Gerçek Hayatta Var Olmayan 17 Reklam Kadını
Reklamlarda izlediğimiz kadınların kaçı gerçek hayatta aramızda dolaşıyor? Çocuğu eve çamur içinde gelince kaç ev kadını bu olayı 'kirlenmek güzeldir' diye karşılıyor, kaç kadın usta kendisini bir rezistans yüzünden azarlarken haklısın aslında diye boyun eğiyor. İşte sizler için reklamlarda gördüğümüz ama gerçek hayatta var olmayan kadınları toparladık.
Avrupa Hakkında En Garip 10 Gerçek
Dünya'nın gözü Avrupa'nın üstünde. Bir çok tarihsel olaya sahne olan bu kıta hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz? Konumu, tarihi, siyasi, ekonomik ve kültürel yapısındaki renklilikler bu kıtayı daha da ilginç kılıyor. Avrupa kıtası hakkında daha önce hiç duymadığınız En Garip 10 Gerçek.
Daha Uzun ve Sağlıklı Yaşamanın 7 Yolu
Daha sağlıklı ve uzun bir yaşama sahip olmak için tek yapmanız gereken biraz efor sarfetmek. Kendiniz için yapacağınız bir kaç küçük değişiklik aslında çok daha sağlıklı ve uzun yaşamanız mümkün. Kendinize bencil davranmayı bırakırsanız her gün daha da sağlıklı bir gün olacaktır. Bu ip uçlarını takip edin ve kendi hayatınıza adapte edin.
Futbolda Seks Skandalı! Gelen Galibiyetten Sonra...
Copa Libertadores'te tur atlayan Defensor Sporting'li futbolcuların kutlaması dünya çapında bir skandala dönüştü.Atletico Nacional galibiyetinin ardından Defonsor Sportingli oyuncuar Kolombiya'da seks partisi düzenledi. Sosyal medyada ortaya çıkan görüntüler Uruguay'da büyük yankı uyandırırken Dünyayı da ayağa kaldırdı. Defonsor Sporting kulübünün bu olayın ardından nasıl bir ceza vereceği merak konusu. Hatırlanacağı üzere Galatasaray'ın transfer listesinde yer alan De Arrascaeta da Defonsor Sporting forması giyiyor. Ancak Uruguay basınnda çıkan haberlerde bu partide yer alan futbolcular arasında Arrascaeta'nın adının geçmediği belirtildi. Copa Libertadores'te tur atlayan Defensor Sporting'li futbolcuların kutlaması dünya çapında bir skandala dönüştü.Eurosport
10 Devasa Şeyin 10 Minyatür Versiyonu
Bu minik volkanik ada 2013'ün kasım ayında Tokyo'nun 970 km güneyinde fark edildi. Volkan ilk keşfedildiğinde 182 metre çapa sahipti, devam eden patlamalar sonucunda ise ilk keşfedildiğine göre 8 kata kadar yakın büyümüş durumda. Ada hakkında daha fazla bilgi için,  National Geographic ve Daily Mail sitelerine bakabilirsiniz.
Game of Thrones'u Bir de George R.R. Martin'den Dinleyin
Son yılların bir numaralı dizisi Game Of Thrones’un nisan ayında başlayan 4. sezonu, beklentileri şu ana kadar fazlasıyla karşıladı. Geçmiş üç sezonda, duygusal olarak bağlandığımız karakterlerin birer birer ölümü bizleri sarsmış olsa da, antipatik Kral Joffrey’in, geçtiğimiz bölümlerde zehirlenerek ölmesi sonucu herkes derin bir nefes aldı. Game Of Thrones, diğer dizilere bu yüzden benzemiyor. Dizide, ilk bölümden son bölüme kadar, her türlü zorluğu aşan, tehlikeleri birer birer savuşturan, herkes ölürken, kendisi hayatta kalan bir kahraman yok. İyiler her zaman kazanmıyor… en azından şimdilik. Game Of Thrones’un ait olduğu A Song of Ice and Fire (Buz ve Ateşin Şarkısı) serisini okuyanlar bilir, ileride bizi daha bir çok sürpriz bekliyor olacak. Serinin birinci cildini 1996 yılında yayınlayan ve her fırsatta, yavaş ve acele etmeden yazmayı sevdiğini belirten George R.R. Martin, bir yandan kalan iki kitabı bitirmeye çalışırken, bir yandan da dizinin getirdiği şöhretle uğraşıyor. Ünlü müzik ve sanat dergisi Rolling Stone’a bir röportaj veren Martin, çocukluğundan, Hollywood’da geçirdiği yıllara, J.R.R Tolkien’le kendisini ayıran özelliklerden, kitapların sorguladığı ahlaki değerlere kadar bir çok konuda düşüncelerini paylaştı.  Game Of Thrones’un en önemli temalarından biri aile kavramı. Karakterlere anlamlarını veren ama bir o kadar da onları yıkan şey aile. Sizin aileniz ve evinizle ilişkiniz nasıldı? 1948′de New Jersey’de; Bayonne’da doğdum. Manhattan’a otobüsle 45 dakika uzaklıkta olsa da, Bayonne kendi içinde bambaşka bir dünyaya sahipti. New York çok yakın olduğu halde pek sık gitmezdik. Dört yaşımdan itibaren, Birinci Sokak’taki sosyal konutlarda yaşadım. Babam bir Martin’di, İtalyan ve Alman asıllıydı. Annem ise Brady’ydi, İrlanda kökenli. Annemden, Bayonne tarihinde önemli bir yere sahip Brady ailesinin hikayelerini dinlemişimdir. Çok küçük yaşta fakir olduğumuzu anladım. Okuluma yürürken, annemin içinde doğduğu, bir zamanlar bize ait olan evin önünden geçmem gerekiyordu. Her geçişimde o eve bakardım, onun için de hikayelerimde kaybolmuş bir altın çağın nostaljisi vardır. Annemin bana anlattıkları, hayal gücüme yerleşti. Ailenize yakın mıydınız? Babam her zaman mesafeli biri olmuştur. Sanırım beni hiçbir zaman anlamadı, aynı şekilde muhtemelen ben de onu hiçbir zaman anlamadım. O zamanlar bu terimi kullanmıyorduk ama babamın sağlam bir alkolik olduğunu söyleyebilirim. Kendisini görüyordum ama çok az konuşuyorduk. Ortak bir noktada buluştuğum konu herhalde spordu.  Bayonne’dan üniversiteden önce mi ayrıldınız? Hiçbir zaman arabamız olmadı. Babam, içkiliyken araba kullanmanın kötü bir şey olduğunu söylerdi, ve hiçbir zaman içmeyi bırakmayacağını da (gülüyor). Yıllarca evimin penceresinden Staten Island’ı seyrettim, ışıklarına baktım. Benim için o ışıklar Shangri-La, Singapur, Şanghay ya da her neresiyse orayı temsil ediyordu. Kitap okuyordum ve kitaplardaki Mars gezegenini ve diğer gezegenleri hayal ediyordum. Sonraki yıllarda Robert E. Howard’ın Conan kitaplarını ya da Orta Dünya’nın renkli yerlerini hayal ettim.  1966 yılında Northwestern Üniversitesi’ne giriş yaptınız. Takip eden yıllarda, Vietnam savaşına olan karşı tutumunuz nedeniyle politik ve moral değişimler yaşadığınızı biliyoruz… Ben de, dönemin bir çok çocuğu gibi, bir şahindim. Amerika’nın ‘iyi’ler olduğunu kabul etmiş ve orada bulunmamızı doğru karşılamıştım. Üniversiteye girdikten sonra, Vietnam savaşı gerçekleri öğrendikçe, savaşın anlamı bana yanlış gelmeye başladı. O dönemde orduya alımlar arttı ve ben de vicdani ret için başvurdum. Tam anlamıyla bir pasifist değildim ve bunu da iddia edemezdim. Ben daha çok belirli bir savaşa karşı çıkan biriydim. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nda görev almış olmak isterdim. Sonuç olarak, kesinlikle geri çevrileceğini düşünerek, vicdani ret için başvurumu yaptım. Bunu üç seçeneğin izleyeceğini biliyordum: ordu, hapis ya da Kanada. Ne yapardım, hangisini seçerdim gerçekten bilmiyorum. Bunlar gerçekten zor seçimlerdi ve her genç bu konuda bir karar vermek zorundaydı. Sonra bütün beklentilerimin aksine başvurumu kabul ettiler. Bana daha sonra dendiki – bu arada bunu kanıtlamamın imkanı yok – başvurumun kabul edilmesinin sebebi, muhafazakarların, vicdani reddin isteyen herkese verilmesinin yeterince ağır bir ceza olacağına olan inancıydı. Böylece, kayıtlara geçecek vicdani reddin, kişinin hayatı boyunca “komünist” ve “retçi” damgası taşımasına neden olacağı düşünülüyordu. Amerika’nın Vietnam savaşından sonra gerçek anlamda toparlanabildiğini sanmıyorum. Benim dönemimin çocukları için gerçek dışı bir tecrübeydi. Gerçeklere, adalete ve Amerikan sistemine olan inancıyla liseyi bitiren ‘ideal’ bir çocuk, üniversiteye girdiği anda gençliğinin bütün bu süperkahraman değerlerinin yıkıldığını gördü.  İlk romanlarınız ‘Dying of the Light’ ve ‘Fevre Dream’ çok beğenildi. Ancak ‘The Armageddon Rag’, bir bakıma yazarlık kariyerinizi askıya almanıza neden oldu. Daha sonra uzun yıllar Hollywood’da dizi yazarlığı yaptınız. O yıllarda edindiğiniz tecrübeler, size daha sonraki kitaplarınızda – bu durumda Game of Thrones’un da dahil olduğu ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ (A Song of Ice and Fire) oluyor – yardımcı oldu mu? Kesinlikle. Televizyon dizilerine senaryo yazmanın sırrı, bir roman kaleme almaktan daha kolay oluşudur. William Goldman, herşeyin strüktürden, yani strüktür ve diyalogdan oluştuğunu söylerdi. Hollywood’da bulunmuş olmam benim bu yönümü geliştirdi. Öncesinde, yıllarımı tek başıma bir daktilonun ya da bilgisayar ekranının önünde, tek başıma yazı yazarak geçirdim. İnsanların olduğu bir ofise gidip, bir fincan kahve eşliğinde dizi hakkında fikirler paylaşmak, projeyi kolektif bir şekilde geliştirmek beni canlandırdı. Bir yandan da sürekli sınırlamalarla uğraşıyorduk. Bu beni çok yordu. Sansür hakkında tartışmalar vardı, sahneler çok mu açık, ya da politik olarak hassas bir konu mu, ya da çok mu şiddet var, gibi bir çok sorun vardı. Kimse rahatsız olmasın düşüncesi hakimdi. ‘Güzel ve Çirkin’ dizisinde bunu yaşadık. ‘Çirkin’ insanları öldürüyor. Karakterin önemli bir özelliği bu. O kötü biri, bir cani. Ama CBS dizide kesinlikle kan olmasını istemiyordu, oysa ‘Çirkin’ insan öldürüyor. Bu gerçekten çok saçmaydı. Karakterin sempatik kalmasını istiyorlardı. Game of Thrones’un başlangıç noktası olarak, bir infaza şahit olduktan sonra karlı bir ormanda kurtlar gören bir çocuktan yola çıktığınızı söylemiştiniz. Bir hikaye için ilginç bir başlangıç. 1991 yazıydı. Hala Hollywood’da çalışıyordum. Menajerim fikirlerimi hayata geçirebileceğim projeler arıyordu. Mayıs, haziran aylarında yapacak hiçbir işim yoktu ve bir roman yazmayalı yıllar olmuştu. Avalon adlı bir bilim kurgu romanı üzerinde çalışmaya başladım, herşey yolunda giderken bir anda, Game Of Thrones’un ilk bölümü olacak bu sahne gözümün önüne geldi. Bran’in (Ned Stark’ın küçük oğlu) gözünden, kafası kesilen bir adamın infazına şahit olduğunu gördüm, daha sonra ormanda, kardaki ayak izlerini takip ederek bir kurtla karşılaşıyor. Sahne beni o kadar etkilemiştiki üzerine çalışmam gerektiğini düşündüm ve yazmaya başladım. Neredeyse üç günde, okuduğunuza çok yakın haliyle, kitabın birinci bölümünü yazdım.  Hikayeyi çevreleyen dünyayı inşa etmeniz ne kadar zamanınızı aldı? O yaz, neredeyse yüz sayfa yazdım. Bende bütün bu süreçler aynı anda işler. Önce dünyayı inşa edip sonra yazmam. Öncelikle yazmaya başlarım ve daha sonra bütün parçaları bir araya getiririm. Bir harita çizmek mesela yarım saatimi alabilir. Yazdıkça, hayal ettiğin şeyleri o haritaya yerleştirebilirsin. Böylece haritanın her geçen gün daha da canlandığını görürsün. Bütün bunlar olup biterken bir yandan Hollywood’da çalışmaya devam ediyordum ama aklımda sürekli bu hikaye vardı. Karakterleri ve sahneleri düşünüyordum. Bu romanı gerçekten bitirmek istediğimi anladım. O andan sonra bir üçleme olacağını biliyordum. O zamanlar herkes üç ciltlik romanlar çıkarıyordu. Bu konuda standartları Yüzüklerin Efendisi’yle J.R.R Tolkien koymuştu. 1994 yılında, yazdığım yüz sayfayı ve hikayenin olası devamını anlatan iki sayfalık bir özeti menajerime verdim. Dört yayınevi ilgilendiklerini söylediler. Bir anda hem bir avansa hem de kitabı bitirmem gereken son teslim tarihine sahip olmuştum. Böylece Hollywood’daki patronlarıma, bu romanı bitirene kadar dizi senaryolarına ara veriyorum diyebildim.  Hikayenin karmaşıklığı göz önüne alındığında, dizinin inandırıcı olmayacağından korktunuz mu? Üçüncü kitabı yazdığım dönemde Hollywood’dan teklifler almaya başladım. Bu ilgi, Yüzüklerin Efendisi beyaz perdede büyük bir başarıya ulaşınca, daha da arttı. Filmler, izleyicinin dragonlara ve o tarz yaratıklara açık olduğunu gösteriyordu. Oysa ben, yazmaya başladığım ilk günden beri, hikayenin televizyona uyarlanabileceğini bir an olsun düşünmemiştim. Bunun imkansız olduğunu düşünüyordum. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, benim Kılıçların Fırtınası kitabım kadar ediyor. Çok daha fazla karakter var, daha fazla şehir var, herşeyden daha fazla var, onun için filmi çekilemez dedim. Bazı insanlar hikayenin özüne odaklanmamız gerektiğini söylüyordu. Hangi karakter daha önemli? Bazıları Dany’nin asıl karakter olduğunu, diğerlerini bir kenara bırakıp onun hikayesini anlatmamız gerektiğini söyledi. Ya da Jon Snow. Bu iki karakter, herşeyin etraflarında inşa edilebileceği ana karakterler ama o zaman hikayenin yüzde 90′ını kaybediyorsunuz. Bir başkası “O zaman birinci kitabı film olarak yapalım, eğer başarılı olursak cevabını çekeriz” dedi. Ama film başarısız olursa kimse devamını seyredemeyecek ve yarıda kalmış bir hikaye olmuş olacak. Şanslıydım çünkü evimin kredisini vermekte zorluk çekmiyordum. Bütün teklifleri geri çevirdim. Uyarlanacaksa, ancak televizyon için yapılabilir diye düşündüm. Ama CBS ya da NBC için değil çünkü çok fazla cinsellik ve şiddet var. Bana göre ancak HBO için yapılabilirdi. Hikayedeki ilk şok edici olay, Jaime Lannister’ın Bran Stark’ı, Jamie’nin kardeşi Cersei’yle ensest ilişkiye girdiğini gördüğü için camdan itmesiyle yaşanıyor. İzleyiciyi çok etkileyen bir sahne oldu. Bir çok kişi, “Daha önce binlerce kez okuduğumuz hikayelerden farklı” diyerek bana bu sahnenin kendilerini diziye bağlayan sahne olduğunu söyledi. Dizi, Bran’in gözünden başlıyor. Herkes bir anda Bran’in hikayenin kahramanı olduğunu düşündü. Genç Kral Arthur. Tam bu küçük çocuğun yaşadıklarını takip etmeye çalışırken, baam! Kimse böyle bir şeyin Bran’in başına gelebileceğini beklemiyordu. O açıdan çok başarılıydık. (gülüyor) Jaime ve Cersei’nin yaptıkları çok alçakça bir davranış. Ancak çok daha sonra, Jaime’nin düşmanı olan bir kadını tecavüzden kurtardığına tanık oluyoruz. Haliyle hakkında ne düşüneceğimizi bilemiyoruz. Jaime ve daha bir çok karakterle, değinmek istediğim, geliştirmek istediğim konulardan biri de hataların telafisi, affetmek ve affedilmekti. Yaptığımız şeyin bedelini nasıl ödeyebiliriz? Telafi mümkün müdür? Gerçekten bir cevabım yok. Peki insanları ne zaman affederiz? Bunu toplumumuzda sıklıkla görebiliyoruz. Michael Vick’i affetmeli miyiz (yasadışı köpek dövüşlerine düşkün ve güçsüz köpekleri öldürdüğünü itiraf eden NFL oyuncusu)? Köpekleri çok seven arkadaşlarım var ve Vick’i hiçbir zaman affetmeyeceklerdir. Oysa Vick bir kaç senesini hapiste geçirdi ve devletin gözünde cezasını çekti, affedildi. Peki yeterince özür diledi mi? Ya da Woody Allen. Woody Allen, alkışlamamız ve övmemiz gereken biri mi, yoksa toplumun dışlaması gereken biri mi? Peki ya Roman Polanski, ya da Paula Deen. Toplumumuz, öyle ya da böyle hayatlarının bir anında yanlış yapmış insanlarla dolu ve biz bu insanlarla ne yapıyoruz? Bir kötü hareketi telafi etmek için kaç tane iyi hareket yapmamız lazım? Bir Nazi suçlusuysan ve hayatının 40 yılını sadece hayır işleri yaparak, fakirlere yardım ederek geçiriyorsan, bu senin Nazi kamplarında yaptıklarını telafi eder mi? Ben bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama soruların üzerinde kafa yorulmaya değer olduğunu düşünüyorum. Ben bir noktada, telafinin, affın olmasını istiyorum çünkü hepimiz hayatımızda yanlışlar yapıyoruz. Onun için de herkesin affedilebilmesi gerekir. Af dediğimiz şey olmasaydı… o zaman ceza vermenin manası ne?  Jaime ve Cersei gibilerinin affedilebileceğini sanmıyorum. Cersei’nin çok sağlam bir karakteri var, Lady Macbeth gibi. Affedilme, kimin için? Bazılarının gözünde hiçbir zaman affedilmeyecek. Çocuklarına gelince, inanılmaz koruyucu bir yapısı var. Tartışabilirsin, çocuklarını gerçekten seviyor mu, yoksa kendi çocukları oldukları için mi seviyor? Cersei’de gerçek bir narsisizm var. Dünya ve toplum hakkında neredeyse sosyopatlığa varan bir görüşü var. Diğer yandan da Jaime’nin yaptıkları oldukça ilginç. Benim çocuğum yok ama olan arkadaşlarımla konuştum. Unutmayın ki, Jaime, Bran’i sıkıcı küçük bir çocuk olduğu için öldürmeye çalışmıyor. Bran’in gördükleri aslında, Jaime, Cersei ve bu ensest ilişkiden doğan üç çocukları için ölüm fermanı anlamına geliyor. Onun için de çocuğu olan arkadaşlarıma sordum “Jaime’nin yerinde olsanız ne yapardınız?”. Dediler ki “Ben kötü biri değilim, öldürmezdim”. Emin misin? Asla mı? Eğer Bran, Kral Robert’a gördüklerini anlatırsa, sen, çok sevdiğin kız kardeşin ve üç çocuğunuz öldürülecek… O aşamada bir çoğu kararsız kaldı. Muhtemelen bir çok insan “Evet, kendi çocuklarımı ve ailemi kurtarmak için, masum da olsa başkasının çocuğunu öldürmeye hazırım” derdi. Bunlar insanların zor durumlarda verebileceği kararlar ve incelenmesinin uygun olacağını düşündüm.  Konuştuklarımıza kontrast olarak, dizinin ilk sezonunda Ned Stark, ‘Night Watchman’in kellesini uçurduğunda, ya da daha sonra oğlu Robb aynı şeyi yaptığında, bu infazların ikisini de çok etkilediğini ve kayıtsız kalmadıklarını görüyoruz. Omuzlarında ağır bir yük oluşuyor. Haliyle öyle, olması gereken de bu zaten. İnsan hayatına son vermek oldukça ciddi bir iş. Orta Çağ’a yakın bir durum söz konusu. Keskin bir demir parçasıyla birinin kafasını kopartıyorsunuz, kanı üzerinize sıçrıyor ve çığlıklıklarını duyuyorsunuz. Kendimizi bundan soyutlamamız belki daha da feci bir durum doğuruyor. Bugün artık insanları, oturduğun yerden bir düğmeye basarak, dronlarla, füzelerle öldürebildiğimiz teknolojiler yaratıyoruz. Artık hiçbir zaman çığlıklarını duymayacağız, annelerini çağırarak can vermelerine tanık olmayacağız. Bunun iyi bir şey olduğundan emin değilim. Bu moral ve etik konularını tarih boyunca görebilmek mümkün. Soru her zaman bu olmuştur, savaş sırasında kazanmak için herşeyi yapmaya hazır mısın yoksa herşeye rağmen belli bir etik seviyesini ve ideallerini koruyabilir misin? İnsanlara ‘waterboarding’ (CIA’in, insanlara boğulma hissi veren, su kullanarak uyguladığı bir işkence) uygulamalı mıyız? Ya hayatlarımızı kurtaracak önemli bilgilere sahip olursak? Peki böyle bir durumda aslında kendimize ihanet etmiş olmuyor muyuz? Peki ya ikinci bir 11 Eylül’ü önleyebilecekse, işkence uygun mudur? Hayatta kalabilmek ve savaşı kazanabilmek için, korkunç cinayetler işlemeye hazır mısın? Ben bilmiyorum ama bu soruları ele almak kanımca önemli. ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ ve ‘Game of Thrones’ların önemli bir noktası da güç ve iktidar. Neredeyse herkesin, belki denizin diğer tarafındaki Daenerys dışında herkesin, gücünü, iktidarını kötüye kullandığını görüyoruz. Hükmetmek zordur. Her ne kadar saygı duysam da, Tolkien’e cevabım budur. Yüzüklerin Efendisi, Orta Çağ düşünce yapısına sahip, öyle ki eğer kral iyi bir adamsa, o zaman topraklar bereketli olur ve herkes refah içinde yaşar. Gerçek tarihe baktığımızda bunun bu kadar basit olmadığını görüyoruz. Tolkien kitaplarında, Aragorn’un kral olup yüzlerce yıl saltanat sürdüğünü, ne kadar iyi kalpli ve güçlü bir kral olduğunu söyleyebilir. Ama Tolkien bazı soruları sormayı unutuyor: Aragorn’un vergi politikası neydi? Daimi bir ordusu var mıydı? Kıtlık ve sel dönemlerinde ne yapıyordu? Peki ya orklar? Savaşın sonunda Sauron’dan kurtuluyoruz ama orklar pek de uzağa gitmiyorlar, dağlarda yaşamlarına devam ediyorlar. Peki Aragorn, orkların kökünü kazımak için sistematik olarak soykırıma başvuruyor mu? Peki ya küçük bebek orklar, onları da öldürüyor mu? Gerçek hayatta, gerçek kralların, ilgilenmeleri gereken gerçek sorunları vardır. Sadece iyi bir adam olmak sorunu çözmez. Çok çok zor kararlar almanız gerekir. Bazen iyi olduğunu düşünürek aldığınız kararlar, ileride tersine dönerek size karşı işleyebilir. Bu tarz durumları kitaplarımda kullanmak istedim. Benim hikayelerimde iktidar olmak hiç de kolay bir şey değil, zor bir hayata sahipler. Sadece iyi kalpli olmak, sizden iyi bir kral yapmaz. Rolling Stone'dan Çeviren: Cem Gelgün Zete
Reklam
Abur Cuburların Kalori Değerleri
BİLİYOR MUSUNUZ?Geçtiğimiz hafta sonu çocuklarımında isteği ile dışarıda yemek yemeye çıktık. Bir çok yeri gezdik. Tabi gezme olunca yemekte oluyor. Çocuklar onu da yiyelim bunu da yiyelim derken bir çok abur cuburu yediğimizin farkına vardım. Örneğin; bizim ufaklık hamburger yiyeceğim diye tutturdu. Hamburgeri bir güzel yedi. Büyük kızında canı pizza çekmiş. O da aynı şekilde. Ne kadar dikkat etsekte dışarıya çıkınca abur cuburlar çocukların gözdesi oluyor.Eve gelince yediğimiz yemeklerin kalorilerini hesapladım.Hamburger + Kola= 260+95= 355 kaloriPizza + Fanta = 250+95= 345 kaloriYemeklerin Kalori DeğerleriHamburger 260 kaloriBir adet lahmacun 250 kaloriÇilekli milkshake 380 kaloriVanilyalı milkshake 350 kaloriKüçük bir tabak patates kızartması 320 kaloriKüçük bir tabak patates püresi 71 kalori1 porsiyon kebap 350 kaloriCheeseburger 310 kaloriTavuklu salata 140 kaloriBarbekü sos 35 kaloriBir adet elmalı tart 260 kaloriÇikolatalı milkshake 390 kaloriBir dilim peynirli ince pizza 149 kaloriBir dilim peynirli kalın pizza 246 kaloriBir kaşık hardal sos 36 kaloriİçeceklerin Kalori DeğerleriSebze suyu 25 kaloriKahve 3-5 kaloriÇay 0-1 kaloriÇay (1 kaşık şekerle) 15-16 kaloriKolalar 95 kaloriKayısı suyu 70 kaloriÜzüm suyu 70 kalori
Reklam
Sosyal Deney; Görünüşüne Göre Bir İnsana Yardım Etmek
İki kişi seçiliyor. Bu iki kişiden birisi evsiz, diğeri iş adamı gibi giyiniyor. Bir anda rahatsızlanan bu iki kişiden evsiz olan dakikalarca yerde yatmasına rağmen kimse ilgilenmiyor. Bu durum insanların ne kadar yozlaştığını gözler önüne seriyor.Sokakta yanından yürüyüp geçtiğimiz evsizlere karşı zaman zaman gündelik telaşımız içerisinde büyük bir hissizlik içinde olduğumuz aşikar. Sosyal sorumluluk kampanyaları için çalışan Fransız ekibin Paris’in orta yerinde hazırladığı bu video da bizim bu büyük hissizliğimize gönderme yapıyor. Kalıp yargılarımıza birebir uyan bir evsiz ile iyi giyinimli sıradan bir insana insanların yaklaşımı.
Reklam
Eskimeyen 10 Baba Tribi
Babalar Günü gelirken babalara özgü serzenişleri anmalıyız. Kimi zaman bankamatik, kimi zaman arkamızdaki en sağlam destek, güven ve idol olan babalarımızın en bilinen triplerini hatırlamak ister misiniz?
Kadınlar Ne İster?
Ne istediğini bilen kadınlar, ne istediğini tam olarak bilen kadınlar, ne istediğini bilen fakat bunu söylemeyen kadınlar, ne istediğini bilmeyen kadınlar… Uzar da gider. Bu yazımız da erkekler için.Merhametli erkek çekici erkektir: Kadınlar, erkeklerin hassas tarafını özellikle merhametli tarafını çekici buluyor. Etrafında onu saracak, dokunacak bir elin olması aradaki en kuvvetli bağı oluşturuyor.Şövalyelik hala var!: Aşk hakkında birçok yazılı kitabı bulunan Dr. Diana Kirschner’a göre bir ilişkinin en önemli aşaması özellikle kurulum aşaması. Sandalyeyi çekerek ya da kapıyı açarak yol açmak oldukça kibar hareketler fakat iş bunlarla bitmiyor.Bugün çok güzelsin deyin: Kadınlar güzel göründüklerinin söylenmesinden hoşlanırlar. Eğer güzel bir elbise giyiyorsa, o elbise ile alakalı bir söz, eğer çekici görünüyor ya da saçlarını yeni kestirdiyse duruma uygun bir çift güzel iltifat duymak kadınları mutlu edecektir.Etkileyici kıyafetler: Stiller gelip geçicidir, ama bakım ve giyim bir erkeğin sürekli dikkat etmesi gerekenlerin başını çekiyor. Oldukça basit gözüken bu unsurlar ilk flört, balayı ve sonrası için bile oldukça önem taşıyor. “Sevgilinizin sevdiği belirli bir tarzın var olup olmadığını anlamaya çalışmalı” diyen Kirschner, “Eğer partneriniz dar bir kot giymenizi istiyorsa, dar kot giymelisiniz” diye de ekliyor.Kırmızı giyen erkek bir adım önde: Bu yargı kadınlar tarafından söylenmiyor fakat kadın bilinçaltı ile ilgili psikologlar tarafından yapılan testler kırmızı giyen erkeklerin kadınlarındikkatini çektiğini gösteriyor. Yapılan bu ilginç çalışma, erkekteki kırmızı rengin gücü temsil ettiği, çekicilik hissettirdiği ve kadınlarda cinsel istek oluşmasına yol açtığını göstermekte. Sonuç olarak bu sadece bir araştırma, kırmızı giymek sizi çok daha yakışıklı ve nazik bir erkek haline getirmez. Tamamen size kalmış bir durum.Kusurlarınızı gizlemeyin: Bir kadını, daha iyi olmaya çabalayan bir erkekten