Eşinizle Aynı Yemekleri Yemiyorsanız Dikkat!
Aynı evde yaşıyorlar, aynı saatte acıkıyorlar ama mutfakta iki ayrı yemek pişiyor. Biri protein sayıyor, diğeri karbonhidrattan kaçınıyor; birinin süt ürünleriyle arası yok, öteki akşam 8'den sonra bir şey yemiyor. Sonuç: iki tencere, iki tabak, iki ayrı öğün.
Sosyal medyada bu duruma takılan isim 'yemek boşanması' (food divorce). Kulağa masum geliyor — herkesin damak tadı ve düzeni farklı, kimse kimseyi kendi tabağına mecbur etmesin. Ama uzmanlar bu alışkanlığın zamanla çok daha temel bir şeyi aşındırdığını söylüyor.
Kaynak: New York Post
"Yemek Boşanması" Son Yıllarda Git Gide Artıyor
Bu trendin arkasında birkaç somut gelişme var. En belirgini, beslenme düzeninin giderek kişiselleşmesi. İkinci etken de tahmin edebileceğiniz üzere zayıflama iğneleri. Bu ilaçlar iştahı ciddi biçimde azalttığı için kullanan kişinin porsiyonu ve yemek saati eşinden tamamen ayrışabiliyor.
Buna gıda alerjileri, intoleranslar ve uyuşmayan çalışma saatleri eklenince ortak bir menü kurmak zorlaşıyor.
Türkiye'de de tablo çok farklı değil: Zayıflama iğneleri son birkaç yılın en çok konuşulan konularından biri, aralıklı oruç ve protein odaklı düzenler yaygınlaştı. Bizim mutfağımızda sofranın ağırlığı düşünülürse, bu ayrışma daha da göze batıyor.
Uzmanların hatırlattığı pratik bir taraf da var: İki ayrı menü demek daha fazla market masrafı, daha fazla hazırlık süresi ve daha fazla bulaşık demek. Yani 'herkese kolaylık' diye başlayan düzen, çoğu zaman iki kişiye de daha çok iş çıkarıyor.
Daha Sık Birlikte Yemek Yiyenlerde İlişki Doyumu Yüksek Çıktı
Konuyu ölçen taze bir çalışma var. Mannheim Üniversitesi'nden Ira Elisa Herwig, Vanessa Knobl ve Jutta Mata'nın Appetite dergisinde yayımladığı 'Two Forks, One Meal' başlıklı araştırma, Almanya'nın temsili FReDA paneline dayanıyor: 12.686 katılımcı ve onların 5.276 partneri.
Çıkan tablo şu: Çiftler haftada ortalama 10,23 öğünü birlikte yiyor ve özellikle aynı evde yaşıyorlarsa beslenme tercihleri birbirine benziyor. Daha sık birlikte yemek yiyenlerde ilişki doyumu, yaşam doyumu ve öznel sağlık algısı daha yüksek, depresif belirtiler daha düşük çıktı.
Diyetisyen Tanya Freirich'in bakışı da bu yönde: 'Yemek vakti birleşme, iletişim kurma, sosyal ilişkiler inşa etme ve bağ kurma zamanı olabilir.' Ona göre asıl risk, çiftlerin gün içinde birbirini kontrol edecek doğal bir anı kaybedip yavaşça 'ev arkadaşı' moduna geçmesi.
Peki çözüm herkesi aynı tabağa mecbur etmek mi? Değil.
Freirich'in önerisi 'modüler' sofra: Protein, karbonhidrat ve sebzenin ayrı ayrı pişirilip herkesin kendi tabağını kurduğu düzenler. Tacos, tahıl kâseleri, makarna gecesi ya da tepsi yemeği gibi.
Bizim mutfağımızda bu zaten var: ortaya birkaç zeytinyağlı, bir tencere yemeği, salata ve pilav koyup herkesin kendi tabağını yapması. Program farklı olabilir, masa aynı kalır :)
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın