onedio
Asıl Kırılgan 5'li: Fransa, İngiltere, Almanya, Avustralya, Kanada
Yüksek cari açığa sahip olan Endonezya, Güney Afrika, Brezilya, Türkiye ve Hindistan Kırılgan Beşli olarak tanımlanıyor. Yüksek cari açık, bu ülkelerin yabancı sermayenin ani çıkışına karşı kırılgan oldukları anlamına geliyor. Bize küresel ekonomide patlayacak yeni bir fırtınanın bu piyasalardan kaynaklanacağı söyleniyor. Sorun şu ki bu doğru değil. Asıl Kırılgan Beşli Morgan Stanley tarafından telaffuz edilen ülkeler değil aksine neredeyse kimseyi endişelendirmeyen beş gelişmiş ülke. Gelişmekte olan ekonomilerin yüklü miktarda sermaye çektiği ve sonuç olarak ticaret açığı verdikleri doğru ama bunda yanlış bir şey yok. Aynısını gelişmiş ekonomiler de yapıyor. Bir sonraki kriz bir öncekinde olduğu gibi yine gelişmiş ekonomilerden birinde patlayacak. Bir krizin Fransa, Almanya, İngiltere, Avustralya ya da Kanada'da patlama ihtimali çok daha yüksek. Asıl Kırılgan Beşli bu ülkeler ve çok az sayıda yatırımcı bu ülkeler nedeniyle endişe duyuyor. 1. Fransa Fransa'nın bu günlerde diğer ülkelere kıyasla öne çıktığı tek oran borcunun artma hızı. Hükümet, borcun bu yıl GSYH'nin yüzde 95'ini geçerek kontrolün kaybedilmeye başlanacağı yüzde 100 oranına iyiden iyiye yaklaşacağını kabul etti. Euro Bölgesi'ndeki diğer ülkelerde ılımlı düzeyde de olsa bir toparlanma başlarken Fransa yeni bir resesyonun eşiğinde. İşsizlik, Aralık ayında yüzde 11,1'e yükseldi. Ticaret açığı ise şimdiden GSYH'nin yüzde 2,2'si düzeyinde, bir zamanların önde gelen imalat ve ihracat ekonomisi için endişe verici bir oran. 2. İngiltere Gelişmiş dünyada en yüksek hızda toparlanan ülkelerden biri. İşsizlik de hızla düşüyor ama rehavete kapılmayın. Aslında İngilizler 2005-2008'deki ekonomik büyümenin mini bir versiyonunu yeniden yarattı. Borcun ve emlak fiyatlarının artması ekonomiyi canlandırıyor. Oysa hala bir zamanlar olduğu kadar dengesiz. Bankacılık sektörü ise yine şişmiş durumda. Ticaret açığı GSYH'nin yüzde 4'üne yaklaşıyor – 'kırılgan' Endonezya'da olduğundan yüksek, Hindistan'da olan orandan da çok az değil. 3. Almanya Avrupa'nın diktatörü Almanya, sadece diğer zayıfların arasında güçlü görünüyor. Sanayi üretimi geçtiğimiz ay yüzde 0,6 geriledi. Perakende satışlar ise Aralık'ta yüzde 2,5 düştü, 2013'ün tamamında sadece yüzde 0,1 yükseldi. Ekonominin son çeyrekte yalnızca yüzde 0,25 büyümesi bekleniyor. Nüfusun yaşlanması, enerji maliyetlerinin artması ve aşırı derecede düzenlemeye tabi olan piyasaları ile Almanya 'geliyorum' diyen bir kaza gibi ve bu kaza gerçekleştiğinde yüksek fiyatlanan tahvil piyasası darmaduman olacak. 4. Avustralya Avustralya son on yılda Çin fabrikaları için devasa bir madene dönüştü ama yine de bu kolay ihracata rağmen yüksek ticaret açığı veriyor – son aylarda azalsa da hala GSYH'nin yüzde 3,5'inden fazla. Avustralyalıların ayaklarını yorganlarına göre uzatmadıkları kesin. Avustralya doları ABD doları karşısında geçtiğimiz yıl yüzde 13 değer kaybetti. Er ya da geç Çin ekonomisi yeniden dengelenecek ki bu da Avustralya'dan daha az hammadde alınacağı anlamına geliyor. 5. Kanada Kanada için muhtemelen söylenebilecek tek iyi şey, şu sıralar yeni bir konut balonu şişirmekle meşgul olan eski Merkez Bankası Başkanı Mark Carney'i İngiltere'ye göndermiş olması. Finansal kriz Kanada'yı pek etkilememişken faizlerin düşürülmesi şimdi bakıldığında bir hata gibi görünüyor. Tamamen gereksiz bir konut balonu yarattı. Elbette ki hiç kimse bir sonraki krizin nerede patlayacağını bilemez ama olası bir krizi, düşük borçlu ve hızla büyüyen gelişmekte olan piyasalardan beklemek fazlasıyla yirminci yüzyıl bakışı. Mevcut on yılda kriz, 2008'de olduğu gibi yine gelişmiş dünyadan gelecek.MATTHEW LYNN | WSJ
