Şimdilerde Bir Dünya Yıldızı Olan Romelu Lukaku'nun Yoksulluktan Bugünlere Uzanan Muhteşem Hikayesi

130PAYLAŞIM

Soluksuz okunacak bir hikaye...

Kaynak: harungunduz_

“Beş parasız olduğumuzu anladığım anı tam olarak hatırlıyorum. Annemin yüzündeki ifadeyi hala unutamıyorum.

Altı yaşındaydım ve okul molası sırasında öğle yemeği için eve geldim. Annemin menüsünde her gün aynı şey vardı: 'Ekmek ve süt.'

Çocukken aklından bile geçirmiyorsun. Ama sanırım buna gücümüz yetti.

Sonra bir gün eve geldim ve mutfağa gittim. Annemi her zamanki gibi bir kutu sütle birlikte bir şeyler karıştırırken gördüm. Her şeyi sallıyordu, Neler olduğunu anlamadım.

Sonra öğle yemeğimi bana getirdi ve her şey yolundaymış gibi gülümsüyordu. Süte su karıştırıyordu.

Bütün hafta yetecek kadar paramız yoktu. Beş parasızdık. Sadece fakir değildik. Babam profesyonel bir futbolcuydu ama kariyerinin sonundaydı ve paranın tamamı gitmişti.

İlk giden şey de kablolu TV oldu.

Gece eve gelirdim ve ışıklar kapanırdı. Bir seferde iki, üç hafta elektrik yok. O zaman banyo yapmak isterdim ama sıcak su olmazdı.

Annem ocakta çaydanlıkta su ısıtırdı duşta başımın üstüne ılık suyu bir fincanla sıçratırdım.

Hatta annemin sokağın aşağısındaki fırından ödünç ekmek aldığı zamanlar oldu. Mücadele ettiğimizi biliyordum. Ama suyla sütü karıştırdığında, bittiğini anladım. Bu bizim hayatımızdı.

Ama yemin ederim ki o gün kendime bir söz verdim.

Sanki biri parmaklarını şıklattı ve beni uyandırdı. Tam olarak ne yapmam gerektiğini biliyordum. Kardeşim ve annemle karanlıkta söylediğimiz duaları ve inancımızı, hatırladım.

Kendime verdiğim sözü bir süre içimde tuttum. Bazı günler okuldan eve gelir ve annemi ağlarken bulurdum.

Sonunda ona bir gün dedim ki, 'Anne, bu değişecek. Göreceksin. Anderlecht için futbol oynayacağım ve bu yakında olacak. İyi olacağız. Artık endişelenmenize gerek yok.'

Babama 'ne zaman profesyonel futbol oynamaya başlayabilirim?' diye sordum. '16 dedi.' 'tamam, 16 o zaman' dedim.

Size bir şey söyleyeyim, oynadığım her maç finaldi. Parkta oynadığım zaman finaldi. Anaokulunda mola sırasında oynadığımda, finaldi. Kesinlikle ciddiyim.

Her vuruşumda topun kapağını koparmaya çalışırdım. Tam güç.

R1'e basmadım çünkü FIFA'ya sahip değildim. Playstationım yoktu. Büyümeye başladığımda, bazı öğretmenler ve ebeveynler beni strese sokmuştu.

Yetişkinlerden birinin 'hey, kaç yaşındasın?' dediğini ilk duyduğum anı asla unutmayacağım. 'Hangi yılda doğdun?'

11 yaşındayken Lierse genç takımında oynarken rakip takımın ebeveynlerinden biri sahaya çıkmamı engellemeye çalıştı. 'Bu çocuk kaç yaşında? Kimliği nerede? O nereli?'

Nereliyim diye düşündüm. Antwerp'te doğdum. Belçikalıyım diye düşündüm.

Babam orada değildi, çünkü deplasman maçlarıma gelecek arabası yoktu. Yapayalnızdım ve kendimi savunmam gerekiyordu. Gittim ve kimliğimi aldım. Belçika tarihinin en iyi futbolcusu olmak istedim. Amacım buydu.

İyi değil. Harika değil. En iyisi. Birçok şey yüzünden çok öfkeyle oynadım... Evimizde dolaşan fareler yüzünden..

Şampiyonlar Ligi'ni izleyemediğim için... Ebeveynlerin bana nasıl baktığını gördüğüm için. 12 yaşımdayken 34 maçta 76 gol attım. Hepsini babamın ayakkabılarıyla yaptım.

Bir gün dedemi aradım. Hayatımdaki en önemli insanlardan biriydi. Annem ve babamın geldiği Kongo ile olan bağlantımdı.

Ona telefonda 'evet, 76 gol attım ve ligi kazandık. Büyük takımlar beni fark ediyor.' dedim. Genellikle, her zaman futbolumu duymak isterdi ama bu sefer garipti...

Bana 'evet Rom, bu harika. Ama bana bir iyilik yapar mısın?' diye sordu.

'Evet, nedir büyükbaba?' Diye sordum.
'Kızıma bakabilir misin lütfen?'
'Bana söz verebilir misin? Kızıma göz kulak ol. Benim için ona göz kulak ol, tamam mı? '
'Evet, büyükbaba. Anladım. Sana söz veriyorum.' dedim.

O konuşmadan sonra kafam çok karışmıştı ne olduğu anlayamamıştım. Beş gün sonra vefat etti. Ve sonra gerçekten ne demek istediğini anladım.

Düşünmek beni çok üzüyor, keşke Anderlecht için oynadığımı görmek için dört yıl daha yaşayabilseydi. Sözümü tuttuğumu görmek için...

Anneme 16'da başaracağımı söylemiştim, 11 gün geciktim.

24 Mayıs 2009. Play-off finali. Anderlecht’le Standard Liege'e karşı. Anderlecht ile profesyonel sözleşmemi 13 Mayıs doğum günümde imzaladım. İlk paramla hemen yeni bir FIFA oyunu ve bir kablolu tv paketi satın almıştım.

İşler iyi gittiğinde, gazeteler bana Belçikalı forvet Romelu Lukaku diyorlardı. Kötü gittiğinde de bana Kongo asıllı Belçikalı golcü Romelu Lukaku diyorlardı.

Oynama şeklimden hoşlanmıyorsanız, sorun değil. Ama ben burada doğdum. Antwerp, Liege ve Brüksel'de büyüdüm.

Anderlecht için oynamayı hayal ettim. Vincent Kompany olmayı hayal ettim.

Fransızca olarak bir cümleye başlayıp Felemenkçe bitireceğim ve geldiğim yere bağlı kalarak biraz İspanyolca, Portekizce veya Lingala konuşacağım diye hayal ettim. Ben Belçikalıyım.

Kendi ülkemdeki bazı insanların neden başarısız olduğumu görmek istediklerini bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.

Chelsea'ye gittiğimde ve oynamadığımda bana güldüklerini duydum. West Brom'a kiralık gönderildiğimde bana güldüklerini duydum.

Bu insanlar mısır gevreğimize su döktüğümüzde yanımda değildi. Hiçbir şeyim yokken yanımda olmayanlar, beni gerçekten anlayamazlar.

Çocukken 10 yıl Şampiyonlar Ligi izleyemedim. Okulda bütün çocuklar final hakkında konuşurken neler olduğu hakkında fikrim olmazdı.

Neden bahsettiklerini biliyormuş gibi davranmak zorunda kaldım.

2002 yazında Ronaldo'yu Dünya Kupası finalinde izlerken ayakkabılarımda delikler olduğunu hatırlıyorum. Büyük delikler. 12 yıl sonra Dünya Kupası'nda oynadım.

Sadece gerçekten büyükbabamın bunlara şahit olmasını isterdim.

Premier Lig'den bahsetmiyorum. Manchester United değil. Şampiyonlar Ligi değil. Dünya Kupaları değil. Demek istediğim bu değil. Keşke büyükbabam şu an sahip olduğumuz hayatı görebilseydi.

Keşke onunla bir kez daha telefonla görüşebilseydim ve ona haber verebilseydim...

'Sana söylemiştim. Kızın iyi. Dairede daha fazla fare yok. Artık yerde uyumak yok. Artık stres yok. Artık iyiyiz. Kimliğimi kontrol etmeleri gerekmiyor artık. Adımızı biliyorlar.' demek isterdim...''

Romelu Lukaku’nun “The Players Tribune” dergisine verdiği röportajın bir kısmını Harun Gündüz'ün çevirisiyle okudunuz.

İnsanın bu hikayeye 'helal olsun' demekten başka bir seçeneği yok gerçekten...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
musikisinas-vito

"Zor dönemler güçlü insanlar yetiştirir".

dilekinci

helal lan azme bak

Görüş Bildir