onedio
Mısırlı Muhalif Tutuklu Hapishanede Vefat Etti
İSTANBUL (AA) - Mısır'da muhalif bir tutuklunun hapishanede vefat ettiği bildirildi.Mısırlı sivil toplum örgütü Civar Hak ve Özgürlükler Kurumu'ndan yapılan yazılı açıklamada, tutuklu Kemal Habib Merzuk'un dün Vadi el-Cedid Hapishanesi'nde vefat ettiği belirtildi.Tutukluların hayatından ve güvenliğinden İçişleri Bakanlığı ve hapishane yönetiminin sorumlu olduğu ifade edilen açıklamada, Merzuk'un vefatıyla ilgili ayrıntılı bilgi verilmedi.Eski Vakıflar Bakanlığı Müsteşarı Muhammed es-Sağir de sosyal paylaşım sitesi Twitter'da Merzuk'un cezaevinde öldüğünü duyurdu. Mısır'da sosyal paylaşım sitelerinde Merzuk'un fotoğrafları paylaşılarak, tıbbi ihmal nedeniyle vefat ettiği iddiaları dile getirildi.Konuyla alakalı Mısır makamlarından henüz açıklama yapılmadı.
Uzmanlara Göre İslamofobi 21. Yüzyılın İdeolojisi Haline Geldi
ANKARA (AA) - ŞERİFE ÇETİN - Avrupa'da İslamofobik saldırı ve faaliyetler artarken, uzmanlar bunun küresel bir eğilim olduğunu ve 21. yüzyılın ideolojisi haline geldiğini söyledi. SETA Avrupa Araştırmaları Direktörü Enes Bayraklı, İngiltere'deki Exeter Üniversitesinde Öğretim Üyesi Dr. Narzanin Massoumi, Fransa'da resmi binalara Hazreti Muhammed'e hakaret içeren karikatürlerin yansıtılmasıyla bir kez daha gün yüzüne çıkan Avrupa'daki İslamofobi sorununa ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu. İslamofobi'nin küresel bir eğilim olduğuna dikkati çeken Bayraklı, 'Esasen İslam düşmanlığı ve İslamofobi 21. yüzyılın ideolojisi haline geldi. Dünyadaki hakim güçler her zaman kendilerine bir 'öteki ve düşman' ilan ederler.' değerlendirmesinde bulundu. Düşman tanımının tarih boyunca değişiklik gösterdiğine işaret eden Bayraklı, Orta Çağ'da Batı'nın iç düşmanının Yahudiler, dış düşmanının ise jeopolitik olarak İslam dünyası olduğunu söyledi. 'Müslümanlar şeytanlaştırıldı'Bayraklı, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Batı'nın 'İslam diye bir derdi kalmadığını' düşünerek komünizme odaklandığını kaydetti. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle İslam dünyasının tekrar hedef tahtasına koyulduğuna ve özellikle ABD'deki 11 Eylül terör saldırılarının bu bağlamda bir dönüm noktası teşkil ettiğine dikkati çeken Bayraklı, 'Müslümanların şeytanlaştırıldığını gördük. Terörle mücadele doktrini çerçevesinde İslamiyet'in terörle özdeşleştirildiğini gördük.' diye konuştu.Bunun ardından İslam'ın görünür tezahürlerine yönelik bir 'cadı avı' başlatıldığını ifade eden Bayraklı, bunun yansımalarının medyada, siyasetin dilinde ve yasalarda görüldüğünü belirtti. 'Fransa, İslamiyet'i şekillendirmek istiyor'Bayraklı, Avrupa'da başörtüsü, cami, minare, helal et kesimi ve sünnete ilişkin yasakların gündeme gelmeye başladığına dikkati çekerek, 'Esasen küresel bir eğilim var ancak Fransa özelinde baktığımızda da bu ülkenin laikliği daha radikal yorumladığını görüyoruz. Laikliği devletin dine müdahil olduğu, şekillendirdiği bir şey olarak okuyorlar ve İslamiyet'i de şekillendirmek istiyorlar.' açıklamasında bulundu. Bayraklı, benzer tutumların Almanya, Avusturya ve Hollanda da görüldüğüne işaret etti. 'Macron krizlerle boğuşuyor, aşırı sağ söylemine başvuruyor'Fransa'nın birtakım krizlerle boğuştuğunu belirten Bayraklı, sözlerini şöyle sürdürdü:'Birincisi Fransa ekonomik bir kriz yaşıyor. Sosyal bir patlama olarak bunu Sarı Yelekliler hareketinde gördük. İkincisi korona krizi. Üçüncüsü kimlik krizi. Bunun temelinde de Avrupa kaçınılmaz bir şekilde 'esmerleşiyor' ve bunu kabul etmek istemiyorlar. 'Protestan, Katolik, beyaz Avrupa'yı' korumak istiyorlar. Doğum oranlarının düşmesinin etkisini mültecilerle gidermeye çalışıyorlar. Ancak mültecileri de istedikleri gibi asimile edemiyorlar.'Bayraklı, Fransız İçişleri Bakanı Gerald Darmanin’in ülkedeki marketlerde helal gıda ürünlerine özel reyonların bulunmasından rahatsız olmasını örnek göstererek, 'Bu baskıcı, asimilasyoncu, tek kültürcü anlayışı gösteriyor.' dedi. Diğer taraftan tüm bu söylemlerin neticesinde 'aşırı sağ söyleminin normalleştiğine' dikkati çeken Bayraklı, merkez sağ partilerin de çökmeye başladığını kaydetti. Bayraklı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un da beklentileri karşılayamadığını ve bir sonraki seçimlerde hezimete uğrama ihtimalinin artmasıyla aşırı sağın yükseliş trendini terse çevirmek için 'kraldan daha da kralcı' davranmaya başladığını ifade etti. 'İslamofobi yasallaştırılıyor, meşrulaştırılıyor'Artan İslamofobi'nin toplumsal ve sosyal hayatta birçok yansımaları olduğunu belirten Bayraklı, 'Her şeyden önce Müslümanların dini özgürlüklerinin gün geçtikçe kısıtlandığını, İslamofobi'nin yasallaştığı ve meşrulaştırıldığını görüyoruz.' ifadesi kullandı. Bayraklı, aynı zamanda İslamofobi'nin sokakta şiddete ve organize planlı ve siyasi hedefi olan bir teröre dünüştüğünü kaydetti.Özellikle başörtülü kadınlar gibi Müslümanlığı görünür insanların iş ve sosyal hayatta ayrımcılığa maruz kaldığını, ev kiralamada dahi sıkıntı çekmeye başladığını belirtti. 'İslamofobi'yi takip edecek, belgeleyecek kurum gerekiyor'Bayraklı, bu alanda atılması gereken adımlar hakkında ise karşı tarafta bu meseleyi problem olarak tanımlayan bir siyasi iradenin olması gerektiğini ancak mevcut durumda ciddi siyasi irade eksikliği bulunduğunu, birçok liderin İslamofobi kavramını ağzına bile almadığını söyledi. Öte yandan Müslümanların da 'özür dileyici' bir tutum sergilediğini ifade eden Bayraklı, ''Kendimizi iyi anlatamıyoruz, biz daha iyi anlatsak bizi böyle tanımazlar.' şeklinde bir tutum hakim. Ancak ırkçılığın çalışma mekanizması böyle değil. Irkçı, zihninde inşa ettiği Yahudi'ye, Müslüman'a düşmandır. Müslümanlar kendini anlatmalı ama özür dileyici tavırdan vazgeçmeli. Meselenin siyasi olduğunu anlamak geliyor.' dedi.Bayraklı, problemi açık ve seçik şekilde ortaya koymanın, bu alanda akademik çalışma ve rapor hazırlamanın önemli olduğuna işaret ederek, kendisinin de 5 yıldır editörlerinden biri olduğu İslamofobi Raporu'nun bu alanda önemli katkılar sağladığını söyledi. Küresel bazlı İslamofobi'yi günlük düzeyde takip edecek, belgeleyecek ve destek sağlayacak bir kurumun oluşturulmasının ise büyük önem taşıdığının altını çizen Bayraklı, Türkiye'nin bu çerçevede inisiyatif alabileceğini değerlendirdi. 'Terörle mücadele kapsamında Müslümanlar tehdit gibi gösterilmeye başlandı''İslamofobi nedir?' adlı kitabın yazarı ve Exeter Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Massoumi de 'İslamofobi, en basit tanımıyla Müslümanları hedef alan bir ırkçılık türüdür.' dedi. Massoumi, İslamofobi'nin özellikle son 20 yıldır Avrupa'da artış gösterdiğini belirterek, 'Terörle mücadele kapsamında Müslümanlar ve İslamiyet 'Batı' için bir medeniyetsel tehdit gibi gösterilmeye başlandı. Avrupa'da terörle mücadele politikaları yoğunluklu olarak Müslümanları hedef alıyor. Sağ ve merkezdeki siyasi liderler de sıklıkla 'İslam tehdidi'nden bahsetmeye başladı.' dedi. Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ülkesi için en büyük tehdidin 'İslami terör' olduğunu söylediğini anımsatan Massoumi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ise 'İslamcı ayrımcılıkla' mücadele edeceğine söz verdiğini hatırlattı. Massoumi, 'Fransa'da kamu alanlarında çeşitli İslami örtünme şekillerinin, okullarda başörtüsü ve kamuda peçenin yasaklanması, Müslümanları ırkçılığın meşru hedefleri haline getirdi.' değerlendirmesinde bulundu. 'Fransa'da Müslümanlara ayrım yapılmaksızın baskı uygulanıyor' 'Fransa'da bir öğretmenin trajik şekilde öldürülmesi, hükümetin Müslümanlara ayrım yapmaksızın güçlü baskı uygulamasıyla sonuçlandı.' diyen Massoumi, Fransa'da aralarında ırkçı karşıtı örgütlerin de bulunduğu 50'den fazla Müslüman kuruluşa baskın yapıldığına dikkati çekti. Massoumi, 'Müslümanların ayrım yapmaksızın hedef alınması, toplu bir ceza görevi görüyor ve Müslüman karşıtı ırkçılığı körükleyen bir ortam oluşturuyor.' vurgusunda bulundu.'Tehlikeli sonuçları var' Artan İslamofobik politikaların, siyasi retorik ve faaliyetlerin çok tehlikeli sonuçlar doğurduğuna işaret eden Massoumi, 'Müslümanlar giderek sokaklarda daha fazla sözlü ve fiziksel şiddette maruz kalıyor. Daha geçen hafta iki Müslüman kadın korkunç bir şekilde Eyfel Kulesi'nin yakınlarında defalarca bıçaklandı.' ifadelerini kullandı.Massoumi, 'İslamofobi ile mücadele için Müslümanların temel haklarını tehdit eden, onları damgalayan, suçlu muamelesi yapan ve ayrım yapmaksızın hedef alan politikaların geri çevrilmesi gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu.
Muğla'da Yeni Doğmuş Bebek Cesedinin Bulunmasıyla İlgili Gözaltı Sayısı 3'E Çıktı
MUĞLA (AA) - Muğla'nın Dalaman ilçesinde yeni doğmuş bebek cesedinin bulunmasıyla ilgili bir kişinin daha yakalanmasıyla gözaltı sayısı 3'e yükseldi.İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Cinayet Büro Amirliği ekipleri, ilçede bir bebek cesedinin bulunmasının ardından çalışmasını çok yönlü sürdürüyor.Operasyon kapsamında S.B'nin de yakalanmasıyla gözaltı sayısı 3'e çıktı. Emniyetteki işlemlerinin ardından S.B. ile daha önce gözaltına alınan Emine Ö. (31) ile İbrahim A. (27) adliyeye sevk edildi.Yürütülen çalışmayla ilgili ayrıntılar da ortaya çıkmaya başladı.Polis, şüphelileri yakalamak için titiz bir çalışma yürüttü. Bölgede bulunan yüzlerce güvenlik kamera görüntüsü ve MOBESE kayıtlarını inceleyen ekipler, şüpheli hareketlerde bulunan motosikletteki bir kadın ile erkeği fark etti.Şüpheli kadının, bebekle motosikletteki görüntüsü güvenlik kamerasında Motosikleti kullanan kişinin İbrahim A. olduğunu belirleyen ekipler, harekete geçti.İbrahim A. ile o gün motosiklette bulunan Emine Ö, gözaltına alındı.Emine Ö'nün emniyetteki ifadesinde bebeği kendisinin bıraktığını itiraf ettiği öğrenildi. Üç çocuk annesi şüpheli kadının ifadesinde, evinde doğum yaptığını, maddi durumu olmadığı için de bebeği inşaat alanına bıraktığını söylediği bildirildi.Öte yandan, güvenlik kamerası görüntülerinde, Emine Ö'nün bebeği motosikletle olay yerine götürme anı yer alıyor.Merkez Mahallesi Damla Sokak'taki inşaatta 5 Ekim'de çalışan işçilerden biri, duvar kalıplarını almaya gittiğinde malzemelerin üzerindeki çantada, hareketsiz duran bebekle karşılaşmıştı.Bölgeye gelen 112 Acil Servis ekibi, bir günlük olduğu tahmin edilen bebeğin hayatını kaybettiğini belirlemişti. Çevredeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen ekipler dün, bebeğin annesi Emine Ö. ile İbrahim A'yı gözaltına almıştı.
Kovid-19 İnme Riskini Artırabilir
İSTANBUL (AA) - AYŞE ERKEÇ - Beyin Damar Hastalıkları Hasta Derneği (BEYİNDER) Başkanı Prof. Dr. Derya Uludüz, bilimsel çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlara göre her 100 yeni tip koronavirüs (Kovid-19) hastasından 3'ünde inme görüldüğünü belirterek, 'Salgın hastalık döneminde önlemlerimizi sıkılaştırılmalıyız ve kişisel olarak korunmayı ciddiye almalıyız.' dedi. Prof. Dr. Uludüz, Dünya İnme Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, inmenin, bulgularıyla kolayca tanınabilen ve çok hızlı tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu söyledi. İnmenin sık görülen, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğu konusunda toplumda bilinç uyandırmak amacıyla 29 Ekim'in 'Dünya İnme Günü' olarak kabul edildiğini dile getiren Uludüz, 'İnmeye yönelik ilk amacımız, bu hastalıktan korunmak, sonrasında ise erken tıbbi başvuru ile ilgili farkındalığı arttırmaktır. İnme, nörolojik hastalıklar içinde en fazla sekel bırakan ve bu nedenle ürktüğümüz bir hastalık.' diye konuştu.Uludüz, dünyada yılda 17 milyon kişinin inme geçirdiğini aktararak, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Dünyada inme geçiren 17 milyon insandan, 6 milyonu hayatını kaybediyor. Türkiye'de 2014'te yılda 30 bin civarında inme hastamız varken, 2016'da 40 bine ulaştığını biliyoruz. Sağlık Bakanlığı vatandaşlarımızın inme konusunda bilinçlenmesi için çok önemli çalışmalar yapıyor. İnme tedavisinde geldiğimiz nokta, hastalarımıza erken müdahale ile yıllarına yaşam katmaktır. Çünkü inmede, yüksek tansiyon ve kolesterol, kalp, şeker hastalığı, sigara içme, fiziksel olarak aktif olmama ve şişmanlık gibi kontrol edilebilir risk faktörleri mevcuttur. Bu hastalıkları diyet, fiziksel aktivite ve kan sulandırıcı gibi uygun ilaç tedavileri ile kontrol ederek inmelerin yüzde 90'ını önleyebiliriz.' 'Her 100 Kovid-19 hastasından 3'ünde inme görülüyor'Tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkisi altına alan Kovid-19'un, solunum yollarının yanı sıra inmeye de yol açtığını gösteren kanıtların ortaya çıkarıldığına dikkati çeken Uludüz, tehlikenin henüz geçmediğini, 65 yaş üstü ve kronik hastalığa sahip kişilerin, gençlere göre daha büyük risk altında olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Uludüz, Kovid-19'un inme riskini arttırdığına vurgu yaparak, şu önerilerde bulundu:'Bilimsel çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlara göre her 100 korona hastasından 3'ünde inme görülüyor. Kışın kapıya dayandığı şu günlerde salgın hastalık tehlikesiyle yaşam şeklimiz o kadar değişti ki en önemli inme risk faktörü olan yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, fazla kilo, sigara ve hareketsizlik durumlarını kontrol etmek çok güç hale geldi. Salgın hastalık döneminde önlemlerimizi sıkılaştırılmalıyız ve kişisel olarak korunmayı ciddiye almalıyız.''İlk sekiz saatte hastaneye başvurmak çok önemli'Toplumda, inmenin sıklıkla 65 yaş üstünde görüldüğü gibi bir yanlış algının olduğunu ifade eden BEYİNDER Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Dilcan Kotan da 'Artık gençlerde de inmeye sıkça rastlıyoruz. Salgında nörologlar olarak, kronik hastalığı olanlarda daha fazla olmak üzere genç yaş dahil, tüm yaş gruplarında inmeyi sıkça gördük. İngiltere'de yapılan 2 bin vakanın incelendiği bir araştırmaya göre koronavirüsün gençlerde normalden çok daha yüksek oranda inmeye yol açtığı ortaya kondu.' dedi. Kotan, salgın hastalık döneminde ileri yaş ve kronik hastalığı olan kişilere yeniden sokağa çıkma yasağı gelse bile, fiziksel aktiviteyi artıracak aktivite ve ortamların sağlanması yönünde sağlık stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:'Bireylerin tansiyon, şeker düzeylerine dikkat etmesi, kalp hastalıklarının etkin tedavisi, kilo alımını engellemeye yönelik gayretleri gerekmektedir. Aksi durumda hastalık hızı artabilir. Ülkemizde, hasta ölümlerinin önüne geçmek için titiz ve gayretli çalışmalar devam etmekte, Türkiye başarısıyla bu konuda tüm dünyaya örnek gösterilmektedir. Mevcut iyi tabloya ve ölüm hızının az olmasına Sağlık Bakanlığımızın rehberlerinde yer alan kan sulandırıcı tedavi uygulamasının ciddi katkısı olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca dikkat çekmek istediğim başka önemli bir konu da inme başladıktan itibaren ilk sekiz saatte hastaneye, uzmanlara veya inme merkezine hızlıca başvuru yapmak, inmeye bağlı felcin geri döndürülebilmesi açısından oldukça önemlidir.'
İstanbul Havalimanı 2. Yaşını Ve Cumhuriyet Bayramı'nı Birlikte Kutluyor
İSTANBUL (AA) - İstanbul Havalimanı'nda 2. yaş ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı coşkusu bir arada yaşanıyor.Terminalin giriş bölümünde Cumhuriyet bandosu, marşlar çalarak alanda bulunan çalışan ve yolculara müzik ziyafeti sundu. Görevliler de yolculara Türk bayrağı dağıttı. Alanda bulunanlar daha sonra bando eşliğinde kortej oluşturarak yürüyüş gerçekleştirdi.Terminalin J-H kontuarı arasındaki 'İSTANBUL' yazısının önünde de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinden karelerin yer aldığı sergi yolcuların ve çalışanların beğenisine sunuldu.Kutlamalar kapsamında biletli yolculara 'Doğum günüm Cumhuriyet' temalı check-in zarfları dağıtıldı.İstanbul'dan Karabağ'a gitmek için havaalanına gelen Azerbaycanlı İlhame Çınar, Türk bayrağını öperek, tören alanında gözyaşlarını tutamadı. Burada gazetecilere açıklama yapan Çınar, bugün Karabağ Laçin'deki köyünün Azerbaycan askerlerince Ermenistan ordusunun elinden alındığını ve çok mutlu olduğunu ifade etti. Çınar, 'Bugün 2 coşkuyu birden yaşıyorum. Ne mutlu Türküm diyene. Bayrakları, marşları görüp gözyaşlarıma hakim olamadım. Çok sevinçli ve gururluyum. Bu şanlı bayrağı, Kur'an-ı Kerim gibi mukaddes görürüm. Çünkü binlerce Türk bu bayrak için şehit düştü. Binlerce çocuğumuz babasız, kadınlarımız dul kaldı. Bu kutsal bayrak her zaman başımızın tacı olmalıdır. Bayramımızı tebrik ediyorum. Türklere zafer ve coşku yakışır' şeklinde konuştu.Kutlamalar gün boyu devam edecek.
Reklam
Pandemi Tesislerin Dezenfeksiyon Hizmeti Kullanımını Yüzde 385 Artırdı
İSTANBUL (AA) - GÜÇ GÖNEL SAĞIROĞLU - Tesis Yönetim Derneği (TRFMA) Yönetim Kurulu Başkanı Gökçenur Çelebioğlu, pandemi sürecinde tesis yöneticisi firmalardan dezenfeksiyon hizmeti kullanımının geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 385, dezenfeksiyon kimyasalı sarfiyatının da 5 kat arttığını söyledi. Çin'den başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alınan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının tesislerde yarattığı iş yüküyle ilgili AA muhabirine değerlendirmede bulunan Çelebioğlu, pandeminin etkisiyle farklı sektörlerde farklı etkilerle karşılaştıklarını anlattı.Perakende satış yapılan yerler ve alışveriş merkezleri kapatılırken, şehir hastanelerinde artan taleplerle karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Çelebioğlu, bu süreçte hem tesis çalışanlarının hem de hizmet verdikleri insanların sağlıklarını korumaya çalıştıklarının altını çizdi. Pandeminin etkisiyle sokağa çıkma yasaklarının olduğu günlerde konutlara hizmet veren üyelerin iş yükünün çok arttığına işaret eden Gökçenur Çelebioğlu, 'Eskiden günde bir öğün yemek pişen evlerde üç öğün yemek pişti. Ona bağlı üç kat kap çıktı, daha çok su tüketildi, daha çok elektrik tüketildi. Hijyen ihtiyaçları arttı.' dedi.Ofis binalarının da kalabalık insan gruplarının bir arada çalıştıkları yerler olduğuna değinen Çelebioğlu, çalışanların ve ziyaretçilerin ateşinin ölçüldüğü, HES kodlarının kontrol edilerek erişime izin verildiği bir sisteme geçmek zorunda kaldıklarını söyledi.Dezenfeksiyon ve hijyen ihtiyaçlarının arttığını, temizlik sıklıklarının yükseldiğini anlatan Çelebioğlu, şöyle konuştu:'Dezenfeksiyon malzemeleri pandemi öncesinde düzenli tüketimi olan, tüketimin içinde önemli yer tutan malzemeler değildi ama pandemi sonrasında diğer tüm malzemelere oranla çok daha fazla kullanılır hale geldi. Benzer şekilde kişisel koruyucu malzemelerden eldiven, maske gibi, tesis yönetimi firmaları hemen hemen her tesislerinde çalışan görevlilerine belirli oranda maske, eldiven temin ederler özel işlerde kullanmak için. Ama pandemi döneminde çoğu zaman bazen günde 8 maske, 8 çift eldiven gibi daha önceden hesap edilen sayıların belki 10-20 katından fazla kişisel koruyucu malzeme temin etmek durumunda kaldık. Bunların içinde tek kullanımlık tulumlar, eldivenler, maskeler, siperlikler de var. Her türlü koruma önlemini personele temin etmeye çalıştık.'Ekstra hijyen maliyeti artırdıTemizlik alanındaki yoğunluğun maliyet artışları da getirdiğini vurgulayan Çelebioğlu, hizmet verdikleri tesislerin birçoğunun maliyetleri artarken gelirlerini kaybetme ile karşı karşıya kaldıklarını kaydetti.Bu yüzden tesis yönetim firmalarının yüksek bütçeler talep edemediğinin altını çizen Çelebioğlu, şunları söyledi:'Aynı bütçelerin içinde ağırlıklarımızı pandemiden kaynaklı önceliklere vermek zorunda kaldık. Bunu iyi uygulayan tesis yönetimi firmaları hizmet verdikleri tesislere önemli katkılar sağladılar. Yapılan araştırmalar, pandemi döneminde AVM'lerin açılışıyla birlikte dezenfeksiyon hizmeti kullanımında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 385 oranında artış yaşandığını gösteriyor. Yine aynı şekilde bu süreçte kullanılan dezenfeksiyon kimyasalları sarfiyatı da yaklaşık 5 kat arttı. Hastane ve poliklinik gibi salgınla birebir mücadele edilen tesislerde bu rakamların daha da yüksek olduğunu söyleyebilirim.'Gökçenur Çelebioğlu, tesis çalışanları arasında da Kovid-19'a yakalananlar olduğunu, bu nedenle var olan personel sayısını korumakta güçlük çektiklerini sözlerine ekledi.
