Xiaomi Resmen Avrupa ve Amerika Pazarında!
Çin ve Hindistan pazarlarının en gözde teknoloji firmalarından Xiaomi, hız kesmeden menzilini genişletiyor. Bir süredir Amerika ve Avrupa pazarlarına açılma hazırlığında olan Çinli dev hazırlıklarını tamamladı ve iki kıtaya da resmen ayak bastı .
Fransız Polisi Banliyö İsyanı Davasında 'Aklandı'
Fransa'da 2005'te ülke geneline yayılan banliyölerde isyana yol açan 2 gencin ölümü ve bir Türk gencin ağır yaralanmasıyla ilgili davada yargılanan 2 polis için beraat kararı verildi.Fransa'da 2005 yılında ülke genelinde banliyölerde isyana yol açan iki gencin ölümü ve bir Türk gencinin ağır yaralanması ile ilgili davada yargılanan iki polis için beraat kararı verildi.Rennes Ceza Mahkemesi'nde görülen davada 'tehlike anındaki kişiye yardım etmemekle' suçlanan polisler beraat etti.Kurban ailelerinin avukatı Jean Pierre Mignard, mahkemenin kararını saygıyla karşıladıklarını ancak davayı temyize götürerek hukuk mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladı.
Michel Platini: 'Pogba Bir Yıldız Değil'
UEFA Başkanı Platini, Juventus'un genç orta saha oyuncusu Paul Pogba'nın bir dünya yıldızı olduğu görüşüne katılmıyor.UEFA Başkanı Michel Platini, Juventus orta saha oyuncusu Paul Pogba'nın Lionel Messi ya da Cristiano Ronaldo seviyesinde bir yıldız olmadığını söyledi.Bir dönem kendisi de Juventus forması giyen Platini, Pogba'nın gol sayısının düşük olduğunu belirtti ve oyuncunu bunu göz önünde bulundursa kendisi daha çok geliştireceğini söyledi.
Tanrı da Olsa Erkek Erkektir Dedirten Zeus'un 17 Maddede Çapkınlıkları
Zeus, herkesin bildiği gibi Yunan Mitolojisi'nin en büyük tanrısı. Hatta onun için efsanelerde Tanrıların Tanrısı sıfatı da kullanılıyor.Ama Zeus, Tanrı olmanın verdiği güçleri ince işlerde kullanmaktan hiçbir zaman çekinmemiş olsa gerek ki, mitolojideki çoğu yarı tanrının babası. Erkekler hep böyle işte demek ki, Tanrı olsalar da uslanmıyorlar.
Türkan Saylan, Vefatının Altıncı Yılında Anıldı...
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) eski Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, ölümünün 6. yılında kabri başında anıldı. Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen anma törenine, ÇYDD yöneticileri, CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, dernek üyeleri, derneğin ‘Kardelen Projesi’ kapsamında eğitim gören İstanbul ve dışından gelen öğrencileri ve arkadaşlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Törene katılanlar Saylan’ın kabrine aralarında çok sevdiği papatyanın da bulunduğu çiçekleri bıraktı.Okunan duanın ardından konuşan ve aynı zamanda Saylan’ın cenaze namazını kıldıran CHP Milletvekili İhsan Özkes, 2009 yılında burada kendilerini ebedi yolculuğa uğurladık. O gün de buradaydık. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yıl burada toplanıyoruz. Biz hep hocamızın yanında, yanıbaşında olacağız. Türkan Hanım’ın cenaze namazını kıldırdım diye bana demediklerini bırakmadılar. Türkan hanım gerçekten çağdaş bir insandı' dedi.
Klasikten Moderne Edebiyat Yolculuğu: Kürt Edebiyatı'ndan 14 Eşsiz Eser
etiket
Kürt Edebiyatı, dilin var oluşunu kabul etmeyenlere inat, pek çok köklü edebiyat gibi gerek klasikleriyle gerekse sürgünden var olmuş güçlü hikâyeleriyle sizi tarihten günümüze derin bir yolculuğa çıkarmaya hazır ve nazır. İşte, Klasik Kürt Edebiyatı'ndan Moderne doğru minik bir yolculukla, dünyada yer etmiş önemli eserler.
Reklam
Yemen'de Ateşkes Sonrası Operasyonlara Devam
Yemen’de insani yardım amaçlı beş günlük ateşkesin sona ermesinin ardından Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri, Husi hedeflerine yönelik hava operasyonlarını yeniden başlattı. Operasyonlar ülkenin güneyinde, Aden kenti ve çevresinde yoğunlaşıyor.Yemen'deki krizi sona erdirmek için Suudi Arabistan'la görüşmeler sürüyor. Ancak sürgündeki Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur Hadi'nin ülkeye dönmesini reddeden isyancılar görüşmeleri boykot ediyor.Hadi, Mart ayının sonunda isyancılarla, eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih'e sadık güçlerin, o dönemde sığındığı Aden'e doğru ilerlemesi üzerine ülkeden kaçmıştı.İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif, yeni bir ateşkes önerisinin tarafların gündeminde olmamasından dolayı durumdan endişe ettiklerini belirtti:“Sivil bölgeler hedef haline gelmiş durumda, ve bunun devam etmesi de çok üzüntü verici. Üzüntü verici bir başka durum ise acil insani yardıma ihtiyaç duyan birçok Yemenli sivilin, bu yardımı alamaması.”Yemen Dışişleri Bakanı Yasin, koalisyonun operasyonlara yeniden başlamasının nedenini, Husi milislerin ateşkese uymaması olarak gösterdi.Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri, ateşkesin devam etmesini desteklediklerini açıklamıştı.
Reklam
Fenerbahçe'den Klopp Açıklaması
Fenerbahçe, basında yer alan Borussia Dortmund ile yolları ayrılan teknik direktör Jurgen Klopp ile görüşmeler yapıldığı haberlerini yalanladı.Sarı-lacivertli kulübün internet sitesinden yapılan açıklamada, 'Bugün tarihli Sabah Gazetesi’nde yer alan “Jurgen Klopp Operasyonu” başlıklı haber yalandır.Futbol Takımımızın teknik direktörü İsmail Kartal’dır ve haberde geçen isim de dahil olmak üzere hiçbir teknik direktörle görüşmemiz olmamıştır.İddiasını inandırıcı kılmak için Başkanımız Sn. Aziz Yıldırım’ın Mersin’e gitmeyişini konu eden Sabah Gazetesi’nin, yalan haberini kurgularken başkanımızın tedbirli olarak PFDK’ya sevk edilmiş olduğunu unuttuğu ve spor gündeminden aslında bu kadar da uzak olduğu anlaşılmaktadır.
Ses Yarışmasına Katılan Genç Şarkıcıya Silahlı Saldırı
'Sesi Çok Güzel' yarışması ile tanıdığımız Mutlu Kaya Diyarbakır Ergani'deki evinde silahlı saldırıya uğradı. Ağır yaralanan Mutlu Kaya tedavi altına alınırken olayla ilgili 1 kişi gözaltına alındı. Geçtiğimiz günlerde Mutlu Kaya'nın, akrabaları tarafından tehdit edildiği iddia edilmişti.Diyarbakır’ın Ergani İlçesi’nde yaşayan ve bir ulusal televizyon kanalında yayınlanan ses yarışmasına katılan 19 yaşındaki Mutlu Kaya, dün gece evinde bulunduğu sırada dışarıdan açılan ateşte başından vurularak ağır yaralandı.
Reklam
'6 Milyon 200 Bin İşsize İş Bulacağız'
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erzincan mitinginde 4 yıl için yetki isterken, 'Namuslu siyaset nasıl olurmuş, kul hakkı yememek neymiş, işsizlikle mücadele etmek neymiş, bunları hayata geçirmek istiyorum. Bunları yaparken ülkeye birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz. Bu güzel insanlara üçüncü sınıf demokrasi yakışmaz' dedi.CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erzincan'da Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan yaklaşık 10 bin kişiye seslendi. Bazı kişiler, meydanda bulunan ağaçların dallarına tırmandı. 'Başbakan Kemal' sloganıyla karşılanan Kılıçdaroğlu, 'Siz bu sloganı atınca birilerinin ezberi bozulacak herhalde' diye karşılık verdi.8 Haziran'da güzel bir başlangıç yapacaklarını bütün Türkiye'yi kucaklayacaklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, hiçbir vatandaşı ötekileştirmeyeceklerini, bütün Türkiye'de yaşayan, aynı havayı tenefüs eden tüm yurttaşları kucaklayacaklarını belirtti. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, 35 bin hanenin bu kuruluştan geçimini sağladığını anımsattı. 'Sata sata bitiremediler' diyen Kılıçdaroğlu, 7 Haziran'da yetki verilmesi halinde şeker fabrikalarının bacalarını tüttüreceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:'Güzel, onurlu, çalışan, üreten bir Türkiye için görkemli bayrağımız ve vatanımız için 'evet' diyecek miyiz? Size sözüm söz. Sözüm söz. Ben sosyal demokrat biriyim. Her inanca, her kimliğe, her yaşam tarzına saygılıyız.Hiç kimsenin kimliğini siyaset konusu yapmadım. İnancını, yaşam tarzını siyaset konusu yapmadım. İnsan, Allah'ın yarattığı en değerli varlık ve başımın üstünde yeri var. Çirkin politika yapıyorlar. En temiz duygularımızı, manevi duygularımızı siyasete alet ediyorlar. Buna izin vermeyin. Siyasetin alanı farklıdır. Benim komşum açken rahat uyuyorsam beni sorgulayın. Onun da karnı doyacak, benimde karnım doyacak. Onun çocuğu da işe girecek, benim çocuğum da. Hayat felsefem budur. Hiç kimsenin ötekileştirilmesini istemem. Bütün vatandaşlarımı kucaklamak isterim.''6 MİLYON 200 BİN İŞSİZE CHP İŞ BULACAK'Sözleri 'Erzincan seninle gurur duyuyor' sloganıyla kesilen Kılıçdaroğlu, iktidar partisinin 'CHP iktidara gelirse faziler yükselir' propagandası yaptığını söyleyerek, 'Bu, hayatımda duyduğum en saçma söz' dedikten sonra şöyle devam etti:'İktidara gelirsek, kredi faizlerinin yüzde 80'ini sileceğim. Yine diyorlar ki, 'CHP iktidar olursa ekonomik istikrar bozulur.' Allah aşkına ekonomi, istikrar mı kaldı? Abisi ne diyor: 3 yıldır ekonomi patinaj yapıyor. E iktidar da kim? 6 milyon 200 bin işsiz var. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Meclis tatile girmeden kanun çıkarıyorlar ,yabancı işçilerle ilgili. Dışardan işçi getirip Türkiye'de çalıştırmak için. Türkiye'de 6 milyon 200 bin işsiz var, siz dışardan işçi getirip çalıştıracaksınız. Ben önce kendi çocuklarımın, bu ülkenin çocuklarının iş bulmasını isterim. Önce bu ülkenin çocukları iş bulacak. Dışardan getireceksin, çalıştracaksın, e bizim çocuklar ne olacak? Onlara kim iş bulacak? 6 milyon 200 bin kişiye işi CHP bulacak. Biz bulacağız.'UZMANLIKLARDAN SÖZ ETTİİktidara gelmeleri durumunda ekonomide istikrarı, bütçe disiplini sağlayacaklarını, her kuruşun hesabını bu millete vermenin onurunu görev kabul edeceklerini vaadeden Kılıçdaroğlu, büyümeyi sağlayıp, döviz kurunu dengeli hale getireceklerini belirtti. Üreten, büyüyen, işsizliğin olmadığı bir Türkiye planladıklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Refahı tabana yayacağız. Rahmetli Ecevit derdi: 'Ne ezen, ne ezilen. İnsanca, hakça bir düzen.' Bunu sağlayacağız. Büyümeden alın teri döken herkes nasibini alacak. Yukarıda bir avuç insan zengin olmayacak. Neden söylüyorum biliyor musunuz? Şimdi size rakamlar vereceğim. Yıl 2002. Türkiye'deki toplam servetin yüzde 39'una nüfüsun yüzde 1'i sahip. Yıl 2014. Toplam servetin yüzde 54.3'üne yüzde 1'i sahip. Servetin yarısından fazlası bir avuç insanın elinde. Biz 'köylü, çiftçi emekli kazanacak' diyoruz. Bunu nasıl yapacağız? Ramazan ve Kurban Bayramında emekliye birer maaş ikramiyle düğmeye basacağız. Çiftçiye mazotu 1.5 liradan vereceğiz. Faizlerin yüzde 80'ini sileceğiz. 'Ey Kılıçdaroğlu parayı nereden bulacaksın' diyorlar? Onlar benim özgeçmişimi bilmiyorlar. Ben 29.5 yıl devlette çalıştım. Görevim vergi nasıl toplanır, para nasıl harcanır, kul hakkı nasıl yenmez. Bunlar benim ilgi alanımdı. Ben bunları çok iyi bilirim. Onların da başka uzmanlık alanları var ama ben onu bilmem. 'Malı nasıl götürürüm, kul hakkını nasıl yenir' o konularda uzmanlar. Türkiye ekonomik büyüklükte dünyanın 18'inci ülkesi. Yeri gelince 'Türkiye zengin' diyorlar. Emekliye gelince 'Para yok' diyorlar. İnanacak mıyız ? 11 milyonu aşkın emekli, dul ve yetiim kardeşim. Ne derlerse desinler, CHP iktidarında ben sana o 2 ikramiyeyi vereceğim.'İKTİDAR ŞAŞKIN İDDİASIEmekli, dul ve yetimlere verilecek ikramiyenin vefa duygusundan kaynaklandığına işaret eden Kemal Kılıçdaroğlu, 'Parayı nereden bulacaksın?' diyenlere 'Sözüm söz, o kaçak saraya bağlanan tüm hortumları keseceğim ve bu millete vereceğim' dedi. Birisinin 'Para yok, parayı nerden vereceksin?'diye zorduğunu, diğerinin 'Biz hazineyi doldurduk Kılıçdaroğlu millete dağıtacak' dediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, 'Herkesin işi, herkesin aşı olacak. Emekliye bayramlarda 2 maaş ikramiye vereceğim. Bazıları emeklilerin İsviçre bankalarında hesap açacaklarını sanıyor herhalde. Emekli ikramiyesini harcayacak, esnaf, toptancı, sanayici kazanacak. Türkiye kazanacak, hortumcular kaybedecek' diye konuştu.BİRİNCİ SINIF DEMOKRASİ SÖZÜKılıçdaroğlu, vatandaşlardan 7 Haziran günü sandığa giderken geçen seçimlerde şu veya bu nedenle CHP'ye oy vermeyen bir vatandaşı beraberinde götürmelerini istedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:'Götürdüğümüz kişiye '13 yıl kredi açtık. Tek başlarına memleketi yönettiler. Önlerinde engel yoktu. 13 yılın sonunda geldiğimiz noktayı görün. Buna rağmen 17 milyon yoksulumuz, 6 milyon 200 bin işsizimiz, 350 bin atama bekleyen öğretmenimiz, aylığı 1000 liranın altında olan 8 milyon emeklimiz, 5.5 milyar harcanan 2 milyon Suriyelimiz var. Gel bu tabloyu değiştirelim. Beraber sandığa gidelim CHP 'ye yetki verelim' deyin. Ben sadece ve sadece 4 yıl için sizlerden yetki istiyorum. Namuslu siyaset nasıl olurmuş, kul hakkı yememek neymiş, işsizlikle mücadele etmek neymiş bunları hayata geçirmek istiyorum. Bu güzel ülkede her çocuğun mutlu olması, her evde bereket olması için mücadele ediyorum. Bunları yaparken bu ülkeye birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz. Kimse düşüncelerinden ötürü mahkeme kapılarında sürünmeyecek. Almanya, Japonya, Fransa'da ne varsa bizde de birinci sınıf demokrasi olacak. Gazi Musfata Kemal'in ülkesinde birinci sınıf demokrasi olmalıdır. Bu güzel insanlara üçüncü sınıf demokrasi yakışmaz.'DHA
MHP: 'HDP Saldırılarında Hedef MHP'dir'
MHP Genel Başkan Yardımcısı Zuhal Topçu, MHP'nin yapılan hiçbir saldırının içinde yer almadığını söyledi.'HDP'ye yönelik saldırılarda hedef MHP'dir' diyen Topçu, 'saldırılarda MHP sembolleri kullanılarak AKP tarafından organize edildiğini' ifade etti.HDP'ye yönelik artan ve en son Mersin ve Adana'da bombalı saldırıya varan olaylara ilişkin MHP tarafından açıklama geldi. CNN Türk'ten Saynur Tezel'in programına katılan ve saldırılarda hiçbir şekilde MHP'nin ve ülkücülerin yer almadığını söyleyen MHP Genel Başkan Yardımcısı Zühal Topçu, daha önce AKP'nin paralı grupların eline 3 hilali veya bozkurtlu bayrakları vererek saldırı organize ettiğini, mitinglerde provokasyon yaptığını belirterek, buna herkesin şahit olduğunu söyledi. Topçu, bütün vatandaşların can ve mal güvenliğinden sorumlu olanın hükümet olduğunu ve bu saldırılarda bir sorumlu aranıyorsa bunun iktidar olduğunu belirtti.
Reklam
Reklam
Fethiye Çetin 'Kamp Armen' Sorununa Çözümü Anlattı
Bugünlerde Kamp Armen çocuklarının başı dertte, neler oluyor?Öncelikle 1936 Beyannamesi’nden bahsetmek lazım. Bugünkü Kamp Armen ile ilişkisini kurmak açısından söylüyorum bunu. Ülkede biliyorsunuz azınlık nerdeyse bırakılmadı ama özellikle bazı şehirlerde, İstanbul’da halâ azınlık vakıfları var. Bunlara cemaat vakıfları deniyor yasal olarak. Bu vakıfların ellerindeki mallar, 60 lı yıllardan itibaren, birer birer gasp edilmeye başlanmıştı. Yani Kıbrıs olaylarının olduğu zamanlar. Bu sırada azınlıklara, Ermenilere, Rumlara yeniden baskılar başlamıştı. Ellerindeki mallar da birer birer alınıp gasp ediliyordu. Azınlık vakıflarının mal edinmesi engelleniyordu. Edinilen mallar ise ellerinden alınıyordu. Elbette yasalara uygun değildi. Lozan anlaşmasına tamamen aykırıydı. Bir Yargıtay içtihadı ile yapıyorlar bunu. Yani hukukçular eliyle.Söz konusu içtihat ise şöyleydi: Bu vakıfların 1936 yılındaki beyannamelerinde eğer mal edineceklerine dair bir hüküm yoksa ellerindeki mallar geri alınır, deniyordu. Oysa o dönem vakıflara bırakınız mülk edinmeyi başka sorular soruluyordu. Mesela, “Elinizde kaç gayrımenkul var? Bunlar tapuda nasıl kayıtlı? Nasıl idare ediliyor?” şeklinde sorular. Bir biçimiyle bildirim gibi beyannameler.El koymayı mı düşünmüşler o sırada da ?Sanmıyorum. O zaman el koymayı çok düşünmeseler de bütün vakıfları biraz zapturapt altına almak için bu yola gitmişler. Çünkü 1935 yılında Vakıflar Kanunu çıkıyor.Daha sonra vakıfların ellerinden malı alacaklar ama yasalar pek elverişli değil, Lozan anlaşması var üstelik. Ne yapacaklar? Bir tane cin hukukçu çıkıyor ve diyor ki: 36 beyannamesi onların vakfiyesi sayılır. O beyannamelerde sonradan mal edineceklerine dair bir hüküm yoksa bir daha mal edinemez vakıflar. Halbuki böyle bir şey sorulmamış o sırada. Gerçekten kötü niyetli bir uygulama. İşte o yıllardan başlayarak vakıfların ellerindeki malları almaya başladılar.Mesela Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun inanılmaz kararları var. Orada bütün bu TC vatandaşı olan azınlıklarla ilgili “yabancı” nitelemesi yapılıyor. Yabancıların mal edinmesinin sakıncaları üzerinde duruluyor ve onların mal edinmesi halinde devletin tehlikeye gireceğinden söz ediliyor. İçtihadın dayandığı şey bu. Karar oy birliğiyle çıkıyor. Kimse de çıkıp demiyor ki: bunlar bizim yerleşik vatandaşımız. Niyet ve mantalite bu. Üstelik alınırken para ödenmiş bu yerler bilâ-bedel yani bedelsiz geri alınıyor.Tuzla yetimhanesi de böyle bir uygulamanın kurbanı . Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi nin vakfına ait.Çok sayıda çocuk var yetimhanede. Çocuklar kamp yapsın, hem de eğitim yapılsın diye yıllar önce o araziyi satın alıyorlar. Hatta o zamanlar oralarda pek kimseler yok. Kampın yapımında çocuklar çalışıyor. Hrant ve Rakel de bu çocuklardan. Elleriyle, tırnaklarıyla çalışıyorlar. Hrant mezun olduktan sonra kampın idarecisi de oluyor. İşte şimdi ise, 60’lı yıllarda başlayan 36 beyannamesi uygulaması ile kampa el koyma çabası var.Niçin şimdi? Bu zamanlama neyin hesabı?Bu yetimhane birinden ötekine devredilerek, 8 kez el değiştirmiş. Şu anda ise oralar çok değerlendi. Çok para ediyor. Son sahibi de orayı yıkıp villaları kondurmak istiyor. Çünkü o bölgede yüksek fiyatla villalar yapılmış durumda.Yeni Vakıflar Kanunu’nda, 2008 sanırım, olumlu bir değişiklik yapılarak, 36 beyannamesi ile el konulan mülklerden, hala devletin elinde olanlar varsa vakıflara yeniden iade edilmesi konusunda hüküm kondu. Olumlu elbette ama uygulamada bunların % 10’u iade edildi. Ayrıca bir sorun daha vardı. Üçüncü şahıslara devredilenler