onedio
Fıstık Alerjisine Çözüm: Bebek Yaşta Fıstık Yemek
Yeni bir çalışmaya göre bebek yaşta fıstık ürünleri yenmesi alerji riskini büyük ölçüde azaltıyor.Fıstık alerjisi olması muhtemel 628 bebek üzerinde yapılan denemelerde, alerji riskinde % 80'in üzerinde azalma bulundu.Londra'daki King College'dan araştırmacılar alerji gelişiminde 'ilk kez' azalma olduğunu söyledi.Uzmanlar bulguların diğer alerjiler için de geçerli olabileceğini ve diyetlerin değişebileceğini söyledi.Ama anneleri bunu evde denememeleri için uyardı.Londra'daki araştırma ekibi daha önce de, erken yaşta fıstık yemeye başlayan İsrail'deki Yahudi çocukların İngiltere'de yetişen Yahudi çocuklara göre, 10 kat daha düşük alerji düzeylerine sahip olduğunu bulmuştu.Umut verici çalışma
Türkiye'de Psikolojik Tedavi Görenlerin Sayısı %330 Arttı
Türk halkının psikolojisi her geçen gün biraz daha bozuluyor. Öyle ki son 5 yılda psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuranların artış oranı % 330.Halk nezdinde yaşanan sorunların en temel göstergesi, suça yönelik ve toplum içerisinde yaşanan sağlık problemlerinin artışı. Yapılan araştırmalar ekonomi ve yaşam koşullarının zorluluğunun bu iki vakayı Türkiye'de git gide artırdığını gösteriyor. Sağlık Bakanlığı'nın psikolojik rahatsızlık vakaları ile bu rahatsızlıkların giderilmesine yönelik kullanılan ilaçlara ilişkin verileri ise bu artışı doğrular nitelikte.2009 yılında psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle sağlık kuruluşlarına 3 milyon 21 bin 361 kişi başvururken, bu oran 2013 yılında 9 milyon 163 bin 101'e çıktı.
Uykusuzluğa Ne Kadar Dayanabiliriz?
Ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bakarsak ilginç şeylerle karşılaşırız.78 yaşına geldiğimizde kaba bir hesapla dokuz yılımızı televizyon seyrederek, dört yılımızı araba sürerek, 92 günümüzü tuvalette, 48 günümüzü ise seks ile geçirmiş oluruz.Fakat ömür boyu yaptığımız etkinliklerin en uzunu hiç şüphesiz uykudur. 78 yaşına bastığımızda, uykuda geçirdiğimiz zaman 25 yılı bulmuş olacaktır. Peki, bu süreyi biraz daha azaltmak mümkün müdür? En fazla ne kadar süreyle uyanık kalınabilir? Uykusuz kalmanın sonuçları nelerdir?Kendimizi uykusuzlukla sınamaya kalktığımızda bunun ne kadar zor olduğunu görürüz. Uzmanlar uyuma dürtüsünün yemenin bile önüne geçtiğini, uyumamak için ne kadar çabalasak da beynimizin kendiliğinden uykuya dalacağını söylüyor.
Cem Yılmaz'dan LÖSEV'e Destek
Komedyen Cem Yılmaz, Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV) Onkoloji Kenti ve Hastanesi'nin tanıtımına katılarak, hastanenin bitirilmesi için destek istedi.Cem Yılmaz, tanıtım toplantısında yaptığı konuşmaya, hastanenin yapımı sürecinde mücadele veren, başarıyı arzulayan, vazgeçmeyen anne ve babalara teşekkür ederek başladı.'Böyle hadiselerde insanın aklına ilk gelen şeyin, işin duygusal tarafından yola çıkıp, bencil bir şekilde benim de başıma gelebilir duygusunu yakalamaya çalışması' diyen Yılmaz, 'Halbuki iyi insanlar için şöyle bir şey var, ha benim başıma gelmiş ha senin başına gelmiş, neticede bu insana ait bir macera. İnsanlarımızı böyle bir hadiseye desteğe çağırırken bile açıkçası ben çok üzülüyorum' ifadelerini kullandı.Yılmaz, 'daha önce hastalıkla mücadele eden insanlarla tanıştığını, bu maceraya yakından tanık olanların sesi olabilmek, paylaşmak ve insanlara bu macerayı duyurmak için hadiseye dahil olduklarını' dile getirerek, hastalık sürecinde moralin, insanın içinde bulunduğu ortamın önemli olduğunu, tedavi yapılan mekanların fiziki şartlarının da iyi olması gerektiğini vurguladı.Yardım kampanyası kapsamında, bir yılda yapılan yardımlarla ciddi yol katedildiğini anlatan Yılmaz, biraz daha kurumsal katkılar beklediklerini söyledi.Ayrıca Twitter'da, 'İyi ki ben Sağlık Bakanı değilim, yoksa buraya madalya dağıtmaktan bayağı masrafa girecektik' diye espri yapan Yılmaz, şakalarıyla Lösemili çocukları güldürdü.Cem Yılmaz, 'Biz, bizden sonraki kuşak için bir fikir paylaşmak istiyoruz, mesele bence bu. O sırada da ne kadar çok insanın yüzü gülebilirse. Gülmek gitgide zorlaşıyor, gülmekten mutlu olmaktan da daha kıymetli bir şey yok' diye konuştu.Yılmaz, güzel bir hastane yapılmaya çalışıldığına işaret ederek, yardımseverlerden destek beklediklerini dile getirdi.Halkımıza ve hayırseverlerimize güveniyoruzLÖSEV Yönetim Kurulu Başkanı Üstün Ezer de inşaatı bitmek üzere olan hastanenin, Avrupanın ilk, ülkenin en donanımlı onkoloji kenti ve hastanesi olduğunu söyledi.Türkiye'nin böyle bir hastaneye ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Ezer, 85 bin metrekareye kurulan kentin içinde sağlık tesislerinin yanı sıra 900 öğrencinin okuyacağı okul, hasta yakınlarının kalacağı otelin de bulunacağını belirtti.Kanser hastası çocuklar ile yetişkinlerin hastaneden hizmet alacağını, beyin cerrahisi, kadın doğum, nöroloji bölümlerinin de hastanede olacağını dile getiren Ezer, tek kişilik hasta odalarının, 84 polikliniğin, kanser hastaları için ayaktan tedavinin de bulunacağını kaydetti.Ezer, 'Halkımıza ve hayırseverlerimize güveniyoruz. Bizi ayakta tutacaklar ve herşey parasız olacak, bizim burada kar amacımız asla olmayacak' diye konuştu.Sağlık Bakanlığının hastanenin yapımına izin vermediği iddiasına ilişkin ise Ezer, şunları söyledi:'Ben tahmin ediyorum ki bu bürokrat arkadaşlara da 'Bu hastanenin ruhsatını verin' diyecek Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Mevzuata uymayan hiçbir şeyimiz yok. Çankaya'da yer alan LÖSANTE mevzuata uygun olarak taşınacaktır. Taşınma müracaatını daha yapamadık. Çünkü hastanenin inşaat tarafı henüz bitmedi. İnşaat ruhsatımızla Sağlık Bakanlığına başvuracağız. Tahmin ediyorum ki o gün yasal hakkımız olarak bu izin verilecektir. Biz hayat kurtarma tarafındayız. Bu hastanenin açılacağına inanıyoruz.'AA
Bugün Steve Jobs’un Doğum Günü
Bugün 24 Şubat 2015. Apple’ın kurucu ve vizyoner yöneticisi Steve Jobs’un 60. doğum günü. Uzun süre kanser ile mücadele edip 2011 yılında aramızdan ayrılan dijital devrimin babası Jobs, kişisel bilgisayar, müzik ve iletişim gibi pek çok sektörü yeniden yapılandırdı. Sadeliği, serseriliği, değiştirmeyi sevmediği kıyafetleri, takıntıları ve tüm teknoloji dünyasına bıraktığı devasa mirası ile anılacak.
TTB'den Akkuyu ÇED Raporu'na Karşı Rapor ve 5 Soru
Aralık 2014’te sunulduktan hemen sonra Rusya Başbakanı Putin’in gelişine denk getirilerek apar topar imzalanan inşaat onayı bile verilen Akkuyu Nükleer Santrali  için Çevre Etki Değerlendirme Raporu (ÇED)’na  karşı gün geçmiyor ki itirazlar bitsin. Hatırlarsanız Geçen hafta Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Özgür İttifak Grubu Eş Başkanı ve Milletvekili anti-nükleer aktivist Rebeca Harms’ın Enerji Bakanı Taner Yıldız’a ÇED onayındaki imza sahteciliğine ve inşaat izninin hemen verilmesine dair sorularını yönelttiği mektup paylaşılmıştı.12 Şubat 2015 tarihinde de Türk Tabipleri Birliği(TTB) Halk Sağlığı Kolu, Çevre Bakanlığı ve tarafından hemen onaylanmış olan fakat itirazlara yol açmış bulunan Akkuyu ÇED’ine karşı ağırlıklı olarak halk sağlığı alanında çalışan ve halk sağlığı uzmanı unvanına ya da halk sağlığı doktorası derecelerine sahip uzman doktor ve akademisyenlerin katkılarıyla  hazırlanan bir karşı rapor sundu.3000 sayfalık ÇED’in değerlendirmesi de elbette biraz uzun olur lakin, bu rapor ÇED’in içindeki yanlışlıklardan başka  hiç göz önüne alınmayan noktalara ışık tuttuyor. Yeşil Gazete, TTB’nin onaylanan ÇED’i eleştiren raporunun Sonuç ve Öneriler kısmında yer alan 33 maddesinden sadece öne çıkan noktaları kısa ve öz olarak aktardı.Deniz ekositemi – insan sağlığı ilişkisi yok mu?Onaylanan ÇED Raporu’nda kaza olmasa dahi hem inşaat hem de işletme aşamasında deniz ekosisteminin de etkileneceği, işletme aşamasında ısıtılan suyun denize deşarjının plankton topluluklarının yapısında ve üreme kapasitesindeki değişikliklerin balıkların besin potansiyelini ortadan kaldıracağı, balık faunasını etkileyeceği belirtilmektedir. Denizde yaşayan canlıların etkilenmesi  insanların da etkilenmesini getirmektedir. Balık yetiştiriciliği ve deniz balıkçılığı Mersin’in önemli gelir kaynaklarından biridir. Ancak bu etkiler sistematik olarak ortaya konmamış, neredeyse geçiştirilmiştir.Radyonüklid salımı olacak, peki önlem?ÇED Raporu’nda da  “nükleer santralin normal işletimi sırasında tıpkı diğer tesislerde olduğu gibi bir radyonüklid salımı gerçekleşeceği belirtilmiştir. Ancak ÇED’de “Bu durum nükleer endüstride meşru sayılan bir uygulamadır” şeklinde bir ifade bulunmaktadır. Bu durum,  toplum sağlığı açısından riskli olan bir durumun meşru sayılması kabul edilemez bir durumdur.Zira  Almanya’da nükleer santrallerin bacalarından 5 km çapındaki mesafeye kadar radyonüklid salımı yapmasına bağlı olarak özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda kanser oranında %60, lösemide %117 artış olduğu ve saptanan lösemi sıklığının tüm olduğunu gösteren çalışma bulunmaktadır.Deniz suyundan başka yeraltı suları da etkilenmeyecek mi?ÇED’de , gerek endüstriyel amaçlı gerekse de içme ve kullanma amaçlı suyun denizden temin edileceği belirtilmiştir ancak deniz suyuna yakın olan ve köylerin de kullandığı yer altı su kaynakları da potansiyel kaynaklar arasında sayılmıştır. ÇED içerisinde denizden elde edilecek içme ve kullanma suyunun ilgili yönetmelikteki değerlere uygun olacağına dair bir taahhüt verilmemiştir. Ayrıca tesisin yapım ve işletim sürecinde bölgedeki kuyularla yeraltı içme ve kullanma suyu ve sulama suyu elde eden yerleşim yerlerinin sularına etkisi irdelenmemektedir.
Reklam
Annelere Dövmenin Çok Yakıştığını Gösteren 34 Fotoğraf
etiket
Annelik, büyük ihtimalle anne olunca anlayacağımız bir şey olmanın çok ötesinde. Anne olmayan birisi bile, bir anneye her şeyin en güzelinin yakışacağını görebilir. Dövmelerin bile ☺ Anneliğin getirdiği o kutsal hissi, dövmelerin verdiği o asi hisle karıştırınca ortaya bu taptatlı anneler çıkmış.
Kötü alışkanlıklardan kurtulmanın yolları
etiket
İnsan beyninin, bize kendimizi iyi hissettiren davranışları bir ödül sistemi ( reward pathway ya da ödül yolağı ) olarak işliyor. Bu sistem bize yaşamamız ve neslimizin devamı için gerekli temel işlevleri yapmamız için motivasyon vermek üzere çalışır ve yemek ya da seks gibi dürtülerle aktive olur. Ancak, alkol ya da uyuşturucu gibi kimi maddeler de beyne yanlış sinyal göndererek, aslında varoluş için faydalı olmamalarına rağmen kişiyi kendini iyi hissettiğine dair bir yanılgı içine düşürebiliyorlar. Örneğin, eroin ve kokain kullanıcılarının bu bağımlılıklarından orgazma benzer bir haz aldıklarını ifade ettikleri biliniyor.Amerika Bağımlılık Tıbbı Derneği ( American Society of Addiction Medicine )’ne göre, günümüzde bağımlılık bir beyin hastalığı olarak kabul ediliyor. İhtimaller değişkenlik gösterse de, tüm insanların bu hastalığa yakalanma olasılığı var, çünkü insanların beynindeki ödül sistemlerinin yanıltılması mümkün. Alkol ya da uyuşturucuyla sınırlı olmamak üzere bağımlılıkları, bırakılması gereken alışkanlıklar olarak sınıflandırabiliriz.Yeni bir yıla başladığımız şu günlerde, taze bir başlangıç yapmak üzere siz Uplifers okurları için kötü alışkanlıklardan kurtulma yollarını derledik.Kaynak:WorldLifeExpectancywikiHowWebMDJames ClearMEB 
Reklam
SGK, Fizik Tedavi Hastalarının Her Masrafını Karşılamayacak
Fizik tedavi hizmetlerini düzenleyen Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) fizik tedavi ve rehabitilitasyon hizmetleriyle ilgili 10 ayda yapılan 6 büyük değişiklik hastaları mağdur etti. Tedavisi kısıtlanan veya SGK kapsamı dışında bırakılanlar arasında felç, MS, parkinson, beyin hasarı gibi birçok hastalık bulunuyor.Hürriyet'ten Mesude Erşan'ın haberine göre; Türkiye’de fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti veren kurumların kapasitesi, hastaların gerçek ihtiyacını karşılamaya yetmiyor. Kamu ve özel hastanelerde toplam bin 750 yatak var. Halbuki 10 bin fizik tedavi ve rehabilitasyon yatağına ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle hastalar özellikle yatarak tedavi olabilmek için çok uzun süre sıra beklemek zorunda kalıyor. Hal böyleyken Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) tedavi ve rehabilitasyonunu karşıladığı hastalıkları kapsamı dışına bırakması ve sınırlar getirmesi hastalarda ciddi sıkıntılar yaratıyor. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarının büyük çoğunluğunun hastanın cerrahiye gitmesini engelleyen tedaviler olduğunu söylüyor. SGK’nın ameliyatını ödediği pekçok hastalığın  fiziksel tıp ve rehabitilasyonla tedavi edilmesini engellediğini vurgulayan Ketenci, “Her değişiklikte ödeme dışında kalan hastalıkları yeniden kapsaması için uğraşıyoruz. Biz uğraşırken bakıyoruz ki bu kez bir başka hastalık listeden çıkarılmış. Sağlık politakalarıyla çelişiliyor. Örneğin sağlık bakanlığı bir yandan obeziteyle mücadele programları yaparken, diğer yandan obezite rehabilitasyonu listeden çıkarılıyor” diyor.Başarısız bel cerrahisi ve ağrıları yüzünden morfin bağımlısı olmuş yine başka ameliyatlar yüzünden eklemleri bozulan pek çok hastaya da yardımcı olmaya çalıştıklarını anlatan Ketenci, “Kireçlenme, tenisçi dirseği, topuk dikeni, sırt ağrısı, ayak bileği burkulması, başka eklem bozukluklukları gibi pekçok sorunu bulunan hastalar kendi ceplerinden ödeme yapmak zorunda bırakıldı. Bizim hastalarımız ağrılı ve engelli. Bu nedenle yaşam kalitesi çok etkilenen hastalar. Hekimler olarak biz hastalarla karşı karşıya kalıyoruz. Geçen yıl aynı tedaviyi alan hastaya, bu yıl geldiğinde ‘devlet ödemiyor’ demek zorunda kalıyoruz. İster istemez bir sürtüşme oluyor” diyor. HASTALAR MAĞDURGenel Sağlık Sigortası Genel Müdürü İsmet Köksal ile Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Erman Ceyhan’ın ortopedi uzmanları olduğunu hatırlatan Fizik Tedavi ve Rehabititasyon İşletmecileri Derneği Başkanı Köksal Holoğlu, “Mesleki taassuba kurban gidiyoruz. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları neredeyse SGK kapsamından çıkarıldı. Bu uygulamalarla çok sayıda hasta mağdur oldu. Örneğin fibromiyalji, obezite rehabilitasyon programına devam eden, kronik ağrılı hastalar sonuçsuz ilaç tedavilerine mahkum edildi. Kısıtlamalar fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti alamayanları ortopedi ve beyin-sinir cerrahisine yönlendiriyor. Kamudan hizmet alamayan hastalar özel kurumlara gelirdi. Sınırlamalar yüzünden bize de gelemiyor. Ameliyatları olmaları gerekiyor. Kısacası aslında bir rant yaratılıyor” diyor. ADIM ADIM DEĞİŞİKLİKLER10 Nisan 2014Bir fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi ve bir fizyoterapist (A) grubundaki işlemlerden günlük en fazla 8, (A) ve (B) grubundakinden işlemlerden günlük 12 hastaya bakabilecek. Uzman hekimi (C) grubundaki işlemlerden günlük en fazla 32, (C) ve (D) grubundaki işlemlerden ise en fazla 64 hastaya bakabilecek.01 Mayıs 2014Bu genelge ile doktor başı günlük 16 seans olarak uygulanabilen A grubu kotası yarı yarıya yani 8’e düşürüldü.25 Temmuz 2014Serebral palsi hastalarının özel kurumlardan alacağı tedavi hizmeti bu kez tüm ömür boyunca 60 seansla sınırlandırıldı. SUT kamuyla, özel kurumlara aynı paket fiyatı verse de özel sağlık kurumlarına seans sınırlaması getirdi.01 Ekim 2014Fibromiyalji, obezite,  kronik ağrılar gibi toplumda çok sık görülen tıbbi tanılara ait tedaviler SGK kapsamından çıkarıldı. A grubundaki Parkinson, MS, felç, serebral palsi gibi pekçok önemli ve kısıtlayıcı hastalığı bulunanların tedavi imkanları bu SUT değişikliğiyle birkez daha kısıtlandı. 16 yaş ve altı için 90, 16 taş üstü için yıllık 30 seansın ödenmesine karar verildi.24 Aralık 201416 yaş üstü serebral palsi tanılı hastaların 30 seans üzerinde sadece kamuda hizmet alabilmesini serbest bıraktı.18 Şubat 2015Ortopedik, bel boyun ağrıları, kireçlenmeler ve romatizmal problemlerin tedavileri için yıllık seans kısıtlamaları kaldırıldı. HASTALAR DAHA ÇOK PARA HARCIYORSGK’nın son yıllarda yaptığı düzenlemeler, pekçok alanda hasta ve yakınlarının kendi bütçelerinden, daha çok harcama yapmasını gerektiriyor. Örneğin geçtiğimiz aylarda özellikle kalp ve damar, beyin girişimlerinde kullanılan malzemelerin fiyatlarını düşürmesi, buna karşılık firmaların da malzeme vermeyi reddetmesi bazı tanı, tedavi ve ameliyatları durma noktasına getirmişti. Yine yakın zamanda yapılan bir değişiklikle obezite ameliyatları “özel ameliyatlar” statüsüne alındı. Yani Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ameliyat olanlar hiçbir ek ücret ödemezken, tıp fakültelerinde yaptıranların binlerce liralık katkı payı ödemesi gerekiyor.HASTA AMELİYATA MAHKUMFİZİK tedavinin kapsam dışı bırakılması nedeni ile ameliyat olmadan tedavi olabilecek hastaların da ameliyata mahkum edildiğini savunan uzmanlar bunu sağlık açısından ciddi sorunlar yaratabileceğine dikkat çekti. Köksal Holoğlu da “Değişiklikler özel sağlık kuruluşlarının tedavi kapasitelerini yarı yarıya düşürdü. Ancak kamu hastanelerinde de kapasite arttırmadı. Kısıtlamalarla tasarruf yapılırken, ortopedi ve beyin cerrahisinde SGK’nın maliyetleri ne kadar arttı merak ediyorum?” dedi.
Barcelona'dan Vilanova'ya Vefa
Barcelona Kulübü, Joan Camper Spor Tesisleri'ndeki bir sahaya, geçen yıl vefat eden teknik direktörleri Tito Vilanova'nın adını verdi.Kanser hastalığına yakalanarak, 25 Nisan 2014'te, 45 yaşındayken hayatını kaybeden Barcelona'nın eski teknik direktörü Tito Vilanova, kulübü tarafından unutulmadı.Vilanova'nın adının antrenman tesislerindeki bir sahaya verilmesi nedeniyle düzenlenen törene katılan Barcelona Kulübü Başkanı Josep Maria Bartomeu, 'Her nesilden gençler bu çimlere bastıklarında Tito'nun kim olduğunu bilmeli. Büyük bir teknik direktör ve büyük bir Barcelonalı. Onun ve diğer Barcelonalıların sayesinde futbol anlamında bir çıta atladık' dedi.Törene katılan Vilanova'nın eşi Montse Chaure de 'Tito burada kendini evinde gibi hissediyordu. Bu saha onu hatırlamanın en iyi şekli. Topun sesini dinlemeye devam edecek' dedi.Futbolcu olarak kariyerine 1988 yılında Barcelona alt yapısında başlayan ve futbolu bıraktıktan sonra Katalan kulübünün teknik kadrosuna dahil olan Tito Vilanova, 2012-2013 sezonunda Barcelona'nın teknik direktörlüğünü yapmıştı.Fotomaç
Reklam
Kaç Saatlik Uyku Yeterlidir?
Ömrünün üçte birini uykuda geçiren insanoğlu üzerinde detaylı bir inceleme yapılır. 6 bin denek üzerinde çalışan İsveçli uzmanlar, uyku zamanı ile yorgunluk arasında bir ilişki olmadığını kanıtladı. 20’li yaşlardakiler için ortalama sekiz saat, 60 ve civarındakilere ise günde altı saat uyku yeterli. Bu araştırmada; uyku süresinin, uykuyu yeterince almakla ilgili bir ölçü olmadığı sonucuna varılmış. Ülkemizdeki 2010 verileri gösteriyor ki; her 10 kişiden üçü 8 saatten fazla uyuyor. Türkiye’nin yarısı ise yastığa başını koyar koymaz 15 dakika içinde uyuyormuş.İyi ve kaliteli bir uyku için; sadece uyku hissedildiği an yatağa girmek, uygun ışık ve ses ortamı sağlamak, kahve-kola-çikolata gibi uyarıcı maddeleri saat 5’ten sonra tüketmemek, alkol ve sigara kullanmamak, yoğun egzersizlerden kaçınmak, ağır yemek ve sıvı tüketimini azaltmak, öğleden sonra veya akşamları kısa kestirmeler yapmamak, yemek-tv-kitap okumak gibi aktiviteleri yatakta yapmamak şart. Yani yatağa sadece uykulu hissettiğin zaman gir diyor uzmanlar. Yine doktorlar; uyku sorunu çekenlerin bir hafta doğada kamp yapıp gün ışığı ile kalkmasının gayet iyi bir tedavi şekli olduğu konusunda hem fikir. Açık hava ve bol güneş etkili bir yöntem. Ülkemizde 10 kişiden birinin uykusuzluk sorunu yaşadığı düşünüldüğünde bu satılar mutlaka okunmalı sanırız.İnsanoğlu yaşlandıkça uyku süresi de değişir. Bebekler 16 saate kadar uyuyabilirken erişkinler 8 saatte durumu çözer. Yeni doğanların 19 saatten fazla uyumamaları tavsiye ediliyor. İleri yaşlarda uyku süresi git gide azalır (ortalama 6 saat) ve derin uykuda geçen süre kısalır. Ne kadar uyursanız uyuyun ertesi gün kendinizi dinlenmiş hissetmiyorsanız bir hekime başvurmalısınız. Günde sadece dört saat uykunun bile yeterli olabileceğini gösteren çalışmalar da mevcuttur. Kişi için en uygun uyuma pozisyonu, sağ veya sol taraf üzerine yatılmasıdır.İnsanoğlunun uykusuzluğa ne kadar dayanabileceği konusu ise yıllardır tartışılır durur. Cevabı verelim. Amerikalı bir üniversite öğrencisi, 11 günlük uykusuzluğun sonunda psikoza benzer bir klinik tabloya girerken deney sonlandırılır. Uyku severlik; obezite, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kas kitlesinde ve bağışıklık sistemi fonksiyonunda azalma ve depresyon gibi rahatsızlıklara da yol açabilirmiş. Bir değişik bilgi de Japonya’dan: Japonya’da bazı iş yerlerinde, öğle uykusunun özendirilmesi için, bu saatlerde uyuyanlara mekan tahsis edilmekte ve ek ücret ödenmekteymiş.
Hollanda'da Sadece Alzheimer Hastalığı Olan İnsanlar İçin Kurulmuş "İşte Bu" Dedirten Dev Bakımevi Kompleksi
Hollanda'nın Weesp kasabasında olan Hogeweyk adlı özel bir köyde yer alan bir tesisten bahsediyoruz. Oldukça göze çarpan bir yer burası çünkü burası özellikle demans hastalığı olan insanlar için özel olarak dizayn edilmiş bir bölge. Hatta ortam, 7/24, 152 kişiye hizmet veren, sürekli etrafta bulunan doktorlar, hemşireler ve uzmanlar sayesinde Truman Show'daki gibi bir ortamla kıyaslanır düzeyde. Diğer bakım evlerindeki insanlara nazaran buradaki insanlar daha fazla aktif ve daha az ilaç tedavisiyle yaşamlarına devam ediyorlar.Kaynak: https://www.psychologytoday.com/blog/reading-between-the-headlines/201204/stepping-back-in-time-help-alzheimers
Reklam
Türkiye'nin Erkek Şiddeti Karnesi
Agos, cinsel şiddet ve kadın cinayetlerini avukatlara, kadın hakları örgütü üyelerine, yazarlara ve gazetecilere sordu. Avukat Hülya Gülbahar, bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü Çiçek Tahaoğlu, yazar Emine Uçak, avukat Benan Molu, Mor Çatı'dan Deniz Bayram, Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu'ndan Özgül Kaptan, akademisyen Aksu Bora, gazeteci Pınar Öğünç ve cinsel psikoterapi uzmanı Prof. Arşaluys Kayır konuştu.Mersin’in Tarsus ilçesinde, 11 Şubat’ta bindiği minibüsün şoförünün tecavüz girişimine direndiği için şöför tarafından öldürülen 19 yaşındaki Özgecan Aslan, cinsel şiddet ibresinin gittikçe arttığı Türkiye’de büyük bir infialin simgesine dönüştü. Özgecan’ın bedeninin bulunduğu 13 Şubat’tan bu haberin hazırlandığı güne kadar, ülkenin dört bir yanında, kadınların başını çektiği onlarca eylemde cinsel şiddet ve kadın cinayetleri protesto edildi, medyada kadına yönelik şiddet tekrar tartışılmaya açıldı. Erkek şiddeti istatistiklerine göre, Özgecan’ın öldürüldüğü gün, ülkenin başka şehirlerinde, adını bile bilmediğimiz yaklaşık 4 kadın daha öldürüldü. Bianet’in periyodik olarak yayımladığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre ise Özgecan Aslan’ın adı, Ocak 2014 itibariyle son bir yılda öldürülen en az 281 kadının adına eklenecek. Agos Gazetesi'nden Gökçe Kazaz'ın haberine göre; Gündelik hayatın tam ortasında, okulundan evine giderken yolda öldürülen bir kadınla, evinde yıllarca sistematik şiddete uğrayan bir kadının, ya da intihar süsü verilerek en yakını tarafından öldürülen bir kadının hikâyesinin ne kadar da aynı olduğu bu cevaplar üzerinden bir kez daha görünür oluyor.
Reklam
Huzursuz Bacak Sendromu Uykuyu Engelliyor!
Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, uykusuzluğun nedeninin huzursuz bacak sendromu olabileceğini söyledi.Son dönemlerde bilinirliği artan huzursuz bacak sendromunun (HBS) sık görülen bir hastalık olup, toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediğini belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, “Hastaların yaklaşık üçte birinde ilaç tedavisi gerektirecek semptomlar bulunmaktadır. Hastalar semptomlarını genellikle dinlenme ya da yatma-oturma gibi hareketsizlik durumlarında oluşan veya kötüleşen bacaklarda hareket ettirme dürtüsü, rahatsız duyumlar ve Ağrı olarak ifade eder. Bunun sonucunda birçok hastada uyku bozukluğu sonucunda anksiyete ve depresyon meydana gelmekte ve günlük yaşam kalitesi olumsuz etkilenmektedir” ifadelerini kullandı.
Tüp Bebek Hakkında En Çok Sorulan 10 Soru
1- Tüp bebek tedavisini en fazla kaç kere deneyebilirsiniz?Tüp bebek tedavisini deneme sayısı konusunda, herhangi bir sınır bulunmamaktadır. İyi tüp bebek merkezlerinde uygulanan tedavilere rağmen, hala hamilelik sağlanamamış ise, deneme sayısı fazlalaştıkça hamilelik ihtimallerinde azalma olacaktır. Bazı durumlarda sebebi bilinmeyen tutunamama sorunu yaşayan çiftler, çok fazla deneme yaptıktan sonra ancak hamileliği başarabilmektedir. Yapılmış olan 8 veya 10. Denemenin ardından hamilelik ihtimalini elde eden anne ve baba adaylarının mutluluklarına tanık olmaktayız.2- Yaş, hamile kalma şansını etkiler mi?Tüp bebek uygulamalarında, hamile olabilme şansını etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Bunlardan en önemli olanı, tedavi gören kadının yaşıdır. Hamile olabilme ihtimali, 35 yaşından küçük olan kadınlarda en fazla, 35 ile 38 yaş arasında kabul edilebilir. 38 ile 40 yaş arasında azalmakta olan, 40 ile 42 yaş arasında gene de umudumuzu kaybetmediğimiz, 42 ile 44 yaş arasında ise, git gide azalmış durumdadır.3- Transfer edilen embriyo sayısı, hamilelik şansını belirleyen bir faktör müdür?Bütün yaş gruplarına bakıldığı zaman, tek embriyo aktarılması ile hamilelik beklentisi % 28 civarındayken, çift embriyo aktarılması ile bu oran % 45’e kadar çıkmaktadır. Tek embriyo aktarılması yapılan durumlarda, geriye dondurulabilecek birçok embriyo kalabilmektedir. Bu embriyoların kullanımı ile, ciddi oranda ek hamileliklere ulaşılmaktadır. Ciddi oranda erkek etkenine bağlı infertilitede, spermin ciddi şekil problemleri gösterdiği çiftlerde ve sperm üretiminin testiküler yetersizliği nedeni ile bozulduğu “azoospermik” durumlarda, gene hamilelik şansı tüp bebek tedavisinde azalmaktadır.4- Tüp bebekte düşük daha mı sık izlenmektedir?Tüp bebek tedavisi ile elde edilen hamileliklerde düşük yapma riski, normal yolla kalınan hamileliklere oranla biraz daha yüksektir. Bunun sebebi tedavi ile alakalı değil, hamile kalamamaya sebep olan sorunların bizzat kendisinden kaynaklanmaktadır.5- Tüp bebek gebeliklerinin başında izlenen vajinal kanamalar normal midir?Hamile kalmış hiçbir hastada, vajinal kanama normal kabul değildir. Böyle bir vakada derhal doktora danışılmalıdır. Ancak diğer yandan, tüp bebek hamileliklerinin başında vajinal kanama ve lekelenmeler, çok fazla görülmektedir. Bu durum, her zaman kötü bir göste olmayabilir.6- Dondurulmuş embriyolar ile şans nedir?Bir takım tüp bebek uygulamalarında, transfer edilen embriyoların haricinde geride çok iyi kalitede olan embriyolar kalabilmektedir. Kalan bu embriyoların dondurularak saklanması, çifte ileriki zamanlarda yeniden bir hamilelik şansı doğurmaktadır. Bu sebepten dolayı, embriyo dondurma tedavisi, hastalar için oldukça yararlı bir uygulamadır. Dondurulan embriyolar, çözülmenin ardından %70 ile 80 civarında canlı kalmaktadır. Bu durum sayesinde, %50 ile 70 oranında hamilelik sağlanmaktadır. Dondurulmuş olan embriyolar ile elde edilen bebeklerin sağlık durumu, doğal yol ile elde edilen hamileliklerden farklı değildir.7- Tüp bebek öncesinde herhangi bir diyet uygulanmalı mı?Bu konu ile alakalı, gerekli bilimsel çalışma verileri olmadığından dolayı; bir takım çalışmalar, özellikle hamilelik planlamasına geçildiği zamanlarda (prekonsepsiyonel dönem) Akdeniz tipi diyet (yüksek miktarda bitkisel yağlar, sebzeler, balık ve baklagiller ve hafif atıştırmalıklar) ile beslenen hastalarda, tüp bebek tedavisinde başarı oranlarının yükseldiği görülmektedir. Akdeniz diyetinde bulunan bitkisel kaynaklı az doymuş yağlar, yüksek folik asit ve B6 vitamini bu beslenme tarzının üstünlüğünde ifade edilen ana içeriklerdir.8- Tüp bebek tedavisi öncesi kilo vermek gerekli mi?Kilosu fazla olan bayanlarda, tüp bebek tedavisi yapılmadan önce kilo verilmesinin tedavi tamamlandıktan sonra olumlu etkisinin görüleceği yönünde kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak kilonun, gerekli olan seviyeye getirilmesi, tedavi süresinin biraz daha kısalmasına, gerek duyulan ilaç sayısında azalma olmasına ve tüp bebek ile hamile kalındığı taktirde, düşük yapma ihtimalinde azalma olmasına sebep olmaktadır.9- Embriyo transferinden sonra cinsel yaşam devam edebilir mi?Cinsel yaşamın devam etmesi, hamileliğin gerçekleşmesine engel oluşturmaz. Ancak, yumurta toplama işleminin ardından yumurtalıkların henüz çok büyük olabilmesi, vajinal yol ile kullanılan ilaçlar, bazı durumlarda lekelenme şeklinde vajinal kanamalar, normal bir cinsel ilişki dönemi içerisinde, anne adayı için rahatsız edici olabilmektedir.10- Ağır kaldırma gebeliğin tutunmasına etki eder mi?Bilinenin aksine, transfer ardından hareket etmek, ağır kaldırmak, seyahat etmek, öksürmek, ıkınmak, yükseğe uzanmak, transfer işleminin gerçekleşmesinden sonra ayağa kalkmak gibi aktivitelerin, hamileliğin tutunma ve devamı üzerine hiçbir olumsuz etken bulunmamaktadır. Bu dönem içerisinde dikkat edilmesi gereken konu, doktorların tavsiye ettiği ilaçları rutin bir şekilde kullanmak gerekmektedir. Şayet yumurtalıklar, aşırı derecede etkilenmiş ve büyümüş durumda ise, fazla ağrı ve rahatsızlık duyulmaması için dinlenilmelidir.
Menopozda Görülen 12 Şikayet
Kadınların menopoz döneminde yaşadığı ön büyük sıkıntı genellikle ateş basmalarıdır. Ateş basması ya da sıcak basması şeklinde tabir edilen durum, menopoz döneminin en yaygın belirtisidir. Menopoza giren kadınlarda 2 yıl sürebilir. Kadınların bazılarında ise daha fazla sürebilir. Bazı kadınlar da ise menopoza girildiği ilk dönemlerde böyle bir şikayet olmazken, ileriki yıllarda ortaya çıkabilir.Menopoz Belirtileri:– ateş basması,– terleme-çarpında-uyku kalitesinin düşmesi– Depresyon– Sinirlilik– Anksiyete– Kolay ağlama– Aşırı duygusallık– Dikkat, konsantrasyon ve hafıza bozulması, unutkanlık,– Vajina kayganlığında azalma ve kuruluk hissi, bu sebeple de cinsel ilişkide ağrı, zevk alamama, libidoda azalma.– İdrar kaçırma, gece idrara sık sık çıkma– Memelerde küçülme: atrofi, yağ dokusu kaybı, sarkma. Meme uçlarında küçülme gözlemlenebilir.– Vajina dudaklarında ve klitoriste küçülme ve atrofi– Ciltte kuruluk ve kırışıklıklarda artma– Saç, koltuk altı ve pubik bölgedeki kıllarda azalma meydana gelirken tersine kol ve bacak tüylerinde artma görülebilir.– Ses kalınlaşması– Kemik erimesi.– Kalp hastalıkları ve kolesterol yükselmesi– Kilo almak. 21- Menopoz ardından karbonhidrat (şeker) metabolizmasında bozulmalar görülür. İnsülin rezistansında artış oluşur.– Ani duygu değişimleri.1- Ateş BasmasıMenopozda dönemindeki kadınların ortalama olarak %70’inde bu belirtilerden birkaçı ya da tamamı olabilir. Kadınlardan bazıları ise bu belirtileri yaşamadan menopoz dönemini sürdürürler. Ateş basması ie, yüzde, kollarda, ellerde, vücudun üst kısmında meydana gelen ani bir duygudur. Kızarma, terleme, titreme, sıcaklık basması şeklinde kendini gösterir. Kadınlar ateş basması sebebiyle uykularından dahi uyanabilir. Çoğunlukla 5 dakika içinde geçer ancak bazı kadınlarda bu süre daha da uzayabilir. Günlük olarak sık sık yaşanabileceği gibi haftalık olarak bir kaç kez de bu şikayet yaşanabilir. Bu gibi belirtiler çoğunlukla menopozdan dönemine henüz girilmeden 1-2 sene önce kendini göstermeye başlayabilir. Menopoz ardından 1 ila 5 yıl boyunca sürebilir. Ancak %10’luk bir oranda kadınların bazılarında bu belirtiler 5 yıldan da uzun görülebilir.Ateş basmaları her kadında görülür mü?Menopoz dönemi belirtileri her kadında yaşanmaz. Ülkelere göre dahi bu belirtiler değişebilir. Batı ülkelerinde ateş basmaları kadınların%80’inde yaşanırken, Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde bu belirtilerin görülme oranı daha düşüktür. Bunun sebebi de beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarıdır. Bu belirtiler her kadında tedaviyi gerektirecek denli şiddetli ve yoğun yaşanmaz.Ateş basmaları nasıl yaşanır?Ateş basmaları çoğunlukla geceleri meydana gelen bir şikayettir. Fakat bazen gündüz de yaşanabilir. Genellikle 5 dakika içinde biter. Kafa, göğüs ve vücudun üst kısmına bastıran sıcaklık duygusu; yüzde kızarma, kollara yayılma, üşüme, titreme, nabızda hızlanma, çarpıntı gibi şikayetleri de peşi sıra getirir.Ateş (sıcak) basma şikayetini arttıran 3 etken:– Amerika ve batı ülkelerinde Japonya ve Çin gibi toplumlara göre daha yoğun ve şiddetli şekilde görülmektedir.– Obezite sorunu olan, fazla kilolu kadınlarda ateş basmaları daha yoğun ve daha şiddetli hissedilir.– Fiziksel olarak hareketsiz olan kadınlarda da ateş basmaları daha yoğun ve sık görülür.2- Menopoz ardından genital organlarda meydana gelen değişimler1- Vulva adı verilen vajina dış bölümünde yer alan dudaklar, klitoris gibi organlarda atrofi gözlemlenebilir. Yani bu alanlar küçülebilir. Bunun sebebi de bu alanlardaki yağ dokusunun azalmasıdır.– Klitoriste küçülme gözlemlenir.– Pubik alanda olan tüylerde azalma görülür.– Vajina giriş bölümü menopoz dönemi ardından zamanla biraz daralma gösterebilir, esnekliğini yitirir.– Vajina içinde bulunan epitel tabakasında incelme meydana gelir.– Vajinanın esenekliğinde azalmalar oluşur.– Vajinanın kayganlığı hormonal değişimlere bağlı olarak azalan sıvılar sebebiyle azalır, bu sebeple de ilişki esnasında yanma, ağrı, ufak kanama şikayetleri görülebilir.– Vajinanın rengi soluklaşmaya başlayabilir.– Rahim ağzı (serviks) ve rahim (uterus) menopoz ardından küçülmeye başlar.– Rahim iç tabakasının kalınlığında (endometrium) azalma görülür . Menopoz dönemi ardından ultrasonda bu tabakanın 5 mm’den kalın görülmesi normal olarak kabul edilmez.– Yumurtalıklar (over) küçülmeye başlar ve ultrason ile dahi oldukça zor görülür.3- İdrar yolları ile ilgili vücutta meydana gelen değişimler– İdrar torbası eski esnekliğini yitirir, bu sebeple de özellikle geceleri sık sık tuvalete gitme ihtiyacı duyulabilir.– Üretrada menopoz döneminde ortaya çıkan atrofi kaynaklı olarak idrar sırasında yanma meydana gelebilir.
Reklam