Yatak Odası Seslerini Kaydederek Kendi Orgazmlarını Şarkı Hâline Getiren Erotik Aşıklar: Jane Birkin ve Serge Gainsbourg

-

Bugün size, Serge Gainsbourg ve Jane Birkin'in 1968'de St. Tropez'de başlayan seks ve skandallarla dolu ikonik aşklarını anlatacağız...

Brigitte Bardot ve Jane Birkin gibi dünyanın en güzel kadınlarıyla birlikte olan, Whitney Houston'a canlı yayında onunla yatmak istediğini söyleyen, bir zamanların en ikonik şarkıcı, piyanist, aktör ve ressamlarından biri Serge Gainsbourg...

Jane Birkin ise İngiltere'de bir çiftlik evinde doğup büyüyen, henüz 17 yaşındayken kendini şöhretin kollarında bulmuş genç bir kadın...

1970'li yılları erotik aşkları ve skandallarıyla kasıp kavuran bu ikilinin tanışması ise, St. Tropez'de bir filmin galasında gerçekleşiyor.

Fransa'nın asi şarkıcısı Serge ile dönemin güzelliğiyle herkeste hayranlık uyandıran genç yıldızı arasındaki bu erotik aşk, böylece ilk kıvılcımını alıyor... Film yönetmeninin organize ettiği gecede karşılıklı oturuyorlar ancak Serge, Jane'e neredeyse bakmıyor bile. Jane, Serge'in bu küstahça tavırlarından oldukça rahatsız oluyor...

Jane, narin ancak bu küstahlığın karşısında sessiz kalmayacak kadar da inatçı bir kadın...

Serge'in ona karşı olan ilgisizliğini yüzüne vurmak ve onu utandırmak için dans etmeyi teklif ediyor Serge'e. Böylece ikili dansa kalkıyor. Serge ve Jane yemeğin ardından bir Rus müzikholüne gidiyorlar. Serge müzisyenlerin kemanlarına banknotlar sıkıştırıp, ‘Hepiniz fahişesiniz, tıpkı benim gibi...’ diye bağırıyor. Sabahın ilk ışıklarında, Rus kemancıları müzikholün önüne dizen Serge, kaldırımda Jane ile sarmaş dolaş dans ediyor...

20. yüzyılın en ikonik ve büyük aşk hikâyelerinden biri, bu gecenin ardından başlamış oluyor...

Körkütük sarhoş bir halde Hilton otele geliyorlar... Odaya girer girmez Serge sızıp kalıyor, Jane ise koşarak açık bir plakçı buluyor ve sabaha karşı kaldırımda dans ettikleri o şarkının plağını alıyor. Tekrar otel odasına gelerek plağı Serge'in süitine bırakıyor ve oteli terk ediyor. Sabah gözlerini otel odasında açan Serge, plağı görüyor ve hemen ardından Jane'i arıyor...

Jane ise o dönemde, James Bond filminin bestecisi John Barry'den ayrılmış ve kırık kalbinin yaralarını sarmaya çalışıyor...

Serge ise dünyaca ünlü aktris Brigitte Bardot ile başarısız olan bir flört sürecinin ardından toparlanmaya çalışıyordu. Ünlü playboy Gunter Sachs'la evli olan yıldız, ilişkisinde mutsuzdu ve Serge'den etkilendiği için ona bir şans tanımak istemişti. Herkese esip gürleyen ve cool'luğundan asla taviz vermeyen Serge, Bardot karşısında adeta tutulup kalmıştı. Berbat geçen bu randevularının ardından Bardot, Serge'i arayarak eğer o geceyi telafi etmek istiyorsa kendisine bir aşk şarkısı yapmasını söylemişti. Bu isteğin üzerinden kısa bir süre geçmişti ki bir dönemin ikonik şakısı olan Bonnie and Clyde ve Je'taime... Moi non plus... hazırdı...

Bardot'a yazılmasına rağmen, Jane'in sesiyle hayat bulan ve dünyayı sallayan Bonnie and Clyde ve Je'taime... bir neslin erotik şarkıları olmuştu...

Jane Birkin inkar etse de, şarkının arkasında duyulan orgazm ve yatak odası seslerinin gerçek olduğu ve çiftin yataklarının altına bir mikrofon yerleştirerek orgazm seslerini kaydettikleri birçok kişi tarafından dillendiriliyor.  Bu nedenle önce İngiltere'de yasaklanan şarkının, ardından İtalya, İsveç ve İspanya'da dağıtımına izin verilmiyor. Öyle ki Papa, şarkının İtalya'da çalınmasını dahi yasaklıyor. Fakat tüm bu olanlar, Jane ve Serge efsanesinin bohem dünyayı kucaklayan erotik aşk dalgasının yayılmasına mani olamıyor...

Kızları Charlotte'un dünyaya gelmesinin ardından talihsiz bir şekilde Serge, ciddi bir kalp krizi geçirerek ölümden dönüyor.

Bu ağır kalp krizini mucizevi bir şekilde atlatan Serge, hastaneden taburcu olmasının ardından bir açıklama yaparak; daha uzun yaşamak için sigarayı ve alkolü artıracağını açıklıyor...

Birbirlerine deli gibi aşık olan bu çiftin ilişkisi, Serge'in gitgide kontrolden çıkan alkolikliği ve takıntılarıyla sarsılmaya başlıyor.

Jane için onunla bir arada yaşamak gün geçtikçe zorlaşıyor. Birbirlerine ilk günkü gibi aşık olmalarına rağmen aynı çatı altında yaşamaları mümkün görünmüyor artık. Serge her şeyin kendi istediği gibi olmasını istiyor, evi kendi hakimiyetinde yönetiyor. Jane'in yatak odasını dahi kendi odasından ayırarak onun odasına 'bebek odası' adını veriyor. Evin geri kalan kısmı ise piyano, içki şişeleri, şaşaalı avizeler ve görkemli tablolarla dolup taşıyor... Bunlar da Serge'in gizemli ve karanlık tarafının bir yansıması elbette...

Jane aradan geçen 11 yılın ardından artık dayanamayarak, eşyalarını topluyor ve birlikte yaşadıkları evden taşınıyor.

Jane bu tuhaf ve takıntılı adamın aşkına 11 yıl katlanabiliyor. Çift ayrılalı uzun yıllar olmasına rağmen, çiftin dostlukları ve birbirlerine olan bağlılıkları devam ediyor. 1991'de bu tuhaf evinde kalp krizinden ölmeden birkaç gün önce Jane'i arayan Serge, ona kocaman bir pırlanta aldığını söylüyor. Serge'in ne kadar içkili olduğunu anlayan Jane ise, ona bu kadar içmemesini söyleyip telefonu kapatıyor...

Jane'i aramasının üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Serge, Rue de Verneuil'deki bu boğucu evinde kalp krizinden ölüyor.

4 gün boyunca kızları Charlotte'un kucağında ölü bir şekilde yatıyor Serge.  Gelgitleriyle ve skandallarıyla Fransa'yı her ne kadar öfkelendirse de, Serge'in kapısında koskoca bir Fransa ağlıyor öldüğünde... Öldüğü güne kadar da en büyük aşkı Jane de hep yanı başında oluyor...

Serge'in ölümüyle bu ikonik ve sarsıcı aşk da son buluyor ancak elbette ki hafızalarda ve ikonik fotoğraf karelerinde yaşamaya devam ediyor...

Ve tabii ölümsüz şarkılarıyla da...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
yesim-argunsah

basit insanlar ve zehirli aşkları

infinite

çirkinmiş adam diyosunuz da bu adamın sahip olduğu şey çirkin karizması.

devillmaycry

Kadının çok degişik bir tipi var varya çok güzel ama bir o kadar da çirkin sanki ?

mv

Kadın itici adam daha da itici

ozgur.1907

ee hani la şarkı ?

Görüş Bildir