konusunda bir hüküm yoktu. Vakıflar Genel Müdürü ile bir görüşmemiz olmuştu, ben de katıldım.Devletin uygulaması sonucu insanların zarara uğradığını, devletin bu durumu onarması gerektiğini anlattım. Ne yapılabileceği sorulduğunda ise; devletin sürekliliği olduğunu, sorumluluğunun da sürekli olduğunu ve bu yerlerin kamulaştırma ile eski sahiplerine iade edilmesi gerektiğini söyledim.Bugün yetimhane yıkılmaya başlandığı anda yeniden tartışılmaya başlandı. Yetkililer ne yapmalı?O gün dediğimin aynısı. Kamulaştıracak devlet orayı. Çünkü bunda kamu yararı vardır. Devlet kendi fiiliyle bu zarara yol açmıştır. Bu toplumsal barışı zedeler. Kamu yararı ve kamu düzeni bunu gerektirir. Sekizinci sahibinin de parasını devlet tazmin edecek ve yetimhaneyi Gedikpaşa Ermeni Kilisesi Vakfına iade edecek.Bu çok zor bir iş mi?O kadar çok örnek buluruz ki kısa bir araştırmayla. Hiç zor değil. Acele kamulaştırma da yapıyorlar, kararları çıkarabiliyorlar. Çünkü devlet bu işten sorumludur. Sorumluluk gereğini yapmalıdır.Neler yapıyorsunuz şu aralar ?Kuşkusuz bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Her an yeni bir şeyler de öğreniyorum. Öğrenme sürecim halâ devam ediyor. Hani insanın hayatında önemli dönüm noktaları vardır. Benim hayatımın dönüm noktası anneannemin hikayesidir. Bu hikayeyi öğrendikten sonra hayatımın aldığı biçimdir. Bu hikayenin omuzlarıma yüklediği sorumluluk bilinciyle bir yolculuk başladı çünkü. Hukuk fakültesini kazandığım yıllardı. Anneannem “Benim kardeşim Amerika’da bulursan onu sen bulursun” dedi. Bu konuşmanın geçtiği yıllarda 69 yaşlarındaydı.Onun 9 yaşında başlayan hikayesi, bir Ermeni köyünde, Habap köyünde Gadaryan ailesinin çocuğu Heranuş Gadaryan olarak hayata başlar ve 1915 olaylarının tanığıdır. İşte oradan başlayan yolculuğum sırasında gerçekten çok şey öğrendim ve halâ devam ediyor. Öncelikle tarihimiz konusunda bize hep yalan söylendiğini fark ettim.Bütün bunlardan sonra arkadaşlarımla bu hikayeyi paylaşmaya başladım. Sonra avukatlığım sırasında azınlık haklarıyla ilgilenmeye başladım. Çünkü farkındalığım arttı. Etrafıma baktığımda kalan Ermenilerin, Rumların ve azınlıkların, halâ ne büyük haksızlıklara uğradıklarını gördüm. Baroda azınlık hakları çalışma grubu oluşturarak orda çalıştım.Anneanneniz o konuşmadan önce de olan bitenle ilgili veri sunuyor muydu?Kuşkusuz! Ancak tam farkında değildik bizler. Değerlendirecek durumda ve yaşta değildik. Mesela anneannem benim okuldaki başarılarımı, mandolin çaldığım için müziğe yatkınlığımı her gördüğünde “ sen bizim tarafa çekmişsin” derdi. Anlamazdım. Beni takdir ettiğini zannederdim. Oysa “ bizim taraf” dediği Ermeniliğimizdi. Sonra kişisel olarak farkettiğim bi çörek hikayesi vardır. Anneannem akşamdan hamuru ekşimeye koyar ve ertesi gün çörek yapardı. Biz o çörekleri çok severdik. Mahlepli, çörek otlu bayılırdık, nefis olurlardı. Fakat sonra bazı arkadaşlarımla konuştuğumda şunu farkettim; yılın belli zamanlarında belli evlerde çörek yapılıyordu! Derdi ki arkadaşlarım: “ Biz nenemle size gelirdik, çörek yer, çay içerdik, sonra öteki eve giderdik.” Çöreğin yapıldığı evler aynı geçmişe sahip evlerdi. İnanılmaz. Bir sürü şey kaybedilse dahi kadınların o geleneği kendi aralarında sessizce sürdürmeleri çok anlamlı, çok etkileyici.Anneannem kitabınızdan sonra da yazdınız değil mi? Biraz bahseder misiniz?İlk kitabım Anneannem. 1915 ile ilgili tartışmalar o kadar gayrı insani çizgide sürüyordu ki bu beni çok acıtıyordu. Yok soykırımdı değildi. Yok kaç kişi öldü. Şu kadar kişi öldü. Yok hastalıktan öldü. Yok onun suçu, yok bunun suçu. İnsani olmaktan uzak bu tartışmalara, insani bir boyut katabilir miyim diye anneannemin hikayesini yazdım. Kuşkusuz bu boyutta yazayım diye düşünmüyordum. Çünkü ben yazar değildim. Hikâyeye yazık ederim diye düşünüyordum. Sonra kimse yazmayınca oturup ben yazdım. İnanılmaz bir etkisi oldu. Kitap kısa bir sürede tükendi art arda baskılar yaptı. Okuyan herkes çok etkilendi. Bir insan hikayesinin, gerçeğin ne kadar etkili olduğunu o zaman fark ettim.Bu kitaptan sonra bana çok sayıda insan geldi ve kendi hikâyelerini anlattılar. Bu kez Ayşegül Altınay ile Torunlar kitabını yaptık.Son kitap ise Utanç Duyuyorum . Hrant Dink öldürülmeden öncede avukatıydım. O süreci ve kendi tanıklığımı yazmak istedim. Kendi tanıklığımı bir şekilde tarihe bırakmak istedim ve böylelikle bu davadaki ayrıntıları da kamuya anlatmış oldum.Bu dava çözülür mü hakikaten?Hrant Dink davası tek başına iyi niyetle çözülmez. Çünkü bu dava sonuçlanırsa Türkiye geçmişiyle yüzleşmek durumda kalacak. O kadar birbirine bağlı ki. Devletin yapısıyla ilgili bir dava. Çabalıyoruz bu yüzleşmeyi sağlamak için. Devletin demokratikleşmesine de geçmişiyle yüzleşmesi içinde bu davanın çözülmesinin katkısı olur.Türkiye toplumunun iyileşme süreci hakikatle yüzleşme ile başlamaz mı? Yalnızca suç ve suç işleyenlerde mi problem? Ya sessiz izleyiciler? Bildiklerini, gördüklerini unutmak için kurbanlarda kusur arayanlar? Onlar ne kadar sağlıklı?Çok haklısın. Bu topraklarda yüz yıl önce çok büyük bir suç işlenmiş. Koca bir toplum. Adını hiç tartışmak gerekmiyor. Ben buna “soykırım” diyorum, siz demeden de tartışabilirsiniz bunu. Çok yerleşik bir toplum bu topraklardan sökülüp atılmış. Çoğu öldürülerek mallarına el konmuş. Sonra da inkar edilerek kurbanlar suçlanmaya başlanmış. İnanılmaz bir adaletsizlik. Hakikatle yüzleşmemiz lazım. Dediğin gibi böyle bir suçu işleyen de, mağdur da, tanık olan da hasta sayılır. Mağdur olmak gerekmez illa. Tanık olup bu suça engel olmamak da insanı utanç içinde bırakır.Biz bütün bu olanları, bu sorumluluğu bir biçimde bizden öncekilerden devraldık. Nesiller arası bir yolculuğu var olanların. Hepimizin içinde. O nedenle şiddet ortamından kurtulamıyoruz. Çünkü biz o büyük şiddetle hesaplaşamadık. Yüzleşemedik. Onların faillerini yargılayamadık. Aramıza mesafe koyamadık. Bunu yapmadığımız için de yeni yeni şiddet türleri bu coğrafyada yaşandı ve ne yazık ki failler hep cezasız kaldı. Caddelere sokaklara faillerin adları verildi. İnanılmaz utanç ve travma içinde yaşıyoruz hepimiz farkında değiliz Asla sağlıklı kalamayız hiçbirimiz.Ama şu gerçek ki:Birbirimizi ancak biz iyileştirebiliriz. Bu toprağın Ermenileri, Türkleri, Kürtleri, Süryanileri, Rumları hep birlikte bunları konuşarak birbirimizi iyileştirebiliriz.Yeni yeni şiddet türleri yaşanıyor dediniz. Er Sevag Balıkçı terhis edilmesine 23 gün kala öldürüldü. Davaya giriyor musunuz?Çok acı bir olay. 24 Nisan’da öldürüldü Sevag. Öldürüldüğü tarih çok önemli. İkinci önemli şey ise deliller hemen yok edildi. Davaya girmiyorum ama yakın arkadaşlarım giriyor ve izliyorum davayı. Deliller yok edildi. Tanık ifadeleri değiştirildi. Bunun bir kaza, askerde ölüm olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Oysa öyle değil. Varolan deliller bile bunun kaza olmadığını gösteriyor. Ama ne yazık ki zihniyet böyle. Yüzyıl öncesinden başlayarak failler cezasız kaldığı için ve faillerin cezasız kalması için de bir takım hukuki düzenlemeler yapıldığı için. Failler bundan aldıkları cesaretle yeni suçlar işliyorlar. Devlet için yaptım diyor fail. Sihirli cümle bu. Cezasızlık hala sürüyor.Sevan Nişanyan da kaçak inşaattan tutuklu uzun bir süredir..Normalde kaçak inşaattan kimse alınmaz içeriye. Sevan Ermeni, bir de çok konuşan bir Ermeni. Hrant gibi. Çok konuşan Ermeniyi bu devlet sevmez malumunuz. Hrant’ı da o yüzden sevmezdi. O da bir tehditti. Nişanyan’ı öldürmüyor ama onu da hapishane de bu biçimde süründürüyor.