Büyü Evine Baskın! Suriyeli Büyücü Çetesi Çökertildi
Ankara'da dua okuma, muska yazma gibi yöntemleri kullanıp, büyü yaptıklarını iddia ederek dolandırıcılık yapan Suriyeli 'büyücü çetesi' polis operasyonuyla çökertildi. 1 yıl öncesine kadar belediyeden yemek yardımı alırken şimdi lüks yaşam sürdüğü belirlenen 13 kişi, gözaltına alındı.
Hamile Eşini Kayalılardan Atıp Öldürdüğü İdda Edilmişti: Tatile Götürmek İçin Zorla İkna Etmiş
Muğla'nın Fethiye ilçesinde eşi Hakan Aysal’ın 400 bin liralık ferdi kaza sigortası bedelini alabilmek için fotoğraf çekilirken kayalıklardan itip öldürdüğü iddia edilen 7 aylık hamile Semra Aysal’ın (32) ağabeyi Naim Yolcu, kardeşinin hem tatile hem de yasak olan düştüğü bölgeye gitmek istemediğini, eşinin ikna kabiliyetini kullanarak götürdüğünü söyledi. Yolcu, “Kardeşimin yükseklik korkusu vardı. Yasak bölgeye sağlıklı insanların dahi inmesi yasakken, 7 aylık hamile bir insanın oraya inmesi, oraya götürülmesi manidar” dedi.
Antalya'da Kamyonun Devrilmesi Sonucu Bir Kişi Öldü
ANTALYA (AA) - Antalya'nın Akseki ilçesinde kamyonun menfeze devrilmesi sonucu sürücü hayatını kaybetti. Adem Gülsatar'ın kullandığı 07 AOE 439 plakalı kamyon, Akseki Geriş Kavşağı yakınlarında yol kenarındaki menfeze devrildi. Kazada, Gülsatar yaşamını yitirdi. Kamyonda yüklü olan domates ve biberler yol kenarına savruldu.
Adıyaman'da 28 Ev Kovid-19 Tedbirleri Kapsamında Karantinaya Alındı
ADIYAMAN (AA) - Adıyaman'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında 28 evde karantina uygulaması başlatıldı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, kent merkezinde bazı kişilerin Kovid-19 test sonuçlarının pozitif çıkması üzerine İl Hıfzıssıhha Kurulu yeni karar aldı.Bu kapsamda, farklı mahallelerdeki 28 evde karantina uygulanmasına karar verildi.
Analiz - Kosova'da Erken Genel Seçim: Çözüm Mü, Kriz Mi?
ÜSKÜP (AA) -BESAR ADEMİ- Kosova 14 Şubat'ta düzenlenmesi planlanan yeni bir erken genel seçime gidiyor. Erken seçim kararı, geçtiğimiz yıl Haziran ayında kurulan hükümetin Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle alınmış ve 2020 yılı içerisinde ülkede iki hükümetin 'düşmesine' neden olmuştu.Kosova’da 1999 savaşının ardından 2001, 2004, 2007, 2010, 2014, 2017 ve 2019'da olmak üzere 7 genel seçim yapıldı; 2010 yılından bu yana ise tüm seçimler erken genel seçim olarak kayıtlara geçti. Bu durum, büyük ölçüde zorluklarla ve mecliste salt çoğunluğu elde ederek hükümete gelen, ardından iç ve dış politikada farklı konulardaki karşıt görüşler nedeniyle başarısız olan iktidar koalisyonlarının ülkede ciddi siyasi istikrarsızlığa yol açmasına neden oluyor.Kosova Meclisi, 10’u Sırp toplumunun temsilcileri ve 10’u ülkedeki diğer azınlık toplumlarının temsilcilerinden olmak üzere 120 sandalyeden oluşuyor. Çok partili, nispi temsil sistemiyle azınlıkların meclisteki yerlerinin garanti altına alındığı bir ülke olması nedeniyle Kosova’da günümüze kadar hiçbir parti mecliste tek başına iktidar elde edecek çoğunluğu sağlayamadı, koalisyonlar arasındaki anlaşmazlıklar ise ülkeyi erken seçimlere götürdü.Ülkedeki son erken genel seçim 6 Ekim 2019 tarihinde, dönemin Başbakanı ve Kosova’nın Geleceği için İttifak (AAK) partisinin Genel Başkanı Ramush Haradinaj’ın, Lahey’deki Savaş Suçları Özel Mahkemesi tarafından şüpheli sıfatıyla ifade vermeye çağrılmasının ardından istifa etmesiyle düzenlenmişti. Haradinaj, mahkemede Kosova başbakanı olarak değil de bir vatandaş olarak yer almak istediğini söylemişti.2004 yılında kuruluşundan beri ilk defa 6 Ekim seçimlerinde Kendin Karar Al Hareketi (VV), başbakan adayı olan partinin Genel Başkanı Albin Kurti ile en çok oyu almayı başarmış, eski başbakanlardan İsa Mustafa’nın genel başkanlığını yaptığı Kosova Demokratik Birliği (LDK) ve bazı azınlık oluşumlarıyla meclis çoğunluğunu elde etmeye başarmıştı. LDK’nin o seçimdeki başbakan adayı ise Vyosa Osmani’ydi.VV ile LDK arasındaki koalisyon görüşmelerinde en başından beri görevlerin bölünmesi konusunda anlaşmazlıklar mevcuttu. Taraflar anlaşmazlıkların çözümü için çalışma grupları kurmuş, Şubat 2020’de anlaşma sağlayarak yeni hükümet mecliste oylanmıştı.Bir yılda iki hükümet düştüHükümet koalisyonunu oluşturan partiler arasındaki anlaşmazlıklar hükümetin kurulmasından sonra da devam etti. Kurti önderliğindeki hükümet, kurulduktan kısa bir süre sonra 25 Mart 2020’de hükümet ortağı LDK tarafından meclise sunulan önerinin ardından güven oylamasında gerekli oyu alamadığı için düşmüştü. LDK kendi saflarından olan İçişleri Bakanı Agim Veliu’nun başbakan tarafından görevden alınmasına karşı çıkıyordu.Eski Başbakan Kurti ise kararı, Veliu’nun hükümetin olağanüstü hâl ilanıyla ilgili tutumuna karşı olması ve yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) ilgili paniğe sebep olduğu iddiasını dillendirdiği gerekçesiyle aldığını söylemişti.Ardından hükümet bir süre geçici hükümet tarafından yönetilse de aynı yılın Haziran ayında 61 milletvekilinin oyuyla, yani salt çoğunlukla, LDK tarafından önerilen Avdullah Hoti başbakanlığında yeni hükümet kuruldu. LDK bu sefer AAK, Sosyal-Demokrat Girişimi, Sırp Listesi ve diğer azınlıkların partileriyle koalisyona girdi.Yeni hükümete VV karşı çıkarken, hükümetin sadece erken genel seçimle seçilebileceğini, Hoti yönetimindeki hükümetin anayasaya aykırı olduğunu ve “hiçbir seçim kazanmadan göreve” geldiğini savunmuştu. Yeni hükümetin 11 Haziran’da oylanmasının hemen ardından VV, 'Milletvekili Etem Arifi'nin meclise katılımı ve oy kullanmasının anayasaya aykırılığı' gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundu. Ülke anayasasına göre son 3 yılda herhangi bir şahıs mahkeme kararıyla ceza alırsa bu durum “milletvekili yetkisini kaybetmesine veya geçersiz hale gelmesine” neden oluyor.Aşkalilerin Entegrasyonu Partisi (PAİ) Milletvekili Arifi’nin, Hoti’nin başbakanlığını üstlendiği hükümetine oyunu kullandığı sırada, hakkında işlediği bir suçtan (sübvansiyonlarda dolandırıcılık) dolayı bir yıl üç ay cezası bulunuyordu. Ancak Arifi’nin cezası o dönem birkaç aylığına ertelenmişti.Anayasa Mahkemesi 22 Aralık 2020’de VV’nin talebini inceledikten sonra, 61 milletvekilinin oyuyla seçilen Hoti hükümetinin salt çoğunluğunda belirleyici rol oynayan Arifi’nin oyunu reddetti ve cumhurbaşkanından 40 gün içerisinde erken genel seçim tarihi ilan etmesini talep etti.Kosova'daki savaşta işlendiği öne sürülen savaş suçları sebebiyle yargılanan ve bu yüzden görevinden istifa eden eski Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi’nin yerine görevini vekaleten alan Osmani’nin ise, saflarından geldiği LDK’nin politikalarıyla aynı çizgide olmaması ve VV liderinin politikalarına destek vermesi ilgi çekici bir unsurdu. Osmani 7 Ocak’ta Kosova meclisini feshederek erken genel seçim tarihini 14 Şubat olarak belirledi. Osmani, ayrıca Kosova Merkez Seçim Komisyonu’na (KQZ) seçimlerin organize edilmesi ve düzenlenmesi için gerekli sorumlulukları üstlenmesi konusunda talimat verdiğini ifade etti.Engeller 14 Şubat erken genel seçimi öncesinde de mevcut14 Şubat seçimleri öncesinde siyasi parti ve milletvekili adaylarının onaylandığı süreçte KQZ, aralarında Albin Kurti olmak üzere bazı isimlerin milletvekili adaylıklarını onaylamayarak dikkatleri üzerine çekti. KQZ bu kararı, PAİ Milletvekili Arifi’nin aldığı cezadan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından oyunun geçersiz kılınarak Hoti hükümetinin anayasa dışı ilan edilmesine dayanarak verdi.Anayasa Mahkemesine göre, Kurti Eylül 2021’e kadar milletvekili adayı olamaz. Hatırlanacağı üzere Priştine Temel Mahkemesi 2015 yılında Kosova Meclisinde atılan göz yaşartıcı bomba nedeniyle “Silah veya tehlikeli araçların kullanılması ile resmi görevlerin yerine getirilmesi sırasında yetkili bir kişinin engellenmesi” suçlarından Kurti’yi suçlu bulmuştu.Mahkeme Kurti’yi Ocak 2018’de suçlu ilan etti ve ceza 18 Eylül 2018’de Temyiz Mahkemesi’nde onandı. Kurti bahsi geçen suçtan dolayı 1 buçuk yıl şartlı hapis cezası aldı.Kosova Şikayet ve İtiraz Seçim Paneli (PZAP) ve Yüksek Mahkemeye, Kosova Seçim Komisyonu’nun aldığı kararla ilgili şikayette bulunan VV’nin lideri Kurti, devlet kurumlarına 'bilinçlenmiş Kosova halkının iradesini daha önce hiç olmadığı gibi izleme ve karşı çıkmama' çağrısında bulundu. Kurti, 3 Şubat’ta başlayan ve 12 Şubat’ta sona erecek seçim kampanyası döneminde de bu duruşu sergileyerek, partisinin listesinin başında olacağını kaydetti.Cumhurbaşkanı Vekili Osmani ise KQZ’nin kararını “her ne pahasına olursa olsun tekrar edilmemesi gereken benzersiz bir siyasi gündem” olarak nitelendirdi. Osmani ayrıca ülkenin cumhurbaşkanı olarak 'Kosova kurumlarının anayasal işleyişini' sağlamakla yükümlü olduğunu ifade ederken, cumhurbaşkanlığından konuyla ilgili yapılan açıklamada “şartlı cezanın yasal sonuçlar doğurmadığı” kaydedildi.Son olarak 14 Ocak’ta LDK içerisindeki anlaşmazlık Osmani ile parti arasında yolların ayrılmasına neden oldu. Osmani ile Kurti birlikte aday olma konusunda anlaşma imzalarken, imza töreninin ardından düzenlenen basın toplantısında Kurti’nin başbakan, Osmani’nin ise cumhurbaşkanı adayı olacakları bildirildi.KQZ tarafından onaylanan oy pusulasında VV’nin listesinde 110 aday olmasına karşın, Kurti ve onay almayan iki adayın yerleri boş kalacak.Anayasa konusunda bilgi sahibi çevrelerin ülke medyasında yer alan tartışmalarına göre Kurti ve beraberinde milletvekili adayı olan kişiler mecliste yasama organının bir parçası olamayacak ancak ülke yönetiminde her türlü resmi görevi üstlenebilecekler.Öyle ki VV’nin kazanması durumunda Kurti başbakan, milletvekili listesi dışında kalan milletvekili adayları da üst düzey hükümet pozisyonlarına atanabilecek. Ancak daha sonra bu kişiler herhangi bir siyasi parti veya diğer şahıslar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülerek görevlerinin anayasaya uygunluğu tartışılabilecek. Mahkemenin bu durumda nasıl bir karar alacağı ise henüz belirsizliğini koruyor.Eski siyasilere Lahey’de yönetilen iddialar bir dönemin sonunu mu işaret ediyor?Kamuoyunda 14 Şubat seçimleri öncesinde Kurti liderliğindeki VV ile Osmani’ye büyük bir destek görülüyor. Bu durumun ülkeyi yönetmesi beklenen hükümete “yeni dönemin” yolunu açması bekleniyor.Öte yandan, Lahey’deki Savaş Suçları Özel Mahkemesinde Kosova savaşından bu yana Kosova devletini yöneten sanıklar da dahil olmak üzere savaş suçu işlediklerinden şüphelenilen şahısların davası da devam ediyor. Savaş suçuyla itham edilenler arasında 2016 yılına kadar Kosova Demokratik Partisi’nin (PDK) genel başkanlığını yürüten ancak cumhurbaşkanı olduktan sonra anayasal yükümlülük gereği bu görevi Kadri Veseli’ye devreden Haşim Thaçi de bulunuyor. PDK, 2019 yılındaki seçime kadar ülkede 12 yıldır hüküm sürmüştü.Uluslararası hâkim ve savcılardan oluşan, Kosova Özel Savcılığı ve Odaları olarak da bilinen mahkemenin görevi 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak.Kosovalı yetkililer ve UÇK’de farklı görevleri bulunan şahıslara yönelik suçlamalar, mahkemenin ilk olarak eski Başbakan Haradinaj’ı tanıklık etmek üzere mahkemeye çağırmasıyla başlamıştı. Lahey’de gözetim evinde tutuklu bulunan Thaçi ve Veseli, UÇK’nin kurucuları arasında yer alıyor. Bu isimler Kosova’nın bağımsızlığında önemli rol oynamış, bağımsızlığın elde edilmesinden sonra da ülkenin üst kademelerinde görev almıştı.Lahey'deki iddialar, ülkenin eski komutanlarının başını çektiği siyaseti de sarsarak 'askeri-siyasi bir dönemin' sona erdiğinin sinyallerini de vermiş oldu. Ülkenin bağımsızlığında kilit rol oynayan ve bağımsızlığın ardından ülkeyi yöneten Thaçi ve Veseli 14 Şubat erken genel seçiminde tutuklu oldukları için aday olamayacak. Böylece seçim yarışında en çok tercih edilecek adayların Kurti ile Osmani olacağı öngörülüyor. Ancak seçim komisyonun verdiği kararla Kurti’nin durumu belirsizliğini koruyor.Her iki favori aday da 2019 yılındaki erken genel seçimde farklı partilerin başbakan adayları olarak yarışmıştı. En çok oyu Kurti liderliğindeki VV; peşi sıra Osmani’nin başbakan adayı olduğu LDK almıştı.25 Mart 1975'te Priştine'de doğan Kurti, savaş öncesi çok sayıda öğrenci protestosuna katılan, özellikle lideri olduğu 1 Ekim 1997 tarihindeki öğrenci protestosundan beri faal bir siyasi aktivist olarak tanınıyor. Savaştan sonra, 2004'te VV Hareketi'ni kuran Kurti, o zamandan beri ülke siyasetinde aktif rol aldı. Ancak 2019'a kadar hiçbir zaman merkezi hükümette yer almadı. Kurti’nin partisi, hükümete karşı isyanlarını sokak protestolarıyla ifade eden genç Kosovalı kesimler ile en büyük yükselişi yaşadı.17 Mayıs 1982’de Mitrovica'da dünyaya gelen ve hukuk mezunu olan Osmani ise LDK aktivisti olarak gençlik döneminden beri siyasetle uğraşıyor. 2019 yılındaki son seçimlerine kadar, Kosova Meclisi'nde üç dönem boyunca LDK milletvekili olarak görev yapmış, son iki dönemde ise Kosova’da en çok oy alan kadın aday olarak tarihe geçmişti.14 Şubat erken genel seçimde yarışacak diğer büyük partilerin başbakan adayları ise şöyle: LDK’dan mevcut Başbakan Avdullah Hoti, PDK’dan ise Enver Hoxhaj. AAK partisinde liste başı olarak eski Başbakan Haradinaj varken, kendisinin başbakan değil cumhurbaşkanı adayı olacağı kaydedildi.Son on yılda seçimler “parlamento krizinin” çözüm yolu olmadı14 Şubat erken genel seçimi Kosova'yı derinleşen siyasi ve ekonomik krizden 'kurtarma hükümeti' için bir umut olarak görülse de geçtiğimiz on yılda erken seçimler parlamento krizini daha da derinleştirerek, sadece ekonomiyi değil, aynı zamanda ülkenin uluslararası gündemini de olumsuz etkiledi.Her ne kadar Kurti meselesinde, VV liste başı olup olmayacağı veya bu yılın Eylül ayına kadar milletvekili adaylığının men edilip edilmeyeceği konusunda çelişkili bir durum bulunsa da yapılan hesaplamalar ve medyadaki analistlere göre Kendin Karar Al hareketi meclisten en az 40 sandalye elde edecek. VV’ye, mecliste 61 sandalyeli çoğunluğu elde etmesi için, diğer partilerden en az 20 oy gerekecek.Geçmişteki uygulamalara dayanarak, Kosova Meclisi’nin ülkeyi krizden çıkarmak ve ülkenin uluslararası gündemini uygulamak için daha fazla milletvekilinin desteğiyle daha güçlü bir parlamento çoğunluğuna ihtiyacı var.Kosova savaşında büyük zorluklar ve sıkıntılar yaşayan Kosova halkı, son on yılda yapılan olağanüstü seçimlerle ve özellikle devlet kurma sürecinde karşılaştığı “ambargolar” nedeniyle 2008 yılındaki bağımsızlığının keyfini gerektiği gibi süremedi. Ülke tüm gerekli şartları yerine getirmesine rağmen halen Avrupa Birliğinin (AB) vize serbestisi için uğraşıyor.Mütercim: Cihad Aliju
Çin'den Kargoyla Adana'ya Gönderilen Pakette "Gamma-Bütirolaktan" Cinsi Uyuşturucu Ele Geçirildi
ADANA (AA) - Çin'den kargoyla Adana'ya gönderilen bir pakette, 637,53 gram 'Gamma-Bütirolaktan' cinsi uyuşturucu ele geçirildi, gözaltına alınan şüpheli tutuklandı.Alınan bilgiye göre, Adana Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Bölge Amirliği ekipleri, Çin'den kargoyla kente gönderilen bir paketten şüphelendi. Paketi inceleyen ekipler, şişe içerisinde 637,53 gram sıvı bulunduğunu belirledi.Yapılan testlerde, maddenin 'Gamma-Bütirolaktan' cinsi uyuşturucu olduğu belirlendi.Paketi teslim almaya gelen şüpheli İ.G. yakalandı.İşlemlerin ardından adliyeye sevk edilen zanlı, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Reklam
Sanatçı Ali Düşenkalkar: "Sadece Sanata Değil, İnsana Karşı Da Sorumluluğumuz Var"
İSTANBUL (AA) - DİLEK DALLIAĞ - 'Baba Evi', 'Hanımın Çiftliği', 'Muhteşem Yüzyıl Kösem’' ve 'Gönül Dağı' adlı dizilerle, 'İstanbul Kanatlarımın Altında', 'Kaç Para Kaç', 'Çamur', 'Korkuyorum Anne', 'Devrim Arabaları', 'Osmanlı Cumhuriyeti' ve 'Ay Büyürken Uyuyamam' adlı filmlerde rol alan oyuncu Ali Düşenkalkar, 'Sorumluluk, sadece sanata karşı değil, insana karşı da öyle. Sanat benim için bu anlamda araç olarak kullanılabilir. İnsana karşı da her zaman nefes alıyorsak sorumluluğumuz vardır. Ben sadece bu kapsamda sanırım tiyatroyla buluştuğum ve bu yapıda bir kültürde ders aldığım için böyle düşünüyorum.' dedi.Devlet Tiyatrosunda birçok oyunda oyuncu ya da yönetmen olarak yer alan, sinema filmi, dizi ve belgesellerde seslendirmeler yapan, yurt içi ve yurt dışı festivallerden ödülle dönen sanatçı, aynı zamanda Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliğini de üstleniyor.Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde çekimleri devam eden, TRT’nin sevilen yapımı Gönül Dağı dizisinde 'Düğüncü Muammer' rolünü canlandıran sanatçı, sanata ve insana sorumlulukla geçen 40 yıllık sanat hayatını, 'yedek parça ve yan sanayi' dediği seslendirmenin pandemiyle birlikte geldiği son durumu ve 11 Şubat'ta Bursa, Nilüfür Belediyesi Kent Tiyatrosunda dünya prömiyerini yapacakları konteynır projesi 'Hamlet’in Bütün Ölüleri ya da Hamlet'in Mezarlık Ziyareti' oyunuyla ilgili heyecanını AA muhabiriyle paylaştı.SORU: Merhabalar, hoş geldiniz nasılsınız?Ali Düşenkalkar: 'Kayıtta mıyız?'SORU: Kayıttayız. Ali Düşenkalkar: 'Çok güzel, ben bu soruyu daha sonra yine soracağım, kayıtta mıyız? diye. Bu benim esprim çünkü röportajlarımda onu yapıyorum. Hoş geldiniz.'SORU: Siz de hoş geldiniz çekimden. Eskişehir’de, Sivrihisar’dayız. TRT1'deki Gönül Dağı dizisinin çekimleri nasıl sürüyor?Ali Düşenkalkar: 'Teşekkür ederim. Ya ne kadar güzel, Anadolu’nun bir köşesi gibi düşünebilirsiniz Sivrihisar'ı. Fakat doğa şartları. Kışa girmekteyiz. 'Kış geç kaldı.' diyor Sivrihisarlılar. Biz de kışın geç kaldığını artık kar yağışıyla hissetmeye başladık Sivrihisar’da. Hissetmiyoruz aslında zaman zaman çenemizin kilitlendiği oluyor.'SORU: Veysel’in (Semih Ertürk) babası, Düğüncü Muammer’i oynuyorsunuz. Sıcak bir dizi çekiyorsunuz. Kardeşiniz Ağıtçı Hüseyin (Erdal Cindoruk) ile barıştınız mı onu sorayım?Ali Düşenkalkar: 'Sanırım barışmayacağız. Barışırsak, sanırım senarist arkadaşlarımızın kurduğu bütün kurgu bozulur. Orada bir çatışma, çelişki, sorun var. Orası senaristler için hoş bir durak. Sanırım barışmazlar onlar. Barışmamanın yollarını bulmak daha zor biliyorsunuz değil mi? Yani kurgu aşamasında senarist arkadaşların bizi bağlamlara götürdüğü meselelerde haftalık senaryoyu elime aldığımda gerçekten çok gülüyor, çok eğleniyorum o sahnelere. TRT 1’in bu sıcak dizisinde yer almaktan ve seyirci tarafından aynı sıcaklıkla kucaklanmamızdan dolayı çok mutluyum.'SORU: Zaten barışırsanız da onun şiddeti, duygusallığı yüksek olur herhalde?Ali Düşenkalkar: 'Zaman zaman buna benzer nüveler veriyoruz. Yine yakında olacak bir bölümün içinde böyle sahneler var, söylemeyeceğim, sürpriz kalsın. Kayıtta mıyız?'SORU: Kayıttayız. Siz aynı zamanda Eskişehir Anadolu Üniversitesinde öğretim görevlisiydiniz. Devam ediyor musunuz? Ali Düşenkalkar: 'Hayır, devam etmiyorum. 2000-2005 yılları arasında bir yarım yıl ara vererek Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuvarında tiyatro bölümünde derslere gelmiştim. Eskişehir’i iyi bilirim. Ama olduğumuz semt mesela o zamanlar yok gibiydi adeta. 'Burası eskiden dutluktu.' derdik ya, adeta öyle bir bölgeydi. Ayrı bir köşeydi. Tarlalar vardı. Çekim vasıtasıyla geldim ve hayretler içerisindeyim. Gerçi Eskişehir çok değişti. Kasaba niteliğinden gerçekten büyük şehirle beraber büyük bir vizyonla çok başkalaştı.' SORU: Lefkoşa doğumlusunuz ve liseyi bitirene kadar orada okudunuz ve yaşadınız. Tiyatroya orada hem okulunuzda hem de sokak tiyatrosu yaparak başladınız. Savaş karşıtı oyunları sokakta sahneliyormuşsunuz. Biraz o yıllarınızı anlatır mısınız? Nasıl bir hayatınız vardı?Ali Düşenkalkar: '1974’ten söz ettiniz. Kendimi bildiğim ilk gençlik yıllarım. İçinin delikanlılığıyla insanın anarşik ruhu başkaldırır ya, işte o yıllar sanırım.'SORU: Bir de 1974 tarihi olarak önemli bir yıl..Ali Düşenkalkar: 'Tabii ki; 1974, savaş yılı ve Barış Harekatı'nın yapıldığı yıl. Savaşın gençler üzerindeki travmaları... Benim annem ve babam mesela 1958-1959 ve 1963 savaşlarını da biliyor. Ben 1961 doğumluyum. Tam merkezde, Lefkoşa'nın göbeğinde doğdum. Aslında insanlar savaş istemiyor. Fakat sistem buna sanırım zorluyor. Bunu da ötelemek, itmek ve savaştan uzak kalmak lazım. Sanırım gençlik yıllarım buna karşı koydu. Gerçekten, 'Savaşa hayır' pankartı açarak, 1977-1979 yıllarında Brecht’in, Neşe Yaşin'in şiirlerini okuyarak, herhangi bir uç ve siyasi mesele olmadan, insanları savaş karşıtlığına davet eden bir oluşumun içindeydim ben de. Bu gösterileri yapıyorduk.''Felsefi ve estetik açıdan kendimizi beslememiz gerekiyor'SORU: Lefkoşa’da tiyatro ve sanat, insan hayatında ne kadar etkili ve nasıl bir yerdedir, merak ediyorum?Ali Düşenkalkar: 'Çok uzun zamandır Lefkoşa’nın dışındayım ama bağım kesilmedi. Annem ve kardeşim orada. Son 2-3 yıldır Lefkoşa Belediye Tiyatrosu idaresi bir değişim gösterdi. Bayrak değiştirdi arkadaşlar. Fakat Devlet Tiyatrosunun biraz atıl kalmış bir hali var. Üstelik çok büyük anlaşmaları var, Türkiye'deki Devlet Tiyatroları ile. Yılda iki yönetmen, iki oyuncu ve dekor yapımı becayiş edilebilir ya da buradan yardım isteyebilirler. Orada kadroların gelişmesi ve genişlemesi lazım. Gelişme ise sadece okul bitirmekle olmuyor. Oradaki dostlar sanırım biraz az görüyor bunu. İnsanın herhangi bir sohbette, bir resimde ya da müzik parçasını dinlediğinde beslenmesi gibi hem felsefi hem de estetik açıdan kendimizi beslememiz gerekiyor, her zaman, her yerde. Sanatçının zaten asıl durakları buralar. Oralarda beslenir ve oralara yatırım yaparsak, kendi ülke tiyatromuza da şehrimize de ülkemize de sınırlarımıza da belirli katkılarda bulunuruz. Orada bir duraksama var galiba. Siyasiler, gerçek yatırımın insana olduğunu unutmadan, tiyatroya yatırım yaparlarsa sanırım gelişebilir. Kıbrıs’ta tiyatro yanmıştı ve yanmış olan tiyatro yapılmadı. Başka bir şey söylemeyeyim. Siyasiler bunu işitirlerse kendi kulaklarını çeksin.'SORU: Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarından mezun olur olmaz Devlet Tiyatrolarına hiç ara vermeden başlamışsınız. Şanslı mı demeliyiz hemen kadroya girmeniz yönünden?Ali Düşenkalkar: 'Evet, çok doğru, çok haklısınız. Biz sınıf olarak şanslıydık. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarının tiyatro bölümüne 1979 yılında giren öğrenciler, çok önemli bir yelpazedeki öğretim görevlileri tarafından yetiştirildi. Yani bizim sınıfımızın hocaları, Türkiye tiyatrosuna bugün damgalarını vurmuş insanlardır. Onun için çok şanslıydık gerçekten. Zaten tiyatro, usta-çırak ilişkisine dayalı bir şeydir. 1979 yılında girdik, 1983 yılında mezun olduk. Birkaç arkadaşımız alt sınıfta kaldı. Fakat onlarla da birkaç yıl sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu çatısı altında buluştuk. İstanbul Devlet Tiyatrosu yeni kurulmuştu. 4-5 yıl olmuştu. 60 kişilik ortalama bir kadrosu vardı. Biz 11 kişilik bir sınıftık mezun olduğumuzda. 10 kişi birden tek dilekçeyle bizi İstanbul kadrosuna aldılar. Devlet Tiyatrosunun genç insana ihtiyacı vardı. Bizim öğretmenlerimiz sağ olsun Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarının öğretim görevlileriydi. Bir torpil mi yaptılar? Hayır. Bir 10 yıl sonra tiyatronun bütün yükünü bu sınıf taşıdı.'SORU: 'İstanbul Efendisi', 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz', 'Macbeth', 'Amadeus', 'Afife Jale', 'Küçük Nasrettin' ve dahası, çok sayıda oyunda, oyuncu, yardımcı yönetmen ve yönetmen olarak da görev yaptınız. Sanki yıllar içinde hiç boşluk vermeden çalışıyor olmanız sanata karşı büyük bir sorumluluğunuz varmış hissi uyandırıyor. Siz öyle hissediyor musunuz?Ali Düşenkalkar: 'Sorumluluk, sadece sanata karşı değil, insana karşı da öyle. Sanat benim için bu anlamda araç olarak kullanılabilir. İnsana karşı da her zaman nefes alıyorsak sorumluluğumuz vardır. Ben sadece bu kapsamda sanırım tiyatroyla buluştuğum ve bu yapıda bir kültürde ders aldığım için böyle düşünüyorum. Sahnede olmak güzel bir şey. Şimdilerde artık pek sahnede olmayı seçmiyorum. Yönetmenlik tarafına geçmek daha çok hoşuma gidiyor. Son 5-6 yıldır yaptığım oyunlarla daha çok aşağıda olmayı seviyorum gerçekten. Üretimin farklı bir bakışıyla, başka bir tümce söylemek için. Yaşamınızda derdiniz varsa da zaten sanatla uğraşırsınız. Hele tiyatroyla derdiniz olmazsa yaşama dair, hiçbir şekilde yoksunuzdur orada. Derdiniz varsa kurtulamazsınız da bu dertten. Hep bir şey anlatmak durumundasınız ya da sizce nasıl olması gerektiğini söylemek zorundasınız.'SORU: Profesyonelliğinizin kırkıncı yılınızdasınız değil mi?Ali Düşenkalkar: 'Profesyonelliğim evet, evet. Devlet Tiyatrosuna ilk 1983 yılında girdiğime göre evet. 1983 yılından önce de ben tiyatro yaptım. 1980 yılının şubat ayında Devlet Tiyatrosuna figüranlıkla başladım, profesyonel yaşama. Doğru, tam 40 yıl olmuş.''Selendirme sanat değildir, var olan bir şeyle örtüşmektir'SORU: Dönüp baktığınızda kilometre taşlarınıza içinizde mutluluk yaşadığınız ve iyi ki yaptım dediğiniz hangi projeleriniz var?Ali Düşenkalkar: 'Ben sadece İstanbul'da tiyatro yapmadım. İstanbul dışında, Trabzon, Adana, Ankara, Bursa Devlet Tiyatrosu, İstanbul içinde özel tiyatrolar, Nilüfer Kent Tiyatrosu ve Bursa Şehir Tiyatrosunda oyunlar sahneye koydum daha önce. Sadece İstanbul değil, derdim. Herkese ulaşmak için bunları tercih ettim.'SORU: Türkiye'nin dört bir yanına gitmek değil mi?Ali Düşenkalkar: 'Tiyatro yapıyoruz. Tiyatro yaptıktan sonra sorun yok. Bu bildiğim ve anladığım bir iş. Onun için başka bir iş yapmayı tercih etmiyorum. Bunun yedek parça ve yan sanayileri de var.'SORU: Evet, seslendirme için söylüyorsunuz yedek parça ve yan sanayiyi. Ama aslında çok önemli filmlerin başrol ve ana karakterlerinin sesisiniz. Bu çok büyüleyici geliyor izleyenlere aslında ama siz yedek parça ve yan sanayi diyorsunuz. Neden?Ali Düşenkalkar: 'Şöyle; ben orada bir filmde oynayan sanatçıya sanat yapmıyorum. Yapılmış bir olgu var ortada. Bunu böyle savunuyorum. Onun için yedek parça, yan sanayi diyorum. Gerçek bir sanat var, estetik, film, yönetmen, oyuncu, prodüktör var. Bu filmde biz sadece Türkçe söyleyen kısmındayız. Onun için biz bir yedek parçayız, bir yan yoluz diyorum. Biz sanat yapmıyoruz. Seslendirme bu anlamda bir sanat değildir. Seslendirme var olan bir şeyle örtüşmektir ve onun önüne geçmeden, ciddi ve büyük bir saygınlıkla yapılması gerekir. Oynamış bir aktörün önüne geçmeye çalışarak, onun tümcelerini, onun anlarını eğer algılamayıp metin okumaya çevirirseniz, o da en kötüsü olur. Artık yavaş yavaş ülkemizde teknolojinin gelişmesiyle iyi seslendirme yapılmadığı kanaatindeyim. Çünkü eskiden biz stüdyoya hep beraber, 7-8 kişi girerdik ya da konuşacağınız roller beraber girerdi. Artık şimdi salgının da bize kazandırdığı bir şeyler oldu galiba. Evden de seslendirme yapabiliyoruz. Belirli programları var ve evden siz konuşuyor, gönderiyorsunuz. Sonra başkası da aynı şekilde yapıyor gönderiyor. Onun ne dediğini, nasıl dediğini bilmiyorsunuz. Hangi tonda cevap vereceğinizi bilmiyorsunuz. Yani stüdyodaki insanın aldığı nefesin nasıl bir nefes olduğunu ya da nasıl bir tonda size bağırdığını bilmiyorsunuz. Artık makinelere ve teknolojiyle yapılan bir seslendirmeye kalınca, bu anlamda biraz eski değerlerini yitirdi. Anılarımızda kalacak yakında.'SORU: Bu