Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Billur Aktürk Yazio: Adalet Yoksa Cesaret de Yoktur

Anasayfa > Yazio

Savaşların, rekabetlerin arttığı, kimin nerede durduğunun her gün yeniden şekillendiği, biz görmeyiz dediğimiz olayların- gelişmelerin, bir anda yaşanabildiği, oldukça karmaşık, izlenmesi-anlaşılması zor, bir süreçle karşı karşıyayız.

Belki de tam da bu nedenle, adalet bugün, tüm dünyada, acil bir mesele olarak algılanıyor.

Belki de tam da bu nedenle, adalet bugün, tüm dünyada, acil bir mesele olarak algılanıyor.

Sınırda bekleyen göçmenler, büyük mülteci kitlelerinin yarattığı sorunlar, evlerinden – yurtlarından edilen gençler- kadınlar- çocuklar, tacizler, cinayetler, açlık ve susuzluktan ölenler, evsizler, okula- sağlık hizmetlerine ulaşamayanlar, iklim felaketleri... İnsanoğlunun neden olduğu bu fotoğrafa bakınca, ne dersiniz, doğruyla yanlışın belirlenmesinin temeli olan adalet , ölümlü insanoğlu için, bir anlam taşıyor mu?  Yoksa insanoğlunun adalet talebi, sadece kendisi- kendi hedefleri arzuları için mi? Mesela, siz ne kadar adilsiniz? ‘’Dünya daha adil bir yer olsun’’ derken, ‘bana- bizim tarafa biraz daha iltimas geçilsin’ demek istiyor olabilir misiniz?

Bazen, Orhan Gencebay’ın klasiklerinden biri gibi ‘’ batsın bu dünya’’ diye bağırasım geliyor. Çünkü, adaleti olmayan bir dünyada, adaletten söz etmek de bir ütopya. Hepimizin son günlerde daha sık konuştuğu, ‘’dünyada gelir ve servet adaletsizliği’’ yani ekonomik eşitsizlik ya da politik- toplumsal sorunlar, bir başka yazının tartışma konusu olarak bir yanda dursun, sormadan da edemiyorum.  Mesela, herkesin adalet talebi gerçekleşse, dünya daha adil bir yer olur muydu?  Olursa, kime ve neye göre olurdu?

Şunu demek istiyorum, etrafınıza baksanıza, herkes karşısındakine, yaşama dair tüm algıları- değerleri, kendi bakış açısıyla kabul ettirmeyi zorluyor. Hayat, kendi tarafına uygun şekillensin istiyor.  Peki, böyle bir dünyada, herkes için, hangi – nasıl bir adalet fikrinden istifade etmek mümkün olabilir? Dahası, popülist yaklaşımların, alamet-i farikalarından, kendilerini kitlelerin sözcüsü, temsilcisi gibi konumlandıran insanların, içi bomboş söylemlerine bakın. Bu kadar hamaset içinde, toplumsal adalet talebi hangi noktadan şekillendirilebilir?  Sanırım 2017 Dünya raporundaydı, ’demagoglar insan haklarını tehdit ediyor’’ saptaması açıklanmıştı. İnsan haklarının tehdit edildiği bir dünyada, adalet talebi, nasıl bir karşılık bulabilir? Düşünsenize, artan ırkçılık ortada, fanatiklerin demagogların çok  olduğu bir dünyada, hangi adaletten söz edeceğiz?

Batılılaşmaya, genellikle ‘’modernleşmek’ anlamını yüklüyoruz.

Batılılaşmaya, genellikle ‘’modernleşmek’ anlamını yüklüyoruz.

Elbette, örneğin 20. yüzyıl batı değerlerinde, öykünülecek bir çok alan var. Peki ama, batılı olmayan ülkelere, batılı değerleri kabule zorlamak, modernleşmek demek midir? Tabi burada, değerler derken, evrensel insani değerleri kast etmiyorum. Ben, ideolojik bir yayılma programının altını çizmek istiyorum. Çünkü çoğumuz modernleşmeyi, bize servis edilen şekiller – dayatmalar üzerinden algılayıp, uymayanı çağ dışı diye etiketlerken, bir ideolojik yayılmanın kullanışlı aptalı olabiliyoruz. Bangledeş‘te, İngilizlerin ünlü geleneksel oyununu ‘kriket’, oynayan çocuklar görmüştüm. 

Bu yarı çıplak – yarı aç çocuklar oyunu, kriket sopası diye ellerinde sıradan tahtalar, top olarak da bitkilerden oluşturdukları, iple etrafını sardıkları bir yumak ile oynuyorlardı. Bu içimi acıtan görüntünün nedeni, sadece fakirlik değil. Çünkü, dünyanın her yerinde olduğu gibi, Bangladeşte’de çocukların kendilerine özel oyunları – oyuncakları mutlaka vardır. Ama bir toplumda, yabancı, içselleşmemiş, sadece özentiden kaynaklanan bir şey, ancak bu kadar acıklı görünebilirdi. Frantz Fanon’un çok sevdiğim bir sözü vardır; ‘’sizi sömürgeleştiren yabancıların sizde yarattığı en büyük yıkım, zamanla sizin kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır’’ der. O halde, şöyle soralım mı, kültür emperyalizmi üzerinden güç devşiren egemenlerde, hak taleplerinin karşılığı var mıdır?  

Dahası, adalet fikri eşittir demokratikleşme ya da modernleşme dediğimizde, bunun kuralları yalnız batının tekelinde midir, bu kuralları sadece Batı mı belirler?  Diyelim, evet… Çünkü batıda insan hakları – o, bu, şu, bla... Bla süper… O halde, tüm dünyada, ama özellikle Batıda artan nefret suçlarını nereye koyalım? Artan ırkçılık, farklı kültürlere ya da başka inançların ritüellerine hoşgörüsüzlük... Mesela mültecilerin çoluk çocuk bindikleri botları- tekneleri batırırken, zevk için öldürürken ne kadar da adil ve Batılı görünüyorlar değil mi?  Örneğin Almanya’da geçtiğimiz senelerde Yahudilere ‘’büyük kentlerde kipa takarak dolaşmayın’’ diye bir çağrı yapılmıştı. Dahası, okullarında 'Yahudi düşmanlığı ile mücadele kampanyası' başlatılmıştı. İslam ile ilgili ihlallere hiç girmiyorum. Dolayısı ile, batılılaşma kavramını, tam olarak yerine oturtmadan, taklit çerçevelerle, hak ihlallerinin önüne geçemeyeceğimiz, bu konudaki acil adalet taleplerine cevap bulamayacağımız ortada.

Gelelim kadınlara…

Gelelim kadınlara…

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi için, her yerde on binlerce kez yazılıp – çizilen ‘’tekrar cümleler’’ kurmama gerek yok.  Ama şurası net, bir ülke ekonomisinde- üretiminde, kadınlar yoksa, o ülkenin yükselme şansı da yoktur. Bu realiteye rağmen, bugün, tüm dünyada ve ülkemizde, her statüden kadının hak ihlallerine birlikte şahit oluyoruz. Peki, yarısı erkek – yarısı kadın olan dünyada, kadınlara yönelik hak ihlalleri ve şiddet sürdükçe, daha da önemlisi, bu suçlara karşı, etkisiz kalan cezalar verildikçe, hangi adalet anlayışından ya da hangi adaletin öneminden söz edebiliriz?  İşte, kadınlar konusunda da adalet talebi, bu yüzden çok acil bir mesele. Çuvaldızı kendimize batırırsak: Kadınlarını- çocuklarını yeterince koruyamayan bir adalet sisteminde yaşadığımız ortada.

Kadınlar, herkesin gözü önünde, tacize- tecavüze- hakarete uğruyor, tüm toplumda seyrediyor. Acaba seyredenler gizli bir haz mı alıyorlar? Hani modernleşme demiştim ya.  Şiddete karşı kendini savunmak için, en azından güvenlik güçleri gelene kadar, kadının kas gücünün yeterli olamadığı durumlar yaşanabiliyor. Bizim zamanımızda biri, bir genç kıza – kadına değil el kaldırmak - bıçak çekmek, en basiti, laf atsa, delikanlılar toplaşır pataklardı. Günümüzde ise, gözler önünde yaşanan şiddeti, tam bir batılı centilmen olarak, yine batılı tanımla ‘ignore’ edip, delikanlılarımız(!)

asla iki kişi arasına girmiyorlar.  Ananem derdi ki, ‘her pantolon giyen adam olmaz, her etek giyen kadın olmaz’. Kimse kızmasın, bence büyüklerimiz çok haklıymış. Kurban olun siz, o feodal köylü deyip burun kıvırdığınız, eski Türk filmlerinden fırlamış ‘esas çocuk’ erkeklere. Varsın İstanbul ağzıyla konuşmasınlar, ama yeter ki ölümüne arkadaşlık, mazlumun yanında olunur, kadına el kalkmaz gibi değerlere gösteriş için değil, yüreğiyle- sosyal sorumluluk duygusuyla bağlı olsunlar.  Onlar iyi ki varlar.

Ve sakın, bu durumda bana örneğin ‘Kadir Şeker’ olayını örneklemeyin. Çünkü yolda, sadece ben- o- bu değil, sizlerin de kızları, anneleri, ablaları yürüyor. Allah korusun, bu vahşet bir gün onların da kapısını çalabilir. O gün ne düşünürsünüz? Benjamin Franklin der ki, adalet yoksa cesarette yoktur … Unutulmaması gereken şudur, günümüz dünyasında huzur ve mutluluk ancak adalet ve cesaretle mümkündür... Öte yandan, şiddete dair yapılan araştırmalar, düşük gelirli ülkelerde, ruh sağlığının daha olumsuz etkilendiği gösteriyor. Ama göreceli olsa da, daha iyi şartlar insanları her zaman ‘iyi insan’ yapar anlamına gelmiyor. Mesela, karısını en çok döven- şiddet uygulayan milletlerin başında, İngiliz, İsveç ve Rus erkekleri geliyormuş. Bu konuda söz sözüm şu: Kadınlara silah taşıma yetkisi talep ediyorum. Adaletin zamanında ve yeterince tecelli etmediği, gücün yetmediği yerde, kendinizi korumak için, donanımlı – tedbirli olmanız şarttır çünkü….

Belki biraz duygusal bir tablo çizdim ama, elbette bu panorama, bütün hesapların, planların, öngörülerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Üstelik daha iyi ve adil bir dünyayı hayal etmekten bizi kim alıkoyabilir? Dahası, belki de bu panoromanın işaret ettiği başka bir seçenek vardır. Zaten, tüm dünyada acil bir mesele olarak yükselen hak ve adalet talepleri bunu göstermiyor mu? Yeter ki görmek isteyelim ve  adaleti sadece kendimiz için değil, herkes- her canlı için isteyelim.

Twitter

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
6
5
0
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?