Tihek Bekar Erkeğe Ev Kiralamayan Emlakçı Ve Ev Sahibine "Ayrımcılık" Gerekçesiyle Ceza Verdi
ANKARA (AA) - AYBÜKE İNAL KAMACI - Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), bekar erkeğe ev kiralamayan ev sahibi ve emlakçıya, ayrımcılık yasağını ihlal ettikleri gerekçesiyle sırasıyla 5 bin ve 3 bin lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, İstanbul'da yaşayan Y.A, erkek olduğu gerekçesiyle kendisine ev kiralanmaması üzerine cinsiyet temelli ayrımcılığa uğradığını belirterek TİHEK'e başvuru yaptı. Başvuruyu inceleyen TİHEK, emlakçı Ş.M'den yazılı görüş talep etti. Ş.M, yazılı görüşünde, ev sahibinin aile binasına bekar erkekleri istemediğini, gayrimenkul danışmanlarının ev sahibinin kriterlerine uygun kiracı bulmakla mükellef olduğunu ifade etti. 'Bekar erkeklere evin kiralanmaması' talimatının ev sahibi tarafından verildiği iddiası nedeniyle kurum, ev sahibi E.G'den de yazılı görüş istedi. Muhatap ev sahibi, daha önce dairesini bekar erkeklere kiraladığında çok sorun yaşadığını, bu sebeple dairesini bekarlara kiralamak istemediğini belirtti. TİHEK, yapılan incelemenin ardından, ev sahibi ve emlakçının ayrımcılık yasağını ihlal ettiğine, ev sahibi E.G. hakkında 5 bin, emlakçı Ş.M. hakkında ise 3 bin lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.Kararın gerekçesiKararda, emlak müşaviri ve başvuran arasındaki cinsiyet ve medeni hal üzerinden gerçekleşen diyalogların ve somut olayın niteliğinin başvuranın cinsiyetinden kaynaklandığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:'Kiralanmak istenen evin internet sitesindeki ilanına bakıldığında 'bayana ve aileye' uygundur ibaresi görülmektedir. Bu ilandan, bekar kadınların evi kiralama konusunda sorun yaşamadıkları, dolayısıyla ev sahibinin medeni hal temelinde değil, cinsiyet temelinde bir ön yargısının olduğu anlaşılmaktadır.Ayrıca ev sahibinin yapmış olduğu savunma ve emlak müşavirinin yapmış olduğu 'ev sahibi aile binasına bekar beyefendiler istemiyor' şeklindeki savunma da ev sahibinin bekar kadınların aile binasına uygun ancak bekar erkeklerin uygun olmadığı yönündeki ön yargısını ispatlamaktadır.'Kararda, Borçlar Kanunu'nun 27'nci maddesinde 'Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.' ifadelerinin yer aldığı, bu hüküm gereği ev sahibinin emlak müşaviri ile ayrımcılık talimatı içeren sözleşme yapmasının 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu'nun emredici hükümlerine aykırı olduğu belirtildi.Emlak müşavirinin ev sahibinin verdiği talimatı yerine getirdiğini ifade etse de 6701 sayılı Kanun kapsamında ayrımcılık talimatını uygulamasının yasak olduğu vurgulanan kararda, şunlar kaydedildi:'Bu çerçevede emlakçının ev sahibinin kriterlerine uygun kiracı bulduğunu ve ev sahibinin aile binasına bekar erkek istemediğini söylemesi, ayrımcılık talimatı aldığını ve bunu da uyguladığını göstermektedir. Başvurana bekar erkek olduğu için ev kiralanmaması olayı, ev sahibinin talimat vermesi ve emlakçının bu talimatı uygulaması sonucu gerçekleşmiştir. Bu nedenle ev sahibi ve emlak müşaviri Ş.M'nin ayrımcılık yasağını ihlal ettiği tespit edilmiştir.'
Ocak Ayında 72 Merkezde Ekstrem Sıcaklık Rekoru Kırıldı
İSTANBUL (AA) - HİKMET FARUK BAŞER - Türkiye'de geçen ay sıcaklığın mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle 72 merkezde sıcaklık rekoru kırıldı.Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye'de uzun yıllar ocak ayı ortalama sıcaklığı 2,7 derece olarak ölçüldü. Bu yılki ocak ayında ise havaların sıcak geçmesinden dolayı ortalama sıcaklık 5,4 dereceye yükseldi. Ocak ayında Türkiye'nin birçok yerinde hava sıcaklığı mevsim normallerinin üzerinde kayıtlara geçti. Geçen ay Türkiye'nin 72 merkezinde sıcaklık uzun yıllar ortalamalarının üzerinden gerçekleşerek ekstrem (en yüksek) değerlerine ulaştı.Geçen ay en çok ekstrem sıcaklık rekoru Cide, Sivas, Göksun, Gemerek ve Çorum'da kırıldı.Ocak'ta Cide'de 5,3, Sivas'ta 4, Göksun'da 3,6, Gemerek'te 3,4 ve Çorum'da 3,1 derece sıcaklık farkları oluştu. Ocak ayında yeni ekstrem sıcaklık değerlerinden bazıları şu şekilde oluştu:MerkezlerUzun yıllar ocak maksimum sıcaklıklar (°C) Ocak 2021 maksimum sıcaklıklar (°C) Fark (°C) 1. Cide23,528,85,3 2. Sivas14,618,64 3. Göksun13,917,53,6 4. Gemerek1619,43,4 5. Çorum17,520,63,1 6. Boğazlıyan17,520,32,8 7. Rize2426,62,6 8. Tosya14,617,22,6 9. Çankırı1517,62,610. Merzifon1820,22,211. Amasya21,323,52,212. Osmancık19,821,92,113. Kütahya17,119,1214. Kastamonu17,319,21,915. Ankara Bölge16,618,41,8
Kayseri'de Hırsızlık Yapan Kayınbirader İle Eniştesi Suçüstü Yakalandı
KAYSERİ (AA) - Kayseri'de kiraladıkları araçlarla hırsızlık yapan kayınbirader ile eniştesi jandarma tarafından gözaltına alındı.Alınan bilgiye göre, İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Kocasinan ilçesi Gömeç ve Barsama Mahallesi'ndeki ikametlerden çapa motoru ve demir kesme makinesi gibi malzemelerin çalındığı bilgisi üzerine çalışma başlattı.Jandarma tarafından yapılan incelemelerde, kiraladıkları araçlarla hırsızlık yaptıkları belirlenen şüphelilerin kayınbirader M.Ö. ve eniştesi Ü.B. olduğu tespit edildi.Gömeç Mahallesi'ndeki ikametten hırsızlık yapmaya çalışırken suçüstü yakalanan zanlıların jandarmadaki işlemleri devam ediyor.Şüphelilerin yakalanmasıyla Gömeç, Barsama ve Gesi Mahallesi'ndeki faili meçhul 6 hırsızlık olayı aydınlatıldı.
Esenyurt'ta Sahte Madeni Avro Basan İşyerine Baskın
İSTANBUL (AA) - Esenyurt'ta sahte madeni avro bastıkları iddiasıyla bir işyerine düzenlenen operasyonda 5 kişi gözaltına alındı.Alınan bilgiye göre, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler, Akçaburgaz Mahallesindeki bir sanayi sitesindeki metal geri dönüşüm yapılan bir işyerine sahte para basımı yapıldığı gerekçesiyle operasyon düzenledi.Operasyonda piyasaya sürülmek üzere hazırlanmış madeni 3 bin 500 avro ile kalıba girmek üzere hazırlanmış madeni para ele geçirildi. İşyerinde sahte para basımında kullanıldığı belirtilen makinelerle çeşitli düzeneklere el koyan polis, 5 şüpheliyi gözaltına aldı.
Pöh'ler Doğu Karadeniz'in Karla Kaplı Dağlarında Vatan Nöbetinde
GÜMÜŞHANE (AA) - VEYSEL KARA - Doğu Karadeniz'in iç kesimlerindeki Gümüşhane'de, İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Polis Özel Harekat (PÖH) timleri, kadın özel harekatçıların da katılımıyla kırsalda terör örgütüne yönelik kış operasyonlarında etkin rol üstleniyor.Doğu Karadeniz Bölgesi'nde de son yıllarda bölücü terör örgütü PKK'ya yönelik düzenlenen başarılı operasyonların ardından teröristleri bölgeden temizleyen güvenlik güçleri, araziyi boş bırakmıyor.Ülkenin doğusunda güvenlik güçlerince örgütün kış üslenmesine yönelik birbiri ardına operasyonlar düzenlenirken Doğu Karadeniz kırsalında da jandarma tarafından yürütülen arama tarama faaliyetleri ve taktik operasyonlara Gümüşhane İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Özel Harekat Şube Müdürlüğü ekipleri de yoğun destek veriyor.PÖH'ler, teröristlerin muhtemel sızma girişimlerine karşın belirlenen farklı güzergah ve noktalara baskınlar düzenleyerek arazide arama, tarama faaliyeti yürütüyor. Ekipler ayrıca taktiksel operasyonlarla zor kış koşulları ve soğuk havada kırsaldaki boş binalara nokta operasyonlar düzenleyerek her daim göreve hazır olduklarını ve operasyon kabiliyetlerini dosta düşmana gösteriyor.Kırsaldaki zorlu arazi şartlarına rağmen kar kış demeden operasyon yürüten PÖH'lere yeni katılan 10 kadın özel harekatçı da ayaklarının tozuyla katıldıkları operasyonlarda varlık gösteriyor.Keskin nişancı tüfeği ve makineli tüfek kullanımının yanı sıra 40 kilogram çantalarıyla arazinin zorlu şartlarına karşı mücadele eden kadın özel harekatçılar, dayanıklılık ve çeviklik yönünden takdir topluyor.'Zorlu koşullar bize engel değil'Operasyonları koordine eden Gümüşhane Özel Harekat Şube Müdürlüğünde görevli komiser, AA muhabirine, meskun mahal operasyonlarının yanı sıra PÖH olarak kırsalda da varlık gösterdiklerini söyledi.Bağlı bulundukları müdürlüğe yeni katılan kadın özel harekat polislerinin de ayağının tozuyla arazide arama tarama operasyonlarına katıldığı bilgisini veren özel harekat komiseri, 'Meskun mahalde ve arazide örgütün dağ yapılanmasına aman vermemek için 7 gün 24 saat milletimizin ve vatanımızın emrinde görev yapmaktayız. Kar, kış demeden kadın personellerimizle birlikte görev yapmaya devam etmeyiz. Zorlu koşullar bize engel değil. Örgüte aman ve fırsat vermeyeceğiz. Görevimizi layıkıyla yapmaya devam edeceğiz.' değerlendirmesinde bulundu.Gümüşhane Özel Harekat Şube Müdürlüğünde yeni göreve başlayan kadın özel harekat polisi ise özel harekatın hayali olduğunu belirtti.Kursun açıldığını duyunca hemen başvuru yaptığı bilgisini paylaşan kadın özel harekatçı, 'Devrelerimle zorlu bir eğitimden geçtik. Göreve yeni başlamamıza rağmen ayağımızın tozu ile araziye, göreve, teröristlerin peşine geldik. Gayet mutlu, gururluyuz. İşimiz zor ama üstesinden geleceğimize inandık. Kadın özel harekatçılar olarak diğer görev arkadaşlarımız gibi her zaman vatana hizmet etmek için göreve hazırız.' ifadelerini kullandı.Kahramanlar, son 3 yılda Doğu Karadeniz'den PKK'yı sildiDoğu Karadeniz'de terör örgütü PKK mensuplarına yönelik güvenlik güçlerince gerçekleştirilen son 3 yıldaki başarılı operasyonlarla, örgütün bölgedeki faaliyetleri neredeyse bitirildi.Son 3 yılda aralarında İçişleri Bakanlığının 'Terörden Arananlar Listesi'nde kırmızı, mavi ve gri kategoride bulunan sözde bölge sorumlularının da yer aldığı teröristlerden 10'u etkisiz hale getirildi, biri yaralı ele geçirildi, 4'ü ise teslim oldu.Kırmızı kategoride yer alan PKK'nın sözde Karadeniz bölge sorumlusu Mehmet Yakışır, 15 Temmuz 2018'de güvenlik güçlerince ölü ele geçirildi. Aynı operasyonda 'Rodi' kod adlı terörist Levent Dayan da öldürüldü. 'Zeynel' kod adlı Yakışır'ın, Trabzon'un Maçka ilçesinde 11 Ağustos 2017'de Eren Bülbül ve Jandarma Astsubay Başçavuş Ferhat Gedik'in şehit edildiği saldırının faili olduğu belirlendi.Yakışır'ın etkisiz hale getirilmesinin ardından bölgedeki örgüt üyelerine elebaşılık yaptığı belirtilen, kırmızı kategorideki 'Türk Tarık' kod adlı Barış Öner de 22 Ağustos 2018'de, 'Sorej' kod adını kullanan İran uyruklu teröristle Gümüşhane'de ölü ele geçirildi.Yine bölgede farklı tarihlerdeki operasyonlarda gri kategorideki 3 terörist öldürülürken, 2019'da 'Kawa' kod adlı İranlı terörist Behrüz Dudkanlu ile 'Aras' kod adlı Aras Aslan sağ yakalandı.Sağ ele geçirilen teröristlerin ifadelerinden yola çıkılarak birçok noktada sığınak ve depo bulundu.Sözde Karadeniz açılım grubu etkisiz hale getirilen örgütün bölgeye yeniden sızma girişimine karşın güvenlik güçleri Doğu Karadeniz'de belirlenen muhtemel güzergahlar ile alanlara baskınlar düzenleyerek arama, tarama faaliyetlerine kesintisiz devam ediyor.
"Fransa İslamı Prensipler Tüzüğü"Nü İmzalamayan Müslüman Stk'ler Baskı Altında
PARİS (AA) - YUSUF ÖZCAN - Fransa'daki Türk Müslüman Dernekleri Koordinasyon Komitesi (CCMTF) Başkanı İbrahim Alcı ve Fransa İslam Toplumu Milli Görüş (CIMG) Başkanı Fatih Sarıkır, üzerinde değişiklikler yapılmadığı sürece 'Fransa İslamı Prensipler Tüzüğünü' imzalamama konusunda kararlı olduklarını açıkladı.Aynı zamanda Fransa İslam Konseyi (CFCM) Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Alcı ve CFCM Genel Sekreterliğini yapan Sarıkır, son dönemde ülkede tartışma konusu olan tüzüğe ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. 'Şu an zor dönemler yaşıyoruz. Her taraftan baskı geliyor.' ifadesini kullanan Alcı, Fransa'da imamların dini bilgilerine, öğretim becerilerine ve insani niteliklerine göre görevlerini yerine getirme konusunda onay sürecini oluşturmayı hedefleyen Ulusal İmamlar Konseyinin kurulmasının Müslümanlar için önemli olduğunu ancak 'bazı maddeleri Müslümanların aleyhine' olan bu tüzüğü bu haliyle imzalamak istemediklerini söyledi.Alcı, Fransa'daki diğer Müslüman derneklerden kendilerine destek mesajları geldiğini belirterek, '600-700 cami ve dernek bizim arkamızda. Fransa'da 2 bin 500 cami var.' dedi. Bir süredir ülkedeki imamlar ve derneklerle istişare ederek vardıkları sonucu CFCM ve İçişleri Bakanlığına yazılı olarak ilettiklerini kaydeden Alcı, tüzüğün isminin 'Fransa İslamı' olmasına tepki göstererek, 'Kaynağı Kur'an ve sünnet olan İslam dini özü itibarıyla hiçbir toplum veya ideolojik söylemlerle sınırlandırılamaz. İslam evrensel dindir.' ifadesini kullandı. İbrahim Alcı, İçişleri Bakanı Gerald Darmanin ile toplantı gerçekleştirdiğini ve bu görüşleri kendisine de bizzat aktardığını kaydetti. Tüzüğü imzalamadıklarını ve bunun medyada geniş yer bulduğunu belirten Alcı, 'Üzüldüm. Bize İslamcı ve terörist olarak bakıyorlar. Darmanin de İbrahim Alcı'yı seviyoruz dese de CCMTF, Milli Görüş ve 'İnanç ve Uygulama' CFCM'den ayrılmasını istiyor. Buna hakkı yok.' diye konuştu. 'İslam'da olmayan ancak varmış gibi gösterilen konular var'Alcı, tüzükle ilgili, 'İslam'da olmayan ancak varmış gibi gösterilen konular var. (Tüzüğe göre) İslam'da sanki kadın düşmanlığı var ancak dinimizde öyle bir şey yok.' ifadesini kullandı. Fransa'daki derneklerde kadınların önemli görevler üstlendiğini anlatan Alcı, Müslümanların Fransız yasalarına uyduğunu, Fransız vatandaşı olduklarını ve kendilerine saygı gösterilmesini beklendiklerini vurguladı.Hükümetin 2024 itibarıyla yurt dışından din görevlisinin gelmesini istememesi nedeniyle 260 Türk derneğin imamsız kalma ihtimali olduğunu ve bununla ilgili çalışmalar yaptıklarını anlatan Alcı, CFCM ile de çalışmaların sürdüğünü kaydetti. 'Bu şartname Müslümanlara aykırı olursa, hiç kimse imzalamaz'Alcı, 'Bu şartname Müslümanlara aykırı olursa, hiç kimse imzalamaz. Müslümanların yüzde 80'ini buna karşı. Tüzükte önerdiğimiz şekilde değişikliklerin yapılmaması halinde CCMTF, CIMG ve 'İnanç ve Uygulama' imzalamamaya kararlı.' dedi. Darmanin'in tüzüğü imzalamayan kuruluşların CFCM'den ayrılması gerektiği ve bu kuruluşlara bağlı derneklerin denetleneceğine yönelik yaptığı açıklamalar hakkındaki soruya Alcı, 'İçişleri Bakanı böyle konuşabilir ancak Fransa'nın kanunları vardır. Avukatlarımız da var. Biz kötü bir şey yapmadık. Biz cumhuriyete karşı değiliz. Gazeteci, bazı milletvekili ve senatörlerle görüştüm. Onlar da kötü bir şey yapmadığımız söylüyor.' değerlendirmesinde bulundu. 15 Aralık 2020'de tüzüğün son halini aldığını ve bunun üzerinde mutabık kalındığını ifade eden Alcı, ancak geçen ay tüzükte büyük oranda değişiklik yapıldığını ve buna karşı çıktıklarını belirtti. Fatih Sarıkır da tüzüğün 18 Ocak'ta birçok Müslüman kuruluş tarafından imzalandığı ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a sunulduğunu belirterek, 'Bu bize bir gün önce takdim edildi. Hızlı şekilde ilan edildi. Biz baştan beri mutlaka cami dernekleri başkanları ve imamların bu sürece dahil edilmesi, onlarla istişare ederek herkesin sahiplenebileceği bir şartname düzenlenmesi gerektiğini defalarca söyledik. Bu gerçekleşmedi.' dedi. 'Fransa İslamı şeklinde ilan edildi ve içeriği ona göre düzenlendi'Tüzükle ilgili önerilerini ve eleştirilerini açıklama yoluyla basına ilettiklerini ifade eden Sarıkır, tüzüğün isminin başlarda 'Ulusal İmamlar Konseyi Prensipler Tüzüğü' olduğu ancak daha sonra 'Fransa İslamı Prensipler Tüzüğü' şeklinde değiştirildiğine dikkati çekti. Sarıkır, tüzükle ilgili 'Fransa İslamı şeklinde ilan edildi ve içeriği ona göre düzenlendi. Artık hedef olan kitle sadece imamlar değil, aynı zamanda Müslümanlar. Fransa'da Müslümanların nasıl olması gerektiğine yönelik ifadeler içeriyor.' diye konuştu. Tüzükte dini değerler ve imamlar hakkında 'yakışmayan' ifadelerin bulunduğunu, bunların kabul edilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Sarıkır, tüzükte din ile Fransa'nın birbirlerine karşıt gibi gösterilmesine ve Fransız yasalarının dinden üstün olması gerektiğine yönelik ifadelere de tepki göstererek, 'Bu Fransız kanunlarına aykırı. 1905 yasasına göre din ile devlet birbirinden ayrılıyor. Fransa bu konuda dünyaya örnek olmuştur. Laiklik konusunda da dünyaya örnek oldu.' değerlendirmesinde bulundu. Sarıkır, din görevlilerin görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini, imam ve camilerin tüzüğü kabullenmesi halinde gerçek hedefe ulaşacaklarını belirtti. Darmanin'ın açıklamalarına ilişkin, 'Ümit ediyoruz ki bu sözler tekrarlanmaz.' yorumunu yapan Sarıkır, CCMTF, CIMG ve 'İnanç ve Uygulama'nın köklü kuruluşlar olduğunu aktardı. Sarıkır, 'Biz yapıcı tavrımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Fransız kanunlarının hiçbiriyle bir sorunumuz yok. Bizim kaygımız sadece Müslümanların dini yaşayabilmesi için mücadele etmek.' dedi.Fatih Sarıkır, '(Tüzüğü imzalamamaları nedeniyle) Psikolojik baskı var, yok diyemeyiz. Medyalardan duyuyoruz, bazı siyasiler, bunu siyasi alana çekip malzeme haline getiriyorlar. Fransa'da da yakında seçimler olacak. Psikolojik baskı var. İnancımızla ilgili konularda doğru düşündüğümüz değerleri dikkate alacağız. Baskı olabilir ama buna karşı da tavrımız var.' değerlendirmesinde bulundu. İçişleri Bakanı Darmanin, yaptığı açıklamada, 'Fransa İslamı Prensipler Tüzüğü'nü imzalamayı kabul etmeyen sivil toplum kuruluşlarının Fransa İslam Konseyinden (CFCM) çıkmasını istemişti. CFCM'in hazırladığı tüzüğü birçok Müslüman sivil toplum kuruluşu imzalarken, CCMTF, CIMG ile 'İnanç ve Uygulama' kuruluş, bu tüzüğe imza atmamıştı. Tüzük, CFCM bünyesinde Ulusal İmamlar Konseyinin kurulmasını da öngörüyor.
Reklam
Grafikli - İran Devrimi 42. Yılına ABD Yaptırımlarıyla Girdi
TAHRAN (AA) - MUHAMMET KURŞUN - Dünya siyasi tarihinin önemli olaylarından olan Tahran'da ve Orta Doğu'da büyük toplumsal değişimlere yol açan 11 Şubat 1979'daki İran devriminin üzerinden 42 yıl geçti. Şii din adamı Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi'nin ilk anından itibaren bölge ülkeleri ve küresel güçlerle ilişkilerde sorunlar yaşanmaya başladı. Devrimin üzerinden 1 sene geçmeden ABD ile kriz yaşayan yeni Tahran yönetimi, ikinci yıl dolmadan ise komşusu Irak ile 8 yıl süren kanlı bir savaşın içinde yer aldı. Devrimin yeni liderleri, bölgedeki güçlerini artırabilmek amacıyla Irak, Filistin ve Lübnan gibi ülkelerdeki bazı örgütlere destek vermeye başladı ve bazı oluşumları-örgütleri de bizzat kendileri kurdurdu. İran bugün de bu örgütlere destek vermeye devam ediyor ve bu durum bölgesel ve küresel güçlerle sorun yaşamasına neden oluyor. İran ile 1979'daki ABD'nin Tahran elçiliğinin işgali ve çalışanların rehin alınmasıyla başlayan kriz ve gerilim, bugün de başka sorunlarla farklı bir boyutta devam ediyor. Son olarak geçen yıl Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle bu kriz yeni bir boyut kazandı.Amerikan yönetimi, büyükelçilik çalışanlarının rehin alınması nedeniyle İran'dan petrol ithalatını 12 Kasım 1979'da durdurdu ve yaklaşık 8 milyar dolarlık İran varlığı 14 Kasım'da donduruldu.İran'daki rejimi İsrail ve ABD için bir tehdit olarak gören Washington yönetimi, daha sonraki yıllarda da Tahran'a mesafeli davrandı ve yaptırımlara giderek, Orta Doğu'daki bu yeni rejimi her defasında cezalandırdı. Washington-Tahran arasındaki buzlar ABD Başkanı Barack Obama döneminde nükleer anlaşmanın imzalanmasıyla kısmen erise de Donald Trump dönemiyle birlikte İran'a yönelik yeni yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Bu ağır yaptırımlar nedeniyle İran, ekonomik krize girerken, zaman zaman durumdan rahatsız olan halk, gösteriler de düzenledi.İranlılar, yeni ABD Başkanı Joe Biden döneminde yaptırımların hafifletilmesi beklentisiyle rahat bir nefes almayı ümit ediyor.Tahran'ın Washington ile yaptırımların kaldırılması, bölgesel faaliyetler ve füze programı gibi konular nedeniyle anlaşmazlığı devam ederken, Suudi Arabistan ile Yemen krizi başta olmak üzere Basra Körfezi'ndeki iktidar mücadelesi nedeniyle yaşadığı gerginlik sona ermedi. İran'da Şah yönetimi ve devrim öncesi olaylar İran'da Kaçar Hanedanı'nı devirerek 1921'de Pehlevi Hanedanlığını kuran Büyük Rıza'nın, İngilizlerle yapılan petrol anlaşmalarını feshetmesi ve 2'nci Dünya Savaşı sırasında Almanya ile yakınlaşması Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Birleşik Krallığın tepkisini çekti.SSCB ve Birleşik Krallık bu nedenle ülkeyi işgal etti. Rıza Şah, iktidarın oğlu tarafından sürdürülmesini sağlamak için ülkeyi terk etti ve Güney Afrika'ya sürgüne gitmeye razı oldu. Bunun üzerine Muhammed Rıza Pehlevi 21 yaşında İran Şahı oldu.Babasından farklı olarak yenilikçi bir anlayışa sahip olan Rıza Pehlevi'nin iktidardaki ilk yılları sakin geçti ancak 1963 yılında 'Beyaz Devrim' olarak adlandırdığı bir dizi reformu hayata geçirmeye kalkışınca tepkilerle karşılaştı. Şah, 'Beyaz Devrim' ile petrol gelirinin artışını da değerlendirerek ülkeyi en kalkınmış 5 ülkeden biri yapmayı amaçlıyordu. Devrime giden yol Bugün bütün dünyanın konuşmaya devam ettiği, Orta Doğu'daki dengeleri sarsan ve kartların yeniden karılmasına neden olan İran Devrimi aslında adım adım geleceğini haber veriyordu. Şii din adamı Humeyni, İran Şahı'nın Beyaz Devrimi'ne en net ve sert tepkiyi gösteren kişi oldu ve ABD karşıtlığı üzerinden geliştirdiği söylemi halk tarafından da benimsendi. Yaptığı konuşmalarla halkı harekete geçiren Humeyni, önce cezaevine atıldı ardından idam cezası aldı. Humeyni'nin idam cezası alması üzerine Kum'daki nüfuz sahibi din adamı Ayetullah el-Uzma Muhammed Kazım Şeriatmedari devreye girdi. Siyasete mesafeli ve Şah'ın üzerinde de etkisi olan Şeriatmedari, Humeyni'nin Şiilerin 12 İmam mezhebine göre idamı caiz olmayan 'Ayetullah-el Uzma' seviyesine çıkarılmasını sağladı. İdam cezasından kurtulan Humeyni, 1964'te önce Irak, sonra Türkiye ve oradan da Paris'e sürgüne gitti. Humeyni sürgünde olmasına rağmen Şah'a karşı gelişen toplumsal muhalefetin önemli bir lideriydi. Humeyni ve takipçileri, 1963'ten itibaren iktidarı ele geçirmek için planlar yapmaya başlamıştı.İran Şahı'nın toplumsal muhalefeti ve artan tepkiyi dikkate almadan 1971 yılında Pers İmparatorluğunun 2 bin 500'üncü yılı vesilesiyle yaptığı kutlama kitlesel gösterilere yol açtı. Devlete bağlı Savak güçlerinin, 9 Ocak 1978'de protestolara katılan kalabalığa ateş açarak 100 kişiyi öldürmesi bir dönüm noktasını teşkil etti. Toplumsal tepki bu olayın ardından giderek büyüdü ve dönemin hükümeti, 8 Eylül 1978'de büyük kentlerde sıkıyönetim ilan etti.Giderek büyüyen gösterileri bastıramayacağına kanaat getiren ve krizi yönetemeyen Şah Muhammed Rıza Pehlevi, 16 Ocak 1979'da ülkeyi terk etti. Şah'ın ülkeyi terk etmesiyle Humeyni, 1 Şubat 1979'da ülkeye döndü ve 58 yıllık Pehlevi Hanedanlığı yıkıldı. Humeyni, önce 1 Şubat 1979'da hedefini duyurdu, ardından 1 Nisan 1979'da gerçekleştirilen referandum sonucu İran resmen 'İslam Cumhuriyeti' oldu. Aralık 1979'da ülke, şeriatı ve Humeyni'nin dini liderliğini onayladı.İran devriminin arkasındaki önemli isimlerİslamcılar, solcular ve liberaller özellikle 1960'lardan itibaren fikir ayrılıklarını bir kenara bırakarak Şah'ın ülkenin çıkarlarını kötüye kullandığı düşüncesinde birleşti ve ortak amaçları 'devrim' oldu.Bu süreçte üniversite öğrencileri dönemin popüler düşüncesi olan marksizm-sosyalizm ile tanışmış, pek çoğu aydın olarak kabul ettikleri Tudeh Partisi'ne katılmış ve Şah aleyhine düzenlenen protestolara komünist cepheden destek vermişti.Sosyolog ve mütefekkir Ali Şeriati, 1967-1973 yıllarında Tahran'daki Hüseyniye-i İrşad'da verdiği konferanslarla sosyalist-Müslüman ikilemi yaşayan üniversiteli gençler üzerinde etkili oldu.Yeni nesil, İslam'a ve Humeyni'ye yakın gruplara yöneldi. Devrimin siyasi ve ideolojik fikrinin İslami olmasında Şeriati'nin konferansları ve kitapları oldukça etkiliydi.Devrim yıl dönümü kutlamaları ve Kovid-19İran'da her sene tüm şehirlerde geniş kitlelerin katılımıyla kutlanan devrim yıl dönümü, bu sene yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle sembolik bir şekilde kutlanacak.Bu seneki devrim kutlamaları, İran'da kullanılan hicri şemsi takvim ve miladi takvim arasındaki farktan kaynaklı 1 günlük sekme ile 10 Şubat'ta kutlanıyor. Başkent Tahran başta olmak üzere, ülkenin muhtelif şehirlerinde vatandaşlar araçların içinde ve motosikletlerin üzerinde oluşturacakları konvoylarla devrimin 42. yıl dönümünü kutlayacak.
Türk Metal Sendikası 250 Bin Üyeye Ulaşmayı Hedefliyor
ANKARA (AA) - ÖZCAN YILDIRIM - Türk Metal Sendikası, son 6 ayda üye sayısını 12 bin 230 artırarak 209 bin 529'a yükseltti.Sendika Genel Başkanı Pevrul Kavlak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 salgın koşullarına rağmen örgütlenme çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.Bu dönemde üye sayılarını 209 bin 529'a yükselttiklerini belirten Kavlak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu dönemde emeğinin ve ekmeğinin hakkını aramak için sendikamızda örgütlenen bütün metal işçilerini selamlıyorum. Türk Metal gücünü her zaman üyelerinden alır. Üyelerimizden aldığımız güçle büyümeye devam edeceğiz. Bundan sonraki hedefimiz 250 bin üyeye ulaşmak. Tüm engellemelere rağmen örgütlenme çalışmalarınızı sürdüreceğiz.''Yasaların tanıdığı örgütlenme hakkını kullanıyoruz'Yeni iş yerlerinde örgütlenme kapsamında otomotiv ana sanayisinde parça tedarikçisi olan Sarıgözoğlu Hidrolik Makine ve Kalıp Sanayi AŞ'de geçen yıl kasım itibarıyla çalışmalara başladıklarını anlatan Kavlak, şu bilgileri verdi:'Manisa, Bursa ve Aksaray'da faaliyet gösteren yaklaşık 900 kişinin çalıştığı bu iş yerinde de zafer yine Türk Metal'e inanan metal işçisinin oldu. Özverili ve sabırlı çalışmalarımız neticesinde bu iş yerinde yetki için gereken çoğunluğu sağlandık. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından yetki tespit belgemizi aldık. Anayasa ve yasalarımızın bize tanıdığı örgütlenme çalışmalarımızın başarıyla sonuçlanması başta Sarıgözoğlu çalışanları olmak üzere tüm üyelerimizce memnuniyet ve sevinçle karşılandı.'
Reklam
Grafikli - Türkiye'de Beklenen Kar Yağışı 1987, 2002 Ve 2004'Teki Gibi Olabilir
İSTANBUL (AA) - HİKMET FARUK BAŞER - Türkiye'de cuma gününden itibaren başlaması beklenen kar yağışının, 1987, 2002 ve 2004'deki yağışlar gibi etkili olması öngörülüyor. Dünyada son yılların en büyük sorunları arasında küresel ısınma ilk sıralarda yer alıyor. Türkiye de küresel ısınmanın sonuçlarından etkilenen ülkeler arasında. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, bu kış mevsiminde kar yağışları geçmiş senelere göre oldukça düşük. Önceki yılların bu zamanlarında kar kalınlığı 3 metrelere ulaşabilirken bu yıl kar kalınlığı ortalama insan boyunu aşamadı. Etkili bir kar yağışı geliyor Meteoroloji uzmanlarının tahminlerine göre cuma günü başlayacak ve Türkiye'nin büyük bölümünü etkisi altına alacak soğuk hava dalgasındaki kar yağışının günlerce kalma ihtimali oldukça yüksek. Doğu Avrupa üzerinden gelen soğuk hava ve Orta Akdeniz'den gelen siklonla Türkiye'yi etkisi altına alacak kar yağışının 1987, 2002 ve 2004'teki kar yağışları gibi etkili olması bekleniyor.1987 yılının mart ayında İstanbul'da kar yağışı etkili olmuş ve bazı noktalarda kar kalınlıkları 1 metreyi aşmıştı. Kandilli Rasathanesi verilerine göre, İstanbul'da 1987'de 4-14 Mart tarihleri arasındaki günlük ortalama hava sıcaklığı sıfırın altında 2,2 derece olarak kaydedilmişti. Cuma günü Türkiye'nin büyük bölümünü etkisi altına alması beklenen soğuk hava dalgası, sıcaklıkları ortalama 5 ila 15 derece arasında düşürecek.'Meteorolojinin uyarılarına dikkat edilmeli'İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küresel tahminlere göre cuma gününden itibaren Türkiye'nin soğuk hava dalgası etkisi altına gireceğini söyledi. Türkiye'de şu anda Avrupa üzerinde oluşan alçak basınç alanlarının etkisi ile güneyli rüzgarların hakim olduğunu belirten Toros, 'Dolayısıyla mevsim normalleri üzerinde bir sıcaklık yaşıyoruz. Atmosferik sayısal model sonuçlarına göre Avrupa üzerindeki alçak basınç alanı doğuya doğru hareket ederek cuma günü Ukrayna üzerine kadar ilerliyor. Kuzey Avrupa üzerinde yüksek basınç alanı oluşuyor.' diye konuştu.Toros, her iki sistemin etkisiyle Türkiye'ye soğuk havanın taşındığını vurgulayarak, şöyle devam etti:'Hafta sonu orta Akdeniz'de oluşan alçak basınç sisteminin doğuya doğru ilerleyerek, önümüzdeki hafta ülkemizde bol yağış bırakması ihtimali var. Hava sıcaklıklarının cuma gününden itibaren azalması ve yağışların çoğu yerde yoğun kar yağışı şeklinde oluşması bekleniyor. Ayrıca sistem geçişi sırasında zaman zaman kuvvetli rüzgarlar oluşabilir. Oluşabilecek şiddetli yağışlardan, kuvvetli rüzgarlardan, don ve buzlanmalardan olumsuz etkilenmemek, can ve mal kayıpları yaşamamak için MGM tahminlerine ve uyarılarına dikkat edilmesi son derece önemlidir. Ayrıca Meteoroloji literatüründe 'tulpar fırtına' diye bir soğuk hava dalgası yoktur. Bunun gibi açıklamalar yanlıştır.' 'Akdeniz'de gelişen siklonlar Türkiye'ye bolca yağış getiriyor'Newcastle Üniversitesi Araştırmacısı, Atmosfer Bilimci Dr. Abdullah Kahraman ise Avrupa'nın kuzeyini etkisi altına alan soğuk ve karlı havanın Hollanda ve İngiltere'nin doğusu dahil pek çok yerde uzun yıllardır görülmemiş kar yağışlarına neden olduğunu belirtti. Yerdeki kar örtüsünün havanın hızla soğumasına ve yüksek basınç gelişimine neden olduğunu vurgulayan Kahraman, 'Soğuk yüksek basıncı kışın Sibirya üzerinde sıkça görürüz. Önümüzdeki günlerde Avrupa üzerinde 1045 milibar kadar ulaşan basınç değerleri tahmin ediliyor.' diye konuştu. Kahraman, Türkiye'nin cuma gününden itibaren soğuk hava dalgası etkisi altına gireceğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Simülasyonlara göre yüksek basıncın etkisiyle çok soğuk hava kütlesi önce Doğu Avrupa'ya, zamanla Balkanlar ve Türkiye'ye taşınıyor. Önce Atlantik Okyanusu'ndan gelen, Akdeniz üzerinden Balkanlar'a ulaşacak bir siklon, ardından Akdeniz'de gelişen siklonlar Türkiye'ye bolca yağış getiriyor. Özellikle hafta sonundan itibaren ağırlıkla kar beklentisi var. Türkiye'de beklenen kar yağışının 1987'de, 2002'de ve 2004'te görülen yoğun kar yağışlarına benzer olma durumu söz konusu. Modellere göre Marmara Denizi'nin güney ve doğusu, Karadeniz, Kuzey Ege çevrelerinde günlerce sürecek, hayli fazla kar yağışı bekleniyor. Ancak bölgesel ve şehir bazlı detaylar için henüz erken.' 'Meteoroloji literatüründe 'Tulpar fırtına' diye bir soğuk hava dalgası yok'Kar beklentisinin önceden tahmin modelleriyle tespit edilmesinin önemli olduğunun altını çizen Kahraman, yine de haftalar öncesinden kar tahmininin yanılgılara neden olabileceğini, atmosfer modellerinin kar hadiselerinde 3-5 günden sonra spekülatif olabileceğini ifade etti. Kahraman, meteoroloji meraklılarının sosyal mecralardan tahminlerini paylaştıklarını aktararak, şunları kaydetti:'Son dönemde medyada kendini 'meteoroloji uzmanı' diye tanıtan kişilere prim verilmemesi gerekiyor. Teknik eğitimden geçmemiş, internetten bazı modelleri takip eden kişilerin sorumsuz açıklamalarını insanlar resmi hava tahmini zannedebiliyor. Bu duruma insanlar dikkat etmeli. Türkiye'ye gelmesi beklenen soğuk hava dalgasıyla birlikte tulpar fırtınanın da geleceğini bazı kişiler ortaya atmış durumda. Meteoroloji literatüründe 'tulpar fırtına' diye bir soğuk hava dalgası yok. İnsanlar resmi makamlardan yapılmayan bu tarz açıklamalara itibar etmesinler. Özellikle MGM web sitesi ve uygulamasında açıklamaları takip etsinler.'
Reklam
Hekimoğlu 37. Bölüm Fragmanı
Hekimoğlu yeni bölüm fragmanı yayınlandı. Yayınlanan fragmanda. Ateş hakim karşısına çıkıyor. Bu sırada ekibi tedavi ettikleri bir  itfaiyecinin durumuyla ilgili olarak Ateş'i aramak zorunda kalıyor. Mahkemede Ateş'in telefonla konuşması herkesi gererken en büyük şok ardından mahkemeyi terk etmesiyle yaşanıyor. İşte Hekimoğlu 37. bölüm fragmanı...
Tika'dan Ukrayna'ya Sağlık Alanında Destek
KİEV (AA) - Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Ukrayna'da Lviv Bölge Çocuk Psikonöroloji Dispanserinde duyusal oda kurdu.TİKA'dan yapılan açıklamaya göre, duyusal odanın kurulmasıyla nörolojik veya zihinsel patolojisi olan 50 çocuk rehabilitasyon hizmetleri alma imkanı buldu.Duyusal terapi, psikolojik sorunları olan çocukların sosyalleşmesini kolaylaştırıyor ve toplumsal hayata adaptasyonlarını sağlıyor.
İkinci El Online Oto Pazarında Rüzgar Tersine Döndü
İSTANBUL (AA) - ABDULSELAM DURDAK - İkinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında satışlar, bu yılın ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,49, bir önceki aya göre de yüzde 10,50 azalırken, araç fiyatları da önceki aya kıyasla ortalama yüzde 1,4 geriledi.AA muhabirinin Indicata'nın ikinci el online pazar raporundan derlediği verilere göre, bu yılın ocak ayında Türkiye ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında toplam 103 bin 398 adet satış (ilandan tamamen kaldırılan araçlar satılmış kabul edildiğinde) gerçekleşti. Geçen senenin ocak ayında 144 bin 600 araç satılmıştı.Satılık araç ilanı arttı Satışlarda Ocak 2020'ye göre yüzde 28,49 ve Aralık 2020'ye göre yüzde 10,50'lik düşüş gözlendi. Ocakta ikinci el online binek ve hafif ticari pazarında ilana çıkan araç adedi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 65 artışla 267 bin 68 olarak belirlendi. İlana çıkan araçların yüzde 39'u satıldı.En fazla satış C segmentinde gerçekleştiSegment bazında ele alındığında geçen ay pazarın lideri, 33 bin 734 adetlik satış ve yüzde 40,5'lik payla C segmenti oldu. C segmentinden sonra en fazla satış yüzde 21,7 pay ve 18 bin 45 adetle B segmentinde kaydedildi.Bu dönemde ikinci el online satışlar içinde binek araçların payı yüzde 81, hafif ticari araçların payı yüzde 19 olarak gerçekleşti.Ocak ayında ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında 10 bin 308 adetle en çok 4 yaş araçlar satıldı.Satılan araçların yüzde 27'sini 1-4 yaşındaki araçlar, yüzde 45'ini 5-10 yaşındaki araçlar ve yüzde 28'ini 11 ve üzeri yaş araçlar oluşturdu.En fazla fiyat düşüşü A ve B-SUV segmentinde belirlendiBu yılın ilk ayında, ilanlar üzerinden yapılan analize göre, ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında bir önceki aya göre ortalama yüzde 1,4'lük fiyat düşüşü gözlemlendi.İkinci el pazarında en çok satışı gerçekleşen ilk 28 markanın 200 modeline ait 800 varyantın 15 farklı model yılındaki 70 bin 580 adet ilandaki fiyat değişimleri incelenerek yapılan analize göre en fazla fiyat düşüşü A ve B-SUV segmentinde belirlendi.İnternetten kaldırıldığında 'satış' olarak sınıflandırılıyorÖte yandan, makine öğrenmesi, yapay zeka ve büyük verinin birleşmesinden oluşan iş zekası seti Indicata, Türkiye'deki ikinci el online araç pazarını tarayarak günlük 450 binden fazla ikinci el araç datasını analiz ediyor.Rapordaki satış verileri, ikinci el ticareti yapan kurum ve kuruluşların online pazarda verdikleri ilan verilerine dayanırken, bu verilerin içinde bireysel araç ilanlarına ait veriler bulunmuyor.Online platformda ikinci el ticareti yapan kurumlar iki sebeple satışa sundukları araçların ilanlarını geri çekiyorlar. Birincisi değişen pazar koşullarına göre ilandaki araçların fiyatını revize ederek yeniden ilanı yayınlıyorlar. Bu ilanların yeniden ne zaman yayınlandığı da Indicata tarafından takip ediliyor.İkinci olarak ise ticaret yapan kurum aracını sattığı için ilandan çekiyor ve yeniden satışa sunacağı bir aracının ilanını yayınlıyor. Bu ikinci grup araç ilanları yani ilandan tamamen kaldırılan araçlar satış kabul ediliyor.
Reklam
Japonya'nın Yeni Ankara Büyükelçisi Suzuki, Türkiye-Japonya İlişkilerini Değerlendirdi:
ANKARA (AA) - MUHAMMET TARHAN - Japonya'nın Ankara Büyükelçisi Suzuki Kazuhiro, ticaretin yanı sıra üretim üssü olarak da Türkiye’nin stratejik cazibesinin Japonya’da tanınmasının kendisi için önemli bir konu olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a geçen yıl aralıkta güven mektubunu sunarak Ankara'da görevine başlayan Suzuki, AA muhabirine Türkiye'ye yönelik izlenimleri ve Türkiye-Japonya ilişkilerini değerlendirdi. Fırsat buldukça Türk tarihi çalıştığını vurgulayan Suzuki, 'Türkiye'ye tayin olduğumu öğrendiğim zamandan bugüne kadar uzaktan çalışma uygulaması nedeniyle evde çalıştığım saatlerde ve hafta sonlarında mümkün olduğunca Türkiye tarihini çalışıyorum. Türkiye'ye geldiğimde ilk hissettiğim şey, Türkiye ve Japonya’nın birbirine benzeyen modern tarihlerinin her iki ülkenin ulusal karakterine de yansımış olmasıydı.' diye konuştu.Suzuki, 19. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, kendi tarih ve kültürlerine önem vererek 'modernleşmeyi nasıl ileri götürecekleri konusunda duydukları endişe bakımından' iki ülke tarihinin benzer olduğunu aktararak, modernleşme konusunda Türkiye'nin Japonya'dan daha kıdemli olduğunu belirtti. Tarih, kültür ve topluma değer vererek aynı zamanda modernleşmeyi sağlamanın kolay olmadığının altını çizen Suzuki, '19. yüzyılın ortalarından bu yana, yaşanan iniş çıkışlara rağmen 150 yılı aşkın süredir bunu sağlayanlar Türkiye ve Japonya değil midir? Buraya gelip Türklerle bir arada olmaya başladığımda ailevi, sosyal ve bireysel disiplin farkındalığının yüksekliği bakımından kendilerine çok yakın hissettim ancak bunun bir tesadüf olmadığı ve arka planında iki ülke arasındaki tarihsel benzerliklerin bulunduğu kanısındayım.' şeklinde konuştu. Ankara'daki yaşamı 'rahat' bulduğunu dile getiren Suzuki, 'Yeşili bol, sakin kent sokaklarının manzarasını da gerçekten seviyorum. Yürüyüş için çok iyi.' ifadesini kullandı. 'FOIP ve Yeniden Asya girişimleri kavramsal olarak birbirini tamamlıyor'Japonya'nın Özgür ve Açık Hint-Pasifik (FOIP) vizyonunun hayata geçirilmesine yönelik faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydeden Suzuki, 'FOIP vasıtasıyla geniş bir coğrafyada bağlanabilirliğin tesisi hususunun, Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleşme noktasında yer alan Türkiye açısından büyük avantaj sağlayacağını düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu. Suzuki, 'Yeniden Asya' girişimiyle Türkiye'nin daha fazla somut proje ve benzeri girişimlere hazırlandığını anladıklarını belirterek, şöyle devam etti: 'Japonya’nın sürdürdüğü 'FOIP' girişimi ile Türkiye’nin 'Yeniden Asya' girişiminin, kavramsal olarak birbirlerini tamamladıklarını düşünüyorum. Japonya, coğrafi ve tarihi açıdan bakıldığında, Uzak Doğu, Güney Doğu Asya, Okyanusya ve Pasifik bölgeleriyle derin ilişkilere sahiptir. Aynı şekilde Türkiye de Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya bölgeleri ile derin bağlara sahiptir. Yani, Avrasya kıtasının iki ucunda konumlanmış olan Japonya ve Türkiye’nin ana etkinlik alanları farklılık göstermektedir. Sadece bu açıdan ele alındığında dahi, Japonya ve Türkiye’nin bölgesel girişimlerinde iş birliği yapmalarının anlamı açıktır.' 'Türkiye’nin stratejik cazibesinin Japonya’da tanınması benim için önemli bir konu'Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi verilerine göre, Türkiye'nin dört saatlik uçuşla 76 ülkeden ulaşılabilen, 1,6 milyarlık bir nüfus ve 24 trilyonluk bir gayri safi yurt içi hasıla pazarına erişimi bulunan bir ülke olduğunu aktaran Suzuki, 'Ticaretin yanı sıra bir üretim üssü olarak da Türkiye’nin stratejik cazibesinin Japonya’da tanınması benim için önemli bir konudur.' dedi. Suzuki, iki ülke arasındaki ekonomik iş birliği anlaşmalarının önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Ticari yatırımın artırılması için iki ülke arasında sistemsel açıdan bir teminat oluşturacak Japonya-Türkiye Ekonomik İşbirliği Anlaşması, vergi indirimi, ticari yatırım kurallarının şeffaflığının arttırılması gibi kolaylıklarla daha da geniş kapsamlı ve istikrarlı bir iş ortamı yaratarak her iki ülkeye fayda sağlayacaktır. En önemlisi ise iki ülke halklarının birbirlerini tanıması ve karşılıklı etkileşimin artmasıyla, Japonya’dan gelen yüksek kaliteli yatırımların artarak devam etmesine vesile olacağına inanıyorum.'Büyükelçi, Türkiye'ye yönelik artan Japon yatırımlarının ise 'Evvelden Japonya’dan ihraç edilen ürünlerin, üretim merkezlerinin Japonya’dan Türkiye’ye kaydırılmasıyla, artık Türkiye’den ihraç edilmesi ve bu şekilde Türk ticaretinin gelişimine katkı sağlanması' anlamına gelebileceğini söyledi.Suzuki, 'Ekonomik İşbirliği Anlaşması’nın avantajlarının Türkiye’de doğru şekilde anlaşılması halinde kısa sürede mutabakat sağlanacağına inanıyorum.' ifadesini kullandı. 'Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin faaliyete geçmesi için çalışmalar sürüyor'İstanbul'da kurulan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin ne zaman faaliyete geçeceğine ilişkin soruyu da cevaplandıran Suzuki, Türkiye'den 6 ve Japonya’dan 4 üyeden oluşan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Konseyinin Ağustos 2019'dan itibaren üniversitenin açılmasına yönelik zaman çizelgesi ve öncelikli eğitim öğretim ve araştırma alanları gibi üniversitenin temel ögeleri hakkında özenli bir çalışma sürdürdüğünü anlattı. Suzuki, üniversite bünyesinde şimdiye dek alınan kararlar ve mutabık kalınan hususlar konusunda, 'Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, eğitim öğretimin yanı sıra temel ilke olarak bir araştırma üniversitesi olmayı hedeflediği için araştırma yönüne ağırlık verecek.' dedi. Büyükelçi, söz konusu üniversitede 'enerji, doğal kaynaklar ve çevre, bilgi bilimi ve dijital teknoloji dallarında geniş uygulamaların yanı sıra yeni endüstriler yaratmaya yönelik disiplinler arası yaklaşımlar, afet risklerinin önlenmesi, doğal afetlerin etkilerinin azaltılması ile şehirler ve toplumların rezilyansı, matematik, fizik ve kimya gibi temel bilim ve uygulamaları ile yeni endüstriler yaratmaya yönelik disiplinler arası yaklaşımlar, yaşamla ilgili temel bilimler, tıbbi bakım, sağlık ve gıda üretimi uygulamaları için disiplinler arası yaklaşımlar ve kültürel çeşitliliği ve gelecekteki dünyayı destekleyecek beşeri ve sosyal bilimler' konularının 'öncelikli araştırma alanları' arasında olduğuna işaret etti. Üniversitede yapılacak eğitim öğretim ve araştırmanın iki ülke arasındaki akademik ve eğitim alanlarında gerçekleşen iş birliklerini daha da ileriye taşımasını beklediklerini aktaran Suzuki, 'Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin ileriye dönük tasarıları arasında, Japon dili eğitimiyle ilgili bir merkezin de yer alması planlandığı için üniversitenin, bu alanda da farklı ve yeni katkılar sağlamasını bekleyebileceğimizi düşünüyorum.' diye konuştu. Türkiye-Japonya arasında afet risklerinin azaltılması konusunda iş birlikleriSuzuki, Büyük Doğu Japonya Depremi'nde Türkiye'nin afetzedelere 'gönül desteği' sağladığını, Japon halkının aradan 10 yıl geçmesine rağmen Türkiye’ye derin bir minnet içerisinde olduklarını vurguladı.İki ülkenin afet risklerinin azaltılması konusundaki iş birliklerinin somut adımlarla ilerlediğini vurgulayan Suzuki, 'İki ülke arasında Aralık 2018’de imzalanan Japonya-Türkiye Afet Önlemleri İşbirliğine ilişkin Mutabakat Zaptı'na dayanan bu iş birliği, pek çok alanda Türkiye ile ortak çalışmaların geliştirilmesini amaçlamaktadır.' ifadelerini kullandı.Suzuki, 25 Aralık 2020'de Japonya Arazi, Altyapı, Ulaştırma ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye'nin Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) iş birliğinde 'Afet Risklerinin Azaltılması Türk-Japon Ortak Semineri'nin düzenlendiğini ve iki ülke arasında imzalanan Teknik İşbirliği Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle de teknik iş birliği projeleri ve çeşitli eğitimlerin düzenlenmesinin mümkün olacağını söyledi.Japon turistlerin ilgilerinin 'nasıl çekilebileceğini düşünmek gerekiyor'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle Türkiye ile Japonya arasındaki etkileşimin yavaşlamasının üzücü olduğunu kaydeden Suzuki, vatandaşlar arasındaki etkileşimin artmasının iki ülke arasındaki ticari yatırımların artmasına katkıda bulunacağına dikkati çekti. Suzuki, iki ülke için turizmin, ekonomik büyümenin önemli bir aracı olduğunu vurgulayarak, 'Ülke içi ekonomiye katkı açısından bakıldığında, nitelikli ziyaretçilerin değerinin, yani Türkiye'ye daha çok Japon turistin gelmesinin öneminin anlaşılacağını düşünüyorum. Birçok Japon turist İstanbul aktarmalı olarak Avrupa'ya seyahat ediyor, onların Türkiye’yi transit geçmeden nasıl ilgilerinin çekilebileceğini düşünmek gerekiyor.' dedi.Avrupa ve Orta Doğu gibi çok çeşitli bölgelerden turistlerin de Türkiye aktarmalı olarak Japonya'yı da ziyaret etmelerini istediklerini aktaran Suzuki, 'İngilizcedeki 'Seeing is believing' yani 'görmek inanmaktır' sözüyle eş anlamlı bir atasözü Japoncada mevcut. Sanırım Türkçede de var. Özellikle, karşılıklı olumlu imaja sahip olunduğundan, birbirimizin ülkelerine yapılacak ziyaretler ticaretin artmasına ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gerçekten güçlenmesine yol açacaktır. Bu benim, koronavirüs sonrası için hedefimdir.' ifadelerini kullandı.
Çevreyi Kirleten Sektörler Sıkı Takibe Alındı
ANKARA (AA) - ZEHRA AYDIN TURAPOĞLU / AYŞE ŞENSOY BOZTEPE - Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, çevre kirliliğinin engellenmesi için birçok sektörü yakın takibe aldı.Edinilen bilgiye göre, Bakanlık tarafından ülke genelinde faaliyetlerin/tesislerin, çevre mevzuatında belirtilen yükümlülükleri yerine getirip getirmediklerini tespit etmek, mevzuata uygunluğunu sağlamak ve çevre üzerindeki etkilerini izlemek amacıyla denetim yapıldı.Denetimler sonunda, kanuna aykırı faaliyette bulunan tesislere idari para cezası ve faaliyet durdurma yaptırımları uygulandı. Bu kapsamda, atık bertaraf ve geri dönüşüm sektörüne 2019'da 291 ceza kesilerek, 34 milyon 795 bin 998 lira, 2020'de ise 354 ihlal için 81 milyon 76 bin 647 lira para cezası uygulandı.Sanayi sektörüne (çimento, otomotiv, metal, tekstil ve diğerleri) 2019'da tespit edilen 930 ihlale 32 milyon 225 bin 933 lira, 2020'de 711 mevzuata aykırılık için 54 milyon 232 bin 806 lira ceza uygulandı.Turizm ve konut sektörüne 2019'da 10 milyon 615 bin 853 lira, 2020'de ise 32 milyon 888 bin 859 lira ceza verildi.Tarım, gıda, hayvancılık sektörüne 2019'da 14 milyon 851 bin 141 lira, 2020'de 22 milyon 358 bin 670 lira yaptırım uygulandı.Maden sektörüne 2019'da 20 milyon 626 bin 516 lira, 2020'de ise 16 milyon 448 bin 43 lira ceza kesildi.Eğlence mekanları ve restoranlar da denetlendiEğlence mekanları ve restoran gibi sektörlere 2019'da 9 milyon 757 bin 79 lira, 2020'de 12 milyon 441 bin 516 lira, ulaşım faaliyetleri sektörüne 2019'da 3 bin 279 ihlale 11 milyon 395 bin 923 lira, 2020'de ise 1547 aykırılık için 8 milyon 166 bin 353 lira ceza verildi.Enerji sektörüne (termik santral, RES, GES, HES, JES ve diğerleri) 2019'da 6 milyon 225 bin 654 lira, 2020'de 7 milyon 923 bin 778 lira ceza uygulandı.Kıyı tesislerine 2019'da 1 milyon 279 bin 786 lira, 2020'de 4 milyon 99 bin 644 lira, kimya sektörüne 2019'da 4 milyon 886 bin 969 lira, 2020'de ise 2 milyon 104 bin 753 lira idari para cezası kesildi.Sağlık kuruluşlarına da 2019'da 282 bin 727 lira, 2020'de 901 bin 402 lira idari yaptırım uygulandı.Denetimler sonucunda, 2019'da toplam 6 bin 516 ihlale 146 milyon 943 bin 579 lira ceza verilirken, geçen yıl 4 bin 902 tespit için 242 milyon 642 bin 471 lira idari para cezası uygulandı.Hava kirliliği kaynaklı denetimlerde 282 idari işlem yapıldıBakanlığın geçen yıl yaptığı denetimlerde, hava kirliliği kaynaklı denetimlerde 282 idari işlemde 20 milyon 361 bin 939 lira, su kirliliği kaynaklı 299 cezai işlemde 32 milyon 472 bin 745 lira, gürültü kirliliğinden kaynaklı 1225 idari yaptırımda 7 milyon 868 bin 14 lira cezai işlem uygulandı.Geçen yıl, çevreyi kirleten tesislere uygulanan 100 milyon 826 bin 262 lira ile ilk sırada atık ihlali, ikinci sırada ise 57 milyon 287 bin 314 lira ile Çevresel Etki Değerlendirme süreci kapsamında uygulanan cezalar yer aldı.Toprak kirliliğinde 70 cezai işlemde 4 milyon 566 bin 280 lira, anız yakanlara 840 idari yaptırımda 2 milyon 676 bin 423 lira ve diğer çevre cezaları çerçevesinde uygulanan 475 idari yaptırımda ise 15 milyon 546 bin 496 lira para cezası kesildi.
Reklam
Afrinli Gençler, Kentteki Barış Ve Kardeşliği Çizdikleri Grafitilerle Anlatıyor
AFRİN (AA) - ÖMER KOPARAN/ETHEM EMRE ÖZCAN - Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin ilçesinde yaşayan Arap ve Kürt gençlerden oluşan bir grup, kardeşliği, hoşgörüyü ve barışı simgeleyen grafitilerle kent merkezinin duvarlarını süslüyor.Zeytin Dalı Harekatı'yla terörden arındırılan Afrin'de yaşayan gençler, huzur ve istikrara kavuşan şehirlerinin duvarlarını sanat eserine dönüştürüyor.Basmat Selam (Barışın İzi) adıyla bir araya gelen Arap ve Kürt gençlerden oluşan gönüllülerin bu çalışmalarına Afrin Yerel Meclisi ve bazı yerel sivil toplum kuruluşları da destek veriyor. Kentin en işlek caddelerinde çizilen grafitiler, ilçe sakinlerinin de büyük beğenisini topluyor.Grafiti çalışmalarına katılan gönüllülerden Beyazıt Beyazıt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'İlçedeki Kürt ve Araplardan oluşan bir ekip kurarak, yerel meclisin de desteğiyle, buradaki halk arasındaki barışı göstermek için sokakları yaptığımız resimlerle süslüyoruz.' dedi.Beyazıt, duvarlara Afrin halkının örf ve adetlerine uygun resimler çizdiklerini belirterek, 'Ekibimizde çok güzel resim yapan arkadaşlar var. Hünerlerini duvarlara işliyorlar.' diye konuştu.'Gönüller de güzelleşiyor'Basmat Selam gönüllülerinden Sündüs Fülfüle de Afrin'in en işlek caddelerini çizimleriyle güzelleştirdiklerini kaydetti.Fülfüle, 'Araplar ve Kürtler olarak aramızda hiçbir ayrım yapmıyoruz. Beraber yaşıyor, beraber hareket edip programlar yapıyoruz. Yaptığımız resimlerle sadece duvarlar değil, gönüller de güzelleşiyor. Genç kızlarımızın katılımıyla ortaya çıkan eserler çok yankı yaptı. Etkisi daha da uzun süreli olacak.' şeklinde konuştu.
Fetö'nün Sözde "Mülkiye Yapılanması Sorumlusu"Nun Eylemleri Gerekçeli Kararda
ADANA (AA) - Adana'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) sözde 'mülkiye yapılanması sorumlusu' olduğu gerekçesiyle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Hayrettin D'nin örgütsel eylemleri gerekçeli kararda anlatıldı.​​​​​​​Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince hazırlanan 14 sayfalık gerekçeli kararda, sanık savunması, tanık beyanları, delil değerlendirmesi, hüküm, FETÖ/PDY'nin yapısı, işleyişi, mali kaynakları, kamu kurumlarına sızma stratejisi, 'kendisinden olmayanlar' üzerinde oluşturduğu baskı ve darbe girişimiyle ilgili bağlantısı gibi ayrıntılara yer verildi.Kararda, sanığın örgütsel bağı kuvvetlendirmek, muhafaza etmek, örgütsel sırların deşifre olmasını engellemek amacıyla çeşitli talimatlar verdiği anlatıldı.Sanığın yargılama aşamasında telefonuna yüklediğini inkar ettiği ByLock'u kendisine ait GSM hattı üzerinden 441259 ID numarasıyla kullandığı ve ByLock'a ilişkin baz kayıtlarının görev yaptığı Ağrı'dan sinyal verdiği belirtilen kararda, bu durumun Hayrettin D'nin GSM hattına ilişkin bilirkişi raporuna da yansıdığı bildirildi.Kararda, Hayrettin D'nin kapatılan Zaman Gazetesinin eski genel yayın yönetmenleri Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca'nın tutuklanmalarını protesto etmek ve lehlerine algı oluşturmak amacıyla 25 Aralık 2014'te Giresun'da düzenlenen eylemlere 'imam kıyafeti' giyerek katıldığı, karton tabutun başındaki topluluğa hitaben 'Merhum hukuku nasıl bilirdiniz?' şeklinde seslendiği ve topluluğu galeyana getirdiği, buna ilişkin olay tespit ve görüntülerin dosya içerisinde yer aldığı aktarıldı. Örgütle bağı tanık ifadelerindeHayrettin D'nin FETÖ içinde verilen görevleri sorgulamaksızın kabul ederek örgütle organik bağını ortaya koyduğu belirtilen kararda, tanık O.I'nın ifadelerine yer verildi.O.I, Hayrettin D'yi tanıdığını bildirerek, şunları kaydetti:'Ben örgüt içerisinde 2015 yılında Van'da kaymakamlardan sorumlu mahrem imam olarak görev aldım. Erzurum'da zaman zaman toplantı yapılıyordu ve Hayrettin D. bu toplantılara Ağrı'dan katılıyordu. Sanık, örgüt içerisinde Hayri kod adını kullanıyordu. Bizim toplantılarımızı Harun kod adlı mahrem imam yapıyordu. Bu toplantılarda Harun, kaymakamlara kursiyer olarak hitap ediyordu. Toplantılarda kaymakamlara nasıl davranmamız gerektiğini anlatıyor, onlara ikramlarda bulunmamız gerektiğini söylüyor ve örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in kitap ve videolarından bölümleri kursiyerlerimize okumamız gerektiğini söylüyordu. Harun daha sonra her birimizle teke tek görüşme yapıyordu.'Tanık İ.K. de Giresun'da 2014'te örgüte ait yurtta müdürlük yaptığını, Hayrettin D'yi tanıdığını belirterek, 'O dönemde Hayrettin D. Giresun'da bulunan örgüte ait yurtların müdürü olarak görev yaptı. Ayrıca Giresun'da bulunan örgüte ait yurt müdürlerinden sorumluydu. Kendisi yurt müdürlerine yönelik program yapar, onları çağırırdı ve sohbet hocalığı yapardı.' İfadesini kullandı.İnkar odaklı savunmaya üst sınırdan cezaGerekçeli kararda, sanığın örgüt içerisindeki hiyerarşik konumu, kastının yoğunluğu, eylemlerinin fazlalığı da gözetilerek cezalandırıldığı belirtilerek, şu tespitlere yer verildi:'Sanık Hayrettin D'nin örgütün mülkiye yapılanması içerisinde Ağrı'daki kaymakamlardan sorumlu olduğu, FETÖ/PDY'nin şifreli haberleşme programı ByLock'u yoğun şekilde kullandığı ve örgüt içerisinde Harun kod adlı mahrem imama bağlı faaliyet yürüterek FETÖ ile hiyerarşik ve organik bağ içerisinde olduğu her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispatlanmış ve mahkememizce de bu durum kabul edilerek sanığın inkar odaklı beyanlarına itibar edilmemiştir.'Sanığın, örgüt elebaşının talimatı sonrası Bank Asya'da aktif katılım hesabı açtırdığı da belirtilen kararda, Hayrettin D'nin üst sınırdan 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığı kaydedildi.
Özgecan Aslan'ın Ailesinin Acısı 6 Yıldır Dinmiyor
MERSİN (AA) - MUSTAFA ÜNAL UYSAL - Mersin'in Tarsus ilçesinde 6 yıl önce okuldan çıktıktan sonra evine gitmek için bindiği minibüste henüz 19 yaşındayken katledilen Özgecan Aslan'ın yüreklerdeki acısı tazeliğini koruyor.Tarsus'ta 11 Şubat 2015'te öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın merkez Mezitli ilçesinde yaşayan ailesi, kızlarının yokluğuyla geçen 6 yılı AA muhabirine anlattı.Baba Mehmet Aslan, Özgecan'sız 6 yılın kolay geçmediğini, acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi.Özgecan'ın bir an olsun akıllarından çıkmadığını, kızlarının güzel hedefleri olduğunu anlatan Aslan, şöyle konuştu:'Keşke olsaydı da beraber yaşasaydık. Biz şu an iç açıcı şekilde hayatımızı sürdürmüyoruz. Acısı her an içimizde. 6 yıl, dile kolay. Geçiyor fakat yapacak bir şey yok. Özgecan mesleğini seviyordu. Psikolog olmak istiyordu. Turizm meslek lisesi mezunuydu. İlk girdiği sınavda psikolog olması için 100 puan fazla alması gerekiyordu. Biz, bir yılda çalışıp o açığı kapatacağına ihtimal vermiyorduk ama kendisi hem sevdiği hem de inandığı için gece gündüz çalıştı. Psikolog olmak için gerekli puanı tutturdu. 'Ben dünyanın en iyi psikoloğu olacağım' diyordu. Öyle de oldu zaten. Birçok insanı belki iyileştirdi. Birçok kadının o dönemde öldürülmesine mani oldu.'Mehmet Aslan, kızının öldürülmesinden sonra da kadın cinayetlerinin devam ettiğini belirterek, 'Kadın cinayetleri kader değil diyoruz ama maalesef yapılacak bir şey yok gibi. O kadar ağır cezalar olmasına rağmen hala kadın cinayetlerinin devam etmesi üzücü. İnsanlar tartışmadan ve şiddete başvurmadan önce 10 saniye düşünsünler. Belki bu 10 saniyede bir insanın hayatı kurtulacak. Düşünmek, aklı devreye sokmak çok önemli.' ifadelerini kullandı. Anne Songül Aslan da Özgecan'sız 6 yılın çok zor geçtiğini ve ilaçlarla ayakta durduklarını ifade etti.Acılarının çok büyük olduğunu vurgulayan Songül Aslan, şunları kaydetti:'Allah kimseye bu acıyı vermesin. Bir tek Özge'm ölmedi, ailece hepimiz öldük. Bu acı bizim için bitmeyecek. Özge'm çok saftı, temizdi, iyi niyetliydi, merhametliydi. Maalesef Özge'mi kopardılar bu dünyadan. Özge'm yaşasaydı, devletine ve ailemize çok iyi bir birey olacaktı. Genç kızlarımız, kadınlarımız öldürülüyor, son bulsun artık.'Özgecan Aslan'ın katledilmesiÜniversite öğrencisi Özgecan Aslan, Mersin'in Tarsus ilçesinde 11 Şubat 2015'te okuldan çıktıktan sonra evine gitmek için bindiği minibüste katledilmişti. Tutuklu sanıklar Ahmet Suphi Altındöken, babası Necmettin Altındöken ve Fatih Gökçe, yargılama sonucunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.Cinayetin faili Ahmet Suphi Altındöken, Adana F Tipi Kapalı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda bir mahkum tarafından 11 Nisan 2016'da öldürülmüştü.
Türkiye Mezunu Bakan Yardımcısı Seyithalil, Türkiye-Ukrayna İlişkilerini Aa'ya Değerlendirdi:
KİEV (AA) - TALHA YAVUZ - Ukrayna Geçici Olarak İşgal Edilmiş Toprakların Yeniden Entegrasyonu Bakan Yardımcısı Sinaver Seyithalil, üniversite eğitimi aldığı Türkiye'yi ikinci vatanı olarak gördüğünü, Türkiye'nin eğitim için güzel bir seçenek olduğunu söyledi.Dijital dönüşümden sorumlu Bakan Yardımcısı Seyithalil, Türkiye'de okuma deneyimini ve Ukrayna-Türkiye ilişkilerini AA muhabirine değerlendirdi.Kırım'da okurken Türkçe öğrenmeye başladığını ve gelecek için Türkiye'deki üniversiteleri araştırdığını belirten Seyithalil, 2000'de Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü kazandığını, Türkiye'de okurken üniversite, belediye ve başbakanlık bursu aldığını ve eğitimini onur belgesiyle tamamladığını anlattı. Seyithalil, şöyle devam etti:'Mezun olduğumda bir Türk şirketinin GSM ağı alanında Ukrayna'da büyük bir yatırım projesi vardı ve onlarla çalışmaya başladım. Ukrayna'da operatör piyasasını değiştirdik. 2005'te proje alanında dünyanın en hızlı operatörü olduk. Ayrıca burada kurumsal hayatı öğrendim. 2012'de kendi şirketimiz Astem'i kurduk.'ABD'nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde 2018'de yüksek lisans yaptığını ifade eden Seyithalil, 'Sonra Ukrayna'ya döndüm ve bakan yardımcılığı fırsatı çıktı. Devlette çalışmak sorumluluğu yüksek bir görev, yaptıklarınız milyonları etkiliyor, bir yandan da bu iyi bir motivasyon.' dedi.'Türkiye eğitim için güzel bir seçenek'Aynı zamanda kurdukları Astem Derneği bünyesinde sosyal projeler yaptıklarını ve öğrencileri okuttuklarını dile getiren Seyithalil, 'Türkiye'yi eğitim için güzel bir seçenek olarak görüyorum. Hem eğitim kalitesi güzel hem adetlerimiz ve dilimiz birbirine çok yakın.' diye konuştu.Seyithalil, bu öğrencilerin iki ülke arasındaki ilişkilerde köprü olacağını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:'Ayrıca 2018'de kurulan ve başkanı olduğum Türkiye Mezunları Derneğimiz var. Ukrayna'da Türkiye mezunu 1000'den fazla kişi var, çoğunluğu Kırım'dan ama son dönemde Türkiye'de eğitim tüm Ukrayna'dan da ilgi görüyor. Özellikle Türkiye Bursları dünyada eşi benzeri olmayan bir proje, bursundan yurduna kadar her şeyi düşünülmüş bir program. Ukraynalılar için güzel bir seçenek.'Ukrayna ile Türkiye arasındaki stratejik partnerliğin derinleşmesinden memnun olduklarını belirten Seyithalil, 'Karadeniz'i paylaşan iki büyük ülke arasında olması gereken de bu. Ayrıca ülkeler arasında Kırım Hanlığı ve Osmanlı döneminden ortak kültürel miras var. Mesela, Türkiye dışındaki en büyük Türk şehitliği Ukrayna'da.' ifadelerini kullandı.Seyithalil, Kırım Milli Varlık Fonunun, Kiev Külliyesi ve Kırım Tatar Türkleri için konut projesi gibi Türkiye'yle pek çok projede faaliyette olduğunu belirtti.Türkiye ikinci vatanımızTürkiye'de 4 sene kaldığının ve ülkeyi benimsediğinin altını çizen Seyithalil, 'Türkiye'ye her gelişimizde ikinci evimize gelmiş gibi oluyoruz. Orada dostlarımız var ve bu kardeş bağımızı geliştirmek istiyoruz. Türkiye'yi ikinci vatan olarak görüyoruz.' dedi.Seyithalil, İstanbul'un dünyada eşsiz bir şehir olduğunu dile getirerek, 'İstanbul'un bir ruhu var, tarihiyle, insanlarıyla, yemekleriyle. Türkiye mutfağı dünyadaki en güzel mutfaklardan. Türk mutfağı Ukrayna'da daha da yaygınlaşıyor ve bir köprü görevi görüyor, böylece insanlar Türkiye'yi ziyaret ediyorlar.' şeklinde konuştu.Rusya'nın yasa dışı ilhak ettiği Kırım'a bir gün geri döneceklerini ve geleceklerini orada gördüklerini söyleyen Seyithalil, 'Kırım Tatar Türkleri olarak Ukrayna bizim devletimiz ve kültürümüzü anlatıp tanıtmamız gerekli. Kırım Tatar Türkleri vasıtasıyla Ukrayna'ya 170 milyonluk Türk ailesinin kapısı açılacak. Ukrayna için önceden farklı dönemlerde Rusya ya da Avrupa boyutu vardı, bu sayede şimdi Türk ailesi boyutu da olacak.' ifadelerini kullandı.
Reklam