Kısa ve Komik: Zıplayamayan Kedi
Her kedi bu kadar sevimli olmak zorunda mı? Uyurken sevimli, yaramazlık yaparken derken zıplayamayan kedinin sevimli olması da apayrı bir mevzu :)
Başbakan Erdoğan'ın Azarladığı Gazeteciler Listesi
Başbakan Erdoğan, azarladığı gazeteciler listesine Zaman Gazetesi muhabirini de ekledi. Urla’daki villalar, Sabah-ATV satışı ve Habertürk sansürüyle ilgili iddaları soran gazeteciyi azarlayan başbakanla ilgili TGC, bugün bir açıklama yayınlayarak başbakana “azarlamaktan ve nasıl soru sorulması gerektiğini söylemekten vazgeçmesi” için çağrı yaptı.  Zaman Gazetesi muhabirinin, Urla’daki villaları, Habertürk’e yönelik sansür iddialarını ve Sabah-atv grubunun satışıyla ilgili iddialarını sorması üzerine Erdoğan, “Öncelikle ‘İddia ediyoruz’ de. Çünkü bu iddialarının hepsinin altında patronlarınız var. Hepsinin altında dışa bağlı olduğunuz yer var.” ifadelerini kullandı. Habertürk’e müdahale iddiasını da doğruladı. Kendisini şöyle savundu: “Evet, Fas’tan aradım. Altyazı ile alakalı olarak bize yapılan hakaretlerle ilgili. Kendileri de gerekli uygulamayı yaptılar. Bu tür şeyleri de öğretmek durumundayız.” TGC: Azarlamak, hedef göstermek demokratik tutum değildir Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu bugün konuyla ilgili bir açıklama yaparak, Başbakanın soru sormaya çalışan gazetecileri azarlamasını eleştirdi. Son yıllarda iktidarın gazetecileri “soru soramaz” hale getirdiğine dikkat çeken TGC Yönetim Kurulu açıklamasında, “Halkın bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkı için çalışan gazetecilerin görevlerini yapamaz hale getirilmesinin bedelini Türkiye ağır ödemektedir. Başbakanı gazetecileri azarlama alışkanlığından vazgeçmeye davet ediyoruz” denildi. “Medya yöneticilerinin de kamu yararını gözeten haber yapan gazetecileri işten attıklarını rahatlıkla ifade etmeleri basın özgürlüğü açısından nasıl bir karanlık tabloyla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir.” Açıklaması yapan TGC “basın toplantılarında soru sorabilen gazetecilerin azarlanması, hedef gösterilmesi, nasıl soru sorması gerektiğinin anlatılması çağdaş demokrasi ile bağdaşır bir tutum değildir”dedi. Erdoğan’ın azar listesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gazetecilerle olan ilişkileri gittikçe bozuluyor, fakat söz konusu tavrı yeni değil. Aşağıdaki listeye göz attığımızda, özellikle son iki yılda başbakanın gazetecilere uyguladığı baskının ülke sınırından taştığını, uluslararası medyada çalışan gazetecilere de yöneldiğini görüyoruz. 5 Ocak 2004: Karabük’te yaşlılar ve çocuk yurdunu ziyarete giden Erdoğan’a, Vatan gazetesi muhabiri, her iki yurtta da hem yaşlılar ve hem de çocukların özel olarak odalarından getirildiğini söyleyerek “Biliyor muydunuz?” sorusunu sordu. Erdoğan “İyi niyetli değilsin, edepsizlik yapma! Leş gibi alkol kokuyorsun. “ cevabını verdi, gazeteci Başbakanlık korumaları tarafından tartaklandı. 26 Eylül 2008: Deniz Feneri skandalının konuşulduğu günlerde başbakan, Kocatepe Camii’nin avlusundaki kitap fuarını gezdiği sırada kendisini Deniz Feneri Derneği’nin standı ile aynı karede görüntülemek isteyen Hürriyet ve Milliyet Gazetesi muhabirlerini “Sen çok akıllısın, ben senin aklını biliyorum. Terbiyesizlik, edepsizlik etme, çekil kenara” diyerek azarladı. 15 Mayıs 2010: Erdoğan, Yunanistan ziyareti sırasında,  Yunanistan’dan bir gazetecinin Ege’deki Türkiye uçaklarının uçuşu hakkındaki sorusu üzerine “Siz Yunan Silahlı Kuvvetlerinin gazetecileri gibi çalışıyorsunuz. Hatta radar üssünde görevli bir teknisyen gibi çalışıyorsunuz. Her gün kaç uçak kalktı onu takip ediyorsunuz. Gazeteciler olarak ortalığı germeyin. “dedi.Bunun üzerine gazeteciler, ‘Siz bize işimizi nasıl yapacağımızı mı tavsiye ediyorsunuz?’ diyerek Erdoğan’ı eleştirdi. 3 haziran 2013: Reuters muhabirinin Gezi olayları üzerine sorduğu “Aşırı güç kullandığını düşündüğünüz polis için alınmış bir önlem var mı? Yumuşatıcı tavır içine girecek misiniz?” soru üzerine Erdoğan, gazeteciyle polemiğe girdi; “Yumuşatıcı ifadeler ne olabilir, bana öğretirseniz ben öyle konuşurum.” diyerek “Ne yapılmadi ki bu ülkede böyle bir adım atılmıyor. Size de soruyorum aldığınız bir mesaj var mı?” sorusuyla soruya karşılık verdi. 6 Kasım 2013 Öğrenci evleriyle ilgili soru soran Kanaltürk muhabiri, “kişilerin özel evlerine nasıl müdahale edileceğini” sorunca Erdoğan şu cevabı verdi: “Kişilerin özel müstakil evlerinde, bir farklı kız bir farklı erkek aynı evde kalması nasıl doğru olabilir. Siz kızınıza, oğlunuza böyle bir şeyi hoşgörüyle karşılayabilir misiniz?” Gazetecinin “ben konu değilim” hatırlatması üzerine Erdoğan “çocuğunuzla ilgili böyle bir şeyi uygun buluyorsanız hayırlı olsun.” yorumunu yaptı. 7 Kasım 2013: İsveçli bir gazetecinin Türkiye’nin Suriye’deki cihatçı gruplara destek verip vermediğini sorması üzerine, Erdoğan gazeteciyi azarlayarak, “Neye dayanarak bunu söylüyorsun, elindeki belgeler neler?” sorusunu sordu. 9 kasım 2013: Erdoğan, kendisine ‘kızlı-erkekli öğrenci evleri’ konusunda Helsinki’de soru soran Finlandiyalı gazeteciye, “Değerli arkadaşımı herhalde birileri özel olarak görevlendirmiş” cevabını verdi. 10 Şubat 2014: AKP’nin oyunun yüzde 34,6 ya düştüğünü iddia eden anketle ilgili soru soran Zaman gazetesi muhabirine “sen inanıyor musun buna? Senin mensubu olduğun gazete başka bir anket yayınlamıştı. Seninkine mi inanalım, buna mı inanalım? Ben de diyorum ki senin mensubu olduğun gazete de bir anket yayınladı. İşte bu anketin adı paralel yapı firmasının anketidir.” Diye cevap verdi. Aynı muhabirin “İşadamı Reza Zerrab’ın operasyondaki bakanlarla ilişkide olduğu, size MİT’in bununla ilgili sizi uyardığı söylendi. Doğru mu?” sorusuna ise “MİT’in bu tür raporlarına nüfuz edecek kadar paralel yapının temsilcisi durumuna düşüyorsunuz. Müşterek çalışıyorsunuz da ondan.” dedi. Kaynak: Gözde Kazaz | Yeşil Gazete
Obama-Beyonce Aşkını Uyduran Gazeteci Konuştu
Europe 1 kanalında katıldığı programda ABD Başkanı Barack Obama’nın ünlü şarkıcı Beyonce ile birlikte olduğunu öne süren Pascal Rostain, “Ben dev bir şaka yapmak istedim. Dünyada olayın yaptığı yankıyı görmek çok şaşırtıcı. Yüzlerce telefon aldım, Beyaz Saray yalanladı, televizyonlar yayınladı! Sadece mesleğimin absürd bir biçimde nasıl bozulduğunu göstermek istemiştim” dedi. Rostain, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile aktris Julie Gayet arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmıştı.Diken.com
Deniz Gezmiş'in Yeğeni Belediye Meclisi Adayı Oldu
Gezi olayları sırasında mağdur olanları belediye meclis listelerinden aday göstereceklerini ilan eden CHP yönetimi, bu doğrultuda ilk adımı Ankara'da attı. Polis kurşunuyla yaşamını yitiren Ekrem Sarısülük'ün kardeşi İkrar Sarısülük Yenimahalle'den, Muharrem Dalsüren Mamak'tan, Dilan Ece Yıldız Çankaya'dan, Davut Yıldız ise Etimesgut'tan belediye meclisi listelerine yerleştirilecek. SARISÜLÜK'ÜN KARDEŞİ MECLİS LİSTESİNDE CHP'de hafta sonu 20 saati aşan mesainin ardından pek çok önemli noktada belediye başkan adayını belirleyen CHP'de belediye meclis ve il genel meclisi listelerini belirleme yönünde ciddi bir mesai harcanıyor. YSK'nın öngördüğü takvim çerçevesinde 18 Şubat'a kadar isimleri tespit etmek zorunda CHP yönetimi, bir süre önce verdiği sözü tutarak, Gezi olayları sırasında devletin şiddetine maruz kalanları parti listelerinden aday göstereceğini ilan etmişti. Bu doğrultuda ilk adım Ankara'dan atıldı. Alınan bilgilere göre, Ankara Kızılay'da polis kurşunuyla yaşamını yitiren Ekrem Sarısülük'ün kardeşi İkrar Sarısülük, yaşadığı Yenimahalle'de belediye meclisi listesine konulacak. Başına gaz bombası isabet eden ve üç gün yoğun bakımda kalan üniversite öğrencisi Dilan Ece Yıldız da Çankaya'da belediye meclis listesine yerleştirilecek. DİĞER İLLERE DE YANSIYACAK Polisin müdahalesi nedeniyle gözünü kaybeden Çankaya Belediyesi işçisi Muharrem Dalsüren Mamak, yüzünü isabet eden gaz fişeğiyle yaralanan Davut Yıldız ise Etimesgut'tan belediye meclisi listelerinin üst sıralarına yerleştirilecek. Gezi olaylarında mağdur olanların İstanbul, Antalya, Eskişehir, Hatay ve İzmir gibi yerlerde de belediye meclisi listelerinden aday gösterilmesi için çalışmaların sürdüğü ifade edildi. DENİZ GEZMİŞ'İN YEĞENİ DE ADAY Çankaya Belediye Meclisi listesi için hafta sonu yapılan ön seçimden sürpriz bir birinci çıktı. 6 bine yakın üyenin oy kullandığı seçimlerde Gezmiş 2 bin 32 oyla ilk sırada yer aldı. 68 kuşağı öğrenci liderlerinden Deniz Gezmiş'in yeğeni olan Funda Gezmiş, belediye meclisi listesi için birinci sıranın kontenjana ayrılması nedeniyle ikinci sıradan aday gösterilecek. Öte yandan partinin Avcılar Belediye Başkan adayı olarak gösterilen Dr. Handan Toprak Benli, Gezi olayları sırasında Gezi Parkı revirinde nöbet tutan doktorlar arasında yer alıyordu. Benli, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun kurucusu olduğu Özel Avcılar Hospital'da Başhekim Yardımcısı olarak görev yapıyordu. CHP'de herkesin merakla beklediği Kadıköy Belediye Başkan adayını ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu belirleyecek. Kadıköy için İstanbul İl Başkan Yardımcısı Canan Kaftancıoğlu ismi gündeme gelirken bu ismin Avcılar'da yaşaması ve Avcılar'da siyaset yapmasına karşın Kadıköy'den aday gösterilmesinin gündeme gelmesine Kadıköy ilçe teşkilatından tepki geldi. CHP örgütü Kadıköy'de çok sayıda aday varken başka ilçeden aday getirilmesine tepki gösteriyor. Kadıköy'de İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt formülü üzerinde de duruluyor.objektif haber
Reklam
FED: 'En Kırılgan Türkiye'
ABD Merkez Bankası (Fed), gelişmekte olan ülkelerdeki finansal piyasalarda satış dalgasına yol açmış olabileceğini kabul ederken, Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerin ise kendi uyguladıkları politikalar yüzünden dış şoklara karşı kırılgan duruma düştüklerini belirtti. Fed Kongre'ye dün sunduğu bir raporda 'Geçen yılın ortasında doğan gerilimlerin önemli ölçüde Merkez Bankası'nın uygulamalarından kaynaklandığı anlaşılıyor' dedi. Fed'in tahvil alımı yoluyla yürüttüğü destek programını kısa bir sürede sonlandırmaya başlayacağını 2013 ortasında açıklaması, pek çok gelişmekte olan piyasada, borsalarda, tahvil ve dövizde sert düşüşlere yol açmıştı. Bu açıklama, uluslararası para akışında istikrarı bozabilecek kaymalar olabileceği gerekçesiyle küresel gerilimlere yol açmıştı. Buna örnek olarak, Hindistan merkez bankası başkanının, ABD'nin uyguladığı politikaların dünyanın diğer bölgelerini nasıl etkilediğini daha iyi düşünmesi gerektiğini söylemesi gösterilebilir. Ancak Fed raporunda bazı gelişmekte olan ülkelerin sorumluluğuna işaret edilerek, bu ülkelerin kendi piyasalarının neden bu kadar zarar gördüğünü değerlendirirken aynaya bakmalarını istedi. Fed analistleri önde gelen 15 gelişmekte olan ülkede ekonomik kırılganlığı ölçen bir endeks oluşturdular. Bu değerlendirmede en kırılgan ülke olan Türkiye'yi sırasıyla Brezilya ve Hindistan izliyor. Bu ülkelerin ardından Endonezya ve Güney Afrika geliyor. Söz konusu endeks, cari dengeler ve döviz rezervlerinin ekonomik üretime oranı gibi altı faktörü hesaba alıyor. Fed analizine göre en kırılgan olan ülkeler, paralarında en büyük değer kaybını ve kamu borçlanmasında daha yüksek faiz oranlarını görüyor. Fed raporunda, 'Bu kanıt, eğer gelişmekte olan ekonomilerin şoklara karşı daha dirençli olmaları bekleniyorsa, ekonomik kırılganlıklarının azaltılmasının önemli olduğu görüşünü destekliyor' denildi. Analizde gelişmekte olan ekonomilerden bazılarının yaşadıkları kırılganlığı azaltma yolunda mesafe kaydettikleri belirtilirken, Çin kırılganlığı en az olan ülkeler arasında yer alıyor. Son 10 yılda çok büyük boyutta bir döviz rezervi depolamış olan Çin'in kamu borcu düzeyi de görece olarak düşük. Fed, gelişmekte olan ülkelerden bazılarının piyasa volatilitesine karşı faizlerin yükseltilmesi,döviz piyasalarına müdahale ve başka 'geçici önlemler' alarak karşı durmaya çalıştıklarına işaret etti. Fed'e göre küresel yatırımcılar, hangi ülkelerin 'temel kırılganlıklarını' azaltmak için önlemler aldığını yakından izliyorlar. Raporda, 'Parasal, mali ve yapısal reformların uygulanmasında devamlı bir ilerleme gereklidir' denildi.CNN Türk
'Sabancı Suikastinin Tetikçisi Atina'da Yakalandı'
Yunanistan'ın başkenti Atina'da yakalanan 4 DHKP-C militanından birinin Sabancı suikastinin 18 yıllık firari sanığı İsmail Akkol olduğu iddia edildi. İstanbul Levent'teki Sabancı Center'da 1996 yılında gerçekleştirilen suikastle Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe öldürülmüştü. Suikastin Mustafa Duyar, Fehriye Erdal ve İsmail Akkol'dan oluşan 3 kişilik DHKP-C timi tarafından gerçekleştirildiği belirlenmişti. Cinayetlerin ardından Fehriye Erdal'la birlikte yurtdışına kaçan İsmail Akkol, Yunan polisinin Atina'da bir eve düzenlediği baskınla ele geçirildi. Akkol İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranıyordu. Yunan polisinin operasyonunda örgütün gizli lideri olduğu öne sürülen Hüseyin Fevzi Tekin ile Ankara'da AK Parti Genel Merkezi'ne yönelik lav silahlı saldırının zanlısı olarak aranan Murat Korkut ve ismi açıklanmayan bir kadın da yakalandı.CNN Türk
Reklam
12 Şubat 2014 Çarşamba Günlük Burç Yorumları
