Dünyanın En Küçük Drone'u SKEYE Nano Drone Satışa Çıktı
Dünyanın en küçük drone’u olarak kabul edilen, “quad-copter” olarak anılan 4 pervaneli minik drone, yurtdışında alışveriş çılgınlığının başlayacağı noel döneminin hemen öncesinde satışa çıktı ve ön sipariş toplamaya başladı.Paketin içinde, uçmaya hazır bir teknoloji olarak gelen, 4 cm. x 4 cm.’lik minik boyutları ile avuçiçi kadar bir büyüklükte olan drone SKEYE bir uzaktan kumanda ile yönetiliyor. Üzerinde gece uçuşları için minik LED ışıklar da bulunan SKEYE Nano Drone , uzaktan kumandası ile 6 farklı eksende yönetilebiliyor.Ufak boyutları ile her alanda kullanılabilen SKEYE Nano Drone farklı hassaslık seviyelerini de destekliyor. Bu minik drone’u basit, orta ve uzman olmak üzere üç farklı seviyede uçurabiliyorsunuz. Kısacası öğrenmesi kolay, ustalaşması zor bir deneyim sizi bekliyor diyebiliriz.Ufak boyutları ve sempatik görünümün yanı sıra, uygun fiyatı ile de dikkatleri çeken SKEYE Nano Drone, noel dönemi öncesinde sipariş toplamak için 59 dolar yerine, 34.99$ gibi uygun olduğunu söyleyebileceğimiz bir fiyat ile ortaya çıktı.Webrazzi
Yeni Bir Boynuzlu Dinozor Türü Keşfedildi
Kanada'daki bir müzede 75 yıl boyunca saklanan fosillerin, daha önce benzerine rastlanmamış yeni bir tür boynuzlu dinozora ait olduğu ortaya çıktı. Dinozora Pentaceratops aquilionius adını verildi.Müzedeki fosillerin daha önce farklı bir dinozor türüne ait olduğuna inanılıyordu.Bath Üniversitesi'nden Nick Longrich ise fosillerin Amerika'nın güneybatısında yaşadığı düşünülen otobur Pentaceratops dinozorlarının farklı bir türüne ait olduğunu keşfetti.Pentacerotops dinozorları, kendilerine benzer boynuzlu otobur Triceratops ailesinden geliyor.Araştırmanın ayrıntıları Cretaceous Research adlı dergide yayımlandı.Sığır büyüklüğündeki bu yeni tür boynuzlu dinozorun yaklaşık 75 milyon yıl önce yaşadığı belirtildi.Araştırmacı Dr. Longrich, Kanada'daki müzede bulunan koleksiyonda incelediği farklı bir boynuzlu dinozorun da, Kosmoceratops ailesine ait yeni bir tür olduğunu keşfetti.Longrich, 'Türlerin çoğunu keşfettiğimizi düşünüyorduk ama görünen o ki, daha keşfedilmemiş çok dinozor var. Dinozor türlerinin sayısı çok yüksek. Biz yalnızca bir kısmına ulaştık' dedi.Dinozorlar, Kretase Dönemi'nin sonunda Kuzey Amerika'da yaşıyordu.Dr. Longrich, bölgenin kuzeyinde ve güneyinde farklı türler yaşamasına rağmen iki bölge arasında değişim olduğunu söylüyor.Dinozorlar, kıtanın bir bölgesinden diğerine geçiyor ve yeni türler oluşuyordu.BBC
Rüyaları Ağır Çekimde mi Görüyoruz?
