Ölümün Kıyısından Döndüm! Mankenler Gibi Zayıf Olmak Uğruna Yakalandığım Anoreksiya Nervozayı Yenmemin Hikâyesi

-

Karakter algısı, güzellik anlayışı, beden olumlama, kendiyle barışık olma, Kim Kardashian ve squat poposu... 15 sene önce bunların hiçbiri yoktu. Lisedeydim, şişmandım ve benimle ölümüne dalga geçen arkadaşlarım vardı. Yaptıklarının sonuçlarının nereye varacağını bilmiyorlardı. Üzücü ki, ben de bilmiyordum. Bugün size o dalga geçilen şişman kızın hikâyesini anlatacağım. Benim hikâyemi... 

Anoreksiya nervozadan nasıl kurtuldum, kendimi nasıl yeniden yarattım ve bilinçli hale geldim; hepsi burada...

Not: Görseller temsilidir.

Annem doğumumu hep büyük bir olay gibi anlattı hayatım boyunca; 5,5 kilo doğmuşum ve annemin tabiriyle onu ‘paramparça’ etmişim.

Bilmediğim çağlarda komik bir diyalog gibi gelse de, sonradan annemin ne demek istediğini anladım. Kocaman doğmuştum. Ortalama bir bebek 3 kilo civarı doğarken, ben 5,5 kilo; yani yaklaşık 2-3 aylık bir bebek gibi dünyaya gelmiştim. Aile arasında her daim yapılan espriyle de bu durum perçinleniyordu: “Sen doğumda aldığın kiloları veremedin yaaa!”

İri bir çocukluk ve dev bir ergenlikle birlikte her zaman alay konusuydum.

Mahalledeki arkadaşlarım güreşçi diyorlardı çoğu zaman. Gülüp geçiyordum ama kalbimde derin yaralar da açılıyordu. Okula başladığımda bu durum tabii ki devam etti. Dev gibi bir çocuk olarak her zaman en arkaya ve tek başıma oturtuldum ilkokul boyunca. Ortaokulda başlayan ergenlik ve artık bir şeyleri anlıyor olmam yeme bozukluğumu artırdı. Sabah evden çıkmadan kahvaltı yapıyordum ama okula gider gitmez de iki tane tost yiyordum meyveli sütlerle. Abur cuburun hesabı yoktu. Öğlen yemek çıkıyordu, onu yedikten sonra bir de ekmek arası patates kızartması söylüyordum kantinden. Akşam da evde Allah ne verdiyse…

Acımasız arkadaşlarımı kafaya takmaya tam bu dönemde başladım, gülüp geçemiyordum artık.

Şişko patates, güreşçi, ağır siklet, ayıboğan… Bir sürü lakap takıyorlardı ve ben artık bu acımasızlığa yemeyle karşılık veremeyeceğimin farkındaydım. 1.65 boyundaydım ve 98 kiloydum. Annemden, babamdan, abimden, ablamdan, herkesten daha kiloluydum. Aile içinde bu durum sevimli gibi gösteriliyordu ama artık kararımı vermiştim; hiçbir şey yemeyecektim.

Sabah bu kararı aldıktan sonra evden kahvaltı yapmadan çıktım, okulda sadece su içtim ve akşam da aç olmadığımı söyleyerek uyudum.

Yaptığım şeyin doğru olmadığının farkındaydım ama henüz bu konuda bilinç kazanmadığım için bir süre böyle devam ettim, ta ki okulda dengemi kaybedip bayılana kadar. Uyandığımda başımda rehberlik hocam bekliyordu. Sorduğu sorulara kaçamak cevaplar verdikten sonra eve gittim ve bir plan yapmaya çalıştım.

Henüz sosyal medya yaygın değildi, bilgisayar kullanımı bile azdı. O nedenle internetten faydalanamıyordum ama gazeteler, dergiler, televizyon programları diyet listelesi kaynıyordu.

Mankenlerin yeme önerileri, Sibel Can’ın diyetleri, 1 ayda 10 kilo verdiren rejimler, ödem atma yöntemleri… Hepsi elimin altındaydı. Artık her şey daha kolaydı. Yaz gelmişti ve bir dilim karpuz, azıcık da peynirle tüm gün durabiliyordum. Hava çok sıcak olduğu için spor, yürüyüş yapamıyordum ama evde kendimce bir şeyler yapmaya çalışıyordum.

Hızla kilo veriyordum ama kendimi bir türlü zayıflamış gibi göremiyordum. Tartıda 74’ü görmüştüm, hem de 3 ayda ama sanki verdiğim kiloları almış kadar şişman görünüyordum.

Yazı verimli kullanmıştım. Beni gören herkes, bütün arkadaşlarım zayıfladığımı söylüyorlardı ama yine de ufaktan dalgalarını geçiyorlardı. İçime attım ve yolculuğuma devam ettim. Bir sonraki yaz tartıda 52 kiloyu görmüştüm. Aynaya baktığımda görüntümden hiç memnun değildim. Daha da zayıf olmalıydım. Bu nedenle yediklerimi azaltmaya karar verdim. Meşhur diyetisyenler ünlü mankenlerin, oyuncuların diyet listelerini açıklıyordu ama bana onlar da fazla geliyordu.

Kilo almaktan korkuyordum, yalnızlaşmıştım, kusursuz görünmeyi bir takıntı haline getirmiştim ve sürekli kalori sayıyordum.

Bir kilo daha, üç kilo daha, beş kilo daha derken 41 kiloya düştüm ve ailem artık bir şeylerin yolunda olmadığını fark etti. Onlara göre iş işten geçmişti ama ben hala kendimi aşırı şişman görüyordum. Aynadaki görüntümden hiç memnun değildim. Yorgunluk, halsizlik, bulantı, reflü, üşütme… Bir sürü sorunla baş etmeye çalışırken bir de yediğim içtiğimi sürekli saymak zorundaydım. Ve sonunda olan oldu. Hastanelik olacak kadar zayıfladım ve oradaki doktorun önerisiyle bir psikoloğa göründüm.

Benim açımdan onların beni zayıf görmesinde bir sıkıntı yoktu, zaten böyle olmasını istiyordum ama hastanede aldığım bir kilo gözüme batıyordu.

41 kiloyken bile kendimi şişman görürken, tedaviden ötürü bir kilo almıştım. Deliriyordum. Vücudumun direncinin düştüğünün farkındaydım ama o bir kiloyu da vermeliydim. Psikoloğun söylediklerini aklıma yazsam da devam ettim ve o bir kiloyu verdim. Tartıda gördüğüm 41 rakamı beni mutlu etti, aynalara küsmüş olsam da başarmıştım sonuçta.

Üniversite sınavına hazırlanmalıydım ama öyle büyük bir takıntı haline getirdim ki kilo almamayı, ilk sene başarısız oldum.

Her kafadan bir ses çıkıyordu. Yaptığımın yanlış olduğundan bahsediliyordu sürekli ama vazgeçemiyordum, vazgeçmeyi istemiyordum. Bir gün teyzemin evinde aynaya baktığımda dehşeti gördüm. Kemiklerim sayılıyordu, yüzüm tamamen çökmüştü, bileklerim kırılacak kadar inceydi. Nasıl oldu da bu aydınlanmayı yaşadım, teyzem ve kuzenlerimin konuşmaları mı etkili oldu yoksa psikoloğun desteğinden mi kaynaklanıyordu emin değilim. Ama gördüm, kendimi aynada fark ettim.

Bir karar aldım ama arkasında bir türlü duramadım. Bir şeyler yemeyi istiyordum ama midem kabul etmiyordu. Bulantı en büyük şikayetimdi ve kusmaktan delicesine korkuyordum.

Artık tüm bunlarla; diyet listeleri, yemek planları ve kalori hesaplarıyla uğraşamayacağımı anladığım noktada bir diyetisyene göründüm. Söylediklerinin hiçbir tutarlı yanı yoktu. Ekmek, makarna, mantı gibi şeyler söylüyor; şekere yüklenmemi anlatıyordu. Çok anlamsızdı. Hiçbir şey demeden çıktım ve bu yolculuğumda da yalnız olduğumu fark ettim. Ailem ve psikoloğumla yola devam edecektim ama yine yemeklerimi kendim ayarlamak zorundaydım.

İlk iş tartıyı çöpe attım, kalori hesabını bırakmak için kendimi zorladım, yediklerimi azar azar artırdım ve hepsiyle barışmaya çalıştım.

Yine hamburger, pizza, mantı yemedim ama en azından günde yarım dilim esmer ekmeği hayatıma sokmayı başardım. Yumurta, peynir, zeytin gibi kahvaltılıklarla barıştım; zor da olsa birkaç lokma et yemeyi hedefledim ve vazgeçilmezim olan sebzeleri tüketmeye devam ettim. Her şey yolundaydı artık. Evdeki aynada da kendimi olduğum gibi görüyordum.

Üniversite hayatım boyunca sağlıklı beslenmeye devam ettim ve tam 10 kilo aldım. Şimdilerde 50 kilo olarak yoluma devam ediyorum.

Bunları neden anlattım peki? Belki benim gibiler vardır, belki iyileşemeyeceğini düşünenler vardır, çıkış yolunun neresi olduğunu bulamayanlar vardır. Yalnız değilsiniz. Şişkinlik paranoyalarım ve kilo alma korkularım zaman zaman yoklasa da artık dengeliyim. Tam olarak iyileşmedim ama dengeyi sağladım, mutluyum. Şimdi gidip akşam yaptığım kekten yarım dilim yiyebilirim.

Son bir not da ailelere: Çocuğunuzu başkalarının dış görünüşleriyle yargılayacak şekilde yetiştirmeyin.

Birinin kilolu, kısa, gözlüklü olmasının dalga geçilebileceği anlamına gelmediğini öğretin. Çünkü çocuklar, özellikle de ergenlik çağındaki araftakiler çok acımasızlar.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
egyptianprincess

İlla hayat hikayesi gibi içerikler yayınlanacaksa “online dating” maceralarının anlatıldığı yazı ve türevleri yerine bunun gibiler yayınlansın. Hastalığı yenmene sevindim, umarım bir “relapse” yaşamazsın

06keyboardistab

ben yillardir relapse yasiyorum gecmiyor. hep zayifliyor sonra yine kilo aliyorum

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

DiyetKim KardashianMakarnaSosyal Medyaağır sikletetolayyumurta
Görüş Bildir