Çözüm için, az önce konuştuğumuz iyileşme için neler yapılabilir ?Kuşkusuz devletin yaptıklarını kabul etmesi ve bunların onarılması için adım atması çok önemli. Bu iyileşme sürecini hızlandırır. Fakat yüz yıllık bir “inkâr siyaseti”nden şimdi “ortak acılar siyaseti”ne geçti devlet ancak. Bu ortak acılar siyaseti ne yazık ki hem samimi değil hem de çözüm değil . Yok Çanakkale savaşının yıldönümünü 24 nisana getirmeler. Yok meseleyi dış işlerine havale etmeler. Bunların hiç biri çözüm değil. Bu yılı atlattı diyelim bu devlet. Seneye ne olacak peki? Yine karşısına gelecek. O nedenle devletin oturup doğru dürüst bu sorunu çözmek için ne yapılabilir diye düşünmesi; samimiyetle ve bu toplumun geleceğini hesaba katarak bazı adımlar atması lazım. Devlet kolay adım atmıyor.O zaman biz ne yapmalıyız?Gördüğüm kadarıyla diyalogun çok büyük bir etkisi var. Biz bir araya geldiğimizde, birlikte iş ürettiğimizde, yerelde çalıştığımızda inanılmaz biçimde değişiyor, dönüşüyoruz. Ön yargılarımız kırılıyor ve devleti zorlamaya başlıyoruz. O nedenle ben sivil topluma büyük iş düştüğü kanısındayım. Ha diyelim ki devlet kabul etti, özür de diledi, onu yaptı bunu yaptı. Toplumu oluşturan bireylerin zihniyeti değişmedikçe ne yazık ki biz bu tür acıları yaşamaya devam ederiz. O yüzden de her bireyin vicdanında 1915’i ve sonrasında yaşananları mahkum etmesi lazım.Mesela biz Hrant Dink vakfıyla birlikte anneannemin köyünde çeşmelerin restorasyonunu yaptık. Türk, Kürt Ermeni gençlerin gönüllü katılımıyla ve yörenin yerel halkının da katılımıyla. Başlangıçta çok büyük önyargılar, korkular vardı. Ama birlikte iş yapma sürecinde o korkuların önyargıların nasıl tuzla buz olduğunu gördük. İnsanların nasıl birbirleriyle sarmaş dolaş olduklarını, nasıl birbirlerini desteklediklerini ve birlikte restore ettikleri çeşmelere ne kadar önem verdiklerini gördüm. Bu bir iyileşme süreciydi hepimiz için ve aynı zamanda bir hafıza anıtıydı. Çünkü biz orada geçmişi konuşmaya başlamış olduk. Şimdi insanlar oraya giderek çeşmeleri ziyaret ediyorlar. Yani orası bi anlamda yüzleşme mekanı haline geldi. Bu örnekleri yaygınlaştırmamız lazım.Son olarak siyasal partilerin, yaklaşan seçimlerde Ermeni aday göstermelerini nasıl değerlendirdiğinizi öğrenmek isteriz.HDP’yi bu konuda daha samimi buluyorum. Vitrine yönelik bir iş olmadığını düşünüyorum. Bu zemin iyi bir açılım. Çünkü o parti de bunun acısını çeken bir parti. Kürt siyasetçilerinin geçmişte yaşananlara yönelik söylemleri ise bu ülkenin insan hakları kültürü açısından bir kazanım. Çok önemli. Bu bakımdan ben zaten oyumu HDP’ye vereceğim. Bildirgesini de önemli buluyorum. Sadece bu konu nedeniyle değil, pek çok konu açısından oy vereceğim bir parti. Toplumdaki dezavantajlı gruplar açısından da önemli bir zemin olduğunu düşünüyorum.Nalan Temeltaş / Demokrat Haber Ankara
Google’a Göre Dünyanın En Güzel Kadını 'Scarlett Johansson'
Google kullanıcılardan gelen geri bildirimlere dayanarak, dünyanın en güzel kadınlarını açıkladı. 30 yaşındaki Hollywood yıldızı Scarlett Johansson ilk sıraya yerleşti.Google’ın hazırladığı sıralamaya göre dünyanın en güzel kadını 30 yaşındaki Hollywood yıldızı Scarlett Johansson seçildi. İkinci sırada 41 yaşındaki oyuncu ve manken eski Miss World Aishwarya Rai yer aldı. Bu arada Vanity Fair dergisi okurları tarafından dünyanın en güzel kadını seçilen ABD'li oyuncu Angelina Jolie Google sıralamasında sadece üçüncü oldu.Google’a göre dünyanın en güzel on kadını sıralaması şöyle:
Reklam