article/comments
article/share
Haberler
Tükenmişliğin 3 Yüzü ve Öz Şefkatin İyileştirici Gücü

etiket Tükenmişliğin 3 Yüzü ve Öz Şefkatin İyileştirici Gücü

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Son yıllarda tükenmişlik hakkında çok konuşuyoruz. Ancak tükenmişliği hâlâ tek bir şey sanıyoruz: yorulmak.

Oysa klinikte gördüğüm tablo bundan çok daha karmaşık. Tükenmişlik her zaman bitkin görünmüyor. Bazen durmadan çalışan insanların içinde saklanıyor, bazen hiçbir şey yapmak istemeyenlerin içinde, bazen de hayatın tam ortasında olmasına rağmen hiçbir şeye temas edemeyen insanların içinde.

Bu nedenle tükenmişliği anlamak için önce şu soruyu sormamız gerekiyor: Ne kadar yorulduğumuzu değil, nasıl tükendiğimizi.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

İlk grup, durmadan koşanlar.

İlk grup, durmadan koşanlar.

Bu insanlar dışarıdan bakıldığında güçlü, üretken ve dayanıklı görünürler. Her şeye yetişir, birçok sorumluluğu aynı anda taşırlar. Ev, iş, çocuklar, aile büyükleri, sosyal ilişkiler… Hayatın yükü omuzlarındadır. Çevreleri onları çoğu zaman fedakâr ve becerikli insanlar olarak tanımlar. Ancak içlerinde hiç susmayan başka bir ses vardır. Onlara sürekli daha fazlasını yapmaları gerektiğini söyler. Dinlenmek suçluluk yaratır, yardım istemek yetersizlik gibi hissettirir. Yorulduklarında durmak yerine biraz daha hızlanırlar.

Zamanla yaşadıkları şeyi tükenmişlik olarak değil, kişisel bir başarısızlık olarak görmeye başlarlar. Kendilerini yetersiz hissederler. Oysa sorun çoğu zaman yeterince güçlü olmamaları değildir. Sorun, insan olmanın sınırlarını kabul edememeleridir. Çünkü birçok insan için sınırlarını fark etmek acziyet gibi gelir. Oysa sınırlarını fark etmek güçsüzlük değil, gerçekçilik ve bilgeliktir. Hiçbir insan her şeyi taşıyabilecek kadar sınırsız değildir.

İkinci grup, çabalamayı bırakanlardır.

İkinci grup, çabalamayı bırakanlardır.

Eskiden keyif aldıkları şeyler artık onlara ağır gelmeye başlar. Yapmaları gereken işleri erteler, enerjilerinin kalmadığını düşünürler. Çevrelerinden sıklıkla “Biraz toparlan”, “Kendini motive et” ya da “Kendini salmışsın” gibi mesajlar alırlar. Bir süre sonra onlar da bu seslere inanmaya başlar. Yaşadıkları şeyi yetersizlik, isteksizlik ya da depresyon olarak adlandırırlar.

Elbette depresyon ciddi ve dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Ancak her isteksizlik depresyon değildir. Her geri çekilme depresyon değildir. Bazen insanın yaşadığı şey, çok uzun süredir taşıdığı yüklerin sonucudur. İnsan bazen mücadele etmeyi bıraktığı için tükenmez; çok uzun süre mücadele ettiği için tükenir.

Üçüncü grup ise en az fark edilenlerdir.

Üçüncü grup ise en az fark edilenlerdir.

Bunlar sıkılan, anlamdan kopan kişilerdir. Hayatlarında büyük bir kriz olmayabilir. İşleri, ilişkileri ve günlük düzenleri devam ediyordur. Ancak içeride sessiz bir uzaklaşma yaşanmaktadır. Kendilerini hayatın içinde değil de biraz dışında hissederler. Her şey yapılır ama hiçbir şey hissedilmez. Çevreleri onları ilgisiz ya da isteksiz olarak değerlendirebilir. Oysa burada eksik olan enerji değil, anlamdır. Kişi yaptığı şeylerle arasındaki bağı kaybetmeye başlamıştır.

İlginç olan şu ki bu üç farklı tükenmişlik biçiminin altında üç farklı yara vardır. Durmadan koşan kişi kendisini sürekli yargılar. Çabalamayı bırakan kişi yaşadığı acının içinde kaybolur. Anlamdan kopan kişi ise giderek yalnızlaşır ve yaşadıklarının sadece kendisine özgü olduğunu düşünmeye başlar.

Öz şefkatin iyileştirici gücü tam da burada ortaya çıkar.

Öz şefkatin iyileştirici gücü tam da burada ortaya çıkar.

Öz şefkat kendimize acımak değildir. Sorumluluklardan kaçmak ya da vazgeçmek de değildir. Kendimize, zorlanan bir insana yaklaşır gibi yaklaşabilmektir. Durmadan koşan kişi için öz şefkat, kusursuz olmak zorunda olmadığını hatırlatır. Çabalamayı bırakan kişi için yaşadığı deneyimle özdeşleşmemesine yardımcı olur; yaşadığı şeyin kimliği değil, içinde bulunduğu bir süreç olduğunu fark ettirir. Anlamdan kopan kişi için ise yalnız olmadığını, insan olmanın ortak kırılganlıklarından birini yaşadığını hatırlatır.

Daha da önemlisi, öz şefkat bize her yükü taşımak zorunda olmadığımızı öğretir.

Tükenmiş insanlarla çalışırken sık karşılaştığım bir durum vardır: Taşıdıkları her yükü vazgeçilmez sanırlar. Her sorumluluk hayati görünür. Her şey onların omuzlarında olmak zorundaymış gibi hissederler. Oysa biraz geri çekilip bakabildiklerinde yüklerin bir kısmının aslında kendilerine ait olmadığını fark etmeye başlarlar. Başkalarının sorumlulukları, yıllardır sorgulanmadan üstlenilmiş roller, suçlulukla taşınan görevler ya da artık işlevini yitirmiş beklentiler...

Bu nedenle tükenmişliğin çözümü her zaman daha güçlü olmak, daha dayanıklı olmak ya da biraz daha çabalamak değildir.

Bazen çözüm, omuzlarımızdaki yükleri yeniden gözden geçirebilmektir.

Çünkü iyileşme çoğu zaman şu iki soruyla başlar:

“Yaşadığım şey gerçekten yetersizlik mi, yoksa tükenmişlik mi?”

Ve daha önemlisi:

“Taşıdığım yüklerin kaçı gerçekten bana ait?”

Öz şefkat bu soruların cevabını bizim yerimize vermez. Ama kendimizi suçlamadan, yargılamadan ve acımasızca zorlamadan o cevaplara bakabilmemiz için gerekli alanı açar. Bazen iyileşme tam da o alanda başlar.

X

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam