Psikologlar Sohbet Ettiğimiz Kişilerin Bizim Hakkımızda Gerçekte Ne Düşündüğünü Açıkladı
Bir buluşmadan dönerken 'Çok mu konuştum, sıkıldılar mı acaba?' diye düşünmek pek çoğumuza tanıdık gelir. Psikologlara göre bu iç sesin bilimsel bir adı var ve çoğu zaman yanılıyor. Araştırmalar, sohbet ettiğimiz kişilerin bizden ne kadar hoşlandığını sistematik olarak olduğundan düşük tahmin ettiğimizi ortaya koyuyor. Uzmanlar bu yanılgının nedenlerini ve ondan kurtulmanın yollarını açıkladı.
Kaynak: Verywell Mind
Araştırmalar sohbetten sonra ne kadar sevildiğimizi küçümsediğimizi gösteriyor
Psikologlar bu duruma 'beğenilme açığı' (liking gap) diyor: İnsanın, başkalarının kendisini gerçekte olduğundan daha az sevdiğine inanması. Adelphi Üniversitesi'nden psikolog Deborah Serani'ye göre sosyal ortamlarda beynimiz doğru yaptıklarımızdan çok yanlış yaptığımızı düşündüğümüz anlara odaklanıyor. Bu da gerçekçi olmayan bir öz eleştiriye kapı aralıyor.
Konuyu kapsamlı biçimde inceleyen ilk çalışmalardan biri 2018'de Psychological Science dergisinde yayımlandı. Araştırmacılar laboratuvarda ilk kez tanışan yabancıları, yurtta aynı odayı paylaşmaya başlayan üniversite birinci sınıf öğrencilerini ve bir kişisel gelişim atölyesinde tanışan katılımcıları izledi. Üç grupta da tablo aynıydı: İnsanlar sohbetten sonra karşılarındakinin kendilerinden ne kadar hoşlandığını ve birlikte geçirdikleri zamandan ne kadar keyif aldığını küçümsedi.
Üstelik bu açık, ilişkiler ilerledikçe hemen kapanmadı; yeni tanışan yurt arkadaşlarında aylarca sürdü. Araştırmacıların vardığı sonuç netti: Bir sohbetin ardından çoğumuz sandığımızdan daha fazla seviliyoruz.
Bu eğilim çocuklukta başlıyor gibi görünüyor. 4-11 yaş arası çocuklarla yapılan ve 2021'de yine Psychological Science dergisinde yayımlanan bir çalışma, 5 yaşındaki çocukların bile akranlarının kendilerini daha az sevdiğine inandığını gösterdi. Çocuklar büyüdükçe bu açık daha da belirginleşti.
Bu yanılgının kökü çoğu zaman kendimize bakışımızda yatıyor
Serani'ye göre karşımızdaki kişi ne hissettiğini açıkça söylemediğinde, aradaki belirsizliği olumsuz bir anlamla doldurmaya eğilimliyiz. Bunun ardında birkaç farklı mekanizma olabiliyor.
Bunlardan biri yansıtma. Kendimizde sevmediğimiz bir özelliği farkında olmadan karşımızdakine yüklüyor, sonra da onun bizi sevmediğini düşünüyoruz. Harvard Tıp Fakültesi'nde eğitmen olan klinik psikolog Natalie Dattilo-Ryan da aynı görüşte. Ona göre insan zaman zaman kendini sevmediğinde, başkalarının onu sevdiğine inanmakta da zorlanıyor.
Düşük öz saygı da işin içinde. Başkalarına gösterdiğimiz hoşgörüyü kendimizden esirgiyoruz. Dattilo-Ryan bunu çifte standart olarak tanımlıyor: Arkadaşımızın geç kalmasını ya da dağınıklığını normal karşılarken aynı şeyi kendimize yakıştırmıyoruz. Kendimizi sevimli bulduğumuzda başkalarının da bizi sevdiğini, soğuk bulduğumuzda da öyle gördüğünü düşünüyoruz.
Bazıları için bu korku çocukluk yıllarına uzanıyor. Annesi ve kız kardeşi paranoid şizofreni tanısı alan Paolina Milana, büyürken dışarıya kusursuz ve kendinden emin bir yüz gösterdiğini, insanların gerçek halini görse ondan hoşlanmayacağına inandığını anlatıyor.
Sosyal kaygı ise bu açığı derinleştiriyor. Yargılanma korkusu yaşayan kişiler bir konuşmayı saatlerce, hatta günlerce kafalarında yeniden oynatabiliyor. Dattilo-Ryan'a göre bu durum, yakınlarına 'Bana kırılmadın, değil mi?' gibi sorularla sürekli onay sorma alışkanlığına dönüşebiliyor.
Uzmanlar çözüm için kaçtığımız ortamlara adım atmayı öneriyor
Birinin bizi sevmediğini varsayarak bir ortama girmek, daha gergin ve tedirgin olmamıza yol açıyor. Bu gerginlik de rahat ve doğal davranmamızı engelliyor. Dattilo-Ryan'a göre ortaya kendini gerçekleştiren bir kehanet çıkabiliyor: Farkında olmadan insanları uzaklaştırıyor, sonra da bu mesafeyi 'Zaten beni sevmiyorlardı' düşüncesinin kanıtı sayıyoruz. Oysa karşımızdakinin erken kalkmasının çok sıradan bir nedeni olabilir.
Sürekli onay istemek de ilişkileri yoruyor, üstelik sağladığı rahatlama kısa sürüyor. Dattilo-Ryan bu alışkanlığın yavaş yavaş azaltılmasını ve kişinin dışarıdan gelen onay yerine kendini kabule yaslanmasını öneriyor.
Uzmanın en önemli tavsiyesi pratik yapmak. Olmak istediğimiz sosyal ve özgüvenli kişiymiş gibi davranmak, korkudan kaçtığımız ortamlara adım atmak gerekiyor. Kendimizi bu durumların üstesinden gelirken gördükçe kendimize bakışımız da değişiyor.
Uzmanların diğer önerileri ise kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakmak, kusurlarla barışıp öz şefkat geliştirmek, değerini başkalarının onayına bağlayan bağımlı ilişki kalıplarını fark etmek ve olumlu düşünceleri not alan bir günlük tutmak. Serani'ye göre ayakları yere basan bir öz saygıya sahip olduğumuzda beğenilme açığına çok daha az takılıyoruz.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın