Zekeriya Öz: 'Gülen Cemaati'nin Üyesi Değilim'
Kamuoyunda Ergenekon davasıyla tanınan savcı Zekeriya Öz ile BBC Türkçe'nin yaptığı uzun söyleşinin bugünkü bölümünde konu 17-25 Aralık soruşturmaları. Söyleşinin ilk bölümü dün yayınlanmıştı.Zekeriya Öz o dönemde yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla soruşturmayı yürüten savcılardan sorumlu Başsavcı vekiliydi.Ve hükümetin gözünde, hükümet karşıtı siyasi operasyonun parçası bir isme dönüştü.Önce düz savcı olarak Bolu'ya atandı, daha sonra da hakkındaki soruşturma tamamlanıncaya kadar görevden uzaklaştırıldı.Öz basında ilk kez BBC Türkçe'ye konuştu.Zekeriya Bey siz Gülen Cemaati'nin yani Hizmet Hareketi'nin bir mensubu musunuz?Yok, ben hiç bir siyasal, hiç bir sosyal görüşün mensubu değilim. Tek bir kulübün üyesiyim, tuttuğum takımın üyesiyim. Onun dışında hiçbir kişi, kurum, cemaat, tarikat, parti ile alakam yok. Hem resmi hem gayri resmi alakam yoktur, olmadı da. Ama şu var, hepimiz insanız, hepimizin çevresinde her görüşten insanlar olabilir, arkadaşlarımız olabilir, sevdiğimiz insanlar olabilir. Benim etrafımda her gruptan insanlar var.Siz çalışma hayatınız boyunca, Gülen Cemaati'nin, iddia edildiği gibi yargı içindeki bir örgütlenmesiyle karşılaştınız mı?Böyle bir iddia yıllardır dile getiriliyor. Geçmiş dönemlerde de orduda, emniyette bu tür yapılanmaların olduğu dile getirildi. Yani bu ilk defa duyduğumuz bir şey değil. Biz mesleğimizin başından beri hep bu tür şeyler söyleniyor.Şimdi şöyle bakmak lazım, şu dönem itibariyle bakıldığında Ak Partili veya ona yakın insanların avukatlıktan alınıp bizzat hakim, savcılığa atandıkları, bundan önceki dönemdeki iktidar partilerinde herkesin böyle olduğu, bunun dışında Türkiye'de bir çok dini görüşe mensup insanların radikal, ılıman insanların devletin içine girip, devlette görev aldıkları... Bu herkesin anayasal bir hakkı olduğu için hangi görüşten olursa olsun insanlar devlette görev alabilir, kamuda görev alabilir, memuriyet alabilir. Benim şahsi kanaatim, herkes devlette bir memuriyet edinebilir.Geçmiş dönemde de bazı siyasal iktidarlar, aldıkları hakim, savcılarla ilgili açıklamalar yaptı. Devlette insan almanın yetkileri siyasal iktidarlarda oluyor dönem dönem. Alınacak kişilerle ilgili çeşitli kriterler var. Bu olabilir.Ben böyle bir yapılanmanın olduğuna kani değilim. Böyle bir örgüt varsa, ortalama 30 yıldır bu iddialarla ilgili hiçbir ciddi soruşturma yok. Bir tane açılmış dava var ve bu dava da sonucunda beraat ettiği söyleniyor. Ben içeriğini çok bilmiyorum.Bir yıldır polislerle ilgili paralel, paralel, paralel iddiaları var. O polislerin çoğuyla beraber çalıştık. Bu polisler yıllarca İstanbul'da namusuyla, şerefiyle vazife yapmış insanlar, çoğunu yakından tanıyorum. Hatta kimisinin evi dahi yok. Organize şubede çalışmış, yıllarca bütün mafya örgütleriyle mücadele etmiş, bütün mafyayı bitirmiş ama adamın evlenecek parası yok. Şimdi bu insanlara paralelci, şucu, bucu diyorlar. Ancak bu insanlarla ilgili bugüne kadar gözaltına alınıp tutuklananlara bu konu ile ilgili hiç bir soru sorulmuyor.Paralel, paralel... Paralel ne demek? Paralel diye bir suç yok.Binlerce terör örgütü militanı cezaevlerinden tahliye ediliyor, Ergenekon'da müebbet hapis cezası almış insanlar çıkıyor diyor ki 'Hükümet bizim çizgimize geldi.' Bu hükümeti devirmeye yönelik eylem ve fiillerden dolayı suçlanmış insanlar çıkıyor, televizyonlarda 'HSYK'da hakimiyeti biz sağladık, HSYK bizim elimize geçti.' gibi şeyler söylüyor.17 ve 25 Aralık soruşturmalarından ilk ne zaman ve nasıl haberdar oldunuz?Biz, bize gelen dosyaları savcılara havale ederiz. Savcı soruşturmasını yapar sonuçta bize geri döner. Ben bu dosyadan daha önceden haberdar olmuştum. İçeriğinden haberdar oldum, kişilerinden değil. 17 Aralık'ta iki tane soruşturma var. Birisi bir belediye başkanlığı ve anıtlar kuruluyla ilgili, diğeri de Rıza Zarraf'la ilgili dosya.Rıza Zarraf ile ilgili dosya bana geldiğinde, tam hatırlamıyorum ama 8 ay veya 1 sene önce gelmiş olabilir, bir ihbar şeklinde gelmişti. O zaman havale ettik bir savcıya gitti. Aynı konuda MASAK'tan da bir yazı geldiğini polisler bize iletmişti.Dosyanın deşifre olmasıBu soruşturmalar AKP ile Gülen Cemaati arasındaki gerilimin derinleştiği ve yerel seçimlere az bir süre kaldığı bir döneme denk geldi. Dolayısıyla kamuoyunun bir bölümü bu soruşturmaların AKP ve Gülen Cemaati arasındaki gerilimin bir sonucu olarak ortaya çıktığını düşünüyor. Sizce bu zamanlama bir tesadüf müydü?Şöyle bir tabir var, hırsızlar yolda giderken sürekli elini cebine atarmış, birisi benim paramı çaldı mı diye. Yıllardır biz, örgütlü suçlarda savcılık yaptık.Bütün örgütlü suçlarda, kanun dışı uyuşturucu taşıyandan tutun farklı işler yapan, haraç alan veren, mafyacılık yapanlara, terör suçu işleyenlerin tamamında takip edilip edilmemeyle ilgili ciddi tedbirler alınmıştır. Bir dosyadan hatırlıyorum. Adam evinden çıkıyor, ankesörlü telefona gidiyor, adamın telefonunu çaldırıyor, o çıkıyor, uyanıyor, o oradan komşusunun evine gidiyor, oradaki telefondan bunun başka bir telefonunu arıyor, burada bile hata yapıyor, 'Oğlum uyuyorsun diyor, yanlış numaradan aradın bak' diyor. Bunlar hep suç işleyen insanların geliştirdiği metotlardır.Bunun zamanlaması diye bir şey olmaz. Dosya ne zaman tekemmül ederse, bazen de dosyanın deşifre olma ihtimali olduğunda (başlatılır).Bunlar defalarca olmuş şeylerdir. Uyuşturucudan örnek... Adamların daha büyük bir mal getireceğini düşünüyordur, takip edildikleri anlaşılınca polis operasyon yapar daha küçük bir mal yakalar. Dosyanın deşifre edilmiş olduğu, bizzat İçişleri Bakanı Muammer Güler'in talimatıyla İstanbul İstihbarat Şube Müdürü'nün bu polislerin peşine... Daha doğrusu Rıza Zarraf ve adamının peşine istihbarat memurlarını takıp, bunları kim takip ediyor tarzında talimat verdiği....Bizim soruşturmamızı yapan polisler bu kişilerin resimlerine kadar çekip verdikleri talimatları da, telefon konuşmalarını da dosyaya koymuşlar. Bunlar çok açık aslında. Takip edildiğini anlaması... Ve şöyle çok ilginç bir konuşma var, bu bizzat Muammer Güler'in Rıza Zarraf'la yaptığı bir konuşma. 'Kardeşim seni MİT takip etmiyor, Maliye takip etmiyor, Emniyet takip etmiyor, şu takip etmiyor. Ben her yere baktırdım, ancak bundan sonra bir şey olursa ben senin önüne yatarım' diyor.Bu görüşme beni çok etkiledi. Muammer Güler'i valiliğinden tanırım. Devlet geleneği olan, saygın bir insan olarak, örnek verdiğimiz, örnek aldığımız bir insan olarak düşünüyorduk. Bu telefon görüşmesini duyunca inanamadım. '65'ini geçmiş, yıllarca valilik yapmış, müsteşarlık yapmış, bakanlık yapmış bir insanın 28 yaşında bir insanın önüne yatması nedir, bu neyle izah edilebilir' dedim. Bu beni çok derinden etkiledi.Ona bunu söylemekteki kastı şu aslında: 'Dinlenmiyorsun ama velev ki dinlenmiş olsan ve bir operasyon olsa bile seni kurtaracak tek kişi benim o sebeple de hiçbir şeyi kafana takma, sen yaptığın bütün usulsüz işlemlerini yapmaya devam et.'Bunların telefon görüşmeleri dosyada mevcut, ses kayıtları mevcut ve çok açık, hiç şüpheye yer vermeyecek delillerdir ama maalesef millet diyor ki, bunun zamanlaması niye böyle.Bana halk da soruyor, ben de diyorum dosya deşifre oldu, artı emniyet müdürlerini değiştireceğini emniyet genel müdürü bizzat İstanbul'a gelip söylüyor. Oradaki müdürü değiştirince operasyonu kim yapacak?Seçimden sonra yapılsaydı cumhurbaşkanlığı seçimi olacaktı, ondan sonra yapılsaydı şu olacaktı... Bu yakıştırmalar hiçbir zaman bitmeyeceği için savcı dosyası ne zaman olgunlaşırsa ve ne zaman yapmak isterse o zaman yapar, kimseye de bu konuda fikir sormak zorunda değil. Bana dahi danışmak zorunda değil. Savcı kendi takdir eder. Soruşturmanın patronu savcıdır, ne başbakandır ne adalet bakanıdır ne baş savcıdır. Soruşturmayı sadece savcı yürütür.Ondan sonraki sürece biz çok bakmadık. Arada iki üç tane savcı değişmiş, dosyanın savcısı tayin olmuş başka bir savcı gelmiş. Operasyon yapılacağı zaman arkadaşlar bize geldi. Dosyanın hazır olduğu, operasyon aşamasına geçildiğini söyledi. Biz de yapabilirsiniz şeklinde... Yapabilirsiniz deme yetkimiz zaten yok 'Bilgimiz oldu sağ olun, teşekkürler' dedik. Daha sonra da bu soruşturmayla ilgili arama kararları alınmış oldu.O kararlarla birlikte dosyayla ilgili bana 10-15 sayfalık bir bilgi notu gelmişti. Bilgi notunu ben okudum. Mesai de bitmişti. Sabah erken saatte baş savcımızın odasına gidip konuyla ilgili böyle bir operasyon olduğunu, başladığını (söyledim). Normalde kanunen zorunlu değiliz. Ama kamuoyunu ilgilendirebileceği için başsavcımıza takdim ettik, kendilerini bilgilendirdik.'17-25 Aralık dosyalarındaki deliller yeterli'Bu soruşturmalardaki rüşvet ve yolsuzluk iddialarının gerçek olduğunu gösteren deliller sizce yeterli mi? Çünkü kamuoyunun bir bölümü bu soruşturmalarda sadece telefon dinlemelerinin ve alınan bazı görüntülerin bulunduğunu ve bunların, bu iddiaların gerçek olduğunu göstermek için yeterli olmadığını iddia ediyor.Yeterliydi, hatta çok fazlaydı. Bu sebeple ilk zamanlarda mahkeme, bakan çocuklarını tutukladı, belediye başkanının kardeşi tutuklandı, birçok kişi tutuklandı.Daha sonra soruşturmaya ilk dönemde iki savcı atanmıştı. Diğer savcılar da tutuklanmaya sevk eden savcının, savcı Celal Kara'nın kararına iştirak edip tutuklama kararını uygun gördüler, imzaladılar. O kadar çok delil var ki bunları karartmak ve kapatmak için bir çok kanunu Anayasa'ya kadar şu anda götürmeye, değiştirmeye çalışıyorlar şu an.Deliller bu kadar güçlü olmasaydı, zaten siyasetçiler, bu işin içindekiler sağda solda bu kadar yüklenmezlerdi. Hakim, savcıları şucu, bucu diye tehdit edip, birçok hakim ve savcıyı görevinden alıp sağa sola sürmezlerdi. Binlerce emniyet müdürü ve polis tayin edildi. Bir kısmı açığa alındı. Ancak idare mahkemesi kanununu değiştirdiler. Daha soruşturmanın ikinci günü polis vazife ve selahiyet kanununu değiştirdiler. Danıştay bunu iptal etti. Şimdi delillerin güçlü olmadığı bir durumda bunların hiçbirine gerek yok.Niye yok? Bu usulü itirazlarla, bakan hakim, sonraki hakim mutlaka zayıf bir delil olduğunda bunlara bakar. Ama meclise de bakanlarla ilgili fezleke gitti. Orada da kamuoyuna yansıyan şeylerden delillerin çok ciddi olduğu söylendi ve bunların dahi yargılanmasından birileri korktu. Niye korktu? Çünkü yine kendi içlerinden birilerinin 'Yüce Divan'a gitseydik mahvolmuştuk' tarzında beyanları basına yansıyor.Bu süreçte bazı ses kayıtları internette yayınlandı. Bu ses kayıtları sizce doğru muydu?Ben soruşturmanın içeriğinin çok detayına bakmadım ama dinlediğim ses kayıtlarının tamamı doğruydu. Bazılarının, sonradan çıkan ses kayıtlarının soruşturma kapsamında olmayan kayıtlar olduğu hatta kriptolu veya internet üzerinden olan görüşmeler olduğu iddia edildi. Bununla ilgili emniyet birimlerinin dinleme yapacak teknik cihazlarının olmadığı, bizzat soruşturmayı yapan müdürler tarafından tarafımıza iletildi.Kimler bu ses kayıtlarını yapmış olabilir ve yayınlamış olabilir?Zamanla yayıldı. Birçok Avrupa ülkesi veya daha uzak, daha büyük devletlerin bu dinlemeleri yaptığına dair açıklamalar çıktı ve bu açıklamalar da hükümetin en yetkili mercilerince yalanlanmadı. 'Türkiye'yi hiçbir devlet dinleyemez, Türkiye büyük bir devlettir' tarzı bir şey söylenmedi.Ergenekon'un bu kadar etkin hale gelmesindeki tek sebep bunların da geçmişte farklı dinleme cihazları olmasıydı, soruşturmada bunların detaylarına ulaşmıştık. Baz istasyonlarından dinleme yapılan cihazların alındığı, bilgisayar programlarının alındığı, bu programlarla birçok siyasinin siyasi ilişkilerinin dinlenilip gerektiğinde medyaya servis edilip, bunları zor durumda bıraktıkları çıkan delillerde dokümanlarda çok net vardı.Bu tür bilgilerin kullanıldığına da zamanla şahit olduk. Bunların elinde demek ki daha kullanmadıkları birçok dinleme veya delilin olduğunu şahsen düşünüyorum. Yasal olarak dinleme yapılmamış, kim yapmış? Bu belli değil. Bizim dosyadaki dinleme kayıtlarının tamamı doğru. Onlar hem ses kaydı hem de tape görüntüsü dediğimiz yazılı metinleri olanlar, onların hepsi doğru.Onun dışında, dinleme dışı olduğu söylenen bu sıfırlama tapeleri dediğimiz tapeler var. Biz başbakanın oğlunun dinlendiğini düşünüyorduk. Yani ben şahsen düşünüyordum. O soruşturma zaten benimle alakalı veya bizim baktığımız birimle alakalı değil. Ancak o soruşturmanın dışında onun savcısı ile görüştüğümüzde dedi ki 'Biz asla başbakanın oğlunu dinlemedik, Bilal Erdoğan'ı dinlemedik. Böyle bir ses kaydı bizde yok. Zaten teknik olarak bunu yapma imkanımız da yok.'Bu tapeler soruşturmadan sonra çıktığında, ortada hükümete yönelik bir operasyon olduğu izlenimine neden oldu.Polisin yaptığı dinlemelerin hiç bir tanesinde gayrı resmi dinleme yok. Hepsi mahkeme kararıyla alındı.İnternetteki tapeleri diyorum...O yayılanların bizim soruşturma yönüyle veya diğer soruşturma yönüyle (ilgisi yok). Bizim soruşturma için 28 ayrı mahkemeden dinleme kararları alınmış, teknik takip kararları alınmış. Dünyanın hiçbir yerine hukuki bir soruşturmanın, hele hele siyasal iktidarda bulunan bir partinin bakanlarının ve çocuklarının işin içine karıştığı, rüşvet ve menfaat temin etmeye yönelik bir soruşturmanın darbe olarak algılanacağını ben zannetmiyorum.Hamdi Topçu'nun tapesiRecep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'la yapmış olduğu iddia edilen ve sizin adınızın da geçtiği bir konuşmanın ses kaydı da internette yayınlandı. Bu ses kaydı sizce doğru mu?Bizim soruşturmamızda Bilal Erdoğan dinlenmedi. Dinlenmeyince onunla ilgili görüşmeler de dosya kapsamında değil. Ancak benim yaşadığım olaylar o görüşmelerin içeriğinin doğru olduğunu (gösteriyor). Kimin nasıl dinlediğini, hangi makamı dinlediğini biz bilmiyoruz. Onu açığa çıkartacak yine savcılardır. Soruşturmalardır.İddia edilen o tapeye baktığımız zaman sayın Erdoğan'ın Hamdi Topçu (Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı) üzerinden size ulaşmak istediğini görüyoruz. Bu gerçek mi?Soruşturmanın ilk günü Hamdi Topçu sekreteri vasıtasıyla aradı, benimle görüşmek istediğini söyledi. İlk günü bir kaç sefer aradılar. İkinci günü de gene bir kaç kere aradı. Ancak ben kendisinin beni ne için aradığını tahmin ettim. Aynı gün yine başbakana yakın ünlü bir iş adamı da beni aramıştı. Onun da telefonuna çıkmamıştım. Tahmin ettiğim için görüşmeye gitmedim. Hatta o dönem yanımda olan, onunla da görüştüğünü bildiğim kişiler vardı, onlara dosyanın durumunu, delillerin çok güçlü olduğunu, bu delillerle hiç kimsenin bu dosyaya müdahale edemeyeceğini, etmesinin de uygun olmayacağını anlattım.O gün görüştüğüm kişilerden bir tanesinin Hamdi Topçu'ya gidip bunların anlattığını ve bunları söylediğini ben biliyorum. Ve bunları söyleyince de o düşen ses kayıtlarına göre de benim dediğim şeyler aslında doğru, o kayıtlarda geçen ibarelerin tamamının da doğru olduğu ortaya çıkıyor. Deliller güçlü, dosya çok sağlam, hiçbir kimsenin müdahale etme şansı yok, müdahale etmek de uygun değil tarzında bir cevap verdiğimiz için sonrasında da malum, başımıza gelen olayların hepsine maruz kaldık.'Soruşturmaya hükümetten baskı geldi'Bu iddia dışında o dönem bu soruşturmayı etkilemek için hükümet kanadından sizinle görüşmeye çalışanlar, veya görüşenler oldu mu?Soruşturmanın ilk gününde öncelikle başsavcıya çok ciddi baskılar yapıldı. Hem HSYK üyeleri hem bakan tarafından baş savcının arandığını, talimatlar verildiğini biliyoruz. Soruşturmaya iki tane yeni savcının ilave edildiğini, o dönem basına da yansıdı, başsavcının belli yerlere çağrılıp adalet bakanı ile görüştüğünü, hükümet kanadının aynı günlerde gidip emniyet arama yönetmeliğini değiştirdiğini, bu yönetmeliğin de daha sonra Danıştay tarafından Anayasa'ya ve kanunlara aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini biliyoruz.Akabinde şahsıma yapılan ulaşımlar, şahsım dışında adliyede birçok hakim, savcıya, siyasi yakınlığı olan veya siyaseten yakın olanların gelip gittiğini, soruşturma ile ilgili bilgi alıp veya aracılık yapmaya çalıştığını, benim şahsımın dışında da birçok kişilerle bu kişilerin gelip görüştüğünü hatta onların da hep aynı kanaatle dosyayı biraz algılayınca 'eyvah' falan deyip ayrıldığını biliyoruz.Ama asıl baskı adalet bakanının değişmesiyle... Adalet bakanının emniyete geldiği söyleniyor. İçişleri bakanının emniyete geldiği söyleniyor. Bir gün sonra emniyet müdürlerinin tamamı değiştirildi. İl emniyet müdürü bir kaç gün sonra değiştirildi. Ve bunların hepsi tabii soruşturmaya doğrudan müdahale. Baskı değil doğrudan müdahale edildi. Siyasi baskı zaten çok hafif kalır. Ancak ilk dördüncü günde dört tane bakan siyaseten görevden alındı. Bu bakanların bir kısmının çocukları tutuklandı. Daha sonra baktılar bu olmuyor HSYK'ya baskı yapmaya başladılar. HSYK, genel kurulun üyelerinin çoğunluğunun imzasının olduğu büyük bir bildiri yayınladı.Bu bildirinin arkasından HSYK'da baskı ve tehditler (oldu).Bizzat Adalet Bakanının gidip tehditlerle HSYK'da yeniden aday değişimi yaptığını, HSYK üyelerine 'sizi DGM'de yargılatacağız, sizi bunlarla birlikte yargılatırız' tarzında tehditlerin olduğunu bizzat orada kurulda bulunan HSYK üyeleri tarafından duydum.Arkasından HSYK'daki bazı insanlar bu baskılardan korktukları için HSYK'da kanun dışı bir oynama yapıldı. HSYK'daki dairelerin üyelerinin yerleri değiştirildi. Atama dairesindeki üyeler değiştirildi, ve birçok hakim savcının tayini çıkarıldı. Emniyette birçok polisin görevlerine son verildi. Yani bunların hepsi baskı değil, baskının ötesinde müdahale.Bizde bir tabir vardır; minareyi çalan, kılıfını uydurur. Şimdi bu işleri yapanlar kanunlar karşısında yaptıklarının çok büyük bir suç olduğunu anladılar, anlayınca bu sefer HSYK'dan başlayıp kanunları değiştirip, kanunlarla oynamaya başladılar.Yarın: 'Yeni (yolsuzluk ve rüşvet) soruşturmalar gündeme gelebilir'Mahmut Hamsici, BBC Türkçe
Taciz Davasında Sanığa 'Saygın Tutum' İndirimi
Japon turiste taciz davasında mahkeme sanığa 'cinsel saldırı' suçundan 2 yıl hapis cezası verdi. Daha sonra ise duruşmadaki saygın tutumu nedeniyle cezasını 1 yıl 8 aya indirip erteledi.Türkiye Özgecan Aslan'ın vahşice öldürülmesi, kadına yönelik şiddeti ile taciz ve tecavüzü konuşurken, Japon turiste taciz davasında mahkeme isyan ettiren karara imza attı. Diyarbakır - Muş karayolunda 2011 yılında aracına aldığı Japon turist 21 yaşındaki A.I.’ye cinsel saldırıdan tutuksuz yargılanan 19 yaşındaki İ.K.'nın cezasında, duruşmalardaki saygın tutumu nedeniyle indirim yapıldı. İ.K 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum oldu, bu cezası da ertelendi. Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na 2011 yılının Ramazan ayında başvuran Japon turist A.I., Diyarbakır’dan Bitlis’e gitmek için bindiği minibüsün sürücüsünün cinsel saldırısına uğradığını iddia etti. İfadesinde, Diyarbakır’da bir süre gezip minibüse bindiğini belirten A.I., 'Diyarbakır- Muş karayolunda aracı yan yolda park ederek, bulunduğum yere geldi. Aşırı direnç gösterince bana tokat atıp, saçlarımdan tutarak cinsel istismarda bulundu. Sonra yol kenarında beni atarak gitti' dedi.ARACINA ALDIĞI JAPON TURİSTİ TACİZ ETTİŞüphelinin olay yerinden gitmesinden sonra bir kağıda ’İmdat’ yazarak yardım istediğini söyleyen Japon turisti A.I., yoldan geçen bir ilaç mümessilinin yardımıyla otogara giden Van otobüsüne bindiğini söyledi. Turistin şikayeti üzerine soruşturma başlatan savcılık dosyayı Muş Savcılığı’na gönderdi. Muş savcısı da yetkisizlik kararı verip, dosyayı Diyarbakır’ın Lice Savcılığı’na gönderdi.ÇENE YAPISI YAKALATTIİfadesinde şüphelinin eşkal bilgilerini veren A.I. 'Olaydan sonra kendini İbrahim olarak tanıttı. Esmer, çene yapısı yüzünden ağzını tam kapatamayan biriydi' dedi. Savcılık, aracın plaka bilgilerini tespit ederek, şüpheli hakkında araştırmalara başladı. Ardından gözaltına alınan İ.K. suçlamaları reddederek, 'Mağdurun bahsettiği kişi benim. Olay günü mağduru alıp yola çıktım. Yolda bir konu hakkında tartıştık. Bunun üzerine Diyarbakır’da indirdim. Sonra da kendisini hiç görmedim' dedi.Şüpheli İ.K., ifadesinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Olay sırasında mağdurun üzerindeki tişörtteki lekelerde şüpheliye ait bir iz tesbit edilmedi. Ancak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gelen cep telefonu sinyallerinden İ.K.’nın Muş’a gittiği tesbit edildi. Savcılık sanık hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istedi.2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan son duruşmada tutuksuz sanık İ.K. katılmazken, avukatı hazır bulundu. Savcı cinsel saldırıdan 7 yıla kadar hapis cezası isterken, sanık avukatı Hanifi Dündar, müvekkilinin beraatini talep etti.DURUŞMADAKİ SAYGIN TUTUMUNDAN CEZA İNDİRİMİDuruşmaya kısa bir ara veren mahkeme sanık İ.K.’nın ’cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Sanığın duruşmadaki 'saygın tutumu'nu dikkate alan mahkeme indirim yapıp İ.K.’yı 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate varıldığından sanık hakkında verilen cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.Felat Bozarslan, DHA
En Güler Yüzlü Selfie'ler Güneydoğu ve Ege'den
Son yılların mobil iletişimdeki en büyük trendlerinden bir tanesi hiç kuşkusuz selfie’ler. “Selfie” kelimesi öylesine çok tartışmaya konu oldu ki, sonunda geçen yıl hem İngilizcede hem de “özçekim” olarak Türkçede resmen sözlüklere dahil edildi. HTC’nin Somera ile işbirliği yaparak gerçekleştirdiği “Türkiye’de Selfie Araştırması” ise bu alanda yapılan en kapsamlı yerel projelerden biri olarak öne çıkıyor. Araştırmada son üç ayda Instagram'da paylaşılan 70 bin #selfie etiketli paylaşım taranırken, bunlardan anlamlı bulunan yaklaşık 3500 tanesi analistler tarafından değerlendirmeye alındı. Çalışmaya 7 bölgeden tüm iller dahil edilirken, analizde coğrafi bölgeler ve cinsiyetler arası farklar öne çıkarıldı. Araştırmaya göre Türkiye’de erkeklerin selfie’ye olan ilgisi ön plana çıkarken, en güler yüzlü selfie’lerin Güneydoğu Anadolu ve Ege Bölgesi’nden paylaşıldığı ortaya çıktı.HTC, Türkiye’nin selfie’sini çekti. HTC Türkiye, global bir mobil trend olan selfie (öz çekim) olgusunun Türkiye’de nasıl yaşandığını ortaya koymak üzere, Somera araştırma şirketiyle işbirliği içinde selfie’lerin en yoğun olarak paylaşıldığı sosyal paylaşım sitesi Instagram üzerinde bir araştırma gerçekleştirerek, ülkenin selfie haritasını çıkardı. Türkiye’deki tüm bölgelerin ve illerin dahil edildiği, bölgeler ve cinsiyetler arası farkların ortaya çıkarıldığı araştırmada, ilginç sosyolojik bulgular elde edildi.HTC’nin Somera ile işbirliği yaparak gerçekleştirdiği “Türkiye’de Selfie Araştırması”nın sonuçlarının açıklandığı basın toplantısına, HTC Türkiye Ülke Müdürü Canan Taşar’ın yanı sıra, teknoloji ve sosyal medya üzerine yazılarıyla tanınan Serdar Kuzuloğlu ve dünyaca ünlü yıldızlar Miley Cyrus, Bruno Mars, Rita Ora, Nicole Scherzinger’in stilistliğini yapan dünyanın bilinen ilk selfie stilisti Alexis Knox da katıldı.
'Saray'ın Elektriğini Kesecek Mert Bir Memur Aranıyor'
CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Adana Milletvekili Ali Demirçalı yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın elektrik faturasını ellerine ulaştığını belirterek konuyu TBMM'ye taşıdı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın 100 bin liralık gecikme bedeli olduğunu belirlediklerini söyleyen Demirçalı, 'Sarayın elektriğini kesecek mert bir memur arıyorum. Vatandaşı bu beladan kurtarsın' dedi.Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın 100 bin liralık gecikme bedeli olduğunu belirlediklerini söyleyen CHP Adana Milletvekili Ali Demirçalı, 'Saray'ın vatandaşa maliyeti arttıkça artıyor. Sarayın elektrik faturası ise ortalığı karıştıracak. Sadece bir aylık fatura bedeli 1 milyon lirayı aşan Saray'ın borcuna da sadık olmadığı ortaya çıktı. Sarayın elektriğini kesecek mert bir memur arıyorum. Vatandaşı bu beladan kurtarsın' dedi.Ali Demirçalı'nın yazılı açıklaması şöyle; '18.12.2014 ve 21.01.2015 tarihleri arasındaki elektrik faturası bedeli 1 milyon 140 bin 567 TL. Söz konusu dönemde 89 bin 262,053 kilovat elektrik tüketimi yapılmış. Enerji fonuna 8 bin, TRT'ye 16 bin TL'lik kesinti yapılmış. KDV matrahı 974 bin Katma Değer Vergisi ise 175 bin TL. Faturanın son ödeme tarihi ise 18.2.2015 olarak düzenlenmiş. Faturadaki en önemli detay ise önceki dönemden 106 bin 770 TL'lik borcun olması. Faturada bu borç ödenmez ise elektriğin kesileceği belirtiliyor.
