Mehmet Zihni Sungur Yazio: İzmir Depremi ve Çağrıştırdıkları: Zor Zamanlarda İnsan Kalabilmek -Sosyal Destek ve İkincil Travmalar
Günlük yaşam içinde birçok zorlayıcı ve rahatsız edici yaşam olayları ile karşılaşırız. Ancak bunların hepsi bizde travma oluşturmaz. Zorlayıcı bir yaşam olayının bir travma gibi algılanması ancak bazı özellikleri içinde barındırması ile mümkündür. Bunların başında yaşanılan olayın bireyin günlük deneyimlerinin dışında kalması ve bu nedenle gündelik bilgi işleme süreçleri ile kolaylıkla anlaşılıp geride bırakılamamasıdır. İnsanların bazı yaşam olaylarını yaşamlarında bir “milat” gibi tanımlatıp hayatlarını “o olaydan önce” ve “o olaydan sonra” şeklinde ikiye ayırması bu nedenle olur. Yaşantıların anlamlandırılamaması ise olayın geride bırakılmasının önünü keserek kişinin işlevselliğini bozar, yaşam kalitesini düşürür hatta çeşitli ruhsal sorunlara zemin oluşturur. Travmalar kendi içlerinde “doğal yolla oluşan” ve “insan eliyle oluşturulan” olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal yolla oluşan travmalar deprem, sel, fırtına, volkanik patlama gibi doğa olayları ve jeolojik süreçlerle ilgilidir. İnsan eliyle oluşturulan felaketler ise kendi içinde “kazayla” oluşanlar (iş kazaları, trafik kazaları gibi) ve amaçlı (bilerek) olarak oluşturulanlar (savaşlar, işkence, tecavüz, terörizm gibi) travmalar olarak ikiye ayrılır.
Levent Buda Yazio: Depremin Yaşattıkları
Sanırım ilkokulda öğrenciydim. Deprem gece yarısından sonra İzmir’i vurdu… O dönemde depremin sembolü İzmir Konak Meydanı’ndaki tarihi Saat Kulesi oldu. Çünkü kulenin tepesi yıkılmıştı. İmparatorluğun pek çok şehrine saat kulesi yaptıran II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı şerefine 1901 yılında yapılmıştı. Yıllara dayanmış, ama benim ilk yaşadığım bu depremin gücüne dayanamamıştı… Sonra artçıları olmuştu. Bizi okulda vurmuştu. Okulu nasıl boşaltmıştık, hatırlıyorum. Ağlayan arkadaşlarım hâlâ gözümün önünde… Şundan yazdım bunu… Deprem biz İzmirlilerin hayatında hep oldu… Ardından kısa bir endişe yaşardık… Sonra hep yaşamımıza devam ederdik… Alışkanlığımız olmuştu depremler… Biraz Japonlar gibi olmuştuk… Olmuştuk ama sadece korku anlamında… Teknik olarak olamamışız, yaptığımız binalar hiçbir zaman o yeterlilikte olmamış… Şimdi bu yeterliliğin sebeplerini ya da deprem fiziğini tartışabiliriz… Ancak zaten TV’lerde tartışanımız çok… Ben daha çok insani yönüne değinmek istiyorum… Şunu söylemek istiyorum, yaşım 54 ve ben 30 Ekim 2020 Cuma günü olan deprem gibi bir sarsıntıyı yaşamadım… Hem çok kuvvetli idi hem de çok uzundu… Ya da içinde yaşarken hissettiğimiz korkunun izafiyeti ile böyle duyumsadık…
Kahraman Güler Yazio: İzmir Depremi ve Diğerlerine Gamsızlık
Diğergamlık, birlikte iyi olmaktan iyilik duymakla da ilgili. İyi olmak için başkasının kötü olmasına ihtiyacımız olmadığını bilmenizi isterim. Bu yazıyı bir grup canlı iyice anlasın diye tane tane ve basitçe yazacağım umarım bu kadarını anlarlar. Doğal felaketlerin birçoğu insanların tutum inanç, düşünce ve yaşam tarzlarından etkilenmez, insan kaynaklı felaketlerde aşağılık komplekslerinden kopamamış para ve hırs hedefli değer ve inanç kullananlardır. Özellikle deprem gibi bir felaket bu durumdan uzaktan yakından alakalı değildir. İnsanlık değerlerini bir miktar bilen kişiler başkalarının acılarına tanıklık etmeyi öğrenmiş kişilerdir. Tolstoy bunu en güzel “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” sözüyle açıklamıştır.
Agah Aydın Yazio: Deprem: Bakmadığımız Yerden Yıkıldık
Çocuktuk!Bilmemizi istemedikleri her şeyi bilir, hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi yapardık. Bilmek istemediğimiz şeyleri de bilirdik. Ama kendi kendimizden utanıp bildiğimizi bilmiyormuş gibi yapardık. Türkân Şoray’ın Kanunlarını Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan, hatta bildiğimiz her şeyden daha iyi bilirdik. O filmde Türkân Şoray’ın Kadir İnanır’la sevişip, dudak dudağa öpüşeceğini bilmemezlikten gelmek zorunda olduğumuzu da bilirdik. Mevzunun sevişmek değil aşk, şehvet değil şefkat olduğuna da inandırırdık kendimizi. Filmin en heyecanlı yerinde 51 ekran televizyonun camında beliren kırmızı güllerin ardında adamla kadının şehvetle birbirinin içine geçmediğine kim inanır? Kadir İnanır diye öfkelenip, yapma Türkân Şoray diyerek sitem ederdik.Freud’a göre medeniyete girişimiz, insan oluşumuz, vücudun bir parçasının hariç tutulmasını talep eder: Hem ödediğimiz bedel hem de bakmaktan aldığımız hazzın koşulu budur (1). Saçlar, dudaklar, yanaklar, ayaklar, eller, zaman zaman baş kaldırmış memelerden söz edilir de okuru endişelendirmemek için cinsellik, cinsel birleşme, erkek ve kadın cinsel organları neden dışarıda bırakılır? Biz onları dışarıda bırakınca onlar dışarı da mı kalır? Kalmaz elbette! Buna kim inanır? Kadir İnanır!
Ebru Şinik Yazio: Deprem Korkusunu Yenmek için Ne Yapabilirsiniz?
Ne kadar empati yapmaya çalışsak da şu bir gerçek ki ateş düştüğü yeri yakar... Öncelikle dün yaşanan İzmir depreminde hayatlarını yitirenlere rahmet ve yaralılara da sonsuz şifalar diliyorum. Dünya genelindeki dönüşümün hepimiz farkındayız. Pandemi, deprem, ekonomik kriz derken tüm dünyaca akıl sağlığını hızla yitiren bir gezegene dönüşmek üzereyiz. Ama bence çoğunluğun farkında olmadığı şey bu dünyada yaşamakta olan her bireyin birincil görevinin önce kendi akıl ve ruh sağlığını dengede tutmakla sorumlu olduğunu bilmektir. Elbette yardıma ihtiyacı olan tüm insanlara, tüm canlılara elimizden geleni yapmak ile mükellefiz. Ama yardım etmek demek, tüm gün haberler karşısında oturup “Vah vahh” çekerek, bilinçaltının sürekli pasif stres hormonları tetiklemesine destek vermek ve etrafına sürekli bir acıma ve üzüntü enerjisi yaymak asla değildir. Herkes kendi etki alanında kalarak, önce etki alanında yer alan kişilere yardım eli uzatıp, nasıl daha iyi örnek olabilirim diye ilham verici davranışlarda bulunmalı. Korku ve Sevgi insanın duygu durumunu ve dolayısıyla seçim ve kararlarını yöneten 2 ana enerji olduğuna göre en travmatik olaylarda dahi korkunun girdabına kapılmadan, dengede kalmak , sevgide kalmak için ne yapmalıyız?
Kahraman Güler Yazio: Herkes Biraz Normaldir Çoğunlukla Anormal: Bir Şey Olma Telaşının Hiçbir Şeye Dönüşmesi
İçinizdeki anormal normali bulmaya çalışmak yapılabilecek en havalı iştir. İnsan olmak aramak mı? Anlamak mı? Bir norma sığmak mümkün mü? Kim bu normal insan? Normu kim belirliyor? Kendi normlarımızı belirleyebiliyor muyuz? Normal insan kavramı herkese göre değişecektir ama normal insanı az çok tanımlayacak olursak içinde bulunduğu toplumsal koşullara uyum sağlayabilen bazen kendi olmayı geri plana atabilen özellikleri taşıması gerekmektedir. Ben ve diğerleri arasında doğru yerde durabilendir. Bir örnek doğru yer: kendi mutluluğum için bir sevgiliye ihtiyacım var ama onunda mutluluğa ihtiyacı var. Birbirinin iyiliği olmak. Dünyanın neresine giderseniz gidin Maslow’un da bahsettiği gibi insanların temel evrensel ihtiyaçları vardır. Maslow’a göre insanların temel evrensel ihtiyaçları nefes almak, boşaltım, uyku, yemek, içmek, cinsellik daha sonra bunları güvenlik vs takip eder. Bir insan temel evrensel ihtiyaçlarını karşılamadığı sürece gidebildiği tüm noktada eksiktir. Toplumla savaşını bitirmediği müddetçe de aynı eksikliğin içinde kalır. Normal insan kendi ihtiyaçlarını reddetmeyendir. Bağlanma ihtiyacı buna gruplara bağlanma ihtiyacı da dahil, özerklik ihtiyacı, ifade ihtiyacı, spontan olma ihtiyacı, doğru sınırları öğrenme ihtiyacı. Aslında köşemdeki ilk yazımda biraz değinmiştim. Ama yine de bu kavram değişkendir.
Tunç Akkoç Yazio: Çiçek Hastalığından Covid-19’a
20. yüzyılın en önemli olayı sizce nedir? -Aya gitmek mi-SSCB’nin dağılması mı- İnternetin hayatımıza girmesi mi… Yoksa ölümcül bir hastalığın ortadan kaldırılması mı?Çiçek hastalığı gibi bir salgın geçti tüm dünyadan. Tarih şeridine baktığımızda M.Ö. 1350’de Mısır -Hitit savaşı sırasında hastalık Hititlere geçişi hastalığın insanlar arasındaki temaslı geçişine en büyük örnek. Suppilililiuma ve onun varisiArnuwandas çiçekten ölür ve imparatorluğun çöküşü başlar. M.S 180’de ise Roma’da baş gösteren salgın sonucu Marcus Aurelius ve onunla birlikte 7 milyon Romalı ölür. 16.yy’da Amerika kıtasında 25 milyon, 18.yy’da 400.00 kişi ölür. Yaşayanlarında da sağlıkla hayatta kaldıklarını düşünmek hata olur. Onların üçte birinin kör olduğu rapor ediliyor. 20. Hanedanlığın başındaki Firavun Ramses V. M.Ö. 1141’de öldü. Ölüm nedeni çiçek hastalığı ve meşhur mumyasında çiçek izlerini görmek mümkün…Gelelim Türkiyemize. Yıl 1943… Bilanço 12395 hasta ve 1380 ölü.
Obezite Hastalarına "Kovid-19" Uyarısı
DİYARBAKIR (AA) - MEHMET SIDDIK KAYA - Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Tekin ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlyas Yolbaş, koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde aşırı kilo alımına dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kovid-19 Yoğun Bakım Koordinatörü Prof. Dr. Tekin, AA muhabirine, kronik bir hastalık olan obezitenin sadece estetik bir sorun değil, vücudun tüm sistemlerini olumsuz etkileyen, bunun sonucunda pek çok hastalığa zemin hazırlayan bir hastalık olduğunu söyledi.Obezitenin Kovid-19 için de ciddi bir problem oluşturduğunu kaydeden Tekin, yapılan çalışmalarda aşırı kiloluların Kovid-19 hastalığını kötü geçirdiğini ve yoğun bakım ünitesinde yatış süresinin daha uzun sürdüğünün belirlendiğini bildirdi.Toplumda obezite oranının yüksek olduğuna ve bu oranın giderek arttığına dikkati çeken Tekin, takip ettikleri hastalar içerisinde özellikle 40-50 yaş aralığındaki genç erişkin dedikleri grupta hastaneye yatış oranının obezite olanlarda daha fazla olduğunu vurguladı.'Hastaneye yatan genç erişkinlerde yoğun bakımlarda yatışların yüzde 80'ine yakınının obez olduğunun, bu obez hastaların içinde de ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu görebiliyoruz.' diyen Tekin, obezitenin özellikle akciğer kapasitesini azalttığını, nefes almada zorluk yarattığını, bu nedenle koronavirüsün daha ağır geçtiğini aktardı.Tekin, Kovid-19'un ardından yeni bir yaşam tarzı oluştuğunu bildirerek, insanların daha az dışarı çıktığını, daha çok kapalı ortamlarda zaman geçirdiğini, bunun da obezite açısından bir risk oluşturduğuna işaret etti.Koronavirüse karşı aşırı kilolu kişilerin daha da dikkat etmesi gerektiğini ifade eden Tekin, şöyle devam etti:'Günlük egzersizleri yapıp kilo almama konusunda daha dikkatli olunmalı. Fastfood dediğimiz beslenmeden ziyade sebze ve meyve ağırlıklı, kalorinin düşük olduğu gıdalarla beslenmeyi tavsiye ediyoruz. Her öğünde mümkün olduğu kadar yeşillik bulunsun. Sabahın erken saatlerinde de daha kahvaltı yapmadan kişilerin yürüyüş yapmalarını istiyoruz.'Basit tedbirlere hastalığa karşı önlemProf. Dr. Tekin, kış mevsiminde insanların artık kapalı ortamlarda daha fazla bulunacağını, bununla birlikte vaka sayılarında artış beklediklerini belirterek, bu süreçte diyabet hastalarının daha çok dikkat etmesi gerektiğini dile getirdi.'Mümkün olduğu kadar kapalı ortamlarda bulunmasınlar, kapalı ortamlarda bulunacaklarsa maskelerini ve mesafelerini korusunlar. En kısa sürede kapalı ortamda işlerini bitirip açık ortama geçsinler. Bu süreçte mümkün olduğu kadar farklı insanlarla, kalabalık ortamlarda temas sürelerini kısıtlayarak kendilerini korumaları lazım.' ifadesini kullanan Tekin, basit tedbirlerle bu hastalığa karşı önlem alınabilineceğine dikkati çekti.Çocuklarda obezite riski arttıDÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlyas Yolbaş da pandemi ile çocukların dışarı çıkmaması nedeniyle evde ciddi oranda obezite riskiyle karşı karşıya kalındığını belirtti.Obezitenin Kovid-19 üzerine ciddi olumsuzlukları olduğuna işaret eden Yolbaş, ABD'de yapılan araştırmada, yoğun bakımda yatışların en büyük nedenlerinden birinin de çocuklarda obezite olduğunun belirlendiğini söyledi.Yolbaş, çocukları obeziteden korumanın önemli bir faktör olduğuna değinerek, şöyle konuştu:'Bunun için ev ortamında çocuklarla oyun oynanabilir, sabahları erken saatlerde, kalabalık olmayan vakitlerde parkta çocukların yürüyüş yapmaları sağlanabilir. Bu şekilde çocukların obez olması engellenir. Anne ve babalar evde özellikle çocukları yüksek karbonhidrat içeren, yüksek rafine şeker içeren gıdalardan mutlaka uzak tutmalı. Dengeli şekilde beslenmeleri çok önemli. Sebze ağırlıklı beslenmeye önem verilmeli. Et, süt, yumurta gibi temel gıdalarla beslenmeleri daha da sağlıklı olacaktır. Ancak bu şekilde obezitenin önüne geçilebilir.'