Çalar saatimiz bizi uyandırdığında kapatıp geri yattığımız, o sırada kısa bir rüya bile gördüğümüz çok olmuştur.Fakat rüyamızda kısa bir sohbet ya da küçük bir yürüyüş bile görmüş olsak tekrar uyandığımızda bir saat geçmiş olduğunu fark ederiz. Nasıl oluyor da bu kadar az olay bu kadar uzun zamanda yaşanıyor diye merak etmişizdir.Araştırmacılar, “bilinçli rüya görenler” olarak adlandırılan ve uykudayken beyinlerini kontrol edebilen kişileri inceleyerek yeni bir yöntemle bu sorunun yanıtını bulabileceklerini düşünüyor. Bu kişilerin rüya deneyimleri, uykudayken kendimizi gıdıklamak mümkün mü gibi ilginç soruları da gündeme getiriyor.Bilinçli rüya görme olgusu, uyku halindeki zihinle ilgili bilgi edinmemizde uzun süredir önemli bir rol oynuyor. Rüya konusunda ilk araştırmayı yapanlardan biri 19. yüzyıl Fransız aristokratlarından Marki Saint-Denys oldu. Bu kişi 13 yaşındayken rüyalarının gidişatını yönlendirebildiğini fark etmiş ve yıllarını, uyuyan zihnin sınırlarını keşfetmeye adamıştı.Marki’nin yoğunlaştığı konulardan biri, rüyasında yüksek binaların tepesinden atlayarak kendi ölümünü görüp görmeyeceğini araştırmaktı. Hiçbir zaman bunu başaramadı; her defasında sahne değişiyor, o kötü son gerçekleşmiyordu.Rüyalarında, gezdiği yerleri ve buralarda karşılaştığı insanları gördüğünü fark eden Marki, rüyaların parça parça anılardan oluştuğu sonucuna vararak yaşadığı dönemdeki en rasyonel rüya tanımlarından birini yapmış oldu.Bu alandaki çalışmalar bakımından önem taşıyan bir diğer insan da Mary Arnold-Forster oldu. Bilinçli rüyalarla ilgili 1920’lerde yazdığı kitabında, Birinci Dünya Savaşı ile ilgili korkunç kâbuslardan kaçınmak için kontrollü rüyalarını kullandığını yazıyordu.Marki ve Forster’in çalışmaları çoğunlukla göz ardı edildi, tıpkı bilinçli rüyalar konusundaki araştırmalar gibi. Daha sonraki dönemde daha “ciddi” olduğu düşünülen konular üzerinde duruldu.Fakat son yıllarda nörologlar bilinçli rüyalara benzer ilginç deneylere başladı. Bir süre önce Almanya’da Gutenberg Üniversitesi’nden Jennifer Windt, kontrollü rüya görenlerin rüyalarında kendi kendilerini gıdıklamalarının mümkün olup olmadığını araştırmaya koyuldu. Böylece rüyalardaki farkındalık derecesi ölçülebilecekti.Uyanıkken yaptığımız şeyin farkında olduğumuz için kendimizi gıdıklamamız söz konusu olamaz. Yani beynimiz, başkasının beklemediğimiz bir anda gıdıklamasıyla gülmekten kırılmamıza yol açacak bir uyarıyı bastırıyor. Bilinçli rüyalarda da benzer bir durumun söz konusu olduğu anlaşıldı. Denekler gıdıklanmıyordu. Bu ise o sırada kişilerin bedenlerinden ve uyarıdan haberdar oldukları, bu nedenle tepkinin sınırlandığı anlamına geliyor.Deneyi yapan Windt ayrıca deneklerden rüyalarında gördükleri diğer kişilerin kendilerini gıdıklamasını da istemiş. “Rüya karakterleri çoğu kez bunu reddetti, kendi iradeleri varmış gibi davrandı,” diyor Windt. İsteneni yaptıklarında ise rüya gören kişi bakımından gıdıklamanın etkisi sınırlı olmuş, bu ise rüya görenin beyninin diğer rüya karakterleri üzerinde kontrolü olduğunun farkında olması olarak yorumlanmıştı.Rüyada zamanın akışı sorununu incelemek ise daha zordu. Ta ki Bern Üniversitesi’nden Daniel Erlacher usta bir deneyle ortaya çıkıncaya kadar.Erlacher, beynin farklı eylemleri hayal etme biçimini araştırıyordu. Örneğin rüyamızda koşarken, gerçek hayatta koştuğumuzda aktif olan bölgelerin aynısı mı harekete geçiyordu? Erlacher’in ilk deneyleri öyle olduğunu gösteriyor, fakat nasıl oluyorsa bitkin bir tepki ortaya çıkıyordu.Bu durumu daha iyi anlamak için, bilinçli rüya görenlerden oluşan bir grubu, özel donanımlı laboratuvarına çağırdı. Onlardan, rüyalarında çeşitli aktivitelerde bulunmalarını istedi; rüyalarında 10 adım atmak, 30’a kadar saymak ya da çeşitli jimnastik hareketleri yapmak gibi.Bu eylemlerin süresini ölçmek için rüya halindeki zihnin ilginç bir özelliğini kullandı. Beden hareketsiz, felç halinde olmakla birlikte göz hareketleri bir şekilde beden hareketlerini taklit etmeye yöneliyordu. Böylece denekler göz hareketleriyle, yapmaları istenen aktivitenin başlangıç ve bitiş zamanını ele veriyordu.Erlacher’in tahmin ettiği gibi, deneklerin rüyasında bu aktiviteleri tamamlaması gerçek hayattan yüzde 50 daha uzun sürüyordu. Yani farkında olmasalar da bu aktiviteleri ağır çekim halinde yapıyorlardı. Fakat uyandıklarında denekler, bu aktiviteleri yaparken tıpkı gerçek hayatta yapıyormuş gibi hissettiklerini belirtiyordu.Bu durum neden kısa bir rüyanın uzun zaman aldığını açıklayabilir. Fakat yine de Erlacher bu olguyu açıklamakta zorluk çekiyor; nedenini, uyku sırasında beynin bilgileri işleme koymasının daha uzun sürmesine bağlıyor.Erlacher’in araştırmasının pratik yararları da olabilir; örneğin atletlerin bilinçli rüya yöntemiyle ekstra antrenman yapmaları mümkün olabilir mi diye bakılıyor. Uyku esas olarak hafızayı pekiştirmede önemli bir işlev görüyor. O halde rüyada yapılan alıştırmaların yeni becerileri pekiştirmesi olanaklı olabilir. Bu özellik, atletlerin de örneğin herhangi bir sakatlanma sonrasında fiziksel olarak antrenman yapamayacak durumdayken rüyada çalışmalarına devam etmesinde kullanılabilir.Erlacher bu konuda yapılan deneylerdeki antrenmanları “oldukça etkili; gerçek talimlerden daha kötü, ama tek başına zihinsel provalardan daha iyi” şeklinde değerlendiriyor.BBC
2 Bin Yıllık Alttan Isıtmalı Ev
ISPARTA’nın Yalvaç İlçesi’ndeki Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde, M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen Roma dönemine ait evde, alttan ısıtma sistemi kullanıldığı ortaya çıktı. Evin su ve kanalizasyon sistemine sahip olduğu da tespit edildi.Yalvaç’ta Hıristiyanlığın merkezlerinden kabul edilen Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde 5 yıldır devam eden kazılarda önemli bir bulguya rastlandı. Kazı Başkanı, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, geçen yıl açığa çıkardıkları atriumlu (avlu) Roma evi kazısının bu yılki bölümünde ortaya çıkan bulguların şaşkınlık verici olduğunu söyledi.’TABAN ISITMALI YAPILMIŞ’Yaklaşık 2 dönümlük arazi üzerine yerleştirilmiş olan ve M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen evin tipik bir Anadolu evine benzediğini aktaran Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, şöyle dedi:'Evin 2 katlı olduğu, alt bölümünde yer alan külhana bağlı olarak hamam, sauna ve odaları ısıtan alttan ısıtma sistemi olduğunu tespit ettik. Yani konutun bütün tabanı külhandan gelen sıcaklıkla ısıtılıyor olmalıydı. Külhandan çıkan sıcaklık buradaki odaların tabanını ısıtmaktadır. Yapı M.Ö. 25 yılında yapıldığında taban ısıtmalı bir konut olarak tasarlanmış. Burada şu an üzerini kapattık ama bir de su sistemi ortaya çıkardık. Konutun içerisinde su sistemi, kanalizasyon sistemi var. Aynı zamanda banyosu ve bunun yanında saunasının olduğunu görüyoruz.'’ZENGİN BİRİNE AİT OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR’11’inci yüzyıla kadar kullanılmış olduğu anlaşılan evin, cadde üzerinde yer almasının zengin biri ya da Roma’nın ileri gelenlerinden birine ait olduğu ihtimalini güçlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Özhanlı, 'Ancak buna ilişkin elimizde veri bulunmuyor. Bina 11’inci yüzyıla kadar çok değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmış' dedi.’ARAP AKINLARIYLA YAKILMIŞ’Ortaya çıkarılan izlerin yapının yakılarak yıkılmış olduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Özhanlı, şöyle devam etti:'Yanmadan önceki evresinde de çok yoğun kullanılmadığını, özellikle yanık tabakasının altında 4’üncü yüzyıl ve sonrasına ait Hıristiyan ikonografisine ait mermerler üzerine yapılmış resimlerin ele geçmesi, bu yapının yoğun olarak M.S. 4’üncü yüzyılda kullanılmış olduğunu işaret ediyor. Bu yapının büyük ihtimalle 8’inci yüzyılda Arap akınlarıyla yanıp terk edilmiş olduğunu arkeolojik olarak belgelemiş olduk. Bunun bir üst katında yerleşim tekrar devam ediyor. Ancak bu sefer basit konutlar şeklinde devam etmiş olduğunu görüyoruz. Üst tarafta daha önce ortaya çıkarmış olduğumuz buzdolabı görevini gören soğuk depolar şeklinde yapılmış kuyular, 10 ve 11’inci yüzyıla ait evreyi bize belgelemektedir.'Nurettin ARKAN/YALVAÇ (Isparta), (DHA) 
Sadece “Hashtag” Yapmaya Yarayan Cihaz
Yenilikçi fikirlere fon toplama amacıyla hizmet veren Kickstarter birbirinden ilginç, gerekli ve gereksiz girişimlere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Buna son örnek ise yaratılış amacıyla gülümseten bu hashtag tuşu.HashKey ismindeki buton, zamanının büyük bir bölümünü bilgisayar başında sosyal ağlarda geçiren kullanıcılar düşünülerek tasarlanmış. Klavyeden “Alt Gr + 3″ ya da “Ctrl + Alt + 3″ kombinasyonlarıyla yazdırılan ve genellikle etiketlerin başında görmeye alışkın olduğumuz “#” simgesini tek tuşa indirgeyen HashKey’in, Twitter ve Instagram başta olmak üzere sosyal ağ kullanıcılarının işini kolaylaştırması düşünülüyor.Plastik ve Mac için fırçalanmış alüminyum modelleriyle piyasaya sürülecek ufak boyutlardaki cihaz, USB bağlantısı üzerinden bilgisayara bağlanıyor. İnsanı her ne kadar “Ne gerek var?” diye düşünmeye itse de şu sıralar 15 bin euroluk hedefin yaklaşık 800 eurosunu toplamayı başaran HashKey , 26 dolar fiyat etiketiyle satışa sunulacak.LOG
Reklam
Reklam
Yapım Yılı 2013 Ve Sonrası Olan 10 Harikulade Film
KONUSU: Geçim sıkıntısı çeken insanların yaşadığı bir balıkçı köyünde fabrika kurulması için için tek şart köyde yaşamayı kabul eden  bir doktordur. Aranan doktor bulunduğunda ise komedi başlayacaktır.Yapım                 :2013 - KanadaTür                       :KomediSüre:                    :115 Dak.Yönetmen           :Don McKellarOyuncular           :Taylor Kitsch ,  Brendan Gleeson ,  Liane Balaban , Gordon Pinsent ,  Michael Therriault
9 Maddede 50 Yıldır Ayakkabı Giymeyen Adam: "Pete the Feet"
Kışın kapıya dayanmasıyla birlikte bir çoğumuz hazırlıklara başladı bile. Bir yandan titreten soğuklara karşı 'kalın' önlemler düşünülürken, diğer bir yandan da atalarımızın söylediği 'Ayağını sıcak tut, başını serin.' sözünün de etkisiyle ayakları soğuktan ve ıslanmaktan korumak için alınabilecek kalın çoraplar ve botlar şu günlerde bazılarımızın ihtiyaç listesinin başında geliyor.Fakat birazdan okuyacağınız haberdeki kahramanımız 69'luk Pete için böyle bir hazırlık söz konusu bile değil. Zira o zaten yarım yüzyıldır yalınayak dolaşıyor! Kış günlerinde asfaltın o dondurucu etkisine ve İngiltere'nin bitmek tükenmek bilmeyen yağmurlarına rağmen ayağından 20'li yaşlarda çıkardığı ayakkabılarını kendi düğünü de dahil olmak üzere bir daha hiç giymemiş ve ölene dek de giymeyi düşünmüyor. Huzurlarınızda; Pete Mckenzie. Nam-ı diğer; Pete the Feet.
Reklam
İstenmeyen Mesaja İlk Ceza Geldi!
Toplu mesajları takibe alan Gümrük Bakanlığı izinsiz gönderilen mesaja 25 bin lira ceza kesti.Hürriyet 'ten Erdinç Çelikkan'ın haberine göre toplu mesajları takibe alan bakanlık, telefon üzerinden gönderilen “Dosya masrafı size geri ödenecektir. Başvuru için son gün hemen arayın” kısa mesajı için Merka Enerji Tasarruf Ürünleri şirketine 25 bin TL ceza kesti; reklamların durdurulmasına da karar verildi. ‘Yeni Tüketici Yasası’na göre onay almadan birden fazla mesaj gönderen firmalara bin liradan 50 bin liraya kadar para cezası veriliyor. Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, tüketiciye Facebook, SMS, WhatsApp ve Twitter üzerinden gönderilen izinsiz mesajların takip edildiğini belirterek şirketlere “cezayı keseriz” uyarısında bulunmuştu. Canikli, “Denetim ekiplerimiz yoğun şekilde çalışıyor. Şirketlerin tüketiciden mutlaka yazılı teyit almaları gerekiyor. Mesajı istemiyorsanız şirkete 50 bin TL’ye kadar ceza yazacağız” demişti.Kaynak: Hürriyet
Dünyada Yaşamın Olmadığı Bir Yer Var mı?
Şili’nin kuzeyindeki Atakama Çölü’nde hiçbir canlı yaşam mümkün değil gibi görünüyor. Dünyanın en kuru yerlerinden biri olan bu çölün bazı bölgelerinde 50 yıl boyunca bir tek damla yağmur düşmediği oluyor.Fakat burada bile yaşam var. Endolit adı verilen mikroorganizmalar kayalardaki gözeneklerin içine yerleşip buradaki nemden yararlanarak yaşama tutunuyor. Uzmanlar, endolitlerin, artıklarından beslenen diğer organizmalara da bu şekilde yaşam olanağı sunduğunu belirtiyor.Mikroorganizmalar dört milyar yıldır varlığını sürdürüyor. En aşırı koşullara bile uyum sağlayacak kadar uzun bir zaman yani. Peki dünyada hiçbir canlı yaşamın olmadığı ortamlar var mı?122 derecede yaşamBu sorunun yanıtını ararken bakılacak ilk yer aşırı sıcak ortamlar olabilir.Hipertermofil adı verilen organizmalar sıcağa dayanıklılığıyla biliniyor. Bu organizmalar aktif yanardağların bulunduğu bölgelerdeki denizlerin derinliklerinde, sıcak su sızıntılarının olduğu hidrotermal baca ağızlarında yaşıyor ve 122 santigrat derece ısıya dayanabiliyorlar.Araştırmacılar 150 dereceyi teorik üst sınır olarak görüyor. Bu sıcaklıkta artık proteinler parçalanıyor, yaşamın devamını sağlayan kimyasal tepkimeler olanaksız hale geliyor. Yani mikroorganizmalar hidrotermal baca ağızlarının kenarlarında yaşayabiliyor ama sıcaklığın 464 dereceye ulaştığı bacaların içinde yaşamaları olanaksız. Aynı şey karadaki yanardağlar açısından da geçerli. Uzmanlar, yaşamın sürdürülmesi bakımından sıcaklığın en belirleyici parametre olduğuna inanıyor.3 km derinlikte yaşamYüksek basınç bu bakımdan daha az sorun teşkil ediyor gibi görünüyor. Yani yerin ne kadar altına kadar yaşamın inebileceği sorunu, basınçtan ziyade ısıyla ilgili bir sorun. Dünyanın merkezinin 6000 derece olduğu düşünülüyor. Bu sıcaklıkta yaşamın olması mümkün değil.Fakat basınç olarak hangi derinliğe kadar yaşamın devam edebileceği henüz bilinmiyor. Güney Afrika’da bir altın madeninde yerin 3,2 kilometre derinliklerindeDesulforudis audaxviator adı verilen bir mikroorganizmanın yaşadığı tespit edildi. Yeryüzüyle teması muhtemelen milyonlarca yıl önce kesilmiş olan bu canlılar, radyoaktif çürüme yoluyla kayalardan besinlerini emerek yaşamını sürdürüyor.-20 derecede yaşamSıcaklık bakımından diğer aşırı uçta, yani buzlu ortamlarda da bazı canlıların yaşadığı biliniyor. Psychrobacteradı verilen bakteriler Sibirya’da donmuş topraklarda ve Antarktika’daki buzul çamurlarında -10 dereceye kadar soğukta yaşayabiliyor. Kısa bir süre önce de Antarktika’daki buzulların altındaki bir gölde canlı hücrelere rastlandı.Yine aynı bölgede -20 derecede aşırı tuz içeren bir gölde de yaşam izleri görüldü. Yaşamını sürdürebilmek için bu mikroorganizmalar özel protein yapıları ve hücrelerinde donmayı önleyen moleküller geliştirerek bu ortamlara adapte olmuşlar. Uzmanlar, yeryüzünde yaşam ilk ortaya çıktığından beri dünya birçok kez buzul döneme girdiği için bu ortamlarda yaşamla karşılaşmayı sürpriz olarak görmüyor.Radyasyonlu ortamda yaşamRadyasyonlu ortamlarda da canlılara rastlamak mümkün. Örneğin Çernobil’deki nükleer santralin patlaması sonucu yayılan radyoaktif sızıntı ortamında ve radyoaktif atıkların bulunduğu konteynerlerde bile mikroorganizmalara rastlanıyor.Deinococcus radiodurans adı verilen bu canlılar 15000 gray radyasyona dayanabiliyor. 5 gray radyasyon insanda ölümle sonuçlanıyor.Bizim ölümcül kimyasal maddeler içeren ortamlar olarak gördüğümüz koşullar bazı canlılar için ideal yaşam alanları olabiliyor. Bazı organizmalar arsenik, cıva gibi ağır metallere bağlı yaşarken bazıları da siyanürü tercih ediyor. Rusya’nın Kamçatka bölgesindeki kaplıcalarda bazı mikroorganizmaların insan için zehirli olan kükürt ve karbon monoksite bağlı yaşadığı görüldü.İstisnalar var mı?Ancak bazı istisnalar da olabilir. Antarktika’daki Don Juan Gölü dünyanın en tuzlu ortamı. Tuz oranı yüzde 40’ları buluyor. Araştırmacılar burada buldukları mikrobik yaşam belirtilerinin gölde mi oluştuğunu yoksa başka yerlerden rüzgârla mı taşındığından emin değil. Yani burada aktif yaşamın varlığı henüz kanıtlanmış değil.Şimdilik canlı yaşamın kesinlikle olmadığı bilinen ortamlar, aşırı sıcak ve steril laboratuvar ortamları. Umulmadık ortamlarda yeni organizmalar keşfedilmeye, canlı yaşamın görüldüğü sınırlar genişlemeye devam ediyor. Bu sınırların nerede sona ereceği henüz bilinmiyor.Buradan şu sonuca varmak mümkün: Canlı organizmalar her ortama uyum sağlayabiliyor.Fizikist
Reklam
Twitter, Justin Bieber'ın Yatırım Yaptığı Selfie Uygulaması Shots'ı Satın mı Alacak?
Twitter’ın CFO’su olan Anthony Noto’nun DM yerine yanlışlıkla tweet atması ile ortaya çıkan spekülasyonlara göre Twitter bir satın alma için masaya oturmaya hazırlanıyor. Belki de bilerek yapılan bu “yanlışlıkla” birlikte, Twitter‘ın bir satın alma yapacağı spekülasyonları artmaya başladı.Twitter’ın CFO’su Noto’nun yanlışlıkla Twitter hesabından paylaştığı tweet’te, “Onların satın almamız gerektiğini düşünüyorum.” diyerek bir açıklamada bulunuyor ve görüşmenin 15 veya 16 Aralık’ta gerçekleşeceğini ileterek bir planı olduğunu belirtiyor.Twitter’ın satın alma için harekete geçtiği uygulama ise Justin Bieber tarafından ciddi bir yatırım alan ve bünyesinde tam 1 milyon adet selfie çekilen Shots uygulaması.Her ne kadar “yanlışlıkla” atılan tweet ile bu durum ortaya çıksa da, spekülasyonlar Twitter hisselerine o kadar da olumlu yansımadı ve işlem gören Twitter hisseleri Salı gününün sonunda yüzde 1 oranında düşüş gösterdi.Verilen rakamlara göre Shots uygulamasının tam 3 milyon kullanıcısı bulunuyor ve 3’te 2’sinin 24 yaş altında kadınlardan oluştuğu söyleniyor.Webrazzi
İstanbul'da Bir Dönem Kapanıyor
İstanbul’da şehir ulaşımında 1995’ten bu yana kullanılan Akbil, yerini İstanbulkart’a bıraktı. Akbil, 31 Aralık 2014’ten sonra ulaşımda geçerli olmayacak.İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şehir ulaşımında entegrasyonu sağlamak için 1995’ten bu yana uyguladığı Akbil (Akıllı Bilet) sistemi yerini yılbaşından itibaren İstanbulkart’a bırakıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden BELBİM tarafından geliştirilen, patenti ve marka tescili Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Akbil, 2008 yılında toplu ulaşım için temassız kart teknolojilerinin kullanıma sürülmesi ile birlikte ikinci planda kalmıştı. İstanbulkart’ın pratik, geliştirilebilir ve kullanım alanlarının daha fazla olması nedeniyle daha çok tercih edilmesi Akbil’in tarihteki yerini almasına neden oldu.“15 MİLYON İNSAN İSTANBULKART KULLANIYOR”İETT Elektronikkart Yönetim Müdürü İsmail Durman 19 yıldır ulaşımda kullanılan Akbil’in, 2009 yılında yapılan AR-GE çalışmalarıyla yerini İstanbulkart’a bıraktığını söyledi. 15 milyon insanın cebinde İstanbulkart taşıdığını açıklayan İsmail Durman konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:“İstanbulkart’ın Akbil’e göre teknolojisinin daha gelişmiş olması, güvenli, temassız özelliği ve en önemlisi farklı alanlarda kullanılabilir olması yolcularımız tarafından da benimsendi. Dolayısıyla 15 milyon gibi bir sayıya ulaştık. Akbil çok az sayıda bir yolcumuzda kaldı. Son olarak bu yolcularımız 31 Aralık tarihinde İstanbulkart’a geçmesini istiyoruz. 31 Aralık’tan sonra İstanbul’da İstanbulkart’ı tek bilet haline getiriyoruz.”AKBİL SAHİPLERİ ÜCRETSİZ KART ALABİLECEKDurman, halen Akbil kullananların, Akbil’lerini İstanbulkart ile değiştirmeleri için çeşitli yolları belirlediklerini söyledi. İstanbulkart yükleme bayilerinden Akbil’lerini teslim etmeleri durumunda İstanbulkart’ı ücretsiz alabileceklerini belirten Durman, bayilere gitmek için vakit bulamayan vatandaşların internet üzerinden mavi kart başvurusu yapmaları halinde adrese ücretsiz kargo ile ulaştırdıklarını söyledi.İSTANBULKART’IN KULLANIM ALANLARI GENİŞLİYORİstanbul’da hali hazırda 280 bin kişinin Akbil kullandığını açıklayan İsmail Durman, İstanbulkart’ın birçok alanda kullanıma açmak için çalışmaların devam ettiğini söyledi. Durman açıklamasında, “Yolcularımızın birden fazla kart taşıması yerine, tek kart ile çeşitli imkanlardan yararlanmasını istiyoruz. Bu kapsamda yolcularımız İSPARK’larda İstanbulkart’ı kullanarak otopark ücretlerini ödeyebilecekler. Şu an altyapı çalışmaları var. Bunun gibi spor tesislerinde, üniversitelerde benzeri çalışmalarımız var. Yolcularımız İstanbulkart ile spor tesislerinden ve üniversitelerdeki tesislerden yararlanabilecekler” dedi.Halen Akbil kullananlara uyarılarda bulunan Elektronikkart Yönetim Müdürü İsmail Durman, Akbil’lerin 31 Aralık 2014’e kadar kullanılabileceğini ve 30 Kasım 2014’e kadar da yükleme yapabileceklerini söyledi.Aralık 1994’te pilot otobüs hatlarında denemelerine başlanan Akbil, 2 Nisan 1995 günü ilk defa İDO’ya bağlı deniz otobüslerinde, daha sonra ise M1 hafif metro hattı ve bağlantılı çalışan İETT hatlarında hizmete sunulmuştu.İHA
Reklam
Rakunların "Neden Rakun Beslemiyorum ki?" Dedirtecek 20 Özelliği
etiket
Anavatanı Kuzey Amerika olan, sevimli, kedi maması müptelası, parlak şeylere aşırı ilgili, inatçı, ürkek, yırtıcı, tırmanıcı, yüzücü bir hayvan. İnce uzun parmakları ile kedi maması yerken onları izlemeye doyulmuyor. Amerika'da evcil hayvan olarak besleyenler var. Zaten beslemeseler de onlar bir şekilde eve gelip besleniyorlar. Peki siz hiç düşündünüz mü bir rakun edinmeyi? Düşünmediyseniz size bunu düşündürtmeye kararlıyız. İşte 20 eşsiz özelliği ile rakungiller familyasından rakunlar.
Dünya Dışında Üretilen İlk Nesne
Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) yerleştirilen 3D yazıcı, ilk ürününü verdi. Başarıyla sonuçlanan deneme, Dünya dışında gerçekleştirilecek üretim adına dönüm noktası olarak kabul ediliyor.UUİ'ye test edilmek için gönderilen ilk 3D yazıcı, bir saat süren ilk denemede başarılı oldu. Uzay şartlarında 3D yazıcıların nasıl çalışacağını kontrol etmeyi amaçlayan ilk üretimde, yazıcının üzerinde bulunan bir plakanın aynısı üretildi. NASA, elde edilen başarının Dünya dışındaki parça üretiminin geleceği adına kırılma noktasını temsil ettiğini belirtti.3D yazıcıyı üreten Made in Space firmasının CEO'su Aaron Kemmer, 'Dünya dışında üretilen ilk nesneyi elde ettik... Bu sadece firmamız veya NASA için değil, tüm insanlık adına çok büyük bir gelişme' ifadesini kullandı.Dünya dışında üretilen ilk nesneyi temsil eden plaka, 7.6 x 3.8 cm ölçülerindeki, Made in Space ve NASA yazısı taşıyan bir plaka. Kemmer, 3D yazıcının elektronik kartı ve kablolarını taşıyan plakanın kopyasını temsil eden plakanın sembolik bir önem taşıdığını belirtti.Uzay keşfi için katkıları çok büyükUUİ'de bulunan 42'inci Keşif Görevi ekibi, test süreci boyunca 3D yazıcının yerçekimsiz ortamda nasıl bir performans gösterdiğini gözlemleyecek. Üretilen ilk parça dahil gelecekteki denemelerde elde edilecek nesneler, Dünya'ya gönderilecek ve gerçekleriyle karşılaştırılacak.3D yazıcı beklenen performansı sunduğu takdirde, uzay istasyonunda kullanılacak küçük boyutlu eşya ve parçaların üretimi uzayda yapılacak. Bu sayede Dünya'dan taşınması gereken malzeme miktarı önemli ölçüde azalacağı gibi maliyetlerde de düşüş yaşanacak.NASA'nın 3D Yazıcı programının direktörü Niki Werkheiser, 'uzayda ihtiyaç olunan parçaları yerinde üretebilmenin tarihi bir gelişme olduğunu' ifade ederek, 'Kulağa bilim-kurgu gibi gelse de, uzaya göndermek istediğimiz parçaları ateşlemek yerine e-posta ile atabileceğiz' dedi.Made in Space, 2015 veya 2016 içinde uzay istasyonuna ikinci 3D yazıcının gönderilebileceğini belirtti. Yıllar içinde elde edilecek tecrübe, 3D yazıcıları Ay ve Mars görevlerinde ön plana çıkaracak.Al Jazeera
Facebook Rakiplerinin Gerisinde Kalıyor
Yeni bir araştırma, dünyanın en büyük sosyal ağı Facebook'un kullanım süresinin giderek azaldığını, rakipleri Tumblr ile Snapchat'in ise hızla arttığını gösterdi.Global Web Index tarafından hazırlanan rapor, Tumblr ve Snapchat'in Facebook'tan daha hızlı büyüdüğünü gösterdi. Facebook'un genç üyelerinin üçte ikisinin de sosyal ağı daha az kullandıkları belirlendi.Araştırma, dünya nüfusunun yüzde 19'una denk gelen 1.35 milyar kullanıcısıyla en büyük sosyal ağı temsil eden Facebook'un, bu unvanına rağmen rakiplerinin büyüme hızını yakalayamadığını gözler önüne serdi. Tumblr'ın aktif kullanıcı sayısı geride kalan altı ay içinde yüzde 120 artarken, Facebook sadece yüzde 2'lik bir artış gösterebildi. Aktif ve aktif olmayan kullanıcılar hesaba katıldığında ise Pinterest yüzde 57 ile ilk sırada gelirken, Facebook sadece yüzde 6'da kaldı.Raporda en ilgi çeken bilgilerden biri, Google+'ın da büyüme hızında Facebook'u geride bırakması oldu. Gençler arasında son derece popüler olan mesaj uygulaması Snapchat ise geride kalan altı ayda yüzde 56'lık büyüme sergiledi.WhatsApp yavaşladıGlobal Web Index raporu, büyüme oranlarına bakıldığında sosyal ağların izlediği stratejilerin büyük önem taşıdığını belirtti. Neredeyse tüm rakipleri tek bir ürün ve hizmet olarak sunulurken, Facebook'un birçok birime bölünmesi ve karmaşık bir yapı alması, kullanıcılardan da uzaklaşmasına neden oldu.Rapor, Snapchat'in ardından en çok büyüyen uygulamaların, Facebook'un sahibi olduğu Facebook Messenger ve Instagram olduğunu belirtti. Buna rağmen, Facebook'un 19 milyar dolar ödediği WhatsApp, en hızlı büyüyen sosyal ağlar listesinde 15'inci sırada yer alabildi.Gençler daha az kullanıyorRaporda, 16-19 yaş arası gençlerin Facebook'u giderek daha az kullandığı da belirtildi. Gençlerin yüzde 64'ü, geçmişe kıyasla sosyal ağa daha az girdiklerini ve gezinme sürelerinin de azaldığını belirtti.GWI raporunda yer alan Jason Mender, ABD ve Birleşik Krallık'ta 12 bin 500 genç üzerinde yapılan araştırmanın Facebook için tehlike çanları çalmadığını belirtti. Mender, mobil reklam stratejisine yönelen Facebook'un hedefe odaklı reklam yaptığını ve son verilerden fazla etkilenmeyeceğini ifade etti.Kaynak: AA
Reklam