Nazilerin Zulmü Yüzünden Eşiyle Birlikte İntihar Eden Stefan Zweig'in Üzücü Hikayesi

67PAYLAŞIM

Bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnız…

demiş vakti zamanında Stefan Zweig.

Ruhunun derinlerinde, mahkum edildiği yalnızlığın her türlü acısını yaşamış, sıkıntılar içinde boğulmuş ve sonunda zor bir ölümü seçmiş.

Bir yazarın yaşayabileceği en talihsiz şeyleri yaşamış Zweig, bu acılar da onu intihara kadar sürüklemiş…

Stefan Zweig, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1881 senesinde Avusturya’da doğmuş.

Yazmaya olan doyumsuz isteği ve yeteneği sayesinde henüz 23 yaşındayken felsefe doktorasını tamamlamış, sonrasında o dönemin en prestijli edebiyat ödüllerinden birisini kazanmış.

Zweig’in toplumu gözlemleyerek ve düşüncelerini kaleme alarak geçirdiği yılların ardından, yozlaşmışlığın farkına varması da geç olmadı haliyle.

I. Dünya Savaşı patlak verdikten sonra, savaş çığırtkanlığı yapan toplumun çoğunu karşısına almak pahasına, savaş karşıtı olduğunu pek çok açıklamasıyla ortaya koydu.

O dönem Avusturya'da bu düşünceleri açıklamak, savaşa karşı olduğunu belirtmek, ağır cezaları ve dışlanmayı göze almayı gerektirmekteydi elbette.

Kendisine yapılan tüm karalama çalışmalarına rağmen savaşa katılmayı reddetti ve bir şekilde savaş arşivinde çalışmaya başladı.

Zweig’in o dönemki düşüncelerini ve nedenlerini en iyi açıklayan cümlelerden birisi şu:

"Övünülecek bir görev olmadığını açıklayayım; ama böyle bir iş, Rus köylüsünün bağırsaklarını süngüyle delmekten daha uygundu bana”.

Savaş bittikten sonra pek çok yazar, şair ve bilim insanı savaş çığırtkanlığına devam etse de Zweig bildiği doğrudan ayrılmaz.

Savaşa methiyeler düzen kitaplar, şiirler yazmadığı için tepkileri üzerinde toplamaya devam eder.

Kendisi ile aynı düşüncelere sahip olan sadece birkaç ünlü düşünür, yazar vardı çevresinde.

Alman şair Rainer Maria Rilke ve Fransız şair Romain Rolland. Rolland ile karşılıklı mektuplaşmaları ve muhabbetleri yıllar boyu sürer.

Bir zaman sonra Zweig ve Rolland, İsviçre’de dünyanın her yerinden en önemli düşünürleri İsviçre’de bir panele davet eder.

Siyasi ve politik engellemeler nedeniyle bu panel gerçekleşemez fakat tüm dünyada savaş karşıtı düşünceler alev almıştır ve bunun öncüleri de Zweig ve Rolland’dır.

Almanya'da Nazi faşizmi iktidara geldiğinde eşiyle birlikte önce İngiltere'ye oradan da Amerika'ya giden yazar, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra Brezilya'ya giderek Petropolis kentine yerleşir.

Ne yazık ki bu kaçış da Zweig’i huzura erdiremeyecektir çünkü patlak veren savaş, tüm dünyayı ateşler içine atar ve bu ateş de en çok Zweig’in ruhunu yakar.

Almanya’da iktidara gelen Naziler, savaş karşıtı olan yazar, şair ve bilim insanlarına karşı da bir ‘savaş’ başlatır.

Bu değerli düşünürlerin, kendi lehinde kaleme almadıkları tüm kitapları bir bir yakmaya başlarlar ve kitapları yakılan yazarların ilk sırasında da Stefan Zweig vardır.

Zweig, Alman şair Kleist’ın, eşini ve kendisini silahla vurarak intihar etmesinden çok etkilenmiştir ve eşi Lotte’nin bu benzerliği kendilerinde de görmesini ister.

Zweig, bir soda şişesinin içine “Veronal” denilen zehri ilave eder ve bu şişeden 3 büyük yudum alır. Eşine şişeyi uzatırken “Yanıma gelmek arzusundaysan eğer bunu istediğin zaman yapabilirsin…” der.

Eşi Lotte ona son olarak şu soruyu yöneltir: “Beni seviyor musun?”

”Evet” cevabını verir Zweig ve Lotte, şişenin tamamını içip, çiçekli elbisesiyle eşinin yanına uzanır.

23 Şubat 1942 tarihinde eşi ile birlikte ölüme yürür Stefan Zweig.

İntiharından önce en çok okuduğu yazarlardan birisi olan Montaigne’in şu ifadesinde kendini bulduğu söylenir Zweig’in: “En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir…”

Zweig ve eşinin, Hitler ve taraftarlarının takındıkları düşmanca tavır nedeniyle intihar etmesinden tam 3 sene sonra tarih tersine döner.

Eşi ile birlikte intihar eden isim bu kez, Ruslara karşı büyük bir yenilgi alan ve Nazi faşizminin öncü ismi Hitler olmuştur…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
amber-esra-kirbas

en sevdiğim ve muhtemelen kitaplarını en çok okuduğum yazarlardan biridir ... ve bu yönünü de ayrıca çok seviyorum insanlar mutlaka kitaplarını okumalı ve çocuklarına arkadaşlarına da okutmalı... savaş hakkındaki düşüncelerini biraz daha anlamak için mecburiyet kitabını da özellikle öneririm

vo2

çok severim, okuyun okutturun, kitaplarının bazılarının arkasında intihar etmeden önce dostlarına yazdığı kısa mektubu vardır.

Görüş Bildir