onedio
Bilimle Uğraşmayı Herkese Tavsiye Etmem!
ABDULKERİM BEDİR HABERLER AksiyonAhmet Yıldız, Amerika’da parmakla gösterilen genç akademisyenlerden. Araştırmalarıyla bilim tarihine adını yazdırmayı başardı. Son olarak ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’yle onurlandırıldı.ABD’nin Kaliforniya Üniversite-si’nde Fizik ve Moleküler Biyoloji bölümlerinde yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Ahmet Yıldız, önemli bir başarıya imza attı. ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’ne layık görüldü. Genç bilim adamı, prestijli ödülü önümüzdeki günlerde Beyaz Saray’da Obama’nın elinden alacak.Ahmet Yıldız’ın öğrenim hayatı tahmin edileceği üzere başarılarla dolu. Sakarya’nın Arifiye Beldesi’nden, emekli bir ailenin çocuğu olan Yıldız, İstanbul Fen Lisesi’ni 1996’da bitirdikten sonra fizikçi olmaya karar verdi. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden 2001’de mezun oldu. Kazandığı özel bursla bilimsel çalışmalarına ABD’de devam etti. Illinois Üniversitesi’nde ‘Bir Nanometre Doğrulukta Işıma Okuması’ metodunu geliştirdi ve proteinlerin nasıl hareket ettiğini bilim tarihinde ilk defa deneysel olarak ispatladı. 2003’te de Foresight Enstitüsü’nce her sene verilen Seçkin Öğrenci Ödülü’nü kazandı. Ayrıca Feynman Nano Teknoloji Ödülü ve Gregory Weber Uluslararası Ödülü’ne layık görüldü. California Üniversitesi’nde, insan hücresindeki motor proteinlerin nasıl yürüdüğüyle alakalı tezi ile doktor oldu. Bu çalışması sayesinde dünyanın prestijli bilim dergisi Science tarafından ‘2005 Yılının Genç Bilim Adamı’ seçildi ve dergiye kapak oldu. Bu ödülü alan ilk Türk olarak tarihe geçti. Doktoranın ardından çalışmalarını Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Kampusu’nda devam ettirdi. Hâlen aynı okulun Berkeley Kampusu’nda Fizik ve Moleküler Hücre Biyolojisi bölümlerinde araştırmalarını sürdürüyor. İlgisini tüm insanlığı alakadar eden körlük, sağırlık, felç, Alzheimer ve kanser gibi hastalıkların tedavisi üzerine yoğunlaştırmış durumda. California’da eşi ve iki çocuğuyla yaşayan Yıldız, en son dershanelerin kapatılması tartışmalarında gündeme gelmişti. Üniversiteye FEM Dershaneleri’nde hazırlanan Yıldız, bu kurumların kapatılmaması için hazırlanan reklam filminde rol almıştı. Yıldız, dershanelerle ilgili de “Testlerden kurtulmamız lazım. Dershaneler o zaman kendiliğinden dönüşecektir.” demişti.ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’yle onurlandırıldınız. Bu prestijli ödülü Obama’nın elinden alacaksınız. Neler hissediyorsunuz?PECASE, Amerika’da genç bilim insanlarına ve mühendislere devlet tarafından verilen en prestijli ödül. Bizzat başkan tarafından veriliyor. Böyle bir ödüle layık görülmek kendi adıma ciddi bir mutluluk vesilesi oldu. Aynı zamanda daha çok çalışmam ve büyük projeler pesinde koşmam için önemli bir teşvik olarak görüyorum. Bu ödülün genç akademisyenlerimiz için hedef büyütmek manası taşıdığını da düşünüyorum.Kendinize nasıl bir hedef koydunuz? Lise sıralarındayken bugünleri hayal eder miydiniz?İki hedefim var. Birincisi; kendi bilimsel alanımda dünyada söz sahibi üç-beş kişiden biri olmak. İkincisi; ileride insan sağlığı ve biyoteknoloji uygulamalarında önemli gelişmelere sebep olabilecek çalışmalar yapmak ve alanımdaki temel sorulara cevap bulabilmek. Bunlara ulaşabilmek için de bir ömür boyu hedeften sapmadan yüksek tempoda çalışmak ve sürekli yenilenmek gerekiyor. Umarım bu hedefler hayalde kalmaz. Lise yıllarında bilim adamı olmayı aklıma koymuştum, fakat bugünleri görmem mümkün değildi. Belki de bunun en önemli etkeni çevremde o zaman örnek alabileceğim bilim insanlarının olmayışı veya bu kişilere kolay ulaşmamın mümkün olmayışıydı. Bu sebeple, Türkiye’ye her geldiğimde elimden geldiği kadar üniversite ve lise öğrencileri ile ilgili programlara katılmaya, onlarla tecrübelerimi paylaşmaya çalışıyorum.Tamamladığınız veya şu an üzerinde çalıştığınız projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?Doktoraya başladığım yıllarda, hücre içerisinde yol vazifesi gören filamentler üzerinde yürüyen proteinlerin bunu nasıl başardıklarını çalıştım. Bu proteinler, kendilerinden katbekat büyüklükteki kargoları (mesela organeller, vezikuller, proteinler) hücrenin bir köşesinden öteki köşesine kısa zamanda taşıyabiliyor. Özellikle sinir hücrelerindeki bu proteinler 1 metreden daha uzun olabilir. Bu taşımacılık görevi çok önemli; çünkü mesafeler uzak olduğundan kargoların başka şekilde hedeflerine zamanında ulaşma imkânı yok. Bu sebeple, motor proteinlerle alakalı bozukluklar ve problemler, özellikle motor nöron dejenerasyonu ve Alzheimer gibi sinir sistemi ile ilgili hastalıklara sebep veriyor.Biraz daha açabilir miyiz?Motor proteinlerin yapısı insanınkine benziyor: İki ayakları, iki bacakları, bir gövdesi ve iki elleri var. Elleri ile kargolara, ayakları ile filamentlere bağlanıyorlar. Bacaklar yürümeyi sağlıyor, ama nasıl? Bunu gözlemlemek için biz laboratuvarda bu proteinlerin bir ayağına sarı ışık yayan, diğer ayağına kırmızı ışık yayan boya molekülü yapıştırdık. Önce, bu boyaların pozisyonunu 1 nanometre (metrenin milyarda biri) çözünürlükte gözlemleyen bir metot geliştirdik. Daha sonra proteinler yürürken boyaların porsiyonlarının nasıl değiştiğini anladık. Bu deney, karanlıkta göremediğimiz bir insanın ayaklarını takip etmek için bir ayağına sarı, diğer ayağına kırmızı lamba bağlayıp lambaların hareketinden kişinin nasıl yürüdüğünü anlamak gibi.Deneyin sonucunda, motor proteinlerin insanlar gibi sağ-sol adımlar attığını gördük. Daha sonraki yıllarda çok çalışılmamış olan dynein proteinin nasıl yürüdüğü, niçin diğer proteinlerin tersi istikamette gittiği, adımları atmak için güç ve enerjiyi nasıl sağladığı soruları üzerine yoğunlaştım. Son zamanlarda kromozomların ucunda hücreyi kanser ve yaşlanmaya karşı koruyan telomer DNA’sı üzerine çalışmaya başladım. Bu DNA parçasının ne şekilde korunduğu ve nasıl sentezlendiğinin mekanizmasını anlamaya çalışıyorum.Gelecekte sizin ilgi alanlarınızdan hayatımızı değiştiren ne gibi yenilikler göreceğiz?Bu alanlardaki önemli gelişmelerin ileride kanser, yaşlanma ve norolojik hastalıkların tedavisinde daha etkin ilaçlar geliştirme konusunda yardımcı olacaklarını düşünüyorum. Günümüzde birçok hastalığın sebebinin bir proteine, hatta bazen proteindeki bir amino asidin mutasyonuna bağlı olduğu anlaşılıyor. Bizim amacımız hücre içinde proteinlerin ve DNA’nın bu harika fonksiyonları nasıl yerine getirdiklerini anlamak. Bunların anlaşılması tedavi yöntemlerini daha spesifik, daha etkin ve zararsız kılabilir.Üniversite sınavında yüksek puan aldınız. Daha popüler bir bölüm okumak yerine niçin bilim adamı olmayı seçtiniz?Fizik bölümünü birinci tercih olarak yazmaya karar verdiğimde ailemden ve çevremden ciddi tepkilerle karşılaştım. Haksız da sayılmazlardı, çünkü fizik bölümünden mezun olan birisinin Türkiye’de piyasada iş bulması kolay değil. Üniversitede akademik pozisyona geçmeleri sonu belli olmayan uzun bir maraton. Bugün bu mantık daha fazla ağırlığını hissettirmiş gibi; çünkü temel bilim bölümleri Türkiye’de tercih sıralarında sonlarda. Bilkent, Boğaziçi gibi üniversiteler dahi çok düşük tercih sırasında öğrenci alıyor bu bölümlere. Acaba memleketimizde en iyi öğrencilerin hepsi gerçekten doktor mu olmak istiyor, yoksa bu meslekte daha kolay para kazanabileceklerini mi düşünüyorlar? Bu işin içinden çıkamıyorum. Öğrenciler belki de geçmişteki bazı acı tecrübelerden dolayı kolaycılığı ve sağlamcılığı tercih ediyor. Oysa olması gereken, herkesin kendi ilgisine uygun meslek seçmesidir; yüksek puanlı popüler bolümler neyse ona göre sıralama yapması değil.Ama bizim yüksek puanlı tıp, mühendislik, hukuk gibi bölümlerden mezunlara da ihtiyacımız var.Elbette, bizim bilim insanlarının sayısından daha çok doktora ve mühendise ihtiyacımız var ama kaliteli bilim insanlarına da ihtiyacımız var. Ben ilgimin bilimsel araştırma olduğuna inanıp kendime güvenerek bu riski aldım. Çevremdeki insanların uyarılarını umursamadan hayatta istediğim şeyi yaptığıma inanıyorum. Hiç de pişman değilim. Bu arada bilimle iştigal etmeyi herkese tavsiye etmiyorum. Bir alanda fazlasıyla yoğunlaşmak ve soyutlanmaktan gocunmayan, sürekli analitik düşünüp kendini yenilemekten usanmayan, ömür boyu yüksek tempoda çalışıp rekabetten çekinmeyen ve bunun neticesinde de çok yüksek bir gelir beklemeyen maceraperest insanların işidir bilim. Rekabette ezilebilecek kişiler için akademik hayatı tavsiye etmiyorum. Amerika’da, sadece en iyi performansı gösterebilen öğrenciler akademisyen olabilir. Doktora programına 50 öğrenci girer, ortalama iki üç kişi hoca olur.Master ve doktora çalışması için neden yurtdışını tercih ettiniz?Bu iş en üst seviyede yurtdışında yapıldığı için. Akademik çalışma yapmak isteyen herkese tavsiyem yurtdışı tecrübesi edinmeleri. İngilizcelerini akıcı bir üslupla konuşacak ve yazacak hâle getirmeliler. Sadece ülkemiz için değil, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde de doktora öğrencileri ve post doktora yapanlar için yurtdışı tecrübesi genellikle birinci tercihtir. 2001’de ekonomik krizin olduğu günlerde üniversiteden mezun oldum. Türkiye’de bilimsel araştırma fonları komik denilebilecek rakamlardı. Sadece birkaç yerde saygıdeğer dergilerde yayınlar çıkıyordu. Şimdilerde daha iyi durumdayız. Araştırma fonları çok daha yüksek, beş altı ayrı üniversiteden güzel yayınlar çıkıyor. Bu da bizleri sevindiren, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan gelişmeler.Çalışmalarınızı Türkiye’de sürdürme imkânı var mı? Türkiye’de Ar-Ge için sağlanan sosyal ve mali ortamı nasıl buluyorsunuz?Akademik çalışmalar ve üniversitenin niteliği ve imkânları ile alakalı son 10 yılda oldukça önemli gelişmeler yaşandığı doğru. Fakat Türkiye’deki araştırma fonları geçmişe göre çok daha iyi olsa da Avrupa ve Amerika’nın hâlen çok gerisinde. Birçok genç araştırmacı verilen ödüllerle ülkeye geri kazandırılsa da uzun dönem çalışmaları besleyecek oturmuş bir fonlama sistemi yok. Ayrıca ırk, din, görüş ve arkadaşlık bağları gözetilmeden, objektif olarak önüne gelen projeyi değerlendirme kültürünün yerleşmiş olduğunu kaç kişi iddia edebilir? Türkiye’ye kesin dönüş yapan arkadaşlar en büyük zorluğu üniversitedeki sistemle ve kişisel ilişkilerde yaşıyor. Daha çok özgürlüklerinin bölüm başkanları ve dekanlar tarafından tahakküm altında tutulduğundan, ders yükünün fazla olmasından dolayı araştırma yapmaya vakit bulmadıklarından, hizipçiliğin ve adam kayırmanın yaygın olmasından, hocaların dünya görüşüne göre değerlendirmesinden, akademisyenlerin birbirleriyle ortak proje yapmak yerine kutuplaşması neticesinde kavgalı olmasından şikâyet ediyor. Türkiye’de bilimsel araştırma yapacak gerekli niteliklere sahip öğrenci bulmak ve uygun şartları taşıyanları burada tutmak da çok kolay değil. Bu ancak sürekli üstüne koyarak, imkânları ve bilimsel atmosferi geliştirerek mümkün olabilir.Sizin çalıştığınız üniversitede bu türden sorunlar yaşanıyor mu?Bu tip problemlere bazen burada da rastlıyoruz; fakat burada sistem uzun yıllar öncesinden oturtulmuş. Herkese kendi işine bakması, yöneticilere de altındaki çalışanları mutlu etmesi öğretilmiş. Ben mesela kendi üniversitemde mesai saatlerinde politika, din, futbol, siyaset ve dedikodu konuşulduğuna fazla rastlamadım. Ne zaman bu mevzuları aşarsak gerçek başarının onun akabinde geleceğine inanıyorum.ABD’de durum nasıl? Ne gibi teşvik edici veya tam tersi işinizi zorlaştıracak kişi ve uygulamalarla karşılaştınız?Mesela, ben Amerika’nın en saygın üniversitelerinden birinde çalışıyorum. Buradaki ortam araştırma yapmak için çok uygun. İyi öğrenci bulmakta zorluk yaşamıyorum. Bu öğrenciler özgüveni, genel bilgisi, bağımsız düşünebilme ve kendini ifade edebilme yönüyle Türk öğrencilerinden genelde daha iyi eğitim almışlar. Bizden de çok iyi öğrenciler çıkıyor ama içindeki cevheri ortaya çıkarmak için saçlarınızın bir kısmından feragat etmek zorunda kalabilirsiniz. Bu da eğitim sistemimizin hâlen ezberciliğe, sınava ve teste dönük olmasından; eleştiriye, sunuma, projeye, aktiviteye Batı ülkeleri seviyesinde yer vermemesinden kaynaklanıyor. Burada sistem oturmuş, dönemde maksimum üç saat ders veriyorum, geri kalan vaktimi öğrencilerime ve araştırmalarıma adıyorum. Kimse benim Türk olmama, Müslüman olmama, İngilizceyi aksanlı konuşmama vesaire takmış gibi gözükmüyor. İşimi yapmak için idarecilerle ve üniversite sistemi ile mücadele etmeme gerek kalmıyor. Açıkçası zihin olarak rahatım ve başarılı olamazsam bunun tek sorumlusu benim. Bu duygu da beni mutlu ediyor ve çalışmamak ve tembellik yapmak için bahane üretemiyorum.Amerika’da hiç mi zorluk yok?Engeller yok mu, elbette var. Mesela bir yabancı olarak Amerikalılarla çok sıcak ilişkiler geliştirmek veya bazı kişilerin kurduğu arkadaşlık ortamına dâhil olmak kolay olmuyor. Çevre edinmek için ekstra gayret göstermek gerekiyor. Bazı öğrenciler kendi kültürüne daha yakın olduğundan yerli hocaları tercih edebiliyor. Bir de burada yerli yabancı herkesi ilgilendiren zorluklar var. Mesela, üst seviyede araştırma yapmaya çalışan kişiler arasında rekabet bazen dayanılması zor bir hâle gelebiliyor. Öndeki kişiler sürekli değişebiliyor ve sadece sürekli iyi iş üretebilen kişiler ayakta kalabiliyor. Ayrıca, son birkaç yılda bütçe kesintileri sonucu araştırma fonları çok düştü. Eskiden yüzde 20’lik kesim rahattı. Bugün bu oran yüzde 4 seviyelerinde. Geri kalanı ise ‘Araştırmalarımı devam ettirebilir miyim?’ endişesi yaşıyor.Bir gün memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz?Neden olmasın? Memleketimde yaşasam çok daha mutlu olacağım. Sosyal hayatımın şimdikinden katbekat daha aktif olacağına eminim. Benim için Türkiye’nin yemekleri, tarihi, kültürü, aileme yakın olmak, futbol maçlarını akşam saatlerinde televizyondan seyredebilmek gibi sayısız avantajları var. Fakat hâlen üniversite sistemindeki sorunlar, temel bilimlere karşı ilgisizlik ve memleketteki siyasi belirsizlikler –ki her şey eninde sonunda buna bağlı– burada kalmamın şu an daha mantıklı olduğunu hatıra getiriyor.Dünyadaki yaygın kapitalizm bilimsel çalışmaları bir yönden teşvik edici gözükürken diğer yandan para ve kâr ile ölçerek fren görevi görmüyor mu? Bu konuda devletin teşvik edici görevi hakkında neler söylersiniz?Elbette! Özellikle küçük ülkeler bilimsel çalışmalara pragmatik yaklaşıyor. Verilen paranın üç sene sonunda 10 katıyla geri gelmesi hayallerini kuruyor. O sebeple teknoloji desteklenirken temel bilim atıl kalıyor. Fakat teknolojik araştırmalar temel bilimden beslendiğinden ülkede bu konuda yeterli birikim yoksa 10 sene sonra nefes kesiliyor. Maratona devam edemiyorsunuz. Ayrıca, sürekli o ülke ile alakalı sorunları çözücü araştırmalar yapılıyor. Mesela bizde Kırım-Kongo kenesi veya sadece ülkemizde bitkilerde görülen özel bir hastalığın çaresi gibi. Bu araştırmaların çoğu başkalarını fazla ilgilendirmediğinden dünya çapında fazla ilgi göremeyebiliyor. Doğru olanı, teknoloji, sanayi, sağlık ve tarım problemlerimizi çözmeye çalıştığımız gibi meseleyi bir bütün olarak ele almamız gerekiyor. Mesela ilaç sanayiinin memleketimizde özgün bir ilaç üretebilmesi için öncelikle hayvanlar üzerinde ilaç test edebilen akredite sahibi laboratuvara ihtiyaç var. Ayrıca o kurumda çalışabilecek nitelikte biyolog yetiştirebilecek altyapı lazım. Biri olmadan diğer basamağa zıplayamazsınız.Türkiye’deki üniversitelerin istenilen yere varmasının önündeki en büyük engel nedir?Konunun uzmanı olduğuma inanmıyorum. Mevzunun televizyon kanallarında hatta TBMM’de enine boyuna tartışılması gerektiğine inanıyorum. Kendi dar anlayışımla, en önemli sorun bence sistem eksikliği. Mesela burada post doktorasını tamamlayıp tüm enerjisi ile Türkiye’ye yardımcı doçent olarak dönenler şunları söylüyor: “Haftada 10-20 saat derse giriyorum, bırak makale yazmayı konuşacak hâlim kalmıyor. Dersin asistanı yok, haftada 200 sınav kâğıdı okuyorum. Bölümlerde finansal, yönetimsel ve lojistik yardım sunabilecek sekreterler yok. Her şeyi hocaların kendisinin yapması bekleniyor. Yeni gelen her bölüm başkanı bölümü krallıkla yönetmeye kalkıyor. Kendi yönetimsel fantezilerini hayata geçiriyor. Mesela her hocaya gelirken ve çıkarken kâğıt imzalattıran bile var.” Vakıf üniversitelerine, Boğaziçi ve İTÜ gibi okullara gidenler daha iyi bir ortamla karşılaşıyor. Fakat bu okullar üzerlerine düşen liderlik vazifesini ne kadar yerine getiriyor? Ne kadar ses getiren bilimsel çalışma yayımlayabiliyor? Doktora yapacak nitelikli öğrenci bulamamanın, fonların kısıtlı olmasının, ders yükü yoğunluğunun, politik ve kişisel ayrışmaların buralarda da geçerli sorunlar olduğuna inanıyorum. Aslında keşke buradaki birçok araştırmacı ile kapsamlı bir araştırma yapılsa. En temel mevzulara YÖK ve TÜBİTAK çare arasa, belki bir kısım sorunları kısa zamanda aşabiliriz.MAKALE SAYISI PATLADI AMA ATIF SAYISI YERLERDETürkiye’de nasıl bir sistemle bilimsel gelişmenin önündeki engeller kalkar?Aciliyeti olan meseleler var. Araştırma fonlarını artırmak, üniversite sayısını artırmak, üniversitelerde kadro açmak, ders yükünü limitlemek, gelişen alanlara yatırım yapıp, geçerliliği kalmamış bölümleri azaltmak, eğitim teknolojilerine kaynak yatırmak gibi. Bir de bazı temel sorunlar var ki bunları kâğıt üzerinde çözmek o kadar kolay değil. Bir kere insanımızı çalışarak ve alanında başarılı olarak hak ettiği yerlere gelebileceğine ikna etmemiz lazım. Sürekli başarıyı ödüllendirmek, teşvik etmek ve imkânları ilk başta bu kişilere sunmak lazım. Başarıyı ödüllendirme sisteminin boşluklara meydan vermeden oluşturulması, boşluklardan fayda sağlamak isteyebileceklere fırsat tanınmaması lazım. Mesela, TÜBİTAK makale başına para vermeye başladı. Türkiye’de çıkan makale sayısı İsrail’dekini geçti. Fakat makale başı atıf sayısı yerlerde geziyor. Demek ki makalenin niceliği değil, niteliği önemli. Uluslararası konferansa katılanlara teşvik amaçlı para önerildi. Bu sefer Bulgaristan’da Azerbaycan’daki adı sanı duyulmamış konferanslara gidişler arttı. Alınan her fon başına hocalar kendilerine ekstra maaş yazabiliyor. Bu sefer iş ticarete döner oldu. Tabii ki başarılı olan akademisyenler daha çok kazanmalı. Ama diğerlerinden beş on kat daha fazla değil. Ayrıca insan kayırmanın, fişlemenin, ahbap çavuş ilişkisinin, torpilin olduğu bir ortamda bu dediklerim olmaz. Mesela burada rektörler ve dekanların çoğunluğu tartışılamayacak derecede başarılı isimlerdir. Ödüller üç aşağı beş yukarı hak edene verilir. Böylelikle insanlar bütün gün başkalarını ve yapılan haksızlıkları konuşmaz, işlerine bakar. Son olarak, tartışmaya açık bir önerim var; Türkiye’deki akademik ortamın bir adımda düzelmesi mümkün değil. Bunun yerine beş on tane pilot üniversite belirlenip onların 10 sene içerisinde dünya standartlarına çekilmesi ve diğer kurumlara örnek olmaları daha isabetli bir strateji olabilir. Her üniversitenin doktora programı açmasına gerek yoktur. Bir kısmı öğretim, bir kısmı araştırma üniversitesi olarak ayrılır, imkânlar gereksizce dağıtılmamış olur. Dünyanın birçok ülkesinde üniversiteler arası farklı kategoriler vardır. Bizdeki gibi her şey tek elden, merkezî yönetilmeye çalışılmaz.
Azerbaycan'da Atatürk Adı Resmen Yasaklandı
Azerbaycan’da yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesi yasaklandı. Rusya’nın Sesi'nin haberine göre; Azerbaycan Hükümeti’ne bağlı Terminoloji Komisyonu’nda başkan yardımcılığı görevini yürüten Sayala Sadıgova, APA Ajansı’na verdiği demeçte, ülkede yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesinin yasaklandığını belirtti. Açıklamasının devamında söz konusu yasağın resmi bir karakter taşımadığını ifade eden Sadıgova, ‘‘Ancak böyle bir başvuru yapılması halinde, reddediyoruz’’ şeklinde konuştu. Söz konusu kararın Türkiye Hükümeti’nin ricası üzerine alındığını belirten Sadıgova, Türk Hükümeti’nden yetkililerin bu ricayı ne zaman yaptıkları üzerine ise herhangi bir açıklama yapmadı. Sadıgova geçtiğimiz yılın Mayıs ayında yaptığı açıklamada da yine söz konusu meseleye değinerek Azerbaycan’da Atatürk isimli 18 vatandaşın yaşadığını söylemiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün adının yeni doğan çocuklara verilmesinin yasaklanabileceğini ifade ederek, ‘ ‘Atatürk tarihi bir şahsiyettir. Bu sebeple Atatürk isminin sadece Atatürk’e ait olması gerekir’’ şeklinde konuşmuştu. Odatv.com
Reklam
'Paralel Yapı 40 Yıl Boyunca Devlete Sızmaya Çalıştı'
Başbakan Erdoğan, parti grubunda yaptığı konuşmada 'Bunu buradan ilan ediyorum. Baykal'ın kasetinin arkasında paralel yapı vardı' dedi. Almanya ve Soçi temaslarının ardından yurda dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, parti grubunda açıklamalarda bulundu. 17 Aralık yolsuzluk operasyonu hakkında açıklamalarda bulunan Erdoğan '17 Aralık saldırısı sadece AK Parti'ye değil, millete yönelik, ülkemize yönelik yeni Türkiye'ye tüm kazanımlarımıza yönelik bir saldırıdır. Altını çiziyorum, sadece ve sadce bir yıkım projesidir. Sadece yıkmanın peşindeler. Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. Kutsal emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elindeki paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan... Ellerinden geleni yapsınlar... Elllerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun' dedi. 'BUNU BURADAN İLAN EDİYORUM' CHP eski genel Başkanı Deniz Baykal hakkında çıkan kaset olayına da göndermede bulunan Başbakan 'CHP'nin gizli kayıtlarla nasıl şekillendiğini ve Baykal'ın nasıl gönderildiğini tüm millet gördü. Bunun arkasında da paralel yapı vardı. Bunu buradan ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler. Gidip o dostlarıyla irtibat kursunlar. Onlar sorsunlar, onlar arasınlar bulsunlar' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları; Öncelikle Van'da şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Önceki gün Medine'de Umre ziyaretçilerinin bulunduğu otelde çıkan yangında 17 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi de yaralandı. Orada hayatını kaybeden kardeşlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum. 'DUALARIMIZ KARDEŞLERİMİZLE' Bu arada Bosna Hersek'te devam eden olayları kaygıyla izlediğimizi, dualarımızın kardeşlerimizle bir arada olduğunu ifade ediyorum. Önceki hafta gerçekleştirdiğimiz grup toplantımızdan bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında çok sayıda temasımız oldu. toplantımızın ardından, komşumuz İran'a gittik. Cumhurbaşkanı, yardımcısı, dışişleri bakanıyla görüşmelerimiz oldu. İran ziyaretimizde tercihli ticaret anlaşmasını, ortak bildiriyi ve kurumlarımız arasında işbirliğini ön gören çeşitli protokolleri imzaladık. 'YENİ BİR SÜRECE DOĞRU GİDİYORUZ' Bildiğiniz gibi Kıbrıs'ın genelinde yeni bir sürece doğru gidiyoruz. Temennim odur ki inşallah gelinen noktadan geri adım atılmaz, böylece Kıbrıs sorununu da çözmüş oluruz diye inanıyorum. 'SİNCAN-METRO HATTI AÇILIYOR' İstanbul'da Okmeydanı'ndaki tapu sorununun çözümüne yönelik ilk adımı attık. 200 kadar tapuyu hak sahiplerine dağıttık. Cumartesi günü İstanbul Kartal'da inşa edilen 20 kavşak ve yolun açılışını gerçekleştirdik. Pazar günü ise Eyüp Alibeyköy'de Mecidiyeköy-Mahmutbey metro hattının temelini attık. 201 erguvan otobüsü, yani renginden dolayı erguvan. Engelli vatandaşlarımız için her türlü donanıma sahip, çok çok modern olan otobüsü hizmete aldık. Yarın yine önemli bir açılış gerçekleştiriyoruz. Ankara büyükşehir belediyemizin başlattığı, ulaştırma bakanlığımızın tamamladığı Batıkent-Sincan metro hattı artık açılma aşamasına geldi. Yarın Sincan'da İspanya Başbakanı'nın da katılımıyla inşallah bu hattı artık hizmete alıyoruz. SEÇİM ÇALIŞMALARI 30 Mart yerel seçimlerine 47 gün kaldı. AK Parti olarak seçim çalışmalarını bir noktaya getirdik. Adaylarımızın seçim süreci hassasiyetle tamamlandı. 'SİZLER ÖYLE BİR ÇALIŞMA YAPACAKSINIZ Kİ...' Gelecek hafta miting programına başlıyoruz. 81 ilimizde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 30 Mart'ın çok önemli olduğunu söylüyorum. Bu seçimde AK Parti'nin oyunu nasıl aşağı çekebiliriz. Dertleri bu! Sizler öyle bir çalışma yapacaksınız ki; Allah'ın izniyle bu seçimde de güçlenerek çıktığını ispat edeceksiniz. Çünkü halkımızın takdiridir. Yaşnanlara bakıldığında öngörülerimizin ne kadar haklı olduğunu gördük. 'BU ANCAK BİZİM ANALARIMIZDA OLUR' Cefayı çeken her zaman millet oldu, sefayı ise bir seçkinler zümresi çekti. Çektiği çileler yüzüne işlemiş bir milletiz. Bu millet asırlarca adeta inim inim inledi. Bir anne düşünün, yavrusunu dokuz ay karnında taşımış, onu beslemiş büyütmüş, yavrusunu canından bir parça olarak görmüş delikanlı olunca eline saçına kınalar yakmış dualarla askere uğurlamış, yavrusu şehit olduğunda düşmanı sevindirmeyeceğim diyerek ağlamamış başını eğmemiş, vatan sağolsun diyerek Anadolu kadınının ne mübarek olduğunu dünyaya göstermiş. Bu başka analarda olmaz. Bu ancak bizim analarımızda olur. 'BU ÜLKE BUNLARI GÖRDÜ' Bir devlet dairesine gidince ama yüzüne bakılmamış. Başörtülüsün sen buraya giremezsin demişler. Sen okuyamazsın demişler, sen köylüsün demişler, taşralısın demişler, fakirsin demişler. Daha da ileri gitmişler, sen makarnacısın, sen aptalsın, göbeğini kaşıyansın, bidon kafalısın demişler. Bu ülke bunları gördü, yakın zamanlarda yaşadı. Onun kendi iradesini ortaya koyarak verdiği oyu bu zihniyetle değerlendirmişler. 'KAZANAN DARAĞACI VE CELLATLAR OLDU' Her şeyi milletten aldılar ama milletin hissiyatını önemesemediler. Demokrasiye geçilmiş olması millete seçme hakkı verilmesi bile milletin kararının duyulmasına yetmedi. Merhum Menderes gibi milletten bahseden siyasetçiler geldi sonuçta kazanan darağacı ve cellatlar oldu. Kazanan yine CHP, sermaye ve seçkinler oldu. Bu ülkede medyanın dediği oldu, sermayenin dediği oldu, çetelerin mafyanın dediği oldu. Cumhuriyet tarihinde, hatta yüzlerce asırlık tarihimizde millet iradesi ilk kez bu ölçüde karar süreçlerinde AK Parti döneminde yansımıştır. 'ELBETTE BUNU SİNDİREMİYORLAR' Tarihte ilk kez, mill irade bu kadar güçlenmiş millet bu kadar karar süreçlerine hakim duruma yükselmiştir. Millet tarihinde ilk kez devletle kucaklamış ilk kez bu ölçüde iradenin sözün mührün kendisinde olduğunu hissetmiştir. Bu durum birileri için elbette yenilir yutulur bir durum değildir. Asırlardır ötelenen, itilen insan yerine konulmayan hali hatırı sorulmayan, fikrine kararına hissiyatına başvurulmayan millet ilk kez AK Parti döneminde iktidara gelmiştir. Bu durumu da birileri içine sindirememiştir. 11 yıl öncesine kadar hükümetleri sermaye kuruyor ve yıkıyordu. Medya bu ülkede hükümetlerin bile üzerinde fonksiyon icra ediyordu. Millet kaybediyor bir avuç mutlu zümre ise kazandıkça kazanıyordu. İşte biz bu çarkı bozduk. Bu kara düzeni, adaletsiz tezgahı biz altüst ettik. Elbette bunu sindiremiyorlar. Bunu kabullenemiyor hazmedemiyorlar. 'SENİN EVLADIN CUDİ'DE MÜCADELE EDERKEN...' Aziz milletim senin evladın eksi 40 derecede Cudi dağında terörle mücadele ederken, sen zannediyormusun ki bunların umrundadır. Senin derdinle bunlar hiç dertlenmedi. Senin gözyaşını görmediler. Çok açık söylüyorum bunlar senin dirini değil ölünü sevdiler. Bunları sadece AKPartililere söylemiyorum, CHP; MHP, BDP'ye, Alevi ve Sünni kardeşlerime, Çerkezlere, Romana, Boşnaka ne kadar etnik unsur varsa sağcı solcu hepsine söylüyorum. Bu ülkede artık iktidarı siz belirliyorsunuz. Bu ülkede kararları artık siz veriyorsunuz bundan rahatsızlar. Siz sandıkta ne derseniz o oluyor. Artık bu ülkeyi idare fırkası değil, sizler yani millet idare ediyor bundan rahatsız oluyorlar. Her meselenin çözüm yeri burasıdır. TBMM'dir. Fakat birileri çıkıyor siz çoğunluksunuz, ama azınlığa zulmediyorsunuz. Azınlığın güvencesi biz olduk. Bugüne kadar azınlığa bu ülkede hiçbir zaman hakları verilmedi. Biz onların haklarını da güvence altına aldık. Az oy alan siyasi partileri söylüyorsan onların bu dönemde yaptıklarını hiçbir dönemde muhalefette olan iktidarlar yapamadılar. Ama bu dönemde yaptılar. 'BAŞBAKAN'I ŞİKAYET EDECEK KADAR ALÇALDILAR' Bu ülkenin başbakanını kalkıp batıya gidip şikayet edecek kadar bunlar alçaldılar. Burada parlamentoda yaptıklarınız yetmiyor mu da batıya gidip anlatıyorsunuz. Batıda hangi muhalefet gelip Türkiye'de kendi iktidarlarını şikayet etti. Onlar dayanışma yaparlar. Ama bizim ülkemizde böyle bir dayanışmayı hiçbir zaman göremezsiniz. Tam aksine her olumlu adımın karşısında olmuşlardır. Bu ülke artık kapalı kapılar ardındaki toplantılarla yönetilemez. Bu ülke artık Faiz lobisi, vaiz lobisi, medya lobisi, sermaye lobisi tarafından idare edilemez. Kimin ne meselesi varsa bunu Türkiye'de görmelidir. Türkiye dışardan yönetilecek bir ülke değildir. Bunlar tarih oldu artık. Buyursun siyasettte o meseleyi çözmenin mücadelesini Türkiye'de versinler. 'SADECE YIKMANIN PEŞİNDELER' 30 Mart öncesinde siyaset dışı yöntemlerin kullanıldığı bir saldırının mücadelesini veriyoruz. Yargı kullanılıyor, bir kısım emniyet güçleri kullanılıyor. Fakat bu saldırıda ses kayıtları, ortam dinlemeleri, görüntüler kullanılıyor. Kara propaganda kullanılıyor. Devlete paralel yapı kullanılıyor. Bizim karşımıza mertçe siyaset meydanında çıkmıyorlar. Çünkü milletle aynı dili kullanmıyorlar. Milletle aynı yolda yürümüyorlar. Aynı istikamete bakmıyorlar. Millet bunların arkasında değil karşısında. Bunu bildikleri için siyasete ve sandığa yanaşmıyorlar. 17 Aralık mücadelemizi yeni bir istiklal mücadelesi olarak ilan ettik. 17 Aralık saldırısı sadece AK Parti'ye değil, millete yönelik, ülkemize yönelik yeni Türkiye'ye tüm kazanımlarımıza yönelik bir saldırıdır. Altını çiziyorum, sadece ve sadce bir yıkım projesidir. Sadece yıkmanın peşindeler. Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. 'BUNU BURADAN İLAN EDİYORUM' Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. AK Parti hükümet gitsin, kaos, belirsizlik, istikrarsızlık, yoksulluk, yolsuzluğu öneriyorlar. İdare fırkasının kazandığı bir Türkiye'nin özlemiyle ahlaksızca üzerimize geliyorlar. CHP'nin iradesine bu süreçte çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. MHP'nin iradesine çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. Gizli görüntü ve ses kayıtları CHP ve MHP'yi esir almıştır. CHP'nin gizli kayıtlarla nasıl şekillendiğini ve Baykal'ın nasıl gönderildiğini tüm millet gördü. Bunun arkasında da paralel yapı vardı. Bunu buradan ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler. Gidip o dostlarıyla irtibat kursunlar. Onlar sorsunlar, onlar arasınlar bulsunlar. 'ELLERİNDEN GELENİ YAPSINLAR' İşte o şekillenme devam ediyor. O şekillenme CHP'nin aday belirleme sürecinde kendini hissettiriyor. Yolsuzluktan ihraç ettiklerini aday yapıyorlar. Kendi içlerinden aday yokmuş gibi dünya görüşünü asla paylaşmadıkları kişileri aday gösteriyorlar. Takdirleridir, saygı gösteririz. Hayırlı olsun deriz. Paralel yapıyla birlikte bir uçuruma doğru gidiyorlar. Bu mesele sadece AK Parti değil Türkiye meselesidir. CHP ve MHP gizli yapının oyuncağı olabilir. Ama biz olmadık olmayacağız. Biz irademizi asla sinsi yapılara teslim etmedik etmeyeceğiz. Kutsal emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elindeki paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan... Ellerinden geleni yapsınlar... Elllerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. 'SIKIYSA YAPMA' Bütün partiler dinlenmiştir. Sadece benim değil, cumhurbaşkanının değil, bakan, vekil, sanatçı bürokratların görüşmeleri dinlenmiş: Şantaj amacıyla kullanılmış. Sen iş adamısın şunu şunu yap yapmazsan arkadan bu geliyor. Sıkıysa yapma. Şimdi CHP MHP çıkıyor sen hükümetsin gereğini yap diyor. O zaman HSYK ile ilgili anayasa değişikliğine neden yanaşmadınız. Biz bu düzenlemeyi bunun için yapıyoruz. Paralel yapıyla ilgili ağzınızı neden bıçak açmıyor. İnternet düzenlemesine neden destek vermiyorsunuz? İnternet yasası işte bu. Paralel yapıyı bu dinlemeleri izlemeleri çökertmeye yöneliktir. Niçin bunun yanında yer almıyorsunuz. Ama siz neden uzakta duruyorsunuz, engel çıkarıyorsunuz. Önce bunu bir açıklayın. Sizi kimin tehdit ettiğini açıklayın. İnternet düzenlemesiyle en başta siyasetin üzerindeki ahlaksız tehditi ortadan kaldırıyoruz. Dün kasetler yoluyla CHP dizayn edildi, MHP aynı şekilde tehdit edildi. 'SİYASİ HAYATLARINI BİTİRDİLER' Bunlar sosyal medyaya düştüğünde yayınını durduran biz olduk. Benim CHP'li kardeşlerim bunun farkında değil mi ya! Bütün Türkiye bunu izleyebilirdi... Aynı şekilde CHP'nin genel başkan yardımcısı yine bu şekilde düşmedi mi? Kim engelledi biz engelledik. MHP'nin genel başkan yardımcıları sosyal medyaya düşmedi mi? Siyasi hayatlarını bitirdiler. Kim bitirdi? Paralel yapı. Kim durdurdu? Biz durdurduk ya. AK Parti kasetlerle yıpratılmak isteniyor. Biz buna boyun eğmeyeceğiz. Buna boyun eğersek Türkiye'nin geleceği kararır. Biz mahremiyetin gizliliğini koruma altına alıyoruz. Engellemek 5 gün alıyordu. 5 gün buna karışmazsanız Türkiye'de duymayan kalır mı? Şimdi yapılan ne? Biz diyoruz ki hemen buna TİB müdahale eder. Mahkeme karar verene kadar kişilik hakları zedeleniyor, itibar suikasti yapılıyor. Burada TİB şikayetleri anında değerlendirecek, erişimi engelleyecek ve mahkeme kararını bekleyecek. 'BİZE KİMSE BU KONUDA DERS VEREMEZ' Hiçkimse fişlenmeyecek, internetteki verileri depolanmayacak. Kimsenin özgürlüğü ihlal edilmeyecek. Biz göreve geldiğimizde geniş bant internet abonesi sayısı 20 bin idi. Şu anda ne? 34 milyonu aştı. 20 bin erede 34 milyon nerede? İnternete karşı olan bir iktidar böyle bir zemini hazırlar mı? Ama bunu ne batılı biliyor ne ülkemizdeki bu konularla ilgilenen çevreler biliyor. Bizim dönemimizde internet ağı genişledi. Biz bütün okullara internet erişimi sağladık. Aynı şeyi Yükseköğrenim yurtlarına ücretsiz erişim sağladık. Bize kimse bu konuda ders veremez, bu işi yapan biziz. Bu yatırımları yapan biziz. Çocuklarımıza 63 bin tablet dağıttık. Önümüzdeki haftalarda 600 bin tablet bilgisayar dağıtılacak. Bu hafta 600 binlik paketin 100 binini dağıtıyoruz. Önümüzdeki bir ay içinde de 675 bin tablet bilgisayar dağıtılacak. internetin karşısında olsak bunları yaparmıydık? Şu anda sadece Türkiye'de değil, AB ülkeleri ve ABD olmak üzere, dünyanın hemen her ülkesinde, siber zorbalık adı verilen ciddi bir sorun var. 'EVDE KÜÇÜK ÇOCUĞU OLAN BU DÜZENLEMEYE KARŞI ÇIKMAZ' İnternette görüntüleri çekilip yayınlanan ve intihar edenler, cinayet işleyenler var. Başta AB ve ABD olmak üzere bir çok ülkede internetle ilgili düzenlemeler var. Yakın zamanlarda ABD'de twitter üzerinde, ABD'yi yerlebir edeceğiz şaka yollu mesaj atan iki İrlandalı geceyi cezaevinde geçirdiler ve sınırdışı edildiler. İnternet üzerinden dolandırılanlar, tacize uğrayan çocuklar var. Her türlü ahlaksızlığın edepsizliğin dolandırıcılığın fırsat kolladığı bir internet dünyası var. Bu saldırılara karşı her ülkede tedbirler var. Türkiye'de siber zorbalığın bir türü de kaset siyasetidir. Biz yeni düzenlemeyle buna karşı mücadele veriyoruz. Çocuklarımızı korumanın yanında özel hayatı, mahremiyeti korumanın yanında siyaseti ve milli iradeyi korumaya çalışıyoruz. Aklı olan, vicdanı olan evde küçük çocuğu olan hiçbir insan bu düzenlemeye karşı çıkmaz, çıkamaz. 'GÖZÜMÜZÜ KIRPMADAN DEVAM EDECEĞİZ' Hele hele CHP gibi, MHP gibi siber zorbalığın acısını çekmiş partiler, böyle bir düzenlemenin karşısında duramaz, eğer duruyorlarsa orada bir başka sebep vardır. CHP'nin MHP'nin üzerindeki o tehdidi de biz kaldıracağız. Biz AKP'ye değil Türkiye'ye güç kazandıracağız. Bugün iktidarız, yarın olmayabiliriz. Bize bu makamları ehline teslim edin denildiğinde emaneti farklı birine vermenin sandıkta neticesi çıkıyorsa sahibine teslim ederiz. Ama bu emanet bizde olduğu müddetçe milli iradeyi sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Neslimiz için değil, Türkiye'nin geleceği için, istikbali ve istiklali için gözümüzü kırpmadan mücadele edeceğiz. 'BAKIYORSUNUZ HEPSİ AYNI GÜN HASTALANIYOR' Aziz milletimin bu paralel yapının ne olduğunu çok iyi kavramalarını diliyorum. Bu paralel yapı içinde yer almış saf ve temiz duygularla bu yapıda hizmet etmiş kardeşlerimin bu yapının karanlık tarafını anlamalarını gönülden temenni ediyorum. Kırk yıllık bir süreç sözkonusu, sadece bizim zamanımızda değil 40 yıl boyunca örgütlenmiş, devlete sızmaya çalışmış başka faaliyetlerin içine girmiş bir yapı sözkonusu. Amaçları için her yolu meşru kılan bir anlayışla sızmış. Bu yapı açık değil, şeffaf değil, sınırları belli olmayan, gayeleri, finansmanları açık olmayan bir yapı var karşımızda. Tabanında hasbi samimi saf ve temiz duygularla mücadele veren kardeşlerimiz de var. Ama tavanında lider kadrosunda çok farklı hedef ve gayelerin peşinde bir kadro var. Emniyet içinde gizlice örgütlenerek, amirlerinin talimatıyla değil liderlerinin talimatıyla hareket etmesini sağlıyor. Anayasa ve yasalar çiğneniyor. Emniyet içinde örgüt çıkarları öne çıkıyor. Aynı günde bakıyorsunuz hepsi hastalanıyorlar HSYK'de genel kurul toplanamıyor. Çarşama günü toplanamadı. Başkan olarak Bakan bey davet etti yine toplanamadılar. Aynı anda hasta olmuşlar. Kimisei resmi iznini kullanıyor kimisi de rapor alıyor. Bunlar devleti çalıştırmamanını adımlarıdır. Çok açık net söylüyorum. Bu nasıl anlayıştır ya. Hani dürüstsünüz siz? Tezgahı bu şekilde çalıştırıyorlar. HSYK'ya siz bunun için mi seçildiniz. Şimdi soruyorum HSYK'nın parlamentoda yasalaşma noktasında çıkmasını engelleyenlere sesleniyorum siz bunu engellediniz. Demek siz paralel yapıyla müşterek hareket ediyorsunuz ey CHP ey MHP! 'BUNLAR ALLAH'A VERECEK HESABI DA DÜŞÜNMÜYOR' İş olacağına varacak evelallah. Sonuna kadar. Onlar öyle mücadele ediyorsa, biz de adil olan netice hukuk içinde neyse çözmeye çalışacağız. Legal operasyonlar da bu yapının talimatlarıyla yapılıyor. Yargı içinde örgütlenmişler. Savcı, hakim ve bürokratların Türk milleti adına değil örgüt adına çalıştıklarını, talimatla hareket ettiklerini, davalara etki ettiklerini görüyoruz. Hukuk diye bir şey yok burada bunu böyle bilesiniz. Masum insanların örgüt çıkarlarına tehdit oluşturdukları için tehdit edildiklerini görüyoruz. Aynı yapı devletin hemen her kurumunda etkin hale gelmeye çalışmış. Yürütme olarak biz müdahale edince rahatsız olanlar var. Birileri önümüzü tıkıyorsa, önümüzü kesiyorsa bunu çözmek zorundayız. Bunlar millete hesap vermez, sadece liderlerine hesap verir. Bunlar Allah'a verecek hesabı da düşünmüyorlar. Çünkü bu millete verilecek hesap farklı bir şey. Biz halka ve Hakka verilecek hesabın peşindeyiz. Bunların kadrolaştığını ve hukuksuz işlem yaptığını görüyoruz. Devlet imkanlarıyla fişleme yapmışlar, illegal izlemeler yapmışlar. Elde ettikleri verilerle işadamı, gazeteci, siyasetçi bürokrat her kesime şantaj yapmışlar. 'TWIT HASTALIĞIM HİÇ YOK' Birtanesi azeriymiş, bir gazetede yazarmış. Bizim iktidarımız bunu yurt dışı etmiş. Bunlarda yalan meşrudur ha. Takiyye de meşrudur. Herşey bunlar için meşru. Bir defa Basın Enformasyon kurumu sizin basın kartınızı uzatır veya uzatmaz irade onlara aittir. Bunun için buradan izin alınır, benimle ilgili twit atmış benim bundan haberim bile yok. Twit hastalığım hiç yok. Benimi bu kadar boş zamanım da yok. Twit kullananlara hakaret etmiyorum ama benim bu kadar boş zamanım yok. Ben gece gündüz demeden sadece işime bakıyorum. 'YAPILANLAR DİNE İMANA SIĞAR MI?' Alım sınavlarında usulsüzlük yapılmış, fakir fukaranın parasını toplamış meçhule harcamışlar, usulsuzlük, iltimas, yolsuzluk yapmışlar. Ahlaksızlık ve hukuksuzluğu, temiz insanlar nezdinde dini görünüm altında mübah hale getirmeye çalışmışlar. Bir müslüman müslüman kardeşinin zaafını araştırır, kaydeder ve şantaj olarak kullanabilir mi? Bir Müslüman diğer bir insanın mahremine girebilri bunları kaydedip yayabilir mi? Bu yapı içindeki saf temiz kardeşelrime sesleniyorum. Yapılanların dine imana, vicdana insafa sığar yanı var mı? Lütfen başınızı iki elinizin arasına alın Rabbimizin hükmüne yönelin, 'Siz hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?' Çünkü bu hükümlerde akıl sahipleri için hikmetler vardır. 'CESARETLE ÜZERİNE GİDECEĞİZ' Bizim inancımız hikmet ve bilgi dinidir. Örgütün lideri Amerikadan birilerinin izlendiğini, ses kayıtlarından dinlediniz, bunu engellediğini, gece yarısında, buna benzer başka vakaların kendisinde olduğunu itiraf ediyor. Bunun dışında hiç kimse çıkıp bunun hesabını sormadı. Bazı gazeteciler bunu hiç görmedi duymadı. Bunlar suç teşkil etmiyor mu? Her meselede konulan malum işveren örgütü var ya bu konuda konuşmadı. Çünkü onların da cdleri kasetleri var ellerinde. Bir tane savcıda çıkıp soruşturma başlatmadı. Herkes susuyor. Ama biz açıkça konuşuyoruz. Artık yeter, yetti. Madem ki onlar yazıyor çiziyor, konuşuyor, dinliyor, cd'lerle ülkemizi idare etmeye çalışıyor, artık biz de hem konuşacağız hem adımlarımızı atacağız. Biz cesaretle bunların üzerine gideceğiz. 'AMELİYATIMIZI BİLE GÜNDEM KONUSU YAPTILAR' Neler var neler... Ameliyatımızı bile gündem konusu yaptılar. Beddularınız bile tutmadı diyor. Böyle şeyler olabilir mi ya? Ne çirkin yakıştırmalar... Demek ki diyor iyi müslüman değilsiniz. Şu hale bak. Takdirler çok enteresan. Bu mesele bizimle başlamış bir mesele değil. Kökü 12 Eylül 1980 darbesinde. Hazırlıkları öncesi ama darbeyle devam ediyor. Bu meselenin kökü 28 Şubat'ta... Biz 7 Şubat hadisesi olduğunda meselenin ciddiyetini kavradık ve üzerine gidiyoruz. 17 Aralık ile birlikte bu meselenin üzerine tek başına biz gidiyoruz. Tek başımıza bırakıldık ama Rabbimiz bizim yardımcımızdır diyoruz ve aynı şekilde devam ediyoruz. 'MERAKLIYSANIZ PARTİNİZİ KURUN DA GELİN' Millet bizimle beraberdir. Şu anda yargıda bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor. Hiçbir hukuksuzluğa izin verilmeyecek. Son nefesimize kadar bunun mücadelesini vereceğiz. Başlarını iki elleri arasına alıp tekrar tekrar düşünsünler. Nasıl sinsice bir yapı ve kumpasın içinde oldukların görsünler. Hiçbir şey görmüyorlarsa bunların milli kurumlara, teşkilatlarına çözüm sürecine nasıl saldırdıklarını görsünler. Bu yapının Türkiye'nin küresel projelerine nasıl saldırdığını görsünler. Türkiye'nin değil belli bazı ülkelerin, güneydeki o sevdikleri ülkelerin çıkarlarına nasıl hizmet ettiğni görsünler. Bu kardeşlerim oyunu göreceklerine, ihaneti göreceklerine ve yapıyla aralarına mesafe koyacaklarını, bu çirkin ahlaksız saldırganlarla yollarını ayıracaklarına yürekten inanıyorum. Bazı hanım kardeşlerim evleri dolaşıyormuş. Tüm ak partili kardeşlerimize sesleniyorum. Sizin de kapınız çalınırsa şunu söyleyin, Biz halimizden iktidarımızdan memnunuz, şimdi inandığımız gibi yaşıyoruz, düşündüklerimizi aynen konuşuyoruz, 10 yıl içinde ülkemiz değişti. Eğer bu işe çok meraklıysanız partinizi kurun da öyle gelin, bunlara bunları söyleyin. Biz tek başımıza da kalsak milli iradeyi şeref ve namusumuz gibi savunacağız. Bu ahlaksız saldırılar karşısında boyun eğmedik eğmeyeceğiz. 'ONLAR POSTA KUTUSUNA BROŞÜR BIRAKIYORSA...' Bu kutlu yolda Aziz milletimizin bizimle olduğunu biliyorum. Aramızdan milli irade hırsızları çıksa da, milletten aldığı emaneti örgüt liderlerine peşkeş çekenler olsa da biz bir olarak millet iradesini savunmaya devam edeceğiz. Türkiye'de hükümetleri sermaye, medya, kasetler değil sandık belirleyecek. Hükümetleri karanlık örgütler belirlemeyecek millet belirleyecek. Bu bir istiklal mücadelesidir. Ak Partili olsun ya da olmasın bu 77 milyonun irade mücadelesidir. 30 Mart bu iradenin sarsılmaz güç kazanacağı gün olacaktır. Türkiye düşmanlarının ve onların maşalarının kaybedeceği ve aziz milletin kazanacağı tarih olacaktır. Yeni Türkiye için bir milat olacak. Onun için asla ihmalkar olmayacağız. Yıkım ekibi bir çalışıyorsa biz 10 çalışacağız 10! Yüz çalışacağız. Onlar bir kapıya ulaşıyor, bir posta kutusuna broşür bırakıyorsa biz yüzlerce binlerce kapıya ulaşacağız. 'YENİ TÜRKİYE'Yİ ŞAHA KALDIRACAĞIZ' Tekrar ediyorum ne yaparlarsa yapsınlar, Allah bizimledir, millet bizimledir, unutmayın milletin hayır duası bizimledir. Siz ak bir kadrosunuz, aranıza karalar karışsa da bugüne kadar onları hep birlikte eledik. Bundan sonra da karalar çıkarsa onları da eleriz. Hiç önemli değil. Aklığınıza asla leke sürmeyin. Sürdürmeyelim. Yetimin hakkını 11 yıldır nasıl muhafaza ettiysek bundan sonra da muhafaza edeceğiz. Bizim sevdamız Türkiye sevdasıdır. Bu sevdanın neferleri olarak bu kutlu yolda hiç sarsılmadan yürüyeceğiz. Yeni Türkiye'yi şaha kaldıracağız. 'YAHU SİZ ZATEN BUSUNUZ!' Bu hafta İstanbul'da enteresan bir şey oldu. CHP'nin ileri gelenlerinden biri, eski İstanbul'u size iade edeceğiz demiş. Gerçekten işte bu CHP bu... Eski İstanbul neydi? Çöp dağlarıyla var olan istanbul, Susuz İstanbul, hava kirliliğiyle malum gazetelerin maske dağıttığı İstanbul, İski yolsuzluğuyla maruf İstanbulu tekrar getireceklermiş. Yahu siz zaten busunuz! Bunlar taş üstüne taş koyamazlar. Evelallah biz emin adımlarla, ülkemizi güncelleyerek, değişim dönüşümle çok güçlü bir şekilde, dünyanın hayranlıkla izlediği ,sessiz devrim dediği bütün reform paketlerimizle, ekonomimizle, ocak ayında yine ihracatta patlama var, tüm zamanların aylık rekoru kırıldı, aynı şekilde dün sanayide bir rekor daha. Bütün saldırılara rağmen bekledikleri gibi olmuyor olmayacak. Ben diyorum ki Allah bir kez daha yar ve yardımcımız olsun. Böyle dua ediyorum. Yolumuz bahtımız açık olsun. haberler.com
Kılıçdaroğlu Kürsüyü Yumrukladı, Tape Dinletti!
Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısı konuşması öncesi salonda dev ekran kuruldu. CHP Lideri, konuşmasına başladığı anda salondaki bir kişinin sözleri gerginliğe neden oldu. Sözünün kesilmesi üzerine sinirlenen ve kürsüyü yumruklayan Kılıçdaroğlu, “ Parti kültürünü benimsemeyen ve Genel Başkanı’nın sözünün kesen hemen burayı terk etsin. Atın bunu dışarı” dedi. İşte Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları Kamuoyuna sızan ancak geniş kitlelerin bilmediği telefon konuşmalarından bir demet dinletmek istiyorum. Parti kültürünü benimsemeyen genel başkanını sözünü kesen, derhal burayı terk et kardeşim. Çıkarın dışarıya. Gençlere ve kadınlara yer açacağım. Kim ne derse desin daha fazla kadın daha fazla genç yer alacak. “Ben olmazsam CHP olmaz” zihniyetini kaldıracağım. CHP varsa hepimiz için var. Ben varsam CHP” anlayışı yok… Biz varsak CHP var… Bu dinlemelerin tamamı yasal. Tümü mahkeme kararıyla tespit edilmiş dinlemeler. Yasadışı dinlemelerle bizim işimiz olmaz. Biz devletin resmi kayıtlarına girmiş olan ve ısrarla dillendirdiğimiz halde Erdoğan ve tayfasının görmezden geldiği dinlemeler. “BUNLAR YASAL DİNLEMELER” Kılıçdaroğlu daha sonra bazı iş adamlarının Sabah ve ATV’nin satın alınmasıyla ilgili havuz oluşturulduğuna dair konuşmalar olduğu iddia edilen ses kayıtlarını dinletti. Bunlar tümüyle mahkemenin verdiği kararlar üzerine yapılan yasal dinlemeler. Urla’daki villaların nasıl yapıldığı, iş adamının kaymakamı nasıl görevlendirdiği, valinin yasal görevini yaparken Diyarbakır’a nasıl sürüldüğünü hepimizi biliyoruz. Havuz işini gördünüz burada bir medya kuruluşun başka bir holdinge devretmek için bizzat başbakanın devreye girip Binali Yıldırım’ın işi nasıl örgütlediğini. “RÜŞVETTİR BU” İhalelerin nasıl verdiğini artık hepimiz biliyoruz. Bir Recep Tayyip Erdoğan var bir Binali Yıldırım var. Büyük ihaleleri bunlar dağıtıyor. İhaleden sonra salma salıyorlar. Şu kadar parayı bize vereceksiniz diyorlar. Verilen paranın ardından iş adamlarına verilen paranın tutarı 87 milyar dolar. Rüşvettir arkadaşlar bu. Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bugüne kadar ayakkabı kutusu dedik, 700 bin liralık saat dedik, yatak odasında kasalar dedik, kasalar içinde milyonlar dedik, genel müdürün evinden 4,5 milyon dolar çıktı dedik tık yok… Söylediği ne paralel devlet var dedi. “DEVLETE GÖZDAĞI VERİYOR” İki resim arasındaki farkı görüyorsunuz devlete gözdağı veriyor. Ben olduğum sürece benim oğluma kimse dokunamaz diyor. Ben devletim diyor. Sen nasıl bir devletsin sen paralel bir devletsin. Vatandaşa ayrı sana ayrı hukuk uygulanıyor. Diğer tarafta bir baba ve sırtında 1,5 yaşında çocuğunun naaşı var. Hüzün içinde götürüyor. AKP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum. Bu fotoğrafı sindiriyorsanız gidin oy verin. Ama hayır bu ülkenin temiz siyasete ihtiyacı var hiçbir baba çocuğunun cenazesini sırtında taşımasın diyorsanız bu iktidardan bıktık deyin. Bunu karşısında ne denilebilir ki. Birisi diyor zaten, “Bunları millet duysa yer yerinden oynar” diyor. Minik Muharrem’in ablası devlet zorluklar için vardır biz aradık kimse bizimle ilgilenmedi” diyor. 13 yaşındaki kızın sesini acaba Recep Tayyip Erdoğan duyacak mı.Senin vicdanın acaba duyuyor mu? Oğluna bir vakıf kurdurmuş adı Türgev. İhale alanların rüşvet ödedikleri bir yer var adı Türgev. Rakamı kuruşlu kuruşuna verdim. 99 milyon 990 dolar. 100 milyon dolardan 10 dolar eksik. “BU PARAYI PARALEL DEVLET Mİ YATIRDI” Türk parası ile 221 trilyon lira. Bu para geliyor onun vakıf hesabına yatıyor. Defalarca sordum bu neyin parasıdır. Tık yok. Hep söylediği paralel devlet. Bu parayı senin oğluna paralele devlet mi yatırdı. Yatırdıysa götür ÇYDD’ye ver onlar da fakir öğrencilere versin. Rüşvetten, Zarrab’tan, 700 bin liralık kol saatinden bahsediyoruz sesi çıkmıyor. AKP’ye oy veren yurttaşlarıma sesleniyorum, hiçbir şeyi düşünmüyorsanız ayakkabı kutusunu bir düşünün. 4,5 milyon dolar bu kutuda ne arar. “BİNALİ YILDIRIM NE DEMİŞTİ…” Oradan ayrılmamasını isteyen Recep Tayyip Erdoğan’dır. Onu oraya getiren de Binali Yıldırım’dır. Milletin anasını belleyeceğiz diyor. Sen onu söylediğinde İntes’in başsında nasıl kalacaksın. Binali yıldırım yasadışı dinlemeler ilgili CHP milletvekillerine ne demişti: “Yanlış işiniz yoksa dinlemelerden korkmayın” Bu dinlemelere milyon Ali de takılmıştır yanlış işi olduğu için. Ama bu tapeler yasal dinlemelerdir… Muammer Güler – BARIŞ GÜLER KONUŞMASI Burada bir konuşmayı daha sizlere sunmak istiyorum. 17 Aralık’ta operasyon sabahı barış Güler babası İçişleri bakanı Mumammer Güler’i arıyor. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor: Barış Güler: 6 buçukta geldiler Celal kara diye bir savcı arama kararı çıkarmış Muammer Güler: Ne var oğlum senin evinde Barış Güler: Hiçbir şey yok baba Muammer Güler: Para ne var. Barış Güler: Kendi param üç beş kuruş kalan param. Muammer Güler: Kaç para Barış Güler: Sen biliyorsun Muammer Güler: Kaç lira oğlu.. Barış Güler: 1 trilyon civarı param var o kadar… Muammer Güler: Evet evet. Tamam oğlum. El koydular mı paraya Barış Güler: Yok arama yapıyorlar. Muammer Güler: Senin şimdi anladığım akdarıyla Rıza Zarrabla bir rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Diyeceksin ki bir danışmanlık işim var. Gayr-ı resmi yapıyorum. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu bunların yanında çalışıyor. “BU TAPELER YASA DIŞI DEĞİL…” Bu tamamen telaş sonucu söylenen laflar… Arama yapılıyor, babasını arıyor. Babası bunların hepsini biliyor. Burada AKP’ye oy vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum… Bu tapeler mahkeme kararıyla alınan tapelerdir. Bunlar yasadışı değil. Kimsenin kimseye darbe yaptığı yok. Eğer darbe yapıldıysa senin cebine darbe yapıldı sevgili vatandaşım senin cebine… “TÜRKİYE’NİN YENİ BİR ÜNLÜ ŞAHSI OLDU: ALO FATİH” Türkiye’nin yeni bir ünlü şahsı oldu Alo Fatih… Yalçın akdoğan biz meclis TV’yi kapattırıyoruz siz yayınlıyorsunuz diyor arayarak. Biz yasak getirdik siz canlı veriyorsunuz diyor. TBMM’deki görüşmeler milletten neden yasaklanıyor… Hani milli iradeye saygı vardı. Vatandaş ister dinler ister dinlemez. Tabi bununla da sınırlı değil Fas’tan arıyor, daha konuşması bitmeden emredersiniz diyor… Bu tablo yasakçı bir Türkiye’yi öngören bir tablodur. “BU MİLLETİN ANASINI BELLEYECEĞİZ” DEDİLER Öyle bir noktaya geldi ki yandaş gazetenin genel yayın yönetmeni Halkbank genel müdürünü arayarak “Süleyman 2 milyon gönder bunların paralarını vereceğiz” dedi. En sonunda çıkıp bu milletin anasını belleyeceğiz dediler. Buradan tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum. Bunu sindiriyorsanız 30 Mart geliyor gidin oyunuzu verin… “ANANIZA KÜFÜR EDENE DERS VERECEKSİNİZ” Hayır ‘benim annem çok değerlidir, benim anneme kimse söz söyleyemez’ diyorsanız sizin ananıza küfür edene ders vereceksiniz. Buradan Adanalılara sesleniyorum bir vali çıktı burada söylemekten utandığım şeyler söyledi. Buna layık olmadığınız gösterin…Vagus Tv
Reklam
Obama Beyonce ile Aşk mı Yaşadı?
ABD Başkanı Obama ile şarkıcı Beyonce arasında bir ilişki olduğu iddiası ABD kamuoyunun gündemine oturdu. İtalyan paparazzi-fotoğrafçı Pascal Rostain'in bir dergi ve radyoya verdiği röportajda dile getirdiği 'Amerikanın gündeminde çok önemli bir konu var. Başkan Barack Obama ile ŞarkıcıBeyonce'nin yaşadığı aşk ilişkisi... Washington Post gazetesi bile Obama-Beyonce kaçamak ilişkisini Salı günü manşetine taşıyacak. Magazin gazeteleri demiyorum Washington Post diyorum' iddiası bir anda ülke gündemine oturdu. Sosyal medyada iddialara ilişkin görüş açıklayan Amerikalılar, iddiayı 'inanılması güç ve gülünç' olarak yorumladı. Geçtiğimiz günlerde de eski başkan Bill Clinton benzer bir iddia ile gündeme geldmişti. İngiliz film oyuncusu Elizabeth Hurley'in eski sevgilisi Tom Seizemore, Hurley'in o dönem ABD Başkanı olan Bill Clinton ile ilişki yaşadığını öne sürmüş, daha sonra da bu konuda yalan söylediğini itiraf etmişti. Seizemore, 1998 yılında, Türkiye'de 'Er Ryan'ı Kurtarmak' (Saving Private Ryan) adıyla gösterime giren filmin Beyaz Saray'da yapılan çekimleri sırasında, ABD eski başkanlarından Bill Clinton'ın kendisine 'Ben Başkomutanım. Onu bana ayarla' diyerek kendisinden Elizabeth Hurley'in telefon numarasını istediğini, Clinton'ın ısrarı üzerine telefon numarasını verdiğini, o dönem ABD Başkanı olan Clinton'ın, Elizabeth Hurley'i telefonla arayıp, kendisini almak için özel uçağını gönderdiğini ve ikilinin bir yıl boyunca ilişki yaşadığını öne sürmüştü. 'Elizabeth'e sordum, onunla yatmak nasıl bir şey, Hillary sorun çıkarmadı mı diye. O da bana, 'Hayır, ayrı yataklarda yatıyorlar zaten' diyerek iddiasını sürdüren Seizemore daha sonra yaptığı açıklamada ise yayınladığı ses kayıtlarını hatırlamadığını ve o dönem yüksek dozda uyuşturucu kullandığını belirtmişti.Haber3
İzlerken Nefesinizin Kesileceği Bir Tırmanış!
Alex Honnold isimli bu dağcı, tam tamına 460 metre yükseklikteki Meksina'nın Monterey bölgesinde bulunan El Sendero Luminoso adlı bu dağa tırmanmış. Dağ da değil adeta düz bir duvar. Hem de ipsiz. Nefes alış verişlerini de hissedebiliyoruz. Gerçekten çok ürkütücü bir video. Yükseklik korkusu olanlara asla tavsiye edilmez! 
Kovalarla Bateri Çalan Sokak Sanatçısı
Avustralyalı sokak sanatçısı Gordo, bizlere güzel müzik yapabilmek için çok profesyonel aletlere ihtiyacımız olmadığını kanıtlamış. Sadece iki baget, boş kovalar ve kaldırımı kullanarak muhteşem bir melodi ortaya çıkarmış. Gordo yavaş başlıyor, ancak biraz daha izlerseniz çılgın attığını göreceksiniz!
Reklam
Game Of Thrones: 15 Dakikalık Özel  Video
Bir televizyon efsanesine dönüşen 'Game Of Thrones', 6 Nisan’da yeni sezonuyla tekrar seyirciyle buluşacak. Büyük güne iki ay daha var ancak hayranların heyecanını dindirmek için 15 dakikalık özel bir video yayınlandı. 'Game of Thrones Ice and Fire: A Foreshadowing' adıyla yayınlanan videoda 4. sezondan heyecan verici anlar ve sevilen karakterlerin yeni maceraları hakkında küçük ipuçları verildi. ‘İNTİKAM ZAMANI’ Serinin yapımcısı David Benioff yeni sezonu şu sözlerle anlatıyor: “4. sezonda Red Wedding’in ardından intikam çığlıkları yükseliyor. Tüm serinin en şok edici sahneleri bu sezonun sonunda yer alacak. Çok kanlı hesaplaşmalar olacak.” Benioff, özellikle Tyrion’u tehlikeli bir sezonun beklediğini açıklayarak, sevilen karekterin her bölümde ölümle burun buruna geldiğini ifade etti. ‘EJDERHALAR ARTIK TEHLİKELİ’ Benioff, ejderhaların giderek büyüdüğüne ve tehlike olduğuna dikkat çekiyor. Dizide ‘ejderhaların annesi’ olarak anılan Emilia Clarke ise, “Düşmanlarımı öldürdüler. Artık herhangi birini öldürmemelerini önlemek için önlerinde kim durabilir?” sözleriyle sezona dair küçük ipuçları verdi. Vatan
İlişkiyi Rutinden Kurtarmanın 7 Altın Kuralı!
Sevgililer günü yaklaşırken, markaların yaratıcı ve de eğlenceli reklamları da ortaya çıkmaya başladı (Durex'in viral reklamı gibi).  Eti benim'o, sevgililer günüyle ilgili bir reklam filmi çekmiş. Reklamda Erkeğin odunluğu ve kadının mızmızlığı eğlenceli bir biçimde işlenmiş.
Elektrik Olmadığı İçin Devamlı Sevişen Ülke
Nüfus patlamasına çok ilginç bir savunma yaptılar! Uganda Planlama Bakanı Efraim Kamuntu, ülkedeki nüfus patlamasını elektrik kesintilerine bağladı. Kamuntu, Ulusal Kalkınma Planıyla ilgili olarak yaptığı bir konuşmada, elektrik kesintilerinin çiftlerin erken uyumasına yol açtığını söyleyerek, “Dünyanın geri kalanı vardiyalarla çalışırken, biz Uganda’da erkenden yatağa gidiyoruz” dedi. İnsanları “yataktan çıkarmak” için elektrik altyapısının geliştirilmesi gerektiğini belirten bakan, bunun tarım sektöründe de verimliliği artıracağını kaydetti. Ugandalıların yüzde 90′ından fazlası düzenli olarak elektrik alamıyor. Ulusal Nüfus Müdürlüğünün istatistiklerine göre Uganda, yüzde 3,4′lük nüfus artışıyla dünyanın nüfus artışının en yüksek olduğu ülkeleri arasında bulunuyor.
Reklam
Günlük Hayatta Sıklıkla Yaşadığımız 24 Korku
Korkular bizim yanımızda gezdirmek istemediğimiz ama çevremizden bir an bile ayrılmayan arkadaşımız gibidir. O her yerdedir. Onunla baş edemiyorsak onunla yaşamayı denemek en mantıklısı gibi :))) KORKULARINIZIN ÜSTÜNE GİDİN. YAKASINA YAPIŞIN!!!
Reklam
Fransız Sokak Sanatçısı OakOak'ın 20 Süper Yaratıcı Çalışması
Fransız sokak sanatçısı OakOak'ın yaptığı bu mükemmel çalışmalar birçok ülkede gazete manşetlerine çıkmıştır. Genelde doğduğu şehir olan St. Etienne'de çalışmalarını sürdüren sanatçı gezmek amacıyla gittiği başka yerlerde de çalışmalar yapmış. Sokak sanatı alanında ünü ülke sınırlarını aşmış bu ismin çalışmaları hem çok yaratıcı hem de oldukça eğlenceli.İşte usta sanatçının eserlerinden bazıları...
Reklam