anlamda tabii stüdyoda hep beraber seslendirmeniz, bu ruhu yaşatıyor olmanız aslında önemli ve 'Sadece seslendirme yapıyorum.' dememektir bu. Evde tek başınıza teknolojik seslendirme kaydında demek ki bu ruhu hissetmiyorsunuz?Ali Düşenkalkar: 'Tabii ki önemli. Hayır tabii ki vermiyor.'SORU: Ben dahil eminim çok insan, Hugo Weaving’ın oynadığı 'V For Vendetta'da, V’yi sırf sizin sesinizle dinlemek için dublajlı halini izlemek istiyor, bu ruhu hissederek. Siz ne hissediyorsunuz?Ali Düşenkalkar: 'Evet, o film benim yaşamımda çok özel bir yer aldı. Haklısınız. Çok da güzel bir film çünkü. Ben o filmi 3 günde konuştum. Birinci gün bitireceğimizi sanıyorduk seslendirme yönetmeniyle. Fakat bir yerde yoruldum. Önceki gün prova da yapmıştım. Herkes prova da yapmıyor artık. Eskiden biz prova yapardık. Kaseti alırdık stüdyodan, yapım şirketinden. Seyrederdik, tekste bakardık, tekstin deşifresini yapardık. Şimdi artık o kadar süratli yaşıyoruz ki, bu da artık fast food gibi bir hale dönüştü. Zaten deşifre ederken filmi konuşmuş oluyorsunuz. Ne filmi görüyorsunuz, ne filme sahipsiniz, birden bire sizden kaçıp gidiyor. Seslendirmenin bugün Türkiye’de geldiği yerden dolayı üzgünüm. Eskiden öyle değildi. Bu sadece benim için özel bir şey değil. Özellikle böyle bir filmi konuşmuş olmamdan kaynaklanan bir övgüyü almışlığımdan söylemiyorum. Buna bir enstantane diyelim. Ben bugün böyle görüyorum. Daha iyisi yapılabilirdi ve yapılıyordu. Zamana karşı yarış sanırım bunun tadını kaçırdı. Dibi tuttu.'SORU: Tiyatro oyunlarınızın yanı sıra radyo tiyatrosu, radyoda arkası yarın, belgeseller, sinema filmi ve dizi film seslendirmelerine okul zamanında mı başlamıştınız?Ali Düşenkalkar: 'Okul biterken son sınıfta başladım. Ramazan eğlence programlarında Dinçer Sümer’in yazdığı oyunlar vardı. Onlarla başlamıştık. Bir ajans çağırıyordu ve onları arkası yarın gibi yapıyorduk. Film seslendirmesine de belki hatırlayacak olanlar vardır, VHS ve Betacam dönemi vardı. Stüdyolara gider kasetleri seslendirirdik. Her köşede kasetçiler vardı eskiden. Müthiş bir dönemdi. Bir stüdyo günde 3-4 kaset yapabilirdi. O stüdyoda işimiz biter, öbür stüdyoya giderdik. Ben de yaptım. Adıma değil, bir ticari şirketin adına 5 tane stüdyoyu ben çalıştırdım. Cast'ları yaptım, insanları nasıl bir ses yelpazesiyle bir filmde konuşturmak adına çalışmalar yaptım. Çünkü öyle bir ses vardır ki değerlidir. Bas bir sestir. Sadece bas olduğu için o arkadaşımıza, o ünlüye, eğer başrolü verirseniz, ki yapılan en büyük yanlışlardan biridir diye düşünüyorum, o doğru olmayabiliyor. Çünkü o aktörün sesi benzeyebilir ama o filmde öyle oynamamıştır. Onun için o konuşmacıyı bulmak lazım.'SORU: Çok filmde rol aldınız. Mesela Reha Erdem’in 'Korkuyorum Anne', 'Kaç Para Kaç', 'Beş Vakit' başta olmak üzere, filmlerinin birçoğunda varsınız. Bu filmler hep ödüllü, festival filmleri oluyor. Reha Erdem’in filmlerinde olmak nasıl bir duygu? Sinema filmlerindeki seçiminizi neye göre belirliyorsunuz?Ali Düşenkalkar: 'Evet, çok mutluluk verici bir şey. Bir gün bir gazete bana sormuştu, 'Korkuyorum Anne'den sonra ne düşünüyorsunuz?' diye. 'Artık oğluma hediye edebileceğim bir filmim var.' demiştim. Manşetten röportajıma onu yazmışlardı. Reha Erdem ile tanışmam çok ilginç. A Ay filmini çektikten sonra bir çocuk konuşmacı arıyorlarmış. Çocukları eskiden bizde kadın arkadaşlarımız konuşurdu. Çok da güzel sesler vardır. Yıllarca benim ağabey-kardeş, abla-kardeş konuştuğum sesler vardır. Örnek, rahmetli Fatoş Balkır, Oya Küçümen, Oya Presçiler ve birçok arkadaşımla, hanımefendiyle ağabey-kardeş konuşmuştum. 30 yıl önce, sesim 14 yaşına kadar inebiliyordu. Bir gün Reha Erdem, stüdyoda bir erkek çocuk konuşmacı arıyor. Bana ulaştılar, 'Tabii gelirim.' dedim. Orada tanıştık. Hatta Arif arkadaşımız çok iyi bir oyuncudur. Onu konuştum. Çok beğendi Reha, 'Tamam oldu.' dedi. Birkaç kadın arkadaşımız konuşmuş, olmamış. İlk tanışmamız öyle başladı. Ondan sonra Kaç Para Kaç'ta beraber çekim yaptık. Benim işimin bittiği gün, beraber vapur iskelesindeydik Kabataş'ta. Koluma girdi, 'Bundan sonraki işte de beraber olacağız.’ dedi. Korkuyorum Anne'nin ismini söylemeden zikretmişti. Sonra beni 2-3 yıl sonra çağırdı gittim. O süre biraz uzun. Bana, 'Ne kadar fotoğrafın ve geçmişine ait belge elinde varsa getirsene. Rolün adı Ali.' dedi. İki sayfa sinopsis okudu bana. Filmin adı Korkuyorum Anne değildi ama gösterime Korkuyorum Anne olarak çıktı. Fakat jenerikte (İnsan nedir ki?) eski adı yazar filmin. O çok güzel bir anı benim için. Nürnberg Film Festivali’nde, Ankara Film Festivallerinde En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldım onunla. Reha Erdem ile devam ettim. Bazı filmlerinde sadece ses olarak varım. Bu çok güzel bir şey.''Baba Evi dizisi, çıraklıktan kalfalığa geçmekti'SORU: Sadece Reha Erdem filmleri değil, birçok sinema filmleriniz var rol aldığınız. Derviş Zaim’in 'Çamur', 'Devrim Arabaları', 'Malazgirt 1071' ve diğerleri de çok özel filmler.Ali Düşenkalkar: 'Evet, mesela 'Osmanlı Cumhuriyeti' de çok ilginç bir filmdir. Oradaki rolüm İbrahim Paşa da benim için çok hoş bir roldür. Düzenin ve sistemin yalpalattığı insanları çok seviyorum. Onlarla uğraşmayı bir aktör olarak çok seviyorum galiba. Öyle şeylerle biraz haşır neşirim. Bu dizide de çok sağlıklı bir adam değil, oğluna ve evde karısına karşı. Gönül Dağı’nın başarısının en büyük nedeni de hepimizin içinde olan ve hepimizin gördüğü anneler, babalar, kardeşler, ağabeyler, ablalar, çocuklar var. Bozkır, doğa ve evlerimiz. Çok uzun süredir özlediğimiz ve etrafımızda aslında gördüğümüz ama birbirimize ‘Hayır böyle değilmiş yaşam.' deyip 'beyaz cam'da bakarak uzaklaştığımız bir şeyleri hatırlattı galiba. Başarı da burada sanırım.'SORU: Gelenekselliği içinde barındırırken bütün karakterlerin ayrı ayrı örgüsünün ekrana yansıması izleyiciye tanıdık ve sıcak geliyor tabii.Ali Düşenkalkar: 'Bana da sıcak geliyor. Ben senaryoyu okuduğumda çok keyif alıyorum.'SORU: İzliyor musunuz her bölümünüzü?Ali Düşenkalkar: 'Hepsini seyretmeye çalışıyorum, gerçekten. Çekimde değilsek ilk yayınlandığı anda. Çekimdeysek de ertesi gün bakmaya çalışıyorum.'SORU: Genelde projelerinizi seyreder misiniz?Ali Düşenkalkar: Hep seyrediyorum. Ben mesela sette monitör arkasına geçmem, bakmam. Arkadaşım nasıl oynuyor diye seyretmem. Sonuca bakmaya çalışırım. 'Ben nasıl olmuşum'u mutlaka kontrol etmem lazım. Bir kalite kontrole girmek lazım ara sıra kendinizce.''Gönül Dağı çok iyi bir iş'SORU: 'Muhteşem Yüzyıl', 'Baba Evi', 'Hanımın Çiftliği', 'Kayıt Dışı' ve en son 'Gönül Dağı' gibi bir sürü dizi projeniz oldu. Dizilerin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?Ali Düşenkalkar: 'Dizi bir oyuncuyu ekonomik olarak bir parça rahatlatan bir sektör. Nice tiyatro insanı arkadaşım var, dizilerde çalışıp tiyatro kuran. Tiyatroda para kazanamayıp dertlenip, diziden kazandığıyla tiyatronun çalışması, tiyatroyu var edebilmek için taşıyan, gerçekten cengaver diyebileceğim insanlar var. Benim de hayatımı yaşamım ve ailem adına kolaylaştırmak için diziye ihtiyaç duyduğum bir gerçek. 36 yıl üstünden Devlet Tiyatrosundan 1,5 yıl önce emekli oldum. Ama bununla yaşayamayacağımı çok net görebiliyorum. Çünkü oğlum yurt dışında okuyor. Ekonomik zorlukların hepimizi bir yerlerde kıstırdığı aşikar. Bu yüzden bir imdat kolu olarak da görüyorum aynı zamanda. Eğer benim dişlinin bir parçası olarak yer almam bana mutluluk veriyorsa, doğru işle buluşmuşum demektir. O anlamda Gönül Dağı da iyi bir iş. Evet, Hanımın Çiftliği, Dila Hanım, özellikle Baba Evi ilk büyük dizimdi benim. O, dizi sektöründe çıraklıktan kalfalığa geçmekti. Çünkü dizi sektöründe apayrı bir matematik işliyor. Kaldığınız yer neresi ise o mantıkla gün içinde beş defa aynı yerden başlamak zorunda kalabilirsiniz. Onu tutmak, onu hatırlamak, karakteriniz için çok önemli ise onu sağlamlaştırmak çok önemli. Ayrı bir mesaisi de var. Gecesi, gündüzü, soğuğu, sıcağı da yok. Bununla özellikle Sivrihisar'da karşılaştık.'SORU: Görselliğin ekranda ön planda olduğu günümüzde diziler iyi oyuncular olmadan kotarılamıyor gibi. Öyle düşünüyor musunuz?Ali Düşenkalkar: 'İyi oyuncular olmadan işler hiçbir zaman kotarılamadı ki zaten. Mutlaka ve mutlaka ikinci ve üçüncü kadının, ikinci ve üçüncü erkeğin tiyatro kökenli olduğunu lütfen dikkate almanızı rica ederim. Evet, başrol oyuncusu kendini yetiştiren çok arkadaşımız var. İsim olarak zikretmeyeceğim ama şimdi yönetmen olan şarkıcı-türkücü arkadaşımız var. Bir Türkiye güzelimiz, genç bir jön arkadaşımız var. Aldığı derslerle, çalıştığı filmler gerçekten ben bile seyrediyorum. Çok ciddi eğitim peşinde koştu, kendini yetiştirdi. Bu isimler çoğaldı. Bu güzel insanlar yalnızca kendilerini çeken kameraya yan dönüp bakılamayacağını bir süre sonra anladılar. Onlar kendilerini eğitmek zorunda kaldı ve çok da başarılı işlere imza atıyorlar. Onları takdir ediyorum. Ama kendilerine yatırım yapmayan ve bu işlerde tutunmaya çalışanlar zaten görüyorsunuz doğal bir eleme usulüyle yavaş yavaş eleniyor. Keşke öyle yapmasalar, bu işte usta-çırak ilişkisi içinde ya da bir dramaturgla çalışsalar. Son 10 yıldır oyuncu koçu var. Artık bundan da bahsediyoruz. Oyuncu koçuyla çalışsınlar. Devamlılığını bilmek için bir asistan tutsun kendine. Yani sektörün kendi oyuncularıyla doğru şekilde haşır neşir olarak doğru eğitsin kendini ve bunu bulsun.'SORU: Seyirciyi yetiştirmeye çocuk oyunlarıyla başlanılacağını savunuyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Bu çocuk oyunlarıyla başlayan bir nevi eğitim durumu hem sanat hem insanlık adına neleri değiştir sizce?Ali Düşenkalkar: 'Dünyayı değiştirecek. Dünyaları değiştirecek. Çocuklar ve gençler bizim geleceğimiz. Biz, onlara yatırım yapmazsak değişmeyecek dünyamız. Yani bildik, gördükle ilerleyecekler. Ama yaşamlarına estetiği, güzelliği tiyatroyla beraber getirebiliriz. Sadece tiyatro da demiyorum bu sinemadır, açık alanlardaki parklardır, sosyal değerlerdir, müzedir, bir konserdir. Çocukları yetiştirmemiz lazım. Okuldaki eğitmenlerinden başlamamız lazım. Bunun bir gereksinim olduğunu anlatmamız lazım eğitimcilerimize. Bunu gereksinim olarak hissettikleri anda değişim başlayacaktır. Gerçekten 'eğitim şart' sözü, eğitimin gerekliliğinden kaynaklanır zaten. Türkiye son 30 yılda okur-yazarlıkta başarıyı sağladı. Fakat bilgi, kültür ve birikim adına bir parça gerideyiz. Üniversitelerimizin haline bakarsanız ilk 500’de çok az üniversitemiz var. Çocukların eğitiminde ise çocuk tiyatroları çok önemli. Oradan başlar insanı tanımak. Kendinin dışındaki, annesi, babası, öğretmeni ve arkadaşları, bir tiyatroda bunların hepsini görebilir karşılıklı. Bir bebek önce emekler, bir yere tutunarak ayağa kalkmaya ve sıralamaya başlar. İki adım atar, düşebilir. Bırakın düşsün, kalkacaktır. Ama siz onu tiyatroya götürürseniz, estetiği, felsefeyi, güzel sanatları, kitabı tanıtırsanız, başka bir dünya olduğunu anlar. Bu dünya ile onun varlığını yapılandırmaya çalışırsanız, düşünce sistemini özgür, bağımsız düşünce sistemi olarak yetiştirmeye çalışırsanız o da bu özgürlükle ülkesi için yararlı bir insan olacaktır. Bir çocuk oyununda yarına ait ne öğretebilirsiniz? Aslında her şeyi. Yüzleşeceği o an, tasarlayabileceği renklerden tutun neyi var edebileceğini, yanlışın ne olduğuna kadar her şeyi öğretebilirsiniz. Zaten tiyatronun asıl amacı da o işte. İnsanı insanla anlatma meselesi. Çocuk sadece ekranda ve sinemada değil, tiyatroda bunu gördüğünde, inanın bana çok daha iyi ve sürati hızlandıran bir eğitim modeli bulabilirsiniz. O yüzden çocuklar değiştirecek dünyayı.''Yeni projemizle Türkiye’de bir ilke imza atacağız'SORU: Bursa, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmenliğini yapıyorsunuz. Neler yapıyorsunuz şu sıralar? Yeni projeler var sanırım gündemde?Ali Düşenkalkar: 'Sömestr tatilinde pazartesi-çarşamba günleri iki çocuk oyununu canlı yayınladık. Biri, 'Yaşlı Kadın ve Papağan', diğeri 'Renkli Olsun Yarınlar'. Bu iki oyunun yanı sıra 23 Nisan için de büyük bir proje var. Nilüfer Kent Tiyatrosundan söz ediyorsak sadece sömestr tatili için hazırlamadık. Diğer bölgede bu oyunları Nilüfer Kent Tiyatrosu Oyuncuları oynamıyor, Nilüfer’de ve Bursa’da salgın nedeniyle işsiz kalmış tiyatrolarla ortak projeler üretiyoruz. Şimdi 3 tane daha yapacağız. 23 Nisan haftası için bunları internet sitemizden ve Youtube kanalımızdan yayınlıyoruz. Bir süre sonra bunların çokça olduğu bir dönem başlayacak. Onları da 23 Nisan haftasında açacağız. O, orada kalıcı olacak. Bu salgın dönemi bitene kadar kendilerinin açıp bir şeyleri görebilecekleri, dünyalarını değiştirebilecekleri bir dünya sunmak istiyoruz. Sadece onlarla kalmadık. Küçük Prens’i, evlerden çekerek bir masal anlatı şeklinde ‘Küçüklere Masal Büyüklere Hikaye’ diye yayınladık. Şimdi yeni bir projelerimiz var ama bir projemizle Türkiye’de bir ilke imza atacağız.'SORU: Nedir o proje?Ali Düşenkalkar: 'Bir konteynır projesi, 'Hamlet’in Bütün Ölüleri ya da Hamlet’in Mezarlık Ziyareti'. Bir konteynırı aldık ve 8 göz oda yaptık. Birebir oyuncu ve seyirci karşılıklı olacak. Seyirci baştan başlayacak ve sondan bütün oyuncuları tek tek seyrederek dışarı çıkacak. Büyük sürprizleri olan oyunun içeriğinde şöyle bir şey var; Hamlet oyununda ölen Hamlet’in iki arkadaşı Rosencrantz ve Guildenstern’ın dışındaki tüm karakterler ve iki mezarcı var. Bu yeniden bir yazım. Emre Feza Soysal yazdı. Nilüfer Kent Tiyatrosu yapıyor ve salgın düşünülerek bütün sterilizasyon ve havalandırma koşulları sağlanarak yapılıyor. Bu oyuna, 11 Şubat akşamı Nilüfer Belediyesi Binası Halkevi önünde gösterime başlıyoruz kısmetse. Çok yakın bir tarih kaldı. Eskişehir’de olmak güzel, evet çalışıyorum. Bir taraftan da içim, aklım, kafam, yüreğim orada çarpıyor ve sızlıyor. Az gün kaldı.'SORU: Evet, bir de farklı bir proje yapıyorsunuz.Ali Düşenkalkar: 'Yani dünyanın bilmediğimiz noktaları var. Yapılmış mı diye baktık. Birebir yapılmamış. Ama bir kişi konteynırın içinde oyun oynamış. Yani seyirci gezici olmuş. Ya da 3-5 kişi seyirciyi konteynırda bir yere koymuşlar orada oynamışlar. Buna dair bir belge, bilgi yok elimizde. Türkiye’de bir ilk olduğunu biliyoruz. Bir dünya prömiyeri yapacağız. Bunu Türkiye’nin değişik kentlerine götürme şansımız olacak, taşıyabileceğiz. Sadece burası için düşünmüyoruz, ülke içinde kalsın diye istemiyoruz. Bunu eğer tanıtabilirsek, anlatabilirsek dünyada tiyatro adına ender yapılmış projelerden biri olacak.'SORU: Dünyayı dolaşırken de dilini çeviri olarak mı oynayacaksınız? Ali Düşenkalkar: 'İngilizce ve Fransızca alt yazısını yaptık. Bu sadece konteynırda canlı seyirciyle olmayacak. Zaman zaman bunu canlı olarak belli şifreler vererek, belli bedel karşılığında internette de yayınlayacağız. Yine bu proje ülkede salgın döneminde zor durumda kalmış tiyatrolara ve oyunculara aktarılacak bir bütçe olacak. Yine bazı rolleri bazı ünlü dostlar oynayacak.'SORU: İsim verebilir misiniz, kimler olacak?Ali Düşenkalkar: 'Verebilirim tabii ama şu anda vermeyeyim. En azından sözleşmeyi imzalayamadım dostlarımla. O yüzden ayıp etmiş olmayayım. Ama 8-10 arkadaşımız var ana cast’ın dışında. Bazı roller bazı geceler değişecek. Ki buradan elde edebileceğimiz geliri örnek Bursa’da Güney Marmara Kooperatifi diye bir tiyatro kooperatifi var, olduğu gibi oraya aktaracağız. İstanbul’da da ya tiyatro kooperatifi ya da Oyuncular Sendikası’na aktaracağız. Yani kişi bazında değil tanıdık bir kurum ve bildik, sicili olan, sigorta ödeyen kimselere aktırmak istiyoruz. Bu aktarma meselesinin deneyimini de daha önce ‘Dayanışmanın Yüzü Şiir’ diye bir platform kurduk. Orada çok ciddi bir çalışma yaptık. Destek Ol kampanyası yaptık. 100 ünlü aktör ve aktris şairlerimizin şiirlerini söylediler.'SORU: Siz de galiba Afşar Timuçin’in şiirini söylediniz değil mi?Ali Düşenkalkar: 'Evet Afşar Timuçin, felsefe hocam. Onun şiirini söyledim.'SORU: Geri dönüşü nasıl oldu?Ali Düşenkalkar: '438 arkadaşımıza belli bir dönemde ikişer defa yardımda bulunabildik. Çok istediğimiz kadar ilerlemedi, gelişmedi, büyümedi. Çünkü ilk ay yardım eden insanlar olmaya başladı. Üçüncü ayında baktık ki o yardım eden arkadaşlarımız da sorunlu olmaya başladı. Uzun sürdü. Bu salgından en fazla etkilenen yer tiyatrolar ve sinemalar oldu.''Ülkemizin, salgından sonra yeni bir yapılanma sürecine gireceğine inanıyorum'SORU: Bu sadece pandemi döneminin bir sorunu değilmiş gibi geliyor bana. Yani genel olarak tiyatroların ödenekleri veya sigortasız çalışan insanların olduğunu varsayarsak gerçekten tiyatro kazançlı bir yer değil. Geçinme zorluğu yaşayan çok insan vardır sanırım?Ali Düşenkalkar: 'Biz başlığımızı Tiyatro Emekçileri diye açtık zaten. Gişecisi, yer göstericisi, oyuncusu, ışıkçısı, dekorcusu, dekor taşıyanı, kostüm kreatörü, tasarımcısı, yönetmeni, dramaturgu, kim varsa. İstanbul’da bugün tiyatro kooperatifinin sayısı çok ciddi bir rakama ulaştı. Bir de tiyatro kooperatifine girmemiş nice tiyatro var henüz. Gireceklerdir umarım. Birlik olmak çok önemli. Hiç yoksa 15 kişi olsa deseniz çok büyük bir fabrika aslında. Her tiyatronun apayrı söyleyeceği bir şey vardır ve ona ulaşmak güzel bir şey. Umuyorum kültür politikaları yeniden düzenlenir. Umuyorum kültür politikasının değişmesi gerektiği, gerçek katkının insana yatırım olduğu anlaşılabilir. Zor zamanda sadece sanayiciyi desteklemek değil, insanı destelemek için bir şeyler yapmak lazım. Tiyatro salonuna giren seyirciyi devletin de desteklemesi lazım.'SORU: Yeni bir sinema projeniz var mı? Ali Düşenkalkar: 'Sinemaya dair bir projemiz yok ya da bana gelmiş bir proje yok ama adıma konuşulan bir şeyler varsa ben bilmiyorum.'SORU: Belki pandemi dönemi öncesi konuşulmuş ve bekleyen bir proje vardır diye soruyorum?Ali Düşenkelkar: 'Yok, bende yok. Keşke olsaydı.'SORU: İletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?Ali Düşenkalkar: 'Öncelikle buraya geldiğiniz için ve bu röportajı gerçekleştiren tüm dostlara teşekkür ederim. Sağ olun emek vermişsiniz. Eskişehir’deyiz çünkü. Ülkemizin, salgından sonra yeni bir yapılanma süreci içinde olduğuna inanıyorum.'
Kilis'te Şüpheli Ölüme İlişkin Bir Kişi Tutuklandı
KİLİS (AA) - Kilis'te yaşlı 80 yaşındaki kişinin evinde şüpheli ölümüne ilişkin gözaltına alınan zanlı tutuklandı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, Ekrem Çetin Mahallesi'nde yaşayan 80 yaşındaki F.C'ye ulaşamayan yakınları polisten yardım istedi.F.C'yi evde hareketsiz bulan ekipler, durumu 112 Acil Servis ekiplerine bildirdi. Sağlık ekipleri, yaptıkları kontrolde F.C'nin hayatını kaybettiğini belirledi.Ölümü şüpheli bulan ve olayla ilgili inceleme başlatan polis, S.H'yi gözaltına aldı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen S.H. tutuklandı.
Reklam
TRT World Forum "Dijital Tartışmalar" Serisi Başlıyor
İSTANBUL (AA) - TRT World Forum tarafından kültürel, politik, ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm aramak amacıyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek 'Dijital Tartışmalar' serisinin ilk programı bu akşam 'Libya İç Savaşı' oturumuyla başlıyor. ​​​​​​​TRT'den yapılan açıklamaya göre, ilki geçen yıl başlatılan 'Dijital Tartışmalar' serisi, bu yıl 'Küresel Düzende Yeni Dinamikler' ve 'Arap Baharı'ndan On Yıl Sonra: Geçmişin Yansımaları ve Geleceğe Dair Öngörüler' ana başlıkları altında devam edecek.Her ay alanında uzman konukların katılımıyla düzenlenecek çevrim içi seminerler, TRT World Forum'un YouTube, Facebook ve Twitter hesaplarından canlı takip edilebilecek.'Arap Baharı'ndan On Yıl Sonra: Geçmişin Yansımaları ve Geleceğe Dair Öngörüler' tartışma serisinde, Arap dünyasının büyük bölümünü etkileyen ayaklanmaların 10. yıl dönümünde Arap ülkelerinin dinamikleri, toplumların yaşadığı zorluklar ve gelecek beklentileri ele alınacak.'Küresel Düzende Yeni Dinamikler' tartışma serisinde ise değişen dünya düzeninin ortaya çıkardığı belirsizlikler ve uluslararası güç ilişkilerinin geleceği tartışılacak.Bu akşam saat 20.00'de 'Libya İç Savaşı' oturumuyla başlayacak ilk programın konukları, Libya Taghyeer Partisi Lideri Guma El-Gamaty, Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü William Lawrence ve Sadeq Enstitüsü Direktörü Anas El Gomati olacak.
İnsan Hakları İzleme Örgütünden Kolombiya'ya İnsan Hakları Savunucularını Koruyamadığı Eleştirisi
BOGOTA (AA) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Kolombiya'nın 'insan hakları savunucularını koruma karnesinin zayıf olduğunu' bildirdi. Örgüt, 'Savunmasız Bırakıldılar: Kolombiya'nın Uzaktaki Topluluklarındaki Hak Savunucularının Öldürülmesi' başlıklı 127 sayfalık rapor yayımladı.Raporda, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (OHCHR) Kolombiya'da 2016'dan bu yana toplum liderlerinin de aralarında olduğu 400'den fazla insan hakları savunucusunun öldürüldüğüne dair verileri ele alındı.İnsan hakları savunucularını koruma ve sorumluların hesap vermesi noktasında hükümetin girişimlerinde ciddi eksiklikler olduğuna işaret edilen raporun hazırlanması süresince ülkedeki 20 eyalette adli makamlar, savcılar, hükümet yetkilileri, insan hakları savunucuları, insani konularda çalışanlar ve polislerin de aralarında olduğu 130'dan fazla kişiyle görüşüldü.Raporda, insan hakları savunucuları cinayetlerinin, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçlerinin (FARC) 2016'da hükümetle barış anlaşması imzalayarak silah bırakmaya başlamasından bu yana arttığına dikkati çekildi.Bir kısmı FARC'dan ayrılanlar olmak üzere silahlı grupların kendi aralarında mücadeleler, örgütlü suçlar, sivillere yönelik şiddet eylemleri gibi faaliyetlerde bulunduğu aktarılan raporda, bu tarz faaliyetlerin insan hakları savunucularının öldürülmesinde rol oynadığı kaydedildi.Raporda, Kolombiya'da risk altındaki insan hakları savunucuları ile diğer insanlara yönelik ihlalleri önlemek için hazırlanan politikalar, mekanizmalar ve kanunlar olduğu ancak uygulamada eksiklikler bulunduğu belirtildi.Latin Amerika'da en çok insan hakları savunucusu Kolombiya'da öldürülüyorHRW Latin Amerika Direktörü Jose Miguel Vivanco, Kolombiya'nın öldürülen insan hakları savunucusu sayısında son yıllarda Latin Amerika ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığını söyledi.Vivanco, hükümetin bu ölümler konusunda genelde anlamlı bir adım atmadığını vurguladı.Kolombiya Devlet Başkanı Ivan Duque yönetiminin çoğunlukla bu cinayetleri kınadığını kaydeden Vivanco, ancak sorunları çözme konusundaki hükümet sisteminin işlevsellikten uzak ve ciddi eksiklikleri olduğuna dikkati çekti.Vivanco, hükümetin konuyla ilgili kayda değer önlemler almadığı sürece, daha çok insan hakları savunucusunun öldürülebileceğini ve zarar görebilecek toplulukların savunmasız kalacağını söyledi.OHCHR verilerine göre, ülkede 2015'te 41 insan hakları savunucusu öldürülürken bu sayı 2019'da 108'e çıktı.
Meb'e Bağlı Pansiyonlu Okullarda Görevli Yönetici Ve Nöbetçi Belletmenlere Afet Eğitimi Verilecek
ANKARA (AA) - Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ortaöğretim Genel Müdürlüğü ile Türkiye Kızılay Derneği arasında imzalanan protokol gereği, pansiyonlu okullarda görev yapan yönetici ve nöbetçi belletmenlere yönelik 'Güvenli Yaşam Eğitimi' kapsamında afet eğitimleri verilecek.MEB'den yapılan açıklamaya göre, afetlere karşı hazırlıklı olmak hayati önem taşıyor. Afetler oluşmadan önce önlem alma faaliyetlerini içeren risk azaltma ve hazırlıklı olma çalışmalarına devam edildi.Bu kapsamda, MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü ile Türkiye Kızılay Derneği arasında imzalanan protokol kapsamında, Türk Kızılay afet eğitimi uzmanlarınca Genel Müdürlüğe bağlı pansiyonlu okullarda görev yapan yöneticilere ve nöbetçi belletmen/belletmenlere yönelik afet eğitimlerinin yapılması planlandı.Bu çerçevede, Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF) üzerinde bulunan Kocaeli, Sakarya, Düzce, Çankırı, Bolu, Amasya, Tokat, Erzincan, Erzurum, Muş ve Van illerine öncelik verilecek. Bu çalışma ve devamında yapılacak akran eğitimi ile okullarda oluşturulacak bilince katkı sağlanması amaçlanıyor.Eğitimin memnuniyeti ölçülecek11 Şubat saat 10.30'da Kocaeli'de, 14.30'da Sakarya'da uzaktan eğitim yoluyla Deprem ve Korunma Bilinci, Kütle Hareketleri (Heyelan) ve Korunma Bilinci, Sel ve Korunma Bilinci, Çığ ve Korunma Bilinci, Orman Yangınları ve Korunma Bilinci konularında eğitimler verilecek.Eğitimlere çevrimiçi katılanlara aktif olarak soru sorma imkanı sağlanacak, eğitim sonunda anlık paylaşılan anketler katılımcılar tarafından çevrim içi doldurulacak ve eğitimin memnuniyeti ölçülecek.Uzmanlar, KAF üzerindeki illerinden başlamak üzere her hafta perşembe günü Genel Müdürlüğe bağlı pansiyonlu okullarda görev yapan yaklaşık 500 yönetici, nöbetçi belletmen/belletmenlere eğitim verecek. Bu illerden sonra eğitimlerin ülke geneline yaygınlaştırılması planlanıyor.
Reklam
Bahçeli'den Astronot Kelimesi İçin Öneri: Cacabey! Cacabey Kimdir?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı '... gelin Türk uzay yolcularına Türkçe bir isim bulalım' çağrısının ardından astronot kelimesi için Gökbilimci Cacabey'in ismini önerdi. Peki Selçuklular döneminde Keyhüsrev zamanında yaşamış Cacabey kimdir? İşte Cacabey hakkında merak edilen tüm detaylar... 
İETT Otobüsünü Çalıp İstanbul Turuna Çıktı
Kadıköy'de park halindeki İETT otobüsünü çalan kişi Taksim'e gitti. Hırsız, burada bir süre dolaştıktan sonra otobüsü Taksim Meydanı Alt Geçidi'nde bırakarak kaçtı. GPRS'den otobüsün yerini belirleyen şoför, otobüsü Taksim'de terk edilmiş halde buldu. 
Reklam
Amatör Telsizciler Doğal Afetlerde Haberleşmeye Gönüllü Destek Veriyor
BURSA (AA) - SİNAN BALCIKOCA - Afet durumlarında kesintisiz haberleşmeye ve arama kurtarma ekipleri arasında koordinasyona katkı sağlamak için gönüllü destek veren amatör telsizciler, her an göreve hazır olacak şekilde bekliyor.Esnaf, mühendis, gazeteci, doktor gibi farklı meslek ve yaş grubundan amatör telsizciler, belirli periyodlar halinde alanlarıyla ilgili eğitim düzenleyip tatbikatlara katılıyor.Dünyanın dört bir yanındaki depremleri de takip eden amatör telsizciler, farklı ülkelerle iletişim kurarak uluslararası yardımlaşmada da görev alıyor. Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Bursa Şube Sekreteri Cankut Kalyoncu, AA muhabirine, TRAC'ın 1962 yılında kurulduğunu ve kamu yararına hizmet verdiğini söyledi.Kalyoncu, acil ve afet durumlarında gönüllü olarak haberleşme desteği sağladıklarını belirterek, şöyle konuştu:'1991 yılındaki Körfez Savaşı'nda sivil savunmaya verdiğimiz haberleşme desteğinden sonra kamu yararına çalışan dernek statüsüne eriştik. 1991'den itibaren ülkemizde görülen doğal afetlerde aktif olarak yer aldık. En son İzmir depreminde 9 şubemiz haberleşme desteğini sürdürdü. Şu anda Türkiye'de 60 şube, 35 temsilcilik ve yaklaşık 2 bin 500 üyeyle hizmet vermeye devam ediyoruz. Birçok arkadaşımız amatör telsizcilik sınavına girerek belge almaya hak kazanıyor.' 'Devletimize ve milletimize haberleşme desteği sağlıyoruz'Eğitim faaliyetleri kapsamında afet haberleşmesiyle ilgili tatbikatlar yaptıklarını anlatan Kalyoncu, 'Boş zamanlarımızda Uludağ'da bulunan rölelerde test ve bakım çalışması yapıyoruz. AFAD ile iş birliği içindeyiz. Devletimiz de bize gereken desteği sağlıyor. Bizler de elimizden geleni fazlasıyla yapmaya çalışıyoruz.' dedi.Kalyoncu, alanlarında birçok ilke imza attıklarını belirterek, 'Afetin içinde haberleşme üzerine hizmet veriyoruz. İzmir depreminde de telsiz üzerinden haberi alır almaz bu kente gittik. Oradaki haberleşmeye destek verdik. Depremdeki arama kurtarma çalışmaları bitene kadar oradan ayrılmadık.' bilgisini verdi.Kalyoncu, afetler olduğunda sağlıklı iletişim ve koordinasyon ihtiyacının ortaya çıktığına işaret ederek, şunları kaydetti:'Panik havası oluşuyor. Bizler afet haberi alır almaz, bir organizasyon şeması oluşturarak bu koordinasyona katkı sağlamaya çalışıyoruz. İlk etapta kimler nereye gidecek, nerede enkaz var, bu tespitleri oluşturup telsizler üzerinden bilgi akışını sağlamaya çalışıyoruz. Afet sırasında devlet kurumlarının uğraşması gereken birçok konu oluyor. Bu yükü azaltmak amacıyla haberleşme yükünü biz alıyoruz. İletişimin koptuğu noktada ve koordinasyonun sağlanmasında devletimize ve milletimize haberleşme desteği sağlıyoruz.' 'İzmir depreminde 7-8 ülkeden bize çağrı geldi'TRAC Bursa Şubesinde sürekli açık olan bir APRS cihazının olduğunu ifade eden Kalyoncu, bu cihaz sayesinde dünyadaki depremlerden anlık bilgi sahibi olabildiklerini dile getirdi.Kalyoncu, afetin yaşandığı ülkedeki amatör telsizcilerle doğrudan irtibat kurduklarını vurgulayarak, 'İzmir depreminde 7-8 ülkeden bize çağrı geldi. İhtiyaç olup olmadığı soruldu. 1999 depreminde de bizler aracılığıyla yurt dışından gelen yardım ekipleri söz konusu.' dedi.
Sultan 2. Abdülhamid Vefatının 103. Yılında Anılıyor
İSTANBUL (AA) - MÜCAHİT TÜRETKEN - Osmanlı Devleti'nin zor dönemlerinde 33 yıl tahtta kalan Sultan 2. Abdülhamid, vefatının 103. yılında yad ediliyor.AA muhabirinin kaynaklardan derlediği bilgilere göre, babası Sultan Abdülmecid, annesi ise Tirimüjgan Kadınefendi olan Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu.Abdülhamid, henüz 10 yaşındayken annesini veremden kaybederken, babası Sultan Abdülmecid ise 1861'de 38 yaşında vefat etti.Meşruti bir yönetim kurmak isteyen devlet adamı ve idarecilerin Sultan Abdülaziz ile 5. Murad'ı tahttan indirmelerinden sonra 2. Abdülhamid, 31 Ağustos 1876'da 34. Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı.Göreve geldikten kısa süre sonra 23 Aralık 1876'da Osmanlı Devleti'nin ilk anayasası olan Kanun-i Esasi ilan edildi.Sultan 2. Abdülhamid, tahta çıktığında içeride olduğu gibi dışarıda da birçok sorunla karşı karşıya kaldı. 31 Mart 1877'de Ruslar'ın tekliflerini kapsayan Londra Protokolü, Sultan 2. Abdülhamid'in isteğiyle mecliste görüşülüp reddedilince Rusya, 24 Nisan 1877'de (93 Harbi) Osmanlı Devleti'ne resmen savaş ilan etti.Gazi Osman Paşa'nın Plevne'de, Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın da doğudaki başarıları savaşın genel gidişini durduramadı, Türk orduları cephelerden çekilmeye başladı. Onların ardından on binlerce Müslüman-Türk muhacir de İstanbul'a ve Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı.Meclisle anlaşmazlığa düşen Sultan 2. Abdülhamid, anayasanın kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak, 13 Şubat 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz olarak tatil etti. Fakat meşrutiyet ve anayasadan vazgeçtiğine dair hiçbir beyanda bulunmadı.Savaşın sonunda Rusya ile 3 Mart 1878'de ağır koşullar içeren Ayastefanos Antlaşması imzalandı.Hafiye Teşkilatı13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile pek çok toprak kaybedildiği gibi, Rusya'ya karşı da ağır bir harp tazminatı ödenmesi kabul edildi.Sultan Abdülhamid, devletin içerisinde bulunduğu durum ile 1. ve 2. Çırağan vakaları sonrası kuvvetli bir hafiye teşkilatı kurdu.Dış politikada karşılaştığı güçlükler ve özellikle yabancı devletlerin içeride birtakım olaylar çıkarmaları, padişahı sıkı bir rejim uygulamaya sevk etti.Düyun-u UmumiyeDevletin toparlanabilmesi için zamana ihtiyaç olduğuna inanan 2. Abdülhamid, ağır bir yük oluşturan savaşlardan kaçınma yoluna gitti. Ekonomik alanda kendisinden önceki padişahlardan devraldığı dış borçları temizlemeye öncelik veren Sultan 2. Abdülhamid, Avrupalı alacaklıların temsilcileriyle 20 Aralık 1881'de bir anlaşma imzalandı. Muharrem Kararnamesi adı verilen bu anlaşmayla alacaklı ülkelere belli devlet gelirlerini toplamak üzere Düyun-u Umumiye'yi kurma imtiyazı tanındı. İslam dünyası ile bağlarını güçlendirmeye çalışan ve bunu temel bir siyaset haline getiren 2. Abdülhamid, Almanya'dan aldığı destekle 1888'de Haydarpaşa-İzmit demir yolu hattını Ankara'ya kadar uzattı. 1902'de Ankara'yı Bağdat'a bağlayacak hattın yapımı için de Almanlarla anlaştı.2. Abdülhamid'in en başarılı yönü dış politikaydı. Dış politikada temel amaç, imparatorluğun barış içinde yaşamasını sağlamaktı. 2. Abdülhamid, Avrupa devletlerinin Türkiye üzerinde birbiriyle çatışan çıkar ve ihtiraslarından faydalandı. Bu sebeple dış politikası, devletler arası ilişkilerde yeni şartlar oluştukça değişti. Hiçbir devletle devamlı anlaşmaya girmedi. Büyük devletleri mümkün olduğu kadar birbirlerinden ayırabilmek için çeşitli diplomatik faaliyetlere girişti.Halifelik sıfatını en çok kullanan padişah olduHalifelik sıfatını Osmanlı padişahları arasında en çok kullanan 2. Abdülhamid oldu. Güney Afrika ve Japonya gibi uzak ülkelere din alimleri göndererek İslamiyet'in oralarda da yayılması için çalıştı ve sömürgeci devletlere karşı mücadele etti. Şam'dan Mekke'ye kadar uzanan Hicaz demir yolunu inşa ettirdi.Sultan 2. Abdülhamid'in direttiği ve kısmen başarıya ulaştığı önemli konulardan biri de Filistin meselesi idi. Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak isteyen Siyonistler, 2. Abdülhamid'e başvurdular ve devletin dış borçlarını temizleyeceklerini bildirdiler. Padişah bu para tekliflerini kabul etmediği gibi, Yahudilerin çeşitli yollarla Filistin'e gelip yerleşmelerine engel olacak bazı önlemler de aldı.Balkanlarda yaşanan olaylar sonrası Türk subayları padişahı Kanun-i Esasi'yi ilan etmeye zorladı. 2. Abdülhamid, 23 Temmuz 1908'de anayasayı tekrar yürürlüğe koyduğunu ilan etti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Meclisi'ne üye gönderilmesine engel olmak için 5 Ekim 1908'de Bosna-Hersek'i işgal etti. Aynı gün Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Bir gün sonra da Girit, Yunanistan ile birleştiğini açıkladı.Rumi takvime göre 31 Mart'ta (13 Nisan 1909) İstanbul'da ayaklanma patlak verdi. İstanbul'daki olaylar 11 gün kanlı bir şekilde devam etti. Selanik'ten gelen Hareket Ordusu'nun 23-24 Nisan 1909 gecesi İstanbul'a girmesinden sonra ayaklanma bastırıldı.2. Abdülhamid, kendisine sadık olan Birinci Ordu ile Hareket Ordusu'na karşı konulması hususunda yapılan teklifleri kabul etmeyerek, Müslümanların halifesi olduğunu ve Müslüman'ı Müslüman'a kırdıramayacağını söyledi.27 Nisan 1909'da Said Paşa'nın başkanlığındaki Meclis-i Umumi-i Milli, 2. Abdülhamid'in hilafet ve saltanatının sona erdirilmesine karar verdi. Bir Türk, bir Ermeni, bir Yahudi ve bir de Arnavut'tan oluşan parlamento heyeti Yıldız Sarayı'na giderek Sultan Abdülhamid'e tahttan indirildiğini tebliğ etti.Sultan 2. Abdülhamid, tahtından indirildiği gece aile ve görevlilerden oluşan 38 kişi ile Sirkeci'den özel bir trenle Selanik'e götürüldü.Selanik'te Alatini Köşkü'ne yerleştirilen 2. Abdülhamid, düşman kuvvetlerin Selanik'e yaklaşması üzerine İstanbul'a getirilerek Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildi, hayatının son yıllarını burada geçirdi.10 Şubat 1918 Pazar günü vefat eden 2. Abdülhamid'in cenazesi özel törenle Divanyolu'ndaki II. Mahmud Türbesi'ne defnedildi.Eğitim, sağlık ve askeri alanlarda önemli adımlar atıldıSultan 2. Abdülhamid döneminde eğitim, bayındırlık ve tarım alanında da önemli adımlar atıldı. 1876-1908 yılları arasında iptidailer 200'den 4-5 bine, sübyan mektepleri 10 bine, rüştiyeler 250'den 600'e, idadiler 5'ten 104'e ve bugünkü öğretmen yetiştiren yüksek okul olan Darülmuallimin sayısı ise 32'ye yükseltildi. Ayrıca tarım, maliye, hukuk, baytar, ticaret, ziraat ve daha birçok alanda çok sayıda meslek yüksekokulları açtı. Spor dallarının gerçek anlamda çeşitlenmesi, toplumsal bir eğlence kültürü halini alması ve bunların bilimsel anlamda öğrenilmesine yönelik icraatlar da Sultan 2. Abdülhamid döneminde gerçekleşti. Ayrıca bugün Türk futbolunun üç büyük takımı Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş da Sultan Abdülhamid'in saltanat yıllarında kuruldu.2. Abdülhamid ayrıca, başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun çeşitli şehirlerinin önemli fotoğraflarını içeren çok değerli albümler koleksiyonu hazırlattı.Haydarpaşa Tıbbiyesi ve kendi parasıyla yaptırdığı Şişli Etfal Hastanesi ile bir kısım masraflarını şahsi kesesinden karşıladığı Darülaceze, onun sağlık ve sosyal yardım alanlarında attığı önemli adımlardan oldu.Ticaret, ziraat ve sanayi odaları da yine Sultan 2. Abdülhamid zamanında açıldı. Çeşitli şehirlerde atlı ve elektrikli tramvaylar, düzenli rıhtımlar yapıldı. Hicaz ve Basra'ya kadar telgraf hatları çekildi. Tahta çıkışının 25. yıldönümü anısına birçok şehre saat kulesi yaptırdı.Sultan 2. Abdülhamid döneminde askeri rüştiyeler ve idadilerin sayısı artırıldı. Ordu yeni silahlarla teçhiz edildi. Hukuk alanında da önemli adımlar atıldı. Ceza usulü ve ticaret usulü kanunları çıkarıldı. Batı örneklerine göre polis teşkilatı yeniden düzenlendi. Batı müziğinden, opera ve tiyatrodan da hoşlanan 2. Abdülhamid, sarayın masraflarını azami derecede kıstı, saray hayatından uzak sade bir hayat yaşadı.
Reklam
Irak'ta Artan Deaş Tehdidi Üzerine 3 Bölgede Operasyon Başlatıldı
BAĞDAT (AA) - Irak ordusu, ülkenin batı ve kuzeybatısında Haşdi Şabi güçlerinin de desteğiyle terör örgütü DEAŞ'a karşı geniş çaplı operasyon başlattı. Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, başkent Bağdat ve Enbar'ın batısı ile Salahaddin-Enbar vilayeti arasındaki bölgeler olmak üzere 3 noktada başlatılan operasyona, Irak ordusu ve Haşdi Şabi'ye bağlı birliklerin katıldığı, Irak Hava Kuvvetlerinin de destek verdiği kaydedildi. Açıklamada, operasyonun amacının terör örgütü DEAŞ'ın söz konusu bölgelerdeki varlığının sona erdirilmesi olduğu ifade edildi.DEAŞ'ın, 21 Ocak'ta Bağdat'ın merkezindeki bir çarşıya düzenlediği saldırıda, 32 kişi hayatını kaybetmiş, 110 kişi yaralanmıştı. Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, 28 Ocak'ta, DEAŞ'ın sözde Irak Valisi Ebu Yasir İsavi'nin öldürüldüğünü bildirmişti. Irak güvenlik güçleri ve Şii milisler, 8 Şubat'ta örgütün Bağdat, Necef ve Kerbela'da Şiilere ait kutsal mekanlara saldırı düzenleyeceği iddiaları üzerine silahlarıyla askeri geçitler düzenlemişti.
