"Senin Dinimizle İlgin Yok ki?" Diyebileceğimiz 9 Oluşum
77 milyonun, tarafsız, kucaklayıcı, hoşgörülü cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın; 'Bu feministler filan var ya, 'kadın Allah’ın erkeğe emanetidir' deyince kızıyorlar, senin dinimizle ilgin yok ki' açıklaması üzerine kafamıza dank etti. Ülkemizde 'dinimizle' ilgisi olmayan kimler yok ki? Bunları tespit etmek ve cumhurbaşkanlığı makamına bildirmek vatandaşlık görevidir diye düşündük ve aşağıdaki listeyi hazırladık. 77 milyonun, tarafsız, kucaklayıcı, hoşgörülü Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey, şunların da dinimizle ilgisi yok ki?DİKKAT: İroni içerir.
PFDK'dan Trabzonspor'a Şok Üstüne Şok
Bordo-mavili kulüp, Sivasspor maçında taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 1 maç seyircisiz oynama cezasına çarptırıldı. Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ise resmi siteden yapılan açıklama sebebiyle 60gün hak mahrumiyeti cezası daha aldı.Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK) bugün gerçekleştirdiği toplantıda aldığı kararlar şöyle1- TRABZONSPOR A.Ş. idarecisi ALİ UZUNAY’ın, sosyal paylaşım sitesinde kendisine ait hesaptan açıklama yaparak gerçekleştirdiği sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle takdiren 28 GÜN HAK MAHRUMİYETİ ve 34.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,TRABZONSPOR A.Ş. idarecisi ALİ UZUNAY’ın, sportmenliğe aykırı açıklamada bulunmasından dolayı takdiren 45 GÜN HAK MAHRUMİYETİ ve 30.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,2- BURSASPOR Kulübünün, 11.02.2015 tarihinde oynanan BURSASPOR - İSTANBUL BAŞAKŞEHİR A.Ş. Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin kupa kategorisinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 10.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,3- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.’nin, 11.02.2015 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. - FENERBAHÇE A.Ş. Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin kupa kategorisinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada ilk kez gerçekleştirilmesinden dolayı 5.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,4- FENERBAHÇE A.Ş.’nin, 11.02.2015 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. - FENERBAHÇE A.Ş. Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin kupa kategorisinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 7.500.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,5- KAYSERİSPOR Kulübünün, 11.02.2015 tarihinde oynanan KAYSERİSPOR - BEŞİKTAŞ A.Ş. Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin kupa kategorisinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 10.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,6- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 11.02.2015 tarihinde oynanan KAYSERİSPOR - BEŞİKTAŞ A.Ş. Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin kupa kategorisinde misafir kulüp olduğu müsabakada 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 5.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,7- TRABZONSPOR A.Ş.’nin, 10.02.2015 tarihinde oynanan TRABZONSPOR A.Ş. - MEDİCANA SİVASSPOR Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKAYI KENDİ SAHASINDA SEYİRCİSİZ OYNAMA CEZASI ile cezalandırılmasına,Aynı müsabakada TRABZONSPOR A.Ş.’nin, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 10.500.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, Aynı müsabakada TRABZONSPOR A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin kupa kategorisinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada ilk kez gerçekleştirilmesinden dolayı 5.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, TRABZONSPOR A.Ş.’nin, kulüp resmi internet sitesinde sportmenliğe aykırı açıklamada bulunulmasından dolayı takdiren 150.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, TRABZONSPOR A.Ş. başkanı İBRAHİM ETHEM HACIOSMANOĞLU’nun, kulüp resmi internet sitesinde sportmenliğe aykırı açıklamada bulunulmasından dolayı takdiren 60 GÜN HAK MAHRUMİYETİ ve 40.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,8- TUZLASPOR Kulübü teknik sorumlusu ZAFER YİĞİT’in, 12.02.2015 tarihinde oynanan TUZLASPOR – MANİSASPOR Ziraat Türkiye Kupası müsabakasında, müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 1.500.- TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,Karar verilmiştir.'DHA
Metal İşçileri Ankara'ya Gidiyor
Bakanlar Kurulu kararıyla grevleri yasaklanan metal işçileri 18 Şubat’ta dünya çapında yapılacak “Grev hakkımızdan ellerinizi çekin” eylemi kapsamında Ankara’ya gidiyor. Birleşik Metal İş Sendikası’na üye işçiler yarın Uluslararası Sendikalar Kofederasyonu’nun (ITUC) çağrısıyla dünya genelinde yapılacak “Grev hakkımızdan ellerinizi çekin” eylemi kapsamında saat 12.00’de Meclis Dikmen Kapısı önünde olacak. Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu’nun da olacağı eylemde açıklamanın ardından grevin ertelenmesinden sonra işyerlerinden toplanan dilekçe ve imzalar Başbakanlık’a iletilecek. Birleşik Metal İş sendikası daha sonra da Meclis İnsan Hakları Komisyonu ve siyasi parti temsilcileri ile görüşmelerde bulunacak.DANIŞTAY BAŞBAKANLIK'TAN SAVUNMA İSTEMİŞTİBirleşik Metal İş Sendikası’nın toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşanan çözümsüzlüğün ardından yurt çapında 22 fabrikada 15 bin metal işçisiyle 29 Ocak’ta başlattığı grev daha birinci günündeyken Bakanlar Kurulu kararıyla ‘milli güvenliği tehdit edici’ olduğu iddiasıyla 30 Ocak’ta yasaklanmıştı. Birleşik Metal İş Sendikası bunun üzerine 2 Şubat’ta Danıştay Başkanlığı’na ‘Yürütmenin Durdurulması’ istemiyle dava açmıştı. Danıştay 10. Dairesi ilk kez karşılaşılan bir uygulamayla Danıştay 9 Şubat tarihli ara kararında Başbakanlıktan grevin ertelenme nedenlerine ilişkin savunma istedi. Danıştay “Davacı sendika tarafından uygulanmakta olan ve uygulamaya konulacak grevlerin ‘milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu’nun nasıl ve ne şekilde belirlendiği, milli güvenliği bozucu hususların neler olduğunun açık ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasının istenmesine” karar vererek Başbakanlık’tan 10 gün içerisinde savunma vermesini istedi.İleri Haber
Kadına Şiddete Karşı Elektronik Bileklik
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı İslam, 'Elektronik bileklik uygulamasının şiddet vakalarında da uygulanabilmesi için İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı ile işbirliğine gittik' dedi.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, TBMM Genel Kurulu'nda milletvekillerinin Gündemdışı konuşmalarını yanıtladı.Koruyucu ve önleyici tedbirler arasında yer alan 'Güvenlik Butonu' sistemini revize edeceklerini belirten İslam, mağdur kadınlara 'güvenlik butonu' verilmesi şeklinde 2012 yılından beri uygulanan Elektronik Destek Sistemi pilot uygulamasının etkinliğinin tek başına düşük olduğu verisini elde ettiklerini kaydetti.Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanın birlikte izlendiği 'elektronik bileklik' uygulamasının mağdurların korunmasında en etkin elektronik destek sistemi olduğunu ve bu sistemin Adalet Bakanlığı tarafından başarılı bir şekilde uygulandığını gördüklerini dile getiren İslam, 'Söz konusu teknik takip sisteminin şiddet vakalarında da uygulanabilmesi için İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı ile işbirliğine gittik. Mart 2015 itibariyle Ankara ve İzmir illerinde pilot uygulamaya başlayacağız' bilgisini verdi.Ayrıca şiddet uygulayana yönelik çalışmaların altyapısını da hazırladıklarını ifade eden İslam, 'Mağdurlara yönelik çalışmaların yanı sıra şiddet uygulayana yönelik farkındalık artırma ve rehabilitasyon çalışmalarının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Ankara İl Müdürlüğü tarafından yürütülen pilot çalışma kapsamında, tedbir kararı bulunan 75 kişiye öfke kontrolü programını uyguladık ve olumlu sonuçlar aldım' diye konuştu.TartışmaBakan İslam, kürsüye geldiği sırada, CHP Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ dışındaki tüm CHP milletvekilleri Genel Kurul'dan ayrıldı.
Özgür Ruhlarımızın Duvarlar Arasında Sıkışıp Kaldığı Gerçeğini Bir Tokat Gibi Hatırlatan 14 Heykel
Matteo Pugliese 1969’da Milano’da doğdu. 9 yaşında Sardunya Adası’nda yaşamaya başladı. İlk sanatsal çalışmalarını adada yaşarken gerçekleştirse de, bu konuda hiçbir resmi eğitim almadı.12 yıl sonra tekrar Milano’ya dönen Pugliese, lisansını Modern Edebiyat üzerine yaptı. Üniversite hayatı boyunca zevk için heykeller, çizgi karakterler, sanatsal çalışmalar yaptı. 2001’de arkadaşlarının teşvikiyle bir mekan kiralayarak, organizasyonunu ve finansmanını kendisinin yaptığı ilk kişisel sergisini açtı. 18 ay sonra ilk resmi sergisini de gerçekleştiren sanatçı, böylece deyim yerindeyse keşfedilmiş oldu.Birçok ülkede, değişik galerilerde sergiler düzenleyen Pugliese, halen İtalya’da yaşıyor. Eserleri, koleksiyonerler ve büyük müzayede şirketleri tarafından büyük ilgi görüyor.
Reklam
Sokak Röportajları: Nasılsınız?
Belki de günlük hayatta en çok sorulan ve sıradan bir 'iyiyim siz nasılsınız'la geçiştirilen o soruya gerçekten samimi yanıt verebiliyor muyuz?  SokakRoportajlari.com iftiharla sunar; 'Nasılsınız?'
Reklam
Özgecan'ın Katil Zanlısının Eşi: 'Evlendiğim Güne Lanet Olsun'
TÜRKİYE'yi ayağa kaldıran Özgecan Aslan cinayetinde tutuklanan 26 yaşındaki Suphi Altındöken'in aynı yaştaki eşi Neslihan Altındöken, 'Evlendiğim güne lanet olsun' dedi.Eşi Suphi'nin hayatı kendisine zehir ettiğini, açtığı boşanma davasını tehditle geri çektirdiğini anlatan Neslihan Altındöken, 'Allah onun belasını versin, onun en ağır cezaya çarptırılmasını istiyorum. Asıl üzüldüğüm, Özgecan'ın ailesi, onların acılarını paylaşıyorum' dedi. Kamuoyunda infiale yol açan cinayetin ardından 3 yaşındaki oğlu ile yakınlarının yanına sığınan Neslihan Altındöken, kendisine telefonla ulaşan DHA muhabiriyle panik içinde konuşurken önce, 'Benim telefonumu nasıl, nereden buldunuz?' diye de tepki gösterdi.'BİRKAÇ AY ÖNCE BOŞANMA DAVASI AÇTIM'Olayın şokunu yaşayan bir çocuk annesi genç kadın, Suphi Altındöken ile ortaokulda okurken bir süre arkadaşlık ettiğini, 5 yıl önce de evlendiğini belirtti. Neslihan Altındöken, 'Severek evlendik, ancak bana hayatı zehir etti. Evlendiğim güne lanetler olsun, bir gün yüzü görmedim. Sürekli şiddet uyguluyordu, artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Bir kaç ay önce boşanma davası açtım. Ancak, beni ve oğlumu ölümle tehdit ettiği için davayı geri çektim' diye konuştu.O GECEYİ ANLATTINeslihan Altındöken, eşi Suphi'nin üniversiteli Özgecan Aslan'ın öldürdükten sonra eve gece telaşlı bir durumda geldiğini anlattı. Neslihan Altındöken, sözlerini şöyle sürdürdü:'Eve girer girmez lavaboya giderek elini yüzünü yıkadı. Yüzünde tırnak izleri ve sıyrıklar vardı. Ne olduğunu sorduğumda, kavga ettiğini söyleyip geçiştirdi. Kıyafetini değiştirip hemen evden çıktı. Yakalandığı gece jandarma ekibi gelerek beni de ifadeye götürdü. Allah onun belasını versin, onun en ağır cezaya çarptırılmasını istiyorum. Ona kesinlikle üzülmüyorum, çünkü hem Özgecan'ın hayatını, hem de bizim hayatımızı bitirdi. Lanetler olsun ona.Ali Ekber ŞEN/MERSİN | DHA
IŞİD'in Tarihi Eser Kaçakçılığında Türkiye Durağı
Suriye'deki tarihi eserler, artık Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) için önemli bir gelir kaynağı. BBC, IŞİD'in yağmaladığı eserlerin Suriye'den kaçırılıp Türkiye ve Lübnan üzerinden Avrupa'ya nasıl götürüldüğünün izini sürerek ticaretin aktörleri ile konuştu.Eserleri Türkiye'den geçiren aracılardan birinin adı Ahmed. Yağmalanmış eserleri satabilmek için onun gibi bir aracıya ihtiyaç var.Ahmed aslında Suriye'nin doğusundan. Şu anda ise Türkiye'nin güneyinde bir kentte. Polis yerini öğrenmesin diye, hangi kentte olduğunu söylemiyor.Aracılık edenlerTürkçe konuştuğu için, yerel tacirlere eşya satıp satamayacağını soran Suriyeli kaçakçılarla içli dışlı.Video konferans yazılımı Skype üzerinden BBC'ye konuşan Ahmed, içi tarihi eser dolu bir battaniyeyi gösteriyor. Hayvan heykelleri, insan figürleri, bardaklar, vazolar, paralar.Sadece son bir kaç ay içinde topraktan gün yüzüne çıkarılmışlar.Ahmed eserleri göstererek 'Suriye'nin doğusundan, Rakka'dan, IŞİD tarafından kontrol edilen alanlardan geliyorlar' diyor. IŞİD'in ticareti kontrol etmede etkin bir rolü olduğunu da ifade ediyor.Eserleri ülkeden çıkarmak için kazı yapmak isteyen herkesin IŞİD müfettişlerinden izin alması gerek. IŞİD bulguları denetliyor, putperestlik olarak gördükleri insan figürlerini yok ediyor.Ahmed'in gösterdikleri denetimde gözden kaçanlar. IŞİD bunlardan yüzde 20 'vergi' kesiyor. Ahmed 'Vergi her şey' diyor.Petrol ve insan kaçakçılığının yanı sıra, IŞİD'in gelir kaynaklarından birisi de tarihi eser kaçakçılığı haline gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler geçen hafta Suriye'den tarihi eser ticaretini tamamen yasaklayan bir karar açıkladı ve IŞİD'i 'terörist saldırı' kapasitesini güçlendirmek için tarihi mirası yağmalakla suçladı.'1,1 milyon dolara' tek parçaTicaretin ana gövdesini taşlar, heykeller ve altın oluşturuyor; bu ticaret hayli karlı olabiliyor.Ahmed 'Bir parçanın 1,1 milyon dolara satılabildiğini gördüm' diyor ve ekliyor: 'Milattan önce 8500 yılına aitti.'Yakından görülebilsinler diye her bir parçayı nazikçe kaldırıp bilgisayarının kamerasına yaklaştırıyor.Bu parçaları alabilmek için kaçakçılara hayli büyük bir miktar ödemek zorunda kalmış ve hiçbir parçayı kaybetmek istemiyor.Ahmed eserlerin son durağının Batı Avrupa olduğunu söylüyor. Ahmed, 'Türk tüccarlar bunları Avrupa'daki tüccarlara satıyor. Alıcıları arayıp eserlerin fotoğraflarını gönderiyorlar... Avrupa'dan insanlar gelip eserleri kontrol ediyor ve alıp götürüyor' diyerek devam ediyor.Sınırdan geçirenler: KaçakçılarBurada adını Muhammed olarak vereceğimiz adama ulaşmamız için birçok telefon görüşmesi yapmamız ve çok dil dökmemiz gerekti. Muhammed aslen Şamlı ama şu anda ticaretini Suriye Lübnan sınırındaki Bekaa vadisinde sürdürüyor. Muhammed 21 yaşında ama, üzerindeki tişört, dar kot pantolon ve siyah süet ayakkabılarla çok daha genç görünüyor.Beyrut'un merkezinde bir apartmanda oturduğumuzda, alçak sesle konuşan bu genç adamı duyabilmek için eğilmemiz gerekti. Muhammed yağmalanan eserleri Suriye'den nasıl çıkardıklarını anlattı.'Halep'te ticaret yaptığımız üç arkadaşımız var. Bu adamlar Halep'ten sınıra buraya kadar tüm yolu geliyor ve eserleri içeri sokabilmek için bir taksi sürücüsüne para ödüyor.'Muhammed taşıması kolay küçük parçalara odaklanmış. Ama bunun bile çok riskli hale geldiğini anlatıyor.'Değeri en yüksek olan, küpe, yüzük, heykeller, taştan büstler gibi parçaları getirmek için elimizden geleni yapıyoruz.'Muhammed'in kârı yüksek, ancak daha iyi bağlantıları olan büyük oyuncuların 'bazı parçaları 500 bine, hatta 1 milyona' sattığını söylüyor.Suriye'deki ticareti kimin kontrol ettiğini sorduğumda ise Muhammed'in sesi sertleşiyor: 'IŞİD bunu yapan esas örgüt. Ticareti onlar kontrol ediyor, özellikle Halep'teki müzelerden çalıyorlar.''Bu militanların denizaşırı bağlantıları olduğunu biliyorum. Telefon görüşmelerini önceden yapıyorlar ve yurt dışındaki bağlantılarını kullanarak parçaları yolluyorlar.'Muhammed hala sınır ötesi ticaret yapıyor, ama artık tarihi eserlerle değil. 'Yakalanınca cezası çok ağır. Sizi IŞİD üyesi olmakla suçluyorlar.'Ticareti yapanlar: SatıcılarBeyrut'un merkezinde herhangi bir turistik eşya dükkanı. Cam vitrinlerin içinde antika gaz lambaları, yüzükler, cam eşyalar. Kırklı yaşlarının sonlarındaki dükkan sahibi az ve öz konuşan bir adam, değişik bir satış taktiği var. Dükkandaki eşyaların sahte olduğunu açıklıkla söylüyor.Ama bana, elinde Hellenistik ve Bizans dönemlerine ait olan yaklaşık 1000 yaşında orjinal parçaların da olduğu konusunda garanti veriyor.Başka neler getirebileceğini merak edip soruyorum, örneğin mozaikler?Arkeologlar bana mozaiklerin yağmalandığı bilgisini vermişti.Bana hangi tür mozaik istediğimi soruyor.Suretler, hayvanlar, geometrik desenler?'Eğer alıcı iseniz, ciddi bir pazarlık yapabiliriz... her zaman bir yol vardır' diyor.Bunun yasal olup olmadığını sorduğumda, gülümsüyor ve bana bu parçaları legal bir şekilde yurt dışında çıkarmanın tek yolunun müzeden alınmış resmi belgeler olduğunu söylüyor.Eğer sadece küçük bir parça mozaik istiyorsam, şansımı deneyebileceğimi, ama bunun yakalanma riski nedeni ile ciddi bir karar olduğunu söylüyor.Ücret karşılığında onları benim için İNgiltere'ye yollayabileceğini söylüyor ama bunun maliyetinin binlerce sterlin olacağını söylüyor.Ayrılırken el sıkışıyoruz ve bana kartını veriyor.Kaçak tarihi eserleri satın almam için teklif sunulması sadece 10 dakika içinde gerçekleşti.Yakalayanlar: PolisNicholas Saad, Lübnan'ın uluslararası hırsızlık bürosu şefi. Ofisini FBI'dan ve Scotland Yard'dan alınan sertifikalar süslüyor. Saad Lübnan'da yeni yapılan bir baskında ele geçirdikleri Roma büstlerinin fotoğraflarını gösteriyor.Karakol binasının çatısına çıkıyoruz, dağların arkası Suriye sınırı.Saad'in ekibi yüzlerce çalıntı eser ele geçirmiş. Arkeologları milattan önce döneme dayanan Roma, Yunan dönemlerinden kalma çok değerli eserler olduğunu söylemiş. AMa bu eserlerin piyasası Lübnan değil. 'Lübnan bir geçiş istasyonu, Avrupa'ya açılan bir kapı. Esas para Avrupa'da yapılıyor' diyor.Piyasa: Eserleri alanlarŞam'daki antika eserler bölümünün başındaki Dr. Mamun Abdülkerim'e ulaşmak günler alıyor. Ulaştığımda ise Abdülkerim'in öfkeli olduğunu görüyorum.'IŞİD'in kontrolündeki alanlarda felaket yaşanıyor, birçok sorun var. IŞİD sadece para için birçok şeye saldırıyor.Yağmayı durdurmak imkansız ama Abdülkerim ticareti durdurmak konusunda kararlı.'Birçok kaynak aracılığı ile birçok nesnenin Suriye'den Avrupa'ya, İsviçre'ye, Almanya'ya, İngiltere'ye ve Dubai ve Katar gibi Körfez ülkelerine gittiğinden eminiz' diyor.Herkes ana pazarın Avrupa olduğunu söylüyor.İngiltere'de konu hakkında bir soruşturma ya da bir gözaltı yaşanmış değil.Emniyet'in sanat ve antika birimini 10 yıldan fazla süredir yönetmiş olan Vernon Rapley ise 'Bu tür eserlerin alındığına dair şüphem yok' diyor.Rapley halen eski birimi ile irtibat halinde ve Suriye'den gelen eserlerin burada satıldığından da emin.Bu tür eserlerin ticaretinin 'sosyal olarak kabul edilemez' hale gelmesini istiyor ki gelecekte 'insanların evlerini bu eserlerle dekore etmeye çalışan dekoratörlerle karşılaşmayalım.'Simon Cox, BBC Türkçe
Reklam
Ukrayna'da Barış Askıda: Debaltsevo Bombalanıyor
Ukrayna’da 15 Şubat’ta başlayan ateşkese rağmen, Rusya yanlısı ayrılıkçılar Debaltsevo şehrini almak için ağır silahlarla bombalamaya devam ediyor.Ukrayna Terörle Mücadele Merkezi (ATO) sözcüsü Albay Andrey Lisenko yaptığı açıklamada, Debaltsevo’daki Ukrayna mevzilerine ayrılıkçıların mobil roket sistemi Grad'dan fırlatılan 20 füze düştüğünü bildirdi. Havan topları ve otomatik silahlarla aralıksız saldırıların devam ettiğini belirten Andrey Lisenko, Ukrayna askerlerinin saldırıları püskürttüğünü söyledi. Ukrayna ordusunun Minsk anlaşmasına mutabık kalarak bugünden itibaren ihtilaflı bölgeden ağır silahları çekmeye hazır olduğunu ifade Lisenko, aralıksız saldırılar nedeniyle Ukrayna askerleri ise konumlarını muhafaza etmeye çalıştığını ifade etti.ATEŞKES 164 DEFA İHLAL EDİLDİ15 Şubat’tan bu tarafa ateşkes anlaşmasının 164 defa ihlal edildiğine dikkat çeken Lisenko, son 24 saat içerisinde 5 Ukrayna askerinin öldüğünü 9’unun da yaralandığını bildirdi.Dün gece saatlerinde şiddetlenen çatışmalar sonucunda Donetsk Valiliği ise Debaltsevo şehriyle iletişimin sabah saatlerinden itibaren kesildiğini, ağır silahlarla bombalanan şehirde ölü ve yaraların olduğunu açıklamıştı.Kuzeybatısı haricinde Rusya ayrılıkçıları tarafından kuşatılan Debaltsevo tren istasyonu ve ulaşım yollarını ayrılıkçılar tarafından kuşatıldı. Ayrılıkçıların kontrolündeki Donetsk ve Lugansk bölgelerinin arasında yer alan ve lojistik açıdan stratejik öneme haiz şehre Minsk’te varılan anlaşmaya karşın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcileri sokulmadı.YUNUS ERDOĞDU | KİEV | CHA
Erzurum'da AK Partili Belediye Başkanına Silahlı Saldırı