Senarist Uzunok: "Sultan Abdülhamid Yakın Tarihin En Çok Çarpıtılan Karakterlerinden"
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - Senarist Uğur Uzunok, Türkiye'de tarih öğrenme merakının son yıllarda arttığına vurgu yaparak, 'Bir millet tarihine ilgi duymaya başlarsa istikbaliyle ilgili plan yapıyor demektir. Bizim de millet olarak tarihe olan ilgimiz bundan geliyor. Biz artık yerinde sayan bir toplum değil, hedefleri olan bir toplumuz. Hakikaten Türk milletinin önüne 2023, 2053 ve 2071 gibi hedefler çıkartıldığı zaman, bu tarih dizileri popüler olmaya başladı. Bizim buradaki varlığımızı sadece askeri değil, ekonomik ve kültürel manada da savunmamız gerekiyor.' dedi.'Kurtlar Vadisi Pusu', 'Ben Onu Çok Sevdim', 'Direniş Karatay' ve 'Yılkı Atı'nın da aralarında bulunduğu yapımların senaristliğini yapan Uzunok, 2017'den itibaren, 'Payitaht Abdülhamid' dizisinin senaryosunu kaleme alıyor.Uzunok, dizinin yeni sezon detaylarını, dönem dizisi yazmanın önemli noktalarını ve Türk izleyecisinin tarihi dizilere duyduğu ilgiyi, AA muhabirine anlattı.'Biz başkalarının çatışmalarını kendimize mal ediyoruz'2. Abdülhamid Han'ın yaşadığı dönemin çok spekülatif bir dönem olduğunu aktaran Uzunok, 'Sultan Abdülhamid yakın tarihin en çok çarpıtılan karakterlerinden biri. Bir tarafta Fransızların taktığı 'Kızıl Sultan' ismi, diğer tarafta 'Ulu Hakan' sıfatı var. Bir çatışma varmış gibi görünüyor. Ancak burada şunu kaçırmamak lazım, bu çatışma başkaları için var, Türk milleti için yok. Biz başkalarının çatışmalarını kendimize mal ediyoruz. Sultan Abdülhamid bizim padişahımız.' ifadelerini kullandı.Uğur Uzunok, Türkiye'de cumhuriyetin ilanından sonra devam eden birçok kurumun temellerinin Sultan Abdülhamid zamanında atıldığına dikkati çekerek, cumhuriyet kadrolarının çok büyük bir kısmının da onun açtığı okullarda yetiştiğini söyledi. Tarihi dizi senaryolarında o dönemin insanını doğru aktarmanın zorluklarından bahseden Uzunok, şunları kaydetti:'Sultan Abdülhamid'i kendi şahsi özellikleriyle bugünkü insana nasıl daha kolay anlatabiliriz diye, yaşadıklarını ve yaşadıklarına verdiği tepkiyi birbiriyle iç içe geçirip anlatmayı seçtik. Mesela kendisine 'Pinti Hamid' diyorlar. Çünkü Osmanlı hanedanı içinde en az para harcayan, etrafındaki insanların aldığı paraları kısan bir adam olduğu için denilmiş. Mesela çok temkinli olduğu için 'korkak' demişler Sultan Abdülhamid'e. Burada, 'Ne zaman temkinli olmaya başladı?' sorusunu sormak gerekiyor. Bugün ya da geçmişte ona 'korkak' diyenler en başından beri öyleymiş gibi algılatmaya çalışıyor. Oysa mesele Sultan Abdülhamid'e suikast düzenlendiği zaman başlıyor. Düşünsenize 1905'te dünya tarihinin ilk saatli bombası Yıldız Sarayı'nda patlatılıyor. Temkinli olmaktan daha doğal bir şey olamaz. Ancak o, bu olaydan sonra bile bir cesaret örneği gösteriyor ve her şeye rağmen sefirlerle yapacağı toplantısına katılıyor.' 'Payitaht Abdülhamid'in en kritik sezonu, bu sezon'Senarist Uzunok, izleyiciyle buluşan beşinci sezonun, dizinin en kritik sezonu olduğuna işaret ederek, bu sene özellikle Osmanlı'nın son döneminde iktisadi gücün nasıl el değiştirdiğini ve Abdülhamid'e karşı bir araya gelen grupların kimler tarafından ve nasıl fonlandığını anlatacaklarını dile getirdi.Bazı medya organlarında çıkan, dizide İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'a 'mason' göndermesi yapıldığı iddiasını da yanıtlayan Uzunok, şu bilgileri verdi:'Önce bu yayın organlarına sormak lazım. Mason olmak bir hakaret midir, onlar öyle mi görüyor? O sahnede 'baykuş' ifadesi kullanılıyor. O ifadeyi söyleyen de sonrasında maskesini çıkarıyor ve biz o kişinin Emanuel Karasu olduğunu anlıyoruz. Bizim senaryomuzda da karakter ismi olarak bu mevcut. Abdülhamid'e karşı 'baykuş' ifadesini o zaman herkes kullanıyor. 1908'de Mahmut Şevket Paşa'nın bir ses kaydı var, orada 'Yıldız burcundaki baykuş' ifadesini kullanıyor. Selanik'teki bir İttihat ve Terakki üyesi Tahsin Uzel'in o dönem gönderdiği bir gazetede yine bu ifade geçiyor. Yani bu ifadenin mucidi Mehmet Akif'in kendisi değil ve zaten 'baykuş' ifadesinin geçtiği 'Asım' kitabını 1924'te basıyor. Bu kitap da bir manzum romandır esasında. Orada karakterler vardır ve onları konuşturur Milli Şairimiz. Şiiri okusalar bilecekler, o ifadenin karşılığında Temiz Tahir Efendi, 'Bir semerci ustası vardı, gelen giden eşeğe semer biçerdi ama adam ustaydı. Şimdi yeni semer ustaları geldi. Biçtikleri semerler eşeklerin sırtında yara yaptı ve eşekler perişan oldu.' şeklinde cevap verir.'Uzunok, henüz 19-20 yaşındayken Mehmet Akif'in hayatının anlatıldığı 8 bölümlük bir dokü-drama kaleme aldığını belirterek, 'Ben Mehmet Akif'in vefat ettiği Mısır Apartmanı'nın müze olması için kampanya başlatmış biriyim. 'Mehmet Akif Dönüyor' isminde bir oyun yazdım ve oyun binden fazla kez temsil aldı. Bizim Akif'e bir şey söylememiz söz konusu olamaz.' şeklinde konuştu.Osmanlı aydınlarının çok azının Sultan Abdülhamid'in yanında yer aldığını vurgulayan Uzunok, o dönemin aydınlarının çoğunun Sultan Abdülhamid'in ufkunu anlayamadığını söyledi.'Bir millet tarihine ilgi duymaya başlarsa istikbaliyle ilgili plan yapıyor demektir'Tarih dizilerine ilginin daha da artacağını öngören Uzunok, 'Bunun için senaristlerin daha araştırmacı olması gerekiyor. Bir senarist, kendi okudukları ve baktığı yerden bir kurgu da yapmak zorunda. Bu anlamda kurguya izin verilmeli. Eğer sadece tarihin soğuk yüzüyle yansıtırsak bu başarısız olur. O yüzden kurgu şart.' dedi.Uğur Uzunok, Türkiye'de tarih öğrenme merakının son yıllarda arttığına dikkati çekerek, bunun sebebini ise şu sözlerle açıkladı:'Bir millet tarihine ilgi duymaya başlarsa istikbaliyle ilgili plan yapıyor demektir. Çünkü gözünü ufka dikmiştir ve geriye bakarak nasihat alma arzusundadır. Bizim de millet olarak tarihe olan ilgimiz bundan geliyor. Biz artık yerinde sayan bir toplum değil, hedefleri olan bir toplumuz. Hakikaten Türk milletinin önüne 2023, 2053 ve 2071 gibi hedefler çıkartıldığı zaman bu tarih dizileri popüler olmaya başladı. Çünkü biz bu topraklarda yaşamakla ilgili gözümüzü istikbale diktik. Bizim buradaki varlığımızı sadece askeri değil, ekonomik ve kültürel manada da savunmamız gerekiyor.'TRT 1'de cuma akşamları seyirciyle buluşan Payitaht Abdülhamid, bu hafta 123. bölümüyle ekranlara gelecek.Yönetmenliğini Doğan Ümit Karaca ve Volkan Kapkın'ın üstlendiği yapımda başrolleri, Bülent İnal, Özlem Conker, Hakan Boyav, Bahadır Yenişehirlioğlu, Cem Uçan ve Cem Özer paylaşıyor.Dizinin yeni oyuncuları arasında İsmail Hakkı, Hakan Bilgin, Cansu Fırıncı, Ali Buhara Mete, Mehmet Korhan Fırat, Yılmaz Meydaneri, Alara Turan, Burak Haktanır, Eren Dinler, Halit Karaata, Gökşin Saraç ve Mesud Uz bulunuyor.
