onedio
Ankara Kent Konseyi Uluslararası Katılımcılık Altın Madalyası Aldı
ANKARA (AA) - Ankara Kent Konseyi, Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği (IAF) tarafından Katılımcılık Altın Madalyasına layık görüldü.Kanada'nın Toronto kentinde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle çevrim içi gerçekleştirilen töreni Ankaralılar, Kent Konseyi Kabul Salonu'ndan canlı takip etti.Törende, Kent Konseyine, başkentte üniversiteler, kamu ve özel sektörle sivil toplum kuruluşlarının katılımını sağlayarak tüm paydaşlarıyla ortak aklın oluşumuna verdiği katkılar nedeniyle Katılımcılık Altın Madalyası verildi.Ankara Kent Konseyi Başkan Yardımcısı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin de bu süreçte katılımcı yaklaşımların uygulanmasında gösterdiği gayretler nedeniyle 'Yılın Katılımcı Demokrasi Kolaylaştırıcısı' ödülünü aldı. 10 ülkeden 16 kurum ve kuruluşun da ödüle hak kazandığı platformda Ankara Kent Konseyi, Türkiye'den bu ödülü alan ilk kuruluş, uluslararası alanda ise böyle bir ödüle layık görülen ilk büyükşehir kent konseyi oldu. Dünyanın 65 ülkesinde faaliyet gösteren IAF tarafından dağıtılan Katılımcılık Etki Ödülü, tüm dünyada kamu, özel sektör ve sivil toplum inisiyatiflerine, katılımcılık konusundaki hedeflerini gerçekleştirme düzeyleri, bu hedeflere erişimde kullandıkları yaratıcı ve yenilikçi yöntemler dikkate alınarak uzman bir heyet tarafından veriliyor. 'Ankara Kent Konseyi referans gösterilen bir kuruluş olacak'Ödül töreninin ardından AA muhabirine açıklamalarda bulunan Şahin, ödülün ilk defa Türkiye'ye ve Ankara'ya geldiğini, bu nedenle mutlu ve heyecanlı olduklarını söyledi. Ödül aldıklarını bir ay önce öğrendiklerini ancak ödülün derecesi ve ne tür bir madalya aldıklarını törende öğrendiklerini belirten Şahin, şunları kaydetti:'Burada bütün Ankara Kent Konseyi paydaşları, Ankara Büyükşehir Belediyesinin değerli yetkilileriyle birlikte aynı salonda izleyerek bu ödülü almanın heyecanını yaşadık. Ankara Kent Konseyi, artık bundan sonra katılımcı yaklaşımlar ve kolaylaştırıcılık konusunda da dünyada dikkatle izlenen ve referans gösterilen bir kuruluş haline gelmiş olacak.'Şahin, Ankara'nın demokratik değerlerinin dünyaya ve Türkiye'ye anlatılması gerektiğine işaret ederek, bu ödülün Ankara'yı markalaştırmanın ilk adımlarından biri olacağını, bu anlamda çalışmalara da devam edeceklerini söyledi.
AB Türkiye Delegasyonu Ve Undp Türkiye, "İklim Biziz, Değişeceğiz" Kampanyasını Başlattı
ANKARA (AA) - Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Temsilciliği, 'AB İklim Diplomasisi Haftası 2020' kapsamında küresel ısınmaya karşı iklim eylemini teşvik eden 'İklim Biziz, Değişeceğiz' kampanyasını başlattı.'AB İklim Diplomasisi Haftası 2020' kapsamında oluşturulan 'İklim Biziz, Değişeceğiz' kampanyasının tanıtım toplantısı çevrimiçi ortamda gerçekleştirildi. Toplantıya, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Claudio Tomasi, Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin katıldı.Büyükelçi Meyer-Landrut, toplantıda yaptığı konuşmada, dünya genelindeki iklim değişikliğinin sonuçlarına herkesin tanık olduğunu ve kimsenin bundan muaf olmadığını belirtti. Avrupa genelinde son 5 yıldaki sıcaklık artışının rekor düzeyde olduğunu kaydeden Meyer-Landrut, 'İklim değişikliği kendi başına bir risk olduğu gibi her ulusu etkiliyor ama yoksul ülke ve bireyler bu konuda daha kırılgan.' değerlendirmesinde bulundu.Nikolaus Meyer-Landrut, AB'nin toparlanma planının 'yeniden daha iyisini inşa etme' ilkelerine dayalı olduğunu vurgulayarak, 'Sosyal olarak adil ve iklimi zararsız bir ekonomi iddiası peşindeyiz.' dedi.Bu yıl 'İklim Diplomasisi Haftası'nı 2-13 Kasım tarihlerinde UNDP Türkiye'yle gerçekleştireceklerini kaydeden Meyer-Landrut, 'İklim diplomasisi haftası bu sene iklim değişikliğine karşı kırılganlık üzerine odaklı. Önümüzdeki haftalar içerisinde bu kırılganlıklar analiz edilecek, gazetecilerle, sivil toplum, akademisyenler, kamu kurumları, yerel yönetim ve vatandaşlarla tartışılarak irdelenecek. Amacımız güvenli, herkes için adil bir iklim değişikliğini sağlamak. Amaç, burada herkesin eyleme geçmesini sağlamak.' değerlendirmesinde bulundu. Küresel sıcaklık artışının 1,5 derece ile sınırlanması önemliUNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Tomasi ise iklim değişikliğinin 'sistemik şok' olduğunu belirterek, ülke ekonomilerinin fosil yakıtlara bağlılığı, çevresel bozulma ve biyoçeşitlilik kaybına sebep olması nedeniyle istenmeyecek bir senaryoyla karşı karşıya kalındığını dile getirdi. Çevresel, sosyal ve ekonomik boyutların birbirinden ayrılamayacağına işaret eden Tomasi, ulusların ortak hareket ederek iklim değişikliği ve etkileriyle birlikte mücadele etmeleri gerekliliğinin altını çizdi.Claudio Tomasi, iklim faaliyetlerinin bütün sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle bağlantılı olduğuna dikkati çekerek, bütün politika seçeneklerinin bu şekilde olması gerektiğini ve Avrupa Yeşil Anlaşması'nın buna güzel bir örnek olduğunu söyledi.Dünya genelinde iklimle alakalı felaketlerin hem sıklığının hem de yoğunluğunun arttığını gördüklerini kaydeden Tomasi, 'Atlantik Okyanusu'nda oluşan hortumlar, Kaliforniya'daki yangınlar, geçtiğimiz birkaç ay içerisinde gerçekleşen birçok olay bize çok karanlık bir resim çiziyor.' diye konuştu. Claudio Tomasi, bu gibi durumların sisteme kalıcı değişiklikler getirdiğinin altını çizerek, 'Bizim iddialı iklim eylemlerine geçmemiz lazım ve bunu ivedilikle yapmamız gerekiyor. Eğer sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutamazsak, felaket boyutunda afetler ve geri dönüşü olmayan değişiklikler yaşayacağız. On yıllarca edinilmiş kalkınma kazanımlarını kaybedeceğiz. Milyonlarca insan tekrar yoksulluğa itilecek ve 1 milyar kadar kişi yerinden edilmiş olacak.' değerlendirmesini yaptı. Bilim insanları, Dünya'nın ortalama sıcaklığının endüstri öncesi dönemlere kıyasla 2 derece artmasını hayati bir eşik olarak değerlendiriyor. Paris İklim Anlaşması, küresel ısınmayı 2 derecenin oldukça altında tutarak, hatta 1,5 derece ile sınırlamaya çalışarak, bu tehlikeli eşiğin aşılmasını önlemek için küresel bir çerçeve belirliyor.
Reklam
Yapı Kredi'nin 9 Aylık Net Karı 4 Milyar 315 Milyon Lira
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira net kar elde etti.Yapı Kredi açıklamasına göre, banka yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkilediği 2020 yılının ilk 9 ayında nakdi ve gayri nakdi kredilerini yıllık bazda yüzde 24 artırarak, Türkiye ekonomisine 384,4 milyar TL kaynak sağladı. Nakdi kredi hacmini yıllık yüzde 27 artışla 283 milyar liraya çıkaran bankanın, özel bankalar arasındaki toplam nakdi kredi pazar payı yüzde 16,5 oldu. Konsolide aktif büyüklüğü 492,5 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredinin net karı yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira olarak gerçekleşti. Mevduatta TL odaklı büyümeyi sürdüren ve toplam müşteri mevduat hacmi yıllık yüzde 23 artışla 263,5 milyar liraya ulaşan bankanın, sermaye yeterlilik rasyosu ise (geçici regülasyon katkısı dikkate alınmadığında) yüzde 16,7 olarak gerçekleşti. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, Türkiye’nin en büyük üçüncü özel bankası olarak 'Hizmette Sınır Yoktur' anlayışıyla, pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılının ilk 9 ayında da ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdüklerini belirtti.Global olarak içinden geçilen şu zor günlerde müşterilerin ve Türkiye'nin yanında olarak sınırları kaldırmaya devam ettiklerini aktaran Erün, 'Yılın son çeyreğini karşılarken, nakdi ve gayri nakdi kredilerimizi yıllık yüzde 24 artırarak ülke ekonomisine 384,4 milyar lira kaynak sağladık. Nakit kredi hacmimiz yüzde 27 artarak 283 milyar lira olarak gerçekleşti. Toplam nakdi kredilerde pazar payımız ise yüzde 16,5’e yükseldi. Yine, 2020 yılının ilk 9 ayında müşteri odaklı çalışmalarımız ile toplam müşteri mevduatı hacmimiz yüzde 23 artışla 263,5 milyar lira oldu. İşletme ve KOBİ’lerimizin çek ödemelerinin finansmanına destek olmak için KGF (Kredi Garanti Fonu) tarafından çıkartılan Çek Ödeme Destek Paketi ve yine kira, maaş gibi sabit giderlerinin finansmanına yönelik OPEX Kredi Destek Paketi’nde lider bankalar arasında yer alarak, bu dönemde müşterilerimizi desteklemeye devam ettik. Bu kapsamda, yılın ilk 9 ayında 8 milyar liralık kaynak sağladık.' ifadelerini kullandı.Erün, Yapı Kredi’nin dijital alanda yaptığı yatırımların değerinin salgın döneminde çok daha iyi anlaşıldığını vurguladı. Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günlerden itibaren müşterileri bankacılık işlemlerini yapmaları için Yapı Kredi Mobil, Yapı Kredi Internet Şubesi ve Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne yönlendirdiklarini bildiren Erün, şu ifadeleri kullandı: 'Mobil aktif müşteri adedimizde, 2020 yılının ilk 9 ayında yüzde 13, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 20 oranında bir artış sağladık. Pandemi öncesinde dijitalle tanışmamış müşterilerimizin yüzde 12’si bu dönemde dijital bankacılık kanallarını kullanmaya başladı. Bununla birlikte, 2020’nin ilk 9 aylık sürecinde yeni hizmet modelimiz “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile yeni müşteri kazanım oranımız 2 katından fazla artış gösterdi. Müşteri İletişim Merkezimize gelen çağrılarda ise pandemi öncesi döneme kıyasla yüzde 22 oranında artış yaşandı.'-'Pandemi öncesi dönemle kıyasla kredi kartıyla temassız ödemeler 4 katına yükseldi'Erün, teknolojiyi, insanı merkeze alan bir yaklaşımla hem müşterilerinin hem de çalışanlarının hayatına değer katacak bir şekilde kullandıklarını belirtti.Kartlı ödeme sistemlerinin bir numaralı markası World ile de kredi kartları alanındaki tarihsel liderliklerini 32 yıldır devam ettiklerini kaydeden Erün, 'Kredi kartı adedimizi 11,8 milyona taşıdığımız bu dönemde kredi kartı adedine göre pazar payımız yüzde 16 olurken, aynı dönemde kredi kartı alacak bakiyesinde yüzde 17,5 pazar payı ile liderliğimizi sürdürdük. Pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda ise kredi kartıyla yapılan temassız ödemeler 4 katına yükseldi ve lider konumumuzu bu alanda da devam ettirdik.' değerlendirmesinde bulundu.Yapı Kredi’nin kurulduğu günden bu yana bankacılık faaliyetlerini, toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkilerini gözeterek yürüttüğünü belirten Erün, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ancak çevresel ve sosyal sürdürülebilirlikle mümkün olduğunun altını çizdi. Erün, '2020 yılında ekonomiyi ve yaşamı derinden etkileyen Kovid-19 pandemisi, dünya düzeninin ne denli hassas ve değişebilir olduğunu tekrar ortaya koydu. Tüm belirsizliklerin içerisinde ekonomi, toplum ve çevrenin birbirine bağlı, birbirinden doğrudan etkilenen ayrılmaz unsurlar olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Biz de Yapı Kredi olarak kurumların çevre ile uyumlu, toplumun beklentilerini dikkate alan ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını gözeten bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin ‘sınırları kaldıran’ bankası olarak, sektördeki öncü ve güçlü konumumuzu ve sorumlu büyüme anlayışımızı sürdürülebilirlik alanına daha da yoğunlaştırdık.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına değinen Erün, şunları kaydetti:'2020 yılının ocak ayında ilk yeşil tahvil ihracımızı gerçekleştirdik. Tahvil kaynaklarını yenilenebilir enerji projelerinde kullandırarak Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçişine olan desteğimizi sürdürüyoruz. Çevresel ve sosyal etkilerin yönetilmesinde finans sektörüne düşen sorumlulukların bilincinde bir kurum olarak etkin kurumsal yönetim ve risk yönetimi ilkeleriyle faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl dünyanın en büyük çevresel raporlama kuruluşu olan Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP) yaptığımız raporlamayla CDP Türkiye 2019 Su Liderleri arasında yer aldık. Sürdürülebilirlik yönetiminde gösterdiğimiz yüksek performansımızla Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi ve Londra Borsası’na bağlı küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russel’ın şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim performanslarını ölçen FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nde yer almayı sürdürdük. Bu yıl tüm paydaşlarımız için uzun dönemli değer yaratma modelini içeren ilk Entegre Raporumuzu yayımladık.'Yapı Kredi olarak Kovid-19 salgınına karşı yürütülen mücadele kapsamında bugüne kadar toplumsal ve ekonomik birçok önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Erün, 'Bu belirsiz dönemde de 76 yıldır genlerimize işleyen müşteri odaklı hizmet ve toplumsal sorumluluk anlayışımızla ülkemize katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla pandeminin olumsuz etkilerini azaltmaya, ülkemiz ekonomisini sınırsız bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.
Yapı Kredi'nin 9 Aylık Net Karı 4 Milyar 315 Milyon Lira
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira net kar elde etti.Yapı Kredi açıklamasına göre, banka yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkilediği 2020 yılının ilk 9 ayında nakdi ve gayri nakdi kredilerini yıllık bazda yüzde 24 artırarak, Türkiye ekonomisine 384,4 milyar TL kaynak sağladı. Nakdi kredi hacmini yıllık yüzde 27 artışla 283 milyar liraya çıkaran bankanın, özel bankalar arasındaki toplam nakdi kredi pazar payı yüzde 16,5 oldu. Konsolide aktif büyüklüğü 492,5 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredinin net karı yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira olarak gerçekleşti. Mevduatta TL odaklı büyümeyi sürdüren ve toplam müşteri mevduat hacmi yıllık yüzde 23 artışla 263,5 milyar liraya ulaşan bankanın, sermaye yeterlilik rasyosu ise (geçici regülasyon katkısı dikkate alınmadığında) yüzde 16,7 olarak gerçekleşti. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, Türkiye’nin en büyük üçüncü özel bankası olarak 'Hizmette Sınır Yoktur' anlayışıyla, pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılının ilk 9 ayında da ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdüklerini belirtti.Global olarak içinden geçilen şu zor günlerde müşterilerin ve Türkiye'nin yanında olarak sınırları kaldırmaya devam ettiklerini aktaran Erün, 'Yılın son çeyreğini karşılarken, nakdi ve gayri nakdi kredilerimizi yıllık yüzde 24 artırarak ülke ekonomisine 384,4 milyar lira kaynak sağladık. Nakit kredi hacmimiz yüzde 27 artarak 283 milyar lira olarak gerçekleşti. Toplam nakdi kredilerde pazar payımız ise yüzde 16,5’e yükseldi. Yine, 2020 yılının ilk 9 ayında müşteri odaklı çalışmalarımız ile toplam müşteri mevduatı hacmimiz yüzde 23 artışla 263,5 milyar lira oldu. İşletme ve KOBİ’lerimizin çek ödemelerinin finansmanına destek olmak için KGF (Kredi Garanti Fonu) tarafından çıkartılan Çek Ödeme Destek Paketi ve yine kira, maaş gibi sabit giderlerinin finansmanına yönelik OPEX Kredi Destek Paketi’nde lider bankalar arasında yer alarak, bu dönemde müşterilerimizi desteklemeye devam ettik. Bu kapsamda, yılın ilk 9 ayında 8 milyar liralık kaynak sağladık.' ifadelerini kullandı.Erün, Yapı Kredi’nin dijital alanda yaptığı yatırımların değerinin salgın döneminde çok daha iyi anlaşıldığını vurguladı. Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günlerden itibaren müşterileri bankacılık işlemlerini yapmaları için Yapı Kredi Mobil, Yapı Kredi Internet Şubesi ve Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne yönlendirdiklarini bildiren Erün, şu ifadeleri kullandı: 'Mobil aktif müşteri adedimizde, 2020 yılının ilk 9 ayında yüzde 13, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 20 oranında bir artış sağladık. Pandemi öncesinde dijitalle tanışmamış müşterilerimizin yüzde 12’si bu dönemde dijital bankacılık kanallarını kullanmaya başladı. Bununla birlikte, 2020’nin ilk 9 aylık sürecinde yeni hizmet modelimiz “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile yeni müşteri kazanım oranımız 2 katından fazla artış gösterdi. Müşteri İletişim Merkezimize gelen çağrılarda ise pandemi öncesi döneme kıyasla yüzde 22 oranında artış yaşandı.'-'Pandemi öncesi dönemle kıyasla kredi kartıyla temassız ödemeler 4 katına yükseldi'Erün, teknolojiyi, insanı merkeze alan bir yaklaşımla hem müşterilerinin hem de çalışanlarının hayatına değer katacak bir şekilde kullandıklarını belirtti.Kartlı ödeme sistemlerinin bir numaralı markası World ile de kredi kartları alanındaki tarihsel liderliklerini 32 yıldır devam ettiklerini kaydeden Erün, 'Kredi kartı adedimizi 11,8 milyona taşıdığımız bu dönemde kredi kartı adedine göre pazar payımız yüzde 16 olurken, aynı dönemde kredi kartı alacak bakiyesinde yüzde 17,5 pazar payı ile liderliğimizi sürdürdük. Pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda ise kredi kartıyla yapılan temassız ödemeler 4 katına yükseldi ve lider konumumuzu bu alanda da devam ettirdik.' değerlendirmesinde bulundu.Yapı Kredi’nin kurulduğu günden bu yana bankacılık faaliyetlerini, toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkilerini gözeterek yürüttüğünü belirten Erün, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ancak çevresel ve sosyal sürdürülebilirlikle mümkün olduğunun altını çizdi. Erün, '2020 yılında ekonomiyi ve yaşamı derinden etkileyen Kovid-19 pandemisi, dünya düzeninin ne denli hassas ve değişebilir olduğunu tekrar ortaya koydu. Tüm belirsizliklerin içerisinde ekonomi, toplum ve çevrenin birbirine bağlı, birbirinden doğrudan etkilenen ayrılmaz unsurlar olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Biz de Yapı Kredi olarak kurumların çevre ile uyumlu, toplumun beklentilerini dikkate alan ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını gözeten bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin ‘sınırları kaldıran’ bankası olarak, sektördeki öncü ve güçlü konumumuzu ve sorumlu büyüme anlayışımızı sürdürülebilirlik alanına daha da yoğunlaştırdık.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına değinen Erün, şunları kaydetti:'2020 yılının ocak ayında ilk yeşil tahvil ihracımızı gerçekleştirdik. Tahvil kaynaklarını yenilenebilir enerji projelerinde kullandırarak Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçişine olan desteğimizi sürdürüyoruz. Çevresel ve sosyal etkilerin yönetilmesinde finans sektörüne düşen sorumlulukların bilincinde bir kurum olarak etkin kurumsal yönetim ve risk yönetimi ilkeleriyle faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl dünyanın en büyük çevresel raporlama kuruluşu olan Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP) yaptığımız raporlamayla CDP Türkiye 2019 Su Liderleri arasında yer aldık. Sürdürülebilirlik yönetiminde gösterdiğimiz yüksek performansımızla Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi ve Londra Borsası’na bağlı küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russel’ın şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim performanslarını ölçen FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nde yer almayı sürdürdük. Bu yıl tüm paydaşlarımız için uzun dönemli değer yaratma modelini içeren ilk Entegre Raporumuzu yayımladık.'Yapı Kredi olarak Kovid-19 salgınına karşı yürütülen mücadele kapsamında bugüne kadar toplumsal ve ekonomik birçok önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Erün, 'Bu belirsiz dönemde de 76 yıldır genlerimize işleyen müşteri odaklı hizmet ve toplumsal sorumluluk anlayışımızla ülkemize katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla pandeminin olumsuz etkilerini azaltmaya, ülkemiz ekonomisini sınırsız bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Yapı Kredi'nin 9 Aylık Net Karı 4 Milyar 315 Milyon Lira
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira net kar elde etti.Yapı Kredi açıklamasına göre, banka yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tüm dünyayı etkilediği 2020 yılının ilk 9 ayında nakdi ve gayri nakdi kredilerini yıllık bazda yüzde 24 artırarak, Türkiye ekonomisine 384,4 milyar TL kaynak sağladı. Nakdi kredi hacmini yıllık yüzde 27 artışla 283 milyar liraya çıkaran bankanın, özel bankalar arasındaki toplam nakdi kredi pazar payı yüzde 16,5 oldu. Konsolide aktif büyüklüğü 492,5 milyar TL’ye ulaşan Yapı Kredinin net karı yılın 9 ayında 4 milyar 315 milyon lira olarak gerçekleşti. Mevduatta TL odaklı büyümeyi sürdüren ve toplam müşteri mevduat hacmi yıllık yüzde 23 artışla 263,5 milyar liraya ulaşan bankanın, sermaye yeterlilik rasyosu ise (geçici regülasyon katkısı dikkate alınmadığında) yüzde 16,7 olarak gerçekleşti. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, Türkiye’nin en büyük üçüncü özel bankası olarak 'Hizmette Sınır Yoktur' anlayışıyla, pandemi nedeniyle zorlu geçen 2020 yılının ilk 9 ayında da ülke ekonomisine değer katmayı sürdürdüklerini belirtti.Global olarak içinden geçilen şu zor günlerde müşterilerin ve Türkiye'nin yanında olarak sınırları kaldırmaya devam ettiklerini aktaran Erün, 'Yılın son çeyreğini karşılarken, nakdi ve gayri nakdi kredilerimizi yıllık yüzde 24 artırarak ülke ekonomisine 384,4 milyar lira kaynak sağladık. Nakit kredi hacmimiz yüzde 27 artarak 283 milyar lira olarak gerçekleşti. Toplam nakdi kredilerde pazar payımız ise yüzde 16,5’e yükseldi. Yine, 2020 yılının ilk 9 ayında müşteri odaklı çalışmalarımız ile toplam müşteri mevduatı hacmimiz yüzde 23 artışla 263,5 milyar lira oldu. İşletme ve KOBİ’lerimizin çek ödemelerinin finansmanına destek olmak için KGF (Kredi Garanti Fonu) tarafından çıkartılan Çek Ödeme Destek Paketi ve yine kira, maaş gibi sabit giderlerinin finansmanına yönelik OPEX Kredi Destek Paketi’nde lider bankalar arasında yer alarak, bu dönemde müşterilerimizi desteklemeye devam ettik. Bu kapsamda, yılın ilk 9 ayında 8 milyar liralık kaynak sağladık.' ifadelerini kullandı.Erün, Yapı Kredi’nin dijital alanda yaptığı yatırımların değerinin salgın döneminde çok daha iyi anlaşıldığını vurguladı. Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günlerden itibaren müşterileri bankacılık işlemlerini yapmaları için Yapı Kredi Mobil, Yapı Kredi Internet Şubesi ve Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne yönlendirdiklarini bildiren Erün, şu ifadeleri kullandı: 'Mobil aktif müşteri adedimizde, 2020 yılının ilk 9 ayında yüzde 13, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 20 oranında bir artış sağladık. Pandemi öncesinde dijitalle tanışmamış müşterilerimizin yüzde 12’si bu dönemde dijital bankacılık kanallarını kullanmaya başladı. Bununla birlikte, 2020’nin ilk 9 aylık sürecinde yeni hizmet modelimiz “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile yeni müşteri kazanım oranımız 2 katından fazla artış gösterdi. Müşteri İletişim Merkezimize gelen çağrılarda ise pandemi öncesi döneme kıyasla yüzde 22 oranında artış yaşandı.'-'Pandemi öncesi dönemle kıyasla kredi kartıyla temassız ödemeler 4 katına yükseldi'Erün, teknolojiyi, insanı merkeze alan bir yaklaşımla hem müşterilerinin hem de çalışanlarının hayatına değer katacak bir şekilde kullandıklarını belirtti.Kartlı ödeme sistemlerinin bir numaralı markası World ile de kredi kartları alanındaki tarihsel liderliklerini 32 yıldır devam ettiklerini kaydeden Erün, 'Kredi kartı adedimizi 11,8 milyona taşıdığımız bu dönemde kredi kartı adedine göre pazar payımız yüzde 16 olurken, aynı dönemde kredi kartı alacak bakiyesinde yüzde 17,5 pazar payı ile liderliğimizi sürdürdük. Pandemi öncesi dönemle kıyasladığımızda ise kredi kartıyla yapılan temassız ödemeler 4 katına yükseldi ve lider konumumuzu bu alanda da devam ettirdik.' değerlendirmesinde bulundu.Yapı Kredi’nin kurulduğu günden bu yana bankacılık faaliyetlerini, toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkilerini gözeterek yürüttüğünü belirten Erün, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ancak çevresel ve sosyal sürdürülebilirlikle mümkün olduğunun altını çizdi. Erün, '2020 yılında ekonomiyi ve yaşamı derinden etkileyen Kovid-19 pandemisi, dünya düzeninin ne denli hassas ve değişebilir olduğunu tekrar ortaya koydu. Tüm belirsizliklerin içerisinde ekonomi, toplum ve çevrenin birbirine bağlı, birbirinden doğrudan etkilenen ayrılmaz unsurlar olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Biz de Yapı Kredi olarak kurumların çevre ile uyumlu, toplumun beklentilerini dikkate alan ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını gözeten bir konumda olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin ‘sınırları kaldıran’ bankası olarak, sektördeki öncü ve güçlü konumumuzu ve sorumlu büyüme anlayışımızı sürdürülebilirlik alanına daha da yoğunlaştırdık.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına değinen Erün, şunları kaydetti:'2020 yılının ocak ayında ilk yeşil tahvil ihracımızı gerçekleştirdik. Tahvil kaynaklarını yenilenebilir enerji projelerinde kullandırarak Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçişine olan desteğimizi sürdürüyoruz. Çevresel ve sosyal etkilerin yönetilmesinde finans sektörüne düşen sorumlulukların bilincinde bir kurum olarak etkin kurumsal yönetim ve risk yönetimi ilkeleriyle faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl dünyanın en büyük çevresel raporlama kuruluşu olan Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP) yaptığımız raporlamayla CDP Türkiye 2019 Su Liderleri arasında yer aldık. Sürdürülebilirlik yönetiminde gösterdiğimiz yüksek performansımızla Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi ve Londra Borsası’na bağlı küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russel’ın şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim performanslarını ölçen FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nde yer almayı sürdürdük. Bu yıl tüm paydaşlarımız için uzun dönemli değer yaratma modelini içeren ilk Entegre Raporumuzu yayımladık.'Yapı Kredi olarak Kovid-19 salgınına karşı yürütülen mücadele kapsamında bugüne kadar toplumsal ve ekonomik birçok önlemi hayata geçirdiklerini anımsatan Erün, 'Bu belirsiz dönemde de 76 yıldır genlerimize işleyen müşteri odaklı hizmet ve toplumsal sorumluluk anlayışımızla ülkemize katkı sağlamayı sürdüreceğiz. Ekonomik, toplumsal ve sosyal alanlarda gerçekleştireceğimiz çalışmalarla pandeminin olumsuz etkilerini azaltmaya, ülkemiz ekonomisini sınırsız bir şekilde desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.
Çevre Ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Birpınar, "İklim Biziz, Değişeceğiz" Kampanyası Lansmanında Konuştu:
ANKARA (AA) - Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar, 'İklim değişikliği geleceğimiz için bir tehdit olmaktan öte, acil önlemler alınması gereken küresel bir sorundur.' dedi.Birpınar, 'İklim Biziz, Değişeceğiz' kampanyasının çevrim içi gerçekleştirilen lansman toplantısına katıldı.İnsanların iklim krizini hissetmeye başladığını belirten Birpınar, bir araştırmanın Türkiye'de yaşayan insanların yüzde 80'inin iklim değişikliğine inandığını gösterdiğini aktardı.İklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün biraz daha kendisini gösterdiğini anlatan Birpınar, küresel ortalama sıcaklıkların her yıl yeni rekorlar kırdığını belirtti.Birpınar, verilere göre 2015'ten bu yana en sıcak beş yılın yaşandığını, 2020 yılının tarihteki en sıcak yıl olma yolunda ilerlediğini ifade etti. Dünyanın ve Türkiye'nin şiddeti gittikçe artan sel, dolu, fırtına, kuraklık, uzun süreli orman yangınları gibi afetlerle karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Birpınar, şöyle konuştu:'Karadeniz'e kıyısı olan Giresun ilimizde ağustos ayında aşırı yağış nedeniyle oldukça yıkıcı ve can alan sel, heyelan felaketlerini yaşadık. Ankara'da eylül ayında görülmemiş bir kum fırtınası yaşadık, İstanbul'da ise oldukça şiddetli bir dolu yağışı gerçekleşti. Bilimsel çalışmalar orta ve uzun vadede iklim değişikliğinin çok daha dramatik sonuçlara sebep olacağını gösteriyor. Afetler bir yandan can kaybına yol açarken bir yandan da mal kaybına neden oluyor. Geçen sene yaşanan sel felaketleri, ülkemizde 1 milyar lira zarara yol açtı. İstanbul'daki dolu yağışının sigorta şirketlerine maliyeti yaklaşık 10 milyar lira olmuştur.''İklim değişikliği ile mücadele çalışmalarımıza devam ediyoruz'İklim rejiminin Paris Anlaşması ile birlikte yeni bir faza geçtiğini söyleyen Birpınar, şunları kaydetti:'Bu süreçte, tüm ülkelerin ulusal katkı beyanları ile sürece dahil olduklarına şahit olduk. Biz de Türkiye olarak iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. 2030 yılında sera gazı emisyonlarında yüzde 21'e kadar artıştan azaltım hedefini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Sekretaryasına bildirdik. Ulusal katkımıza göre 2030 yılında 246 milyon ton, 2012-2030 arasında ise toplam 1 milyar 920 milyon ton sera gazı emisyonu önlenmiş olacaktır. Diğer taraftan, Türkiye olarak Ulusal İklim Değişikliği Stratejisini ve Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planını uzun dönemli hedeflerle güncelliyoruz. Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik kapsamında ulusal sera gazı emisyonlarının yaklaşık yarısını 2015 yılından beri tesis seviyesinde izliyoruz. Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı Projesi ile iklim kanunu ve Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) taslak mevzuatı çalışıyoruz. Aynı zamanda, ülke olarak yeni ve temiz teknolojilerden yararlanıyor yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla istifade ediyoruz. Yenilenebilir enerji kurulu gücümüz 2011 ve 2020 Temmuz arasında 19 bin megavattan 45 bin megavatın üzerine çıkmıştır. Ülkemizde elektrik enerjisi kurulu gücü içinde yenilenebilir enerjinin payı yüzde 48'e ulaşmıştır.'Türkiye'nin ilk, Avrupa ve Orta Doğu'nun tek bütünleşmiş güneş paneli üretim tesisinin ağustos ayında açıldığını anımsatan Birpınar, 'Yatırım tutarı 400 milyon doları bulan tesis, yıllık 500 megavat güneş paneli üretim kapasitesine sahip olacak. Enerji verimliliğinde de önemli adımlar atılıyor. Enerji Verimliliği Eylem Planı hazırlandı. Son on beş yılda yaklaşık 41,5 milyon ton petrol eşdeğeri tasarruf sağlandı. Hızla sanayileşen ülkemizde yeşil üretime dayalı, kaynak ve enerji etkin bir sanayiye geçiş için çalışıyoruz. Ulaştırma sektöründe yapılan yatırımlarla zamandan kazanıyor, mesafeleri kısaltıyor ve emisyonlarımızı azaltıyoruz.' bilgisini verdi. Türkiye genelinde, 3 bin kilometre bisiklet ve yürüyüş yolu yapımı için çalışmaların sürdüğünü aktaran Birpınar, 2017'de başlatılan 'Sıfır Atık Projesi'nin Türkiye genelinde uygulanması için çalışmaların devam ettiğini söyledi.'Akdeniz Bölgesi iklim değişikliği etkileri açısından en savunmasız bölgelerden biri''İklim değişikliği geleceğimiz için bir tehdit olmaktan öte, acil önlemler alınması gereken küresel bir sorundur.' diyen Birpınar, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına göre, Akdeniz Bölgesi'nin iklim değişikliği etkileri açısından en savunmasız bölgelerden biri olduğunu aktardı.Bakan Yardımcısı Birpınar, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Dolayısıyla ülkemiz için, iklim değişikliğinin ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini en aza indirmek, yani iklim değişikliğine uyum sağlamak oldukça önemlidir. Bu amaçla, Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve UNDP ile birlikte yürüttüğümüz İklim Değişikliği Uyum Eyleminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında, İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planını güncelleme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca, proje kapsamında 4 pilot büyükşehirde iklim değişikliği uyum eylem planlarını hazırlıyoruz. İklim değişikliğiyle mücadelede başarılı olunması, toplumun bütün kesimlerinin bu ortak çabalara dahil edilmesine bağlıdır. Buradan hareketle, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını ve üniversiteleri destekliyoruz. Yine bu proje kapsamında geçtiğimiz günlerde İklim Değişikliğine Uyum Hibe Programı Teklif Çağrısına çıktık. Yaklaşık 7 milyon Avro bütçeli Hibe Programı ile Türkiye genelinde iklim değişikliği ile mücadeleye katkı sağlayacak projeler için hibe desteği sağlayacağız. Bu vesile ile, tüm paydaşlarımızı hibe programı çağrımıza proje tekliflerini sunmaya davet ediyorum.'Bakan Birpınar, Avrupa Birliğinden çevre konusunda verilen fonlarda kesintiye gitmemelerini beklediklerini vurgulayarak, 'Başka bir konuda Türkiye'ye kızıp çevre meselesindeki fonlarda kesintilere gitmenin çok mantıksız olduğunu, kendi sağlıkları için de doğru olmadığını bir kere daha ifade etmek istiyorum. Türkiye Akdenizi kirletirse, Türkiye havasını kirletirse, Türkiye toprağını kirletirse, bu Avrupa'daki dostlarımızın da havası, suyu, yiyecekleri kirlenecek demektir.' ifadesini kullandı.'Belediye başkanlarının vizyonuyla ilgili çok ciddi çalışmalar yapıyoruz'Kampanyanın lansman toplantısında konuşma yapan Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise Birlik olarak Belediye başkanlarının paradigma değişikliği, vizyonuyla ilgili çok ciddi çalışmalar yaptıklarını belirtti.'Karbonsuz dünya, karbonsuz Avrupa, karbonsuz Türkiye nasıl inşa edilecek? Yeşil ekonomi nasıl planlanacak?' konuları üzerinde durulması gerektiğini dile getiren Şahin, 'Özellikle sanayide havayı, suyu, toprağı kirleten alanlarda yapılması ve yapılmaması gerekenler çok daha hızlı güncellenecek.' dedi.Akıllı ulaşım alanları konusunun önemine değinen Şahin, 'Havayı kirletmeden ulaşım ihtiyacımızı nasıl gidereceğiz? Bunu nasıl çeşitlendireceğiz? Bunu çalışıyoruz. Avrupa Birliği ile Türkiye Belediyeler Birliği, bu yıl çok güçlü yürüyelim dedik ve onlarla Hareketlilik Haftası'nda bisiklet yolu, bisikletin hayatımıza zorunlu bir şekilde gireceği, ulaşımı çeşitlendireceği bir alternatif nasıl olacak, bunu çalıştık. Belediyelerimiz, çok güçlü bir şekilde proje geliştirdiler. İspanya, Avusturya'dan daha fazla belediye buna katıldı, dünya birincisi olduk.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Burak Arzova Yazio: Avrupa İkinci Koronavirus Dalgası Yaşıyor: Sıkı Önlemler Geri Geldi
etiket
Tüm dünyada sanki Coronavirus gibi bir tehlike yokmuşçasına kurallara riayet edilmeden geçirilen güzel yaz günleri bitti. Pek çok kişi sürekli vurgulanan “maske – mesafe ve temizlik” gibi basit korunma önlemlerini yok saydı. Üstüne üstlük daralan ekonomileri canlandırmak adına ülke yönetimleri tüm bu ihlalleri görmezden geldi. Yarım kapasite çalışması gereken restoranlar tam kapasiteye yakın çalışmasına karşılık, bu yerlerin denetiminden sorumlu devlet erkânı görevini yerine getirmedi. Ara sıra göstermelik, önceden bildirilen trafik denetimleri ile toplu taşıma “denetleniyormuş” gibi yapıldı. Sonuç: Pandemi tüm dünyada yüksek bir hızla tekrar yayılmaya başladı.Türkiye verilerinden bahsetmeyeceğim. Çünkü Sağlık Bakanlığı önce 15 Ekim 2020 de gerçek sayıları (vak’a sayısı) açıklayacağını söylemesine rağmen, sonra böyle bir şey söylemediğini iddia etti. Biz ülkemizde hala vak’a sayısını bilemiyoruz. Gerçek rakamları bilemeyince de yönetemiyoruz.Toplu taşımada kişisel gözlemimle, insanlar büyük ağırlıkla maske kuralına uyuyorlar. Ancak topluluk haline gelme ve aile ziyaretleri hala devam ediyor. Hal böyle olunca Coronavirus yayılımında artış kaçınılmaz. Ancak Avrupa’da durum çok daha vahim. Kısa bir süre önce sınırların açılması vesilesiyle Bulgaristan Sofya’ya gittim. Gördüğüm manzara inanılmazdı. İnsanlar bir arada maskesiz, sanki geçtiğimiz 2019 yılında ki gibi (Coronavirus’ün adının bile geçmediği) rahattı. Hatta Sofya Maratonu bile düzenlendi. Yüzlerce insan maskesiz ve mesafeyi dikkate almadan bir araya geldi. İtalya ve İspanya’da binlerce insan maske ve kısıtlama şartlarını protesto eden gösteriler düzenlemişti geçtiğimiz günlerde.
Reklam
Tuzla'da Evlerden Hırsızlık Yapan 3 Şüpheli Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Tuzla'da, evlerden hırsızlık yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan 3 zanlı tutuklandı.İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, Postane Mahallesi'nde 3 şüphelinin hırsızlık amacıyla zillere bastıkları yönündeki ihbar üzerine yapılan kontrollerde kaçmaya başlayan ve kaçarken ellerindeki malzemeleri atan zanlıların gözaltına alındığı belirtildi.Çevrede yapılan aramada, 2 adet altın yüzük, 2 adet altın bilezik, 1 adet taş işlemeli kolye ucu, 1 adet altın renkli saat, 2 adet çeyrek altın çerçevesi, 1 adet bileklik, 1 adet küpe, 6 adet cam bardak, 6 adet tabaklık, 2 adet cam süs eşyası ele geçirildi.Şüphelilerden Zekiye O.'nun hırsızlık suçundan 77 kaydı olduğu ve 16 evden hırsızlık suçunun faili olarak arandığı ortaya çıktı.Gökçe U.'nun evden hırsızlık suçundan 1 kaydı, Yeter U.'nun ise hırsızlık suçundan1 aranma kaydı ile 23 yıl kesinleşmiş hapis cezası olduğu tespit edildi.3 zanlı tutuklanarak cezaevine teslim edildi.
Malezya Bu Yılki Apec Zirvesini Sanal Ortamda Düzenleyecek
KUALA LUMPUR (AA) - Malezya, ev sahipliğini yapacağı Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinin bu yıl internet ortamında düzenleneceğini duyurdu.Malezya Uluslararası Ticaret ve Endüstri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, 20 Kasım'da başlayacak zirvenin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle internet üzerinden yapılması yönünde karar alındığı bildirildi.Yeni Zelanda hükümeti, 2021'deki ev sahipliği yapacağı APEC zirvesini internet ortamında düzenleme kararı almıştı.Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ForumuAvustralya, Brunei, Kanada, Endonezya, Japonya, Malezya, Yeni Zelanda, Filipinler, Singapur, Güney Kore, Tayland ve ABD tarafından 1989'da kurulan APEC Forumu, bölgedeki ticaret ile yatırımları serbestleştirme ve ekonomilerin entegrasyonunu sağlamak üzere ticari bağlantıların kolaylaştırılmasını amaçlıyor.Çin, Hong Kong ve Tayvan'ı 1991'de, Meksika ve Papua Yeni Gine'yi 1993'te, Şili'yi 1994'te ve Peru, Rusya ile Vietnam'ı 1998'de üyeliğe kabul eden APEC'in bünyesinde 21 ekonomi bulunuyor.Bu yılki dönem başkanlığını Malezya'nın üstlendiği APEC'in Ekonomik Liderler Zirvesi'nin 20 Kasım'da başlaması planlanıyor.
Reklam
İran Borsası Mağdurları Meclis Önünde Protesto Düzenledi
TAHRAN (AA) - İran Menkul Kıymetler Borsası mağdurlarından onlarca kişi, İran Meclis binası önünde borsanın değer kaybetmesini protesto ettiler. Ülke lideri Ali Hamaney'in 'Yatırım için en iyi yer finans piyasasıdır.' sözlerinin yazılı olduğu pankartları taşıyan onlarca kişi meclis binası önünde, İran Menkul Kıymetler Borsası'nda son günlerde yaşanan düşüşe tepki gösterdiler.Eylemciler bina önünde gösteri yaparken borsa başkanı Hasan Kalibaf Asıl'ın meclis içerisinde olduğu bildirildi.Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, borsanın sert bir şekilde düşüşe geçmesinden 3 gün önce 6 Ağustos günü yaptığı bir konuşmada, halkı borsada yatırım yapmaya teşvik etmiş, 'Piyasa göstergelerine göre önümüzdeki günlerde borsanın durumu daha iyi olacak. Halk tüm varlıklarını borsaya yatırsın.' şeklinde ifadeler kullanmıştı. 9 Ağustos günü düşüşe geçen İran Menkul Kıymetler Borsası endeksinin bugüne kadar yüzde 36 oranında değer kaybettiği belirtiliyor.
Analiz - Bolivya'da Boşa Çıkan Darbe Ve Latin Amerika Siyasetine Etkileri
İSTANBUL (AA) -MEHMET NECATİ KUTLU- İçinde bulunduğumuz günlerden yaklaşık olarak bir yıl önce Bolivya’da meydana gelen olaylar tüm dünyanın ilgisinin söz konusu Güney Amerika ülkesine çevrilmesine neden olmuştu. [1] Bolivya’da 20 Ekim 2019 tarihinde düzenlenen seçimleri Evo Morales yeniden geçerli oyların yüzde 47’sini alarak kazanmıştı. Seçimlerin ardından başını muhalefetin çektiği bazı gruplar, Morales’in yeniden seçilmesini sağlayan anayasa değişikliğinin usulsüz olduğunu ve seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek basın-yayın organları ve sokak gösterileriyle ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemişti. Başlıca eyaletlerde meydana gelen şiddet olayları ve yağmalamalar ülke geneline yayılmış ve ne asayişi sağlamakla mükellef güçler ne de ordu yaygınlaşan düzensizliği bastırabilmişti. Bolivya Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman daha da ileri giderek, Cumhurbaşkanını istifaya davet ettiklerini televizyon aracılığıyla kamuoyuna açıklamıştı. Tırmanarak kontrolden çıkan şiddet olaylarına engel olamayan, vazifesi bu engellemeyi yapmak olan kolluk kuvvetlerinin görevini yapmasını sağlamak bir yana, bizzat ordunun başındaki general tarafından tehditvari bir üslûpla istifaya davet edilen Başkan Morales 10 Kasım 2019 günü istifasını açıklamış ve Meksika’ya iltica etmişti. Bundan sonra Morales’in partisi Sosyalizm Hareketi Partisi (MAS) üyelerine yönelik adeta bir cadı avı başlatılmış ve Anayasa uyarınca geçici olarak başkanlık koltuğuna oturması gereken başkan yardımcısı ve meclis başkanı görevi devralamadıkları için, muhalefet mensubu Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı Jeanine Anez geçici olarak başkanlığı devralmıştı.Darbe sonrası başlatılan 'cadı avı' Bundan sonraki süreçte ise olaylar şöyle gelişti: 12 Kasım 2019 tarihinde cumhurbaşkanlığı makamına oturan Anez, anayasa uyarınca ülkeyi seçime götürecek süreçte en fazla üç ay oturması gereken koltukta yaptığı ilk açıklamalarında anayasaya uygun davranacağını belirtmesine karşın, düzenlenmesi gereken seçimleri iki kez erteleyerek iktidarını zamana yayma yoluna gitti. Ülkede MAS karşıtlığı adeta bir devlet politikası haline gelerek yürütme ve yargı elbirliğiyle on bir ay boyunca başta sâbık Başkan Evo Morales olmak üzere önde gelen MAS üyelerini soruşturmalar ve davalarla yıpratmak ve devlet erkini kullanmak suretiyle iç ve dış kamuoyunu etkileyerek ilgili partiyi zayıflatmak için çalıştı. Jeanine Anez başkanlığa kesinlikle aday olmayacağını açıklamasına rağmen birkaç ay sonra kamuoyuna “ülkenin iyiliği ve istikrarı için” başkanlığa adaylığını koyma kararı aldığını duyurdu ve devletin tüm imkânlarını kullanarak başlattığı kampanya sürecinde oy oranı bir türlü yüzde 10 civarında rakamları aşamayınca 18 Eylül 2020 tarihinde “özgürlük ve demokrasinin sağlanabilmesi için” adaylıktan çekildi. Anez’in 11 aylık başkanlık serüveni ise irili ufaklı skandallarla örülü olarak tarihe geçti. Kızına askeri helikopter tahsis etmesi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde acil olarak satın alınan solunum cihazlarının fahiş fiyata alındığının ortaya çıkması ile yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları 11 aylık sürecin fiyaskolarından ilk akla gelenler. Bu ve bunlara benzer suiistimal örneklerine, geçici iktidarı ellerinde tutanların sâbık Morales dönemi yöneticileri hakkında ortaya koydukları iddialar çerçevesinde harekete geçen, soruşturmalar yürüten ve davalar açan yargı unsurlarını da eklemek gerek. Darbe dönemi sonrasında yaşanan on bir aylık süreçte Bolivya’nın siyasal ve toplumsal dinamikleri bunlar oldu. Kovid-19 pandemisinin getirdiği toplumsal ve ekonomik zorluklar da sıkıntılara tuz-biber ekti.Sonuç olarak Bolivya, Cumhurbaşkanı Evo Morales’in istifasından ancak 11 ay sonra yeniden sandığa gidebildi. 18 Ekim 2020 Pazar günü yapılan seçimleri ise kahir ekseriyetle MAS partisinin adayı, eski Ekonomi Bakanı Luis Arce kazandı. Sandıkların yüzde 100’ü açıldıktan sonra açıklanan kesin sonuçlar MAS adayı Luis Arce’nin yüzde 55,1 oy oranına ulaştığını ve en yakın takipçisi olan Yurttaş Birliği Partisine (CC) mensup muhalif aday Carlos Mesa’ya yüzde 25 oranında fark attığını ortaya koydu. Kesin sonuçların açıklanması sonrasında Dışişleri Bakanlığımız “Seçilen yeni Cumhurbaşkanı Sayın Luis Arce’ye başarılar diliyor, seçim sonuçlarının dost Bolivya halkı için hayırlı olmasını temenni ediyoruz” açıklamasını yaptı.Şimdi, gelelim ibret hikâyesine dönüşen bu sürecin düşündürdüklerine ve bundan sonra beklenebilecek olası sonuçlara:Düşünceler1) Latin Amerika’da sivil/askeri darbeler döneminin can çekişmekte olduğu bir kez daha ortaya konulmuş oldu. Kitleler bilişim çağının sağladığı tüm imkânlarıyla önceki dönemlerle kıyaslanamayacak oranda donanımlı ve iletişimleri neredeyse engellenemez düzeyde. Vesayet kabul etmiyorlar ve vesayet girişimlerini er ya da geç bertaraf ediyorlar. Ekvador’un sâbık Devlet Başkanı Rafael Correa’ya karşı 2010 yılında gerçekleştirmeye çalışılan ve başarısız olan darbe girişimi, Venezuela’da, Millet Meclisi Başkanı Juan Guaido’nun bir parkta elini kaldırıp yandaşlarının önünde yemin ederek gerçekleştirmeye çalıştığı sivil darbe ve bu yazının konusu olan ve Başkan Evo Morales’e karşı 2019 yılında Bolivya’da ortaya konan sivil-askeri işbirlikli darbe bunlara örnek teşkil ediyor. Sayılan tüm girişimler farklı şekillerde olsa da toplum tarafından bertaraf edildi.2) Yolsuzluk, kötü idare ve adam kayırmacılık kısa vadede fark edilmemiş ya da unutulmuş gibi görünse de kitlesel yanıt, kitlesel hareketler şeklinde tezahür ediyor; toplumsal rahatsızlıklar kısa ve orta vadede sokaklara ve sandığa yansıyor. Morales’in anayasaya aykırı şekilde dördüncü kez seçilmek üzere yaptığı hukuki ve siyasal manevralar sonrasında meydana gelen huzursuzluklar ve Şili’de geçtiğimiz yıl toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın ardından yaşanan karışıklıklar bu duruma örnek teşkil ediyor. Bununla beraber bu tür toplumsal olayların iç ve dış mihraklar tarafından çıkarılması ya da yönlendirilmesi ihtimalini de göz ardı etmemek gerek. Bununla birlikte iletişim imkânları, eğitim ve bilinç düzeyindeki toplumsal artış, bu tür olası manipülasyonları genellikle akamete uğratabiliyor ve halkın gerçek iradesi çoğu zaman sandıklara yansıyarak nihai sonucu belirliyor.3) Sandıkta yapıldığı söylenen hile ve düzenler çoğu zaman birebir kontrol yöntemiyle önleniyor. Geleneksel oy verme yöntemlerini içeren, salt elektronik olmayan sistemler halk iradesini neredeyse tamamen seçimlere yansıtabiliyor. Sandıkların temsilciler eliyle kontrolü ve temsilcilerin bağımsız bir merkeze yaptıkları bildirimler usulsüzlükleri büyük ölçüde bertaraf edebiliyor. Geçtiğimiz 18 Ekim Pazar günü Bolivya’da yaşananlar buna örnek teşkil edebilir. Darbe sonrası hükümetin kontrolündeki bir siyasal ve toplumsal ortamda yapılan seçimler dahi, erki elinde tutanlara karşı halk iradesini ortaya koyabildi.4) Mağduriyet görünümü, birbirine toplumsal olarak benzerlikler gösteren Latin Amerika toplumlarında halkın iradesi üzerinde etkili olabiliyor. Cumhurbaşkanlığı sarayından kaçan, MAS partisinin kalesi sayılan Cochabamba bölgesinde üzerinde bir gömlekle neredeyse açıkta yatıp kalkan, aile fertlerine ait evler basılan ve yağmalanan Morales görüntüleri, halkın üzerinde darbecilerin hiç istemedikleri bir etki yaptı. 2019 seçimlerinde Morales oyların yüzde 47’sini almışken, yakın çalışma arkadaşlarından olan Luis Arce geçtiğimiz 18 Ekim günü düzenlenen seçimleri yüzde 55 oy oranıyla kazandı.Muhtemel sonuçlar1) MAS Partisi, Evo Morales önderliğinde önemli bir ilerleme göstermiş, kitlelere mal olmuş bir siyasi oluşum konumunda üç iktidar dönemini tamamladı ve ülke vatandaşlarının refah düzeyini görece de olsa düzeltti. 2019 sonunda düzenlenen seçimler sonrasında yaşanan olaylar ise partinin gerek prestijini gerekse üye ve taraftarları nezdindeki güvenilirliğini örseledi. Arce önderliğinde kazanılan yüzde 55’lik seçim galibiyeti bir yandan darbeye karşı bir meşru rövanş teşkil ederken, diğer yandan MAS çevrelerinin kendilerine ve partilerine olan güvenlerini yeniden tesis etti ve güçlendirdi. 2) Evo Morales Latin Amerika siyasetinde en dikkat çeken isimlerinden. Ünü ülkesinin sınırlarını aşan yerli kökenli bir lider. 2019 yılı sonunda anayasal sınırları fazlaca zorlayarak girdiği dördüncü seçim sonucunda aldığı galibiyetin bedelini sivil-askeri bir darbeyle ve ülkeden ayrılmak zorunda kalarak ödedi. Bununla birlikte mağdur durumunda olması bir yandan seçmenlerini parti etrafında toplarken diğer taraftan oy oranını artırdı. Usta siyasetçi seçim sürecine Arjantin’den katkı sağladı ve sonuçları attığı şu tweetle değerlendirdi: “Kardeşlerim, halkın iradesi kazandı, MAS-IPSB çok büyük bir zafer kazandı. Siyasal hareketimiz her iki mecliste de çoğunluğu elde edecek. Milyonlar olduk ve geri döndük; şimdi onuru ve özgürlüğü halka iade etme zamanı...” Morales’in dört kez başkanlık seçimine girmiş ve kazanmış bir siyasetçi olarak politikanın dışında kalması olası görünmüyor. Bununla birlikte başkanlık koltuğuna oturan Arce’nin de koltuğu Morales’e devretmesi şimdilik mümkün görünmüyor. Morales’in başkanlığı dönemindeki ekonomik başarıların mimarı olan eski Ekonomi ve Maliye Bakanı Arce bu dönemde sakin kişiliğiyle öne çıkan isim olacaktır. Altmış bir yaşındaki Morales’in bir dönem âkil adam, usta siyasetçi ve belki de parti başkanı görünümüyle kamuoyunun gündeminde tutularak, bir dahaki seçimlere hazırlanması bir ihtimal olabilir. Bununla birlikte siyaset dünyasında şu ya da bu nedenle giden koltukların geri gelmediği, gelemediği durumlara dair de birçok örnek var.3) Chavez’in ölümü sonrasında Nicolas Maduro tarafından az farkla kazanılan seçimlerle Venezuela solu iktidarı muhafaza edebilmişti. Bununla birlikte, bölgedeki önemli sol eğilimli liderlerin iktidarı birer birer sağ görüşlü liderlere kaptırmaları bu önemli petrol ülkesini kıtada yalnızlaştırdı. Peru’da Ollanta Humala, Brezilya’da Lula da Silva ve Dilma Roussef, Şili’de Michelle Bachelet, Arjantin’de Cristina Kirchner, Uruguay’da Jose Mujica son yıllarda iktidarlarını sağ eğilimli iktidarlara bırakarak siyasi arenadan çekilen önemli liderler. Hugo Chavez ve Fidel Castro’nun ölümleri de Latin Amerika soluna etki eden önemli unsurlar oldu. Venezuela’nın Küba ve Nikaragua ile olan işbirliğiyle hafifletmeye çalıştığı yalnızlığı, Arjantin’de Mauricio Macri iktidarının son bularak Alberto Fernandez önderliğinde sol iktidarın tesis edilmesiyle en azından psikolojik olarak görece moral kazanmıştı. Bu kez Morales’e karşı düzenlenen darbenin boşa çıkması ve ülkede sağlam bir MAS iktidarının tesis edilmesi, bir yandan Venezuela açısından psikolojik bir destek olurken iki ülke arasındaki dayanışmanın artması ve işbirliğinin maddi sonuçlarının olması daha kolay hale gelecek.4) Çin ve Rusya Federasyonu Latin Amerika’da Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları ve hegemonya tesisi çabaları karşısında sol eğilimli hükümetlerin doğal işbirliği adresleri olarak öne çıkıyor ve bu vesileyle bölgedeki etkinliklerini artırıyorlar. Bolivya’da darbe girişiminin boşa çıkması ve büyük ekseriyetle tesis edilen MAS iktidarı Çin’in ve Rusya Federasyonu’nun özelde Bolivya’da genelde bölgede etkinliğini sağlamlaştıracak. Bu çerçevede, bağımsız ve milli bir politika yürüten Türkiye’nin bölgeye verdiği önemi muhafaza etmesi ve artırması uygun olacaktır. Milli menfaatler uyarınca ve uyguladığımız bağımsız denge politikası sayesinde gerek sol eğilimli gerekse ABD yanlısı hükümetlerle işbirliği yapabilmemiz, dünyanın en güçlü ve etkin ülkelerinin bile sahip olmadıkları bir ayrıcalık. Bu önemli ayrıcalığın desteğiyle, THY açılımımızı genişleterek sürdürmemiz, müteahhitlik firmalarımızın bölgedeki etkinliğinin artması, enerji yatırımlarına ortak olmamız ve turizm-ticaret rakamlarımızı artırmamız bölgede halen var olan yeni ve büyük Türkiye imgesini kuvvetlendirecektir. Bölgesel güç düzeyinden küresel aktör konumuna geçmemizin önemli köşe taşlarından biri Latin Amerika’da artacak etkinliğimizdir. Dışişleri Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu Latin Amerika açılımı çerçevesinde bölge ülkelerinde açılan büyükelçiliklerimizin, büyük bir kısmı İspanyolca ve Portekizce konuşan bu 600 milyonluk coğrafyadaki etkinlik düzeylerinin artırılması ve bahse konu ülkelerle siyasi, akademik, kültürel ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi ülkemizin Latin Amerika’daki varlığını ve görünürlüğünü artıracaktır.[Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürüdür] [1] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/latin-amerikada-baskaldiri-kamplasma-ve-darbeler-yili-2019/1693836
Analiz - Bolivya'da Boşa Çıkan Darbe Ve Latin Amerika Siyasetine Etkileri
İSTANBUL (AA) -MEHMET NECATİ KUTLU- İçinde bulunduğumuz günlerden yaklaşık olarak bir yıl önce Bolivya’da meydana gelen olaylar tüm dünyanın ilgisinin söz konusu Güney Amerika ülkesine çevrilmesine neden olmuştu. [1] Bolivya’da 20 Ekim 2019 tarihinde düzenlenen seçimleri Evo Morales yeniden geçerli oyların yüzde 47’sini alarak kazanmıştı. Seçimlerin ardından başını muhalefetin çektiği bazı gruplar, Morales’in yeniden seçilmesini sağlayan anayasa değişikliğinin usulsüz olduğunu ve seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek basın-yayın organları ve sokak gösterileriyle ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemişti. Başlıca eyaletlerde meydana gelen şiddet olayları ve yağmalamalar ülke geneline yayılmış ve ne asayişi sağlamakla mükellef güçler ne de ordu yaygınlaşan düzensizliği bastırabilmişti. Bolivya Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman daha da ileri giderek, Cumhurbaşkanını istifaya davet ettiklerini televizyon aracılığıyla kamuoyuna açıklamıştı. Tırmanarak kontrolden çıkan şiddet olaylarına engel olamayan, vazifesi bu engellemeyi yapmak olan kolluk kuvvetlerinin görevini yapmasını sağlamak bir yana, bizzat ordunun başındaki general tarafından tehditvari bir üslûpla istifaya davet edilen Başkan Morales 10 Kasım 2019 günü istifasını açıklamış ve Meksika’ya iltica etmişti. Bundan sonra Morales’in partisi Sosyalizm Hareketi Partisi (MAS) üyelerine yönelik adeta bir cadı avı başlatılmış ve Anayasa uyarınca geçici olarak başkanlık koltuğuna oturması gereken başkan yardımcısı ve meclis başkanı görevi devralamadıkları için, muhalefet mensubu Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı Jeanine Anez geçici olarak başkanlığı devralmıştı.Darbe sonrası başlatılan 'cadı avı' Bundan sonraki süreçte ise olaylar şöyle gelişti: 12 Kasım 2019 tarihinde cumhurbaşkanlığı makamına oturan Anez, anayasa uyarınca ülkeyi seçime götürecek süreçte en fazla üç ay oturması gereken koltukta yaptığı ilk açıklamalarında anayasaya uygun davranacağını belirtmesine karşın, düzenlenmesi gereken seçimleri iki kez erteleyerek iktidarını zamana yayma yoluna gitti. Ülkede MAS karşıtlığı adeta bir devlet politikası haline gelerek yürütme ve yargı elbirliğiyle on bir ay boyunca başta sâbık Başkan Evo Morales olmak üzere önde gelen MAS üyelerini soruşturmalar ve davalarla yıpratmak ve devlet erkini kullanmak suretiyle iç ve dış kamuoyunu etkileyerek ilgili partiyi zayıflatmak için çalıştı. Jeanine Anez başkanlığa kesinlikle aday olmayacağını açıklamasına rağmen birkaç ay sonra kamuoyuna “ülkenin iyiliği ve istikrarı için” başkanlığa adaylığını koyma kararı aldığını duyurdu ve devletin tüm imkânlarını kullanarak başlattığı kampanya sürecinde oy oranı bir türlü yüzde 10 civarında rakamları aşamayınca 18 Eylül 2020 tarihinde “özgürlük ve demokrasinin sağlanabilmesi için” adaylıktan çekildi. Anez’in 11 aylık başkanlık serüveni ise irili ufaklı skandallarla örülü olarak tarihe geçti. Kızına askeri helikopter tahsis etmesi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde acil olarak satın alınan solunum cihazlarının fahiş fiyata alındığının ortaya çıkması ile yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları 11 aylık sürecin fiyaskolarından ilk akla gelenler. Bu ve bunlara benzer suiistimal örneklerine, geçici iktidarı ellerinde tutanların sâbık Morales dönemi yöneticileri hakkında ortaya koydukları iddialar çerçevesinde harekete geçen, soruşturmalar yürüten ve davalar açan yargı unsurlarını da eklemek gerek. Darbe dönemi sonrasında yaşanan on bir aylık süreçte Bolivya’nın siyasal ve toplumsal dinamikleri bunlar oldu. Kovid-19 pandemisinin getirdiği toplumsal ve ekonomik zorluklar da sıkıntılara tuz-biber ekti.Sonuç olarak Bolivya, Cumhurbaşkanı Evo Morales’in istifasından ancak 11 ay sonra yeniden sandığa gidebildi. 18 Ekim 2020 Pazar günü yapılan seçimleri ise kahir ekseriyetle MAS partisinin adayı, eski Ekonomi Bakanı Luis Arce kazandı. Sandıkların yüzde 100’ü açıldıktan sonra açıklanan kesin sonuçlar MAS adayı Luis Arce’nin yüzde 55,1 oy oranına ulaştığını ve en yakın takipçisi olan Yurttaş Birliği Partisine (CC) mensup muhalif aday Carlos Mesa’ya yüzde 25 oranında fark attığını ortaya koydu. Kesin sonuçların açıklanması sonrasında Dışişleri Bakanlığımız “Seçilen yeni Cumhurbaşkanı Sayın Luis Arce’ye başarılar diliyor, seçim sonuçlarının dost Bolivya halkı için hayırlı olmasını temenni ediyoruz” açıklamasını yaptı.