Hayatının Dönüm Noktalarıyla Gabriel Garcia Marquez'e Saygı Kuşağı

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

İspanyol edebiyatının hiç kuşkusuz en yetkin örneklerini veren, nobel ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Jose Garcia Marquez, ne yazık ki, 87 yaşında aramızdan ayrıldı. Marquez kalibresindeki bir yazar için "ölüm" bir hiç hükmündedir; çünkü Dostoyevski, Hemingway ya da Shakespeare de öldüler, ancak yazı denilen şey asla ölmüyor. Fikirleri hep aramızda dolaşacak bu büyük insanı, biraz hatırlamak ve onu önceden hiç tanımamış olanlara, onu tanıma fırsatı olsun diye bu derlemeyi meydana getirdim.

İşte oldukça kısaca Marquez:

Daha geniş bir okuma için

Marquez, 1927 yılında Kolombiya'nın Arataca kentinde dünyaya gelmiştir.

Büyükannesiyle büyükbabasının evinde ve teyzelerinin yanında büyüdü. Başkent Bogota’daki Kolombiya Ulusal Üniversitesi’nde başladığı hukuk ve gazetecilik öğrenimini yarım bıraktı. 1940’lardan başlayarak uzun yıllar gazetecilik yaptı.

Çoğu yazarda olduğu gibi, Marquez'in de başını Kafka yakmıştır!

“1947 yılıydı. On dokuz yaşındaydım. Hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğrenciydim… İlk sayfadaki giriş cümlesini hatırlıyorum, şöyle diyordu: “Bir sabah sıkıntılı rüyalarından uyanan Gregor Samsa kendisini yatağın içinde devasa bir böceğe dönüşmüş bulur.” … Lanet Olsun! Okurken böyle mırıldandım kendi kendime, “Bu doğru olamaz! Kimse böyle bir şeyin yapılabileceğini bana söylemedi! Demek olabiliyormuş! Öyleyse ben de yapabilirim! Lanet olsun! Benim büyükannem de böyle anlatırdı hikâyelerini… En olmadık masalları sanki gerçekmiş gibi.”

İllüstrasyon: http://deltoidhead.deviantart.com

İlk önemli eseri "Bir Kayıp Denizci"dir. 1955'te bir gazetede tefrika olarak yayımlan eseri, 1970 yılında Marquez kendi adıyla yayımlayana kadar, kimse bu satırların ona ait olduğunu bilmeyecekti!

O malum meşhur başyapıta giden yolda "Şer Saati" ve "Albaya Mektup Yok"u kaleme almıştır.

Bu arada Marquez, 31 yaşındayken gençlik aşkı Mercedes'le evlenmiştir.

Yüzyıllık Yalnızlığa gelmeden önce Büyülü Gerçekçilikten bahsetmek gerek biraz da. Marquez; Arjantinli Cortazar, Perulu Vargas Llosa, Meksikalı Carlos Fuentes'le birlikte Büyülü gerçekçilik akımının en büyük yazarlarındandır.

Bu 4 büyük yazar, Latin edebiyatını inşa etmiştir. Kimi zaman fantastik edebiyatın sınırlarına giren bu tür; ilginç bir şekilde dünyanın merkezini Bolivar ülkeleri (Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru) olarak kabul ediyor.

İşte Büyülü Gerçekçilik'ten ve Marquez'den etkilenen iki tanıdık kişi: Orhan Pamuk ve Çingeneler Zamanı filminin yönetmeni Emir Kusturica

Ve geldik o Malum Esere: Yüzyıllık Yalnızlık! Tam tamına 16 yıllık bir emeğin ürünü olan bu çok büyük eser, hemen hemen tüm "en iyi romanlar" liste ve soruşturmalarında ilk 10'dadır.

Marquez, bu eserinde aslında küçücük bir dünyayı anlatır. Bu dünyanın adıysa: Macondo. Macondo'yu gerçek bir yerle bağdaştırmak mümkün olmasa da aslında doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği şehir olan Aracataca'yı anlattığını söylemek yersiz olmaz!

Peki, nedir bu eseri bu kadar büyük yapan! Tamam dili harika, tamam fantastik öğeler oldukça keyifli... Ama değil! Bu eserin büyüklüğü, yazarın sadece ama sadece kendi küçük dünyasını anlatmasından gelir. Tıpkı Dostoyeski'nin Karamazov Kardeşler'de bir Rus köyünü anlatması gibi!...

Tıpkı Faulker’ın romanlarında olduğu gibi, Marquez de Maconda motifini kullanarak yaşadığı toplumun tüm öğelerini barındıran bir mikrokozmosu, hayali bir evreni yaratmıştır. Hikâyesini fantastik kurgular ve metaforlar eşliğinde sürdüren yazar, çocukluğunda kendisine sanki hepsi gerçekmiş gibi son derece ciddi bir yüzle olmadık hikâyeler anlatan ninesinden aldığı ilhamla bir büyülü gerçekçiliği okurlarına sunmaktadır. 

Daha fazla Spoiler yok, okumadıysanız mutlaka okuyun! Pişman olmayacaksınız..

Bu şaheser, ona 1982 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazandırdı.

Ayrıca yukarıda eserin yazılma süresine 16 yıl dedik ama Marquez, bir söyleşisinde "Tüm hayatım boyunca bu eseri yazdım" demiştir.

Yazarın diğer büyük eserleri:

Marquez'in lakabı Gabo'dur. Gabo'nun en samimi arkadaşlarından biri de Fidel Castro'dur.

Ne zaman Küba'ya gitse yakın dostu Fidel'e bir tomar kitap götürürmüş okusun diye. Hatta bir keresinde "entelektüeller pek önemsemese de mükemmel bir kitap" dediği Bram Stoker'ın Dracula'sını götürmüş Fidel'e, ki kitabı odasına götürdüğü vakit gece 2 civarıymış ve Fidel'in o gece uğraşması gereken yığınla işi varmış. Biraz konuşmuşlar, sonra Gabriel Fidel'i yalnız bırakmaya karar vermiş çalışması için. Ertesi günün akşamı Fidel Gabriel'i bulmuş ve gözlerinden uyku aka aka "Gabriel senin ağzına sıçayım" demiş; "o kitap var ya, onun yüzünden bir saniye bile girmedi uyku gözüme." 

Fidel Dracula'yı okumaya gece 4'te başlamış, sabah 11'e kadar aralıksız kitabı okumuş, ve haliyle bütün işleri aksamış.

Kaynak: Ekşi Sözlük/fluorescein

Gabo'nun son yazdığı eser ise: Benim Hüzünlü Orospularım (2004)

Böyle poz vermeyi ise çok sever.

Gabo 2009 yılında, yazmanın artık kendisine çok geldiğini söyleyerek yazarlığı bırakmıştır.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

KitapNobel
Görüş Bildir