Reklam
Arama Kurtarma Eğitimleri Hem Afet Bölgesinde Hem Doğada Hayat Kurtarıyor
İSTANBUL (AA) - KAAN BOZDOĞAN - Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) arama kurtarma eğitimleri, enkaz altında mahsur kalanların olduğu gibi doğada kaybolanların da hayatını kurtarıyor.AFAD, 'Afetlerde Türkiye'nin ortak gücü' anlayışıyla, afet yönetimi faaliyetlerinin planlanması, hayata geçirilmesi, yönlendirilmesi ve koordine edilmesi noktasındaki çalışmalarını son yıllarda artırdı. Birçok kamu kurumu, meslek grubu ve vatandaş, afetle etkin mücadele için katıldıkları eğitimlerde AFAD ekiplerinin tecrübelerinden istifade ediyor.Bu kapsamda, İstanbul AFAD Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde hem işin uzmanlarına hem de gönüllülerine arama kurtarma eğitimleri veriliyor. Olası afet bölgelerinde yapılması gerekenlerin anlatıldığı özel eğitimlerde, doğada kaybolmuş, sele kapılmış ya da bir yere sıkışmış kişilerin kurtarılması senaryoları da canlandırılıyor. İşin profesyonellerinden eğitim alan kişiler, bazen enkaz altında ya da su kuyusunda sıkışan bir bedeni çıkarmayı öğrenirken, kimi zaman tırmanma kulesine tırmanıyor ya da enkaz bölgesinde sismik dinleme yapıyor.Kursiyerler aynı zamanda afet bölgesinde beslenme, barınma ve ısınma ihtiyaçlarının karşılanması seferberliği hakkında bilgi ediniyorlar.'27 bin kişiye arama kurtarma eğitim verildi'Doğal Afet Arama Kurtarma Eğitmeni Mustafa Kaya, AA muhabirine, yürütülen faaliyetler kapsamında 7'den 70'e herkeste afet bilinci farkındalığı oluşturmayı amaçladıklarını söyledi.Afet kadar yanlış müdahalenin de can kayıplarına yol açabileceğini belirten Kaya, afet eğitim almamış kişilerde olası afet bölgelerinde yoğunluk oluşturmamalarını istedi.Eğitimsiz kişilerin enkaz alanına düşünmeden girmesinin yanlış olduğuna vurgu yapan Kaya, bina tamamen çökmemişse artçı sarsıntıda binanın tamamen çökebileceğine ve kurtarma ekiplerinin de enkaz altında kalabileceğine işaret etti.'1999'dan bu yana 27 bin kişiye arama kurtarma eğitim verildi. Enkaza doğru şekilde müdahale ne demek 27 bin kişiye aktarıldı.' diyen Kaya, bu kişilerin de çevresine bu bilgileri aktardığına değindi.Kaya, kentsel arama kurtarma eğitimlerinin 5 hafta, hafif arama kurtarma eğitimlerinin ise 5 gün sürdüğünü dile getirdi.Enkazdan ilk çıkarılan kişilerin yüksek oranda eğitim almış yakınlarınca kurtarıldığını aktaran Kaya, geri kalanların profesyonel ekiplerce bulundukları yerden çıkarıldığını ifade etti.'Her aileden bir kişinin mutlaka bu eğitime katılması gerektiğini düşünüyorum'Beklenen İstanbul depreminde birçok binanın yıkılacağının öngörüldüğüne dikkati çeken Kaya, 'Onun için hemen hemen her aileden bir kişinin mutlaka bu eğitime katılması gerektiğini düşünüyorum. Bireysel de ekip olarak da bu eğitimleri alabilirler.' diye konuştu.Birçok deprem ve göçük alanında çevredeki insanlara söz geçirmeye çalıştıklarını, bu durumun da zaman kaybına yol açtığını vurgulayan Kaya, çevredeki vatandaşların arama kurtarma çalışmaları yapıldığı sırada sessiz ve sabit durmalarının önemli olduğunu ifade etti.Kaya, 'Sismik akustik dinleme cihazlarımızı kullanırken çevredeki vatandaşların da bu hassasiyeti göstermeleri gerekiyor ki enkaz altındaki o küçük kıpırdamaları bize duyurabilecek o ses aralığına getirecek cihazlardan daha net ses alalım, ki bir an önce kazazedeye ulaşalım ve doğru müdahaleler yapalım. Aksi takdirde dışarıdan gelen sesler bize doğru bilgiyi aktarmayacak. Cihazda dışarıdan gelen sesleri duyacağız ve yanlış işlemler yapmış olacağız.' değerlendirmesinde bulundu.Merkezde eğitim almış kişilerin aynı zamanda AFAD'ın arama kurtarma gönüllüsü olduğunun altına çizen Kaya, geçen sene İstanbul'da kaymakamlıkların da desteğiyle gerçekleştirilen çalışmalarla her mahallede en az 10 kişinin arama kurtarma eğitimi aldığını hatırlattı.Kaya, kentte acil müdahalelere öncü olarak gidebilecek 12'şer kişilik grupların nöbet tuttuğunu, olayın büyüklüğüne göre bölgeye takviye ekip gönderildiğini sözlerine ekledi.
Doktorlar Kovid-19'La Savaşı Anlatıyor - "Bu Hastalık, Genç Hastaları Da Yoğun Bakıma Götürebiliyor"
KAHRAMANMARAŞ (AA) - İZZET MAZI - Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele ederken kendisi de hastalığa yakalanan doktor Pusat Buğrahan Köksal, zorlu sürecin vatandaşların da katkısıyla atlatılabileceğini söyledi. Pandemi hastanesi olarak hizmet veren Necip Fazıl Şehir Hastanesinin Acil Servisi'nde görev yapan Köksal, AA muhabirine, Kovid-19 ile mücadelede yaşadıklarını anlattı. Yaklaşık 2,5 yıl önce başladığı doktorluk mesleğini severek icra ettiğini belirten Köksal, hızla yayılan ve kısa sürede dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınına karşı Kahramanmaraş'ta da ciddi mücadeleler verildiğini aktardı. Salgınla mücadelede sağlık çalışanları olarak en ön safta yer aldıklarını, vatana ve millete faydalı olmak ve virüsü insanlardan uzak tutmak için çaba gösterdiklerini dile getiren Köksal, bu süreçte kendisinin de virüse yakalandığını belirtti.Köksal, çok zor bir süreçten geçtiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:'Özellikle testim pozitif çıktıktan sonra aile bireylerimin, küçük oğlumun, eşimin de pozitif çıkma ihtimalini göz önüne aldığımda bu süreç psikolojik olarak zor oldu. Karantina ve tedavi sürecim oldu. Bu sürede yine çocuğum ve eşimden ayrı kaldım. Bu dönemde çocuğuma doyasıya sarılamadım. Bu durumu henüz 2,5 yaşındaki bir çocuğa anlatmanın zorluğunu yaşadık.''Kurallara uyalım' çağrısıKovid-19'a karşı herkesin tedbirli olmasını isteyen Köksal, 'Vatandaşlarımızdan maske, mesafe ve temizlik kuralına uyarak bizim mücadelemize destek olmalarını bekliyoruz. Biz elimizden gelen mücadeleyi gösteriyoruz ama bu sadece sağlık çalışanlarının ve devletimizin vereceği bir mücadele değil. Kurallara riayet ederek bu sürece çok katkı sağlandığını gördük.' dedi. Köksal, Kovid-19'un çok çeşitli şekillerde insanları etkilediğini, hastalığın seyrinin de ağır ilerleyebildiğini hatırlattı.'Bu hastalık, genç hastaları da yoğun bakıma götürebiliyor. Bunlardan birisi de bizim hastanemizde oldu.' diyen Köksal, 'Bir hocamızı da kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Bu yüzden daha önceki badirelerde olduğu gibi hep birlikte kenetlenerek süreci atlatabiliriz.' ifadesini kullandı.Köksal, hastalıktan uzak durmak için maskeyi doğru kullanmak gerektiğinin altını çizerek, 'Sağlık ve sağlıksızlık arasında ince bir çizgi var. Hijyene temizliğe ve maskeye bu yüzden dikkat edilmesi gerekiyor.' diye konuştu.
Fırından Aldıkları Odunla Başladıkları Ahşap Ürün İşinde Dünyaya Açıldılar
KAYSERİ (AA) - MÜZAHİM ZAHİD TÜZÜN - Kayserili iki kardeş ekmek fırınından ödünç aldıkları odunla yapmaya başladıkları abajur ve saat gibi dekorasyon ürünlerini kendi el becerilerini ve hayal dünyalarını kullanarak geliştirip birçok ülkeye ihraç etmenin gururunu yaşıyor.Doğan Özdemir, AA muhabirine, büyük bir ekonomik zorluk yaşadıkları zamanda borçla girdikleri işlerinde dünyaya açıldıklarını söyledi.İş hayatına elektrikçi olarak başladığını belirten ağabey Özdemir, şunları kaydetti:'Elektrik akımına kapılan bir arkadaşım öldü. Ailem bu olaydan sonra rahatsız olmaya başladı ve ben de işi bıraktım. Daha sonra da bir iş arayışına girdim. Kardeşim de 'Kendi işimizi yapalım.' dedi. Kardeşim internet üzerinden bir saat resmi gönderdi ve ben de aynısını yapabileceğimi söyledim. Kardeşimin attığı resimden esinlenerek karşımızdaki fırından 2 odun borç istedim. O odunlara biraz şekil vermeye çalıştım. Daha sonra da arkası geldi. Çevremizdekilerle paylaşınca herkes çok beğendi. Ortaya estetik bir dekorasyon malzemesi çıkmaya başladı.' İlk önce çok küçük bir yerde ürünlerini yapmaya başladıklarını, daha sonra işlerini geliştirerek atölye sahibi olduklarını dile getiren Özdemir, 'Dolaylı da olsa ihracat yapar hale geldik. Herkesin salça yaparken yaktığı kullandığı ağaçla biz sanat yapıyoruz. Yaptığımız her ürün farklı bir tasarım istiyor. Göze hoş gözükmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Biz ağacı sanata çevirmeye çalışıyoruz. Su kuyusu, lamba, sehpa gibi birçok ürün yapıyoruz.' diye konuştu.Ürünlerini birçok ülkeye göndermeye başladıklarını anlatan Özdemir, 'Yurt dışından da birkaç kişinin ilgisini çekmiş. Fuarlara katıldık. Irak, Azerbaycan ve Romanya'ya ürün göndermeye başladık. Şimdilerde de Almanya ve Hollanda'dan birkaç firma ürünlerimizle ilgileniyor. İnşallah yakın zamanda oralara da ürünlerimizi göndereceğiz.' dedi.'Çocukluktan beri bu işe merakım vardı' Yücel Özdemir de uzun yıllar çalıştığı sağlık sektöründen ayrıldıktan sonra ağabeyi ile iş yapmaya karar verdiklerini dile getirdi.İki kardeş omuz omuza verip işleri büyüttüklerini anlatan Özdemir, 'Çocukluktan beri bu işe merakım vardı. Ağabeyimle bu yola çıkmaya karar verdik. Bizim işimiz tamamen doğaçlamadır. Amacımız güzel ve kaliteli ürün yapmak. Biz borçların içinden sıyrılıp ufak bir abajurdan yurt dışına ürün yollar hale geldik. Müşterilerimiz de ürünlerimizi beğeniyor biz de mutlu oluyoruz.' ifadesini kullandı.
Reklam
"Cezeri"Nin Uçuş Denemesi" İslam Alimi El Cezeri'nin Doğduğu Cizre'de Yapılsın" Talebi
ŞIRNAK (AA) - MUSTAFA DEĞİRMENCİOĞLU - Türkiye'nin ilk uçan arabası 'Cezeri'nin uçuş denemesinin, dünyanın ilk robotlarını yapan ünlü İslam alimi El Cezeri'nin doğduğu Şırnak'ın Cizre ilçesinde gerçekleştirilmesi talep edildi.Baykar'ın geliştirdiği Türkiye'nin ilk uçan arabası 'Cezeri'nin ilk uçuş testleri geçen ay başarıyla tamamlanırken, ünlü İslam alimi El Cezeri'nin adı verilen uçan arabanın uçuş denemelerinin, Cezeri'nin doğduğu ve türbesinin bulunduğu Cizre ilçesinde yapılması önerildi.İsmail Ebu'l-İz El-Cezeri hakkında araştırmalar yapan tarihçi Abdullah Yaşın, AA muhabirine, ünlü İslam alimi El-Cezeri'nin 1153'te Cizre'de doğduğunu, Ulu Cami'deki eğitiminden sonra Bağdat'ta tahsilini sürdürdüğünü söyledi.Cizre'ye dönen El Cezeri'nin burada icat işlerine başladığını ve makineler geliştirdiğini belirten Yaşın, şöyle konuştu:'O zamanki Cizre beyi ona fazla vergi yüklediği ve burası bir savaş alanı olduğu için 1174'te Diyarbakır'a göç etti. Artuklu Sarayı'nda baş mühendis olarak görev aldı. Orada 25 yıl kaldı ve El-Camiu Beyne'l İlmu ve el-Amelu'n-Nafii fi's-Sanaati'l Hiyel adlı kitabını yazdı. 25 yıldan sonra Cizre'ye döndü ve burada vefat etti. Ebu'l-İz Hazretleri icat ettiği 60 makine ile kendisini bütün dünyaya kanıtlamış birisi.'Cezeri'nin birli, ikili, dörtlü, on ikili robotlar, duvar, kum, maymunlu, madeni ve taş saatler ile ayrıca sağlık gereçleri ve duvardan fırlayıp saatin kaç olduğunu gösteren robotlar yaptığını anımsatan Yaşın, 'Bunun dışında şifreli kilitler, şifreli çantalar ve kasalar yapmış. Çeşitli musluklar, tulumbalar, fıskiyeler yapmış. Yani siz nereye bakarsanız bakın Ebul-İz'i orada görürsünüz.' dedi.'Bu alet bizim göğümüzü kabartacak'Ebul-İz'in mezarının Cizre'de Hazreti Nuh'un türbesinin bulunduğu caminin avlusunda olduğuna dikkati çeken Yaşın, şunları aktardı:'Şimdi Ebu'l-İz'in Cizre'de doğması, Cizre'de vefat etmesi ve mübarek naaşının burada olması nedeniyle Sayın Selçuk Bayraktar'a bütün Cizreliler adına çağrımdır. Mutlaka Cezeri adını verdiği bu uçan aleti Cizre'de uçurmasını istiyoruz. Ebu'l-İz Cizrelidir. 'El Cezeri' Cizreli demektir. Onun yapmış olduğu eserler şimdiki bilime bir yol göstermiştir. Bu yüzden Cezeri adı verilen ve Sayın Selçuk Bayraktar tarafından yaptırılan bu aletin Cizre'de uçurulmasını istiyoruz. Bu bizim hakkımız. Çünkü Ebu'l-İz burada medfun. Yoksa onun kemikleri incinir. Bu alet bizim göğümüzü kabartacak, aynı zamanda onu hoşnut edecek.' İsmail Ebu'l-İz El-Cezeri'nin türbesinin bulunduğu Dağkapı Mahallesi Muhtarı Cafer Erbet de İsmail Ebu'l-İz'in dünyada ilk robotu icat eden kişi olduğunu vurgulayarak, 'Çok sayıda makine ile ilgili icatları var. Çok meşhur bir kişi. İsmail Ebu'l-İz, Diyarbakır'a gitmiş olabilir ama Cizrelidir. Türbesi de Cizre'dedir. Dünyada ilk robotu, saati, kaç tane makineyi icat eden kişidir. Uçan aracın Cizre'de uçurulmasını istiyoruz.' dedi.'El Cezeri, dünyada ilk robotu icat eden kişi'Türbeyi ziyarete eden Selim Seylan da Şırnak merkezden geldiğini ifade ederek, şunları dile getirdi:'Hazreti Nuh Aleyhisselamın türbesini ziyaret ediyoruz. Aynı zamanda İsmail Ebu'l-İz El-Cezeri'nin de türbesi burada. Bunlar bizim manevi değerlerimizdir. Zaman zaman buralara ziyarette bulunuyoruz. Zengin bir kültüre sahip özellikle bölgemiz. İsmail Ebu'l-İz El-Cezeri, dünyada ilk robotu icat eden bir zat. Bölgemizin kalkınması, hak ettiği değeri kazanması için medyanın bunları tanıtmasını, uçan aracın burada tanıtılmasını, burada üretilmesini istiyoruz.' Vatandaşlardan Abdulaziz Bilge, Cizre'nin dünya medeniyetinin seyrini değiştiren şehirlerden biri olduğunu belirterek, şunları kaydetti:'Biz ancak kendi kendimize yeteriz ve biz kendi buluşlarımızla ve ecdadımızdan aldığımız ilhamla atılım göstereceğiz. Bu yapılan ilk uçan arabamızın Cizre'de uçurulmasını talep ediyoruz. Madem El-Cezeri Cizreli demek, istiyoruz ki, El-Cezeri kendi memleketi ile özdeşleşsin. Eğer El-Cezeri burada yetişmişse, bu toprakların suyunu içmişse biz onun bu teknolojik hamlesini günümüzden asırlar sonra tekrar dirilişini biz bu şehirde görmek istiyoruz. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Selçuk Bayraktar'dan talebimiz budur.''Resmi yazıyla başvuruda bulunduk'Cizre Ticaret ve Sanayi Odası (CTSO) Başkan Yardımcısı Cemal İşlek de sibernetik biliminin kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ustası bilim insanı İsmail Ebu'l-İz El-Cezeri'nin isminin Türkiye'nin ilk uçan arabasına verilmesinin gururunu yaşadıklarını belirtti.Son dönemde dünyada uçan araba ile ilgili çalışmalar yapıldığını dile getiren İşlek, 'Selçuk Bayraktar yapmış olduğu uçan arabanın ismine Cezeri ismini koydu. Cezeri ismi, Cizre'de 1200 yıl önce yaşamış olan, İsmail Ebu'l-İz El-Cezeri'den gelmektedir. Biz bu konuda kendisinden yapılacak olan deneme çalışmalarının, deneme uçuşlarının Cizre'de yapılmasını talep etmekteyiz. Deneme uçuşlarının Cizre'de yapılması için resmi yazıyla başvuruda bulunduk.' sözlerine yer verdi.
Obezite Hastalarına "Kovid-19" Uyarısı
DİYARBAKIR (AA) - MEHMET SIDDIK KAYA - Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Tekin ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlyas Yolbaş, koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde aşırı kilo alımına dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kovid-19 Yoğun Bakım Koordinatörü Prof. Dr. Tekin, AA muhabirine, kronik bir hastalık olan obezitenin sadece estetik bir sorun değil, vücudun tüm sistemlerini olumsuz etkileyen, bunun sonucunda pek çok hastalığa zemin hazırlayan bir hastalık olduğunu söyledi.Obezitenin Kovid-19 için de ciddi bir problem oluşturduğunu kaydeden Tekin, yapılan çalışmalarda aşırı kiloluların Kovid-19 hastalığını kötü geçirdiğini ve yoğun bakım ünitesinde yatış süresinin daha uzun sürdüğünün belirlendiğini bildirdi.Toplumda obezite oranının yüksek olduğuna ve bu oranın giderek arttığına dikkati çeken Tekin, takip ettikleri hastalar içerisinde özellikle 40-50 yaş aralığındaki genç erişkin dedikleri grupta hastaneye yatış oranının obezite olanlarda daha fazla olduğunu vurguladı.'Hastaneye yatan genç erişkinlerde yoğun bakımlarda yatışların yüzde 80'ine yakınının obez olduğunun, bu obez hastaların içinde de ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu görebiliyoruz.' diyen Tekin, obezitenin özellikle akciğer kapasitesini azalttığını, nefes almada zorluk yarattığını, bu nedenle koronavirüsün daha ağır geçtiğini aktardı.Tekin, Kovid-19'un ardından yeni bir yaşam tarzı oluştuğunu bildirerek, insanların daha az dışarı çıktığını, daha çok kapalı ortamlarda zaman geçirdiğini, bunun da obezite açısından bir risk oluşturduğuna işaret etti.Koronavirüse karşı aşırı kilolu kişilerin daha da dikkat etmesi gerektiğini ifade eden Tekin, şöyle devam etti:'Günlük egzersizleri yapıp kilo almama konusunda daha dikkatli olunmalı. Fastfood dediğimiz beslenmeden ziyade sebze ve meyve ağırlıklı, kalorinin düşük olduğu gıdalarla beslenmeyi tavsiye ediyoruz. Her öğünde mümkün olduğu kadar yeşillik bulunsun. Sabahın erken saatlerinde de daha kahvaltı yapmadan kişilerin yürüyüş yapmalarını istiyoruz.'Basit tedbirlere hastalığa karşı önlemProf. Dr. Tekin, kış mevsiminde insanların artık kapalı ortamlarda daha fazla bulunacağını, bununla birlikte vaka sayılarında artış beklediklerini belirterek, bu süreçte diyabet hastalarının daha çok dikkat etmesi gerektiğini dile getirdi.'Mümkün olduğu kadar kapalı ortamlarda bulunmasınlar, kapalı ortamlarda bulunacaklarsa maskelerini ve mesafelerini korusunlar. En kısa sürede kapalı ortamda işlerini bitirip açık ortama geçsinler. Bu süreçte mümkün olduğu kadar farklı insanlarla, kalabalık ortamlarda temas sürelerini kısıtlayarak kendilerini korumaları lazım.' ifadesini kullanan Tekin, basit tedbirlerle bu hastalığa karşı önlem alınabilineceğine dikkati çekti.Çocuklarda obezite riski arttıDÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlyas Yolbaş da pandemi ile çocukların dışarı çıkmaması nedeniyle evde ciddi oranda obezite riskiyle karşı karşıya kalındığını belirtti.Obezitenin Kovid-19 üzerine ciddi olumsuzlukları olduğuna işaret eden Yolbaş, ABD'de yapılan araştırmada, yoğun bakımda yatışların en büyük nedenlerinden birinin de çocuklarda obezite olduğunun belirlendiğini söyledi.Yolbaş, çocukları obeziteden korumanın önemli bir faktör olduğuna değinerek, şöyle konuştu:'Bunun için ev ortamında çocuklarla oyun oynanabilir, sabahları erken saatlerde, kalabalık olmayan vakitlerde parkta çocukların yürüyüş yapmaları sağlanabilir. Bu şekilde çocukların obez olması engellenir. Anne ve babalar evde özellikle çocukları yüksek karbonhidrat içeren, yüksek rafine şeker içeren gıdalardan mutlaka uzak tutmalı. Dengeli şekilde beslenmeleri çok önemli. Sebze ağırlıklı beslenmeye önem verilmeli. Et, süt, yumurta gibi temel gıdalarla beslenmeleri daha da sağlıklı olacaktır. Ancak bu şekilde obezitenin önüne geçilebilir.'
İzmirli Kadın Girişimci Cennet Hurması Kurutarak İhracata Başladı
İZMİR (AA) - TURGAY KONURALP - İzmir'in Ödemiş ilçesinde kendi yetiştirdiği cennet hurmasını kurutarak işe başlayan kadın girişimci, İngiltere ve Almanya'ya ihracata başladı.İlçenin merkeze uzak yerleşim birimlerinden Pirinççi Mahallesi'nde bahçesindeki ağaçlardan topladığı cennet hurmasını ziyan olmaması için kurutmaya başlayan Ayşe Ocaklıoğlu, bir süre sonra işlerini büyüttü.Bugün bölgenin en büyük üreticisi olarak gösterilen Ayşe Ocaklıoğlu, AA muhabirine, önceleri meyveleri kurutmak için evini kullandığını, bu yetmeyince köydeki kapalı bir alana geçtiğini anlattı.Ailesinin desteğiyle işlerini büyüttüğünü vurgulayan Ocaklıoğlu, 'Bugün artık kendi ayaklarımın üstünde duran bir üreticiyim ve kadınlara istihdam oluşturuyorum. Artık 3 mahalleden gelen 25 kadın burada dönüşümlü olarak çalışıyor ve bu işten ekmek yiyor. Burada aile ortamında üretimlerimizi sürdürüyoruz.' dedi.Hedef 100 tonYıllık üretimi 70 tona çıkardıklarını ve belli bir kalite standardına ulaştıklarını ifade eden Ocaklıoğlu, hedefinin 100 tona ulaşmak olduğunu kaydetti.Cennet hurması kurusunu İstanbul'daki bir firma aracılığıyla ihraç etmeye başladıklarını ifade eden Ocaklıoğlu, 'Ürünlerimizi firma aracılığıyla İngiltere ve Almanya'ya gönderiyoruz. 20 tonu bulan ihracatı da artırmak istiyoruz' dedi.Ocaklıoğlu, bu işte marka olmak istediğini de dile getirdi. Ocaklıoğlu'nun yanında çalışan Kamile Sevcan da bu iş sayesinde yaklaşık 9 yıldır ev ekonomisine katkı sağladıklarını söyledi.
Reklam
Şiddeti Önleme Ve İzleme Merkezleri 120 Bin Kişiye Destek Verdi
ANKARA (AA) - BURCU ÇALIK - Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) 7 ayda 120 bin kişiye destek sağladı. Bakanlık, Türkiye genelindeki ŞÖNİM'ler, kadın konukevleri ve Sosyal Hizmet Merkezleri (SHM) aracılığıyla şiddet mağdurlarının yanında olmaya devam ediyor. ŞÖNİM ve SHM'lerin tamamında 'Kadın Hizmetleri İrtibat Noktaları' oluşturarak hizmetlerin daha etkin ve ulaşılabilir hale gelmesini sağlayan Bakanlık, kadınların ve beraberindeki çocukların maruz kaldıkları her türlü şiddetten korunması, gereken tedbirlerin alınması, kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesi ve nedenlerinin araştırılması amacıyla hizmet veren ŞÖNİM'ler aracılığıyla binlerce kişiye ulaştı. AA muhabirinin Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'ndan derlediği bilgilere göre, şiddet mağdurlarının yanı sıra şiddete meyilli kişilere de uzmanlarca destek sağlanan ŞÖNİM'lerden 1 Ocak-31 Temmuz tarihleri arasında 102 bin 743'ü kadın, 8 bin 737'si erkek, 8 bin 396'sı çocuk toplam 119 bin 876 kişi yararlandı.Kadın konukevlerinden 42 bin kişi yararlandı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile belediyelere bağlı kadın konukevleri ise 1 Ocak-30 Eylül tarihleri arasında toplam 42 bin 396 mağdura hizmet verdi. Bu kişilerin 26 bin 347'sini kadınlar, 16 bin 49'unu da beraberindeki çocuklar oluşturdu. Şiddet mağduru kadınlara uzaktan eğitim desteği Bakanlık, gelecek yıl, kadına yönelik şiddetle mücadelede şiddet mağduruna ve şiddet uygulayana yönelik hizmet sunan kurum ve kuruluşların kapasiteleri ile kurumlar arası koordinasyonu artırmak üzere çalışmalar yürütecek. Bu kapsamda kadın konukevlerinin ihtisaslaşmasına ilişkin çalışmaların ve hizmetlerin ülke genelinde yaygınlaştırılması amacıyla asgari düzeyde standart oluşturulacak. Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle kadın konukevlerinden hizmet alan kadınların çocukları ile ilişkilerini güçlendirmeye yönelik Uzaktan Eğitim Portalı aracılığıyla eğitimler verilecek. İçişleri Bakanlığı öncülüğünde elektronik kelepçe uygulamasının yaygınlaştırılması için hukuki ve teknik altyapı çalışmaları tamamlanacak.
