Bir Emre Hikayesi 2: Tek Başıma Çıktığım Seyahatin Bana Kattığı Şeyler

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Çıkan kısmın özeti:

... Uyumuşum, uyandığımda saat 11’e geliyordu. Böylece her sabah gün doğumunu yakalayacağım planımı da yemiş oldum. Yatakta doğruldum, her yanım ağrıyordu, ulan çok yürümedim de nedir bu ağrı sızı diye düşünerek banyoya gittim, 24 saat sıcak su vadeden otelde sular kesikti. Avradını s.kiyim diyerek çıktım, ıslak mendilimi aradım, evde unuttuğumu fark ettim, harika dedim, ikinci güne mükemmel başladım.

Fazla vakit kaybetmeye gerek yoktu, bir süre Edirne’yi dolaşıp, fotoğraflar çekip ardından derhal Kapıkule’ye giden bir araca atlayacak ve yürüyerek Avrupa seyahatimin ilk gerçek durağı olan Bulgaristan’a ulaşacaktım. Resepsiyona indim, sinirliydim; “Yahu sular kesik?!” diye çıkıştım resepsiyondaki 17-18 yaşlarındaki gence, abi belediye suları kestiyse biz ne yapalım dedi. Haklı gibiydi ama “deponuz olacak deponuz!” diye çıkışmaya devam ettim. Depo fikri o an oracıkta gelmişti aklıma, bazen çok pratik zekalı 9oluyorum diye düşünürken, çocuk abi gecesine 75 tl veriyorsun ya Allah aşkına, istersen her odaya lig tv’de koyalım… diyerek söylendi ve kimliğimi verdi. O an bir şey söylemedim, çünkü sözlerimi her şeyimi alıp çıkarken söylene söylene söyleyecektim. Kimliğimi aldım, anahtarları verdim, arkamı dönüp çıkarken “her şeye de lafınız var a.ına koyim, laf söyleyeceğinize iş yapın iş” dedim. Bu laf ona yeter diye düşünürken çocuk arkamdan “siktir git be sabah sabah” dedi. Duydum, çok iyi duydum ama duymazlıktan gelmek o an için daha iyiydi, çünkü evimden çok uzakta, bilmediğim diyarlarda çok güzel dayak yiyebilirdim.

Adımımı otelden dışarı atınca yüzüme vuran hafif rüzgar eşliğinde aklıma aç olduğum geldi. Ama öyle salak bir insandım ki ne Edirne ile ilgili bir gezi planı, ne Edirne’de ne yenir türünden bir hazırlığım vardı. Çünkü esasen yeme içmeye, konaklamaya para harcamayı düşünmüyordum. Gönlünü kazandığım köy teyzelerinin hazırladığı harika sofralar, yöresel lezzetler peşinde saatler, samanlıkta uyumalar gibi çılgın maceralara hazırlamıştım kendimi. Ancak Edirne’nin göbeğinde gönlünü kazanabileceğim bir teyze bulmak zor olabilirdi, bu açlıkla zaten kimsenin gönlünü de kazanamazdım. Acaba Edirne’nin nesi meşhur diye kısaca genel kültür hafızamı bir yokladım. Aklıma bir tek Kırkpınar geldi, kendimden utandım. Sonra burnuma kokusu mu geldi yoksa bir yerlerden aklıma mı geldi bilmiyorum ama ciğer dedim. Edirne’nin yaprak ciğeri meşhurdur! Çok sevinmiştim bu keşfime, çünkü gerçekten Edirne’nin meşhur olduğu bir gıda bulmuştum. Ancak saat daha 11 buçuktu, bu saatte ciğer yenir mi diye düşündüm. E Adana’da sabah 8’de ciğer şiş yeniyorsa Edirne’de de yaprak ciğer yenir elbette diye düşünüp kendimi ilk bulduğum ciğerciye attım.

Gönül isterdik ki Selimiye Camii’ne gezip görmek, Mimar Sinan’ı yad etmek, bu ustalık eserinin tadını çıkarmak için gelmiş olayım ancak tuvaletine gidip kusmam gerekiyordu. Sabah sabah ciğer yemenin iyi bir fikir olmadığını o an fark ettim. Midem çok fenaydı, biraz kussam geçeceğini düşünüyordum. Kapıda gördüğüm amcaya tuvaleti sordum, tuvaletin yerini tarif ederken suratında Burger King elemanlarının sadece tuvaleti kullanmaya giren kişilere attığı bakışın benzeri bir bakış vardı. Şu an bunu düşünecek durumda değildim, koşarak tuvalete girdim ve yaklaşık yarım saatin ve 3 kere kusmanın ardından hala tam düzelmemiş olarak çıkıp cami avlusundaki şadırvana oturdum. Biraz su içtim, yüzümü yıkadım, dinlendim… Ama yok karın ağrım geçecek gibi değildi, betim benzim de atmış olacak ki yanıma yaklaşan iki kişi neyim olduğunu sordu, midem bulanıyor dedim. Hemen aşağıda sağlık ocağı var dediler, gerek yok birazdan düzelirim dedim. Düzelemedim.

2 saattir tıp tıp damlayan serumu izliyorum. Hayatımdaki ilk gıda zehirlenmesini kendimi bulma yolculuğumda yaşamamın bir anlamı olmalı, bu da kendimi tanımamış bir parçası diyerek rahatlatıyorum kendimi ama hiç iyi değilim. Buradan eve gidecek olsam hiç bir sorun yok, ancak Çevre yolu, Kapıkule, Bulgaristan, gönlünü çalacağım teyzeler ve amcalar sıralaması var daha önümde. Saat 15.12 oldu bile, buradan 5’te çıkabilsem, 7 gibi Kapıkule’de olsam, Bulgaristan’ın içlerine ilerlemek 2 saatimi alsa saat en az 9 olur… O saatten sonra kimin gönlünü fethedip de samanlığına yerleşeceğim diye düşünmekten gözlerim doldu. Hatta hala Bulgaristan’da nereye gideceğimi bile bilmiyorum, adam gibi haritayı çıkarıp incelemedim ki, Kapıkule’den çıktıktan sonra en yakın yerleşim birimi nerede? otostop imkanları neler… Ya telefonumda 3G bile yok şu anda, güya kahvaltıdan sonra halledecektim onu da. Ya ben neden… Offf.

tinypic.com

Bu gece misafir edeceğiz sizi diyen doktora, manyak mısın sen ya dedim istemsiz olarak. Benim bir sürü işim var, daha yurt dışına çıkacağım dedim. Ciddi bir zehirlenme yaşamışsınız, burada kalmasanız bile yurt dışına çıkışınızı ertelemenizi öneririm dedi, uçakla mı gideceksiniz diye ekledi. Ona içerisinde kapıkule ve gönül çalma geçen planımı anlatınca “sen nerenin malısın?” der gibi baktı yüzüme. Emre Bey şaka yapıyorsunuz herhalde dedi. Yoo gayet ciddiyim, beni bekleyen yerler var dedim, tam bir maceracı gibiydim, bunu derken sanki kurşun yemiş gibi karnımı tutarak zorla doğruldum. O an aklıma “tamam kalacağım” deyip gece serumu hışımla söküp camdan atlayarak kaçma fikri geldi. Maceraperver biri bunu yapmaz mıydı? Elbette yapardı. Ama g.tüm yemedi haliyle. Kesinlikle bu kadar yol yapmanızı, dışarıda kalmanızı önermiyorum, ama sizi burada zorla tutacak halimiz de yok. Ben kalmanızı öneririm, ancak illaki gideceğim derseniz lütfen serum birince haber edin konuyu bir kere daha görüşelim dedi. Yurt dışı için sağlık sigortası yaptırdınız umarım dedi. Tabii ki dedim, ama bu dediğini o an duymuştum. Bir kere daha kafanı s.keyim senin Emre diye hayıflandım.

Beni getirdikleri yerin sağlık ocağı değil de özel hastane olduğunu uykuya dalmadan az önce iğne yapmak için gelen hemşireden öğrendim. Gerizekalı hangi sağlık ocağı hasta yatırır ki zaten. Bakalım otele verdiğim 75 liraya yanarken burası beni ne kadar doğrultacak… Of Allahım ya, gönlü çalınacak insanlar beni beklerken şu düştüğüm hallere bak. Bari yarın şu sigorta işini de halledeyim…

Devam edecek...

Onedio Goygoy'u Facebook'tan takip etmeyi unutmayın!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
elif-barut

Ahahahaha en eğlenceli yazı dizisi :D Emre ölmee

sevimsiz-kedi-yavrusu

bu adam gezer bence bulgaristanı ama bu yolda nelerini kaybeder bilemedim :D

ahmetsemih

baba zevkle takip ediyorum yazıları,mahalleden dışarı çıkmamış elemanların yazdıklarını takma kafaya

kafa-sesi

Bu çocuk tam bir gerizekalı. İstanbul-Roma arasını kuzenimle beraber yürüdüm.Dönüşü uçak ile gerçekleştirdik. Öncelikle kendsini çadır/uyku tulumu alamadığı için tebrik ediyorum.Bu kadar baştan hata yapılır. Hikayesinde hiçbir yerde kalmamak olduğu için kalan eksiklerini saymayacağım ama en azından acil durum için hastahane/Otogar/Hava alanı/Klise gibi yerleri öğrenseydin. Özellikle kliseler hayat kurtarır.Kapıları herkese açık.Hristiyan olmayı düşündüm yolculuğum sırasında. Eğer bunu okuyorsan yada tanıyan birisi okuyorsa mutlaka bunu söyleyin.Yoksa o yolculuk bitmez.

lahme

insanların bilinç altına yapılmış bir operasyon gibi görüyorum bu galeriyi :) siz hayallerinizi sqtr edin gidin çalışın bize para kazandırın der gibi bir havası var

Başlıklar

Adana
Görüş Bildir