Huzur Hayata Kattıklarımızla Büyüyor: Araştırmaya Göre Hayatı Anlamlı Kılan 4 Adım
Huzuru çoğu zaman sahip olduklarımızda ararız: daha rahat bir ev, daha yüksek bir maaş, daha az dert. Oysa psikologların 397 yetişkinle yürüttüğü bir araştırma, hayatı anlamlı kılan şeyin aldıklarımızdan çok hayata kattıklarımız olduğunu gösteriyor. Üstelik bu anlam duygusu, gelip geçen mutluluk anlarından çok daha uzun soluklu. Hayatınızı değiştirebilecek 4 adım şöyle:
Kaynak: Greater Good Magazine
1. Vermek, anlam duygusunu almaktan çok daha fazla besliyor
Florida State Üniversitesi'nden psikolog Roy Baumeister ile Stanford Üniversitesi'nden Jennifer Aaker'ın da aralarında bulunduğu ekip, katılımcılara bir ay boyunca hayatlarındaki mutluluk ve anlam duygusuna dair sorular yöneltti. Journal of Positive Psychology'de yayımlanan çalışmanın en dikkat çekici bulgusu verme ile alma arasındaki farktı. İlişkilerinde kendini daha çok 'alan' taraf olarak tanımlayanlar daha mutlu görünürken, kendini 'veren' olarak görenler hayatlarını belirgin biçimde daha anlamlı buluyordu.
Benzer bir tablo başka çalışmalarda da çıktı. 400'ü aşkın kişiyle yapılan bir araştırmada, başkalarına karşılıksız yardım edenlerin hayatlarındaki amaç duygusunun daha güçlü olduğu görüldü. Science dergisinde yayımlanan bir başka deneyde ise küçük bir tutarı kendine değil de bir başkasına harcamanın bile kişinin gününü güzelleştirdiği ortaya kondu.
Vermek illa büyük bir fedakarlık anlamına gelmiyor. Komşuya bir tabak yemek götürmek, bir arkadaşın taşınmasına el atmak ya da bildiğiniz bir şeyi birine sabırla öğretmek de bu kapsama giriyor. Araştırmacılara göre verme davranışı bir zorunluluk değil kendi tercihiniz olduğunda ve yaptığınız iyiliğin karşı taraftaki etkisini gördüğünüzde çok daha iyi hissettiriyor.
2. Sevdiklerinize ayırdığınız zaman hem mutluluğu hem anlamı artırıyor
Araştırmada hem mutlulukla hem anlamla aynı anda bağlantılı çıkan az sayıdaki unsurdan biri güçlü sosyal ilişkilerdi. Kendini yalnız hissetmeyen, etrafında güvenebileceği insanlar olan katılımcılar her iki ölçekte de daha yüksek puan aldı.
Ancak ayrıntıda ilginç bir fark var. Arkadaşlarla geçirilen zaman daha çok mutlulukla ilişkili çıkarken, aile ve en yakınlarla geçirilen zaman anlam duygusuyla bağlantılıydı. Yani dostlarla yapılan keyifli bir akşam yemeği moralimizi yükseltirken, annemizle uzun bir telefon konuşması ya da eşimizle sessizce içilen bir çay, hayatımıza daha kalıcı bir değer katıyor.
Bu bağları güçlendirmenin basit yollarından biri teşekkür etmek. Bir deneyde hayatlarına dokunan birine teşekkür mektubu yazan katılımcıların, sonrasında hayatlarını daha anlamlı bulduğu tespit edildi. Karşınızdakini yargılamadan dinlemek ve farklılıkları bir engel olarak görmemek de bu bağları besleyen alışkanlıklar arasında.
3. Kendini ifade edenler hayatlarını daha anlamlı buluyor
Çalışmanın bir diğer bulgusu, kendini ifade etmeye dönük uğraşların anlam duygusunu güçlendirmesiydi. Kendi kimliğini, değerlerini ve yeteneklerini ortaya koyan işler yapan katılımcılar hayatlarını daha anlamlı buluyordu. İlginç olan, bu uğraşların mutluluk ölçeğinde aynı etkiyi yaratmamasıydı.
Burada söz konusu olan büyük eserler değil. Akşamları birkaç akor çalışmak, büyükannenin tarifini kendi dokunuşunuzla yeniden pişirmek, balkonda birkaç saksı yetiştirmek ya da yarım kalan bir el işini bitirmek de bir şey üretmek demek. Asıl önemli olan başlamaktan korkmamak.
Araştırmacılar anlamın geçmiş, bugün ve gelecek arasında bağ kurmakla ilgili olduğunu da vurguluyor. Mutluluk daha çok 'şimdi'ye odaklanırken, ürettiğimiz ve geride bıraktığımız şeyler bu üç zamanı birbirine bağlıyor. Bu yüzden küçük de olsa bir şey ortaya koymanın etkisi, o anın keyfinden çok daha uzun sürüyor.
4. Zorluklardan kaçmamak hayata derinlik katıyor
Araştırmanın belki de en şaşırtıcı sonucu stresle ilgiliydi. Daha fazla endişe, kaygı ve stres bildiren katılımcılar daha az mutluydu ama hayatlarını daha anlamlı buluyordu. Sağlık, maddi rahatlık ve konfor ise mutlulukla bağlantılı çıkarken anlam duygusunu belirgin şekilde etkilemiyordu.
Bu, stresin kendisinin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmacılara göre anlamlı bir hayat çoğu zaman kendimizi aşan, zorlayıcı sorumluluklar üstlenmekten geçiyor. Bir çocuk büyütmek, hasta bir yakına bakmak ya da doğru bildiği bir mesleki kararın arkasında durmak, insanı yoran ama aynı zamanda büyüten deneyimler.
Kısacası cesaret, korkunun yokluğu değil. Korkarken de doğru bildiğiniz yönde ölçülü bir adım atabilmek, hayatı daha derin yaşamanın yollarından biri. Çalışmanın bu bağlantıları bir neden-sonuç ilişkisi olarak değil, birlikte görülen eğilimler olarak ortaya koyduğunu da not etmek gerek.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın