Bu Felaketi Biz Yarattık: 50 Yıl Önce Bereketiyle Göz Kamaştıran Ama Yanlış Uygulamalarla Çöle Dönüşen Aral Gölü

-

Bazı felaketler vardır, önüne geçmek neredeyse imkânsızdır, bazıları ise sadece insanlığın yani bizlerin eseri olmasına rağmen tarihin gidişatını değiştirir. İşte tam da böyle bir felaketten, Aral Gölü'nün insan eliyle yok edilmesinden bahsediyoruz. Twitter'da Allen McAllister adlı kullanıcının zincirine kulak verelim.

Kaynak: https://twitter.com/jasonmcateer7/status...

Her şeyi en başından alalım.

50 yıl öncesine kadar Orta Asya’nın bağrına karabasan gibi çöken Karakum ve Kızılkum çöllerini yararak bölgeye hayat veren Siri Derya ve Amu Derya nehirlerinin on binlerce yılda ilmek ilmek örerek meydana getirdiği gölün adıdır Aral.

Dünyanın en büyük 4. kapalı havzasıdır, bu nedenle göldür ancak taşıdığı heybet sebebiyle birçokları için ‘deniz’dir.

Zira Marmara Denizi'nin yüzölçümünün yaklaşık 7 katı büyüklüğündedir.

Aral’a hayat veren Siri Derya ve Amu Derya nehirlerinin taşıdığı bol oksijenli, alüvyonlu ve yüksek debili sular nedeniyle gölde canlılık ve eko zenginlik ortalama bir göle oranla 6 kat daha fazladır. Gölün kuzeyi tatlı suya sahipken, güney bölümü tuzludur.

Bu durum göldeki balık ve diğer canlıların türünü daha da artırmaktadır. Sahip olduğu bu zenginlik sebebiyle Aral Gölü çevresi ve onu besleyen Siri Derya ile Amu Derya nehirleri tarih boyunca daima uğruna savaş verilen bereketli topraklar olmuştur.

II. Dünya Savaşında Sovyetler’de yaşanan kıtlık dahi gölden avlanan ve adeta tükenmek bilmeyen balıklar sayesinde aşılmıştır.

Savaşta Almanlar tarafından Karadeniz başta olmak üzere tüm denizleri abluka altına alınan Sovyetlerin balık avlayabildiği tek saha Aral Gölü’dür.

Aral Gölü'nün bereketi, kapana kısılmış bu coğrafyaya adeta bir destek kuvveti gibi yetişmişti.

Bu zor zamanda cömertliğini esirgemeyen Aral’dan gelen balıklar sayesinde bütün Sovyet ülkesi ayakta kalabilmiş ve savaşı kazanmıştır.

Çevresinde yer alan balık işleme fabrikalarında çalışanlar ve balıkçılar savaş sonrası Sovyet yönetimi tarafından Sovyet üstün hizmet madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ancak kıtlığın üstesinden gelen balıkçılar değil, gölün kendisidir!

Peki, tahmin edin bu açmazın ardından yönetim ne yaptı?

Sovyet yönetimi gölün öneminin farkında olmadığı için çok büyük bir nankörlükle gölün hayat damarları olan Siri Derya ile Amu Derya nehirlerini 1960’larda kesmiş ve felaket sürecini başlatmıştır.

Süreç şöyle gelişir; 1960’lara gelindiğinde pamuk üretimi çok kısıtlı olan Sovyetler, bu önemli sanayi hammaddesinin eksikliği sebebiyle Batı karşısında tutunmakta zorlanır. Ülkenin büyük kısmı buzul ve tundralarla kaplı olması sebebiyle pamuk üretimine elverişli alan çok dardır.

Maveraünnehir denilen sıcak ve kurak bölge bunun için uygun olsa da, sulama yetersizliği sebebiyle pamuk ekimi mümkün olmaz.

Stalin’in aldığı 1956 tarihli bir kararla bu sorunun üstesinden gelindiği düşünülür.

Bu karara göre Siri Derya ve Amu Derya nehirleri üzerinde 20’ye yakın sulama barajı inşa edilecek ve bölgenin su sorunu çözülerek pamuk hasadı hız kazanacaktır. Stalin’in bu projesi 1960’larda çok büyük sevinç ve övgüyle karşılanır.

İnsanların hararetle alkışladığı bu “çılgın” proje sayesinde Sovyetler yeterince pamuk üretebilecek ve Batı’ya karşı kora kor mücadele edebilecektir.

Düşünüldüğü gibi de olur, 1970’lerin ortasında Amu Derya’nın suladığı Özbekistan toprakları adeta pamuk cenneti haline dönüşür.

Özbekistan sadece 10 yıl içinde en fazla pamuk üreten 3 ülkeden biri haline gelir. Üretilen pamuk hem Sovyet sanayisine can verir, hem de ihraç edilerek ülkeye gelir sağlar.

Bütün bunlar olurken kendi köşesinde atar damarları kesilmiş halde bulunan Aral’ı kimse umursamaz.

Bu devasa su kütlesinin birkaç sulama kanalı yüzünden zarar görebileceği kimsenin aklına gelmemiştir çünkü.

Ancak 1970’lerden itibaren göl bu ekolojik sabotaja cevap verir ve her geçen gün biraz daha çekilmeye başlar. Yıllar içinde Sovyetler’in pamuk hasadı artarken, Aral’ın sınırları daralır

1960’da 75.000 km2 olan göl sadece 20 yıl içinde yarı oranında küçülmüştür.

Bu süre zarfında gölün tuzlu suyla kaplı güney bölümü kuruduğu için balık çeşitliliği de yarı oranında azalır.

Sonraki 20 yılda Sovyetler yıkılır ve göl kıyısında yer alan Kazakistan ve Özbekistan bu acı kaderle başbaşa kalırlar.

2000 yılına gelindiğinde gölün tabii sınırları 1/40 oranında küçülmüş ve ekosistemdeki canlılık tamamen yok olmuştur. Zira kuruyan sularının geride bıraktığı tuz ve mineraller nedeniyle havzada tuzluluk oranı Kızıldeniz’in 3 katına çıkmıştır.

Bu nedenle balık türleri yok olurken, göl yüzeyinde oluşan “Aral Çölü” toksik maddeler ve zararlı kimyasallarla kaplanır.

Verimli bir gölden, daha doğrusu bir 'deniz'den çöle giden bu yolculuk...

Çöl rüzgarlarıyla havaya karışan bu zararlı maddeler yüzünden bölgede kalıtsal hastalıklar ve kanser vakalarında patlama görülür.

Bugün, bir zamanlar son derece popüler olan ve göç toplayan göl çevresi müthiş bir hızla göç vermektedir.

Şu an Aral Gölü, bir zamanlar hayat verdiği Karakum ve Kızılkum çöllerinin hemen yanında, yeni adıyla ‘Aralkum’ çölü olarak uzanmakta ve malesef çevresine zehir saçmakta.

İnsanlık olarak ne zaman bu yıkımla sonuçlanan kararlarımıza bir dur diyeceğiz?

Bu içerikler de ilginizi çekebilir. 👇

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ahubostanciii

sikip attik dunyayi kopsun artik su kiyamet

lucinda-yumi-kane

Yalnız canım Stalin 1953'te öldü. 1956'da nasıl karar alabiliyor bu adam? Doğru düzgün araştırıp da yazın bir..!

saffet-filiz

Ölmeden önce planlanmış olabilir.

bademlicikolatta

içim acıyor doğaya karşı yaptığımız her kötülüğü görünce...

karacambaz

haahhh bak gördün mü kanal istanbul yapılınca başımıza ne gelecek? ama uyanmazsın neden çünkü batı bizi kıskanıyor değil mi?

cadman

kanal istanbulla ne alakası var nasıl bir kurguyla bağlantı kurdun

oraletosman

Dün kanal istanbul ile alakalı bir galeri vardı onu oku

karacambaz

kanal istanbul marmara ve akdeniz dolayısıyla karadenizin doğal yapısını, tuzluluk oranını bozacak. bunula beraber oksijen oranını bozarak içerisinde bulunan yaşamı da tahrip edecek. arkadaş hiç mi araştırmıyorsunuz? hiç mi okumuyorsunuz? hiç mi sorgulamıyorsunuz? yıllardır okullarda öğretiliyor boğazda çift yönlü ( deniz altından ve yüzeyden) akıntı var diye. biraz kafa lazım tutabilmek için. biraz dersinizi dinleseniz yararlı birşeyler okusanız bu durumda olmazdık zaten...

birinci-tekil-birey

Ürettiğiniz pamuğu götünüze sokun şimdi. Önemsenmese de tabiatın sağladığı doğal eko sistem her zaman sanayinin önünde gelir. Ayrıca güncel bir başka örnek ise son hızla betonlaşmadır. Gün gelecek (hatta belki geldi) yaşam sadece o betonların arasında sürecek. Ne acı :(

Başlıklar

KanserSavaşTwittertatlı
Görüş Bildir