article/comments
article/share
Haberler
İçimizde Taşıdığımız Dağınık Oda: Kişisel Dağıntı Üzerine Bir Yolculuk

etiket İçimizde Taşıdığımız Dağınık Oda: Kişisel Dağıntı Üzerine Bir Yolculuk

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bir ev düşünün. Boyası taze, bahçesi bakımlı. İçeride ise kapısı hiç açılmayan bir oda. Yılların eşyası orada durur, kimden kaldığı unutulmuş bavullarla birlikte. Misafir geldiğinde o kapının önünden hızlıca geçilir. Sanki yokmuş gibi o oda.

Richard Barrett, Değer Odaklı Kurumlar kitabında o odaya 'kişisel dağıntı' adını veriyor. Aslında sözünü ettiği şey, entropi; yani insanın enerjisinin korkular, savunmalar ve çözülmemiş iç çatışmalar yüzünden karışması, dağınık hale gelmesi, boşa akması. Kapısı kapalı kalan o oda, yalnızca geçmişi saklamıyor; bugünkü davranışlarımızı da sessizce biçimlendiriyor. Sabırsızlığımız da oradan sızıyor, ani öfkemiz de, bitmek bilmeyen onay arayışımız da. O kapısı kapalı oda, biz fark etmesek de kararlarımıza, ilişkilerimize ve hayata verdiğimiz tepkilere sessizce eşlik ediyor. Odanın içi ise geçmişin karşılanmamış ihtiyaçlarıyla dolu.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Üç eski bavul

Üç eski bavul

Barrett psikolojik gelişimin ilk üç evresinden söz ediyor. Hayatta kalmak, ait olmak ve kendine saygı duymak. Bu evrelerin birinde ihtiyacımız karşılanmadıysa bilinçaltımıza korku kaynaklı bir inanç yerleşiyor. Sevilmediğine inanır insan… Yeterli olmadığına… Elindekilerin bir gün gidebileceğine... Yıllar geçer, unvanlar değişir ama yine de insan, farkında olmadan, seçimlerini korkularının sınırları içinde yapmaya başlayabilir. 

Şema terapinin kurucusu Jeffrey Young bu izlere erken dönem uyum bozucu şemalar adını veriyor. Çocuklukta yazılmış, yetişkinlikte tekrar tekrar sahnelenen senaryolar bunlar. Toplantıda söylenen masum bir cümlenin içimizde kopardığı fırtına genellikle o güne ait değildir; karşımızdaki kişi yalnızca replik vermiştir, oyunu biz çoktan ezberlemişizdir. 

Jung'un uyarısı nasıl da bu anlar için: 'Bilinçdışını bilinçli kılmadıkça o sizin hayatınızı yönetir, siz de buna kader dersiniz.' Barrett'in kişisel dağıntı dediği şey, Jung'un gölgesiyle aynı sokakta oturuyor. İkisi de görülmek istiyor ve görülmedikçe büyüyor.

Mihmandarınız kim?

Mihmandarınız kim?

Kitabın bende en çok yer eden ayrımı, nesneye gönderme ile öze gönderme arasındaki fark oldu. Barrett insanların iki farklı yerden yaşayabileceğini söylüyor. Biri dış dünyanın alkışıyla ayakta duran yaşam. Diğeri ise insanın kendi içindeki mihmandara kulak verdiği yaşam. Kim olduğunuzu işiniz, geliriniz ve çevrenizin alkışı belirliyorsa mihmandarınıza şüpheyle baksanız iyi olur diyor Barrett. Bu gözlem çok tanıdık. Etrafını hep evet diyenlerle çevreleyen liderler bu düzeyden çalışıyor çünkü kendileri hakkında iyi hissetmek için egolarının okşanması gerekiyor. 

İçinizdeki mihmandar yönetimi devraldığında, yönü artık dışarıdan gelen onay belirlemez. Yol, insanın değerleri, vicdanı ve hayat karşısında olgunlaştırdığı bilgelikle aydınlanmaya başlar. Kendinizi başkalarının sizin hakkınızdaki düşünceleriyle değil, kendi ölçülerinizle değerlendirirsiniz. Böyle insanlar eleştiriden korkmaz; yapıcı olanı gelişimlerinin doğal bir parçası olarak karşılar. Bu noktaya ulaşmak kolay değildir. Barrett'in yaklaşımı bu noktada Jung'un bireyleşme anlayışıyla güçlü bir ortak zemin kuruyor. Korkuların etkisi azaldıkça ve eksiklik duygusu hayatı yönetmeyi bıraktıkça, insan kendi hakikatine yaslanmayı öğrenir. Bireyleşme kişinin kendi hayatının mihmandarı olabilmesiyle mümkündür.

Önce kendine liderlik

Önce kendine liderlik

Daniel Goleman 1995'te Duygusal Zekâ'yı yayımladığından beri biliyoruz ki duyguları anlamak ve yönetmek akıllı kararların ön koşulu. Barrett bu zeminin üzerine bir kat daha çıkıyor. Kendinize liderlik edemezseniz başkalarına liderlik etme yeteneğiniz zarar görür diyor. Temelde duygusal zekâ var, sosyal zekâ ancak onun üzerine inşa edilebiliyor. 

Başlangıç noktası ise farkındalık yani bir adım geri çekilip içinizde akan düşünceyi izlemek. Sizi üzen konulara verdiğiniz tepkilerin geçmişten gelen karşılanmamış ihtiyaçlara dayandığını gördüğünüz an denge değişiyor. Kitabın bana en umut veren cümlesi de bu bölümde saklı. Bu ihtiyaçlar sizi kontrol etmek zorunda değil, aksine siz onları kontrol edebilirsiniz.

Liderin iç dünyası, ekibin iklimi olur

Bölümün kurumsal hayata bakan yüzü ise üzerinde durmaya değer. Barrett'e göre kültürel dağıntının kaynağı liderin kişisel dağıntısıdır. Barrett Values Centre'ın dünya genelinde yürüttüğü kültür ölçümleri de aynı yöne işaret ediyor. Korku kaynaklı davranışların yoğun olduğu kurumlarda bağlılık düşüyor, insanlar isteğe dayalı enerjilerini o kurum için harcamıyor.

Lider odanın termostatı gibidir. Kendi iç sıcaklığı neyse oda zamanla ona ayarlanır. Kaygılı liderin ekibi tetikte yaşar. Öfkeli liderin ekibi sessizleşir, geri çekilir, riskten kaçar. Barrett'in ifadesiyle çalışanlar sizden korkmaya başladığında bağlılıklarını ve iş birliği isteklerini kaybederler. Etrafınızda gördüğünüz dağınıklığın kaynağı bazen kapısını hiç açmadığınız o odadır.

O kapıyı açmak

O kapıyı açmak

Kendi korkularla yüzleşmek kolay değildir. Geribildirim alabilmek, kör noktalarına bakabilmek, 'Yeterli değilim.' diyen o eski sesin kaynağını merak edebilmek içten bir cesaret ister. Bu yolculuk zaman zaman sarsar, zaman zaman durdurur ama karşılığında ise insanın hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişki değişmeye başlar. Barrett'e göre korkular çözüldükçe güven derinleşiyor ve güven derinleştikçe sevgiye alan açılıyor. Kitabı, şu yalın cümleyle kapatmak istiyorum: 'Sevgi güçlü bir birleştiricidir, korku ise güçlü bir bölücüdür.'

O kapalı odanın anahtarı başından beri cebinizde duruyor. Kapıyı ne zaman açacağınıza yalnızca siz karar vereceksiniz.

* Barrett'in eserlerinde kullanılan entropy (entropi) kavramı, fizik kökenli bir terim olup kişi ya da kurumun korku temelli davranışlar nedeniyle enerjisinin verimsiz alanlara dağılmasını ifade eder. Bu kitapta kavram, teknik anlamını korurken okurda daha somut bir çağrışım oluşturması amacıyla 'dağıntı' sözcüğüyle karşılanmıştır. 'Dağıntı', TDK’daki anlamında değinilen salt düzensizliği değil; insanın dikkatinin, duygusal enerjisinin ve yaşamsal gücünün korkular, savunmalar ve karşılanmamış ihtiyaçlar nedeniyle farklı yönlere dağılmasını anlatan bilinçli bir çeviri tercihidir.

Kaynaklar

Richard Barrett, Değer Odaklı Kurumlar (The Values-Driven Organization).

Daniel Goleman, Duygusal Zekâ: Neden IQ'dan Daha Önemlidir, Varlık Yayınları, 2000.

Jeffrey E. Young, Cognitive Therapy for Personality Disorders: A Schema-Focused Approach.

C. G. Jung, Toplu Eserler (bilinçdışı ve bireyleşme üzerine).

Instagram

X

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam