Eski NASA mühendislerinden ve oldukça yetenekli bir giysi tasarımcısı olan Mark Rober, klasik cadılar bayramı kıyafetlerini, akıllı telefon teknolojisi ile birleştiren çok ilginç tasarımlar yarattı. Telfonunuza indireceğiniz -ücretsiz- bir uygulama sayesinde, bu çılgın kostümlere sahip olabilirsiniz.Rober'ın tasarımları, akıllı telefonunuz için özel olarak tasarlanmış bir taşıma yeri olan bir grup tişört ve maskeden oluşuyor. Bu tişört ve maskeleri giyiyorsunuz, telefonunuzu özel olarak hazırlanmış alana yerleştiriyorsunuz, ve Rober'ın uygulamasından, kostümünüze uygun bir 'çılgınlık' seçiyorsunuz. Dahası, bu uygulamayı kullanmak için Rober'ın tasarladığı tişört ve maskelere para vermek zorunda da değilsiniz. Evde kendi kendinize yarattığınız kıyafetlerle de bu uygulamayı kullanabilirsiniz.
'Beni cesaretlendiren Hasan Cemal'in kitabı oldu'.Yönetmen Fatih Akın , Türkiye'de gösterime girmeden bazı çevrelerden ölüm tehditleri ve mesajları aldığı The Cut'ın, soykırım üzerine bir film olmadığını ve filmde politika yapmadığını dile getirdi.Akın, soykırım konusunda kendisini cesaretlendiren kişinin gazeteci-yazar Hasan Cemal 'in yazdığı 1915 Ermeni Soykırım kitabı olduğunu belirterek, 'Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.' dedi.Film yapılacak birçok olay var. Türkiye’de en fazla susulan konu tartışmasız Ermeni Soykırımı. Filmin için neden bu konuyu seçtin?Bu konuyu ben aramadım, tersine konu beni buldu. Türkiyeli bir ailenin çocuğu olarak hep ilgimi çekti. Hele de bu konunun tabulaştırılması. Ne zaman bir şeyler yasaklanırsa, meraklı ve araştırıcı olurum. Bu konuda da ele alınmamış birçok şey keşfettim.Bu sorun Türkiye’de hâlâ tabu mu?Yedi yıl önce Hrant Dink öldürüldüğünde İstanbul’da herhangi bir kahvede soykırım üzerine sohbet etseniz, yan masadakilerin ‘Hey ne üzerine konuşuyorsunuz bakayım öyle?’ diye müdahalesiyle karşılaşabilirdiniz. Şimdilerde hemen hemen her yerde hem de fısıldamaya gerek kalmadan konuşabilirsiniz.Türkiye’de halk açısından hiçbir sözcük ‘soykırım’ sözcüğü kadar politik yüklü değil. Türkiye’de de bu sözcüğü kullanıyor musun?Evet. Beni bu konuda cesaretlendiren, tanınmış gazeteci Hasan Cemal’in 1915-Ermeni Soykırımı kitabı oldu. Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.Türklerin, tarihlerinin bu bölümüyle yüzleşmelerinin bu kadar zor olmasının nedeni ne?Eğer bir halk, kuşaklar boyu tarih yazıcıları ve politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılırsa, ‘Böyle bir şey olmadı. Bu kocaman bir yalan!’ denirse, söylenenleri içselleştirebiliyor. Ailelerinden, okul kitaplarından, gazetelerden farklı bir şey duymadılar. Onları suçlayamam. Ama politikacıların ‘tarihi tarihçilere bırakalım’ demeleri yanlış. Tarih bize aittir, insanlara, hepimize...Filmi çekmeden önce konuya nasıl hazırlandın?Sanırım konu üzerine yaklaşık 100 kitap okudum. Aralarında Küba’ya göç eden bir Ermeni’nin biyografisi, ailesiz kalmış çocukların kaldığı yurtlar üzerine belgeseller ve hatta Halep’teki genelevler üzerine hikayeler de vardı. Hayatımda ilk kez Ermenistan’a gittim ve tabii ki Erivan’daki Soykırım Müzesi’ni ziyaret ettim. Orada müze direktörü Hayk Demoyan’la tanıştım. Bana birçok Ermeni’nin önce Küba’ya, oradan da Amerika’ya kaçtığını anlattı. Bunu Ermeniler’in çoğu bile bilmiyor. Filmimde bu duruma da yer verdim.Filmin kahramanı Nazaret, Mardin’de yaşıyor. Bu şehri nasıl seçtin?Fransız tarihçi Yves Ternon’un Mardinli Ermeniler üzerine yazdığı kitabı okumuştum. Mardin, Suriye sınırından pek uzak değil. Coğrafya ve hikaye açısından acılı öyküsünün buradan başlaması uygundu. Nazaret’in çöle yolculuğunun uzun sürmemesi gerekiyordu. Nazaret’in Deir Zor’a sürgün edilen Ermeniler arasında olmamasına karar verdim.Tersine Nazaret’in küçük bir kamp olan Ras al-Ayn’a götürülmesine karar verdim. Mardin, Diyarbakır ve Midyat’lı Ermeniler Ras al-Ayn kampına götürüldüler. Buraya Mardin’den birkaç günde erişilebilir. İşte kahramanımız bu yolu yürüyor. Filmin çekimine başlamadan bu yolda kendimiz de yolculuk yaptık. Suriye’de savaşın başlamasından altı ay önceydi.Alman İmparatorluğu’nun soykırımdaki rolü konusunda bilgin var mıydı? Müttefik devlet olan Osmanlıların Ermeniler’le ilgili planlarından haberleri vardı, ama stratejik nedenlerle müdahale etmeme kararı aldılar...Evet, Alman İmparatorluğu katliam ve diğer insanlık dışı davranışlardan haberdardı ama karışmadı. Osmanlı İmparatorluğu’nu silah arkadaşı olarak kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle müdahale etmediler ve Türk sorumluları engellemeye de karışmadılar. Bu açıdan Almanlar en azından katliamdan haberdar olup engellememe suçunu işlediler. Ancak soykırıma aktif olarak katılıp katılmadıkları veya lojistik açıdan katliamın olmasına olanak sunup sunmadıkları hala araştırılıyor.The Cut filmi Ermeni soykırımı üzerine bir film mi?İki kızını bulmak için dünyayı dolaşan bir babanın öyküsünü anlatıyorum. Baba, batıya doğru, ta Amerika’ya kadar yolculuk yapıyor. Bir yerden göç ve bir yere yerleşme öyküsü. Bu öykü, soykırımın arka planında yer alıyor. Ama film soykırım üzerine bir film değil. Politikacı olmadığımdan filmimde politika yapmadım. Tarihi travmatik ve ele alınmamış olaylara bağlı olarak bir öykü anlatıyorum. The Cut filminde kimin iyi, kimin kötü olduğu net olarak belli değil. Örneğin filmin kahramanı Nazaret, kurbanken suçlu duruma düşerek iyi kalpli bir Türk sayesinde hayatını kurtarabiliyor.Filmin basın dosyasından derleyen Semra ÇelikT24
Altın Portakal ödül törenine yönetmen Ertem Görenç'in 'Türk sinemasını rahat bırakın, yoksa festivalin formatına uyarak ananızı ... ederim' sözleri damga vurdu.51. Altın Portakal Film Festivali Kapanış Töreni'ne yönetmen Ertem Göreç'in konuşması damgasını vurdu.Bu yıl 51'ncisi düzenlenen Altın Portakal Film Festivali'nin kapanış töreni gerçekleşti. Çeşitli dallarda ödüller sahibini buldu. Törende ise bir konuşma özellikle dikkat çekti.Ödül töreninde konuşma yapan yönetmen ve senarist Ertem Göreç 'Türk sinemasına Türkiye sineması diyorlar. Birinin adı Ahmet ise ona Mehmet diyebilir misiniz? Sinemamıza artık küfür edebiyatı hakim. Bana Türk sinemasına tecavüz etmeyin demek düşüyor. Bu küfür edebiyatıyla ilgili lafımı bağlayayım; Türk sinemasını rahat bırakın, yoksa festivalin formatına uyarak ananızı ... ederim' diye konuştu.İKİ KERE ALTIN PORTAKAL KAZANDI1950 yılında 'Kanlı Sevda'yı çekerek yönetmenlik kariyerine başlayan Göreç, 'Otobüs Yolcuları' ve 'Karanlıkta Uyananlar' filmleriyle sinemaya damgasını vurdu. 'Karanlıkta Uyananlar' ile 1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali'inde En İyi 3. Film Ödülü'nü, 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ise yine En İyi 3. Film Ödülü'nü Pamuk Prenses ve 7 Cüceler ile kazandı.18. İstanbul Film Festivali'nde de 1999 yılında Onur Ödülü alan Göreç'in pek çok filmi bulunuyor.
Modern sokak sanatçıları, sanatın sadece görsel değil yumuşak ve yeşil de olmasını isteyerek harika bir şey keşfetmişler. Hazırladıkları karışımla yapılan grafitiler bir süre sonra yeşeriyor ve ortaya doğal sanat eserleri çıkıyor.İşte karışımın tarifi;3 bardak yosun,2 bardak süt ve ya yoğurt,2 bardak bira ya da su,Yarım çay kaşığı şeker,Mısır şurubu ( istenirse eklenebilir ) Bu malzemeleri blenderda karıştırın ve doğal boyanız hazır...İyi eğlenceler dileriz...
Korku filmlerinin vazgeçilmez olgularından biridir. Öldükten sonra da saç ve tırnakların uzamaya devam ettiği söylenir. Doğru mudur bu?Ölülerin saç ve tırnaklarındaki uzamayı tespit etmek için sistematik ölçümlerin yapılmamış olması şaşırtıcı değil. Ama ipucu için tarihsel anlatımlara ve kadavralar üzerinde çalışan tıp öğrencilerinin tanıklıklarına başvurabiliriz. Organ nakli yapan doktorlar da öldükten sonra farklı hücrelerin ne kadar süreyle canlı kalmaya devam ettiği konusunda tecrübe sahibidir.Farklı hücreler farklı sürelerde ölür. Kalp durunca beyne giden oksijen kesilir. Glikoz takviyesi alamayan sinir hücreleri üç ila yedi dakika içinde ölür. Organ nakli cerrahlarının ölümden sonraki 30 dakika içinde böbrekleri, karaciğeri ve kalbi çıkarıp altı saat içinde hastaya nakletmesi gerekir. Fakat deri hücreleri daha uzun yaşadığı için, deri nakli için kullanılacak parça da ölümden sonraki 12 saat içinde alınabilir.Tırnakların uzaması için yeni hücrelerin üretilmesi gerekir; bu ise glikozsuz olmaz. Tırnaklar günde 0,1 mm uzar. Yaşlandıkça bu oran düşer. Tırnak dibindekigerminal matriks denen bölgede üretilen hücreler yeni tırnağı oluşturur. Yeni hücreler eskileri ileri iter ve tırnak ucu uzamış görünür. Ölüm nedeniyle glikoz tedariki sona erdiğinde tırnak uzaması da durur.Aynı şey saç için de geçerlidir. Her saç telinin dibinde bulunan folikül saçın uzama kaynağıdır. Folikülün altındaki saç matriksi hücreleri çoğalarak saçın uzamasını sağlar. Bu hücreler hızla bölünür ama bunun için enerji gerekir. Enerji glikozun yanması sonucu oluşur. Bu yanma da oksijen sayesinde olur. Kap durup kan ile birlikte oksijen pompalama işlemi sona erince enerji kaynağı da kurumuş olur. Yani saçın uzamasını sağlayan hücre bölünmesi de durur.O halde ölülerin saç ve tırnaklarının uzadığına dair efsane neden bu kadar yaygındır? Bu tür gözlemler yanlış olmakla birlikte biyolojik bir temele dayanır. Uzayan tırnaklar değildir; tırnak etrafındaki doku su kaybı nedeniyle çekildiği için tırnaklar daha uzun görünür. Cenaze işleriyle uğraşanlar bazen bu görünümü gidermek için parmak uçlarını nemlendirir.Ölülerin yüz derisi de kurumaya başladığı için deri kafatasına doğru çekilir ve sakalları daha da uzamış gösterir. Yani kapakları açılmış tabutlar içinde yatan tırnakları dolana dolana uzamış iskelet kâbusları görüyorsanız rahat olun. Bunlar edebiyatta ve korku filmlerinde yer etmiş sahneler olsa da gerçekle ilgisi yoktur.Kaynak: BBC Türkçe
Varoşlarda sokakta dolaşan efendisiz köpekler,işportacılar, kahvede oturan adamlar, merdivende oturan kadınlar, bağıran insanlar, kaldırımdan çıkan otlar, bir yerlerde biriken sular, sıvası dökülen evler, okuldan kaçan çocuklar, sevdiklerini yasalardan üstün tutanlar, kaporta üzerinde duran kediler, ağaç altında içenler, arabada takılanlar, çekirdek çitleyenler, piknik yapanlar, bir şeyleri standartlara uydurmayanlar, yenisi almayıp tamir edenler, üstü başı pisler, birlikte oynamayı başaran çocuklar görmeniz doğaldır.Buralarda bahçeler olur, o bahçelerde istediklerini yetiştirebilir insanlar. Öyle işleri iyi de bilirler. Bir sebzenin-salçanın turşunun doğalıyla-kimyasalı arasındaki farkı herkes görür. Bahçelerinde oturup çekirdek çitler-sohbet eder, parklara, kültür merkezlerine ihtiyaç duymaz. Bu kentsel dönüşmemiş mahallelerde insanlar cafelerde, AVM’lerde oturmaz; hazır doğranmış biberi kullanmaz, telefonla pizza istemezler.En sıkışık, en ağaçsız mahallelerde bile en azından köpekler, kediler, fareler, kirpiler, bazı ülkelerde inekler, maymunlar, sincaplar, börtü böcek, ot hepsi özgürce yaşarlar. Zengin ülkelerin büyük şehirlerinde her şeyi sürekli düzenlerler. İzinsiz çıkmışsa bir ot bile sıkıntı olur.Zengin ülkelerin sokaklarında özgür hiçbir hayvan göremezsiniz çünkü efendisiz hayvanlara tahammülleri yoktur. Köpekleri ve kedileri toplar öldürürler, güvercinler ve diğer kuşlar için konamasınlar diye çiviler koyarlar.İnsanları fabrikalarda çalıştırmak için köylerinden sür, şehirlerde kurdukları gecekonduları yık, diğer hayvanları şehir merkezinden kov. Hayalindeki cennet şehri kur. Peki nasılmış bu 'cennet'?Boş sokaklar. Billboardlar, AVM’ler, metrolar, kafeler var, araba gürültüsü, süpermarket müzikleri var; ağaç, kuş, çocuk sesleri yok. Yaşamın sürmediği, çocukların büyümediği, herkesin kendini kurtardığı bir 'cennet'.Sahiden yeraltında metroyla geçen bir hayat mutluluk getirir mi? Yüksek çözünürlük yüksek huzur verir mi? 12. katta dikenli teller içerisinde plastikten bir hayat neşe verir mi?
Daha önce yaptığımız 'Yaşadıkları Yerlere Göre Sesleri Değişen 17 Hayvan' içeriğinden sonra şimdide aynı sanatçı JAMES CHAPMAN'dan seçme ses tespitlerini sizlerle paylaşıyorum.
Daniela seyehat ederek özgürlüğün tadını çıkarıyordu fakat başına öyle ilginç bir şey geldi ki, evine dönüp bu 'şey' ile ilgilenmek zorundaydı. Şaka değil, yüzünde tam 7.60 santimetre uzunluğunda bir sülük yaşıyordu! Bu sülüğe Mr. Curly ismini veren genç kız, şu an sağlıklı ve başından geçen bu olayın şokunu atlatmaya çalışıyor.
Dünyanın dört bir yanındaki sokak sanatçıları monoton yaşantılarımızı daha farklı bir yer haline getirmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar, fakat A. L. Crego bu sokak sanatlarına can vererek bizlere bambaşka bakış açısı katmaktadır.
Seksenli yıllarda İtalyan ressam Bruni Amadio tarafından çizilen, “Ağlayan Çocuk” resmi, bir anda dünya çapında üne ulaştı. Özellikle Avrupa’da ardı ardına gelen olaylardan sonra, resim “lanetli” olarak anılmaya başladı. Öyle ki, bu resmin bulunduğu evlerde, yangın çıkıyor, her şey kül olsa da, bu resim sağlam kalıyordu. Hatta, 1985’te İngiliz The Sun gazetesi, okuyucularıyla birlikte bu resimden kurtulma kampanyası başlattı. Yüzlerce okuyucu, gazetenin binasının önünde toplanarak, “lanetli” resimleri ateşe verdi.
Modellik öyle zor bir meslektir ki birileri hayal eder sen de uygularsın. Tamamen tasarımcıların ve yönetmenlerin insafına kalmış bir durum. Ne diyelim Allah yardımcıları olsun.İyi eğlenceler dileriz...
2015’te milletvekillerinin emekli aylığı yüzde 9.5, maaşları yüzde 7 oranında artacak. Emekli aylığı alarak çalışmaya devam eden vekilin maaşı 23 bin 200 liraya çıkıyor.TBMM’ye sunulan bütçe yasa tasarısıyla milletvekillerinin emekli aylığı ve maaşlarında 2015 yılında yapılacak artışlar da netleşti. Milletvekillerinin emekli aylıkları yüzde 9.5, maaşları da yüzde 7 oranında artacak. Emekli aylığı almakta iken çalışmaya devam eden milletvekilinin eline geçecek aylık para bin 700 lira artarak 23 bin 200 lira olacak.Bütçe yasa tasarısıyla birlikte 2015 yılı Cumhurbaşkanı ödeneği ve bazı kamu görevlilerinin bu ödeneğe endeksli emekli aylıkları da belli oldu. Buna göre, Cumhurbaşkanı’nın aylık ödeneği brüt 39 bin 950 liradan 43 bin 750 liraya yükseldi. Vergi kesintileri düşüldükten sonra Cumhurbaşkanı’nın aylık net ödeneği yaklaşık 29 bin lira olacak.GÜL’ÜN AYLIĞI 17 BİN 500 TLEski cumhurbaşkanları Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel, Kenan Evren ve Abdullah Gül’ün emekli aylıkları 15 bin 980 liradan 17 bin 500 liraya, eski başbakanlar Bülend Ulusu, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Yıldırım Akbulut ile eski Meclis başkanlarının emekli aylığı 11 bin 985 liradan 13 bin 125 liraya yükselecek. Ocak ayından itibaren merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal 13 bin 125 lira, merhum Başbakan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit de 9 bin 844 lira emekli aylığı alacak.SADECE VEKİL MAAŞI 15 BİN LİRAYA ÇIKIYORMilletvekillerinin şu an ek ödemeyle birlikte 7 bin 479 lira olan emekli aylıkları ocak ayından itibaren 8 bin 190 liraya çıkacak. Görevleri devam eden vekiller geçmişteki hizmetleri dolayısıyla en az 25 yılını doldurarak emeklilik koşullarını hak etmiş olmaları koşuluyla milletvekili maaşının yanı sıra emekli aylığı alabiliyor. Milletvekillerinin bu yıl 14 bin lira olan maaşları gelecek yıl 15 bin liraya yükselecek.400 VEKİL AYNI ZAMANDA EMEKLİHalen görevdeki 536 milletvekilinden yaklaşık 400’ü, aynı zamanda emekli aylığı da alıyor. Yüzü aşkın milletvekili ise yaşları tutmadığı veya toplam çalışma süreleri 25 yılı bulmadığı için sadece normal maaş alıyorlar. Bu gruba giren milletvekillerinin maaşı ocak ayında bin lira artacak.AHMET KIVANÇ / HT GAZETE
Kısa filmler çekmiş olan Yunan kadın yönetmen Nancy Spetsioti'nin 2011 yapımı Jafar adlı kısa filmi. Filmde hastanede olan iki farklı kültürden insanları görüyoruz. Kızlarını hastaneye getirmiş olan Yunan aile, dış görünüşünü tehdit olarak algıladıkları adama ön yargı ile yaklaşıp, onu bir nevi ötekileştiriyorlar. Farklı kanı taşımak, farklı görünüşe sahip olmak, farklı kültürden gelmek... İşte bunlar, özellikle son yıllarda bir insanın ondan korkulmasını, onun toplum dışına itilmesini gerektiren özellikler olarak görülüyor. Bu film de bu durumu özetleyen, belki basit ama özünde önemli bir şeyi anlatmaya çalışan bir kısa film.