Erzurum'da merkez Aziziye ilçe Belediye Başkanı Ak Partili Muhammed Cevdet Orhan makamında uğradığı silahlı saldırıda bacağından yaralandı. Başkan Orhan, ambulansla kaldırıldığı Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde tedavi altına alındı.Olay, bugün saat 13.30 sıralarında Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan'ın makamında meydana geldi. Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde taşeron işçi olarak çalışan ve bir süre önce istifa eden Eyüp Adanır, iddiya göre ahır konusunda Başkan Orhan ile tartıştı. Çıkan tartışmada Eyüp Adanır yanında getirdiği tabanca ile Başkan Cevdet Orhan'a iki el ateş etti. Bacağına isabet eden kurşun ile yaralanan Orhan çağırılan ambulans ile Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Olay sırasında makamda bulunan Başkan Yardımcısı İlhan Umut Aktaş da paniklemesi sonucu yaralandı. Olaydan kısa süre sonra polis tarafından yakalanan 33 yaşındaki Eyüp Adanır gözaltına alındı.Belediye Başkanının yaralandığı haberi üzerine Vali Ahmet Altıparmak, Büyükşehir Belediye Başkan Cekili Eyüp Tavlaşoğlu, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Hikmet Koçak, Emniyet Müdürü Kamil Karabörk, Aziziye Kaymakamı Zafer Öz ve çok sayıda kişi hastaneye akın etti.Yaklaşık 30 dakika Başkan Muhammed Cevdet Orhan'ın yanında kalan Vali Ahmet Altıparmak, hastane çıkışında yaptığı açıklamada Cevdet Orhan'ın saat 13.00 sularında Aziziye doğumlu Eyüp Adanır tarafından vurulduğunu bildirdi. Başkan Orhan'ın saldırgan Adanır'ı daha önceden tanıdığını ve bu nedenle rahatlıkla makamına kabul ettiğini belirten Ahmet Altıparmak, şöyle dedi:'Belediye başkanımızın daha önceden tanıdığı bir şahıs. Onun için rahatlıkla makamına kabul ediyor. Demek ki kafasında kurmuş gelmişki 7.65 silahını çıkarıp vurmuş belediye başkanımızı. İki boş kovan bulduğumuzdan dolayı iki el ateş etmiş diye düşüyoruz. Kurşunlardan biri bacağından girip diğerinden çıkmış. Öbür bacağında da yaralama var. Başkanın kendisiyle görüştüm. Herhangi bir hayati tehlikesi yok. Saldırgan elimizde. Daha önceden de bazı talepleri varmış. Bir talebi olmuş daha önceden belediye başkanlığımızdan. O talebini başkanımız zaman içinde yerine getireceğini söylemiş ama demek ki kendi kendine kurmuş bunu. Bu biraz daha adli soruşturmayla ortaya çıkacak şeyler.'Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Hikmet Koçak ise Muhammed Cevdet Orhan'ın sağlık durumuyla ilgili şu bilgiler verdi:'Kurşun sol diz üstünden giriyor. Sol bacaktan giren ve çıkan kurşun sağ bacakta yumuşak doku içerisinde. Atardamarda ve sinirde hasar yok. Toplardamarlarda kısmen hafif bir kanama olabilir. Hayati tehlikesi yok. Müşahade altında kalıyor.' Turgay İpek - Zafer Kumru, DHA
Michael Jordan'ı Michael Jordan Yapan 15 Şey
etiket
Şüphesiz ki basketbol deyince çoğumuzun aklına ilk gelen isim Michael Jordan’dır. Bir çok otoriteye göre, özellikle 80’lerden sonra modern basketbolun en iyi oyuncusu O’dur. Kazandığı şampiyonluklar, aldığı ödüller, kişiliği ve bir çok özellikleri ile pek çok kişinin basketbolu sevmesine sebep olan Michael Jordan’ı Michael Jordan yapan şeyler nelerdir peki?
Reklam
Boşandığı Eski Eşini Bıçaklayıp Otomobille Ezdi, 'Haksız Tahrik' İndirimi İstendi
Konya’da boşandığı eşi 31 yaşındaki Özlem Işık'ı, 8 yerinden bıçaklayıp, otomobille üzerinden geçerek öldüren Kamil Çolak için ağırlaştırılmış müebbet yerine, haksız tahrik indirimi uygulanarak 24 yıla kadar hapis cezası istendi.25 Nisan 2014 günü Konya-Akören karayolunun 10'uncu kilometresinde yol kenarında kanlar içinde bir kadının hareketsiz yattığını görenler, polis ve 112 Acil Servis'e haber verdi. Olay yerine gelen sağlık görevlileri vücudu 8 yerinden bıçaklanan kadının öldüğünü saptadı. Polis ise yaptığı inceleme cesedin üzerinden de otomobilin geçtiğini tespit etti.Polis, yaptığı araştırmada öldürülüp yol kenarına atılan kadının, saat 03.00 sıraların annesi Şerifana Işık tarafından polis merkezine kayıp başvurusunda bulunan Özlem Işık olduğunu belirledi. Bir temizlik şirketinde çalışan, 7 ve 9 yaşında iki kızı olan Işık'ın, 10 yıllık eşi Kamil Çolak'tan 9 ay önce boşandığını saptadı. Işık'ı, boşandığı eşinin öldürmüş olabileceği ihtimali üzerinde duran polis, eşini bıçaklarken elinden yaralanan ve tedavi için özel bir hastaneye giden Çolak'ı yakalayarak gözaltına aldı. Yapılan sorgulamasında suçunu itiraf eden Koçak, tutuklandı.AKIL SAĞLIĞI YERİNDE RAPORU3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan Kamil Çolak, yeniden hakim karşısına çıktı. Çolak hakkında, İstanbul Adli Tıp Kurumu 4’üncü İhtisas Kurulu’nun ‘sanığın akıl sağlığı yerindedir’ raporu verdiği açıklandı.ESKİ EŞİ CAN ÇEKİŞİRKEN OTOMOBİLLE EZMİŞCumhuriyet Savcısı, mahkeme heyetine sunduğu mütalaasında, öldürülen Özlem Işık ile Kamil Çolak’ın olaydan 9 ay önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandıklarını, boşanmadan önce de Çolak'ın, eşine şiddet uyguladığı için yargılandığını hatırlattı. Savcı mütalaasında, Özlem Işık’ın erkek arkadaşı H.A., arasında ilişkinin olmasının boşanmayı etkileyecek bir hususun olmadığını söyledi. Kamil Çolak'ın, çocuklarını göstermediği gerekçesiyle olay günü Işık ile buluştuğu belirtildi.Mütalaada, Çolak ile Işık'ın, çocukları göstermeme ve H.A. ile olan ilişkisi nedeniyle aralarında tartıştığı; tartışmanın ardından Kamil Çolak'ın, Özlem Işık’ı evine bırakıp hem de çocuklarını görmek istemesi üzerine birlikte yola çıktıkları belirtildi. Ancak Gödene mevkiine geldiklerinde çocukları görmek istemesinde ısrar etmesi üzerine Özlem Işık’ın 'Çocuklarım senden değil' demesi üzerine sanığın, aracında bulundurduğu bıçakla Işık'ın önce göğsüne ve vücudunun çeşitli yerlerinden bıçaklayıp, araçtan indirip yolun kenarına attığı, sonra da kadının üzerinden otomobille geçip kaçtığının anlaşıldığı belirtildi.HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİ İSTENDİÖzlem Işık’ın otopsisinde karnında oto lastik izlerinin tespit edildiğini belirten Cumhuriyet Savcısı, mütalaasında sanık Kamil Çolak'ın, Özlem Işık'ı, 'canavarca hisle kasten öldürdüğü'; ancak Işık'ın, sanığa 'çocuklar senden değil' demesi, olayın haksız tahrik altında işlendiğine kanaat getirerek, ağırlaştırılmış müebbet yerine, 18 yıldan 24 yıla kadar hapsini istedi. Mahkeme heyeti, sanık avukatının savunma için süre istemesi üzerine duruşmayı 4 Mart 2015 tarihine erteledi.DHA
"Biz Küme de Düşsek Bu Davadan Vazgeçmeyeceğiz"
Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, düzenlediği basın toplantısında hakem hatalarını izlettirdi ve açıklamalarda bulundu. Hacıosmanoğlu'nun hedefinde federasyon ve hakem vardı.Trabzonspor başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, takımının aleyhine yapılan hakem hatalarını gösteren videoları izletti ve ardından bir basın toplantısı düzenledi.Basın toplantısına Özgecan Aslan'a rahmet dileyerek başlayan Hacıosmanoğlu, genç kızın ailesine de başsağlığı diledi.Sezona fair-play adıyla başladık ama Süleyman Seba'nın adını verdik ama verilen kararlar görüyorsunuz. Eğer böyle olacaksanız Sayın Seba'nın adını sezona vermeyin.Biz konuşuyoruz. Ama ceza alıyoruz. Biz hakkımızı aramaya çalışıyoruz. Ama bunu başka türlü değerlendiriyorlar. Size 17 tane yanlış hakem kararı gösterdik. Hadi bunun 10 tanesini hata sayalım. Sayamayız ya. Hadi sayalım diyelim. Ligin ilk haftasında Erciyesspor maçında Deniz'e yapılan hareketten sonra bu kardeşimiz ilk yarıyı kaçırdı, Trabzonspor'un 2 puanı gitti.Başakşehir maçında yine maçta onlarca hatadan sonra Trabzonspor'un alınan 2 puanı daha. Bursaspor maçında öyle bir penaltı veriliyor ki 2 puan daha gidiyor. Kalecimiz dokunmadı değil dokundu ama Fenerbahçe Karabükspor maçında oyuncu rakibine sevgilisi gibi sarıldı. Ama penaltı yok. Giden iki puan daha.Balıkesir ligimize hoşgeldin, inşallah kalıcı da olursunuz. Ama daha 5. dakikada çok komik bir penaltı. İki puan daha gitti.'Hakem bana vicdan azabı çektiğini söyledi'Bir başka maçta bize golü vermeyen 6. hakemin Trabzonlu olduğunu öğrendim. Akçaabatlı bir kardeşim. Maçtan sonra aradım. Vicdanınız rahat mı dedim? Hakem bana 'Bir 10 gün vicdan azabı çektim' dedi. Kupayı saymıyorum. Burada Trabzonspor'un elinden alınan 13 puanından bahsediyoruz. Bize bu puanların yarısını verin. Biz bugün ligde daha iddialı olurduk.Eğer böyle olacaksa bize baştan söyleyin. Eğer 3 takımı yarıştıracaksanız, bize söyleyin. Biz de bütçemizi yapalım. Trabzonlu çocuklarımızla zaten biz 4. oluruz.Yıldırım Demirören Şansal Büyüka'ya verdiği röportajda 'Ligde üst sıralarda da alt sıralarda da çok iyi mücadele var' sözünü vicdanı rahatsa diyecek bir şeyim yok.Ama bir düşünün 'Burada oynayan futbolcular demez mi 'Biz neden çabalıyoruz' diye? Böyle düşüncede olan futbolculardan nasıl verim alabilirsiniz. Sizin bu hainliği Trabzonspor'a yapmaya ne hakkınız var.Biz bunları dile getirince yine bir 6 ay daha ceza verirler. Versinler, biz cezadan korkmuyoruz. Biz sizin adaletsiz yönetiminden korkuyoruz. Allah'tan size adalet duygusunu niyaz etmesini talep ediyorum.'Biz bu dava için dört duvara bile razıyız'Bana olmayan bir maddeden 6 ay ceza verdiler. Ama sonra akılları başlarına geldi. Sonra kural değişti de hakem aramaya ceza verildi. Şimdi soruyorum. Bana neye göre ceza verdiniz? Bülent Yıldırım'ın size benim centilmenlik dışı açıklamam olduğunu mu rapor etti.Stadyumlara neden kimsenin gelmediğini buradan görebilirsiniz. Kimse bu soğukta tiyatro izlemeye gelmez.İçeriden arkadaşlarımız da bu başarısızlığı bize fatura ediyorlar. Ama bunun nedeni TFF'nin adaletsiz yönetimidir.TFF, İstanbul kulüpleri aleyhine hata yaptığında o hakemeleri haftalarca sahalara sokmuyorlar. Ama Trabzonspor'a hata yapan hakeme maç vermeye devam ediyor. Herkes Trabzonspor'un büyüklüğünü görecek. Biz futboldaki, bu adaletsizliği sona erdireceğiz. Bunun için verdiğiniz cezalar bizi yıldıramaz. Biz bu dava için dört duvar arasında hapis yatmaya da hazırız. Bunu da herkes bilsin.'Trabzonspor - Beşiktaş maçının hakemi için MHK'yı aradım'Buradan yine açıklıyorum. Ben daha önce Merkez Hakem Kurulu'na daha önce Beşiktaşlı olduğunu açıklayan Mete Kalkavan'ı maça vermesiyle ilgili telefon ettim. Dönemin MHK başkanı 'Başkanım çok iyi maç yönetecek' dedi. Gördük yönetimini. Son Sivas maçına da yine aynı hakem verildi, sanki başka kimse yokmuş gibi. Yine neler yaptığı ortada.Avrupa nezdinde Trabzonspor'un süren davalarının başınıza neler getirebileceğini görebiliyorsunuz. O yüzden böyle davranıyorsunuz. Ama biz küme de düşsek bu davadan vazgeçmeyeceğiz.Yine Şansal Büyüka'nın sorusuna Federasyon başkanı 3 Temmuz süreci ile ilgili 'FIFA belki ceza verir, bilemem' diyor. Demek ki belli dersler alınmış. Son cezalardan önce de 'ceza gelmez' diyorlardı. Şimdi oradan gerekçeli kararı bekliyoruz. Duruma göre olay CAS'a ve FIFA'ya gidecek. Ondan sonra neler olacağını onlar da biliyorlar.Biz UEFA ile 1 yıldır yazışıyoruz ve UEFA Mali Kriterleri'ni uyguluyoruz. Sermaye artırımı da yaparak bu sorunu aştık ve UEFA'dan bunu başardığımız için teşekkür aldık. Ama içimizden bizi engellemeye çalışanlar oldu. Olsun. Adalet elbet bir gün yerini bulacaktır. Bizim bundan şüphemiz olmayacak.Federasyon bizimle uğraşmaya devam etsin. Onlara teşekkür ediyorum. Onların bu tavırları bizin daha çok kenetliyor. İhtiyacımız olan da bu zaten.Sert bir üslup kullanıyor gibi görünsek de biz Türk futbolunda adalet isityoruz. Sahaya çıkan her 11'den hak edenin kazandığı bir düzen istiyoruz.'Havuzda boğuluyoruz'Türk futbolu havuz sisteminden daha büyük sorunla karşı karşıya o da futbolumuzun bir havuz içinde boğulmak üzere olduğudur. Biz bundan kurtulamazsak, diğer havuzlar işimze yaramaz. Zaten şimdi bir havuz sistemi yasayla korunmakta. Süreç bitmeden bir şey yapamazsınız. Süreç sona erince istekli olanlar çıkar.Eurosport 
Reklam
İstanbul'da Kar Temizleyen Bir İşçi Hayatını Kaybetti
İstanbul'da iki işçi kar küreme aracıyla kaza geçirdi. Bir işçi hayatını kaybetti.İstanbul Büyükçekmece Belediyesi'ne bağlı çalışan iki işçi kar küreme aracıyla kaza geçirdi. İşçilerden Seyfettin Opçin yaşamını yitirdi. Yaralı olan diğer işçi ise hastaneye kaldırıldı.
Lenovo'nun Giriş Seviyesi Modeli A319 Türkiye'de
Akıllı telefon pazarında adından sıkça bahsetmeye başladığımız Lenovo, yeni giriş seviyesi modelini Türkiye pazarına sundu. Lenovo A319 isimli telefon, uygun fiyatının yanı sıra müzik için özel üretilmiş kulaklıklarıyla ve Dolby Digital Plus teknolojisi ile dikkat çekiyor.123,5 x 63,8 x 10,2 mm boyutlarındaki ve 130 gram ağırlığındaki Lenovo A319 800×480 çözünürlüklü 4 inç ekran, 1,3 GHz hızında Cortex-A7 işlemci, 512 MB RAM, 5 megapiksel arka kamera ile 2 megapiksel ön kamera, 32 GB’a kadar microSD kart desteği, 1.500 mAh kapasiteli pil özellikleriyle geliyor. Android 4.4.2 sürümüyle gelen telefon, Lenovo’ya özel SHAREit adında kolay dosya paylaşım uygulaması ile Beautification adında fotoğraf düzenleme uygulamasına sahip. Lenovo A319’un Türkiye satış fiyatı 399 TL .LOG
Zekeriya Öz: 'Gülen Cemaati'nin Üyesi Değilim'
Kamuoyunda Ergenekon davasıyla tanınan savcı Zekeriya Öz ile BBC Türkçe'nin yaptığı uzun söyleşinin bugünkü bölümünde konu 17-25 Aralık soruşturmaları. Söyleşinin ilk bölümü dün yayınlanmıştı.Zekeriya Öz o dönemde yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla soruşturmayı yürüten savcılardan sorumlu Başsavcı vekiliydi.Ve hükümetin gözünde, hükümet karşıtı siyasi operasyonun parçası bir isme dönüştü.Önce düz savcı olarak Bolu'ya atandı, daha sonra da hakkındaki soruşturma tamamlanıncaya kadar görevden uzaklaştırıldı.Öz basında ilk kez BBC Türkçe'ye konuştu.Zekeriya Bey siz Gülen Cemaati'nin yani Hizmet Hareketi'nin bir mensubu musunuz?Yok, ben hiç bir siyasal, hiç bir sosyal görüşün mensubu değilim. Tek bir kulübün üyesiyim, tuttuğum takımın üyesiyim. Onun dışında hiçbir kişi, kurum, cemaat, tarikat, parti ile alakam yok. Hem resmi hem gayri resmi alakam yoktur, olmadı da. Ama şu var, hepimiz insanız, hepimizin çevresinde her görüşten insanlar olabilir, arkadaşlarımız olabilir, sevdiğimiz insanlar olabilir. Benim etrafımda her gruptan insanlar var.Siz çalışma hayatınız boyunca, Gülen Cemaati'nin, iddia edildiği gibi yargı içindeki bir örgütlenmesiyle karşılaştınız mı?Böyle bir iddia yıllardır dile getiriliyor. Geçmiş dönemlerde de orduda, emniyette bu tür yapılanmaların olduğu dile getirildi. Yani bu ilk defa duyduğumuz bir şey değil. Biz mesleğimizin başından beri hep bu tür şeyler söyleniyor.Şimdi şöyle bakmak lazım, şu dönem itibariyle bakıldığında Ak Partili veya ona yakın insanların avukatlıktan alınıp bizzat hakim, savcılığa atandıkları, bundan önceki dönemdeki iktidar partilerinde herkesin böyle olduğu, bunun dışında Türkiye'de bir çok dini görüşe mensup insanların radikal, ılıman insanların devletin içine girip, devlette görev aldıkları... Bu herkesin anayasal bir hakkı olduğu için hangi görüşten olursa olsun insanlar devlette görev alabilir, kamuda görev alabilir, memuriyet alabilir. Benim şahsi kanaatim, herkes devlette bir memuriyet edinebilir.Geçmiş dönemde de bazı siyasal iktidarlar, aldıkları hakim, savcılarla ilgili açıklamalar yaptı. Devlette insan almanın yetkileri siyasal iktidarlarda oluyor dönem dönem. Alınacak kişilerle ilgili çeşitli kriterler var. Bu olabilir.Ben böyle bir yapılanmanın olduğuna kani değilim. Böyle bir örgüt varsa, ortalama 30 yıldır bu iddialarla ilgili hiçbir ciddi soruşturma yok. Bir tane açılmış dava var ve bu dava da sonucunda beraat ettiği söyleniyor. Ben içeriğini çok bilmiyorum.Bir yıldır polislerle ilgili paralel, paralel, paralel iddiaları var. O polislerin çoğuyla beraber çalıştık. Bu polisler yıllarca İstanbul'da namusuyla, şerefiyle vazife yapmış insanlar, çoğunu yakından tanıyorum. Hatta kimisinin evi dahi yok. Organize şubede çalışmış, yıllarca bütün mafya örgütleriyle mücadele etmiş, bütün mafyayı bitirmiş ama adamın evlenecek parası yok. Şimdi bu insanlara paralelci, şucu, bucu diyorlar. Ancak bu insanlarla ilgili bugüne kadar gözaltına alınıp tutuklananlara bu konu ile ilgili hiç bir soru sorulmuyor.Paralel, paralel... Paralel ne demek? Paralel diye bir suç yok.Binlerce terör örgütü militanı cezaevlerinden tahliye ediliyor, Ergenekon'da müebbet hapis cezası almış insanlar çıkıyor diyor ki 'Hükümet bizim çizgimize geldi.' Bu hükümeti devirmeye yönelik eylem ve fiillerden dolayı suçlanmış insanlar çıkıyor, televizyonlarda 'HSYK'da hakimiyeti biz sağladık, HSYK bizim elimize geçti.' gibi şeyler söylüyor.17 ve 25 Aralık soruşturmalarından ilk ne zaman ve nasıl haberdar oldunuz?Biz, bize gelen dosyaları savcılara havale ederiz. Savcı soruşturmasını yapar sonuçta bize geri döner. Ben bu dosyadan daha önceden haberdar olmuştum. İçeriğinden haberdar oldum, kişilerinden değil. 17 Aralık'ta iki tane soruşturma var. Birisi bir belediye başkanlığı ve anıtlar kuruluyla ilgili, diğeri de Rıza Zarraf'la ilgili dosya.Rıza Zarraf ile ilgili dosya bana geldiğinde, tam hatırlamıyorum ama 8 ay veya 1 sene önce gelmiş olabilir, bir ihbar şeklinde gelmişti. O zaman havale ettik bir savcıya gitti. Aynı konuda MASAK'tan da bir yazı geldiğini polisler bize iletmişti.Dosyanın deşifre olmasıBu soruşturmalar AKP ile Gülen Cemaati arasındaki gerilimin derinleştiği ve yerel seçimlere az bir süre kaldığı bir döneme denk geldi. Dolayısıyla kamuoyunun bir bölümü bu soruşturmaların AKP ve Gülen Cemaati arasındaki gerilimin bir sonucu olarak ortaya çıktığını düşünüyor. Sizce bu zamanlama bir tesadüf müydü?Şöyle bir tabir var, hırsızlar yolda giderken sürekli elini cebine atarmış, birisi benim paramı çaldı mı diye. Yıllardır biz, örgütlü suçlarda savcılık yaptık.Bütün örgütlü suçlarda, kanun dışı uyuşturucu taşıyandan tutun farklı işler yapan, haraç alan veren, mafyacılık yapanlara, terör suçu işleyenlerin tamamında takip edilip edilmemeyle ilgili ciddi tedbirler alınmıştır. Bir dosyadan hatırlıyorum. Adam evinden çıkıyor, ankesörlü telefona gidiyor, adamın telefonunu çaldırıyor, o çıkıyor, uyanıyor, o oradan komşusunun evine gidiyor, oradaki telefondan bunun başka bir telefonunu arıyor, burada bile hata yapıyor, 'Oğlum uyuyorsun diyor, yanlış numaradan aradın bak' diyor. Bunlar hep suç işleyen insanların geliştirdiği metotlardır.Bunun zamanlaması diye bir şey olmaz. Dosya ne zaman tekemmül ederse, bazen de dosyanın deşifre olma ihtimali olduğunda (başlatılır).Bunlar defalarca olmuş şeylerdir. Uyuşturucudan örnek... Adamların daha büyük bir mal getireceğini düşünüyordur, takip edildikleri anlaşılınca polis operasyon yapar daha küçük bir mal yakalar. Dosyanın deşifre edilmiş olduğu, bizzat İçişleri Bakanı Muammer Güler'in talimatıyla İstanbul İstihbarat Şube Müdürü'nün bu polislerin peşine... Daha doğrusu Rıza Zarraf ve adamının peşine istihbarat memurlarını takıp, bunları kim takip ediyor tarzında talimat verdiği....Bizim soruşturmamızı yapan polisler bu kişilerin resimlerine kadar çekip verdikleri talimatları da, telefon konuşmalarını da dosyaya koymuşlar. Bunlar çok açık aslında. Takip edildiğini anlaması... Ve şöyle çok ilginç bir konuşma var, bu bizzat Muammer Güler'in Rıza Zarraf'la yaptığı bir konuşma. 'Kardeşim seni MİT takip etmiyor, Maliye takip etmiyor, Emniyet takip etmiyor, şu takip etmiyor. Ben her yere baktırdım, ancak bundan sonra bir şey olursa ben senin önüne yatarım' diyor.Bu görüşme beni çok etkiledi. Muammer Güler'i valiliğinden tanırım. Devlet geleneği olan, saygın bir insan olarak, örnek verdiğimiz, örnek aldığımız bir insan olarak düşünüyorduk. Bu telefon görüşmesini duyunca inanamadım. '65'ini geçmiş, yıllarca valilik yapmış, müsteşarlık yapmış, bakanlık yapmış bir insanın 28 yaşında bir insanın önüne yatması nedir, bu neyle izah edilebilir' dedim. Bu beni çok derinden etkiledi.Ona bunu söylemekteki kastı şu aslında: 'Dinlenmiyorsun ama velev ki dinlenmiş olsan ve bir operasyon olsa bile seni kurtaracak tek kişi benim o sebeple de hiçbir şeyi kafana takma, sen yaptığın bütün usulsüz işlemlerini yapmaya devam et.'Bunların telefon görüşmeleri dosyada mevcut, ses kayıtları mevcut ve çok açık, hiç şüpheye yer vermeyecek delillerdir ama maalesef millet diyor ki, bunun zamanlaması niye böyle.Bana halk da soruyor, ben de diyorum dosya deşifre oldu, artı emniyet müdürlerini değiştireceğini emniyet genel müdürü bizzat İstanbul'a gelip söylüyor. Oradaki müdürü değiştirince operasyonu kim yapacak?Seçimden sonra yapılsaydı cumhurbaşkanlığı seçimi olacaktı, ondan sonra yapılsaydı şu olacaktı... Bu yakıştırmalar hiçbir zaman bitmeyeceği için savcı dosyası ne zaman olgunlaşırsa ve ne zaman yapmak isterse o zaman yapar, kimseye de bu konuda fikir sormak zorunda değil. Bana dahi danışmak zorunda değil. Savcı kendi takdir eder. Soruşturmanın patronu savcıdır, ne başbakandır ne adalet bakanıdır ne baş savcıdır. Soruşturmayı sadece savcı yürütür.Ondan sonraki sürece biz çok bakmadık. Arada iki üç tane savcı değişmiş, dosyanın savcısı tayin olmuş başka bir savcı gelmiş. Operasyon yapılacağı zaman arkadaşlar bize geldi. Dosyanın hazır olduğu, operasyon aşamasına geçildiğini söyledi. Biz de yapabilirsiniz şeklinde... Yapabilirsiniz deme yetkimiz zaten yok 'Bilgimiz oldu sağ olun, teşekkürler' dedik. Daha sonra da bu soruşturmayla ilgili arama kararları alınmış oldu.O kararlarla birlikte dosyayla ilgili bana 10-15 sayfalık bir bilgi notu gelmişti. Bilgi notunu ben okudum. Mesai de bitmişti. Sabah erken saatte baş savcımızın odasına gidip konuyla ilgili böyle bir operasyon olduğunu, başladığını (söyledim). Normalde kanunen zorunlu değiliz. Ama kamuoyunu ilgilendirebileceği için başsavcımıza takdim ettik, kendilerini bilgilendirdik.'17-25 Aralık dosyalarındaki deliller yeterli'Bu soruşturmalardaki rüşvet ve yolsuzluk iddialarının gerçek olduğunu gösteren deliller sizce yeterli mi? Çünkü kamuoyunun bir bölümü bu soruşturmalarda sadece telefon dinlemelerinin ve alınan bazı görüntülerin bulunduğunu ve bunların, bu iddiaların gerçek olduğunu göstermek için yeterli olmadığını iddia ediyor.Yeterliydi, hatta çok fazlaydı. Bu sebeple ilk zamanlarda mahkeme, bakan çocuklarını tutukladı, belediye başkanının kardeşi tutuklandı, birçok kişi tutuklandı.Daha sonra soruşturmaya ilk dönemde iki savcı atanmıştı. Diğer savcılar da tutuklanmaya sevk eden savcının, savcı Celal Kara'nın kararına iştirak edip tutuklama kararını uygun gördüler, imzaladılar. O kadar çok delil var ki bunları karartmak ve kapatmak için bir çok kanunu Anayasa'ya kadar şu anda götürmeye, değiştirmeye çalışıyorlar şu an.Deliller bu kadar güçlü olmasaydı, zaten siyasetçiler, bu işin içindekiler sağda solda bu kadar yüklenmezlerdi. Hakim, savcıları şucu, bucu diye tehdit edip, birçok hakim ve savcıyı görevinden alıp sağa sola sürmezlerdi. Binlerce emniyet müdürü ve polis tayin edildi. Bir kısmı açığa alındı. Ancak idare mahkemesi kanununu değiştirdiler. Daha soruşturmanın ikinci günü polis vazife ve selahiyet kanununu değiştirdiler. Danıştay bunu iptal etti. Şimdi delillerin güçlü olmadığı bir durumda bunların hiçbirine gerek yok.Niye yok? Bu usulü itirazlarla, bakan hakim, sonraki hakim mutlaka zayıf bir delil olduğunda bunlara bakar. Ama meclise de bakanlarla ilgili fezleke gitti. Orada da kamuoyuna yansıyan şeylerden delillerin çok ciddi olduğu söylendi ve bunların dahi yargılanmasından birileri korktu. Niye korktu? Çünkü yine kendi içlerinden birilerinin 'Yüce Divan'a gitseydik mahvolmuştuk' tarzında beyanları basına yansıyor.Bu süreçte bazı ses kayıtları internette yayınlandı. Bu ses kayıtları sizce doğru muydu?Ben soruşturmanın içeriğinin çok detayına bakmadım ama dinlediğim ses kayıtlarının tamamı doğruydu. Bazılarının, sonradan çıkan ses kayıtlarının soruşturma kapsamında olmayan kayıtlar olduğu hatta kriptolu veya internet üzerinden olan görüşmeler olduğu iddia edildi. Bununla ilgili emniyet birimlerinin dinleme yapacak teknik cihazlarının olmadığı, bizzat soruşturmayı yapan müdürler tarafından tarafımıza iletildi.Kimler bu ses kayıtlarını yapmış olabilir ve yayınlamış olabilir?Zamanla yayıldı. Birçok Avrupa ülkesi veya daha uzak, daha büyük devletlerin bu dinlemeleri yaptığına dair açıklamalar çıktı ve bu açıklamalar da hükümetin en yetkili mercilerince yalanlanmadı. 'Türkiye'yi hiçbir devlet dinleyemez, Türkiye büyük bir devlettir' tarzı bir şey söylenmedi.Ergenekon'un bu kadar etkin hale gelmesindeki tek sebep bunların da geçmişte farklı dinleme cihazları olmasıydı, soruşturmada bunların detaylarına ulaşmıştık. Baz istasyonlarından dinleme yapılan cihazların alındığı, bilgisayar programlarının alındığı, bu programlarla birçok siyasinin siyasi ilişkilerinin dinlenilip gerektiğinde medyaya servis edilip, bunları zor durumda bıraktıkları çıkan delillerde dokümanlarda çok net vardı.Bu tür bilgilerin kullanıldığına da zamanla şahit olduk. Bunların elinde demek ki daha kullanmadıkları birçok dinleme veya delilin olduğunu şahsen düşünüyorum. Yasal olarak dinleme yapılmamış, kim yapmış? Bu belli değil. Bizim dosyadaki dinleme kayıtlarının tamamı doğru. Onlar hem ses kaydı hem de tape görüntüsü dediğimiz yazılı metinleri olanlar, onların hepsi doğru.Onun dışında, dinleme dışı olduğu söylenen bu sıfırlama tapeleri dediğimiz tapeler var. Biz başbakanın oğlunun dinlendiğini düşünüyorduk. Yani ben şahsen düşünüyordum. O soruşturma zaten benimle alakalı veya bizim baktığımız birimle alakalı değil. Ancak o soruşturmanın dışında onun savcısı ile görüştüğümüzde dedi ki 'Biz asla başbakanın oğlunu dinlemedik, Bilal Erdoğan'ı dinlemedik. Böyle bir ses kaydı bizde yok. Zaten teknik olarak bunu yapma imkanımız da yok.'Bu tapeler soruşturmadan sonra çıktığında, ortada hükümete yönelik bir operasyon olduğu izlenimine neden oldu.Polisin yaptığı dinlemelerin hiç bir tanesinde gayrı resmi dinleme yok. Hepsi mahkeme kararıyla alındı.İnternetteki tapeleri diyorum...O yayılanların bizim soruşturma yönüyle veya diğer soruşturma yönüyle (ilgisi yok). Bizim soruşturma için 28 ayrı mahkemeden dinleme kararları alınmış, teknik takip kararları alınmış. Dünyanın hiçbir yerine hukuki bir soruşturmanın, hele hele siyasal iktidarda bulunan bir partinin bakanlarının ve çocuklarının işin içine karıştığı, rüşvet ve menfaat temin etmeye yönelik bir soruşturmanın darbe olarak algılanacağını ben zannetmiyorum.Hamdi Topçu'nun tapesiRecep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'la yapmış olduğu iddia edilen ve sizin adınızın da geçtiği bir konuşmanın ses kaydı da internette yayınlandı. Bu ses kaydı sizce doğru mu?Bizim soruşturmamızda Bilal Erdoğan dinlenmedi. Dinlenmeyince onunla ilgili görüşmeler de dosya kapsamında değil. Ancak benim yaşadığım olaylar o görüşmelerin içeriğinin doğru olduğunu (gösteriyor). Kimin nasıl dinlediğini, hangi makamı dinlediğini biz bilmiyoruz. Onu açığa çıkartacak yine savcılardır. Soruşturmalardır.İddia edilen o tapeye baktığımız zaman sayın Erdoğan'ın Hamdi Topçu (Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı) üzerinden size ulaşmak istediğini görüyoruz. Bu gerçek mi?Soruşturmanın ilk günü Hamdi Topçu sekreteri vasıtasıyla aradı, benimle görüşmek istediğini söyledi. İlk günü bir kaç sefer aradılar. İkinci günü de gene bir kaç kere aradı. Ancak ben kendisinin beni ne için aradığını tahmin ettim. Aynı gün yine başbakana yakın ünlü bir iş adamı da beni aramıştı. Onun da telefonuna çıkmamıştım. Tahmin ettiğim için görüşmeye gitmedim. Hatta o dönem yanımda olan, onunla da görüştüğünü bildiğim kişiler vardı, onlara dosyanın durumunu, delillerin çok güçlü olduğunu, bu delillerle hiç kimsenin bu dosyaya müdahale edemeyeceğini, etmesinin de uygun olmayacağını anlattım.O gün görüştüğüm kişilerden bir tanesinin Hamdi Topçu'ya gidip bunların anlattığını ve bunları söylediğini ben biliyorum. Ve bunları söyleyince de o düşen ses kayıtlarına göre de benim dediğim şeyler aslında doğru, o kayıtlarda geçen ibarelerin tamamının da doğru olduğu ortaya çıkıyor. Deliller güçlü, dosya çok sağlam, hiçbir kimsenin müdahale etme şansı yok, müdahale etmek de uygun değil tarzında bir cevap verdiğimiz için sonrasında da malum, başımıza gelen olayların hepsine maruz kaldık.'Soruşturmaya hükümetten baskı geldi'Bu iddia dışında o dönem bu soruşturmayı etkilemek için hükümet kanadından sizinle görüşmeye çalışanlar, veya görüşenler oldu mu?Soruşturmanın ilk gününde öncelikle başsavcıya çok ciddi baskılar yapıldı. Hem HSYK üyeleri hem bakan tarafından baş savcının arandığını, talimatlar verildiğini biliyoruz. Soruşturmaya iki tane yeni savcının ilave edildiğini, o dönem basına da yansıdı, başsavcının belli yerlere çağrılıp adalet bakanı ile görüştüğünü, hükümet kanadının aynı günlerde gidip emniyet arama yönetmeliğini değiştirdiğini, bu yönetmeliğin de daha sonra Danıştay tarafından Anayasa'ya ve kanunlara aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini biliyoruz.Akabinde şahsıma yapılan ulaşımlar, şahsım dışında adliyede birçok hakim, savcıya, siyasi yakınlığı olan veya siyaseten yakın olanların gelip gittiğini, soruşturma ile ilgili bilgi alıp veya aracılık yapmaya çalıştığını, benim şahsımın dışında da birçok kişilerle bu kişilerin gelip görüştüğünü hatta onların da hep aynı kanaatle dosyayı biraz algılayınca 'eyvah' falan deyip ayrıldığını biliyoruz.Ama asıl baskı adalet bakanının değişmesiyle... Adalet bakanının emniyete geldiği söyleniyor. İçişleri bakanının emniyete geldiği söyleniyor. Bir gün sonra emniyet müdürlerinin tamamı değiştirildi. İl emniyet müdürü bir kaç gün sonra değiştirildi. Ve bunların hepsi tabii soruşturmaya doğrudan müdahale. Baskı değil doğrudan müdahale edildi. Siyasi baskı zaten çok hafif kalır. Ancak ilk dördüncü günde dört tane bakan siyaseten görevden alındı. Bu bakanların bir kısmının çocukları tutuklandı. Daha sonra baktılar bu olmuyor HSYK'ya baskı yapmaya başladılar. HSYK, genel kurulun üyelerinin çoğunluğunun imzasının olduğu büyük bir bildiri yayınladı.Bu bildirinin arkasından HSYK'da baskı ve tehditler (oldu).Bizzat Adalet Bakanının gidip tehditlerle HSYK'da yeniden aday değişimi yaptığını, HSYK üyelerine 'sizi DGM'de yargılatacağız, sizi bunlarla birlikte yargılatırız' tarzında tehditlerin olduğunu bizzat orada kurulda bulunan HSYK üyeleri tarafından duydum.Arkasından HSYK'daki bazı insanlar bu baskılardan korktukları için HSYK'da kanun dışı bir oynama yapıldı. HSYK'daki dairelerin üyelerinin yerleri değiştirildi. Atama dairesindeki üyeler değiştirildi, ve birçok hakim savcının tayini çıkarıldı. Emniyette birçok polisin görevlerine son verildi. Yani bunların hepsi baskı değil, baskının ötesinde müdahale.Bizde bir tabir vardır; minareyi çalan, kılıfını uydurur. Şimdi bu işleri yapanlar kanunlar karşısında yaptıklarının çok büyük bir suç olduğunu anladılar, anlayınca bu sefer HSYK'dan başlayıp kanunları değiştirip, kanunlarla oynamaya başladılar.Yarın: 'Yeni (yolsuzluk ve rüşvet) soruşturmalar gündeme gelebilir'Mahmut Hamsici, BBC Türkçe
Reklam