başka hiçbir şey bu derece bağlayıcı şekilde etkileyemez. Kadınlar genelde kendini geliştirmeye inanan, düşünceli ve duyarlı bir adamı başka hiçbir şeye değişmiyor. Böyle bir adamla karşılaşıldığında ise kusurların düzeltilmesi için zaman tanınması gerekli. Örneğin kısa bir öfke hali ya da kötü geçen bir iş gününden sonra oluşan somurtkanlık hemen yanlış anlaşılmamalı.Onun hayatını değiştirmeye çalışmayın: Kadınları rahatsız eden bir durum var ise genelde tavsiye almak yerine sadece sizden iyi bir şeyler duymak istiyor. “Erkekler çözüm odaklı oldukları için duydukları her şeyi düzeltme ihtiyacı hissediyor” diyen Dr. Kirschner, “Bir kadın için karşı cins tarafından dinlenmek ve fikirlerine saygı göstermek bir ilişki için mükemmel bir fırsat” diye de ekliyor.Kokunuz kadınlarda parfüm etkisi yaratabilir: Partneriniz arada sırada sizin kıyafetlerinizden giyiyor mu? Giymesi iyiye işaret olabilir. Bazı araştırmalar, erkeğin ter kokusunun kadınlar üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğunu göstermekte.Başını sallamak yeterli değil: Dinlemek önemlidir ama o duyulduğunu bilmek istiyor. “Kötü bir gün geçirmene üzüldüm” tavrıyla bir şeyler söylemeniz, kadınlar için gerçekten önem taşıyor. Duyulanlar karşısında sadece başını sallayan birisiyle bir ömür geçirmeyi kimse istemez, karşınızdakine önem verdiğinizi hissettirmelisiniz.Yatak odası ilişkinin anahtarı: Bu konuda dikkat edilmesi gereken kural, karşınızdaki ile cinsel bir ilişki yaşamadan önce ilişkinizin ilerlemesi için gereken zamanı tanıdığınıza emin olmanız gerektiği. Erkekler genelde cinsel birliktelik konusunda erken yol almak ister ama kadınların çoğu doğal şekilde olması gerektiğini düşünür. Kadınlar da cinsel ilişkiye girmek ister fakat kadınlar açısından hissedilmek istenen olgular biraz daha soyuttur.
Reklam
Deri Altına Doğal Sütyen
İngiltere’deki Guy’s and St Thomas Hastanesi, 6 bin sterline deri altına görünmez sutyen yerleştiriyor ve memelerin sarkması engelleniyor. Huni şeklinde delikli yumuşak bir süngerimsi maddeden yapılan sutyenin, meme derisinin altına yerleştirilerek silikon devrini kapatabileceği belirtiliyor. Silikondan daha sağlıklı ve daha dayanıklı olan yeni keşif, titanyum vidalarla kaburga kemiğine sabitleniyor. Bu yöntem ilk kez 3 İngiliz kadın üzerinde denendi ve başarılı sonuçlar verdi. haber kaynağı:saglikolsun.info/sağlık haberleri
Reklam
Kız Arkadaşınızın Her Halini Görmemeniz İçin 23 Sebep
Bir erkek için sevgili dedin mi akan sular durur. Devlet su işleriyle herhangi bir alakası olmayan bu durum için her er kişinin sevdiceğine söylediği ; “Seni her halinle seviyorum” şeklinde bir tanımlaması vardır.Kız arkadaşını her haliyle sevmek sevebilmek her delikanlının harcı değildir. OHAL dediğimiz olağanüstü haller söz konusu olduğunda akan sular durur mu, gelin en komik fotoğraflar eşliğinde bir bakalım;
12 Mayıs 2014 Günlük Burç Yorumu Videoları
Lütfen videoları öz burcunuza ve özellikle YÜKSELEN BURCUNUZA göre izleyin. Yükselen burcunuzu bilmiyorsanız NÖBETÇİ ASTROLOG servisinde gerçek astrologlara sorup hemen öğrenebilirsiniz :)
İnanılmaz Güzellikteki 25 Bulutlarla Kaplı Mekan
Birçoğu instagram kullanıcıları tarafından paylaşılan bu eşsiz fotoğraflar, üzerinde yaşadığımız dünyamızın farklı bir güzelliğini tekrar tekrar gözler önüne seriyor. İyi eğlenceler dileriz...
Reklam