Reklam
Bu Hafta 5 Film Vizyona Girecek
İSTANBUL (AA) - Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 3'ü yerli olmak üzere 5 film vizyona girecek.Yönetmen, oyuncu ve senarist Ercan Kesal'ın ilk uzun metraj filmi 'Nasipse Adayız' sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul'da bir ilçenin belediye başkanlığına aday olmak isteyen bir adamın yaşadıklarına odaklanan filmde, Kesal'ın yanı sıra eşi Nazan Kesal, Selin Yeninci, İnanç Konukçu ve Muttalip Müjdeci rol alıyor. 8. Boğaziçi Fim Festivali'nde de izleyicilerle buluşan yapım, 12-22 Kasım'da bu yıl 9'uncusu düzenlenecek 'Uluslararası Mannheim-Heidelberg Film Festivali'nde' yarışacak.'Yakın Tehlike'Avustralya yapımı, Kriv Stenders'in yönetmen koltuğuna oturduğu 'Yakın Tehlike' adlı film, 1966 yılında Vietnam Savaşı sırasında 'Long Tan' isimli kauçuk plantasyonunda 2 bin 500 kadar Vietnam askerine karşı mücadele veren Avustralya ve Yeni Zelandalı 108 askerin hikayesini anlatıyor.Aksiyon ve dram türündeki filmin oyuncu kadrosunda, Travis Fimmel, Toby Blome, Alexander England, Aaron Glenane ve Uli Latukefu yer alıyor.'Hashtag'Film çekimi için ıssız bir yere giden 6 sosyal medya fenomeninin başlarına gelenleri konu edinen 'Hashtag' filminde Özüm Çakır, Ela Yörüklü, Gülderen Güler, Burak Çoban ve Ergülcan Akıncıoğlu rol alıyor.Korku türündeki filmin yönetmenliğini Başaran Şimşek'in üstleniyor.'Kabus Evi'ABD yapımı, korku ve gerilim filmi 'Kabus Evi'nin yönetmen koltuğunda 'A Quiet Place' filminin senaryo ekibinde yer alan Scott Beck ve Bryan Woods oturuyor.Oyuncu kadrosunda Katie Stevens, Will Brittain ve Lauryn Alisa McClain'nın yer aldığı yapım, cadılar bayramında bir korku evine giden bir grup arkadaşın, girdikleri yerin bir korku evinden fazlası olduğunu keşfetmeleriyle başlayan hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor.'Y. Köyü Ye'cüc Me'cüc'Batuhan Gündüz'ün yönetmenliğini üstlendiği yerli korku filmi 'Y. Köyü Ye'cüc Me'cüc' ise doğaüstü olayların yaşandığı iddia edilen bir köye gidip buradaki tecrübelerini kayıt altına alan üç arkadaşın akabinde başından geçenleri konu ediniyor.Filmde yönetmen Gündüz'ün yanı sıra Onur Ertuş, Arif Kılıç, Burak Bican ve Mustafa Yıldız oynuyor.
Bu Hafta 5 Film Vizyona Girecek
İSTANBUL (AA) - Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 3'ü yerli olmak üzere 5 film vizyona girecek.Yönetmen, oyuncu ve senarist Ercan Kesal'ın ilk uzun metraj filmi 'Nasipse Adayız' sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul'da bir ilçenin belediye başkanlığına aday olmak isteyen bir adamın yaşadıklarına odaklanan filmde, Kesal'ın yanı sıra eşi Nazan Kesal, Selin Yeninci, İnanç Konukçu ve Muttalip Müjdeci rol alıyor. 8. Boğaziçi Fim Festivali'nde de izleyicilerle buluşan yapım, 12-22 Kasım'da bu yıl 9'uncusu düzenlenecek 'Uluslararası Mannheim-Heidelberg Film Festivali'nde' yarışacak.'Yakın Tehlike'Avustralya yapımı, Kriv Stenders'in yönetmen koltuğuna oturduğu 'Yakın Tehlike' adlı film, 1966 yılında Vietnam Savaşı sırasında 'Long Tan' isimli kauçuk plantasyonunda 2 bin 500 kadar Vietnam askerine karşı mücadele veren Avustralya ve Yeni Zelandalı 108 askerin hikayesini anlatıyor.Aksiyon ve dram türündeki filmin oyuncu kadrosunda, Travis Fimmel, Toby Blome, Alexander England, Aaron Glenane ve Uli Latukefu yer alıyor.'Hashtag'Film çekimi için ıssız bir yere giden 6 sosyal medya fenomeninin başlarına gelenleri konu edinen 'Hashtag' filminde Özüm Çakır, Ela Yörüklü, Gülderen Güler, Burak Çoban ve Ergülcan Akıncıoğlu rol alıyor.Korku türündeki filmin yönetmenliğini Başaran Şimşek'in üstleniyor.'Kabus Evi'ABD yapımı, korku ve gerilim filmi 'Kabus Evi'nin yönetmen koltuğunda 'A Quiet Place' filminin senaryo ekibinde yer alan Scott Beck ve Bryan Woods oturuyor.Oyuncu kadrosunda Katie Stevens, Will Brittain ve Lauryn Alisa McClain'nın yer aldığı yapım, cadılar bayramında bir korku evine giden bir grup arkadaşın, girdikleri yerin bir korku evinden fazlası olduğunu keşfetmeleriyle başlayan hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor.'Y. Köyü Ye'cüc Me'cüc'Batuhan Gündüz'ün yönetmenliğini üstlendiği yerli korku filmi 'Y. Köyü Ye'cüc Me'cüc' ise doğaüstü olayların yaşandığı iddia edilen bir köye gidip buradaki tecrübelerini kayıt altına alan üç arkadaşın akabinde başından geçenleri konu ediniyor.Filmde yönetmen Gündüz'ün yanı sıra Onur Ertuş, Arif Kılıç, Burak Bican ve Mustafa Yıldız oynuyor.
İstabul'da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlanıyor
İSTANBUL (AA) - Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 97. yılı kutlamaları kapsamında İstanbul Valiliğinde tören düzenlendi.İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, törendeki konuşmasında, cumhuriyetin, 20. yüzyılda sathı vatanda bütün yokluklara rağmen gözünü kırpmadan, korkmadan cepheye atılan inanmış ecdadın en büyük zaferi, tasada ve kıvançta bir olan milletin eseri olduğunu belirtti.'29 Ekim 1923'te Atatürk tarafından ilan edildiği o günden beri her gün, hepimiz Cumhuriyetiz.' diyen Yerlikaya, cumhuriyetin bütün evlatlarının, herkesin Cumhuriyet Bayramını kutladı.Türkiye Cumhuriyeti'nin, sadece bir kavram, bir tanım değil; köklü bir medeniyetin, değerler sisteminin son halkası olduğunu ifade eden Yerlikaya, şöyle konuştu:'Cumhuriyetimizin temelinde; bilgelik, medeniyet, ilerleme ve yükselme ruhu var. Yaşama azmi ve yaşatma gayreti var. Kadim bir mirasın sahibi olarak milletimize, memleketimize, coğrafyamıza ve insanlığa karşı vazifelerimiz var. Bu sebeple sahada olduğu gibi masada, mücadele meydanında olduğu gibi kürsüde; medeniyetimiz, memleketimiz, milletimiz, insanlık ve dünya için bulunuyoruz. 2023, 2053, 2071 vizyonlarını, bu şuurla; tarih boyunca izlediğimiz Hakk'a, hakikate, doğruya ve doğruluğa olan kutlu yolculuğumuzun, rotası olarak takip ediyoruz, takip edeceğiz.'Vali Yerlikaya, 'Cumhuriyetin hür ve eşit vatandaşları olarak biz, hepimiz, bulunduğumuz her yerde, ifa ettiğimiz her görevde, bürokrat, memur, işçi, öğretmen... Genç, yaşlı, kadın, erkek... İstiklal ve istikbal için unvansız ve ayrımsız mücadele eden atalarımız gibi yeni başarılar elde etmekle mükellefiz. Üstlendiğimiz bu sorumluluk, bir tercih değil, varlık yokluk meselesi. Her birimiz, bu bilinçle, geleceğe doğru yeni yollar açacak, inşallah medeniyet ve cumhuriyetimizin bayrağını dünyanın gönderinde en yükseğe taşıyacağız.' ifadelerini kullandı.Geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de dahili ve harici düşmanların olmaya devam edeceğini dile getiren Yerlikaya, sözlerini şöyle tamamladı:'Onlara karşı parolamız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Zafer, zafer benimdir, diyenindir.' sözü olacak. Önümüze çıkan her engeli bu inanç ve özgüvenle aşacak, varisi olduğumuz Cumhuriyeti ilelebet yükseltmeye devam edeceğiz. Cumhuriyetimizin 97. yılında her zamanki gür sesimizle 'Hakimiyet milletindir', 'Sonsuza dek Cumhuriyet' diyeceğiz. Bu duygularla, Başta Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kıymetli silah arkadaşları olmak üzere cumhuriyetimizi kuran tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Milletimizin selameti, devletimizin bekası ve ay yıldızlı bayrağımız uğrunda şehit düşen, gazi olan tüm vatan evlatlarına şükranlarımı sunuyorum. Ruhları şad, makamları ali olsun, Allah hepsinden razı olsun. Mazi bizim, bugün bizim, istikbal bizim. Hepimiz Cumhuriyetiz. Cumhuriyetimizin 97. yılı kutlu olsun.'Vali Yerlikaya, konuşmasının ardından katılımcıların tebriklerini kabul etti.Törene 1. Ordu ve Garnizon Komutanı Orgeneral Musa Avsever, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Hüseyin Aksu, askeri, mülki, idari ve siyasi erkan ile yabancı misyon temsilcileri, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, STK ve oda temsilcileri katıldı.Törene katılanlara İstanbul Valiliği tarafından hazırlanan İzzet Keribar’ın 1950’lerden 1980’lere kadar siyah, beyaz İstanbul fotoğraflarından oluşan 'İki İstanbul' kitabı hediye edildi.
Reklam