Müzik Tarihini Değiştiren Çıkartma: Albümlerdeki 'Parental Advisory' İbaresi Aslında Nereden Çıktı?
Kaset veya CD dönemine yetiştiyseniz yabancı albümlerin köşesindeki o siyah beyaz etiketi kesin hatırlarsınız. Bugün dijital platformlarda gördüğümüz o küçük 'E' harfinin atası olan bu uyarı sadece basit bir bilgilendirme yazısı değil. Arkasında Amerikan müzik endüstrisini hizaya getirmeye çalışan politikacılar ile ifade özgürlüğünü savunan müzisyenlerin büyük çatışması yatıyor.
Her şey bir annenin Prince'in "Purple Rain" isimli albümünü almasıyla başladı.
1985 yılındayız. Dönemin nüfuzlu politikacılarından Al Gore'un eşi Tipper Gore, 11 yaşındaki kızına Prince'in çok satan 'Purple Rain' albümünü alıyor. Eve gelip 'Darling Nikki' şarkısını dinlediklerinde sözlerdeki açık ifadeler Tipper Gore'un hiç hoşuna gitmiyor.
Tipper Gore, bunun üzerine hemen güçlü kadınları bir araya getirip bir komite kuruyor.
Hemen kendi gibi güçlü bağlantıları olan kadınları toplayıp 'Parents Music Resource Center' (PMRC) adında bir komite kuruyor. Hedefleri belli: Reşit olmayan bireyleri şiddet, cinsellik ve kötü alışkanlıklara özendiren şarkılardan korumak. İlk iş olarak 'Filthy Fifteen' (Pis On Beşli) adını verdikleri bir liste hazırlıyorlar. Hedef tahtasında Madonna, AC/DC, Black Sabbath ve Prince gibi dönemin en büyük isimleri var.
PMRC'nin lobi faaliyetleri o kadar etkili oluyor ki Amerika Senatosu'na kadar taşınıyor.
Müzisyenlerin bu sansür girişimine tepkisi çok sert oluyor. İfade özgürlüğünü savunmak için meclis kürsüsüne üç isim çıkıyor:
Frank Zappa: Komitenin taleplerini hastalıklı bir düşünce olarak tanımlıyor.
Dee Snider: Twisted Sister grubunun korkutucu imajlı solisti. Komite onun kürsüde eğitimsiz bir serseri gibi bağırıp çağıracağını umarken Snider son derece mantıklı ve zekice bir konuşmayla şarkı sözlerinin nasıl çarpıtıldığını anlatıyor.
John Denver: Herkesin 'uslu çocuk' olarak bildiği sakin country şarkıcısı. Komite, Denver'ın kendi yanlarında yer alacağına çok emin. Ancak o da her türlü sansüre karşı olduğunu söyleyerek PMRC'yi büyük bir hayal kırıklığına uğratıyor.
Yasakların çekiciliğini hesaba kattığımızda planlar ters tepiyor resmen.
Senato oturumları sonrasında müzik endüstrisi (RIAA) geri adım atıyor ve 1990 yılında bugün bildiğimiz standart siyah beyaz etiketi basmayı kabul ediyor.
Ancak komitenin hesaplayamadığı bir insan psikolojisi var: Yasaklar her zaman merak uyandırır.
Örneğin The 2 Live Crew grubunun Banned in the U.S.A. albümünde bu ibare mevcut.
90'lı yıllarda rap ve rock kültürü yükselirken bu etiket gençler için bir ebeveyn uyarısı olmaktan çıkıyor. Aksine bu etiket aslında bulunduğu albümde gerçek, sert ve sansürsüz bir şeyler olduğu anlamına gelen bir isyan madalyasına dönüşüyor. Gençler müzik dükkanlarında özellikle üzerinde bu etiket olan albümleri arar hale geliyor. Satışları düşürmesi beklenen bu hamle tam tersine etiketli albümlerin satışlarını patlatıyor.
Tabii işin ticari boyutu da var.
Walmart gibi büyük mağaza zincirleri bu etiketli albümleri raflarına koymayı reddedince, plak şirketleri pratik bir çözüm üretiyor. Sanatçılar stüdyoya girip şarkıların iki farklı halini kaydediyor. Bir tarafta sanatçının istediği sansürsüz orijinal albüm satılırken diğer tarafta küfürlerin ses efektleriyle kapatıldığı veya sözlerin değiştirildiği radyoya uygun 'Clean' (Temiz) versiyonlar piyasaya sürülüyor.
Kısacası, reşit olmayan bireyleri korumak için atılan bir adım hem müzik endüstrisine yeni bir ticari kapı açıyor hem de asi gençlik için yeni bir statü sembolü yaratıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın