article/comments
article/share
Haberler
Sen Aşkı Ne Sanıyorsun, Neyle Karıştırıyorsun?

Sen Aşkı Ne Sanıyorsun, Neyle Karıştırıyorsun?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Hepimiz aşkı arıyoruz, aşkı konuşuyoruz ve aşk uğruna dünyaları yakıyoruz. Peki ama kalbimizi yerinden çıkaran, uykularımızı kaçıran o yoğun duygu gerçekten 'aşk' mı, yoksa çocukluğumuzdan beri içimizde büyüttüğümüz başka bir duygunun maskeli balosu mu? Çoğu zaman hayatımıza giren insanlarla yaşadığımız o devasa fırtınaları aşk sanıyoruz ama aslında arka planda başka savaşlar veriyoruz. Kendine karşı tamamen dürüst olmaya hazırsan, ilişkilerindeki o kör noktayı bulup çıkaralım. Bakalım sen aşkı gerçekten saf haliyle mi yaşıyorsun, yoksa kafanda bambaşka bir şeyle mi karıştırıyorsundur?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

1. Bir ilişkide veya flörtte seni o insana doğru en çok çeken, tabiri caizse "mıknatıs" etkisi yaratan ilk şey nedir?

2. İlişkide ufak bir tartışma çıktı ve partnerin haklı ya da haksız sana sesini biraz yükseltti. O an içinden geçen ilk tepki ne olur?

3. Partnerinin senden gizli, eski sevgilisinin profilini stalkladığını (incelediğini) yakaladın. Nasıl bir hamle yaparsın?

4. Senin için kusursuz, ideal bir pazar günü sevgilinle birlikte nasıl geçmeli?

5. Sevgilin sana hayatıyla ilgili çok büyük ve başarılı bir haber verdi. O an ilk hissettiğin duygu saf olarak hangisidir?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

6. İlişkilerinde bugüne kadar en sık kurduğun veya içinden geçirdiğin o kronik cümle hangisidir?

7. Partnerin arkadaşlarıyla dışarı çıkacağını söyledi ve o gece boyunca sana çok az mesaj attı. Kafanın içinde dönen senaryo hangisidir?

8. Sana göre bir ilişkide "tutku" denen şey tam olarak nerede saklıdır?

9. Ayrılık vakti geldi ve o ilişki bitti. Arkanda bıraktığın en belirgin enkaz veya duygu genellikle ne olur?

10. Partnerinin en çok hangi huyu seni çileden çıkarır ama bir yandan da gizlice oradan beslenirsin?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Sen Aşkı Karıştırmıyorsun: Aşk Aşktır!

Tebrikler! Sen bu hastalıklı ve toksik ilişkiler çağında, kalbinin pusulasını kaybetmemiş o nadide insanlardan birisin. Senin dünyanda aşk; ne bir savaş alanı, ne bir ego tatmini ne de bir bağımlılık kafesi. Sen aşkı en saf, en duru ve olması gereken haliyle yaşıyorsun. Senin için birini sevmek; onun özgürlüğüne saygı duymak, onunla birlikte büyümek ve hayatın fırtınalarına karşı omuz omuza durabilmek demek. Karşı taraftan beslenirken kendi benliğini yok etmiyor, aksine sevginle hem kendini hem de partnerini iyileştiriyorsun. İlişkilerinde huzuru, sakinliği ve karşılıklı saygıyı temel alıyorsun. Birçok insan kaos ve dramayı tutku sanırken, sen fırtınalı denizler yerine dalgasız, güvenli limanların değerini çok iyi biliyorsun. Partnerinin başarısı seni gölgelemiyor, aksine gururlandırıyor; onun bireysel alanı seni korkutmuyor, aksine aranızdaki bağı besliyor. Sorunları birer ceza mekanizması olarak değil, konuşarak ve anlayarak çözmeyi seçiyorsun. Bu olgun duruşun sayesinde ilişkilerin saman alevi gibi parlayıp sönmek yerine, zamanla daha da kökleniyor. Senin kalbin adeta bir şifa merkezi gibi işliyor. Hayatına giren insanlara sevmeyi, sevilmeyi ve güvende olmayı öğretiyorsun. Aşkı başka hiçbir negatif duyguyla kirletmediğin için, yaşadığın ilişkiler arkasında enkazlar değil, ömür boyu unutulmayacak güzel izler bırakıyor. Kendindeki bu duruluğu ve kalbinin bu asil dengesini asla bozma; çünkü senin gibi seven birine denk gelmek, bu dünyada bir insanın başına gelebilecek en güzel şanslardan biri!

Sen Aşkı Nefretle Karıştırıyorsun!

Açık konuşalım: Senin aşk diye yaşadığın, o kalbini sıkıştıran ve uykularını kaçıran duygu aslında yoğun bir nefret ve öfke fırtınasının maskelenmiş hali. Sen çocukluğundan ya da geçmişinden getirdiğin kırgınlıklar yüzünden, bir ilişkide gerilim, kavga, kıskançlık krizleri ve intikam hamleleri yoksa o ilişkinin içinde 'tutku' olmadığına inanıyorsun. Senin için düz, sakin ve huzurlu giden bir ilişki adeta bir zaman kaybı ve sıkıcı bir rutin. Ne zaman ki işin içine can yakma, can acıtma ve 'senden nefret ediyorum ama senden kopamıyorum' döngüsü giriyor, işte o zaman aşkın alevlendiğini sanıyorsun. Partnerinle olan ilişkin bir sevgi paylaşımından ziyade, karşılıklı savaş baltalarının asla gömülmediği bir cepheye benziyor. En küçük tartışmaları bile günlerce süren soğuk savaşlara, ağır yüzleşmelere dönüştürüyorsun. Onun canını acıttığında veya onun senin canını yaktığını hissettiğinde yaşadığın o adrenalin patlamasını aşkla karıştırıyorsun. Bu yüzden hayatına hep senin damarına basacak, seni kışkırtacak ve toksik döngüleri tetikleyecek hırçın karakterleri çekiyorsun. Sürekli bir ayrıl-barış döngüsünün içinde ruhunu yıpratırken, içten içe bu dramadan besleniyorsun. Unutma ki aşk, insanın canını her gün yakan bir ceza mekanizması değildir. Sürekli savunma pozisyonunda durmaktan, arkandan iş çevrilecek korkusuyla yaşamaktan ve sevgini nefretle beslemekten vazgeçmelisin. Gerçek aşk seni tüketmez, aksine içindeki öfkeyi dindirir. Kalbini bu yıkıcı fırtınadan çekip çıkarmadığın ve huzurun da bir tutku olabileceğini kabul etmediğin sürece, yaşadığın her ilişki arkasında sadece kazananı olmayan devasa enkazlar bırakmaya devam edecektir.

Sen Aşkı Rekabetle Karıştırıyorsun!

Senin ilişkiler dünyasındaki en büyük kör noktan, kalbini açtığın insanı bir süre sonra en dişli rakibin olarak görmeye başlaman. Farkında ol ya da olma, sen aşkı bir güç savaşı ve bir rekabet alanı olarak görüyorsun. İlişkide 'Kimin sözü geçecek?', 'Kim daha başarılı?', 'Tartışmada son golü kim atacak?' soruları senin bilinçaltını sürekli meşgul ediyor. Partnerinin başarısı, popülerliği veya güçlü duruşu ilk başta seni büyülese de, zamanla onun gölgesinde kalma korkusuyla içten içe bir savunma ve alt etme mekanizması geliştiriyorsun. Senin için altta kalmak, taviz vermek veya bir tartışmada 'Haklısın' deyip konuyu kapatmak bir yenilgi demek. Bu yüzden sevgilinle olan iletişiminde bile sürekli bir satranç oyuncusu gibi hamlelerini hesaplıyorsun. Onun bir açığını yakaladığında bunu bir zafer gibi hanene yazıyor, o seni eleştirdiğinde ise bunu egona yapılmış büyük bir saldırı olarak algılayıp karşı atağa geçiyorsun. Çift ortamlarında bile spot ışıklarının onun üzerinde olmasından gizlice rahatsız olup, sahneyi çalmaya çalışıyorsun. Aşk senin için karşılıklı bir er meydanına dönüşmüş durumda. Ancak bir ilişkide taraflar birbirine rakip olduğunda, o ilişkide kazanan olmaz; günün sonunda her iki taraf da kaybeder. Aşk, birbirini geçmeye çalışmak değil, aynı yöne doğru birlikte yürüyebilmektedir. Partnerinin parlaması seni eksiltmez, aksine senin dünyanı da aydınlatır. İçindeki o bitmek bilmeyen 'en güçlü ben olmalıyım' hırsını ve egosal yarışları ilişkinin kapısında bırakmayı öğrenmelisin. Silahları indirip teslim olmadığın sürece, aşkın o iyileştirici ve birleştirici gücünü asla tam anlamıyla tadamayacaksın.

Sen Aşkı Bağımlılıkla Karıştırıyorsun!

Senin aşk tanımın, sınırların tamamen ortadan kalktığı ve iki insanın birbirinin içinde yok olduğu tehlikeli bir esaret senaryosuna dayanıyor. Sen birini sevdiğinde, kendi hayatını, önceliklerini, arkadaşlarını ve hatta benliğini bir kenara bırakıp tamamen onun uydusu haline geliyorsun. Senin için aşk; partnerin olmadan nefes alamamak, 7/24 onunla dip dibe yaşamak ve onun hayatını tamamen sahiplenmek demek. Bu yoğun adanmışlığı dışarıya 'büyük bir aşk' olarak sunsan da, aslında arka planda devasa bir yalnız kalma ve terk edilme korkusu yatıyor. İlişkilerinde partnerini adeta bir oksijen maskesi gibi görüyorsun; o bir anlığına kendi alanına çekilse, arkadaşlarıyla vakit geçirmek istese veya mesajına geç dönse anında panik butonuna basıyorsun. 'Beni artık sevmiyor mu?', 'Benden sıkıldı mı?' sorularıyla hem kendi zihnini hem de karşı tarafı adeta boğuyorsun. Onun hayatını aşırı kıskançlıkla kısıtlamayı, her anını kontrol etmeyi sadakat ve sevgi göstergesi sanıyorsun. Ancak bu korumacı sarmaşık hali, bir süre sonra ilişkinin havasız kalıp ölmesine neden oluyor. Aşk, bir insanın hayatının tamamı olmak değil, o hayatın en güzel eşlikçisi olabilmektir. Kendini bir başkasının varlığı üzerinden tanımlamaktan ve sevgini bir prangaya dönüştürmekten vazgeçmelisin. Kendi ayakları üzerinde durabilen, bireysel alanları olan ve birbirine muhtaç olmadan da yan yana kalabilen çiftler gerçek aşkı yaşarlar. Kalbindeki o boşluğu bir başkasını esir alarak dolduramazsın; önce kendi hayatını sevmeli ve partnerine nefes alacak alanlar tanımalısın.

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video

İlgini çekebilir:

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?
Yorum Yazın