayınları'nı kurdu. Bu yayınların ilk kitabı Pakdil'in 'Batı Notları' oldu. Edebiyat Dergisi Yayınları'ndan 1972-1984 yılları arasında 18'i kendisinin, 27'si yazar arkadaşlarının olmak üzere 45 kitap yayımladı.'Edebiyat' dergisinin çevresinde çok sayıda yeni şair ve yazar yetişti. Dergi ayrıca Orta Doğu'daki edebiyat ile İslamcı düşüncenin gelişiminden Türk edebiyat çevrelerini de haberdar etti. Dergi, aralıklarla 159 sayı çıkarıldı. Yayına son verdiği 1984 sonunda derginin elinde olan bütün sayılarını ve Edebiyat Dergisi Yayınları'ndan çıkan bütün kitaplarını dağıtan Pakdil, bunun için Ankara'daki birçok öğrenci yurduna haber verdi. 1984 yılına kadar 18 kitap çıkardıPakdil, 1984 yılına kadar 'Biat', 'Batı Notları', 'Bir Yazarın Notları', 'Anneler ve Kudüsler', 'Klas Duruş', 'Edebiyat Kulesi', 'Bağlanma', 'Sükut Suretinde'nin de aralarında olduğu 18 kitap çıkardı.Devlet Planlama Teşkilatındaki görevine 1988'de tekrar geri dönen usta şairin bundan sonraki çalışma yaşamı burada geçti ve 1999 yılında emekliye ayrıldı. Pakdil, 28 Şubat 1997'den itibaren Edebiyat Dergisi Yayınları aracılığıyla da yeniden kendi kitaplarını yayınlamaya başladı.Nuri Pakdil 'in 'Otel Gören Defterler' başlıklı 6 kitaptan oluşan deneme serisi 1997'den itibaren okuyucuyla buluştu. Uzun bir dönem otellerde yaşayan Pakdil, bu seride inzivaya çekilmiş bir yazarın tahlillerini, sorgulamalarını ve kendisiyle hesaplaşmalarını kaleme aldı.Edebiyat dünyasının dervişi olarak da gösterilen Pakdil hakkında Hüseyin Su, şu değerlendirmeyi yapmıştı:'Düşüncelerinden diline, biçiminden en küçük ayrıntılarına, hep korumaya çalıştığı hassasiyetlerinden ilkelerine, ayaklarını bastığı yerellikten evrensel sanat, edebiyat, düşünce ve siyaset açısına dek daha birçok kendine özgü özelliklerle kurduğu yapısı ile Edebiyat Dergisi, 1960'lı yıllardan günümüze, yeni, farklı ve aykırı bir çıkartmadır. Edebiyat dergisinin karakteri ile Nuri Pakdil'in karakteri birebir örtüşür. Edebiyat Dergisi, Nuri Pakdil'in manevi şahsiyetine mündemiçtir. Edebiyat, hiç kuşkusuz bir ocak dergidir. Ocağın sağaltıcı, terbiye edici manevi gücü ise Pakdil'in inanç ve düşüncelerinin manevi bir rabıta yoluyla okuyucuya, yazara, yazıya ve bütünüyle ortama ve hayata sirayet edişi ile gerçekleşir. Edebiyat dergisinin, bu dergide yazan yazarların yazınsal çabalarının, dost ve okuyucuların derginin yazınsal eylemine katılımının ve kitap yayınlarının genel bağlamı işte bu ilişkinin anlamındadır...'Kitaplarıyla deneme türünün ustaları arasında yer aldıNuri Pakdil, Paris izlenimlerinden oluşan, Batı insanını yeni bir yaklaşım ve söylem ile anlattığı ilk kitabı Batı Notları'yla da büyük ilgi topladı. Bu eserini izleyen 'Biat', 'Bir Yazarın Notları' ve diğer kitaplarıyla deneme türünün ustaları arasında yer aldı. Yazarın 'Bağlanma' adlı kitabı da birçok açıdan onun ve Edebiyat Dergisi'nin edebiyat ve düşünsel bağlamının anlaşılabilmesi için manifesto niteliğindeydi. Hem Orta Doğu hem Batı edebiyatından yaptığı şiir ve düşünce yazısı çevirileriyle edebiyat dünyasında farkını ortaya koyan Pakdil, 'Bir Yazarın Notları' adlı eserinde amacını 'İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!' cümlesiyle özetlemişti.Eserlerinde 'emek, emperyalizm, devrim' gibi kelimelere de yer veren Pakdil, verdiği röportajlarda kendisini 'Ben, antikapitalist, antifaşist, antinazist, antisiyonist, antisosyalist ve en önemlisi de Türkiye özelinde olmak üzere antifiravunist bir bilince ve iradeye sahip devrimci bir yazarım.' diye tanımladı.'Benim için yazı yazmak bir bakıma savaşmak demektir'Pakdil, devrimciliğinin temelini, İslam'a olan sarsılmaz bağlılığının oluşturduğuna da her zaman sözleriyle dikkati çekerek, şu ifadeleri kullanmıştı:'İslam dini kıyamete kadar sürecek sürekli devrim anlayışını öngörür. Yeryüzünde zulüm, haksızlık, adaletsizlik var olduğu sürece, bu zulmün, bu haksızlığın, bu adaletsizliğin kaynağı olan egemen güçlerin yok edilmesi için, Müslümanların devrimci mücadelesi de sürecektir. Kirli mülkiyete karşı, kara siyasaya karşı devrimci savaş kesintisiz sürecektir. Çünkü İslam dini bunu öngörmektedir. İslam dini özgürlükçüdür, ilericidir, devrimcidir, bağımsızdır, sömürünün her biçimine karşıdır, başta anamalcılığa karşıdır, başta yabancılaşmaya karşıdır İslam Öğretisi. İnsanın, yalnızca, 'emeğinin karşılığını yiyebileceğini' vurgular bu din.Benim için yazı yazmak bir bakıma savaşmak demektir. Çünkü yazılarımda, her türlü putçuluğa karşı, her türlü yabancılaştırmaya karşı, her türlü sapmalara karşı vermekte olduğum savaş anlatılmaktadır. Yazılarımda kirli mülkiyet tutkusunun insanı ele geçirmesi anlatılmaktadır. Yazılarım, kapitalizme ve sömürü düzenine karşı bir tepkiyi, bir eleştiriyi ifade etmektedir.'2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü aldıİşindeki titiziliğiyle bilinen Pakdil'in, 33 şiirden oluşan 'Sükut Suretinde' kitabındaki 'Edebiyat' başlıklı dizeleri, 191 kez yazdığı dile getirildi. Kitap kapaklarını da kendisi tasarlayan Pakdil'in, bir kitabın kapağını beğenmeyip defalarca değiştirdiği ve bu yüzden matbaada sabahladığı da bilinirdi.Pakdil, 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde, 'edebiyat' dalındaki ödüle, 'yerli düşüncenin egemenliği adına ürettiği özgün eserler, Türk Edebiyatı'na kattığı kelime tercihleriyle dolu estetik anlatım dili ve insanı kalbinden tutmayı öneren değerli fikirlerinden dolayı' değer görüldü. Usta yazar aynı zamanda 2013'te 'Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü'nü, 2014'te de 'Necip Fazıl Saygı Ödülü'nü aldı.Kudüs'üne 81 yaşında kavuştuTürk edebiyatının 'Kudüs Şairi' olarak tanımlanan usta yazar, Kudüs için hissettiği yürek sızısını, 'Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır' ifadeleriyle kaleme döktü.Pakdil'in en çok bilinen şiirlerinden 'Anneler ve Kudüsler' şiiri şu mısralarla hafızalara kazındı:'Tûr Dağını yaşa/ Ki bilesin nerde Kudüs/ Ben Kudüs'ü kol saati gibi taşıyorum/ Ayarlanmadan Kudüs'e/ Boşuna vakit geçirirsin/ Buz tutar/ Gözün görmez olur/ Gel / Anne ol / Çünkü anne / Bir çocuktan bir Kudüs yapar / Adam baba olunca / İçinde bir Kudüs canlanır / Yürü kardeşim / Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin' Nuri Pakdil, 2015'te 81 yaşında geldiğinde Kudüs'e giderek, Mescid-i Aksa'da cuma namazı kıldı ve hayali gerçek oldu.İslam dünyasının Kudüs'e tavrını çok 'trajik' bulduğunu dile getiren Pakdil, 'Zaten İslam dünyası kendi arasında kavgalı durumdadır ve maalesef Kudüs’e yönelme imkanı şu anda gözükmüyor. İslam dünyasının kurtuluşu ancak ve ancak Türkiye’nin ayağa kalkmasıyla mümkün olacaktır. Ben yeryüzündeki İslami hareketin, Türkiye’den başlayacağına inanıyorum. Bu inancı içimde her zaman capcanlı tutuyorum. Türkiye’deki İslami uyanışa büyük önem veriyorum.' demişti.Edebiyat çevrelerinin büyük saygı duyduğu Pakdil, 'Klas Duruş' için gençlere, 'Paraya pula metelik vermemek, adil olmak, insanlarla sıcak ilişki kurmak, çok kitap okumak, bir yabancı dil öğrenmek, geziler yapıp, notlar tutmak ve İstanbul'u tanımaya çalışmak' tavsiyelerinde bulunmuştu. Nuri Pakdil, üst solunum yolları enfeksiyonu nedeni ile kaldırıldığı Ankara Şehir Hastanesi'nde 18 Ekim 2019'da 85 yaşındayken hayatını kaybetti. Usta edebiyatçının cenazesi, Hacı Bayram Veli Camisi'nden kılınan cenaze namazının ardından Taceddin Dergahı'nda defnedildi. Türk edebiyatının usta ismi hakkında yapılmış sempozyum, tez, dergi, kitap ve belgesel çalışmalardan bazıları ise şunlardır:'Hece Dergisi: Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil Özel Sayısı', 'Dilimin Döndüğünce Sustum -Sıddık Akbayır', 'Düşünen Kalem Nuri Pakdil Sempozyumu', 'Yedi İklim Dergisi 58. Sayı: Nuri Pakdil Ustamıza', 'Sükut Suretinde Şerhi-Ali Göçer', 'Nuri Pakdil'de Protest Tavız (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi) - Tuğba Doğan', 'Abdsürd Tiyatro Bağlamında Nuri Pakdil'in Umut Adlı Oyunu Üzerine Bir İnceleme (Makale) - Nilüfer İlhan', 'Nuri Pakdil Belgeseli - TRT', 'Yedi Güzel Adam - TRT (dizi)'Nuri Pakdil'in hayatı boyunca kaleme aldığı 42 eserden bazıları da şunlardır:'Umut (oyun)-1974', 'Harikalar Tablosu (çeviri)-1974', 'Ay Operası (çeviri)- 1975', 'Bağlanma (deneme)- 1979', 'Put Yapımevleri (oyun) -1980', 'Bir Yazarın Notları-I (deneme)- 1980', 'Bir Yazarın Notları-II (deneme)- 1981', 'Edebiyat Kulesi (deneme)- 1984', 'Derviş Hüneri (deneme)- 1997', 'Arap Saati (deneme)- 1997', 'Klas Duruş(deneme)- 1997', 'Osmanlı Simitçiler Kasidesi (şiir)- 1999', 'Bakır Dönemi (oyun) 2014'
Reklam
Bursa'da Otomobilde Tarihi Sikkeler Ele Geçirildi
BURSA (AA) - Bursa'nın İnegöl ilçesinde huzur uygulaması sırasında otomobilde yapılan aramada tarihi sikkelerle dedektör bulundu.İlçede ortaklaşa uygulama yapan emniyet ve jandarma ekipleri, N.U. ve B.Y'nin bulunduğu otomobili durdurdu. Araçta arama yapan ekipler, tarihi sikkeler ile altın arama dedektörü ele geçirdi.Sikkeleri ve dedektörü muhafaza altına alan ekipler, N.U. ve B.Y'yi İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürdü.
Reklam
Yıllar İçinde Ünü Ülke Sınırlarını Aştı ve Yeteneğiyle Dünyanın En İyi DJ’lerinden Biri Oldu: Mahmut Orhan
etiket
Türkiye ve DJ'lik deyince akla ilk gelen, ülkemizi Turizm Bakanlığı kadar iyi tanıtan, medar-ı iftiharımız Mahmut Orhan. 1993 doğumlu, genç yaşında birçok başarıya imza atan DJ'imiz, 2017 yılında GQ Man of The Year'da, 2018'de ise Altın Kelebek'te 'Yılın DJ'i seçildi. Yabancı şarkıları kendine has dokunuşlarla bambaşka bir boyuta taşıyan, hepimizin göğsünü gere gere dinlediği ve anlattığı büyük yetenek Mahmut Orhan yolcuğuna, buyurunuz.
Oğuzhan Aygören Yazio: Ne Gerek Var?
etiket
A – Duvarlar çok boş kalmış. Bir resim assak? B – Binaya çok masraf ettik. Bütçemiz bitti. Hem ne gerek var? A – Apartman çok bakımsız. Duvarları mı boyatsak? B – Şimdi boyanın sırası mı? O parayla daha önemli işler yapabiliriz. Ne gerek var? A – TV izlemek yerine merak ettiğiniz ve ilgilendiğiniz bir konuda ders almaya ne dersiniz? Hem birçok üniversitenin programına ücretsiz erişmek ve sertifika almak da mümkün. B – Şimdi başımıza iş çıkarmayalım. Şöyle kanepeye oturup dizi izlemek ve telefonla oynamak varken ders alıp yorulmaya ne gerek var? A – Dünyada gelişen bir trend var. Bunun için erkenden hareket edip yol almaya ne dersiniz? Şirketimiz de öncü konumda olur ve dünyaya örnek işler yapabiliriz?B – Sen şimdi fırsattan bahsetmeyi bırak da çok acil sorunlarımız var. Onları çözelim önce. Sonra bakarız önerine. Şimdi ne gerek var yeni iş almaya? A – Yurtdışında bir seminere katılmak istiyorum. Hem çok şey öğrenebilirim hem de iş bağlantıları kurabilirim.B – Döviz kurları böyleyken yurtdışına gitmek mi? Bize ne faydası olacakmış bu seminerin? Ne gerek var? A – İşin içine eğlence katmaya ne dersiniz? Biraz müzik, biraz mizah, biraz sanat. B – Ne gerek var? Şimdi ekstra masraf. Biz işimize bakalım. Örnekler çok.
AB'nin Dış Ticaretinde Kovid-19’Nun Olumsuz Etkisi Ağustosta Devam Etti
BERLİN (AA) - Avro Bölgesi'nin ihracatı, ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 azalarak 156,3 milyar avroya geriledi.Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), AB ve Avro Bölgesi'nin ağustos ayı öncü uluslararası ticaret verilerini yayımladı. Buna göre, Avrupa Birliği'nin (AB) dış ticareti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin ekonomi üzerindeki oluşturduğu belirsizlik nedeniyle ağustosta düşüş kaydetti.Avro Bölgesi'nin ihracatı, ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 azalarak 156,3 milyar avroya, ithalatı da yüzde 13,5 gerileyerek 141,6 milyar avroya düştü. Böylece Avro Bölgesi'nin, ağustos ayında yaklaşık 14,7 milyar avroluk ticaret fazlası gerçekleştirdi. AB'de ihracat, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14 daralarak 139,7 milyar avro, ithalat yüzde 15,6 gerileyerek 128,3 milyar avro oldu. AB'nin ticaret fazlası, ağustosta yaklaşık 11,3 milyar avroya ulaştı.Öte yandan, ocak-ağustos döneminde Avro Bölgesi’nin ihracatı yüzde 12,4 düşerek 1 trilyon 229 milyar avroya ve ithalatı da yüzde 13,4 azalarak 1 trilyon 119 milyar avroya geriledi.ABD Başkanı Donald Trump tarafından defalarca eleştirilen AB ile ABD dış ticaret dengesinin söz konusu dönemde 101,9 milyar avrodan 92,7 milyar avroya gerilemesi dikkati çekti. Ocak-ağustos dönemde AB’nin Türkiye’ye ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 azalarak 42,7 milyar avroya, ithalatı da ise yüzde 15,5 azalarak 39,3 milyar avroya geriledi.
Reklam
8. Boğaziçi Film Festivali'ne Doğru
İSTANBUL (AA) - Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansının destekleriyle bu yıl 23-30 Ekim'de düzenlenecek 8. Boğaziçi Film Festivali'nde, ulusal ve uluslararası uzun ve kısa metraj 60 film sinemaseverlere sunulacak. Bu yıl 'Her şeye rağmen' temasıyla, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri uygulanarak seyircisini ağırlayacak festivalin basın toplantısı çevrim içi olarak gerçekleştirildi.Boğaziçi Film Festivali Artistik Direktörü Emrah Kılıç, öncelikli amaçlarının festivalin sürekliliğini sağlamak olduğunu belirterek, 'Yarışmaları yapıp festivali bu yıl devam ettirmek ana amacımızdı. 4-5 filmlik bir yarışma dışı film seçkisi de yapmaya çalıştık. Bu yıl fiziksel gösterimlerle Kadıköy ve Beyoğlu Sinemaları'nda olacağız.' dedi.Festivalde yarışan Ensar Altay'ın 'Kodokushi' ve Ahmet Sönmez'in 'Sadece Farklı' filmlerinin dünya prömiyerini yapacağını hatırlatan Kılıç, Kovid-19 salgını nedeniyle uluslararası yarışmanın jüri üyelerinin festivale katılamayacağını söyledi.Kılıç, uzun metraj yarışmalara bu yıl 60'a yakın başvuru aldıklarını vurgulayarak, 'Ne kadar fazla film olursa, o kadar keyifli bir değerlendirme süreci oluyor. Hepsi bu sene çıkan filmlerdi. Kısa filmlerde ise 300'e yakın başvuru aldık. Özellikle kısa kurmaca filmlerde prodüksiyonların kalitesi artıyor. Burada da çok zorlandık. Normalde 10 film alma düşüncemiz vardı bu sayıyı 12 yaptık. Almak isteyip alamadığımız filmler de oldu.' ifadelerini kullandı.Bosphorus Film Lab Direktörü İpek Tugay ise Pitching Platformu, First Cut Lab ve Works in Progress platformlarında toplamda 21 projenin bulunduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Bu platformlarda da çok önemli isimlerden jüriler oluşturduk.Yabancı konukların dijital platformlar üzerinden katılımcılarla buluşup etkin bir paylaşım alanının yaratılacağı Bosphorus Film Lab etkinlikleri, finalistlere özel olarak organize edilen eğitimler ve endüstri davetlilerine yönelik proje sunumlarıyla çevrim içi olarak gerçekleştirilecek. Etkinlik takvimimizi de önümüzdeki günlerde sosyal medya hesaplarımızdan duyuracağız.'Festival 'Sun Children' filmiyle açılış yapacakFestivalin bu yılki açılış filmi, İranlı yönetmen Majid Majidi'nin dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali Ana Yarışma bölümünde gerçekleştiren filmi 'Sun Children' olacak. 'Beyond The Clouds' filmiyle 5. Boğaziçi Film Festivali'nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yaparak festivalden En İyi Kurgu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle ayrılan Majid Majidi’nin son filmi 'Sun Children', geçimlerini zorlukla sağlayan Ali ve üç arkadaşının hikayesine odaklanıyor.Altın Yunus için 10 film yarışıyorBu yılın önemli yerli yapımlarını bir araya getiren, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda bir film 100.000 lira değerindeki Altın Yunus ödülünü almaya hak kazanacak. Edebiyatçı, senarist ve yapımcı Tarık Tufan'ın başkanı olduğu ve yönetmen Ramin Matin, görüntü yönetmeni Taner Tokgöz, oyuncu İpek Türktan Kaynak ve oyuncu Ecem Uzun'dan oluşan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi yılın en iyi yerli filmini seçecek. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda, Derviş Zaim'in 'Flaşbellek', Orçun Benli'nin 'Gelincik, Erdem Tepegöz'ün 'Gölgeler İçinde', Ensar Altay'ın 'Kodokushi', Barış Gördağ ve Yasin Çetin'in 'Koku', Ferit Karol'un 'Kumbara', Fatih Özcan'ın 'Mavzer', Ercan Kesal'ın 'Nasipse Adayız', Reis Çelik'in 'Ölü Ekmeği' ve Ahmet Sönmez'in 'Sadece Farklı' filmleri yarışacak.Festivalde yer alan filmlerden 'Kodokushi' ve 'Sadece Farklı' dünya prömiyerlerini festivalde yaparken 'Flaşbellek', 'Gelincik', 'Gölgeler İçinde', 'Koku', 'Kumbara', 'Mavzer' ve 'Ölü Ekmeği' filmleri ise İstanbul'da ilk gösterimlerini gerçekleştirecek.Kısa kurmaca ve kısa belgesel filmler seyircisini bekliyorYönetmenler Banu Sıvacı ve Cihan Sağlam ile film eleştirmeni Murat Tolga Şen, Kısa Kurmaca jürisinde yer alacak.Ulusal Kısa Kurmaca kategorisinde jüri üyeleri, Mahsum Taşkın'ın 'Binbir Gece', Zeynep Dilan Süren'in 'Büyük İstanbul Depresyonu', Alperen Albayrak'ın 'Derinlik Algısı', Elif Hamamcı'nın 'Geri Dönüşüm', Emre Sert ve Gözde Yetişkin'in 'Kısmet', Volkan Girgin'in 'Konuşma', Gökalp Gönen'in 'Lal', Yeşim Tonbaz'ın 'Münhasır', Murat Uğurlu'nun 'Tapınak', Hüseyin Aydın Gürsoy'un 'Toz Olmak', Yavuz Akyıldız'ın 'Yağmur, Şnorkel ve Taze Fasulye' ve Onur Güler'in 'Yara' filmlerini değerlendirecek. Uluslararası Kısa Kurmaca kategorisinde ise Linh Duong'un 'A Trip to Heaven', Anthony Nti'nin 'Good Night', Zhannat Alshanova'nın 'History of Civilization', Sameh Alaa'nın 'I am Afraid to Forget Your Face', Firas Khoury'nin 'Maradona's Legs', Hristo Simeonov'un 'Nina', Pedro Peralta'nın 'Perpetual Night', Edgardo Pistone'nin 'The Flies', Farah Nabulsi'nin 'The Present' ve Francesca Canepa'nın 'The Silence of the River' filmleri yarışacak.Yazar Samed Karagöz ile yönetmenler Senem Bay ve Vuslat Saraçoğlu'ndan oluşan Kısa Belgesel Jürisi de Ulusal Kısa Belgesel Film Yarışması için Özgenur Gülerce'nin 'Aşık Feymani', Muhammed Emre Özdemir ve Hakan Demirel'in 'Baraka', Melih Aslan'ın 'Bisikletçi', Feyzi Baran ve Kamil Kahraman'ın 'Bu da mı Gol Değil?', Rıdvan Karaman'ın 'Donuk Bakışlar', Ahmet Keçili'nin 'Seval', Malaz Usta'nın 'Sürgünde Bir Yıl' ve Fatih Ertekin'in -'Yaylacı' belgesellerini değerlendirirken, Uluslararası Kısa Kurmaca Belgesel Film Yarışması içinse Mahdi Fleifel'in '3 Logical Exits', Randa Maroufi'nin 'Ceuta’s Gate', Halima Ouardiri'nin 'Clebs', Gregoire Verbeke'nin 'I Feel Your Eyes', Nevena Desivojevic'in 'Outside the Oranges are Blooming', Adriano Valerio'nun 'The Eagles of Carthage', Alex Evstigneev'in 'The Golden Buttons' ve Maja Novakovic'in 'Then Comes the Evening' belgeselleri arasından seçim yapacak.FİYAB'dan 10.000 liralık 'En İyi Yapımcı Ödülü'Ayrıca festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasında yer alan filmlerden birine yapımcılar Alper Tunga Özdemir, Nazif Tunç ve Metin Tunçtürk’ten oluşan FİYAB (Film Yapımcıları Meslek Birliği) Jürisi tarafından 10.000 liralık En İyi Yapımcı Ödülü takdim edilecek.Bu yıldan itibaren 'FİLM-YÖN En İyi Yönetmen' ödülü verilecek.Bu yıl ilk kez, 'FİLM-YÖN En İyi Yönetmen' ödülü ise Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda yer alan filmlerin yönetmenlerinden biri Film Yönetmenleri Derneği Jürisi tarafından sahibini bulacak. FİLM-YÖN Jüri üyeleri Mehmet Eryılmaz, Melisa Önel ve Selim Evci'den oluşuyor.
Reklam
AB: Türkiye'nin Tek Taraflı Eylemlerinden Üzüntü Duyuyoruz
BRÜKSEL (AA) - Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesinin sonuç bildirisinde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de 'tek taraflı' eylemlerde bulunduğu savunularak AB Konseyi'nin bundan dolayı üzüntü duyduğu belirtildi. Zirvenin sonunda yayımlanan sonuç bildirisinin dış ilişkiler bölümünde Türkiye ile ilgili 2 madde yer aldı. Bildiride, 1-2 Ekim'de yapılan zirvede alınan kararlara atıf yapılarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de son arama çalışmalarıyla 'tek taraflı ve provokatif eylemlerde bulunduğu' savunuldu ve bundan dolayı AB Konseyi'nin üzüntü duyduğu ifade edildi.Kıbrıs adasındaki Maraş'ın statüsüyle ilgili 'BM Güvenlik Konseyi'nin 550 ve 789 sayılı kararlarına saygı duyulması' istenen bildiride, AB'nin Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimiyle dayanışma içinde olduğu vurgulandı.Bildiride, AB Konseyi'nin Türkiye'yi 'eylemlerinden geri dönmeye ve gerginliğin düşürülmesi için çalışmaya çağırdığı' ifade edildi.Afrika-AB ilişkileriAfrika-AB ilişkilerine geniş yer ayrılan bildiride Afrika ile stratejik ilişkilere büyük önem verildiği vurgulanırken, Afrika ülkeleri ile siyasi ilişkileri tüm alanlarda derinleştirme ve yenileme ihtiyacının altı çizildi. Kovid-19 döneminde AB'nin Afrika'daki sağlık sistemini güçlendirme ve uluslararası borçların hafifletilmesine yönelik çabalarıyla ilgili taahhüdü bildiride yer aldı. Bildiride Afrika'nın ekonomik dönüşümünde AB'nin ortaklığı ilerletme isteğinin ve yatırım programlarını genişletme arzusunun altı çizilerek, dijital ekonomi, yenilenebilir enerji, ulaştırma, sağlık ve tarımsal gıda sektörlerinin iş birliği ve yatırım için en önemli alanlar olduğu ifade edildi. AB Konseyi ayrıca Afrika'da barış, güvenlik ve istikrarın önemine vurgu yaparak, AB'nin Afrikalı ortaklarıyla yasal göç, yasa dışı göçle mücadele, yasa dışı göçmenlerin geri kabulü, göçmen kaçakçılığıyla mücadele konularında çalışmak istediği belirtildi. Belarus ve RusyaBelarus'a da yer verilen bildiride, 12 Ekim'de yapılan AB Dışişleri Bakanları Toplantısında alınan yaptırımları da içeren kararların onaylandığı, Belarus'un misilleme tedbirlerine karşı AB'nin Litvanya ve Polonya ile dayanışma içinde olduğu vurgulandı. Bildiride, Rusya'ya çağrı yapılarak Avustralya ve Hollanda ile Malezya Havayollarına ait 298 yolcu taşıyan MH17 sefer sayılı uçağın düşürülmesiyle ilgili üçlü görüşmelere devam etmesi istendi.AB Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirisinin iklim ve çevre, Kovid-19 salgınıyla mücadele ve Brexit sonrası AB-İngiltere ilişkileri ile ilgili maddeleri ise dünkü oturumdan sonra yayımlanmıştı.
Analiz - Şi'nin "Çin Rüyası" Ve Küresel Etkileri
İSTANBUL (AA) -İSHAK TURAN-İki bin yılı aşkın kadim bir devlet geleneğine sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Asya Pasifik’in en güçlü mali ve askeri gücüne sahip olduğu gibi dünyanın en kalabalık ülkesidir. Her ne kadar 1839’da Büyük Britanya’nın başlattığı Afyon Savaşı’nda mağlup olmasıyla yaklaşık 150 yıl süren işgaller ve istikrasız bir dönem geçirse de 1946-1949 yılları arasında süren iç savaş sonrasında yeni devleti kuran Mao Zedong liderliğinde göreceli de olsa bir istikrar kazanmıştır. 1978’de iktidara gelen Dıng Şiaoping, Mao dönemindeki kapalı devlet modelini kısa sürede iyi analiz ederek ülke ekonomisini dışa açmaya karar vermiştir. Yaklaşık iki asır önce limanlarını dış dünyaya açmamak için savaşı göze alan Çin’in Dıng döneminde ülke limanlarını gönüllü olarak açmak istemesi, değişen dünya düzeninin de aslında bir gereğiydi.Dıng’ın dışa açılım politikasını hızla benimseyen Çin, ucuz ve nitelikli işgücü sayesinde her yıl giderek daha fazla dış yatırım çekmeye başladı. Her ne kadar liberallerin, Çin’in Batı dünyasıyla karşılıklı bağımlılığını artırdıkça komünist yapıdan vazgeçerek daha demokratik bir yönetim şekline geçeceğine dair umutları olsa da özellikle 1989’daki Tiananmen Olayları ile Çin’in komünist yönetim şeklinden vazgeçmeye hiç de niyetli olmadığı açıkça anlaşılmıştır. Daha sonra ABD, Çin’in özellikle Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliği adaylığını yaklaşık 16 yıl bekleterek küresel sistemle daha uyumlu bir Çin yönetimi hayal etse de bunda da çok başarılı olamamıştır. ABD’nin uzun zamandır takip ettiği bu politika anlayışı, Çin’in kendi çıkarlarına zarar vermeden gelişmesi doğrultusundaydı. Çin’in barışçıl dış politika söylemi ve piyasa düzeni içinde hareket etmesi liberaller tarafından olumlu karşılansa da Kenneth Waltz, Robert Gilpin, Graham Allison ya da John Mearsheimer gibi neorealistler, bu politika anlayışını her zaman gizli bir tuzak kabul ettiler. Neorealistler, Çin’in elbet bir gün ABD’nin karşısına çıkarak hegemonya olmak isteyeceğini iddia etmişlerdir.Çin rüyası ve “Made in China 2025” vizyonuDiğer taraftan Dıng döneminden itibaren takip edilen düşük profilli dış politika anlayışının Şi Cinping yönetimiyle terk edildiği görülmektedir. 2013’te iktidara gelen Şi’nin kısa sürede aktif bir dış politika anlayışını uygulamaya koyması, Çin’e yönelik saklı şüphelerin de gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Şi’nin Dıng ile başlayan iki dönemle sınırlanan devlet başkanlığı sistemini sona erdirerek devlet başkanlarının süresiz iktidarda kalabilmelerine imkân tanıyan yasayı çıkarması, 2013’te Kazakistan ve Endonezya’da hem karadan hem de denizden dünyayı iki koldan saran Kuşak ve Yol (KvY) İnisiyatifini açıklaması, Güney Çin Denizi üzerindeki tartışmalı adalar üzerinde giderek agresif davranması ve askeri amaçlı yapay adalar inşa ettirmesi, “bir ülke iki sistem” yönetim şekliyle yönetilen Hong Kong ile Tayvan üzerinde çok yönlü baskıları artırması, teknoloji alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olma hedefini içeren “Made in China 2025” vizyonu ve daha göreve geldiği ilk gün doğrudan “Çin Rüyası” hayalinin bir gün gerçekleşeceğini iddia etmesi Şi’yi seleflerinden farklı bir yerde konumlandırmıştır. Bazı uzmanlar, Şi’nin bu politika değişikliğinin, ABD Başkanı Barack Obama’nın 2011’de Avustralya Parlamentosunda ilan ettiği “pivot stratejisine” bir karşılık olarak geliştiğini iddia etseler de Şi’nin güçlenen ekonomik gücüne bağlı olarak daha bağımsız hareket ettiği de görülmekte.Çin rüyası, Şi’nin ÇHC’nin sistemde hak ettiği yeri alması ve tam bir saygınlık kazanması için askeri ve ekonomi alanlara ek olarak üstün teknoloji üretiminde de dünyada önde gelen gelişmiş ülkelerden birisi olması hedefine dayanmaktadır. 2012’deki Çin Komünist Partisi sekreterliğine terfi eden Şi Cinping, burada yaptığı konuşmada Çin hayaline atıfta bulunarak, “Tükenmeyen irademizle sürekli çaba göstermeliyiz, Çin’in karakteristik özellikleriyle sosyalizmi ileriye taşımaya devam edelim ve Çin ulusundaki büyük gençleşmenin Çin rüyasını gerçekleştirmesini başarmak için gayret etmeliyiz” [1] diyerek Çin rüyasını gerçekleştirmek için halkının desteğine ihtiyacı olduğunu ve bunu hep birlikte başaracaklarına olan inancını belirtmiştir. Çin rüyası, 2016’da iktidara gelen Trump’ın “Önce Amerika” ya da “Amerika’yı yeniden güçlü yapalım” söylemleriyle de kıyaslanabilir. Şi, Mao ve Dıng gibi karizmatik bir lider olarak anılmak istemektedir ve bunun için de Çin halkı için kayda değer bir başarı sağlamak zorundadır. Şi’nin bu rüyası, ülkenin 100. kuruluş yılı olan 2049’da ÇHC’yi dünyanın en gelişmiş sayılı ülkelerinden birisi yapmak üzerinedir. Bu bağlamda ABD strateji raporlarına da yansıdığı haliyle, Çin donanmasının modernize edilerek artık sadece bölgesinde değil okyanus ötesi operasyonlarda yer alabilecek bir savaşma kabiliyetine ulaşmaya yakın olduğu, küresel etkisini artırdığını ve Şi’nin “Çin Rüyası” hayalini giderek gerçekleştirmeye yakınlaştığı belirtilmektedir. [2]Şi'nin altı aşamalı stratejisiAyrıca Şi, Çin rüyası doğrultusunda ülkesinin güçlenmesinin ABD liderliğinde küresel bir blok hareketine dönmesinden büyük bir kaygı duyuyor ve bu bağlamda altı aşamalı bir yol izlemekte. Birinci olarak, özellikle 2008 krizi sonrasında büyük projeleri hayata geçirmede sıkıntı yaşayan ülkelere kredi desteğinde bulunmakta. Özellikle KvY İnisiyatifi Çin rüyasına giden en büyük adımdır. Bu çerçevede kendi mali fonlarını, kurumlarını ve bankalarını kuran Çin, ABD’nin küresel liberal düzeni şekillendiren Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumların rakipsiz olmadığını göstermekte. Diğer bir ifadeyle, bu gelişmeler, ABD’nin Soğuk Savaş sonrası kurmuş olduğu ekonomik düzenin ilk defa Çin’den gelen bir meydan okumayla karşılaşması demek.İkinci olarak Şi, yumuşak karnı olarak bilinen özerk bölgeler üzerinden iç işlerine müdahale edilmesini önlemek istemekte. Son yıllarda Tayvan’ın egemenliği sorunu ile Hong Kong’ta artan protestolar, Çin’in “bir ülke iki sistem” bağlamında kabul edilen bu özerk bölgelerin her anlamda kedisine tabi olmasını istemesinden kaynaklanmakta. Çin, Tayvan ile “1992 Konsensüsü” çerçevesinde hep bir barışçıl birleşmeden yana olduğunu belirtmesine rağmen Ortak Personel Dairesi Başkanı ve Merkezî Askeri Komisyon Üyesi Li Zuocheng’in, Tayvan’ın bağımsızlıkta ısrar etmesi durumunda Çin’in gerekirse Tayvan’ı işgal edebileceğini belirtmesi [3] ilk kez Şi döneminde açıkça dile getirildi. Üçüncü olarak Şi, Çin’in caydırıcı bir güç olduğunu gösterebilmek için askeri güç kapasitesi ile savaş kabiliyetini geliştirmekte. Çin’in ilk defa 2015’te Güney Çin Denizi üzerinde savaş gemilerinin demirleyebileceği ve savaş uçaklarının inebileceği yapay adalar inşa etmeye başlaması Çin’in yeni dış politika anlayışının da göstergelerinden. Çin’in bölge adaları üzerinde Filipinler ile dava konusu olan ve Uluslararası Adalet Divanı’na taşınan Scarborough takımadaları üzerinde kendi aleyhinde verilen kararı tanımamasıyla, bölgede uluslararası hukuk temelinde bir çözümün de olamayacağı görülmüştür. Dahası Çin’in yine ilk defa Şi döneminde uçak gemisi yapmaya başlaması ve gelişmiş füze rampalarıyla sınırlarını korumaya alması da çok önemli bir gelişme. Yine ilk defa Doğu Çin Denizi üzerinde Hava Savunma Tanımlama Sahası (ADIZ) ilan ederek agresif dış politika anlayışını tüm deniz sınırları boyunca devam ettirmektedir.Dördüncü olarak Şi, siyasi alanda uluslararası örgüt ve kurumlarda daha aktif bir rol izleyerek uluslararası sistemde çok sesliliği sağlamaya çalışmaktadır. Şi, çok kutuplu dünya düzenine geçilmesi için askeri ve ekonomik parametreler gibi uluslararası örgütlerin de önemli bir rolü olduğuna inanıyor. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını dolayısıyla Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) Çin’in arka bahçesine dönüşmekle ve salgının gizlenmesi konusunda suç ortağı olmakla itham etmesi de Çin’in artan etkisinin bir yansımasıdır. Çin, artan ekonomik gücüne paralel olarak uluslararası örgütlere daha fazla mali destekte bulunuyor ve haliyle bu kurumlar üzerinde de giderek artan bir nüfuza sahip oluyor. Bununla da yetinmeyen Çin, özellikle ekonomi alanında kendi kurumlarını sistemde bir alternatif olarak sunmakta ve söz sahibi olamadığı uluslararası kurum ve örgütlerin küresel etkisini azaltma niyetinde.Beşinci olarak, milli teknoloji hamlesi ile sadece diğer gelişmiş ülkelerin patentli ürünlerini üretmek yerine yüzde 100 “made in China” ürünleri ile rekabetçi sistemde kendine yer edinmeye çalışan Çin, uzay teknolojisinden telekomünikasyona, otomotiv endüstrisinden yenilenebilir enerjiye kadar her sektörde dünyada öncü markalar oluşturmayı başarmıştır. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçlarında da görüldüğü üzere son yıllarda yetkin öğrenciler yetiştiren Çin, rekabetçi sistemde Çin patentli markalarıyla dünyada yeni bir çekim gücü olmayı başarmış ve bir zamanlar yaygın olan “uyduruk Çin malı” algısını kırmıştır. Bu da ABD’nin Çin’e yönelik ticaret savaşı başlatmasındaki en büyük nedenlerden biridir.Son olarak Şi, yükselişinin bir tehdit yerine “kazan-kazan” içinde değerlendirilmesi için yumuşak güç unsurlarını etkili şekilde kullanmaya çalışmaktadır. Bir taraftan medya unsurları ile kendi ideolojisini ve görüşlerini doğrudan diğer ülkelerin yerel dillerine çevirerek dünyanın en ücra köşelerine ulaşabilmekte, diğer taraftan da Konfüçyüs Enstitüleri ile hem dilini hem de kültürünü diğer ülke vatandaşlarına öğretmeyi amaçlamaktadır. Örneğin Türkiye’de Türkçe yayın yapan Xinhua Ajansı, CRI (China Radio International) Türk FM’e ek olarak dört farklı üniversitede de Konfüçyüs Enstitüleri mevcuttur. Böylece Çin, hem doğrudan iletişim kurma şansını yakalamakta hem de Çin’e yönelik önyargıları kırmayı amaçlamaktadır.ÇKP 18. Merkez Komitesi’nde konuşan Cinping, “Çin milletinin büyük yeniden kalkınışının gerçekleştirilmesi, yakınçağdan bu yana milletimizin en büyük rüyasıdır” diyerek, yeni dünya sahnesinde Çin’in hak ettiği yeri alacağını iddia etmiştir. [4] Şi Cinping’in gelecek vizyonu, Çin rüyasının bir süper güç olma hedefi taşıdığı ve bunun da dünyanın geri kalanı için pek de barışçıl olmayacağı yönündeki düşüncelerin giderek zemin kazanmasına neden olmaktadır. Özetle Çin rüyası, artık aşağılanan ya da içişlerine müdahale edilen bir Çin yerine sistemde saygın ve her alanda lider bir Çin haline gelme amacını ifade etmektedir. Her ne kadar Çin rüyasının gerçekleşmesi sistemdeki diğer ülkelerin neler yapabileceğiyle ilişkili olsa da Şi’in son yedi yıldır izlediği politika anlayışı, Çin rüyasının gerçekleşmesi konusunda kararlı olduğunu göstermektedir. [Dr. İshak TURAN, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Alanında Çin Dış Politikası, Enerji Güvenliği ve Tayvan üzerine çalışmalarını sürdürmektedir] [1] BBC. “What does Xi Jinping's China Dream mean?” https://www.bbc.com/news/world-asia-china-22726375[2] DOD (2016). “Military and Security Developments Involving the People’s Republic of China 2016”. Annual Report to Congress, Office of the Secretary of Defense.[3] Yew Lun Tian (2020). Attack on Taiwan an option to stop independence, top China general says. Reuters. https://www.reuters.com/article/us-china-taiwan-security-idUSKBN2350AD[4] Cinping, Şi. “China never seeks hegemony, expansion: Xi”. 2017d. http://www.xinhuanet.com/english/2017-10/18/c_136688622.htm
Bankalardan Turizmcilere 10 Milyar Liralık Kredi Desteği
Türkiye Bankalar Birliği, Turizm Destek Paketi Uygulaması kapsamında, Hazine ve Maliye Bakanlığı garantisi ve Kredi Garanti Fonu kefaleti ile toplam tutarı 10 milyar TL'yi bulan kredi sağlayacak. Krediler, 12 ay geri ödemesiz ve 48 ay vade seçeneğiyle sunulacak.
Grafikli - Kırgızistan'daki Siyasi Kriz Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov'u İstifaya Götürdü
BİŞKEK (AA) - ALİ CURA - Kırgızistan'da 4 Ekim'de yapılan parlamento seçiminin sonuçlarının protesto edilmesiyle başlayan siyasi kriz, Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’un istifasını getirdi.Son 15 yıldır 'yolsuzluk' iddiaları sık sık gündeme geldiği için 2005 ve 2010’da çıkan olaylar yüzünden cumhurbaşkanı değiştirmek zorunda kalınan Kırgızistan’da 4 Ekim'de yapılan parlamento seçimlerinin sonuçları, ülkeyi bir kez daha cumhurbaşkanını istifaya zorlayan yeni bir kaosa sürükledi.Katılım oranının yüzde 55 civarında olduğu seçimin ilk sonuçlarına göre, 4 siyasi parti yüzde 7'lik barajı aşarak 120 sandalyeli meclise girmeye hak kazandı. Gelecek 5 yıl görev yapacak milletvekili seçim yarışına katılan 16 siyasi partiden 'Birimdik' (Birlik), 'Mekenim Kırgızistan' (Vatanım Kırgızistan), 'Kırgızistan' ve 'Bütün Kırgızistan' meclise girmeyi başardı. Böylece mevcut Meclis Başkanı Dastanbek Cumabekov'un aday gösterildiği Kırgızistan Partisi yerini korurken diğer 3 parti ilk kez parlamentoya girmeye hak kazandı.Seçim sonuçlarının iptal edilmesi istendiSeçimler öncesinde başlayan siyasi parti liderlerinin karşılıklı suçlamaları, taraftar kavgaları, saldırılar, yolsuzluk iddiaları seçim sonrasına da taşındı.'Ata Meken', 'Bir Bol', 'Reforma', 'Bütün Kırgızistan', 'Çok Kazat' partileri ve diğerlerinin barajı aşamadığının ilan edilmesiyle 5 Ekim’den itibaren ülkede sokaklar karıştı. 'Milletvekili seçimlerinin adaletli geçmediğini ve oyların satın alındığını' iddia eden parti liderleri, seçim sonuçlarının iptal edilmesini istedi. Barajı geçemeyen partilerin lider ve üyeleri, seçim sonuçlarını protesto etmek için başkent Bişkek'in ana meydanı Ala-Too'ya çıktı.Bazı göstericilerin Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na doğru yürüyüşe geçmesi ve sarayın ön tarafındaki kapıları zorlaması üzerine polis kalabalığa sert müdahale etti. Göstericiler de polise taş atarak ve çöp konteynerlerini ateşe vererek karşılık verdi.Eski Cumhurbaşkanı Atambayev, cezaevinden çıkarıldı6 Ekim'de gecenin ilerleyen saatlerinde protestocular, 'iktidar yanlısı partilerin hile yoluyla seçimleri kazandığı' iddiasıyla cumhurbaşkanlığı ve hükümet binalarını işgal etti. Polis, bu defa göstericilere müdahale etmedi. Göstericilerin işgal ettiği Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın üst katlarında yangın çıktı ve bir süre sonra bu yangın söndürüldü. Çıkan olaylarda 120 kişi ağır yaralandı, 1 kişi yaşamını yitirdi.Daha sonra protestocular, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na yakın mesafede bulunan ve eski Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev'in kaldığı Milli Güvenlik Devlet Komitesi'ndeki cezaevine giderek arbede çıkardı. Ardından Atambayev kaldığı cezaevinden çıkarılarak taraftarlarına teslim edildi.Atambayev'in iktidarı döneminde 11 yıl 6 ay hapse mahkum edilen ve suçunu kabul etmediği için Cumhurbaşkanı Ceenbekov'un iktidarında çıkarılan af yasasından kendi isteği ile yararlanmayan eski milletvekili Sadır Caparov da kaldığı hapishaneden serbest bırakıldı. Caparov, 4 Ekim'deki parlamento seçimlerinde seçim barajına az farkla takılan 'Mekençil' adlı siyasi partinin aday listesinin 2. sırasında yer almıştı.Milletvekili seçim sonuçları iptal edildiCumhurbaşkanı Ceenbekov, bazı siyasi güçlerin seçim sonuçlarını bahane edip iktidarı ele geçirmek istediklerini belirterek, aynı gün (6 Ekim) Kırgızistan Merkez Seçim Komisyonu'na 4 Ekim'de yapılan milletvekili seçim sonuçlarının iptal edilmesini tavsiye etti. Merkez Seçim Komisyonu, 6 Ekim'de seçim sonuçlarını iptal etti. Devam eden olaylar nedeniyle Kırgızistan Başbakanı Kubatbek Booronov ve Parlamento Başkanı Dastan Cumabekov görevlerinden istifa etmek zorunda kaldı.Kırgızistan'da seçim sonuçlarını kabul etmeyen muhaliflerin kamu kurumlarını işgali sürerken ülkede durumun kontrol altına alınması için Koordinasyon Kurulu oluşturuldu ve başına eski Bütün Kırgızistan Partisi lideri Adahan Madumarov getirildi. Koordinasyon Kurulunca Bütün Kırgızistan Partisi Üyesi Kursan Asanov İçişleri Bakanlığından ve Parti Üyesi Ömürbek Suvanaliyev de güvenlik güçlerini koordine etmekten sorumlu yapıldı. Kurulun ömrü uzun sürmedi. Asanov ile Suvanaliyev, sorumlu oldukları kurumların personellerince uzaklaştırıldı. Asanov, 'daha sonra kitlesel olaylar çıkardığı' iddiasıyla gözaltına alındı.Hapisten çıkarılan Caparov’a 'başbakanlık' görevi verildiSeçim barajını aşamayan siyasi partilerin taraftarlarının organizasyonunda bir otelde bazı meclis üyeleri toplantı yaptı. Toplantıda, Meclis Başkanlığı görevine Milletvekili Mıktıbek Abdıldayev ve geçici Başbakanlık görevine de 51 yaşındaki Sadır Caparov seçildi.Madumarov'un liderliğinde kurulan Koordinasyon Kurulu'nu tanımayan Caparov, Ala-Too Meydanı'nda taraftarlarıyla bir araya gelerek ülkede hukuki düzeni sağlamak için elinden gelen gayreti göstereceğini belirtti. Bişkek'te 7 Ekim’de 24 saat boyunca göreve çıkmayan güvenlik güçlerinin yokluğunu fırsat bilen bazı gruplar, şehirde yağma teşebbüsünde bulundu.Ülkede olaylar kontrolden çıkarken, gün içinde bakanlıklar, televizyon binaları, kamu ve belediyelerdeki makamlar işgal edilmeye çalışıldı. Bişkek ve Oş Büyükşehir Belediye Başkanları görevinden istifa etti.Bazı parti taraftarlarının baskısı üzerine görevlerinden ayrılan Bişkek ve Oş Belediye Başkanları, 8 Ekim'de makamlarına tekrar geri döndü.Ülkenin çeşitli bölgelerinde yabancıların işlettiği altın madenlerine baskınlar düzenlendiği, madendeki yapıların ateşe verildiği, yağmalandığı ve işgal edilmeye çalışıldığı haberleri geldi. Muhalifler arasında 'iktidar kavgası' başladıGeçici başbakanlık koltuğuna oturtulan Sadır Caparov'un taraftarları, Başbakanlık binası önündeki gösterilerde, Caparov'un başbakanlık koltuğunda kalmasını istedi.Başbakanlık binasının diğer tarafında toplanan Reforma, Ata Meken, İman Nuru Adalet ve Kalkınma adlı parti temsilcileri de başbakanlık koltuğuna genç ve yeni yüzün oturması amacıyla gösteri yaptı.Gösteride, Başbakanlık kapılarının açılması ve kurulmaya çalışılan yeni geçici kabinede Ata Meken Partisi Adayı Tilek Toktogaziyev'in yer alması talepleri dile getirildi. Caparov'u tanımayanlar, Tilek Toktogaziyev’i başbakanları olarak ilan etti.Başbakanlıkta makam mücadelesi yapılırken bina dışında da her iki kesim arasında sert tartışmalar yaşandı.Cumhurbaşkanı Ceenbekov, 8 Ekim'de göstericilere ateş açılması ve olağanüstü halin ilan edilmesi için bilinçli olarak talimat vermediğini, tüm siyasi güçlerin masada toplanmaları çağrısında bulundu.Taraflardan hiçbirinin durumu çözmek için tek bir müzakere platformunu sunmadığını sitem eden Ceenbekov, siyasi güçlerin teklifini beklediğini ifade etti. Ceenbekov, ülkenin hukuki zemine oturur oturmaz cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılmaya hazır olduğunu duyurdu.Ceenbekov, Merkez Seçim Komisyonunun milletvekili seçim sonuçlarını iptal ettiğini ve Komisyonun yeni seçim tarihiyle ilgili kararın alınmasından sonra mevcut siyasi gerilimi düşüreceğine dikkati çekti. Atambayev, Ceenbekov’u istifaya çağırdıCezaevinden çıkarılan eski Cumhurbaşkanı Atambayev, Ceenbekov'un istifasını talep etmek için taraftarlarıyla başkent Bişkek'teki Ala-Too Meydanı'nda toplandı.Ala-Too Meydanı'na yakın mesafedeki Başbakanlık binası önünde gösterilerini sürdüren Caparov'un destekçileri, Atambayev'in taraftarlarının bulunduğu alana gelerek arbede çıkardı.Taş ile müdahale sonucu Atambayev'in taraftarları dağılırken, kalabalık içinde bulunan kimliği belirsiz 1 kişi tarafından Atambayev'in zırhlı aracı kurşunlandı.Atambayev ve oğulları, 10 Ekim'de evine düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Oğulları, emniyet müdürlüğünde bir süre tutulduktan sonra serbest bırakıldı.Bişkek’te OHAL ilan edildi Cumhurbaşkanı Ceenbekov, 12 Ekim'de kitlesel olaylar nedeniyle can ve mala olası saldırıların önlenmesi amacıyla başkent Bişkek'te Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etti.19 Ekim saat 05.00'e kadar geçerli olacak karar uyarınca, 22.00-05.00'te sokağa çıkma yasağı uygulamaya konuldu.Ordu, Bişkek'in girişlerinde, polis ise şehir içindeki asayişi kontrol etmeye başladı. Ordu ve polise, şehir sakinlerinden oluşturulan gönüllü sivil hareketleri de destek verdi.OHAL, parlamento tarafından 16 Ekim'de iptal edildi. Başbakan ve yeni kabine belli olduCumhurbaşkanı Ceenbekov, toplumda Caparov'un Başbakanlığı ve kabinesinin meşruiyetinin sorgulandığını gerekçe göstererek, Caparov'un hükümet yapısı ve programının onaylanması için kendisine gönderdiği kararnameyi veto etti.Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, başbakan adayı, hükümetin programı, yapısı ve kabine üyelerinin onaylanması için Meclisin salt çoğunluğunun, yani en az 61 milletvekilinin, oylamaya bizzat katılması gerektiği vurgulandı.Bu arada, Meclis Başkanlığı görevine 6 Ekim’de seçilen Bir Bol Partisi Milletvekili Mıktıbek Abdıldayev'in görevinden istifa etmesinin ardından Genel Kurulda yeni başkan için seçim yapıldı. Kırgızistan'da Meclis Başkanlığı görevine Kırgızistan Partisi Başkanı Kanat İsayev seçildi.Ceenbekov'un önerisi ile Ala-Arça Cumhurbaşkanlığı Konutları'ndaki Kongre Merkezi'nde toplanan mevcut 120 sandalyeli Meclis üyelerinden 83'ü, Caparov'un başbakanlığı ve kabinesine güvenoyu verdi.Caparov, meclis oturumunda sabıkalı olup olmadığına ilişkin soruya, bir suç işleyerek cezaevine girmediği, siyasi suçlu olduğu yanıtını verdi.Ceenbekov, 14 Ekim'de Caparov başbakanlığında kurulan yeni kabinenin üyelerinin atamalarına ilişkin kararı imzaladı.Yeni kabinede, FETÖ geçmişi olan isimKabine üyelerinin büyük çoğunluğunu değiştiren Caparov'un özellikle Eğitim ve Bilim Bakanlığına getirdiği Almazbek Beyşenaliyev'in özgeçmişi dikkat çekti.Beyşenaliyev'in Türkiye'de terör örgütü ilan edilen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki yüksek eğitim kurumunda ve bu kurumdan mezun olanların kurduğu dernekte yöneticilik yaptığı göze çarptı. Özgeçmişinde Beyşenaliyev, Gülen yandaşlarının 1996'da kurduğu Ala-Too Uluslararası Üniversitesinde 2008-2010'da uluslararası bölümde öğretim görevlisi ve 2014-2017'de Bilim Araştırma ve Dış İlişkilerden Sorumlu Rektör Yardımcılığı görevini üstlendi.Beyşenaliyev, yine Gülen'in kurucusu olduğu bilinen okullarından mezun olanların kurduğu 'Kırgızistan Genç İşadamları Derneğine' 2007-2010'da başkanlık etti.Beyşenaliyev, Başbakanlık Eğitim, Kültür ve Spor Daire Başkanı ile görevini de üstlendi. Caparov ve taraftarlarından da Ceenbekov’a 'istifa' çağrısıKırgızistan'da Başbakanlık koltuğuna oturan Caparov ve taraftarları, Cumhurbaşkanı Ceenbekov'un istifasını ve parlamentonun da kendini feshetmesini talep etti. Ertesi gün (15 Ekim) Cumhurbaşkanı Ceenbekov görevinden istifa etme kararı aldığını açıklayarak, kendisi için her şeyden önce Kırgızistan'da barış, ülkenin bütünlüğü, halkın birliği ve toplumdaki huzurun önemli olduğunu vurguladı.Başbakanlık binası önündeki destekçilerine seslenen Başbakan Caparov, Ceenbekov'un istifasının ardından Meclis Başkanı Kanat İsayev'in cumhurbaşkanlığı görevlerini yerine getirmeye hazır olmadığını bildiren dilekçe yazdığını aktararak, 'Böylece cumhurbaşkanlığı yetkileri bana devredildi.' dedi.Milletvekili seçimlerinin iptali ve Ceenbekov'un istifasının ardından Caparov'un gelecek günlerde yeni cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin tarihini ilan etmesi bekleniyor.
Reklam