Kapadokya'nın Kalbi: Narlıgöl
Kapadokya'nın merkezinde yer alan Narlıgöl, kalp görünümüyle bölgeye gelen turistler ve amatör fotoğrafçılardan yoğun ilgi görüyor.Aksaray Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mustafa Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aksaray-Niğde sınırında yer alan Narlıgöl'ün, etrafı dağlarla çevrili tipik bir krater gölü olduğunu, çevresinde ise kayadan oyma mekanlar ve peri bacası bulunduğunu söyledi.Deniz seviyesinden bin 365 metre yükseklikte yer alan krater gölünün etrafında kaplıca otelleri bulunduğunu belirten Doğan, 'Narlıgöl kıyısından çıkartılan kaplıca suyu, yeni açılan 2 termal tesiste kullanılıyor. Narlıgöl, aynı zamanda bir kaplıca bölgesi olma yolunda ilerliyor' dedi.
Hangisine Hayran Kalacağınızı Bilemeyeceğiniz, Çocuklarıyla Birlikte Poz Veren 34 Dövmeli Baba
Bir dönemin dövmeli bıçkın delikanlıları, şimdilerin tatlı babaları haline geldi. Şu an babanızın kolunda tribal ya da freehand bir dövmeyi hayal etmek sizin için ne kadar uzaksa, bu minik bebekleri o derece anlayamayacaksınız. Ama görünen tek bir şey var ki, dövmenin yarattığı o değişik algının arasından gülümseyen bebeklerin dövmeli babalarıyla ne kadar mutlu oldukları. Kimisi çocuğuna özel bir dövme yaptırmış, kimisi ise var olan dövmesini göstererek almış bebeğini kucağına;
Reklam
Toplu Taşıma Araçlarına Acil Müdahale Butonu Geliyor
Başbakan Davutoğlu’nun Özgecan Aslan’ın vahşice katledilmesinin ardından açıkladığı ‘kadına yönelik şiddete karşı seferberlik’in detayları ortaya çıktı: Toplu taşıma araçlarına acil müdahale butonu konulacak. Minibüslerde GPS sistemi zorunlu olacak. Dolmuş duraklarında değnekçiliğe son verilecek. Taciz cezaları artacak Mersin’de vahşice katledilen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan olayı kadına karşı şiddetle mücadelede milat oldu. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Antalya’da ‘bu tür şiddetin bir daha yaşanmaması için ne gerekiyorsa yapacağız. Kadına yönelik şiddete karşı seferberlik başlattık’ sözlerinin ardından hükümet harekete geçti.Davutoğlu’nun şiddete karşı topyekün mücadele çağrısının ardından konuyla ilgili kısa vadede yapılacaklar masaya yatırıldı. Hükümet bir dizi önlem için çalışma başlattı ve ilk etapta alınacak önlemler de netleşti.ÖNLEMLER BELİRLENDİBaşbakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri Davutoğlu’nun kararlı tavrının ardından kendi alanlarıyla ilgili çalışmaları masaya yatırdı ve ilk etapta alınacak önlemleri belirledi. Buna göre dolmuş, minibüs, otobüs, taksi ve servis aracı gibi toplu taşıma araçlarına siren sistemi zorunluluğu getirilecek. Tehlike anında, yolcu sirene basmak suretiyle tehlikede olduğunu ilgili birimlere haber verecek.DEĞNEKÇİLİK YASAKLANIYORDolmuş duraklarında artık değnekçiliğe de son verilecek. Her araçta GPS cihazının bulundurulması zorunlu olacak. Duraklara takip merkezi kurulacak. Buna göre, bir dolmuş, otobüs ya da öğrenci servisi hattından dışarı çıktığında GPS’ten bunu takip eden merkez, polisle koordineli bir şekilde duruma el koyacak. Araçlara acil müdahale butonunun konulması da öngörülüyor. Tehlike anında yolcu bu butona bastığı takdirde, tıpkı kuyumcularda ve banka şubelerinde olduğu gibi güvenlik güçleri harekete geçecek.CEZALAR CAYDIRICI OLACAKHukuki düzenlemeler de yolda. Buna göre, taciz olaylarının cezası arttırılacak. Alıkoyma suçunun cezası da ağırlaştırılacak. Kamuoyunu infiale sürükleyici olaylara karşı daha caydırıcı cezalar da masada olacak. Öte yandan RTÜK’e vatandaşlardan gelen tepkiler de değerlendirilecek. Buna göre, “mankenlik, şarkı, yetenek yarışmaları” da gözetim altına alınacak. Bu tür yarışma programlarının, aile hayatını olumsuz yönde etkilemeyeceğine dair bilirkişi oluru alındıktan sonra yayına konulması istenecek.İNTERNETE YAKIN TAKİPBTK’da yönetimin değişmesi ile sıkı takip altına alınan müstehcen sitelerin yaygınlaşmasının önüne geçilecek. Ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yetkilileri, dizilerden yola çıkarak dizi film yapımcılarıyla bir araya gelerek özellikle senaryoların Türk örf ve ananelerine uygun içerikte olması için tavsiyelerde bulunacak.Yeni Şafak
Reklam
TFF Başkanı Demirören, KKTC'de
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Yıldırım Demirören, TFF ile Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu (KTFF) arasında yaşanan sorunun Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'nin (FIFA) kuralları çerçevesinde çözüleceğini söyledi.Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, davetlisi olarak KKTC'ye gelen Yıldırım Demirören’i Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda kabul etti. Kabulde, Başbakan Yardımcısı Ekonomi Turizm Kültür ve Spor Bakanı Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu (KTFF) Başkanı Hasan Sertoğlu ve diğer yetkililer hazır bulundu.Cumhurbaşkanı Eroğlu kabulde yaptığı konuşmada, Demirören ve ekibini KKTC’de görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Eroğlu, Kıbrıs’ta da Türkiye’de olduğu gibi yediden yetmişe herkesin futbola meraklı olduğunu ifade etti. Eroğlu, TFF ile KTFF ilişkilerinin FIFA nezdinde engellemelerle karşılaştığına işaret ederek, Türkiye’de federasyon başkanlığı yapmanın zorluklarını anlattı.TFF Başkanı Yıldırım Demirören de Kıbrıs’taki futbolun sorunlarına çözüm aradıklarını, birincil amaçlarının KKTC’nin FIFA nezdinde tanınması olduğunu söyledi. Federasyon olarak yapıcı neticeler alma amacında olduklarını belirten Demirören, 'Buranın sorunlarını kendi sorunumuz gibi görüyoruz' dedi.Bir gazetecinin, 'TFF ile KTFF arasında yaşanan sorunları nasıl aşmayı planlıyorsunuz?' sorusuna Demirören, 'Muhakkak sorun çözülecek ama ne şekilde çözülürse çözülsün FIFA’nın kuralları çerçevesinde çözülecek' yanıtını verdi.AA
Beyazıt Meydanı'nda Neler Oluyor?
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, Beyazıt Meydanı Darulfünün alt geçidi yenileme çalışmalarının arkeolojik katmanlar dikkate alınarak yapılması gerektiğini vurguladı ve bulunan tarihi yapıtların özensiz bir şekilde taşındığını belirterek görüntüler yayınladı. Çalışmalar sırasında ortaya çıkan bir sarnıç yapısının moloz ve betona gömülerek gizlenmeye çalışıldığı ve vatandaşların ihbarı üzerine fark edildiği belirtiliyor...Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, Beyazıt Meydanı Darulfünun Alt Geçidi yenileme çalışmaları esnasında yaşananları belgeleyip, sosyal medya hesabından paylaşıyor.
Özgecan Aslan'ı Katledenlerin Alması Muhtemel Ceza İndirimleri
Malum yargı sistemimiz kadınlara karşı işlenen suçlarda, davalılara son derece vicdanlı davranmasıyla meşhur. Nereden yapsak da nasıl indirim uygulasak diye kılı kırk yarıyor. Tecavüz yarım kaldı indiriminden, tecavüze uğrayan çocuğun ruh sağlığı bozulmamıştır indirimine kadar her türlü indirimden yararlanabiliyorlar. Yargı sistemimizin 'patron çıldırdı!' tadındaki indirim furyası tecavüzcüleri, tacizcileri ne kadar teşvik ediyor bilinmez ama vicdanları kanattığı kesin.
Reklam
Penguenler Balıkları Tat Almadan Yutuyor
Bilim insanları genetik araştırmaları sonucunda, evrim geçiren penguenlerin beş temel tatlardan üçünü kaybettiklerini, yalnızca ekşi ve tuzlu gıdaların tadını alabildiklerini söyledi.Çin ve ABD'deki araştırmacılar, çoğu hayvanın hayatta kalabilmeleri için tat almanın kritik öneme sahip olduğunu fakat balıkları bütün olarak yutan penguenler için bu durumun diğer hayvanlar kadar önemli olmadığını belirtiyor.Diğer kuş türlerinin de çoğu tatlı gıdaların tadını alamıyor fakat acı ve umami (et) tatları tespit edebiliyor.Araştırmacılar bu bulguya, penguenlerin gen haritalarında yaptıkları inceleme sonucunda bazı tat genlerinin kaybolduğunu fark etmeleriyle vardı.Penguenlerin DNA'larında yapılan incelemelerde, tüm türlerde tatlı, umami ve acı tat alan genlerin işlevini yitirdiği görüldü.Michigan Üniversitesi ve Çin'deki Wuhan Üniversitesi araştırma görevlisi Prof. Jianzhi Zhang, BBC'ye yaptığı açıklamada 'Genetik verilere göre penguenler ekşi ve tuzlu tatları alabiliyor ama tatlı, umami ve acı tatları kaybetmişler' dedi.Buz tabakasının etkisiEtoburlarda umami tadın kaybolması olağandışı bir durum olarak görülüyor.Prof. Zhang, 'Penguenlerin balıkları bütün olarak yutma alışkanlıkları ve dillerinin yapısı ile işlevi, tat alma algısına ihtiyaç duymadıklarını gösteriyor' dedi.Prof Zhang, Current Biology adlı dergide yayımlanan bulguların şaşırtıcı olduğu görüşünde.Tat kaybının buz tabakasından kaynaklanıyor olabileceği belirtiliyor.Tatlı, umami ve acı tat alıcılar, çok düşük ısılarda beyne sinyal gönderemiyor.Araştırmacılara göre penguenlerdeki tat kaybı da bundan kaynaklanıyor.BBC
Galatasaray Liv Hospital'de Sürpriz Af
Galatasaray Liv Hospital'da kadro dışı bırakılan Aleks Maric affedildi ve takımla birlikte bugünkü antrenmana çıktı...Sarı kırmızılı takımda kaybedilen Eskişehir Basket maçından sonra kadro dışı bırakılan oyunculardan Aleks Maric koç Ergin Ataman tarafından affedildi.31 yaşındaki Avustralyalı pivot takımın bugünkü antrenmanına katıldı.AMK
İşsizlik ‘Kriz Var’ Diyor
Kasım döneminde işsizlik zayıf iç talep ve işgücüne katılımdaki artışla en son Şubat 2011’de görülen yüzde 10.7’ye yükseldi. Genç işsizler yüzde 19.9’a ulaştı. DİSK-AR’a göre geniş tanımlı işsizlik yüzde 17.5, işsiz sayısı 5 milyon 473 bin oldu.Çözümlenemeyen yapısal sorunların başında gelen işsizlikte artış eğilimi devam ediyor. Eksik büyüme ile kısır bir döngüye oturan işsizlik oranı kasımda bir önceki aya göre 0.3 artarak yüzde 10.7 oldu. İşsiz sayısı aynı dönemde 3 milyon 43 binden 3 milyon 96 bin kişiye çıktı.Cumhuriyet'te yer alan habere göre, akademisyenler işsizlikte artış eğiliminin süreceğini dile getirirken, düşük büyümeye işaret eden işsizlik artışının Merkez’e ‘faiz indir’ baskını artıracağı da dile getirildi.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2014’ün kasım ayına ilişkin ‘Hanehalkı İşgücü İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı kasımda 3 milyon 96 bin kişi oldu. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 9,7, kadınlarda yüzde 13 olarak hesaplandı. Kasımda,15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin sayısı 25 milyon 874 bin kişi, istihdam oranı yüzde 45.1 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 64.2, kadınlarda da yüzde 26.6 olarak gerçekleşti.Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 5 milyon 180 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 20 milyon 694 bin kişi oldu. İstihdam edilenlerin yüzde 20’si tarım, yüzde 20.4’ü sanayi, yüzde 7.6’sı inşaat, yüzde 52’si hizmetler sektöründe yer aldı.Her beş gençten birinin işsiz olduğunu vurgulayan Öztrak, “Verileri işsizlikteki artış eğiliminin sürdüğünü gösteriyor” dedi. Öztrak’a göre, işsizlik 45 ayın zirvesine çıktı.
Reklam
"Napoli Maçında Sahaya 14 Oyuncu Sürebileceğiz"
Trabzonspor Teknik Direktörü Ersun Yanal 'Şu anda Napoli maçında sahaya sürebileceğimiz 14 oyuncu var. Eğer Bosingwa da tam hazır olursa bu sayı 15 olacak' dedi.UEFA Avrupa Ligi 2. tur ilk maçında 19 Şubat Perşembe günü sahasında Napoli'yi konuk edecek Trabzonspor'da, teknik direktör Ersun Yanal, sakat, cezalı ve UEFA listesinde adı bulunmayan futbolcular nedeniyle sahaya sürebileceği 14 oyuncularının bulunduğunu söyledi.Teknik direktör Yanal, basın mensuplarıyla Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri'nde yaptığı sohbet toplantısında, takımın Napoli maçı öncesi durumuyla ilgili bilgi verdi.Yanal, transfer döneminden sonra UEFA listesine 3 futbolcu eklediklerini vurgulayarak, ' Yaklaşık 80 gündür buradayım ve 20'nin üzerinde maç oynadık. Sakatlıklar ve Afrika Kupası bizi çok etkiledi. Bazı antrenmanlarda 10 kişi çalıştık. Ara transfer döneminden sonra ise UEFA listesine Erkan Zengin, Hakan Arıkan ve Özer Hurmacı'yı dahil edebildik . Şu anda Napoli maçında sahaya sürebileceğimiz 14 oyuncu var. Eğer Bosingwa da tam hazır olursa bu sayı 15 olacak' diye konuştu.Sakatlıklar ve UEFA kriterleri nedeniyle bu sayının üzerine çıkamadıklarını, bunu da mazeret olarak söylemediğini belirten Yanal, 'Çıkıp kazanmak adına gereken her türlü mücadeleyi vereceğiz' ifadesini kullandı.'Kaleci Fatih, ayrılmak istedi'Yanal, sezonun ilk yarısında Onur’un sakatlanmasından sonra kaleyi devralan ancak performansı nedeniyle sık sık eleştirilen kaleci Fatih Öztürk konusuna da değindi.Fatih Öztürk’ün 3-3 biten Bursasspor maçından sonra ayrılmak istediğini aktaran Yanal, 'Göreve geldiğim andan itibaren Fatih'e 'seninle çalışacağım' dedim. Ancak Fatih ayrılmak istediğini söyleyince Hakan Arıkan'ı transfer ettik ' dedi.Devre arasında transfer edilen Aytaç Kara'nın performansına ilişkin de Yanal, 'Aytaç'ı aldığımızda çapraz bağ sakatlığından yeni çıkmıştı. Birisi 90 dakika olmak üzere sadece 3 maç oynamıştı. Ancak bizde oynamaya başladı. İyi de oynuyor. Ben kendisinin takıma çok büyük katkılar vereceğine inanıyorum . Özellikle de gelecek sezon Aytaç kendi kimliğini sahaya yansıtacaktır ' diye konuştu.Trabzonspor'da teknik heyet ve futbolcuların, önümüzdeki günlerde yapımı devam eden Akyazı Stadı'na gitmeyi planladıkları belirtildi.AA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Kadın hangi kıyafeti giyerse giysin...Tecavüz edip öldüremezsin aslanım.*Kadın hangi yaşam tarzını benimserse benimsesin...Tecavüze yeltenemezsin aslanım.*Kadın hangi edayı takınırsa takınsın...Senin alçaklığına gerekçe falan olmaz aslanım.*Tecavüzü önlemek için kadına şekil vermeye çalışmak yerine...Kendine çeki düzen vereceksin aslanım.*
Reklam
Kılıçdaroğlu: 'AKP Döneminde 5 Bin 406 Kadın Öldürüldü'
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, AK Parti iktidarı döneminde 5 bin 406 kadının öldürüldüğünü belirterek “tam bir katliam” dedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. CHP grup toplantısı Özgecan için 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı.Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından satırbaşları:Neden kadına önem vermiyoruz. Ölümü unuttuk, nasıl ceza vereceğiz onu tartışıyoruz. Asıl tartışılması gereken konu bu konuları nasıl engelleriz. İdam olsa ne olur. Sorun çözülecek mi? Bu bir kişinin sorunu değil. Yarı açık cezaevine döndü Türkiye. Kadın kaç doğum yapacak, nasıl doğum yapacak ona da karar verecekler, sokağa hamile kadın çıkmasın ona da karar kılacaklar.'ÖZGECAN TOPLUMUN VİCDANI OLDU'Eğer bunu toplumun zihnine şırınga ederseniz bu olayları önleyemezsiniz. Sanane kadının kaç çocuk doğuracağından, nasıl giyineceğinden… Özgecan toplumun vicdanı oldu. Biz ne söylersek söyleyelim ateş düştüğü yeri yakıyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Bunu yaşayan birisi olarak söylüyorum. Bütün kadınlar ayağa kalktı. Toplumun vicdanı rahatsız, kanıyor. Bu siyasal iktidar size nefes aldırmamaya ant içmiş bir iktidardır. Her şeye müdahale ediyorlar. 2002-15 döneminde 5406 kadın öldürüldü. Tam bir katliam.Kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı. İlgili bakan ‘Kadına yönelik şiddet abartılıyor’ diyor. Dünya Ekonomik Forumu diye bir kuruluş var. Kadınlarla ilgili istatistik yayınlıyorlar. Türkiye son 10 yılda 20 basamak geriledi. Kadınlar 20 basamak geriye itildi. Bu rakamlar uygar dünyanın rakamları. Ekonomik aktiviteye katılım açısından 140 ülke arasından 132’nci sıradayız.'183 KİŞİ POLİS KURŞUNUYLA HAYATINI KAYBETTİ'Küçümsediğimiz Afrika ülkeleri bizim çok çok önümüzde. 183 kişi 2007’den beri bu yana hayatını polis kurşunuyla kaybetti. Polis adam öldürmek için kişinin hayatını güvenceye almak için vardır. İç Güvenlik Yasa Tasarısı geldi. Geçireceğiz diyorlar. Niçin? Verilen yetkiler az, daha fazla vereceğiz. Gelsin bakalım hep beraber göreceğiz Biz üzerimize düşeni parlamentoda yapacağız.Bu ülkenin demokrasisi için mücadele vereceğiz. 20’sinde Ankara Tabip Odası’nın duruşması var. Gezi’de yaralanan vatandaşlara sağlık hizmeti verdi. Vay sen misin sağlık hizmeti veren? Doktorun görevi bu… O duruşmada biz Ankara Tabip Odası’nı yalnız bırakmayacağız.'BENİM NAMUS BORCUM'Bir bölgede Romanlarla ilgili anket çalışması yapılmış. Hiç okula gitmeyenlerin oranı yüzde 24. Ortaokul mezunu Yüzde 8.4. Üniversite mezunu binde 4. Sigortalı çalışan sayısı yüzde 3.5…Onun için sorunu en derinden yaşayan kesimdir Romanlar. 12 yılda size hiçbir şey yapılmadı. Sizin bütün sorunlarınızı çözmek benim namus borcumdur. Romanlarla oturduk, toplantı yaptık. TC’de eşit yurttaş olmak istiyoruz diyorlar. Sizin hakkınız… AB’nin Romanlarla ilgili bir raporu var. Diyorlar ki AB’nin var, Türkiye’nin de olsun. Neden olmasın. Her Roman mahallesinde bir kadın merkezi olmalı. CHP’li tüm belediyelere talimat verdim. Bulunduğunuz yerlerde Kadın merkezi yapılacak. Roman mahallesinde çocuklar için kreş ve etüd merkezi olacak. Bunun talimatını da verdim.'SULUKULE CAN ALICI BİR ÖRNEK'Ayrıca Romanların bir doğuştan gelen alışkanlıkları var. Olağanüstü müzik yetenekleri. Çocukların bu konuda yetiştirilmeleri lazım. Sulukule örneği can alıcı bir örnektir. Romanlara 'size şehrin dışında yer yapacağız' dediler. Sosyal donatı alanları bile yok. Oraya sürülen roman kardeşlerimiz yoksulluğu en derinden yaşıyor. Niye biz Parlamento’da yokuz diyorlar. Romanların derdini birisi dile getirecekse yetki verin diyorlar. Onun da sözünü veriyorum size. Hiç merak etmeyin.'ECEVİT HÜKÜMETİ YAPTI'Ecevit iktidarının son, AKP’nin ilk dönemi. Bir ekonomik kriz vardı. Ecevit hükümeti enflasyonu düşürdü yüzde 30’lara. MB’ye bağımsızlık verdiler, sıcak siyaset müdahale etmeyecek. Demokrasi aslında bu tür kurumlara sıcak siyasetin müdahale etmemesidir. Bu alan ne kadar genişlerse ülkeye huzur gelir. Bunları Ecevit hükümeti yaptı, önlemleri aldı, ağır fatura ödedi, siyasetten çekildi. Bunlar geldi. Manevi değerlerimizi güçlendirmemiz lazım dediler. 'Üç temel anahtar' dediler, 'Yoksulluk, yolsuzluk ev yasaklarla mücadele edeceğiz' dediler.Yolsuzluk konusunda AKP’nin ciddi bir mücadele verdiğini düşünen varsa beni arasın. Sevgili Peygamberimiz diyor ki ‘öyle bir zaman gelecek, rüşvet hediye adı altında alınıp verilecek.’ Bugünün Türkiyesi’ni tanımlıyor. Yoksullukla mücadele edeceklerdi. Yoksul sayısı 29 milyonu aştı. Bu rakam devletin resmi rakamı. TÜİK’in rakamı… Neden yoksulluk 12 yılda bitmedi. Yoksulluğu bitirmek için değil idare etmek için, vatandaşı kendisine muhtaç etmek için iktidar oldular. Söz veriyorum yoksulluğu 4 yıl içinde tarihe gömeceğim. İnsanın insana kulluğunu engelleyeceğim. Kimse gidip birilerine el avuç açmayacak.HER 4 VATANDAŞTAN BİRİ DEPRESYONDAYasaklarla mücadele edeceklerdi. Yeni yasaklar geliyor. Adaletten kaçanlar partisi oldular, aldı kaçtı partisi oldular, ayakkabı kutusu partisi oldular. TÜİK anket yapmış vatandaş mutlu mu diye. Mutlu vatandaş sayısında düşüş var. Araştırmalara göre her 4 vatandaştan birisi depresyonda. 37 milyon kutu antidepresan ilaç kullanılmış. Memlekette huzursuzluk var. Onu baskılamaya çalışıyorlar.  Olur ya biri itiraz eder. Yoksa vatandaşın eline silah alıp birini öldürecek hali yok.İşsizlikte yenir akamlar açıklandı. 5.5 milyon gencimiz işsiz. İşsizliği önleyeceğiz diye bir çaba yok. Gidiyor Avrupa’ya diyor ki ‘Gelsinler Avrupalı işsizler Türkiye’ye gelsin’’ diyor. Aziz Nesin’in bile aklına gelmezdi.Şimdi yeni bir kanun getirdiler. Yurtdışından insan getirecekler Türkiye’de çalışsın diye. Allah bilir ya onun için de komisyon alacaklardır. Malum ya bu işleri çok iyi bilirler.'BOŞANMA DOĞUM YÜZDESİNİ GEÇTİ'Boşanma yüzdesi doğum yüzdesini geçti. Manevi değerleri güçlendireceklerdi. Ceplerini güçlendirdiler, aileleri perişan ettiler. Araştırma yapmışlar. Boşanmanın nedenleri, ekonomik, şiddet görme, aileler arası geçimsizlik… Kendileri söylüyor bunları.  İçinde bulunduğunuz tablo nedir görün diye size rakamlar vereceğiz. Vatandaşların bankalara borcu 2002’de 6 katrilyon eski para ile…. 2014’de 352 katrilyon…  Borçlu vatandaşlarım korkma, CHP’nin iktidarında benim Başbakanlığımda seni bu borçlardan kurtaracağım.AKP’ye oy verirsen yarın seni evinden de edecek. Ağızlarından işsizliği önleyeceğiz diye bir cümle çıktı mı? Çıkamaz da. Ama ben söz veriyorum CHP’nin iktidarında işsiz bırakmayacağım. 12 yılda en çok işlenen suçlar, hırsızlık, dolandırıcılık ve yaralama.Başbakanlık koltuğunda oturan kimse yok ki. 2009 ile 2013 arasında bir veya birden fazla uyuşturucu kullanan çocukların sayısındaki artış yüzde 658.7… Bunlar bizim çocuklarımız. Bu ülkede hükümet var mı? Bana sesleniyor ‘’Eyy Kılıçdaroğlu’’… Kılıçdaroğlu sana söylüyor gereğini yapsana, çocukları bu bataklıktan kurtarsana.. Ülke iyi yönetilmiyor.Ekonomi politikası çöktü. İşsizlik bunun en temel göstergesidir. Sağlık politikası; emekli kardeşlerime sesleniyorum benim Başbakanlığımda Ramazan ve Kurban bayramında birer maaş ikramiye alacaksın. Huzurlu Türkiye neymiş herkes görecek. Ajanslar
Erdoğan'dan Feministlere: 'Ya Senin Bizim Dinimizle Medeniyetimizle İlgin Yok ki'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özgecan Aslan cinayetiyle ilgili olarak “Kadın Allah’ın erkeklere emanetidir” diyerek, “Ben kalkıyorum kadının Allah'ın erkeklere bir emaneti olduğunu söylüyorum. Bu feministler filan var ya. ‘Ne demek diyor kadın emanetmiş, bu hakarettir’ diyor. Ya senin bizim dinimizle medeniyetimizle ilgin yok ki. Biz sevgililer sevgilisinin hitabına bakıyoruz. ‘Allah'ın bir emanetidir. O emanete sahip çıkın’ diyor. Ve onu incitmeyin diyor” ifadelerini kullandı.Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları:Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ak Saray'da yine muhtarları ağırladı. 27 Ocak'ta17 ilden gelen 406 muhtara bir konuşma yapan Erdoğan, bugün de 10 ilden gelen 382 muhtara hitap etti. Erdoğan konuşmasında muhtarların hiçbir zaman aşağılanamayacağını vurguladı. 'Ne olacak ya bu köy muhtarı, mahalle muhtarı... Diyemezsin arkadaş diyemezsin... 50 kişi de seçse, 30 bin kişi de seçse, 20 milyon da seçilmiştir saygı duyacaksın. Bunun başka izahı yok' diyen Erdoğan şunları söyledi:'Bakınız bu aralar ben başkanlık sistemi diyorum, onlar diktatörlük diyor. Daha düne kadar başkanlık sistemini savunanlar dahi 180 derece dönüp aksini söylemeye başladılar. Diktatörlükte 37 parti seçime girebilir mi? Bu ithamın bir türlü milletin yanında safında yer almayı beceremeyenlerin onun teveccühüne mazhar olamayanların sayıklamasından öte bir anlamı yoktur. Muhtardan diktatör olabilir mi? Tevessül eden olursa köy mahalle halkından cevabını alır, vatandaş onu alaşağı eder. Cumhurbaşkanından da böyle birşey olmaz olamaz. Bunlar işin ruhuna karşı. Çıkmış diyor ki bir tanesi, 'Ben burada olduğum sürece bu ülkeye başkanlık sistemi gelemez.' Sen kimsin ya, milletin iradesinin karşısında durulmaz. Millet istediği zaman milletin istediği olur, sen kimsin ya?'Muhtar kardeşlerimin bir kısım belediye başkanından diyeceğim. Çünkü bir kısmı desteği veriyorlar. Hatta hatta muhtarlık binalarına kadar yapan başkanları da biliyorum. Bu desteği sağlamayanları da ifşa ederiz. Demokrasi halkın kontrolünün en direkt değil direkt olduğu sistemdir.Örneğin şu an bulunduğum makam. Burada şöyle oturup seyretmeniz, önünüze gelen evrakları imzalamanız, protokol işleriyle meşgul olmanız mümkün mü? Mümkün.Peki, protokol işlerinin yanında ülkenin her meselesi için çalışmanız, çabalamanız mümkün mü? O da mümkün. Ama zorlu sıkıntılı bir yol. İşte biz bu yolu seçtik.Cumhurbaşkanı olarak benim en ücra köşedeki elim ayağım kulağım gözüm sizler olmalısınız.‘BİZ KARDEŞİZ BE’Biz kardeşiz be kardeşiz. Bu kardeşliğimizi çekemeyenler var, hazmedemeyenler var. Türküyle Kürdüyle, Romanıyla Gürcüsüyle biz kardeşiz be. Nedir bu kin düşmanlık? Bunu anlamakta zorlanıyoruz.Bakın buraya diyor böyle bir saray mı gerekiyor diyor. Burası milletin evi ya. Burası cumhurbaşkanlığı külliyesi. Şu ankara’da cumhuriyet tarihinde cumhurbaşkanlığı makamı için yapılmış bir yer yoktu. İlk defa böyle bir şey yapılıyor.Yok kaçak saray yok şu yok bu her şey. Biz bu millete layık olanı yaptık, yapıyoruz. Ve en ince hassasiyetiyle yapıyoruz.Yeni Türkiye terörsüz çatışmasız, kavgasız, gürültüsüz bir türkiye olacaktır. Kardeşliğin, hakkın hukukun refahın hakim olduğu bir Türkiye olacaktır.‘GEZİ TUTMADI, BU DEFA...’Gezi olayları tutmadı bu defa 17-25 aralık darbe teşebbüsünü tezgahladılar. Türkiye’nin tüm birikimlerine saldırdılar. Dikkat edin adı rengi mahiyeti ne olursa olsun her saldırıda ülkemizin ekonomisi hedef alınıyor. Yolsuzlukla savaş diyenler, bu ülkede esnafın dükkanını arabasını yağmaladılar. Bu mu yolsuzlukla mücadele? Güveni huzuru bozarak insanların umutlarını karartarak demokrasiyi ve ekonomiyi çökertme çabaları sonuçsuz kaldı.Yahu yol yapıyoruz millete yol. Yolu yapan muhtarların (müteahhidin) iş makinalarını yakanlardan daha yolsuzluk yapan kim olabilir? Düşünün havalimanı yapıyoruz ya havalimanı. Havalimanı yapan müteahhitin iş makinalarını yakanlardan daha yolsuzluk yapan kim olabilir?Hakkari’de de engellemenize rağmen havalimanını yapacağız. Cizre’yi yakıp yıktılar değil mi? Silopi’yi yakıp yıktılar değil mi?‘NİÇİN MASKE TAKIYORSUN?’Demir bilyeyle sapanıyla yüzü zaten aydınlık olmasa niçin maske taşıyorsun? Aydınlık değil karanlık onun için maskeyi takıyor. Ve bunları savunanlar var bu ülkede. Onların önünde yürümeyi millete vaat edenler var. Bende diyorum ki bu ülkede molotof en ileri derecede bir suç aletidir. Ve buna karşı en büyük tedbir neyse önleyici tedbir neyse bunların alınması lazım. Molotof atılması neticesiyle şehit olan Serap kızımızı bir kenara koyamayız.‘İÇ GÜVENLİK YASASI İÇİN GEÇ BİLE KALINDI’Bana göre bu geç kalınmış bir adım zaten. Şu anda iç güvenlikle ilgili yasanın süratle çıkması ve bir an önce uygulamaya girmesi gerekir. İşlerine gelmeyenler bağırıyor, oradan nemalanıyorlar. Cam çerçeve bütün esnafların dükkanları böyle yakılıyor yıkılıyor. Arabaları böyle yaktılar. Belediye otobüsü senin neyine ya, neresi seni rahatsız ediyor? Otomobiller taksiler belediye otobüslerini yaktılar. Bunların arkasında kimler olduğunu siz muhtarlarımdan daha iyi biri bilebilir mi? 40 yılım siyaset içinde geçti. Anadolu’nun ilçelerini tek tek bilen birisiyim. Nerede ne var ne yok bunu bilen birisiyim. Damdan düşen birisiyim. Bunun için biliyorum. Ama şunu da biliyorum artık büyük türkiye var, yeni Türkiye var.7 HAZİRAN'DA TÜRKİYE'NİN ÖNÜ AÇILACAKBen 7 Haziran seçimlerinin Türkiye’nin önünü açacak şekilde neticeleneceğine inanıyorum. Onun için diyorum ki yeni Türkiye için iktidara 400 milletvekili lazım. Yeni anayasa değil mi... Başbakan olarak bunun ızdırabını çok çektim. Bakın başbakan olduğum dönemde diğer dört partinin toplamının vekil sayısı bizim sayımızın çok altında olmasına rağmen onlar uzlaşma komisyonunda 9 kişiyle temsil edildik, biz üç kişiyle temsil edildik. Niye? Meyveli yiyeyim ya. Ve yarıda kaldı. Şimdi millete gitmek zorundayım. O zaman diyorum ki iktidara milletimiz inşallah 400 vekil versin, yeni anayasa bu parlamentodan geçsin ve bununla birlikte başkanlık sistemi ihya edilsin ve bu prangalardan bu ülke kurtulsun. ''LATİN AMERİKA'YA TURİSTİK ZİYARETE GİTMEDİK'Bazları diyor ki ne işin var orada, turistik seyahete gitti diyor. Dört günde üç ülke. Yanımda teknokratlar, bakanlar, DEİK var ve burada ülkemizin ileri gelen iş adamları var. Ne yaptık? iş adamlarıyla görüşmeler yaptık. Ne gibi yatırımlar yapabiliriz. 10 yıl önce ilişkilerimiz neredeydi şimdi nerede. 10-12 milyon dolarda şimdi gelmişiz 1 milyar 400 milyon dolarla. Burada oturarak bunu yapamazsın. Bu ülkelere ilk defa Türkiye cumhurbaşkanı gidiyor ilk defa. Gidemediğin yer senin değildir, gidersen. Bu iş böyledir. 'NEYMİŞ KADINA TACİZİN YILDÖNÜMÜYMÜŞ, GEÇ O İŞİ GEÇ'Mersin'de bir vahşet yaşanıyor, muhalefet partisinin başındaki zat siyaset yapmak adına tutup meseleyi işsizliğe bağlıyor. Yahu adam cani. Bu adamın inancıyla etnik kökeniyle sosyal statüsüyle bir ilgisi yok, adam cani işte. İşsizlik caniliği temizliğe çıkarır mı? E işi var, adam minibüs şoförü. İşsiz değil. Adam minibüsün başındayken, şoförlüğü yaparken bu vahşeti alçaklığı uyguluyor ya. Bunun işsizlikle ne alakası var? Adam kalkıyor orada bile siyaset yapıyor. Kendi mensupları dans ediyor. Bunu kutlamaya kalkıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yandaş medyaları da onları savunuyor. Neymiş? Kadına tacizin yıl dönümüymüş, geç o işi geç. Biz bu tür vahşetlerin olduğu günlerde, biz kendi inancımızda, kültürümüzde kalkarız Fatihalarımızla, kalkarız bunlara rahmet dilemek suretiyle bu işi anarız yad ederiz. 'BU FEMİNİSTLER VAR YA...'Ben kalkıyorum kadının Allah'ın erkeklere bir emaneti olduğunu söylüyorum. Bu feministler filan var ya. Ne demek diyor kadın emanetmiş, bu hakarettir diyor. Ya senin bizim dinimizle medeniyetimizle ilgin yok ki. Biz sevgililer sevgilisinin hitabına bakıyoruz. 'Allah'ın bir emanetidir. O emanete sahip çıkın' diyor. Ve onu incitmeyin diyor.Aslında bunların her işi böyle. Onun için yeni anayasa başkanlık sistemi meselesinde ufuksuzluklarını vizyonsuzluklarını ortaya koyuyorlar.Buradan Özgecan'ımızın annesine babasına şahsım milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Gerçekten bu vahşet karşısında her babanın, annenin böyle bir vakur duruşu...'ÖZGECAN'IN BABASI TÜM TÜRKİYE'YE DERS VERDİ'Adeta Mehmet efendi (Özgecan'ın babası), Türkiye'ye değil tüm insanlığa ders verdi. Fakat o o dersi verirken biz de Türkiye Cumhuriyet Devleti olarak, adalet bakanıyla görüşmem olacak. Sonuna kadar bu vahşilere almaları gerken en ağır cezayı almaları konusunda elimizden geleni yapacağız.SORU: 'BENİM 7 ÇOCUĞUM VAR. NASIL OKULA GÖNDERECEĞİM'Hiç çekinme, okutmaya devam. Üstüne üstüne çıkaracağız. Bacım üstüne üstüne gideceğiz.KISAS İSTİYORUZ DİYENEDuygusal olmayacağız. En azından Özgecan'ın babası kadar metanetli olacağız. Bu şekilde duyarlı olacağız. Duygularımızın irademize hakim olduğu değil. Vicdanımızın irademizin ilmimizin duygularımıza hakim olduğu bir geleceği inşa etmemiz lazım.Ajanslar
Mesut Bakkal İmzayı Attı!
Eskişehirspor yenilgisinin ardından bugün İrfan Buz'u görevden alan Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, Buz'dan boşalan koltuğa Mesut Bakkal'ı getirdi.Gençlerbirliği Teknik Direktör Mesut Bakkal ile anlaştı. Yarın takımın başına geçecek olan Bakkal ile Cavcav'ın 1-5 yıllık sözleşme yapacağı öğrenildi.Gençlerbirliği’nden yapılan açıklama şöyle: “Görevinden yardımcılarıyla birlikte ayrılan İrfan Buz’dan boşalan Teknik Direktörlük görevi için kulübümüz Mesut Bakkal ile anlaşma sağladı. Daha önce ekibimizin başında iki kez görev yapan ve oyuncu yapımızı yakından tanıyan Bakkal yarın talebelerinin başında ilk çalışmayı yaptıracak. Bakkal’ın yarımcıları ise yarın belirlenecek. Takımımızın bu hafta deplasmanda Balıkesirspor ile oynayacağı karşılaşmanın hazırlıkları Bakkal gözetiminde gerçekleşecek.”Radyospor
Demirtaş: 'Sık Ulan Sık' Diyen Polis Bu Yasayla Artık 'Vur Ulan Vur' Diyecek
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Demirtaş, İç Güvenlik Paketi ile ilgili; 'bütün muhalefet milletvekilleriyle de ortak çalışacağız. İç tüzükten kaynaklanan bütün haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Madem başbakan ısrarcıdır bu konuda ille çıkacak diyor biz de çıkmayacak diyoruz' dedi.Demirtaş'ın konuşmasından önce HDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan Özgecan Aslan'la ilgili bir konuşma yaptı ve tüm kadınlar için 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı.Demirtaş'ın açıklamalarının satır başları:Açılışta da arkadaşların da değindiği gibi 78'li arkadaşlar da aramızda. Diyarbakır Cezaevi'ndeki işkencelerde hayatını kaybedenler, ve hesapların sorulması için belli bir aşamaya gelindi. 1500'e yakın insanın sistematik bir şekilde işkenceye tabi tutulduğunu ispatladılar. Darbeyle hesaplaşıyoruz denilirken savcılık zaman aşımı nedeniyle takipsizlik kararı verdi. Bu konudaki hukuk ilkeleri açıktır. Ulusal yasalar, uluslararası insan hakları belgeleriyle çeliştiğinde uluslararası sözleşmeler esas alınır. İnsanlığa yönelik suçlar zaman aşımına uğrayamaz. Diyarbakır Cezaevi gerçeğiyle yüzleşilmeden, Türkiye'de demokrasi için tünelin ucu göründü denmesin. Hele hele bugünlerde çok güzel şeyler olacak denilerek gereksiz iyimserliği pompalayanlar şu gerçeğe iyi baksın. Diyarbakır'la ilgili gerçekle yüzleşilmeden iyimserlik pompalamanın anlamı yoktur. Batman'da işsizlik yüzde 23. Batman'daki işçilerin desteklenmesi gerekiyor. TİPİK işçilerini de selamlıyorum hepiniz hoş geldiniz.İNSANLIĞIMIZDAN, ERKEK CİNSİYETİNE SAHİP OLMAKTAN UTANDIĞIMIZ ANLARI YAŞIYORUZKonuşması zor bir konu. Özgecan cinayetinde dillerin lal olduğu, hepimizin insanlığımızdan, erkek cinsiyetine sahip olmaktan utandığımız anları yaşıyoruz. Cinayetin işleniş şekliyle ilgili konuşmaya hiç niyetimiz yok. 20 yaşında genç bir kadının katledilmesi bir kez daha insanlığımızla ya da kaybettiğimiz insanlıkla yüzleşme fırsatı doğurdu. Belki de Özgecan'ın biz erkeklere bıraktığı en büyük miras, bu erkeklik anlayışıyla yüzleşme fırsatı olacaktır.Bu zihniyeti ne inançla, ne mezheple ne de tek bir dine yükleyemezsiniz. Bu anlayış kendisini bu şekilde erkek olarak tanımlayan yaratıkların yaşadığı bir sorunudur. Erkeklik anlayışının nasıl şekillendiği, her şeyin kendi etrafında döndüğünü düşünen geride kalan bütün canlıları kendisi için yaratılmış varlıklar olarak gören bu erkek anlayışı yeni ortaya çıkmış değildir. Hükümet bunu yaptı deyip işin kolayına kaçmayacağız. Hükümetin nerde durduğu ortada. Eğer bu vesile ile 20 yaşındaki bir gencin bir çocuğun vahşice katledilmesiyle yüzleşeceksek cesur olacağız. Erkek olmanın en büyük cesareti tam da burada ortaya çıkar. Geriye kalanların tamamı dünyanın en korkak yaratıklarıdır. Bu bir kadın sorunu değildir, bunun adı erkek sorunudur.TECAVÜZLE ERKEKLİĞİNİ İSPAT ETTİĞİNİ ZANNEDENLER...Bir hafta sonra biz erkek sorununu unutacağız. Yüzleşme olmadıkça bunu yaşayacağız. Özellikle erkek arkadaşlarımız kadına reva görülen bu şiddet ve egemenlik kültürü erkeklere bir konfor sağlamıyor. Bütün erkekleri de ezen sömüren erkekleri de devlet ve toplumsal yaşam içinde jhiçleştiren egemenlik anlayışı da aynı kökten besleniyor. Kadına tecavüz ederek erkekliğini ispat ettiğini zannedenler aslında kendilerine tecavüz ediyor demektir.Mesele bir minibüs şoförünün cinnet getirmesi, sapıklığı meselesi değildir. Biz zihniyetle hesaplaşmadıkça bindiğiniz her minibüs tehlikelidir, bindiğiniz uçak tehlikelidir. Bu güvensiz bir toplum içinde yaşamaya mecbur bırakılıyoruz.Dünden beri muazzam tedbirler alınıyormuş. Minibüslere panik butonu koyacaklarmış. Kimse bunun zihniyetini düşünmüyor. Parlamentoda özellikle kadın vekillerin çabasıyla kadına yönelik şiddetin araştırılması komisyonu kuruldu. Bir müddet sonra komisyon çoğunluğu AKP'li kadınlardan oluşturulduğu için erkekler gelip orada saçmalamaya başladılar. AKP'deki kadın vekiller de maalesef buna sessiz kaldılar. Kadınlar bir araya gelecek. El ele verecek. Bu erkek zihniyetine karşı hep birlikte mücadele edeceğiz. Biz de yanlarında mücadele edeceğiz. Başka türlü mücadele edemeyiz. Biri kendine harem kurmayı hak edecek. Boşanma davası açtı diye 50 bıçak darbesi alacak, kadın bir şey yapmıştır deyip hafifletici unsurlar yapacak. Hafif cezalarla cezaevine girip çıkıp dışarıda dolaşacaklar. Kadını öldürmek bu kadar basitse ben de yaparım diyor. Bu sistem bize ana sınıfından itibaren bunu bize veriyor.Baba işten geliyor, anne evde ütü yapıyor. Basit bir fotoğraf ama kadın çalışamaz çalışan erkektir diye eğitimi veriyorsunuz. Sonra kadın çalışmaya başladıktan sonra çalışamaz öldürürüm diyor. Bunun üzerinden her birimizi köleleştiriyorlar. Bu erkek sorununu çözecek olanlar da sadece kadınlar değildir. Hem sizi öldüreceğiz, hem ceza almayacağız hem de bu soruyu çözmeyi kadınlara bırakacağız. Bütün erkeklerin bununla cesurcac yüzleşmesi gerekiyor.Eğitimde de parlamentoda da alınması gereken tedbirler var. Bir haftadır Türkiye bu sorunu konuşuyor ama kadından sorumlu Devlet Bakanı (Ayşenur İslam)  ortada yok. Temsil ettiği bakanlık bu cinayetleri önleyemeyen bir bakanlıktır. İsminiz Kadın Bakanlığı ama iki tane erkeğin ağzına bakıyorsunuz. Böyle Kadın Bakanlığı olur mu? Bu konuda cesaretiniz varsa bu topluma barış gelir. Kadınlar Allah'ın bir lutfu için yaratılmış gibi bir nalayışla yaklaşırsanız orada eşitlik falan çıkmaz. Bu konuda da yalan söylüyorlar. Dinde de böyle bir şey yok. Bizler parti olarak uzun süredir bu konunu farkındayız ki, kadın arkadaşlarımızın mücadelesini veriyoruz. Eş Başkanlık sistemini uygulamadaki ısrarımızın amacı budur. Geleceği değiştirebilmenin adımını şimdiden atmalıyız. HDP'li kadınlar bunun bedelini ödeyerek bu özgürlük yürüyüşünde önemli adımlar atımıştır. Eğer Özgeccan'ın mirasına sahip çıkmak için böyle adımlar atılmalı. Yoksa minibüse panik butonu koyarak biz bu işi hallettik demesin. Biz bununla yüzleşmedikçe kadınlar bu aynayı yüzümüze tutmaya devam ediyorlar iyi ki de tutuyorlar.SİZ FAZLA BONZAİ ÇEKMİŞSİNİZTam da bu meselenin içine yerleştirilecek bir düzenleme var. 130 maddelik bir düzenleme. Toplumun güvenliği değil, Başbakanlığın güvenliği AKP'nin selameti için hazırlanan bir paket. Günlerdir Başbakan yalan konuşuyor. Daha önceki de yalan konuşuyordu ama ustaydı. Öbürü bu işi beceriyordu. Bu yüzünü kaçırıyor. Ya bilmiyorsa yüzünü öyle yapma. Günlerdir molotof ve bonzai serbest olsun diye yalan söylüyor. Gelin sadece ve bonzai ve molotof için iki maddeyi geçirelim. Siz fazla bonzai çekmişsiniz.ANTEP'TEKİ POLİS VUR ULAN VUR DİYECEKBir gösteride yüzünüzü kapattınız, ulusal kıyafet giydiniz. Bundan dolayı sizi alıp tutuklayabilir ve ağır ceza verebilirler. Ya da tanınmayacak şekilde yüzünüz kapalıdır. Atkıyla kapattınız diyelim. Polis sizi öldürebilir. O Antep'teki 'Sık Ulan Sık' diyen polis var ya artık 'Vur Ulan Vur' diyecek.BÜTÜN MUHALEFETLE ORTAK ÇALIŞACAĞIZGücümüz nefesimiz yettiğince bu yasanın çıkmaması için elimizden geleni yapacağız. Bütün muhalefet milletvekilleriyle de ortak çalışacağız. İç tüzükten kaynaklanan bütün haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Madem başbakan ısrarcıdır bu konuda ille 'çıkacak' diyor biz de 'çıkmayacak' diyoruz. Herkes bu yasaya karşı çıkmalıdır. Çünkü çıkarsa bir daha geri dönüşü yok.Bakın cumhurbaşkanına 'hırsız' demek tutuklanma nedeni. Sadece 4 çocuk geçen hafta tutuklandılar. Dava açılsa anlaşılır. Biz hakaret etsinler demiyoruz. Orada hakaret de görmüyoruz. HDP’nin üst düzey bir yetkilisi cumhurbaşkanını eleştirdiği için tutuklandı. Onu destekleyen 3 kişi daha tutuklandı. Zannetmeyin ki AKP’ye oy verdiniz diye sizin aracınızı durdurmayacaklar ellerinizi arkadan bağlayıp tutuklamayacaklar. İstediğiniz kadar “Ben AKP’liyim diye bağırın” sizi de tutuklayacaklar.Biz sonuna kadar direneceğiz. Son nefesimize kadar direneceğiz. Muhalefet de direnecek. Bakın Cumhurbaşkanına hırsız dedikleri için tutuklandılar. Dava açılsa anlaşılır. Hakaret varsa gereken yapılır. Orada bir hakaret de görmüyoruz. ÖDP'nin parti meclis üyesi Cumhurbaşkanını eleştirdi diye tutuklu. Ben de bu suça katılıyorum deyip sivil itaatsizlik hakkımı kullanıyorum diyen 3 kişi tutuklandı. Yasa çıktıktan sonra hiç birimizin güvenliği kalmayacak. Zannetmeyin ki AKP'ye oy verdiniz diye sizi kelepçelemeyecekler. Bu yasaya karşı çıkmazlarsa bu yasa tüm toplumu vuracak. Dün yurt dışına giderken yalan söyleyen Başbakan Serap Eser'den bahsediyor. Be hey yalancı, senin iç işleri bakanın İdris Naim Şahin itiraf etti. Bizim 2 yıl önce söylediğimizi açık açık itiraf ediyor. Bu Başbakan çıkmış ne diyor. Siz yaktınız. Sorumluları gizleyen sizsiniz.Halkın AKP'ye göstereceği tepkiden korkuyorlar. Halk isyan noktasında. İsyanı nasıl durdurmak istiyorlar, polise vur yetkisi verecekler. Yeni işe aldıkları kişiler bizzat AKP teşkilatından gelen kişiler. Düşün sen bir AKP'liye yetki veriyorsun. Muhalefet partisini git durdur diyorsun. Bu polise bu yetkiyi vermek katliamlara davetiye çıkarmaktır. Her an çocukların infazıyla karşı karşıya kalmak demektir. Kürsüdeki konuşma hakkımızdan değişiklik önergelerinden usul tartışmalarına kadar. 132 madde midir 132 hafta konuşulacak. Eğer buna cesaretleri varsa bu yasayı seçimlere kadar çıkaramayacaklar. Parlamento sadece bunu konuşup Nisan'da da kapanacak zaten. Aksi taktirde biz geri dönüşü mümkün olmayan bir katliamla karşı karşıya kalacağız. Gezi direnişi sırasında yardım eden doktorlara da baskı yapılıyor. Ankara Tabip Odası, Gezi olayları sırasında çocuklara yardım etti diye Yönetim Kurulu Başkanını görevden alma için dava açıldı. Muhtemelen karar çıkacak. Vicdanlı hakimler yok değil onu bilmiyoruz. Ettiği yemine bağlı kaldı diye, kimliğine bakmadan yardım etti diye tabip odasını görevden alacaksanız siz yargıç falan değilsinizdir. Umarım mahkeme hukuka uygun bir karar alır. Doktorların çalışma hayatıyla karşılaştığı sorunlar küçümsenemez ama hastaların hastanede karşılaştıkları sorunlar daha büyük. Hasta birinin hastanede karşılaştığı durum bir trajediye dönmüş durumda.Ajanslar
Reklam