Eşini Kaybettikten Sonra Türk Edebiyatının En Dokunaklı Şiiri 'Makber'i Yazan Abdülhak Hamid'in Cenazede Tanıştığı Bir Kadınla Evlenme Hikâyesi

-

Türk edebiyatının en ünlü eserlerinden biri olan 'Makber'i biliyorsunuzdur. "Eyvah! Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh u zâr kaldı." dizeleriyle başlayarak yüreğimizi dağlayan bu şiir, Abdülhak Hamid Tarhan tarafından, ölen eşi Fatma Hanım'a ithafen yazılmıştı. İronik olan ise, bu zamansız ölümün yüreğinde meydana getirdiği o tarifsiz acıyı dizelere dökerek, Türk edebiyatının belki de en acıklı şiirini yazan Abdülhak Hamid'in; rivayetlere göre Fatma Hanım'ın cenazesinde tanıştığı bir kadına aşık olarak, sonrasında onunla evlenmesiydi...

Türk edebiyatını yakından takip edin etmeyin, Makber'i mutlaka duymuşsunuzdur.

Türk edebiyatını bir kenara bırakın, dünya edebiyatında dahi, bir insanın üzüntüsünün bu denli iliklerimize işleyip; ruhumuza nüfuz edebilmesi nadirdir. İşte Makber öyle bir eserdir ki, okuyunca sizi iliklerinize kadar ürpertir...

Tanzimat edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Abdülhak Hamid Tarhan, ilk eşi Fatma Hanım ile Edirne'de, Nasuhi Bey'in konağında evlenir.

Fatma Hanım bu sıralarda henüz 13 yaşındadır. Tanışmalarına ve evlenmelerine dair pek çok rivayet bulunsa da, Abdülhak Hamid'in evliliğinde çok mutlu olduğu ve Fatma Hanım'ı daima kaybetme korkusu yaşadığı bilinen bir şeydir.

Önceleri evlenmek istemeyip, kimseleri beğenmeyen Abdülhak Hamid, Fatma Hanım'ı bulduktan sonra hayatının saadetine erişmiştir.

Öyle ki hatıralarında Fatma Hanım'dan, “Beraber gezerken düşecek diye tutacak oluyordum. Uyurken bir akşam uyanmayacak, ölecek gibi duruyordu. Güldüğü zaman güzelliğini uçacak sanıyordum.” diye bahseder.

Abdülhak Hamid, onu kaybedeceğini belki de içten içe hissediyordur; kim bilir...

Abdülhak Hamid ve Fatma Hanım'ın Hüseyin ve Hâmide adında iki çocuğu olur. Bu yıllar, Hamid’in Garam şiiriyle birlikte, Sardanapal, İçli Kız, Sabr-ü Sebat gibi tiyatro eserlerini kaleme aldığı yıllardır.

Abdülhak Hamid, Paris Sefareti İkinci Kâtipliği göreviyle Paris yaşamını yeniden deneyimleme fırsatı bulurken, eşi Fatma Hanım çocuklarıyla birlikte İstanbul'da kalır.

Çapkın bir diplomat olan Hamid, Paris'in kendisine sunduğu bütün nimetlerden faydalanır. Nitekim, Divaneliklerim adlı manzum eserinde, 19. yüzyıl Paris yaşamına ait mekânları ve otobiyografik unsurları bulmak mümkündür.

Yaklaşık iki yıl kadar Fransa'da yaşayan Hamid, Nesteren adlı oyununun konusu nedeniyle görevden alınır ve Türkiye'ye döner.

Bu süre içinde önce Edirne'ye giden Hamid, ağabeyinin Rize’de mutasarrıf olarak görevlendirilmesinin ardından, Berlin konsolosluğuna tayin edilir. Ardından ailesini Rize’ye, ağabeyinin yanına bırakarak Berlin'e doğru yola koyulur.

Odessa’ya gelince Berlin'e gitmekten vazgeçen Hamid, Hariciye'ye cinnet geçirdiğini yazar ve Rize'ye geri döner.

Hamid ailesini bırakmak istemiyordur. Ardından Gürcistan konsolosluğuna atanan Hamid, Poti’de bir süre kalsa da; geçim sıkıntısı şikayetiyle başka bir yere tayinini ister ve Yunanistan konsolosluğuna tayin edilir.

Asıl ızdıraplar ise, 1883 yılında başlar...

Bu dönemde ince hastalığa yakalanan karısı Fatma Hanım için, Bombay konsolosluğuna çıkan tayini kabul eden Hamid, buranın havasının Fatma Hanım'a iyi geleceğini düşünür. Ancak ne yazık ki geçen üç yılın ardından Fatma Hanım'ın durumunun da gitgide ağırlaşmasıyla İstanbul'a doğru yola çıkarlar.

Ancak kaderin cilvesi o ki, Fatma Hanım, İstanbul’a varamadan Beyrut’ta Vali Nasuhi Bey’in konağında hayatını kaybeder...

Şair Beyrut'ta kaldığı kırk gün boyunca Fatma Hanım'ın mezarını ziyaret eder ve o meşhur Makber şiirini yazar. Makber ile birlikte ünü imparatorluk sınırlarını aşan Hamid, bazı rivayete göre eşi Fatma Hanım'ın cenazesinde tanıştığı İngiliz Nelly Clower'a aşık olur. Kimi rivayete göre ise bu kişi, İngiltereli asil bir aileye mensup olan Lady Florence Gors'dır.

Başka rivayetlere göre ise Hamid, Lady Florence Gors ile Fatma Hanım'ın ölümünün ardından gittiği Londra'da tanışmıştır.

İngilizce dersleri aldığı bu kadına aşık olan Hamid ise, Gors'ın ailesinin gelirini yetersiz bulması nedeniyle aşkını kalbine gömmüştür. Hamid'in bu sırada İrlandalı bir hizmetçi ile de birlikte olduğu, ancak sınıf farklılıkları nedeniyle ondan da ayrıldığı söylenmektedir.

Yine bu rivayete göre, Nelly Clower ile de cenaze sırasında değil; Lady Gors ile olan gönül ilişkisinden sonra tanışmıştır.

1890 yılında ise Hamid'in, Nelly Clower ile İngiltere'de evlendiği kayıtlara geçmiş bir durumdur. Ancak trajedi odur ki Hamid, Nelly'nin aşırı derecede iyiliğinden ve onu hiç kıskandırmayan tavırlarından bunalır. Nelly'nin yalnız ona olan muhabbetiyle yetinmesinden rahatsız olur ve başka kadınlara yönelmeye başlar. Hamid hala evli olmasına rağmen, Miss Florence Ashly ile beraber yaşamaya başlar ve hatta İstanbul’a birlikte gelirler.

Abdülhak Hamid'in kadınlara düşkün bir yaradılışı olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir...

Hatıralarının yanı sıra kişisel mektupları da, bu herkesçe bilinen gerçeği doğrular niteliktedir. Öyle ki aldattığı eşi Nelly ve sevgilisi için, “Nelly dikensiz bir gül, Florence hercâi benefşe idi (Bilmem menekşe mi demeliydim?). Biri her ne kadar hercâi ise diğeri o kadar hâhiş-ger-i tenhayî olan bu iki kuvve-i câzibe arasında mevkiimi nasıl muhafaza ettiğime kendim de hayret ediyordum...” demiştir.

Ancak trajedi o ki Hamid, ikinci eşi Nelly'i de tıpkı Fatma Hanım'ı olduğu gibi veremden kaybeder...

Hâmid, Nelly Hanım’ı kaybettikten sonra teselli bulmak için İstanbul’a gelir ve aynı yıl içinde başka bir kadınla evlenir...

Sizce de, Abdülhak Hamid'in yaşantısını, çapkınlıklarını ve kadınlara düşkün yaradılışını düşününce, Fatma Hanım'ın hemen ardından başka bir kadına aşık olma ihtimali olağan görünmüyor mu...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
tc-ahmet-ozan-sen

Son eşi Lusyen Hanım'ı da ekleyelim. Dolmabahçe'de Atatürk'ün sofrasında bir akşam, eşini "var mı benim zevcem gibisi, tekmil Türk hanımları arasında" diye övmeye kalkınca fırçayı yemiştir (bir rivayete göre "buyurun beyefendi?" "Aman paşam, beyefendi denmesinden hoşlanmam adam deyin yeter" "Ben de onu diyemiyorum size Abdülhak Bey"diyaloğu bu olay üstünedir).

jimmy-kane

şiiri cenazeden önce mi yazmış? eğer sonra yazmış ise, cenazede evleneceği aşkı bulduktan sonra o şiiri nasıl yazmış? kronoloji diye bir şeyden haberiniz var mıdır? var ise kronoloji bilginizi kullanmayarak ne yapmak nereye varmak istemektesiniz? başka sorum yok.

enk-capital

Kadınlara düşkün olmayan bi erkek mi var? Eşcinsel olsa erkeklere düşkün olurdu. Herangi bi düşkünlüğü olmaması için aseksüel olması lazım.

doctor-what

bir kere edebiyat hocamız "siz normal şekilde anlatınca anlamiyorsunuz" deyip bu şekilde Tarhan'ın aşk hayatını filan magazinsel bir edayla anlatıp araya da eserlerini sıkıştırmıştı

alwrich

Fotolara bakar mısınız şıklık naiflik asalet akıyor, o dönemde yaşamak isterdim👌🏻😌🤗.

Görüş Bildir