Ön Sipariş Sisteminin Markalara Sağladığı 10 Finansal Avantaj
Ön sipariş sistemiyle ürün daha rafa çıkmadan satışına başlamak, alıcılar arasında heyecan yaratan bir durumdur. Ama basit görünen bu karar firmalar açısından da kritik olabilir. Çünkü yeni bir ürün geliştirmek kadar zor olan başka bir konu varsa o da “Ne kadar üretmeliyiz?” sorusuna doğru cevap vermektir. Ön sipariş sistemi tam da bu belirsizliği azaltmaya yarayarak markalara sayısız fayda sunar.
Bu içerikte ön sipariş modelinin sağladığı avantajları derledik.
1. Talebi ölçmek.
Markalar için yeni çıkacak bir ürünün ilgi göreceğini düşünmekle, müşterinin gerçekten ödeme yapmaya hazır olması arasında büyük fark vardır. Ön sipariş ise beğeni ve anket gibi göstergelerin ötesine geçerek markaya daha somut bir talep sinyali verir.
Örneğin; ilk aşamada 10 bin adet üretilmesi düşünülen bir ürün ilk haftada yalnızca birkaç yüz ön sipariş aldıysa, henüz üretimin başındayken planı değiştirme şansı sunar. Talebin beklenenden yüksek olması halinde de üretim kapasitesinin artırılması gerektiğini gösteren önemli bir sinyal olur.
2. Fazla stok riskini azaltmak.
Stokta bekleyen her ürün aslında işletmeler için bağlanan para anlamına gelir. Ürün satılana kadar bağlanan paranın şirket kasasına dönmesi mümkün olmaz. Üstüne bir de depo, sigorta ve lojistik gibi yeni giderler eklenir. Ön sipariş miktarını üretim planına dahil etmek, markaların tamamen tahmine dayalı şekilde yüksek adetlerde ürün üretmesini önler. Böylece satılmayan stokların indirimle eritilmesi veya tamamen zarar olarak kaydedilme ihtimali de azalır.
3. Nakit akışını sağlamak.
Klasik modelde marka önce ürünü üretir, depolar, satışa çıkarır ve son aşamada gelir elde etmeye başlar. Ön siparişte ise bu sıralamanın bir bölümü tersine dönmüş olur. Henüz üretim tamamlanmadan ve depoya gönderilmeden müşteriden ödeme alınmış olur. Elbette teslimat yükümlülüğü devam eder ama sistem doğru planlandığında üretim dönemindeki nakit ihtiyacının bir bölümü karşılanabilir.
4. Üretim sermayesini hesaplamak.
Talebin belirsiz olduğu bir ürün için ne kadar ham madde alınacağına veya kaç adet üretim yapılacağına karar vermek oldukça zordur. Özellikle yeni çıkacak ürünlerde veya geliştirmelerde, bu belirsizlik işletmenin gereğinden fazla sermayeyi üretimle kaybetmesine neden olabilir. Ancak ön sipariş verileri sayesinde hangi ürünün, bedenin, rengin veya modelin daha fazla talep gördüğü net şekilde anlaşılır. Böylece üretim bütçesi de daha gerçekçi rakamlara dayandırılır.
5. Depolama maliyetini azaltmak.
Üretimden çıkan binlerce ürün hemen satılmazsa bir yerde beklemek zorundadır. Depo büyüdükçe buna harcanan kira, enerji, güvenlik, personel ve stok yönetimi gibi giderler de artar. Ön siparişle satılan ürünlerde ise üretimin ardından doğrudan sevkiyata geçmek mümkün olur. Özellikle büyük hacimli veya depolanması pahalı ürünlerde stokta geçirilen sürenin kısalması, markalara önemli bir maliyet avantajı sağlayabilir.
6. İndirim yapmak zorunda kalmamak.
Markaların genellikle sezon sonunda ve belirli dönemlerde yaptığı yüzde 30, yüzde 40 veya yüzde 50 indirimler müşteriler açısından harikadır. Ama marka açısından her zaman kâr anlamına gelmeyebilir. Çünkü yüksek indirim çoğu zaman zamanında ve kendi fiyatıyla satılamayan fazla stok göstergesidir. Ön sipariş sistemi hangi ürünlere gerçek talep olduğunu daha erken gösterdiği için gereğinden fazla üretim yapma riskini azaltır. Bu da ürünleri sonradan agresif indirimlerle eritmek yerine planlanan fiyatına daha yakın seviyelerde satma ihtimalini artırır.
7. Yatırım hak eden ürünleri anlamak.
Bir markanın aynı anda geliştirmek istediği üç farklı ürün olduğunda, hangi fikrin daha iyi olduğunu anlamak zorlaşabilir. Bu fikirlerin tümü için eş zamanlı bir üretim hattı açmak ise gider kalemini şişirerek sonrasında markayı ciddi zarara uğratabilir. Bu sistem yerine önce sınırlı bir ön sipariş dönemi başlatmak, hangisinin daha güçlü talep gördüğünü anlamaya yardımcıdır. Böylece yatırım kararı alırken sezgilerle hareket etme ihtimali azalır ve müşterilerin gerçek satın alma davranışına göre bir yol haritası çizilebilir.
8. Pazarlama bütçesini verimli kullanmak.
Ön sipariş kampanyası markalara hangi reklamın satış getirdiğini de gösterir. Bir kampanya yüksek görüntülenme alıp satış yaratmıyorsa burada kaybedilen bütçenin başka kanallara kaydırılması gerektiğini söyler. Bu tür veriler, özellikle yeni ürün lansmanlarında önemlidir. Ürün piyasaya çıktıktan sonra aylarca reklam verip sonucu beklemek yerine ön sipariş dönemindeki performans verileri gözetilebilir. Böylece pazarlama bütçesinin nasıl dağıtılacağı konusunda daha stratejik hamleler yapılabilir.
9. Fiyatlandırmayı test etmek.
Müşterilerin bir ürünü beğenmesi, her zaman belirlenen fiyatı ödeyecekleri anlamına gelmez. Bu anlamda, ön sipariş dönemi fiyatın piyasa tarafından nasıl karşılandığını görmek için de faydalıdır. Eğer talep beklenenden düşükse sorun ürünün kendisinde değil de fiyatında olabilir. Yoğun talep varsa markanın fiyat konumlandırmasının doğru çalıştığı düşünülebilir. Böylece seri üretime geçmeden önce fiyat stratejisinde gerekli değişiklikler yapılabilir.
10. Tedarikçilere daha güçlü bir plan sunmak.
Tedarikçiye “Ne kadar sipariş vereceğimizi bilmiyoruz” demekle, “Şimdiden 4 bin adet sattık” demek arasında ciddi bir fark vardır. Ön sipariş verisi markalara daha net bir üretim planı sunduğu için ham madde, ambalaj ve lojistik tarafındaki anlaşmaları da kolaylaştırır. Daha belirgin miktarlar üzerinden pazarlık yapılması, birim maliyetlerin kontrol edilmesine ve teslimat tarihinin daha sağlıklı planlanmasına katkı sağlar.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın