onedio
Thy'den Yurtiçi İndirim Kampanyası
İSTANBUL (AA) - Türk Hava Yolları (THY) iç hatlar için indirim kampanyası başlattı.THY'nin resmi internet sitesinden yapılan duyuruda, başlatılan kampanya ile yolculara 99.99 TL’ye uçuş imkanı sunulduğu belirtildi. Kampanyanın 26 Ekim-27 Ekim 2020 arası düzenlenen ve seyahat tarihi 1 Aralık 2020- 21 Ocak 2021 arasındaki biletler için geçerli olacağı kaydedildi. Açıklamada, İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı çıkışlı ya da varışlı yurtiçi tek yön ekonomi sınıfı uçuşlarda geçerli olan kampanya KKTC ve Hopa’ya yapılacak uçuşları kapsamayacağı belirtilirken şu ifadelere yer yerildi:“Memleket özleminizi giderirken sevdiklerinize sağlık ve güvenle kavuşun diye şimdi Türkiye'nin her yerine uçuşlar 99.99 TL. 26 ve 27 ekimde biletinizi alın, Güvenli Seyahat Standartlarımız ve geliştirilmiş özel hijyen önlemleriyle Türk Hava Yolları'nın her zamanki misafirperverliği eşliğinde seyahatinizi gerçekleştirin.”
Thy'den Yurtiçi İndirim Kampanyası
İSTANBUL (AA) - Türk Hava Yolları (THY) iç hatlar için indirim kampanyası başlattı.THY'nin resmi internet sitesinden yapılan duyuruda, başlatılan kampanya ile yolculara 99.99 TL’ye uçuş imkanı sunulduğu belirtildi. Kampanyanın 26 Ekim-27 Ekim 2020 arası düzenlenen ve seyahat tarihi 1 Aralık 2020- 21 Ocak 2021 arasındaki biletler için geçerli olacağı kaydedildi. Açıklamada, İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı çıkışlı ya da varışlı yurtiçi tek yön ekonomi sınıfı uçuşlarda geçerli olan kampanya KKTC ve Hopa’ya yapılacak uçuşları kapsamayacağı belirtilirken şu ifadelere yer yerildi:“Memleket özleminizi giderirken sevdiklerinize sağlık ve güvenle kavuşun diye şimdi Türkiye'nin her yerine uçuşlar 99.99 TL. 26 ve 27 ekimde biletinizi alın, Güvenli Seyahat Standartlarımız ve geliştirilmiş özel hijyen önlemleriyle Türk Hava Yolları'nın her zamanki misafirperverliği eşliğinde seyahatinizi gerçekleştirin.”
Haydar Özkörmücü Yazio: E-Ticaret’te Alışveriş Yaparken Dolandırılmayın! En Sık Kullanılan E-Ticaret Dolandırıcılık Yöntemleri
Özellikle pandemi dönemi ile birlikte e-ticaret sitesi açmak, e-ticaret operasyonlarını büyütmek çok daha mantıklı hale geldi. Fakat her hızlı büyüyen sektörde olduğu gibi e-ticarette de iş ahlakını hiçe sayan işletmenlerin sayısı artmaya başladı. İşte en çok karşılaşılan e-ticaret dolandırıcılıkları ve çakallıkları. Bunların bir kısmı resmi olarak dolandırıcılık faaliyeti olmadığından onun yerine çakallık olarak betimlemek durumundayım.
Reklam
Özbekistan'ın Dış Ticareti 9 Ayda 27,5 Milyar Dolar Oldu
TAŞKENT (AA) - Özbekistan'ın dış ticaret hacmi, bu yılın ocak-eylül döneminde 27 milyar 490,1 milyon dolar oldu.Özbekistan Devlet İstatistik Komitesi'nden yapılan açıklamaya göre, yılın 9 ayında 160'tan fazla ülke ile ticaret yapan Özbekistan'ın dış ticaret hacmi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 12 azalarak 27 milyar 490,1 milyon dolar olarak gerçekleşti.Ocak-eylül döneminde ülkenin ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 düşüşle 12 milyar 471,3 milyon dolar, ithalatı da yüzde 16,5 azalışla 15 milyar 18,9 milyon dolar oldu.Bu dönemde ülkenin dış ticaret açığı ise 2 milyar 547,6 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.Özbekistan'ın bu dönemde en fazla dış ticaret yaptığı ülkeler arasında 4 milyar 610 milyon dolarla Çin ilk sırada yer alırken, Çin'i, 4 milyar 57 milyon dolarla Rusya, 2 milyar 14 milyon dolarla Kazakistan, 1 milyar 599 milyon dolarla Güney Kore ve 1 milyar 434,1 milyon dolarla Türkiye izledi.Yılın 9 ayında Özbekistan'ın Türkiye ile dış ticaret hacmi 1 milyar 434,1 milyon dolar oldu. Özbekistan'ın Türkiye ile ihracat hacmi yüzde 25,8 azalışla 650,9 milyon dolar, ithalat hacmi ise yüzde 18,6 düşüşle 783,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye, ülkenin ihracatında yüzde 5,2 pay ile Çin ve Rusya'nın ardından 3. sırada yer alırken, ithalatında 5. sıradaki yerini korudu.Yılın 9 ayında Özbekistan'ın ihracatında altın, hizmetler, sanayi ve tekstil ürünleri, enerji ve petrol ürünleri, meyve, gıda ve kimyasal ürünler, ithalatında ise makine, teçhizat, kimyasal, metal ve gıda ürünleri ilk sıralarda yer aldı.Özbekistan'ın dış ticaret hacmi, geçen yıl 2018'e göre yüzde 26,2 artarak 42,2 milyar dolar olarak gerçekleşirken, söz konusu dönemde ihracat yüzde 15 artışla 17,9 milyar dolar, ithalat da yüzde 25 yükselişle 24,3 milyar dolar olmuştu.
Reklam
Dolar ve Euro Haftaya Rekorla Başladı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun faiz kararının ardından yönünü yeniden yukarı çeviren Dolar/TL, yeni haftaya da rekor seviyeden başladı.
Reklam
Bakan Kasapoğlu'ndan Macaristan'da Şampiyon Olan Milli Judoculara Tebrik
ANKARA (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Budapeşte Grand Slam'da altın madalya kazanan milli judocular Vedat Albayrak ile Kayra Sayit'i tebrik etti.Kasapoğlu, organizasyonda erkekler 81 kiloda altın madalya kazanan Vedat Albayrak ile kadınlar +78 kiloda altın madalya alan Kayra Sayit için tebrik mesajı yayımladı.Bakan Mehmet Muharrem Kasapoğlu, mesajında şu ifadelere yer verdi:'Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de düzenlenen Grand Slam'da ülkemizi büyük bir başarıyla temsil eden milli sporcularımız Vedat Albayrak ile Kayra Sayit'i kutlarım. Uluslararası arenada ay-yıldızlı bayrağımızı dalgalandırarak göğsümüzü kabartan sporcularımızın bu başarıları, ülke sporumuzun geleceği adına bizlere büyük bir sevinç yaşatıyor. Başarılı sporcularımızın daha nice başarılar elde edeceklerine inancım tam. Madalya kürsüsünde yer alan milli sporcularımızı tebrik ediyor, bu kıymetli başarıda emeği geçenlere ülkem ve şahsım adına şükranlarımı sunuyorum.'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malatya'da Toplu Açılış Töreni'nde Konuştu:
MALATYA (AA) - Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Gezi olaylarından itibaren ardı ardına yaşadığımız onca saldırıya rağmen 2023 hedefleri bir yol haritası olarak halen önümüzde duruyor. Son 7 yılda içeriden ve dışarıdan maruz kaldığımız operasyonlar işimizi zorlaştırmış olsa da hedeflere ulaşma irademizi asla yok edemedi.' dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtfaiye Daire Başkanlığı önünde gerçekleştirilen Toplu Açılış Töreni'ne katılarak vatandaşlara hitap etti. Konuşmasına tüm vatandaşları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malatya'nın tarihi günlerinden birini yaşadığını belirtti. Malatya'nın kardeşliğin ve dayanışmanın destanını yazdığını söyleyen Erdoğan, 'Kısıtlı katılımla ancak büyük bir coşkuyla il kongremizi gerçekleştirdik. AK Parti'nin hizmet davasının Malatya'da bayraktarlığını ve emektarlığını yapacak yol arkadaşlarımızı böylece seçmiş oluyoruz.' diye konuştu. Erdoğan, görev alanlara başarı dileyerek, tüm dava arkadaşlarının omuzlarındaki yükün bilinciyle çalışmaları sürdüreceğine inandığını dile getirdi. Cumhuriyetin yüzüncü yılına her alanda güçlü girmeyi arzu ettiklerini belirten Erdoğan, 'Ekonomide, savunmada, ticarette, diplomaside olduğu gibi siyasette de ülkemizi hedefleriyle buluşturmak istiyoruz. Gezi olaylarından itibaren ardı ardına yaşadığımız onca saldırıya rağmen 2023 hedefleri bir yol haritası olarak halen önümüzde duruyor. Son 7 yılda içeriden ve dışarıdan maruz kaldığımız operasyonlar işimizi zorlaştırmış olsa da hedeflere ulaşma irademizi asla yok edemedi. Bilakis önümüze çıkartılan her engel, üstesinden geldiğimiz her badire ile kararlılığımız daha da kuvvetlendi.' değerlendirmesinde bulundu.'Yatırım hamlemize her gün yeni halkalar ekliyoruz'Kendilerini hedeflerinden vazgeçirmek isteyenlere cevaplarını yatırımlarla ve milletin hizmetine sundukları eserlerle verdiklerini söyleyen Erdoğan, 'Yolumuzu kesmeye çalışanlara inat her gün yeni bir projenin açılış sevincini yaşıyoruz. Koronavirüs salgını sebebiyle dünyanın bir çok ülkesinde ekonomi adeta durma noktasına gelmişken hamdolsun biz yatırım hamlemize her gün yeni halkalar ekliyoruz.' dedi.Erdoğan, geçen hafta Şırnak'ta yatırım tutarı 3,5 milyar lirayı geçen yüzlerce hizmetin açılışını yaptıklarını, dün de Kayseri'de kentsel dönüşüm projeleri kapsamında inşa edilen yüzlerce konutu ve iş yerini vatandaşların istifadesine sunduklarını anlattı. Sadece son bir ay içerisinde Gaziantep'ten Hatay'a, Konya'dan Mersin'e kadar Türkiye'nin dört bir yanında açılışlar gerçekleştirdiklerine işaret eden Erdoğan, 'Türkiye'yi terörle, şiddetle, şantajla dize getirmeye çalışanlara cevabımızı bugün de Malatya'dan veriyoruz. Bugün bir kez daha durmak yok, yola devam diyoruz.' ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek bir toplu açılış töreniyle toplam bedeli 1 milyar 600 milyon lirayı aşan kamu ve özel sektör yatırımını Malatya ile buluşturduklarını, eğitimde 8 ilçede inşası tamamlanan okullar ve lojmanları, sağlıkta Arguvan ilçesinde inşa edilen Aile Sağlığı Merkezi, Toplum Sağlığı Merkezi, Acil Sağlık İstasyonuyla, Kuluncak ilçe Entegre Hastanesini vatandaşın hizmetine sunduklarını söyledi. Sanayi ve teknolojide Yeşilyurt Türk Standartlar Enstitüsü Araç Kontrol Merkezinin, enerjide 380 kilovatlık Keban Şalt 2 Özel Bölge Güçlendirmesinin açılışını yaptıklarını söyleyen Erdoğan, gençlik ve sporda ilçelerdeki futbol sahalarını, gençlik merkezlerini, olimpik kapalı yüzme havuzu ve öğrenci yurtlarını devreye aldıklarını vurguladı.Erdoğan, Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamlanan ve yatırım tutarı 438 milyon lirayı geçen hizmet binası, tesis, yol, bulvar, meydan ve çevre düzenlemelerinin de açılışlarını yaptıklarına da işaret ederek, Yeşilyurt ve Battalgazi belediyelerinin tamamladığı muhtelif alt yapı, üst yapı projelerinin, güvenlik birimlerine ait hizmet binalarının, özel sektöre ait farklı alanlardaki üretim tesislerinin resmi açılışlarını da bugün gerçekleştirdiklerini kaydetti. Açılışı yapılan 5 bin ton kapasiteli kuru kayısı depolama tesisinin kayısı üreticileri ile tüccarına nakliye, depo kirası ve vergi alanlarında ciddi avantajlar getireceğine inandığını belirten Erdoğan, 'Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın desteğiyle, toplam yatırım tutarı 13 milyon avroyu geçen ikinci bir depoyu daha inşallah 2021 senesinin ikinci yarısında şehrimize kazandırmayı ümit ediyoruz. Böylece kuru kayısıda dünya ihracatının yüzde 60'tan fazlasını yapan Malatya'yı bu alanda en üst lige taşımayı hedefliyoruz.' diye konuştu. Kayısı üreticilerine desteklerinin sadece depolama tesisleriyle sınırlı olmadığına dikkat çeken Erdoğan, şöyle devam etti:'Ülkemizin marka ürünlerinden biri olan kuru kayısının dünya pazarında gerçek değerinden işlem görmesini sağlamaya çalışıyoruz. Kayısı üreticilerimizin verdiği emeğin karşılığını alması ana önceliğimizdir. 2020 senesi içinde bu doğrultuda devrim niteliğinde bir adım attık. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa kuru kayısıyı Toprak Mahsulleri Ofisimizin alımlarına dahil ettik. Bu kapsamda 4 numara kuru kayısıda kilogram başına kükürtlenmiş için 21 liradan, gün kurusu için ise 23 liradan alım başlattık. Piyasaya denge getiren, belirsizliği sona erdiren bu çalışmanın kayısı üreticilerimizi de memnun ettiğini görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu alımları devam ettirerek üreticimizi korumayı sürdüreceğiz. Malatyalı çiftçilerimize hayırlı ve bereketli olsun diyorum.''81 vilayetimizin tamamında kentsel dönüşüm projeleri başlattık'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin coğrafi bakımdan depremlerin sık yaşandığı, aktif fay hatlarının geçtiği bir kuşakta bulunduğuna işaret ederek, son bir asırda yaşanan büyük depremlerin bu acı gerçeği sık sık hatırlattığını vurguladı.Türkiye'nin on binlerce insanının hayatına mal olan bu gerçeğe rağmen depreme hazırlık konusunda uzun yıllar yeterince tedbir almadığını anımsatan Erdoğan, özellikle köyden şehre yaşanan düzensiz göçle beraber çarpık yapılaşmanın başta İstanbul gibi büyük şehirler olmak üzere birçok şehrin kronik sorunlarından biri olduğuna işaret etti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Göreve geldiğimiz günden itibaren ülkemizin diğer kronik meseleleriyle birlikte depreme karşı dayanıklı konutlar inşa etmeyi de önceliklerimiz arasına aldık. Depremlerden çıkardığımız dersler ışığında şehirlerin imarından binaların inşa standartlarına kadar birçok konuda tarihi önemde değişiklikler yaptık. TOKİ vasıtasıyla 81 vilayetimizin tamamında kentsel dönüşüm projeleri başlattık. Bazı meslek odalarının ideolojik direnişine rağmen Türkiye'ye sağlam, güvenilir, sağlıklı, depreme dayanıklı bir şehirleşme modelini kazandırdık.' Geçmişte bu konuda yapılan ihmallerin kısa sürede telafi edilemeyeceğini bildiklerini ifade eden Erdoğan, 'Birikmiş sorunların bir anda yok olup gitmeyeceğinin de farkındayız. Ancak depremle karşılaştığımızda mümkün olduğu kadar hazırlıklı olmaktan başka çaremiz bulunmuyor. Bu amaçla her açıdan güvenli evleri, ekonomik gücü yerinde insanlarımız yanında 83 milyonun her bir ferdi için hayata geçirmek bu bakımdan önem arz ediyor.' dedi. 'Toplam 446 konutu vatandaşlarımıza teslim ediyoruz' Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün açılışı yapılan en önemli yatırımın TOKİ'nin inşasını bitirdiği deprem konutları olduğunu belirtti.Malatya ve Elazığ'da meydana gelen depremden sonra vatandaşların yaralarını sarmak için hemen çalışmalara başlattıklarını hatırlatan Erdoğan, 'Bugün Pütürge'de 208, Kale'de 238 konut olmak üzere toplam 446 konutu vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. İnşası devam eden diğer konutlar tamamlandıkça hak sahiplerine teslimini peyder pey gerçekleştireceğiz. Depremde kaybettiğimiz canların sızısını aradan geçen süreye rağmen yüreğimizde hissetmeye devam ediyoruz. Depremde vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, geride kalanlar sabırlar diliyorum.' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının ardından video konferans yöntemiyle Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin bulunduğu Malatya 1. Organize Sanayi Bölgesine bağlantı yapılarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı (CMDP) kapsamında Fırat Kalkınma Ajansı ve Malatya Ticaret Borsası ve Lisanslı Depo A.Ş. (LİDAŞ) tarafından inşa edilen lisanslı kuru kayısı deposunun da aralarında bulunduğu yapımı tamamlanan 12 üretim tesisi açıldı.Malatya depreminin ardından yapılan konutların Pütürge'deki teslim töreni için TOKİ Başkan Yardımcısı Levent Sungur'a bağlanılan törende, hak sahiplerinden temsili 3 kişiye evleri teslim edildi.Hak sahiplerinden Beyaz Akgül, burada yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ederek, 'Ben seni burada çok görmek istedim. Yine gel başkanım. Allah senden razı olsun. Allah senin eksikliğini başımıza vermesin. Yağmurda çağmurda bırakmadın, sahip çıktın bize. Herkese teşekkür ederim.' dedi.Akgül'ün daveti üzerine kente yapacağı ilk ziyarette Pütürge'ye gelme sözü veren Erdoğan, konutların teslim edilmesinin ardından ara yol çalışmalarının güzel şekilde yapılması talimatını verdi.Ayrıca, İnönü Üniversitesi Onkoloji Hastanesi ve Turgut Özal Meslek Yüksekokulu'nun da açılışı yapıldı. Toplu açılış törenine eski TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, eski bakanlardan Bülent Tüfekçi, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Erkan Kandemir, Cevdet Yılmaz, Mahir Ünal, Fatma Betül Sayan Kaya ile AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve Vali Aydın Baruş da katıldı.
Reklam
Sudan Dışişleri Bakanı Kameruddin, İsrail İle İlişkilerin Normalleştirilmesi Konusunda Anlaştıklarını Açıkladı
HARTUM - (AA) - Sudan Dışişleri Bakanı Ömer Kameruddin, geçiş hükümetinin İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini kabul ettiğini ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesinin yasama organının yetkisinde olduğunu açıkladı.Bakan Kameruddin, Sudan resmi haber ajansı SUNA’da yer alan açıklamasında, 'Normalleşme konusunda anlaştık, onay yasama organında. Normalleşme süreci, yasama meclisinin kurulması ile anayasal yapının tamamlanmasının ardından gerçekleşecek.' ifadesini kullandı.Birçok kararın yürürlüğe girmesinin (henüz kurulmayan) yasama meclisine bağlı olduğunu belirten Kameruddin, önemli olanınsa İsrail ile normalleşme konusunda bir anlaşmaya varılması olduğunu söyledi.Kameruddin, ülkesinin normalleşmeden ekonomi, teknoloji, enerji ve altyapı alanında fayda sağlayacağını kaydetti.Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da ABD’nin Sudan’ı terörü destekleyen devletler listesinden çıkarmasının memnuniyetle karşılandığı belirtildi.Açıklamada şunlar kaydedildi:'Karar, Sudan’ın uluslararası topluma yeniden entegre olmasının önünü açan, ekonominin toparlanmasına yardımcı olacak tarihi bir adım. Eski rejimin izlediği politikalar, ülkeyi uluslararası toplumdan izole etti. Bu durum, tarihi boyunca terörizmle ilgisi olmayan Sudan halkı üzerinde zararlı etkiler bıraktı. Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması halkı için onur mücadelesinde zafer anlamına geliyor, demokrasiye geçişi, aşırılık ve terörizmle mücadeleyi destekliyor.' İsrail ile normalleşen son ülke Sudan olduBaşta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere Körfez ülkeleri ile İsrail arasında uzun süredir perde arkasında yürütülen temas süreci, ABD Başkanı Donald Trump'ın 13 Ağustos'ta BAE'nin, 11 Eylül'de de Bahreyn'in İsrail ile normalleşme anlaşmasına vardığını açıklamasıyla aleni hale gelmişti.Beyaz Saray'da 15 Eylül'de düzenlenen resmi törende, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında 'ilişkilerin normalleştirilmesine' yönelik anlaşmalar imzalanmıştı.Trump, cuma günü Oval Ofis'te yaptığı açıklamada, Sudan'ın da İsrail ile barış yapmak ve ilişkilerini normalleştirmek konusunda anlaşmaya vardığını duyurmuştu.Bunun hemen öncesinde Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Trump'ın Sudan'ı 'teröre destek veren ülkeler' listesinden çıkarma kararını imzaladığı bildirilmişti.Söz konusu adımın Sudan'ın 'terör kurbanlarına 335 milyon dolarlık ödeme yapması'nın hemen ardından atıldığına işaret edilen açıklamada, Hartum yönetimine gösterdiği anlayış için teşekkür edilmişti.
Barış Erbil Yazio: Neden Metallica?
etiket
Metal müzik Nordik ülkeler dışında dönem dönem dünyanın her yerinde gündeme gelse de genel olarak perdeler arkasında kalmış bir müzik türü olarak kabul edilebilir. Popülarite bağlamında özellikle bu müzik türünün bir dinleyicisi değilseniz alt türlerine hâkim olup bu türleri icra eden gruplar hakkında bilgi sahibi olmanız oldukça zordur. Genel olarak protest tavırları, radikal dışavurumcu yaklaşımları ile Popüler Kültür’e oynamaktansa kendi “davalarının peşinden koşmuş metal müzik grupları aslına bakarsanız müzik tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Birçok yeni vokal, elektro gitar ve ritimsel tekniği müzik ekosistemine kazandıran bu türün gölgeler arkasında kalmasının en büyük nedenlerinden biri şüphesiz fazla radikal yaklaşımları olmuştur. Peki, hiç metal müzikle alakası olmayan birinin bile aklına gelebilecek yegâne grup kimdir? Bir çoğunuzun “Metallica” dediğini duyar gibiyim. Evet, yaptıkları müzik, kendi müzik hayatlarında aldıkları kritik kararlar ve yol ayrımlarındaki tarz değişimlerinin kendi piyasalarına oldukça olumlu yansıması sonucu hepimizin bir şekilde bildiği ve günümüzde halen aktif bir şekilde müzik yapan bir kült haline geldi Metallica. Bu kararlar nelerdi ve neden “Metallica” metal müziğin bütün icracılarının önüne geçebildi?   1981 yılında grubun kurucu davulcusu Lars Ulrich ve vokal-gitaristi – aynı zamanda da başarılı bir bir frontman olan James Hetfield tarafından kökleri oluşturuldu Metallica’nın. Ayrılıklar, duygusal buhranlar, seçiş ve vazgeçişlerle dolu seneler geçirdiler günümüze dek. Bu yazıyı şu anda okuyorsanız zaten Metallica’nın diskografisine ve tarihine az çok hakimsiniz demektir. Grubun ve üyelerinin tarihsel gelişimine dair birçok değerli kaynak bulunmakta olduğu için bu yazıda daha çok dönüm noktaları ve hangi sebeplerden ötürü Metallica’nın en tepeye yerleştiğine değineceğim. Zor ve çetrefilli yollardan ve yol ayrımlarından birçok kez geçen bu grup, dağılmanın eşiğine defalarca kez gelmiş ama her defasında küllerinden doğarak ayakta kalmayı becermişti. Burada değişen dünya ve müzik zevklerine Metallica’nın kendi janrası içinde nasıl ayak uydurduğunun özellikle önemi ortaya çıkıyor. Bütün dönüm noktalarını hem kendi dinleyicilerini küstürmeden hem de yeni dinleyici kitlelerine hitap edebilerek geçen Metallica’nın yüzleştiği dönüm noktalarını ve müziksel değişimini gelin inceleyelim.
Reklam
Milli Eğitim Bakanı Selçuk'tan "Eğitimde Şehre Özgü Model" Açıklaması:
GİRESUN (AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, meslek liseleri ve bulundukları şehirlerde yapılan üretimin örtüşme oranının yüzde 20'ler civarında olduğunu belirterek, 'Şimdi biz tüm ekibimizle bu bağlantıyı kuruyoruz. Şehrin ihtiyaçlarını ve buradaki üretimi dikkate alan bir model bu. Şehre özgü bir şey...' dedi.Selçuk, Giresun'da gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal'ın da katılımıyla basın mensuplarıyla bir araya gelerek değerlendirmelerde bulundu.Demokrasiyle ilişkilendirilmemiş, ekonomiyle bağlantısı bulunmayan bir eğitimin her zaman içe kapalı ve üretimden kopuk olduğunu belirten Selçuk, bu nedenle eğitimin her zaman çağın ve günün becerilerini dikkate alan, bu becerileri kazandırmak için de hem milli hem de evrensel eksende insan yetiştirme hedeflerini gözeten bir kurum olması gerektiğini söyledi.Selçuk, Türkiye'de meslek lisesindeki beceri setleri ile sanayi ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu beceri setlerinin örtüşmesini hedeflediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Bu yüzden de 50'nin üstündeki sektörle birebir toplantılar yapıp, uzun süreli çalışmalar yapıp, 'Sanayi ve hizmet sektöründe becerilerin yenilenmesine ilişkin neye ihtiyacınız varsa bizim müfredatımız odur. Öğretim programlarımız buna uyum sağlar. Çünkü bizim mezunlarımızın sizin üretimde beklediğiniz niteliklerle yüzde 100 örtüşmesi ana hedefimiz.' dedik. Bu gerçekleşti ve sektör temsilcileri kendi dijital altyapıları, otomasyon yapıları ve uluslararası birtakım standartları gözeterek... Örneğin, ayakkabıcılık sektörü, robotik alan, otomasyon alanı, turizm alanı, hangi alan olursa olsun her birisinin ihtiyacı olan beceri havuzu ortaya konuldu ve 'Biz bunları ders olarak istiyoruz.' denildi. Bu sağlandı ve bunun ötesinde de ustabaşılarının derse girebilmesinin önü açıldı. Fabrikaların içine okul açılabilmesiyle ilgili bir mevzuat düzenlemesi yapıldı.'Mesleki eğitimdeki üretimden elde edilen gelirde yüzde 15 Hazine kesintisi varken bunun yüzde 1'e indiğini anımsatan Selçuk, bu sayede meslek liselerinde üretim patlaması yaşandığını söyledi.Fabrika ve otel içerisinde okulZiya Selçuk, uzun yıllardır sanayide ve hizmet sektöründe makine parkı, dijital altyapı ve iletişim altyapısının dijitalleştiğini belirterek, otomasyonun da çok arttığına işaret etti.Okullardaki makine parkı, araç-gereçler, öğretmen nitelikleri, müfredat içerikleri ve benzeri birçok hususun mevcut gelişmelere paralel yenilenme ihtiyacı olduğunu aktaran Selçuk, şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz şu anda bir şekilde yapabildiğimizi okullarda yapıyoruz, yapamadığımız hususlarda da özel sektörün imkanlarını değerlendiriyoruz. 'Bir otelin içerisinde okul kuralım. Zaten çalışma alanı orası, müşteri orada, orada öğrensinler ve orası okul olsun.' dedik. Turizm Bakanlığımızla iki yıl içerisinde 200 civarında bir okul açacağız, şu anda 50 civarında okulumuz var. Bunların hepsi iş öncelikli, iş garantili okullar... Tabii bu arada ekonomide, üretimdeki gelişmeleri dikkate alan bir eğitim yaklaşımı... Örneğin, savunma sanayimiz dünyada öncü noktada. O zaman savunma sanayisinin teknisyen altyapısını yetiştirmek gerekiyor. O zaman ASELSAN'ın içine okul açıyoruz. Gebze'de organize sanayi bölgesine ya da İstanbul Teknik Üniversitesi'nin teknoparkının içine lise açtık ve bunlar Türkiye'de ilk kez yüzde 1'lik dilimden öğrenci alıyor.'Selçuk, elektrikli otomobil lisesi açtıklarını anımsatarak, buna benzer neye ihtiyaç varsa artık okulun ve eğitimin o olduğunu söyledi.Türkiye'de özel sektörün meslek eğitim merkezi açabilme iznini aldığını belirten Selçuk, 'Meslek eğitim merkezi, çıraklık eğitimi demek. Mesela, Almanya'da mesleki eğitimin yüzde 85'i özel sektörün elindedir. Bizde meslek okullarının yüzde 5'i özel sektörle ilgili. Bu niye önemli? Çünkü özel sektör zaten fabrikasına, makine parkına yatırım yapıyor, güncelliyor kendini. Hazır orada imkan varken, o zaman okul orası, eğitim ortamı orası olsun, orayla beraber çalışalım. Makine parkını okula kurmak yerine orada hazır olanı kullanalım, beraber çalışalım ve ustabaşıları da derse girsin. Bunun yasal ve uygulama altyapısı hazır.' diye konuştu.Selçuk, meslek eğitim merkezlerinden mezun olanların yüzde 88'inin istihdam edildiğine dikkati çekerek, bu kapsamda çıraklık eğitimine başvuran öğrenci sayısında da önemli bir artış yaşandığını kaydetti. Üretimin gerektirdiği beceri setine yönelik eğitimMilli Eğitim Bakanı Selçuk, meslek eğitim merkezini bitirenlerin lise mezunu sayıldığını, orada zaten derslerin verildiğini söyledi.Eskiden, 'Ben lise okuyacağım, bir de çıraklık-kalfalık bitireceğim, herkes 4 sene okurken ben niye daha fazla yıl kaybedeyim?' sorununun yaşandığını ifade eden Selçuk, 'Bunu çözdük ve artık çıraklığı bitiren, kalfalığı bitiren lise mezunu sayılıyor. Erkeklerin askerlikle ilgili yaşadığı güçlükler vardı meslek okullarında. Üniversite okumuyorlarsa mezun olduktan iki yıl sonra askere gitmek zorundaydılar. Milli Savunma Bakanımızın da desteğiyle bu güçlükler ortadan kaldırıldı. Okul sonrası tecil de 2 yıldan 6 yıla çıkarıldı. Meslek lisesi mezunlarının ön lisans okuması halinde yedek astsubay olabilmesi için de bir kanun çıkartıldı.' dedi.Selçuk, bütün bunların üretimin gerektirdiği beceri setine yönelik bir eğitim anlayışıyla yapıldığını, aksi takdirde okulların sanayinin beklentilerini karşılamama durumunun ortaya çıktığını kaydetti.Bu kapsamda bir ekosistem kurduklarından bahseden Selçuk, şöyle devam etti:'Ar-Ge kısmı, okul kısmı, üretim kısmı... Bunun İstanbul'da ekosistemini kurduk. İstanbul'a plastik sanayisiyle ilgili sektörün öncülüğünde bir mükemmelliyet merkezi kurduk. Okulunu kurduk, yanında fabrikası var. Böylece daha lisedeyken daha ileri uygulamalar yapabilme konusu gündeme geldi. Meslek liselerinin önünü açabilmek için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'yle (TOBB) ortak bir çalışma yaptık ve organize sanayi bölgelerinin içinde ya da dışındaki yüzlerce okulun hamiliğini üstlendiler. Yani birebir artık okulun yönetimi sadece öğretmenler tarafından yapılmayacak, iş dünyasının temsilcileri de yönetim kurulunda olacak ve ihtiyaçları birlikte değerlendirecekler. Okulun gidişatını, dersini, içeriğini birlikte değerlendirip sektörün ihtiyacı neyse ona göre düzenleyecekler. Şöyle de bir şey getirdik; bu liselerin okul yöneticileri teknik alandan olmak zorunda. Çünkü daha önce önemli bir kısmı sosyal bilimler alanındandı ve kimileri konuya hakim değildi. Kişinin yetkinliğinden dolayı orada müdür olması konusunda bir istişare de söz konusu.'Şehre özgü okullarZiya Selçuk, her ülkenin mesleki eğitim modelinin kendine özgü olduğunu, mesleki eğitimin milli gelire bakarak yapılandırıldığını söyledi.Meslek liseleri ve bulundukları şehirlerde yapılan üretimin örtüşme oranının yüzde 20'ler civarında olduğunu belirten Selçuk, 'Şimdi biz tüm ekibimizle bu bağlantıyı kuruyoruz. Şehrin ihtiyaçlarını ve buradaki üretimi dikkate alan bir model bu.' dedi.Selçuk, savunma sanayi lisesi kurarken, 'bu alanda mühendisimiz çok ama teknisyenimiz yok' düşüncesiyle hareket ettiklerini, hangi alanda ileri gidiliyorsa oraya yönelik eksikleri gideren bir altyapı kurduklarını anlattı.Eğitimde şehre özgü okul modeline yönelik örnekler de veren Selçuk, 'Konya'da tarımla ilgili büyük bir üretim var. Orada üniversitenin içine dünyanın en gelişmiş tarım teknolojilerini içeren bir tarım lisesi açtık, dünyadaki tarım liselerine bakıp. Diyelim bir ineğin DNA'sına bakmak, gebelik testi yapmak, birtakım Ar-Ge çalışmaları yapmak... Bütün bunlarla ilgili gördüğümüz manzara şuydu; Tokat'ta ve Konya'da tarımla ilgili, Tokat'taki üniversitenin kampüsünün içine, son derece modern laboratuvarların olduğu, lise öğrencisinin bir Ar-Ge ortamını rahatlıkla görebildiği liselerden bahsediyoruz. Bu şehre özgü bir şey... Oralarda tarımın ilerlemesi, yükselmesiyle ilgili bir durum.' şeklinde konuştu.Selçuk, salgın döneminde meslek liselerinin kısa sürede dijital solunum cihazı, maske ve siperlik üretimi gerçekleştirdiğini, bunun onların üretim kapasitesinin olduğunu gösterdiğini ifade etti.Meslek liselerinin, üretimin alanlarına dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Selçuk, bunun sadece kitaptan okuyarak yapılamayacağına işaret etti.'Mesleki eğitim konusunda en çok öğretmen eğitimi yapan ülkeyiz'Bakan Selçuk, Türkiye'de ahşap oyuncak konusunda ciddi bir ithalatın olduğunu gözlemlediklerini, bu kapsamda yerli ahşap oyuncak sektörünün oluşmasına öncülük ettiklerini belirterek, 'Dedik ki 'Bizde ahşap var ama okulu yok. Hemen 4 yerde okul açtık. 'Biz bunu burada üretiriz ve kendimize özgü tasarımlar yaparız.' dedik. Bunu da yaptık, şimdi artık ihracata başlıyoruz.' dedi.Faydalı model ve patent konusunda ciddi manada eğitim verdiklerini ifade eden Selçuk, meslek okullarındaki öğretmenlerin tamamının kendi alanlarındaki sektör temsilcileri tarafından eğitime alındığını söyledi.Selçuk, 'Bir taraftan Cumhuriyet tarihinin ve aynı zamanda bugünkü dünyadaki dijital beceri eğitim ve bu mesleki eğitim konusunda en çok öğretmen eğitimi yapan ülke olduk. Bunu da uluslararası kuruluşlar söylüyor. İşte bu hafta mesela EBA eğitim alanındaki dünyadaki bütün siteler içerisinde birinci sıraya yükseldi. Daha da ilerleyeceğiz, açık ara fark olacak.' diye konuştu.Öğrencilere hayatın ve sektörün ihtiyacı olan eğitimin verilmemesi halinde istihdamla ilgili bir tıkanıklık oluştuğuna işaret eden Selçuk, konuşmasını şöyle tamamladı:'(Meslek Liseleri) Buradan mezun olan yüz binlerce insan sürekli işsiz kalınca kültür burada bir kırılma yaşıyor. Diyor ki, 'Artık bunlar işe giremiyor, dolayısıyla meslek lisesi işe yaramaz.' Bu kültürü dönüştürmenin yolu da kırıldığı yerden başlamak. 'Siz buradan mezun olduğunuzda iş önceliğiniz olacak' denildiğinde kültür değişiveriyor birden. Türkiye'de şu an itibarıyla 332 bağımsız ve 295 meslek lisesi bünyesinde toplam 627 okul ve kurumda mesleki eğitim programımız var. Bizim eğitim ve ekonomi dememizin sebebi bu. Demokrasi dememizin sebebi... Bütün bu 1.000 okulu bir demokratikleştirme projesi aynı zamanda. Bu okullarımıza dijital tasarım beceri atölyelerini koyma, bahçesine spor merkezlerini koyma... Çocuğun yaşam sahnesini dönüştürmek istiyoruz ve onları büyük yazarlarla, müzisyenlerle buluşturmak, yani kültürel olarak bir dönüşümü de tetiklemek istiyoruz. Onun ötesinde de tabii bu bir fırsat adaleti sağlıyor. Mesela 8 bin 200 civarında tasarım beceri atölyesi açtık bir senede. Bunların tamamını sosyoekonomik olarak daha düşük seviyedeki bölgelerimize açtık. Niye? Baz oluşturmak için yaptık.'
Kktc Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Aa'ya Konuştu:
LEFKOŞA (AA) - MUHAMMET İKBAL ARSLAN/ŞERİFE ÇETİN - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin 'Artık alternatif çözüm modellerinin masaya getirilmesi lazım. Egemen eşitlik temelinde, yan yana yaşayan iki devlet ve o devletlerin iş birliğini daha fazla müzakere masasına getirmek için mücadele vereceğim.' dedi.KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Tatar, Cumhurbaşkanlığı görevi için cuma günü KKTC Cumhuriyet Meclisinde yemin etmesinin ardından ilk röportajını Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Anadolu Ajansına (AA) verdi.Tatar, Kıbrıs müzakereleri, Türkiye ile ilişkiler, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları, KKTC'nin tanıtılması, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler ve görev süresi boyunca hayata geçirmeyi planladığı politikalarla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.'Müzakere masasına getirmek için mücadele vereceğim'SORU: Cumhurbaşkanı olarak dün göreve başladınız? Ajandanızda hangi konular var ve hangilerine öncelik vermeyi planlıyorsunuz?CEVAP: Ben, halkın Cumhurbaşkanıyım. Bütün halkın Cumhurbaşkanı olarak her kesimi kucaklayıcı, birlik, beraberlik, toplumsal uzlaşı ve mutabakat anlayışıyla çalışmalarımı sürdürmek istiyorum. Bizdeki Cumhurbaşkanlığı makamı, yıllardır yurt dışındaki müzakere sürecine endekslenmiş durumda. Ben bunu değiştirmek istiyorum. Ekonomi, sosyal ve spor konularında KKTC ile Kıbrıs Türk halkının bütün dünyaya bir kez daha tanıtılmasında, amaçlarımızın ve hedeflerimizin anlatılmasında yoğun çaba içerisinde olacağım. Dünyanın çeşitli yerlerinde çok sayıda Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız vardır. Bu kişilere daha fazla sahip çıkma, bağlarımızı daha fazla güçlendirme ve öz vatanları KKTC'ye onların da daha yakın ilgi göstermelerini ve buraya daha fazla gelip gitmeleri, belki yerleşmelerini temin etmek için çalışmalar yapacağım. Türkiye ile ilişkilerimizi de çok önemsiyorum. Hem devletten devlete hem de kader ve gönül birliği içerisinde KKTC ile Türkiye halkını daha da yakınlaştırmak ve aramızdaki bağların daha da güçlendirilmesi için çalışmalar içerisinde olacağım. Kıbrıs konusunda da söylediklerim ve iddialarım vardır. Artık 52 yıldır sürdürülen bu müzakere süreçlerinden herhangi bir netice alınamadı çünkü Rum tarafının niyeti açık ve nettir. Son olarak, Crans Montana'da Sayın Akıncı'nın (KKTC'nin 4. Cumhurbaşkanı) katıldığı toplantılarda, Türk tarafının her türlü iyi niyetine rağmen karşı taraftan bir iyi niyet göstergesi gelmemesi ve dolayısıyla bu şekilde bir sürecin artık kimseye fayda sağlamayacağı noktasıyla, Türkiye'nin de bizle örtüşen düşünceleri ve beklentileriyle, artık alternatif çözüm modellerinin masaya getirilmesi lazım. Egemen eşitlik temelinde, yan yana yaşayan iki devlet ve o devletlerin iş birliğini daha fazla müzakere masasına getirmek için mücadele vereceğim.SORU: Seçim kampanyanız boyunca 52 yıldır görüşülen 'federasyon tezi' yerine 'egemen eşitlik temelinde iki devletli çözümü konuşacağım' ifadelerini kullanmıştınız. Bu konuda Türkiye'den de bazı açıklamalar yapılmıştı. Rum kesimi ve uluslararası toplumun sizi ikna etmesi için şartlarınız ne olacak?CEVAP: İki devletli çözüm, esas itibarıyla doğru olandır çünkü gerçek budur. Şu anda Kıbrıs'ta iki devlet vardır. Bu yapıyı isteseler de değiştiremezler, hiçbir güç de bu yapının değişmesine imkan tanımaz. Türkiye, bizim ana vatanımızdır, onun garantörlüğünde bu günlere geldik. Özellikle Doğu Akdeniz'de bütün bu zenginliklerin olduğunu ve bu süreçte uluslararası aktörlerin de pozisyon alma noktasında verdikleri mücadeleyi görüyoruz. Hiç burayla alakalı olmayan milletler buralarda üs almaya, buralarda parselleri paylaştırmaya çalışıyor ve Rum-Yunan ikilisiyle çeşitli oyunlara giriyor. Dolayısıyla biz, Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin de bu kadar önemli olduğu bir noktada asla taviz vermemeliyiz. Türkiye de 'garantörlük hakkımdan vazgeçmem' diyor. Vazgeçmeyeceğine göre, artık Kıbrıs'ta yan yana yaşayan, iş birliği içerisinde olacak iki devletten bahsetmek durumundayız. Şimdi zaten iki devlet vardır. Bu, 1974 Barış Harekatı'ndan hemen sonra federal bir yapı içerisinde çözülebilirdi çünkü o zaman daha kuzeydeki devlet tam yerleşmiş değildi, belki daha merkezi güçlü bir federal yapıyla iki tane eyalet, iki halkın da serbest dolaşacağı ve yerleşeceği üniter yapıya benzer bir yapı olabilirdi ancak olmadı, olamadı. Çünkü Rumlar, hiçbir zaman Türkleri eşit görmedi ve 'Biz daha fazlayız ve güçlüyüz. Biz her yerde olacağız dolayısıyla Kıbrıs'ın tümüne sahip çıkacağız.' diyor. Yani eski Enosis (Ada'nın Yunanistan'a bağlanması) fikri hala devam etmektedir. Bu tehlikeleri gören biri olarak ben, asla öyle bir tehlikenin altına imza atmam. Ben, her zaman KKTC halkının kendi kendini yönetmesi, geleceğini tayin etme hakkından vazgeçmemesi ve özellikle AB içerisindeki bütün tehlikelere (serbest dolaşım, yerleşim ve sermaye hareketleri) de işaret ettim. Günün birinde Türkiye buradan çekilirse, kuzeydeki yapı, Türklerin aleyhine, Rumlarına lehine olarak bambaşka bir duruma gelebilir. Çünkü herkes gelip burada mal da alabilecek, şirket de kurabilecek ve ekonomiyi de ele geçirebilecek. Türkler 1974'ten önceki gibi kurum ve kuruluşların sahipleri değil, yabancıların yanında çalışan işçi pozisyonuna getirilecektir. Oynan oyun budur. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu da bunu söyledi. 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Akıncı, Rumlarla bir anlaşma yapabileceklerini söyledi, ikisi de denedi ve başaramadı. Dolayısıyla ben 5. Cumhurbaşkanı olarak, bütün tecrübe ve geçmişimle yeni bir şey söylemem gerekiyor. Bütün kampanya boyunca 'Artık Kıbrıs Türkü ayağa kalkmalı, yeni, daha güvenli ve umut verici bir gelecek için artık birtakım yeniliklere gerek vardır' dedim, bu yenilikleri söylüyoruz. KKTC'yi yıkmaya ve ortadan kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Devlet kurma erdemine, onuruna ve haysiyetine erişmiş bir halk, yarım asır sonra kendi devletinin ortadan kalkmasına asla seyirci kalamaz.'Gücümüzü Türkiye'den alıyoruz'SORU: Şayet Rum kesimi, sizin ifade ettiğiniz çözüm modeline (iki devletli çözüm) yanaşmazsa tavrınız ne olacak? Böyle bir durumda, Rumlardan sizi müzakere masasına getirmeleri için ne gibi adımlar beklersiniz?CEVAP: Biz, gücümüzü Türkiye'den alıyoruz. Türkiye ile uyum içinde çalışmak bizi güçlü kılıyor. Bu siyaseti beraber belirleyeceğiz, müzakere süreçlerinde tavrımızı ortaya net bir şekilde koyacağız. İnandıklarımızdan ve Kıbrıs Türk halkının önem verdiği birtakım beklentilerden asla taviz vermeyeceğiz.SORU: Yakın zamanda BM öncülüğünde 5+1 formatında bir konferans (garantörlerin de katılımıyla) olması bekleniyor. Bu toplantıda ne gibi konular gündeme gelecektir. Yine BM ve Rum kesiminden federasyon konusunda ısrar gelirse tavrınız ne olacak?CEVAP: Biz, Türkiye ile uyum içerisinde bunlara hazırlık yapacağız ve gerekli cevapları vereceğiz. Biz 'müzakereden kaçalım, görüşmeyelim' anlayışında değiliz ancak söylediklerimiz vardır, bu söylediklerimizden de geri adım atmayacağımızı karşı tarafa net şekilde ifade etmemiz gerekir. Bunu yapacağız. 'Türkiye ile hidrokarbonlar konusunda yüzde yüz tam bir iş birliği içerisindeyiz'SORU: Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili anlaşmazlıklar henüz neticelendirilmiş değil. Doğu Akdeniz konusunda, Türkiye ile nasıl bir iş birliği içerisinde olmayı planlıyorsunuz? CEVAP: 2011'de Eroğlu Cumhurbaşkanı iken Türkiye ile 'Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması' imzalanmıştı ve hala daha yürürlüktedir. Dolayısıyla Türkiye ile hidrokarbonlar konusunda yüzde yüz tam bir iş birliği içerisindeyiz. Bu coğrafyada örtüşen menfaatlerimizle ilgili olarak bu süreci, bu şekilde yönetmek durumundayız, böyle anlaşma yapma hakkına sahibiz. Türkiye'nin gücü, gemileri ve sondaj çalışma yapma becerisi vardır, dolayısıyla bunlar bizler için önemli zenginliktir. Bütün bu kavga içerisinde güney komşularımızla bir ortaklık görülmüyor ve Rumlar, 'Kıbrıs'ta çözüm sonrası size payınızı verebiliriz' diyor ancak çözüm gelmeyeceğine göre, Rumlar, bize payımızı ne zaman verecek? Türkiye ile iş birliği içerisinde bu zenginliklerin araştırılması ve günü geldiğinde, bulunduğunda payımızı almamız bizim için en güvenli yoldur.SORU: Hidrokarbon kaynaklarıyla ilgi anlaşmazlık konusunun Kıbrıs müzakerelerinin önüne geçtiği ve ilk olarak Rum kesimi ve uluslararası aktörlerle bu konunun ele alınması gerektiği konusu da gündemde. Buna katılıyor musunuz?CEVAP: Şimdi mantık bunu der fakat Rum tarafı öyle bir kompleks içerisindedir ki Kıbrıslı Türklerinin statüsünün yükseltilmemesi için her şeyi yapar. Dolayısıyla ben, o beklenti içerisinde değilim çünkü karşı taraf, Kıbrıslı Türkleri az bile tanıma noktasına gelse, 'bu bizim için bir mağduriyet, büyük bir sıkıntı yaratacak' diye hiçbir şeyi ne paylaşıyor ne de bizimle görüşme içerisine girebiliyor. Şu ana kadar Türk tarafı iyi niyetle yaklaşmıştır, 'geliniz ortak komite kuralım, bütün bu zenginliklerin araştırılmasında, başka ülke ve büyük şirketlerle beraber bütün bu anlaşmaları yapalım' demiştir ancak hiçbir zaman buna olumlu yanıt gelmemiştir. Gerçekten bu, Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır, Kıbrıslı Türklerin haklarına tecavüz etmektir. Milyar dolarlık zenginliklerin paylaşımında, anlaşmalarda mutlaka Kıbrıslı Türklerin de onayı lazım ancak tamamen hukuki olmayan bir süreç yaşatılmıştır.'AB'den bir beklentim yok'SORU: AB de hem Doğu Akdeniz hem de Kıbrıs konusunda yaşanan krizin bir parçasıdır. Bu konularda AB'den beklentiniz nedir?CEVAP: AB'ye çok olumlu bakamıyoruz çünkü hem Yunanistan hem de Kıbrıslı Rumlar, AB içerisindedir. AB içerisinde olduğu için bütün komisyonlarda yakınları ve kendi adamları vardır, onların meselesi olduğu için o komisyonlardaki yakınlarını etkileyebiliyorlar ve bizim beğenmediğimiz birtakım sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla AB taraf olduğu için çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. AB'den bir beklentim yok çünkü taraftırlar. Dolayısıyla biz onlara karşı dik durmak durumundayız. Türkiye'nin tavrı ve duruşu çok önemlidir. Türkiye, kendi duruşuyla hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye büyük bir avantaj elde etmektedir.SORU: Türkiye ile ilişkilerde Cumhurbaşkanı olarak nasıl bir rol oynayacaksınız. Malum Sayın Akıncı döneminde, devletin zirvesi anlamında geriye giden bir ilişki süreci olmuştu. Bu konuda nasıl bir yol haritası izleyeceksiniz?CEVAP: Kıbrıs davası, büyük bir davadır. Doğu Akdeniz'in bu önemli köşesinde, özellikle son yıllarda hidrokarbon zenginliklerinin ortaya çıkmasıyla, bunların paylaşımında ve bu zenginliklerin gelecekte bu ülke için ne kadar önemli olduğunun bilinci içerisinde biz, her daim ve koşulda Türkiye ile hareket etmek durumundayız. Zaten öyleydi, öyle de gidecek çünkü bu müşterek bir davadır. Kıbrıs Türkü zamanında burada yalnızken yanında Türkiye vardı ve var olmaya devam ediyor. Müşterek bir davayı başarılı şekilde ileri götürebilmek, hak ve çıkarlarımızı koruyabilmek için mutlaka Türkiye ile uyum içinde çalışmak lazım. Benim cumhurbaşkanlığım dönemimde bu olacaktır. Türkiye'ye hem gönül bağım hem de büyük sevgi ve saygım var. O bakımdan uyum içerisinde çalışmak zaten başlı başlına bize güç vermektedir. Hem devletler arası hem de iki halk arasındaki gönül bağlarının daha da güçlenmesi için çalışmalar yapacağım. Zaten benim seçilmemle Türkiye ile KKTC arasındaki gönül bağları bir kez daha güçlenmiştir. KKTC'de herkes Türkiye'yi seviyor ve Türkiye'nin bize olan yakın ilgi ve alakasının ne kadar önemli olduğunu biliyor. SORU: Cumhurbaşkanlığı için ekibinizi oluşturdunuz mu? Hangi isimlerle çalışmak istediğiniz belli midir? Daha çok müzakereci geçmişi olan isimler mi çalışma ekibinizde olacak?CEVAP: Ekip arkadaşlarımız bellidir, isimleri daha sonra açıklanır ama tecrübe çok önemlidir. Kıbrıs davası, yılların davasıdır. Yeni kişilerin kolay kolay elbette öğrenebilecekleri bir şey değildir. Zaman içerisinde dosyaları ve geçmişte yaşananları hazmetmek lazım. Dolayısıyla geçmişi ve tecrübesi olanlar önde geleceklerdir ama yeni insanları da bu ekiplere katmak önemlidir. Bizim ekiplerimizde her türlüsü olacaktır. 'Diplomatik tanıma BM'nin engeli ve Rumların vetosuyla olmuyor'SORU: Kampanyanızda KKTC'yi tanıtmak istediğinizi de ifade etmiştiniz, bu konudaki planlarınız nedir? Bu noktada yurt dışında lobicilik faaliyetlerine de ağırlık verecek misiniz?CEVAP: Tanıtmadan önce Kıbrıs gerçeğinin kabul edilmesi lazım, Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve devlet vardır. Bütün bunları dünyaya anlatmaya devam ediyoruz, zaten dünya bunun farkında. KKTC'de 100'den fazla ülkeden öğrenci vardır. KKTC çok daha fazla ülke ile ticaret yapıyor. KKTC'nin diplomatik tanınması eğer bugün olmuyorsa, BM'nin engeli ve Kıbrıslı Rumların vetosuyla olmuyor. Doğasına bıraksanız çoğu ülke bizi zaten tanıyor, diplomatik anlamda da tanıyacaktır. Ben bu konuyu önemsiyorum ama buna bağlı kalmak da doğru değil. Hayat devam ediyor, günü geldiğinde o da olacak. Önemli olan Türkiye ile uyum içerisinde çeşitli ülkelerle temas kurabilmek ve onlara gerçeği anlatabilmektir. Şu anda esas gündem maddesi, kültürel, ekonomik ve siyasi her türlü iş birliği içerisinde temasları yoğun şekilde sürdürmektir. Gelecekte belki diplomatik tanınmayı da sağlayabiliriz. Ambargo ve kısıtlamaları aşabilmek gündemimizde olacaktır. Günümüzde KKTC'ye direkt uçuş olmaması insan haklarının ayıbıdır. Bunların mücadelesini de vermek gündemimizde olacaktır.SORU: İngiltere ve diğer ülkelerle direkt uçuş ve ticaret gibi çalışmalarınız olacak mı?CEVAP: Zaten oluyor, bilahare lobicilik faaliyetlerimiz var. Direkt temas kurabileceğimiz İngiliz milletvekili, bakanlar ve lordlar var. Bunlar üzerinden sürekli çalışmalarımızı zaten yapıyoruz. Şimdi AB'den ayrılmalarıyla bu biraz kolaylaşır fakat şu an İngiltere, nasıl ayrılacağıyla ilgili pazarlık halinde. Çok da rahat bir durum yok şu anda ama gelecekte olacaktır diye düşünüyorum. 'Kasım ayında gayriresmi bir görüşme olacaktır'SORU: Sizin Başbakanlığınız döneminde, Kapalı Maraş'ın açılması, pandemi hastanesi gibi konularda atılımlar olmuştu. Bu konularda da takipçi olacak mısınız? Yoksa bu gibi devam eden politikaları hükümetlere mi bırakacaksınız?CEVAP: Türkiye'de başkanlık sistemi var. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın muhatabı olarak görüşmeleri devam ettireceğiz. Ben, bunu Sayın Cumhurbaşkanı ile zaten görüştüm. Onun muhatabı olduğum için o düzeyde toplantılara benim de iştirakim söz konusu olacak. Dolayısıyla büyük projeler ve önemli meselelerde Türkiye Cumhurbaşkanı'nın muhatabı olarak ben de devrede olacağım. Benim bu ülkede önemli meselelere liderlik yapmam, Türkiye ile temaslarda, dışa açılma noktasında ve KKTC'yi dünyaya tanıtma noktasında yapacağım faaliyetler çok önemli. Onun için Türkiye'nin desteğine mutlaka ihtiyacım vardır. Bu desteği de mutlaka alacağıma inanıyorum. Bütün bu çalışmalar halkın önünü açmak içindir. Halkın önünü açtığında, elbette hükümetlerle istişare ederek birlikte çalışmak en doğalı ve doğrusudur. Orada da bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum.SORU: 26 Ekim'de ilk resmi ziyaretinizi Türkiye'ye yapacağınızı açıklamıştınız? Ne gibi konular gündemde olacak?CEVAP: Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, davet için Türkiye'ye teşekkür ediyorum. Eşimle birlikte Ankara'ya resmi temas için gidiyorum. Bu ziyarete fevkalade önem veriyorum. Bu kabul, inanıyorum ki dünyaya da bir mesaj verecektir, 'KKTC'yi tanıyoruz, onun yeni seçilen Cumhurbaşkanı'nı hem tanıyoruz hem ona önem veriyoruz. Dolayısıyla ilk ziyaretini Ankara'ya yapıyor.' mesajı verilecek. Ankara'da gösterilecek olan ilgi bütün dünyaya da mesaj verilmesine vesile olacaktır. Şu anda ilk resmi ziyaret olduğu için esas bir gündem maddesi yok fakat çeşitli konular elbette görüşülecektir.SORU: Rum lider Nikos Anastasiadis ile gayriresmi bir görüşme yapacağınız gündemde, onun için tarih belirlediniz mi?CEVAP: Kasım ayında gayriresmi bir görüşme olacaktır.
Kuyumcudan 7,2 Kilogram Altın Çaldığı Öne Sürülen 2 Şüpheli Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Fatih'te bir kuyumcu atölyesinin çelik kasasındaki 7,2 kilogram altını ve bir miktar dövizi çaldıkları öne sürülen 2 şüpheli yakalandı.Asayiş Şube Müdürlüğü Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, 5 Ekim'de Nişanca Mahallesi Çobançavuş Medresesi Sokak'taki bir kuyumcu atölyesindeki çelik kasadan 7,2 kilogram altın, 6 bin dolar ve 1650 avronun çalınması olayına ilişkin çalışma başlattı.İş yeri ve çevresindeki güvenlik kamera görüntülerini inceleyen ekipler, şüphelilerin kimliklerini tespit etti.Polis, 16 Ekim'de şüpheli Abdullah B. (24) ve R.B'yi (49) yakaladı.Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramada 1 kilo 650 gram altın ele geçirildi.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden Abdullah B. tutuklanırken R.B. adli kontrol şartıyla salıverildi.
Reklam