Şimdi, gelelim ibret hikâyesine dönüşen bu sürecin düşündürdüklerine ve bundan sonra beklenebilecek olası sonuçlara:Düşünceler1) Latin Amerika’da sivil/askeri darbeler döneminin can çekişmekte olduğu bir kez daha ortaya konulmuş oldu. Kitleler bilişim çağının sağladığı tüm imkânlarıyla önceki dönemlerle kıyaslanamayacak oranda donanımlı ve iletişimleri neredeyse engellenemez düzeyde. Vesayet kabul etmiyorlar ve vesayet girişimlerini er ya da geç bertaraf ediyorlar. Ekvador’un sâbık Devlet Başkanı Rafael Correa’ya karşı 2010 yılında gerçekleştirmeye çalışılan ve başarısız olan darbe girişimi, Venezuela’da, Millet Meclisi Başkanı Juan Guaido’nun bir parkta elini kaldırıp yandaşlarının önünde yemin ederek gerçekleştirmeye çalıştığı sivil darbe ve bu yazının konusu olan ve Başkan Evo Morales’e karşı 2019 yılında Bolivya’da ortaya konan sivil-askeri işbirlikli darbe bunlara örnek teşkil ediyor. Sayılan tüm girişimler farklı şekillerde olsa da toplum tarafından bertaraf edildi.2) Yolsuzluk, kötü idare ve adam kayırmacılık kısa vadede fark edilmemiş ya da unutulmuş gibi görünse de kitlesel yanıt, kitlesel hareketler şeklinde tezahür ediyor; toplumsal rahatsızlıklar kısa ve orta vadede sokaklara ve sandığa yansıyor. Morales’in anayasaya aykırı şekilde dördüncü kez seçilmek üzere yaptığı hukuki ve siyasal manevralar sonrasında meydana gelen huzursuzluklar ve Şili’de geçtiğimiz yıl toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın ardından yaşanan karışıklıklar bu duruma örnek teşkil ediyor. Bununla beraber bu tür toplumsal olayların iç ve dış mihraklar tarafından çıkarılması ya da yönlendirilmesi ihtimalini de göz ardı etmemek gerek. Bununla birlikte iletişim imkânları, eğitim ve bilinç düzeyindeki toplumsal artış, bu tür olası manipülasyonları genellikle akamete uğratabiliyor ve halkın gerçek iradesi çoğu zaman sandıklara yansıyarak nihai sonucu belirliyor.3) Sandıkta yapıldığı söylenen hile ve düzenler çoğu zaman birebir kontrol yöntemiyle önleniyor. Geleneksel oy verme yöntemlerini içeren, salt elektronik olmayan sistemler halk iradesini neredeyse tamamen seçimlere yansıtabiliyor. Sandıkların temsilciler eliyle kontrolü ve temsilcilerin bağımsız bir merkeze yaptıkları bildirimler usulsüzlükleri büyük ölçüde bertaraf edebiliyor. Geçtiğimiz 18 Ekim Pazar günü Bolivya’da yaşananlar buna örnek teşkil edebilir. Darbe sonrası hükümetin kontrolündeki bir siyasal ve toplumsal ortamda yapılan seçimler dahi, erki elinde tutanlara karşı halk iradesini ortaya koyabildi.4) Mağduriyet görünümü, birbirine toplumsal olarak benzerlikler gösteren Latin Amerika toplumlarında halkın iradesi üzerinde etkili olabiliyor. Cumhurbaşkanlığı sarayından kaçan, MAS partisinin kalesi sayılan Cochabamba bölgesinde üzerinde bir gömlekle neredeyse açıkta yatıp kalkan, aile fertlerine ait evler basılan ve yağmalanan Morales görüntüleri, halkın üzerinde darbecilerin hiç istemedikleri bir etki yaptı. 2019 seçimlerinde Morales oyların yüzde 47’sini almışken, yakın çalışma arkadaşlarından olan Luis Arce geçtiğimiz 18 Ekim günü düzenlenen seçimleri yüzde 55 oy oranıyla kazandı.Muhtemel sonuçlar1) MAS Partisi, Evo Morales önderliğinde önemli bir ilerleme göstermiş, kitlelere mal olmuş bir siyasi oluşum konumunda üç iktidar dönemini tamamladı ve ülke vatandaşlarının refah düzeyini görece de olsa düzeltti. 2019 sonunda düzenlenen seçimler sonrasında yaşanan olaylar ise partinin gerek prestijini gerekse üye ve taraftarları nezdindeki güvenilirliğini örseledi. Arce önderliğinde kazanılan yüzde 55’lik seçim galibiyeti bir yandan darbeye karşı bir meşru rövanş teşkil ederken, diğer yandan MAS çevrelerinin kendilerine ve partilerine olan güvenlerini yeniden tesis etti ve güçlendirdi. 2) Evo Morales Latin Amerika siyasetinde en dikkat çeken isimlerinden. Ünü ülkesinin sınırlarını aşan yerli kökenli bir lider. 2019 yılı sonunda anayasal sınırları fazlaca zorlayarak girdiği dördüncü seçim sonucunda aldığı galibiyetin bedelini sivil-askeri bir darbeyle ve ülkeden ayrılmak zorunda kalarak ödedi. Bununla birlikte mağdur durumunda olması bir yandan seçmenlerini parti etrafında toplarken diğer taraftan oy oranını artırdı. Usta siyasetçi seçim sürecine Arjantin’den katkı sağladı ve sonuçları attığı şu tweetle değerlendirdi: “Kardeşlerim, halkın iradesi kazandı, MAS-IPSB çok büyük bir zafer kazandı. Siyasal hareketimiz her iki mecliste de çoğunluğu elde edecek. Milyonlar olduk ve geri döndük; şimdi onuru ve özgürlüğü halka iade etme zamanı...” Morales’in dört kez başkanlık seçimine girmiş ve kazanmış bir siyasetçi olarak politikanın dışında kalması olası görünmüyor. Bununla birlikte başkanlık koltuğuna oturan Arce’nin de koltuğu Morales’e devretmesi şimdilik mümkün görünmüyor. Morales’in başkanlığı dönemindeki ekonomik başarıların mimarı olan eski Ekonomi ve Maliye Bakanı Arce bu dönemde sakin kişiliğiyle öne çıkan isim olacaktır. Altmış bir yaşındaki Morales’in bir dönem âkil adam, usta siyasetçi ve belki de parti başkanı görünümüyle kamuoyunun gündeminde tutularak, bir dahaki seçimlere hazırlanması bir ihtimal olabilir. Bununla birlikte siyaset dünyasında şu ya da bu nedenle giden koltukların geri gelmediği, gelemediği durumlara dair de birçok örnek var.3) Chavez’in ölümü sonrasında Nicolas Maduro tarafından az farkla kazanılan seçimlerle Venezuela solu iktidarı muhafaza edebilmişti. Bununla birlikte, bölgedeki önemli sol eğilimli liderlerin iktidarı birer birer sağ görüşlü liderlere kaptırmaları bu önemli petrol ülkesini kıtada yalnızlaştırdı. Peru’da Ollanta Humala, Brezilya’da Lula da Silva ve Dilma Roussef, Şili’de Michelle Bachelet, Arjantin’de Cristina Kirchner, Uruguay’da Jose Mujica son yıllarda iktidarlarını sağ eğilimli iktidarlara bırakarak siyasi arenadan çekilen önemli liderler. Hugo Chavez ve Fidel Castro’nun ölümleri de Latin Amerika soluna etki eden önemli unsurlar oldu. Venezuela’nın Küba ve Nikaragua ile olan işbirliğiyle hafifletmeye çalıştığı yalnızlığı, Arjantin’de Mauricio Macri iktidarının son bularak Alberto Fernandez önderliğinde sol iktidarın tesis edilmesiyle en azından psikolojik olarak görece moral kazanmıştı. Bu kez Morales’e karşı düzenlenen darbenin boşa çıkması ve ülkede sağlam bir MAS iktidarının tesis edilmesi, bir yandan Venezuela açısından psikolojik bir destek olurken iki ülke arasındaki dayanışmanın artması ve işbirliğinin maddi sonuçlarının olması daha kolay hale gelecek.4) Çin ve Rusya Federasyonu Latin Amerika’da Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları ve hegemonya tesisi çabaları karşısında sol eğilimli hükümetlerin doğal işbirliği adresleri olarak öne çıkıyor ve bu vesileyle bölgedeki etkinliklerini artırıyorlar. Bolivya’da darbe girişiminin boşa çıkması ve büyük ekseriyetle tesis edilen MAS iktidarı Çin’in ve Rusya Federasyonu’nun özelde Bolivya’da genelde bölgede etkinliğini sağlamlaştıracak. Bu çerçevede, bağımsız ve milli bir politika yürüten Türkiye’nin bölgeye verdiği önemi muhafaza etmesi ve artırması uygun olacaktır. Milli menfaatler uyarınca ve uyguladığımız bağımsız denge politikası sayesinde gerek sol eğilimli gerekse ABD yanlısı hükümetlerle işbirliği yapabilmemiz, dünyanın en güçlü ve etkin ülkelerinin bile sahip olmadıkları bir ayrıcalık. Bu önemli ayrıcalığın desteğiyle, THY açılımımızı genişleterek sürdürmemiz, müteahhitlik firmalarımızın bölgedeki etkinliğinin artması, enerji yatırımlarına ortak olmamız ve turizm-ticaret rakamlarımızı artırmamız bölgede halen var olan yeni ve büyük Türkiye imgesini kuvvetlendirecektir. Bölgesel güç düzeyinden küresel aktör konumuna geçmemizin önemli köşe taşlarından biri Latin Amerika’da artacak etkinliğimizdir. Dışişleri Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu Latin Amerika açılımı çerçevesinde bölge ülkelerinde açılan büyükelçiliklerimizin, büyük bir kısmı İspanyolca ve Portekizce konuşan bu 600 milyonluk coğrafyadaki etkinlik düzeylerinin artırılması ve bahse konu ülkelerle siyasi, akademik, kültürel ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi ülkemizin Latin Amerika’daki varlığını ve görünürlüğünü artıracaktır.[Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürüdür] [1] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/latin-amerikada-baskaldiri-kamplasma-ve-darbeler-yili-2019/1693836
Reklam