Rize'de Irmağa Yuvarlanan Yaşlı Kadın Yaralı Kurtarıldı
RİZE (AA) - Rize'nin Çayeli ilçesinde kaybolan yaşlı kadın, yuvarlandığı ırmaktan ağır yaralı olarak kurtarıldı.İlçeye bağlı Madenli beldesi Aloğlu Mahallesi'ndeki evinden dün sabah ayrılan 83 yaşındaki Ayşe Aloğlu'nun geri dönmemesi üzerine yakınları durumu jandarmaya bildirdi.Jandarma ve sağlık ekiplerinin vatandaşlarla birlikte yaptığı aramada Aloğlu, ormanlık alanda ırmak içerisine yuvarlanmış halde bulundu.Çayeli Belediyesi itfaiye ve sağlık ekipleri tarafından yuvarlandığı yerden çıkartılan Aloğlu, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı.Aloğlu'nın hayati tehlikesinin bulunduğu belirtildi.
Avustralya'da Yüksek Mahkeme Terör Mahkumlarının İnfaz Süresini Uzatan Yasal Düzenlemeyi Onadı
ANKARA (AA) - Avustralya Yüksek Mahkemesi, 2017 tarihli Terörle Mücadele Yasası'ndaki infaz süresi dolan terör mahkumlarının cezalarının uzatılabilmesini öngören düzenlemeyi onayan bir karar aldı.Yüksek Mahkeme, terör hücresi kurmak ve yönetmek suçlamasıyla 15 yıl hapis yatan ve 'topluma risk oluşturmaya devam ettiği' gerekçesiyle cezası uzatılan mahkum Abdul Benbrika'nın tahliye talebini reddetti.Yedi yargıçtan oluşan mahkeme heyeti, Benbrika'nın 'tutukluluğun sürmesi talimatı' adı verilen tedbir kararına anayasaya aykırılık iddiasıyla yaptığı itirazı, 2'ye karşı 5 oyla geri çevirdi.Victoria eyaletinin Melbourne kentindeki bir terör hücresinin lideri ve mensubu olmak suçlamasıyla 2009'da gözaltına alınan Benbrika, Melbourne ve Sydney kentinde 11 kişiyle birlikte aralarında dönemin başbakanına suikast ve bir futbol maçında bombalı eylemin de olduğu saldırıları planlamakla suçlanmıştı.Ülkede 2017'de kabul edilen terör düzenlemesi, terör suçundan mahkum olanların infaz sürelerinin, federal hükümetin talebi ve yetkili yargıcın onayıyla 3 yıl uzatılabilmesini öngörüyor. Mahkumun oluşturduğu riskin sürdüğünün değerlendirilmesi halinde ceza 3'er yıl sürelerle uzatılabiliyor.
Vakıflar Genel Müdürü Ersoy, 2021 Hedeflerini Açıkladı:
ANKARA (AA) - YASEMİN KALYONCUOĞLU - Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy, 2021 yılı hedeflerinden birinin, İstanbul'un turizm bölgesindeki tarihi eserlerin restorasyonunu tamamlamak olduğunu söyledi.Ersoy, AA muhabirine 2020 faaliyetlerine ve bu yıl yapılması planlanan çalışmalara ilişkin bilgi verdi.Salgın sürecine rağmen çalışmalara devam ettiklerini, restorasyon şantiyelerinde çalışmaları titizlikle sürdürdüklerini ifade eden Ersoy, bu kapsamda geçen yıl Bursa Ulu Camii, Edirne Merkez Süleyman Camii, Beyoğlu Galata Kulesi, İstanbul Fatih Eminönü Rüstem Paşa Camii başta olmak üzere 163 restorasyon ve 4 yeni inşaat yapım işini tamamladıklarını belirtti.2020'de yapılan en önemli çalışmanın Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesine alınması olduğunu vurgulayan Ersoy, şöyle devam etti:'Her ne kadar dini görevleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılıyor ise de bakımı, onarımı ve restorasyonu ile ilgili olarak bu eser Vakıflar Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde. Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyesinde olan bir cami. Bu caminin restorasyonu ile ilgili gerekli çalışmaları yapıyoruz. İlk tedbir olarak buranın yangın ve elektrik tesisatı ile ilgili araştırmayı yaptırdık, raporlamasını aldık. Türbeler, sıbyan mektebi ve şadırvanın onarımına başladık. Medresenin restorasyonunu da yapacağız. Kubbeleri de incelemeye aldık.'Kariye Müzesi'nin camiye çevrilmesi için de gerekli hazırlıkları tamamladıklarını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı ile ilgili kararnamenin çıktığını ve caminin ihalesinin ikinci aşamasının yapılacağını kaydeden Burhan Ersoy, 'Kariye Camisi'nin nisan, mayıs aylarında ihalesi yapıldığı zaman, yılın sonuna doğru camiyi ibadete açmış olacağız.' ifadesini kullandı.Mimarisi ikiye ayrılan camide dokuyu korumak için çalıştıklarını ifade eden Ersoy, 'Harem kısmını ibadete açacağız. Motifler ve fresklerde bozulma olmayacak. Çünkü bu UNESCO eseri, bir dünya mirası. Bu eserleri korumak dünyada yaşayan herkesin görevi, sadece Müslümanların değil. Biz de bu eserleri korumaya çalışıyoruz.' diye konuştu.İstanbul'daki Beyazıt Camisi ve Nuri Osmaniye Camisi'nin restorasyonunu tamamladıklarını, Sultanahmet Camisi restorasyonun da devam ettiğini aktaran Burhan Ersoy, şu bilgileri verdi:'2021 yılı içerisindeki hedefimiz, İstanbul'un turizm bölgesi hinterlandındaki yani Beyazıt, Fatih, Eminönü ve Sirkeci güzergahındaki tarihi eserlerin her birinin restorasyonunu bitirmek ve turizm sezonu başladığında bu yerlerin şantiye görüntüsünden kurtarılmasıdır. Bununla ilgili gayretimiz devam ediyor ve yüzde 70'e yakın çalışmamızı tamamladık. Geri kalan kısmı da en kısa sürede bitirip, camilerimizi ibadette açmış olacağız.''Süleymaniye'yi emin ellerde koruyacağız'Süleymaniye Camisi'nin kubbeleriyle ile ilgili önlemleri de masaya yatırdıklarına işaret eden Ersoy, caminin çevresindeki Darülhadis, Darüşşifa, Tabhane ve Daruzziyafe ile develikler diye isimlendirilen bölgelerin olduğunu, o bölgelerin her birinin yüklenicisinin ayrı ayrı ilgili bölümlerin restorasyonu ile uğraştığını ifade etti. Ersoy, Süleymaniye Camisinde yapılan çalışmalara ilişkin de şunları anlattı:'Restorasyon ihalesi yapmadığımız tek bir bölge kaldı, bu da Daruzziyafe. Orayla ilgili de güvenlik tedbirlerini aldık. Bu konuda kamuoyu tarafından eleştirildiğimiz konular da olabilir. 'Efendim orada kurşun çalınıyor, oralara bakmıyorsunuz' deniliyor. Dikenli tel örgüler ve güvenlik kamera sistemi ile orayı güvenli bir bölge haline getirmeye gayret gösterdik. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Valimiz gerekli desteği güvenlik için sağlıyorlar, istişare halindeyiz. Biz bir an önce orayla ilgili ihaleyi tamamlayarak, cami çevresini güvenlik altına almak istiyoruz. Camimizi emin ellerde koruyacağız.'2021 restorasyonlarına 1 milyar 200 milyon liralık bütçe2021'de Türkiye'de 193, yurt dışında 10 eseri tamamlamak için çalışacaklarını belirten Ersoy, restorasyonlar için 1 milyar 200 milyon liraya yakın bütçe ayırdıklarını söyledi.Restorasyonların yanı sıra yeni inşaatlar da yaptıklarını, bunlardan birinin de Bosna Hersek'te Riyaset binası olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de de yapımı devam eden hizmet binalarını en kısa süre bitirmeyi hedeflediklerini ifade etti.Ersoy, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde eğitim veren Bezmialem Vakıf Üniversitesi ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinin kampüs binası inşaatlarının devam ettiğini, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinin temel atma töreninin mart veya nisanda yapılacağını, gerekli sondaj çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.Ulus Zincirli Camisi, cemaatini 2021'de kabul edecekAnkara Ulus'taki Zincirli Camisi'nin restorasyonunu da bu sene tamamlamayı planladıklarını belirten Ersoy, caminin yanındaki boş arsayı da aldıklarını, buraya Genel Müdürlüğün finans kuruluşu olan Vakıf Katılım Bankası için şube açacaklarını ve zeytinyağı satış ofisini hizmete alacaklarını kaydetti.Ersoy, 'Tüm bunlarla ilgili ihaleyi yaptık. Bu yıl içinde yer teslimi yapılacak ve projeye başlanacak. Projeler kuruldan geçti. Zincirli Camii Ulus'un en güzel camilerinden birisi. Hacı Bayram Camisi'nden sonra cemaati en yoğun cami. Bunu da en kısa zamanda bitireceğiz.' dedi.KKTC'ye 5 milyon avroluk restorasyonBosna Hersek, Macaristan, Kosova, Afrin'in yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) de önemli çalışmalara imza attıklarını belirten Ersoy, bunlardan birisinin de Selimiye Camisi'nin restorasyonu olduğunu söyledi.Selimiye Camisi'nin yaklaşık 5 milyon avroya restore edileceğini ve çalışmayı 2022'de bitirmeyi planladıklarını kaydeden Ersoy, 'Restorasyon, uzun süreli bir iş. Derzlerinden, alçısına kadar her şeyi titiz bir şekilde ele alıyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak restorasyonda sayılı başarılı kurumlar içerisindeyiz. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile kardeşiz, omuz omuza vererek projelerimizi çıkarıyoruz, sonra da restorasyona geçiyoruz.' ifadesini kullandı.13 bin 500 vakıf kiracısı, 28 Şubat'a kadar başvuru yapabilecekErsoy, 7256 sayılı 'Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un yakın zamanda çıkarıldığını anımsatarak, bu kapsamda, vakıf mülkiyetinde eskiden kiracı olup, kiracılık sözleşmesi yapmamış 13 bin 500 işgalci durumundaki kişiye ilişkin de yasal düzenleme yapıldığını kaydetti.Bu kişilere yeni bir hak doğduğunu belirten Ersoy, 28 Şubat'a kadar vakıf kiracılarının başvuru yapabileceklerini, 17 Mart'ta da ilk taksiti ödemeye başlayacaklarını belirtti.Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı:'TBMM'deki arkadaşların bu konudaki gayretleri ve Bakan Bey'in titiz takibi ile bu yasayı çıkarmış olduk. Bu yasa ile 13 bin 500 kiracımızın sorununu da çözmüş olacağız. Bu kanun düzenlemesi 10 yılda bir yapılır. 2004'te ilk kez yapılmıştı. 13 bin 500 kiracımızdan ricam, bölge müdürlüklerine müracaat yaparak, işgalcilikten kurtulsunlar. Biz, onların sözleşmeli kiracı olmalarını istiyoruz. Geçmişe yönelik kiralarını 12 ayla taksitlendirdik. Faiz ve geriye dönük masraf almayacağız. 28 Şubat'ın son başvuru tarihi olduğunu tekrar hatırlatmak istiyoruz.'
Reklam