Çocuk Damat ve Gelinin Ailesinden Komik Savunma
Bursa'da çocuk damat ve gelin haberi ortalığı ayağa kaldırdıBursa'da çocuk damat ve gelin haberi ortalığı ayağa kaldırdı. Çouk polisi ve aile bakanlığı devreye girdi, yapılan araştırmada olayın düğün değil beşik kertmesi ve nişan eğlencesi olduğu belirlendi.Roman aileler çocuklarının evlerinin dahi ayrı olduğunu, cinsellik yaşanmadığını, düğünü on yıl sonra düşündüklerini açıkladılar. Bursa’da yaşları küçük kızla çocuğun evlendiği haberleri Aile Bakanlığı ile çocuk polisini harekete geçirdi. Yapılan araştırmada olayın evlilik değil, beşik kertmesi eğlencesi olduğu ortaya çıktı. Roman aileler düğün haberine tepki gösterirken, 'Biz çocuklarımızı 10 yıl sonra evlendireceğiz. Evlilik haberleri yanlış' dedi. Çocuk polisinin araştırmasında resmi yaşları 12 olan kız ve çocuğun ayrı evlerde yaşadıkları, ailelerinin beyanına göre herhangi bir cinsellik de yaşanmadığı kaydedildi. Alınan bilgiye göre, merkez Yıldırım ilçesi Vatan Mahallesi’nde oturan ve resmi yaşları 12 olan S.P. ile merkez Osmangazi ilçesinde oturan C.Ş.’nin eğlence görüntüleri düğün diye kamuoyuna lanse edilince Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bursa İl Müdürlüğü ve Çocuk Şube Müdürlüğü harekete geçti. Savcılığın talimatıyla polis ilk önce iki ailenin büyüklerine ulaştı. Daha sonra kız ve oğlan, Çocuk Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Aile fertlerinin kıza ilerleyen süreçte başka talipli çıkmaması için kendi aralarında beşik kertmesi dedikleri bir eğlence tertip edip gelinlik giydirdiği, sokakta eğlence yapmak için de polis merkezinden izin aldığı ifade edildi. Aile, çocuk düğünü haberlerine tepki gösterirken, düğünü 10 yıl sonra yapacaklarını kaydetti. Erkek çocuğu ve kızın ayrı ayrı evlerde oturduğu öğrenildi. S.P. isimli kızın yaşının daha yüksek olduğu, gerçek yaşının belirlenmesi için de kemik testi yapılacağı bildirildi. Polis ve Aile Bakanlığı’nın cinsel istismar olup olmadığı yönünden savcılığın izniyle soruşturma başlatacağı kaydedildi. Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın da devreye girerek çocukların okula gönderilmesi konusunda teşebbüste bulunacağı ifade edildi. Posta
'Ateş Böceği Yalçın' Toprağa Verildi
Karaciğer kanseri ve sirozu nedeniyle 78 yaşında yaşamını yitiren komedyen Yalçın Otağı, yaz tatillerini ve ömrünün son günlerini geçirdiği Datça ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı. İskele Mahallesi'ndeki Fatih Camii'de kılınan cenaze namazının ardından Otağı, aynı mahalledeki mezarlıkta toprağa verildi. Cenazeye Datça Kaymakamı Hamdi Üncü, Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan, Otağı'nın 41 yıllık hayat arkadaşı sinema sanatçısı Lale Belkıs, sanatçı arkadaşı Ercan Bostancıoğlu, tiyatro sanatçısı Yalçın Özden, şarkıcı Cengiz Coşkuner, Yakup Karameşe ile yakınları katıldı. Cenaze töreninde güçlükle ayakta durabilen sanatçının eşi Belkıs, 'Biz onunla çok iyi iki arkadaş gibiydik. Her şeyi paylaşırdık. Sevgi ve saygı içerisinde 41 yılı devam ettirdik. Datça'yı çok seviyorduk. Bir gün bana 'Datça'dan bir yer alalım, ikimiz de aynı yere gömülelim' dedi. Sağlığında böyle istemişti. Neşe dolu bir insandı, onun gittiğine hala inanamıyorum' dedi. Otağı'nın 30 yıl aynı sahneyi paylaştığı 'Ateş Böceği Ercan' olarak tanınan Ercan Bostancıoğlu da arkadaşının mezarı başında uzun süre gözyaşı döktü. Türk insanını 30 yıl birlikte güldürdüklerini belirten Bostancıoğlu, şunları söyledi 'Hem de iyi bir şekilde güldürdüğümüzü zannediyorum. Ama Yalçın bugün beni ağlatıyor. 56 sene öncesinde başlayan bir beraberliğimiz vardı. Onunla hem sahne arkadaşıydık hem de asker arkadaşıydık. Askerliğimizi de Ankara Ordu Evi'nde 'Ateşböcekleri' olarak yaptık. Yalçın 4 senedir bu hastalığın pençesindeydi. Bir yerde Allah çektirmesin diyordum kardeşime. İyisiyle kötüsüyle tüm yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçiyor şu anda gözümün önünden. Çok duyguluyum.'Tiyatro sanatçısı Yalçın Özden, Yalçın Otağı'nın çok iyi bir insan olduğunu, kimseye karşı kötü düşünce içinde bulunmadığını dile getirdi. Özden, 'İnsanları yıllarca güldürdü başka da bir şey yapmadı. Ne yaptıysa insanları güldürdü tüm eylemi buydu. Nur içinde yatsın' dedi. Otağı, yaklaşık bir aydır tedavi gördüğü Marmaris'teki özel bir hastanede dün hayatını kaybetmişti. AA
Reklam
Aksu Çayı'nın Rengi Değişti
Sıcaklar nedeniyle debisi düşen Aksu Çayı bölgedeki fabrikalardan dökülen sıvı ve katı kimyasal atıklardan dolayı son zamanların en kötü kirliliğini yaşıyor. Atıklar nedeniyle suyun rengi; bazı bölgelerde yeşile, bazı yerlerde ise siyaha dönüştü. Kahramanmaraş’ta, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklar nedeniyle debisi azalan ve kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olan Aksu Çayı, fabrikaların kimyasal atıklarının da dökülmesiyle birlikte büyük kirlilik yaşıyor. Bölge halkı, çevreye kötü koku yayan çaya müdahale edilmesini isterken, sıcaktan bunalan çocuklar ise hastalık tehlikesine rağmen suyun renginin değiştiği çayda yüzerek serinlemeye çalışıyor. Kent merkezinden geçen Aksu Çayı, sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle kuraklık tehlikesi geçiriyor. Sıcaklar nedeniyle debisi de azalan çay, bölgedeki fabrikalardan dökülen sıvı ve katı kimyasal atıklardan dolayı son zamanların en kötü kirliliğini yaşıyor. Atıklar nedeniyle çevreye kötü kokuların yayıldığı çaydaki suyun rengi; bazı bölgelerde yeşile, bazı yerlerde ise siyaha dönüştü. Tedirgin olan bölge halkı, yetkililerin üst seviyelere ulaşan kirliliğe çözüm bulmasını istiyor. KİMYASAL ATIKLI SUDA YÜZEREK SERİNLİYORLAR Çayın geçtiği Karacasu bölgesindeki mahallelerde yaşayan ve 40 dereceyi aşan sıcak havadan bunalan çocuklar ise hastalık kapma tehlikesine rağmen fabrikaların kimyasal atıklarının döküldüğü çayda yüzerek serinlemeye çalışıyor. Kırsal mahallelerde yaşayan çocuklar, Gaziantep karayolunda bulunan fabrikaların kimyasal atıklarının döküldüğü ve suyun renginin bile değiştiği Aksu ile Erkenez çaylarına giriyor. Çocuklar, tehlikeye rağmen sağlıklarını hiçe sayıp girdikleri; yeşil ve siyah renge dönüşen suda saatlerce yüzerek serinlemeye çalışıyor. Sağlıksız suda zaman geçiren çocuklar, mahallelerinde havuz olmadığı için temiz olmadıklarını bildikleri suya mecburen girdiklerini söyledi. Çocuklar, kent merkezinde bulunan havuzlara gitmek için paraları olmadığı gerekçesiyle suya girdiklerini belirtti ve yetkililerden mahallelerine havuz yapmalarını istedi. KAHRAMANMARAŞ/DHA
Göçmen Kuş Katili!
YHT'nin Eskişehir-Ankara güzergahı arasındaki yolu yabani kuşların göç yolu üzerinde. Bu sebepten günde yaklaşık 600 kadar göçmen kuş trene çarparak hayatını kaybediyor. TCDD olayla ilgili yaptığı resmi açıklamada, Ankara- Eskişehir arasını 1 saat 20 dakikada alan YHT'nin ilk yıllarda daha fazla kuş sürüsüne çarptığını belirtti: “Bu artık azalmaya başladı. Çünkü kuşlar da YHT'ye alıştı ve göç yollarını değiştirmeye başladılar. Ancak zaman zaman göç eden kuş sürüleri YHT'ye çarpıyor. Kuş sürüsü yüzünden YHT hızını düşürmeyecek, 250 kilometre hızla seferlerine devam edecek. Zaman içerisinde kuşlar YHT'ye alışıp göç yollarını tamamen değiştirecektir.'Posta
Reklam
Akıllı Telefon Bağımlılığı Stres Yaratıyor
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı 'sürekli erişilebilir' olma' stresinin tipik işaretleri. Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı. Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı. Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone'u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan 'Moment' adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi. Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor. Kevin Holesh'in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor: 'Moment'ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…' Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var. Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için 'e-postalar için otomatik silme seçeneği' yarattı. BBC'ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi'nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, ''Sürekli erişilebilir olma' kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir' diyor. Grant, 'Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür' diye ekliyor. Grant'a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor. 'Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor' diyen Grant şöyle devam ediyor: 'Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için 'tükenen' çok sayıda kişiyle karşılaştım.' Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar. Dr. Grant'a göre 'Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.' Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de 'İngiltere'de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor' diyor ve şu yorumu yapıyor: 'Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.' İngiltere medya denetim kurumu Ofcom'un verilerine göre İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 61'i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44'e çıktı. Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor. Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor. Danışmanlık şirketi PwC'de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi 'karar verme felci' yarattığı görüşünde. Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor: 'Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.' 'Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.' PwC'nin 'İşin Geleceği, 2022'ye yolculuk' başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü. Danışman Rendell'e göre, 'İngiltere'de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.' Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: 'Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.' 'Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.' İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil. Şirketler için de olası ciddi sonuçları var. Avukat Forer, 'Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği'ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir' diyor. 'Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.' Avukat Forer'e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor. Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor. Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor. SolarWinds'in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni 'bağlanabilirlik' durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor. Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli 'çalışabilir halde ve müsait' olmalarını beklediğine inanıyor. Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır. Samsung UK'de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, 'Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor' diyor. Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, 'The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, 'sürekli erişilebilir olma' fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük' yorumunu yapıyor. Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır. Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı 'ofis dışında' konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant'e kulak verin: 'Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.'BBC Türkçe
Reklam
Diyanet Yurtdışı Sözlü Sınav Barajını Neden 80'e Çıkardı?
Diyanet İşleri Başkanlığı yurtdışı din görevlisi görevlendirme sınavı barajına 80 puan kriteri getirerek şartları daha da ağırlaştırmaya başladı.Başkanlık, 15.08.2014 tarihi itibariyle ABD, Avrupa Ülkeleri, Avustralya, Japonya, Kanada, Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkelere görevlendirilmek üzere sınavla 150 (yüz elli) din görevlisi yurtdışı sınav ilanına çıktı.Şartlara genel itibariyle baktığımızda(Tıklayınız) oldukça ağır gözükmektedir. Bu şartlar neden ağırlaştı?Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurtdışı kontenjanı çok kısıtlı. Yurtdışı sınav ilanlarına baktığımız zaman sınavla alınacak personel sayısı ya 100 ya da 150. Bu rakamların üzerlerine çıkış olmuyor. Sayıların artması için din hizmetlerinde yurt dışına daha da fazla ağırlık verilmesi gerekiyor. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. M. Emin Özafşar Hocamızın bu alanda gece gündüz çalıştığını biliyoruz. Yakın bir gelecekte bu çalışmalar meyvelerini vermeye başlayacak. Dünya ülkelerinin hemen hepsinde Diyanet'in personeli görev alma imkanına kavuşacak.
Heybetiyle Sizi Büyüleyecek 26 Efsane Deniz Feneri
Deniz fenerleri antik çağlardan beri denizcilere yol gösteren ve evlerine dönmelerini sağlayan yapılardır. Bu yapılar genellikle bulundukları yerin simgesi oldukları için oldukça görkemli inşa edilirler. İşte tüm dünyadan nefes kesen deniz feneri manzaraları...İyi eğlenceler dileriz...
Yaz Aylarında Erkeklerin En Büyük 15 Dramı
Kadın olmanın zor olduğu şüphe götürmez bir gerçek ama erkek olmak da zor bazen. Mesela yaz aylarında kadınlar efil efil etek giyerken pantolon giymek zorunda kaldığımız anlar. Ya da kızlara her gözlük, her şapka yakışırken bizlerin sineğe dönüşmesi. Yaz boyu yaşadığımız dramları listeledim:
Reklam
DHBT Sınavından Sonra Sözlü Sınav Olacak mı?
Eymen Nezir /Ankara /Dinihaberler.comDiyanet İşleri Başkanlığı  ilgili mevzuatında İmam-Hatip, Müezzin Kayyım ve Kur'an Kursu Öğreticisi kadrolara 15 Ekim 2014 tarihinden sonra atanacaklar için yeterlik şartı kaldırılarak; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan protokol ile KPSS'ye Başkanlık din hizmetleri sınıfına ait kadrolara atanmak isteyenlerin mesleki bilgilerinin ölçüleceği Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testi (DHBT) ekledi. Bu doğrultuda okurlarımızdan farklı yorumlar ve bildiri mailleri alıyoruz. İşte  onlardan biri; 'DHBT sınavından sonra sözlü sınav olacak mı?'Okurlarımız bu kanıya nereden vardı?, Bazı kamu kurum ve kuruluşlar KPSS'den sonra sözlü sınav yapmadan KPSS'den almış olduğu puan ve puanlarla kur'a usülü bünyelerine atama yapılmaktadır. Okurlarımız bu sistem acaba Diyanet'te de olur mu beklenti içerisine girdiler.Öncelikle belirtelim ki, Diyanet İşleri Başkanlığı diğer kurumdan hem farklı hem de özel bir kurumdur. Bazı kurumlarda sözlü sınav o kurumun olmazsa olmazıdır. İşte o kurumların başında Diyanet işleri Başkanlığı gelmektedir.
Reklam
İlk Gökkuşağı Mağazası Açıldı
Beyoğlu’ndaki Anzavur Pasajı’nda Türkiye’nin ilk ve tek LGBTİ mağazası açıldı. Amaç LGBTİ bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak ve toplumdan dışlanan bu kişilere istihdam sağlamak Türkiye’nin ilk ve tek LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) mağazası Limbo Consept 3 aydır İstanbul Beyoğlu Anzavur Pasajı’nda faaliyet gösteriyor. Mağaza sahibi Arzu Çakmaklı hem LGBTİ bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak hem de mağazada satış personeli olarak LGBTİ bireyleri çalıştırarak istihdam yaratmayı amaçladığını söylüyor. “Dünyanın her yerinde LGBTİ bireylere yönelik mağazalar varken ülkemizde neden yok?” sorusuyla yola çıkan 2 kişi geçtiğimiz Mayıs ayında Beyoğlu Anzavur Pasajı’nda Türkiye’nin ilk ve tek gökkuşağı mağazası olan Limbo Consept’i kurdu. Mağazanın sloganı “Ne arada, ne arafta, renklerimiz her tarafta!” Mağazadaki ürünlerin tasarımlarının tümü Semih Büyükkurt’a aitken, mağaza sahibi ise Arzu Çakmaklı.“Transparan satmıyoruz” Çakmaklı üretim ve sunum aşamalarının hepsinde LGBTİ bireyler ile dayanışma içinde olduklarını söylüyor; “LGBTİ bireyler özellikle kıyafet ve iç çamaşırı ihtiyaçlarını Türkiye’de karşılamakta zorlanıyor. Bu kıyafetlere ancak yurt dışında ulaşabiliyorlar. O da burada bulabileceklerinin iki katı fiyata. Biz ticari amaçlı çalışmıyoruz, iş bulamayan LGBTİ bireylere istihdam alanı sağlıyoruz. Ortak bir buluşma olsun istedik, transparan olmayan kıyafetlere yer veriyoruz. Bu yüzden şemsiye rozet bayrak gibi ürünlere yer verdik. Ürünlerin fişinde ‘LGBT Shop’ yazıyor. Bunu bağıra bağıra ‘Buradayız gelin’ demek için yaptık. En çok talep lezbiyen kesimden ve ‘Bear’ grubundan geliyor. Ancak kapımız heteroseksüel bireylere de açık. Çünkü biz onlar gibi ayrımcılık yapmıyoruz.” Her şey var Mağazada sadece gay pride günlerinde kullanılabileceği düşünülen gökkuşağı bayrağı, LGBTİ temalı rozetler, LGBTİ bireyler tarafından tasarlanmış durumda.NUREFŞAN ÖZBEN
Reklam