Psikolojiye Göre Patolojik Yalancıları Ele Veren 5 İşaret
Yalan söyleyen insan tanımı günlük hayatta epey geniş kullanılıyor. Bazen küçük kaçamaklar bile aynı kategoriye sokulabiliyor. Ama patolojik yalan söyleme, bundan çok daha farklı ve daha derin bir durum. Uzmanlara göre burada söz konusu olan şey alışkanlıktan öte, tekrarlayan bir davranış kalıbı. Üstelik çoğu zaman dışarıdan bakıldığında fark edilmesi de o kadar kolay değil.
Gelin, psikologların dikkat çektiği işaretlere bakalım...
Yalan söylemek alışkanlık değil, otomatik tepkiye dönüşür

Herkes zaman zaman yalan söyler. Ama patolojik yalan söylemede durum tamamen farklı ilerler. Yalan, bilinçli bir seçim olmaktan çıkar ve otomatik bir tepkiye dönüşür.
Psikoloji profesörü Drew Curtis, bu davranışın günlük hayatta ne kadar sık görülebildiğine dikkat çekiyor ve ortalama olarak günde 9 ila 10 yalan söylenebildiğini belirtiyor. Yani kişi için gerçeklikten sapmak istisna değil, neredeyse varsayılan hale geliyor.
Bu noktada dikkat çeken detay şu. Kişi çoğu zaman yalan söylediğinin farkında bile olmadan konuşmaya devam edebiliyor. Tepki, düşünülerek değil neredeyse otomatik şekilde ortaya çıkıyor.
Yalanlar hayatın her alanına yayılır
Tek bir olayda ya da tek bir ilişkide görülen bir durumdan söz edilmiyor. Patolojik yalan söyleme, neredeyse tüm sosyal alanlara yayılıyor.
Drew Curtis’e göre bu davranış yalnızca iş ortamında ya da sosyal ilişkilerde ortaya çıkmıyor. Aile içinde, arkadaş çevresinde, hatta günlük sıradan sohbetlerde bile aynı şekilde devam ediyor.
Yani ortada sadece dikkat çekmek için anlatılan birkaç abartılı hikâye yok. Kişi, tanıdığı ya da tanımadığı herkese karşı benzer şekilde davranıyor. Bu da durumun sürekliliğini daha görünür hale getiriyor.
Yalanların çoğunda net bir amaç bulunmaz

Çoğu yalanın arkasında bir hedef vardır. Sorunlardan kaçmak, avantaj sağlamak ya da kendini olduğundan farklı göstermek gibi. Ama patolojik yalan söylemede bu motivasyon çoğu zaman net değildir.
Christina Ni, bu tür yalanların çoğu zaman “görünür bir fayda sağlamadığını” belirtiyor. Kişi, kendini daha değerli hissetmek, kabul görmek ya da kontrol duygusu yaşamak için gerçeği değiştirebiliyor.
Hatta bazı durumlarda kişi, anlattığı hikâyenin bir kısmına kendisi de inanabiliyor. Bu da yalan ile gerçek arasındaki sınırın zamanla bulanıklaşmasına neden oluyor.
Kolayca yakalanabilecek yalanlar sık sık tekrarlanır
Mantık olarak sürekli yalan söyleyen birinin bunu daha dikkatli yapması beklenir. Ama patolojik yalan söylemede durum genelde bunun tam tersi oluyor.
Psikiyatrist Owen Scott Muir, bu kişilerin anlattığı yalanların “komik derecede kolay doğrulanabilir” olabildiğini söylüyor. Örneğin hiç katılmadığı bir maratonu koştuğunu iddia etmek ya da aynı hikâyeyi farklı kişilere farklı şekillerde anlatmak gibi durumlar sık görülüyor.
Bu da davranışın planlı bir manipülasyondan çok, kontrol edilmesi zor bir alışkanlık olduğunu gösteriyor.
Pişmanlık hissedilir ama davranış değişmez

En kafa karıştıran noktalardan biri burası. Çünkü patolojik yalan söyleyen kişiler, her zaman rahat ve umursamaz değildir.
Drew Curtis, yaptığı çalışmalarda birçok kişinin saatler sonra hatta günler sonra pişmanlık duyduğunu belirtiyor. “Neden yalan söyledim?” sorusu sık sık akla geliyor.
Ama buna rağmen davranış devam ediyor. Çünkü Christina Ni’ye göre yalan, kısa süreli de olsa güvensizlik, değersizlik ya da reddedilme korkusunu azaltıyor. Bu da onu bir tür başa çıkma mekanizmasına dönüştürüyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın