Neden Her Kuşağın Kendi Müzik Tarzı Favorisi Olur?
'Nerede o eski şarkılar' diyen anne babana ya da 'Bu nesil ne dinliyor böyle?' diye söylendiğin Z kuşağına hak vermenin zamanı geldi. Çünkü herkesin kendi döneminin müziğini 'en iyisi' sanmasının arkasında aslında tamamen biyolojik ve sosyolojik manipülasyonlar yatıyor!
Onlu yaşlardaki müzikler beyne silinmez şekilde kazınır.
Bilim insanlarının 'Reminisans (Anımsama) Patlaması' dediği o acayip olay tam olarak 10 ila 22 yaşların arasında gerçekleşiyor. Bu yaşlarda beynimiz adeta bir sünger gibi; dış dünyadan gelen her uyarıcıyı, her duyguyu maksimum seviyede emiyor. İşte tam bu gelişim sürecinde kulaklığından beynine akan o melodiler, nöral ağlarına adeta kaynak yapılıyor. Yaşın kaç olursa olsun, o dönem dinlediğin bir şarkıyı duyduğunda beynin otomatik olarak o yılların kaydını açıyor. Kısacası beynin, gençlik şarkılarını ömür boyu silinmeyecek bir hard diske kilitliyor!
İlk aşklar ve heyecanlar şarkılarla eşleşerek ölümsüzleşir.
Gençlik yılları demek; hormonların lunaparktaki tren gibi bir yukarı bir aşağı gitmesi demek. İlk aşkın o mideyi kelebeklendiren hissi, ilk kalp kırıklığının o dünyanın sonuymuş gibi gelen acısı hep bu dönemde yaşanıyor. Bu devasa duygusal fırtınaların ortasında arkada çalan şarkılar, beyindeki dopamin (mutluluk) ve oksitosin (bağlılık) hormonlarıyla tek bir vücut haline geliyor. Şarkı bittiğinde bile o duygu durumu hücrelerine işlediği için, büyüdüğünde o şarkıları her dinlediğinde aynı duygusal yoğunluğu pürüzsüz şekilde yeniden hissediyorsun.
Her nesil ebeveynini çıldırtacak yeni bir tarz yaratır.
Müzik hiçbir zaman sadece notalardan ibaret olmadı; o her jenerasyonun kendi ebeveynine çektiği bir resttir! Her yeni kuşak, bir önceki neslin hantallaşmış, muhafazakarlaşmış veya onlara göre 'sıkıcı' kalmış kalıplarını yıkıp geçmek ister. 70'lerin gençleri uzun saçları ve elektro gitar distorsiyonlarıyla babalarını çıldırtırken, 90'ların gençleri bol pantolonlar ve sisteme sallayan Rap sözleriyle isyan bayrağını çekti.
Gençler müzik zevkiyle kendilerini akranlarına kanıtlamak ister.
Ergenlik dönemi, insanın 'Ben kimim ve bu dünyadaki yerim ne?' sorusuna deli gibi cevap aradığı bir varoluşsal kriz evresidir. İşte müzik tarzları tam bu dönemde imdada yetişir ve gençlere hazır bir kimlik sunar. Rocker mısın, Rapçi mi, pop müziğin renkli dünyasında mısın yoksa yeraltı kültüründe mi? Dinlediğin müzik tarzı sayesinde hem kendi sınırlarını çizer, ailenden farklı bir birey olduğunu kanıtlarsın; hem de okulda, sokakta senin gibi düşünen kendi akran grubunu jet hızıyla bulup o gruba ait olursun.
Savaşlar, krizler veya dijital yalnızlık şarkıların ritmini belirler.
Her jenerasyon kendi zamanının ruhuyla, yani o dönemin dünyayı sarsan olaylarıyla yoğrulur. Müziğin ritmini ve sözlerini aslında o yılların haber bültenleri, ekonomik krizleri ya da teknolojik sosyalliği belirler. Vietnam Savaşı’nın gölgesinde büyüyen Baby Boomer kuşağı hippi/rock kültürüyle barış çığlıkları atarken, 80’lerin İngiltere’sindeki işsizlik dalgası öfkeli Punk müziği patlattı. Günümüz gençleri ise dijital dünyanın getirdiği o kalabalık içindeki yalnızlık hissi yüzünden Lo-Fi ritimlerine ve melankolik synthwave şarkılarına sığınıyor. Şarkılar, o kuşağın ortak dert ortaklığıdır.
Müziği tüketme şekliniz doğrudan sevdiğiniz tarzı şekillendirir.
Müziği nasıl tükettiğin, ne tarz müzik seveceğini farkında bile olmadan baştan aşağı şekillendirir. Eski kuşaklar bir albümü plak veya kaset olarak satın almak zorundaydı; bu yüzden albümün başından sonuna kadar bir hikaye anlatan uzun soluklu konsept Rock veya Anadolu Rock şarkılarına aşık oldular. X kuşağı kaset doldurup Walkman ile müziği sokağa taşıdı, müzik kişiselleşti. Z kuşağı ise tamamen algoritmaların, TikTok akımlarının ve Spotify listelerinin içine doğdu. Bu yüzden şimdiki tarzlar tek bir türe bağlı kalmayan, saniyeler içinde tüketilen, çok hızlı değişen 'türsüz' ve dinamik şarkılardan oluşuyor.
Hayat zorlaştıkça beynimiz gençliğin o tasasız şarkılarına sığınır.
Büyümek gerçekten tuzaklarla dolu ve yorucu bir macera. Faturalar, geçim dertleri, iş stresi ve hayatın o gri gerçekleri üst üste binmeye başladığında, beynimiz bizi korumak için psikolojik bir savunma mekanizması geliştirir: Nostalji. Gençlik yıllarının müzik tarzına geri dönmek, aslında en büyük derdinin yarınki matematik sınavı olduğu, faturaların ödenmediği o 'tasasız ve güvenli limana' ücretsiz bir zaman yolculuğu bileti almaktır. O eski şarkıyı dinlerken aslında şarkıyı değil, kendi kaygısız çocukluğunu özlüyorsun.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın