onedio
Birlikte Olmamanız Gereken Bir İnsanla İnadına İlişki Yaşadığınızın 10 Acı Kanıtı
Aşık olmanın ve aşık olduğumuz insanla bir ilişki yaşayabilmenin hayatta sahip olabileceğimiz en güzel şeylerden bir tanesi olduğu konusunda sanırım hemfikirizdir sevgili dostlar. Birlikte olduğumuz anlarda gözlerimizi ondan ayıramayız ve yanımızda olmadığı zamanlarda sık sık onunla ilgili hayaller kurarız. Sevinç ve üzüntülerimizi onunla paylaşırız. Hayatımızın en güzel dönemini yaşıyor olduğumuzu ve sonunda aşkın ne olduğunu anladığımızı düşünürüz. Ancak şu noktada durup bir anlığına düşünelim: O insana gerçekten aşık mıyız, yoksa bir ilişki içinde olmamızın sebebi aşağıda yer alan sebeplerden bir tanesi mi? Eğer aşağıdakilerden bir tanesiyle vaktimizi ve enerjimizi bizim için doğru olmayan bir insana harcıyor olabiliriz...
Müziğin Evrimi 4. Bölüm - 1946: 70 Yıl Öncesinin En Sevilen 20 Şarkısı
Güzel ve müzikal bir zaman yolculuğuna hazır mısınız? Bundan 70 yıl önce listelerde hangi isimler üst sıralardaydı, hangi şarkılar seviliyordu merak ediyor musunuz? İşte tam size uygun bir tarihi müzikal yolculuk. 70 yıl öncesine gidiyoruz. 1946 yılının hit şarkıları karşınızda...Not: Şarkıların bazılarının çıkış yılları 1946 değildir. 1946 yılında hala hit oldukları ve listelerde üst sıralarda oldukları için eklenmiştir.Önceki içeriklerimiz;Müziğin Evrimi 1.Bölüm-1916: 100 Yıl Öncesinin En Sevilen 20 ŞarkısıMüziğin Evrimi 2.Bölüm-1926: 90 Yıl Öncesinin En Sevilen 20 ŞarkısıMüziğin Evrimi 3.Bölüm-1936: 80 Yıl Öncesinin En Sevilen 20 Şarkısı
Çok Yanlış Tanıyorlar! Bizi Arap Ülkesi Gibi Gösteren Laff-A-Lympics'in İstanbul Bölümü
Hepimiz, yurt dışında çok yanlış tanındığımızın bilincindeyiz. Ama bir çizgi filmin bizi bu şekilde tasvir edeceğini 40 yıl düşünsek akıl edemezdik sanırım. Birçoğumuz çocukluğumuzda Laff-A-Lympics'in İstanbul'da geçen bölümüne denk gelip izlemişizdir. Ama izledikten sonra da bu çizgi filmi ne kadar sevsek de sinirlerimize hakim olamamışızdır.İşte; hatırlamayanlar için Laff-A-Lympics'in İstanbul'da geçen bölümü.
Uyarlandığı Kitaba Nanik Yaparcasına Farklı Bir Sonla Biten 13 Film
Uzun bir bekleyişin ardından vizyona girip herkesi etkisi altına alan filme itibar etmemek, “Ben kitabını okumuştum onun” diyerek uzaklara bakmak her zaman işe yarayan bir durum değil.Çünkü bazı durumlarda, yönetmen ya da senarist tayfası kitaba birebir sadık kalmayabiliyor. “Şş, böyle daha güzel oldu” diyebiliyorlar.Dikkat! Bu liste, filmleri ya da kitapları okumamış olanlar için spoiler ihtiva ediyor.
Reklam
Reklam
Sonsuzluğuyla Bizleri Dipsiz Kuyulara Sürükleyen Uzay Hakkında Bilmeniz Gereken 40 Şey
etiket
Evren garip şey sevgili dostlar... Bugün çok gelişmiş bir teknolojiye sahip olduğumuzu düşünsek de, henüz kendi galaksimizin bile tüm sırlarına vâkıf değiliz. Ancak her gün yeni bir şeyler öğreniyor, evrenimizin büyüklüğüyle her gün biraz daha fazla büyüleniyoruz. İşte uzay hakkında, yetersiz olsa da sindirmemizin en azından birkaç yıl alacağı 40 ilginç bilgi:
Yaz Gelmese İyiydi: Bu Yaz Çok Popüler Olacak Tuhaf Terlik Modası
etiket
Terlikler, yaz mevsiminin vazgeçilmezlerinden. Sahilde, yazlık bölgelerde; kısacası çıplak ayakla dolaşmanın normal olduğu yerlerde terlikler çok prati ancak büyük şehirler için aynısını söylemek zor. Gardınızı alın; büyük bir terlik modasıyla karşı karşıyayız.
Reklam
Çoklu Zeka Kuramına Göre Sen Aslında Hangi Mesleği Yapmak İçin Doğmuşsun?
etiket
Aslında herkes dahidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.İşte bu söz, çoklu zeka kuramının en net tanımıdır. Çoklu zeka kuramı sayesinde çocukların farklı öğrenme modellerine sahip oldukları ve buna saygı duyulması gerektiği öğrenildi. Her zihnin aslında bir derinliğe sahip olduğu, o derinliği keşfetmenin yollarının ve varacağı yerin farklılıkları ortaya çıkarıldı.Bakalım, sizin zihniniz hangi konularda dahi fazla derinliğe sahip ve aslında siz hangi mesleği yapmak için doğmuşsunuz!
Reklam
Reklam
19. ve 20. Yüzyıldan Amerikan Yerlilerinin Nadir Bulunan Renkli Fotoğrafları
Yönetmen Paul Ratner, 'Moses on the Mesa' filminin yapım aşamasında Amerikan yerlilerine ait eski fotoğraflara büyük bir ilgi duymaya başlamış. 1800'lerin sonunda New Mexico'da geçen hikaye, Alman Yahudisi bir göçmenin Amerikan yerlisi bir kadına duyduğu aşkı ve bunun sonucunda kadının kabilesine şef olmasını konu alıyor. Ratner, Huffington Post'ta şöyle yazıyor: 'Bulduğum fotoğraflarım çoğu elle renklendirilmişti, çünkü renkli film 1930'ların sonuna kadar yalnızca deneyselcilerin bilgi sahibi olduğu bir alandı. Siyah beyaz fotoğrafları renklendirmek başlı başına bir sanat ve renklendirilmiş fotoğrafların bir çoğu yüzyıllar önce soyları tükenmekte olduğu düşünülen insanların gerçek tasvirlerini bizim için muhafaza eden gerçek bir yeteneğin göstergesi. Elbette Amerikan yerlilerinin soyu yapılan bütün asap bozucu şeylere rağmen tükenmedi. Halk olarak daha da güçleniyorlar, ancak geride bıraktıkları yaşam tarzı yalnızca bu fotoğraflarda görülebiliyor.'
Reklam