Koç Burcu - (21 Mart - 20 Nisan)Bugün hiç ummadığınız arkadaşlıklar kuracaksınız.Arkadaşlarınız sizin çok önemli ama bu yeni arkadaşlıklar da eskileri kadar sağlam olacak gibi görünüyor.Koç burçları ummadıkları bir ödeme problemi ile karşılaşabilirler. Biraz canları sıkılacak gibi ama sonra yine “boşver” diyecekler.Boğa Burcu - (21 Nisan - 21 Mayıs)Almak istediğiniz şey, bütçenize göre biraz pahalı ama siz kafaya takmışsınız bir  kere.Bu arada aldığınız bir emaneti geri vermediniz, farkında mısınız ?Karşı taraf bugün yarın hatırlatacak. Bu rahat tavırlarınız insanların canlarını sıkıyor.Evden biri ile fena atışacaksınız ama küs kalamayacaksınızİkizler Burcu - (22 Mayıs - 21 Haziran)İkizler uzun zamandan sonra ilk kez, doğru bir karar vererek çalışmaya başlayacak.Haftalardır üzerinden atamadığı yorgunluk artık son buldu ve şu anda normale dönmüş durumdalar.Aile büyüklerinden biri ile yapacakları bir konuşma, onları mutlu edecek gibi…Yengeç Burcu - (22 Haziran - 23 Temmuz)Yengeçler mütevazı bir gün geçirecekler.Para harcamaktan son dakikada vazgeçecek ve arkadaşları ile küçük bir toplantı yapacaklar.Yengeç burcu insanlarının zihinleri çok rahat bugün.Sadece akşama doğru bir haber alacaklar ve bu haber onları biraz yoracak.Aslan Burcu - (24 Temmuz - 21 Ağustos)Aslan burçları uzun yıllardır ilk kez, rahat bir nefes alacaklar. Bugün çevrelerinde onları huzursuz edecek birileri olmayacak gibi.Birileri onlardan bir şey beklemeyecek .Kendileri ile ilgili bir işe bakabilirler. Bir sabah kahvaltısı, bir akşam yemeği olabilir, arkadaşları ile bulaşacak ve mutlu olacaklar.Başak Burcu - (22 Ağustos - 23 EylülBaşak Burcu , etrafındaki insanların onu sıkıştırmalarına daha fazla dayanamayacak gibi.İnsanların ne beklediğini anlayamıyor ve bu beklentileri karşılayacak bir fikri de yok. Evde hiç umulmadık bir şey bozulacak ve canları sıkılacak.Biraz para çıkacak gibi.Terazi Burcu - (24 Eylül - 23 Ekim)Teraziler yine para harcamaya devam.Ellerinden hiçbir şey gelmese de, işler kötü gitse de, bunları göremiyorlar. Hep birilerine sırtlarını dayamaya alışmış gibiler. Böyle şeyleri kafalarına da takmıyorlar.İki,li ilişkilerde rahat ve mutlular, ah bir de işleri iyi gitse.Akrep Burcu - (24 Ekim - 23 Kasım)Oh be ! bugün tam da bunu diyecek gibisiniz.Can sıkıntılarınız sona eriyor. Bir ev değiştirme isteğiniz var, bugün ona yoğunlaşacaksınız.Arkadaşlarınızdan biri ile sıcak bir atışma içine girebilirsiniz, aman dikkat! Sinirlerinize hakim olamayacağınız işlerin içine girmeyin.Yay Burcu - (24 Kasım - 22 Aralık)Yay  bugün işlerin başını aşacak! Bu seni yormuş olsa bile, enerjin ile üstesinden geleceksin. Yakınlarınızdan ya da komşularınızdan birinin işine yardım edeceksin ve dua alacaksın. Boş işler gibi görmüş olsan da, yaptığın bu yardım boşa değil,unutma! Parasal anlamda bir rahatlama var.Oğlak Burcu - (23 Aralık - 20 Ocak) İşler iyi gidiyor. Umduğunuzdan daha iyi durumdasınız.Uzun zamandır beklediğiniz paranın bugün gelme ihtimali çok yüksek.Moralinizi düzeltecek. Ama kızdığınız bir konu var ki, o da sizi kullanmaya çalışanlar.Kendinizi kullandırmayacaksınız ama canınızda sıkacaklar.Kova Burcu - (21 Ocak - 19 Şubat)Kova burçları bu hafta bir  atılım içinde olacaklar. Bugünde o atılımların bir basamağı diyebiliriz. Dönem dönem karamsarlığa kapılan kova, bugün iyi.Bu iyilik bir dönem daha süreceğe benziyor.Parasını kesesine göre harcayan Kova,o yüzden bir sıkıntı çekmiyor ve yine ayağını yorganına göre uzatıyor.Balık Burcu - (20 Şubat - 20 Mart)Her şeyin kötü gitmesi sizin suçunuz değil tabi. Siz sadece fazla karamsarlık gösterip, alınganlık yapıyorsunuz. Yoksa her şeyin iyi gitmesi de mümkün. Şu tablonun içinden çıkıp, güzel günlere ulaşmaya çalışmalısınız.Size ait olmayan ya da alamayacağınız şeylerden uzak durun.
Tuvaletten Daha Kirli 10 Eşya
Tuvaletlerin temizliğine sürekli dikkat ediyoruz ancak her gün kullandığımız, tuvaletten daha kirli şeylerin acaba farkında mıyız ?
Sıla'dan 'Alper Tunga Öldü mü?' Şakası
Sıla'nın yeni albümü 'Yeni Ay' için düzenlenen Radyo dinletisi gecesinde Sıla, radyocu dostlarına çıkış parçası olarak 'Vaziyetler'den önce bu şarkıyı dinletince ortam; önce şaşkınlığa, sonrasında ise kahkahalara boğuldu.
Reklam
Unutmayacağız Barışmayacağız Affetmeyeceğiz
Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi B2 koğuşunda iki haftadan bu yana sofraya üç tabak eksik konuyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin esir alınma harekâtında ilk ve en büyük darbeyi göğüsleyen dört silah arkadaşımız; Deniz Yarbay Ercan Kireçtepe, Deniz Binbaşılar Eren Günay ve Erme Onat ile mahpusluğunu Silivri Ceza ve İnfaz Kurumunda tamamlayan emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş, yaklaşık 5 yıllık tutukluluğun ardından 27 Ocak 2014 günü özgürlüklerine kavuştular.Uğradığımız ihaneti 22 Nisan 2009 tarihinden bu yana Türk adaletine(!)anlatamamanın verdiği isyanla tahliyelere ne kimse sevinebildi ne de mutlu olabildi. Ailesinin bir daha asla kucaklayamayacağı Ali Tatar’ların, Kuddusi Okkır’ların, sokakta dövüle dövüle canından edilen Ali İsmail Korkmaz’ların, ekmek almaya gittiği bakkaldan hâlâ dönemeyen Berkin Elvan’ların olduğu bir ülkede kim, hangi özgürlüğe, nasıl sevinebilir ve mutlu olabilir? Kayseri’ye kaçırılan Ali İsmail Korkmaz davasında sözleri yürekleri yakan Emel Ana’nın; “Gözlerime bakın. Nasıl kıydınız çocuğuma?” sorusu da bundan önceki binlerce yürek yakan soru gibi elbette yanıtsız kalacak. Ama biz, yaşadığımız esareti de, uğradığımız ihaneti de, gözü yaşlı anaların isyanını da asla UNUTMAYACAĞIZ.İçinde adaleti olmayan Çağlayan’daki Adalet (!) Sarayının 27 Ocak 2014 günkü konukları olarak yakında yeri tarih sayfaları olacak Özel Yetkili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin üyelerini kırmızı tişörtümüzle ve sert sözlerimizle biraz üzdük anlaşılan. Belli ki sözlerimiz en çok da iddia makamını yaralamış olmalı ki mütalaası öncesinde Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç; “Bugünkü duruşmada avukatların ve sanıkların sözleri benim kimyamı bozdu, ” demek durumunda kaldı.Sayın Savcıya hatırlatmak gerekir ki, bizim son 5 yıldır uğradığımız ihanete ilişkin kimseyi inandıramamak gibi bir derdimiz var ki, insanda ne kimya bırakır ne de fizik. Ama biz ne kimyamızı bozduk ne de gerçeğin ortaya çıkacağına olan inancımızdan bir gün olsun vazgeçtik. Davadaki tahliyelerden neredeyse saatler sonra yeni görev yeri İstanbul 22. ve 23. Noterleriyle 11. İcra Müdürlüğünün denetimi olarak belirlenen Saraç’a, kimyasının asla bozulmayacağı yeni görevinde başarılar diliyoruz.Bir diğer gerçeklere kulak tıkama ustası Özel Yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin Silivri’de yürüttüğü Balyoz yargılamasının (!) 27 Ağustos 2012 tarihli duruşmasındaki sözlerimin gerçek çıkmasına ise çok az bir zaman kaldı: “Bu güç, bu erk bir gün el değiştirir. Yarın öbür gün, dışarıda inşa edilen mahkeme salonlarında başka birileri yargılanır inşallah. Benim size bir tavsiyem olacak. İnşallah ne yaptığınızı bilmiyorsunuzdur. Yarın savunmanızı bunun üstüne inşa edin. Deyin ki; ‘Biz ne yaptığımızı bilmiyorduk. Biz adil yargılama yaptığımızı sanıyorduk.’ Ve inşallah size de aynı sizin gibi yargılayan adil yargıçlar düşer. İnşallah size de adil yargılanmak kısmet olur.”Temennilerimi tehdit olarak algılayan ve yeni tayin yeri olan Bakırköy’de başarılı yargılamalarının (!) devamını dilediğim Mahkeme Başkanı Hâkim Ömer Diken’in cevaben söylediği: “Ali Türkşen, bizi tehdit edemezsiniz. Biz korksak bu kürsüye çıkmayız bir. İkincisi Türk Milleti adına yargılama yapan bir mahkemeyi suç işlemekle itham ediyorsunuz. Biz hesabını veremeyeceğimiz hiçbir kararın altına imza atmayız,” sözlerinin de arkasında durmasını önemle rica ediyorum. Mâlum 17 Aralık 2013 tarihinden bu yana hesap soranlarla hesap verenlerin birbirine karışmaya başladığı, kimin ne zaman hesaba çekileceğinin belli olmadığı bir ortamda tavsiyelerim ve temennilerim aynen geçerlidir.Ancak…Dün kendilerini iftira davaların savcısı ilan eden, bugün “Ne istediler de vermedik?” dedikleri şahısları en hafifinden “çete” ve “paralel devlet ” ilan edenleri de sizlerden ayrı tutmuyoruz. 11 yıllık AKP iktidarı döneminde işleriniz tıkırında giderken ve yurtseverler zindanları doldururken, ülkemiz insanına zulümde ortak olduğunuzu, bugün binlercesini yerlerinden ettiğiniz Emniyet ve yargı mensuplarını dün kahraman ilan ettiğinizi de asla unutmayacağız. Bugün işinize gelen kanunu yine işinize geldiği gibi ve kendi paçanızı kurtaracak şekilde gündeme taşımanız, paralel devleti kendi canınız yanınca aklınıza getirmeniz, işlediğiniz günahları ortadan kaldırmayacak.Dün vatanseverleri, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, tamamen dijital iftiralara dayanarak ve hiçbir şüphe duymadan, darbeci, terörist, toprak altına mühimmat gömen, müzeleri ziyaret eden çocukları, gayrimüslimleri öldürmeyi planlayan, kendi uçağını düşürecek, cami bombalayacak, casus, uyuşturucu düşkünü, fuhuşçu kişiler olarak ilan eden, bugün ise kandırıldığını, kullanıldığını ve “kullanışlı aptal” olduğunu televizyon ekranlarıyla gazetelerindeki köşelerinde itiraf edenlerin günah çıkarma çabalarını da hoşgörüyle karşılamayacağız ve hiçbirinizle BARIŞMAYACAĞIZ.Tam 3 yıl önce bugün 11 Şubat 2011 tarihinde başlayan esaretimizin daha ne kadar süreceği bilinmez. Ancak tutsaklığımıza temel teşkil eden ve Gölcük Donanma Komutanlığından çıkan 5 numaralı hard diskin sahteliğini bir kez daha ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlayan 20 Ocak 2014 tarihli TÜBİTAK raporunun da hiçbir anlam ve önemi yoktur. Aradan geçen bunca yılda ülkemiz insanı maruz bırakıldığımız komplo düzenini herhangi bir rapora ihtiyaç duymaksızın görmüş ve bizi kalplerinde masum ilan etmiştir. Kurduğunuz ve ortaklık etiğiniz kumpas düzeni ortaya çıktıkça yaşadığımız her bir gün, bizim için özgürlükten de kıymetli hale gelmiştir.Yine de bu düzeni kuranlar, ortak olanlar ve yaşananlar karşısında hiçbir şey yapmadan susanlar şunu asla unutmasın.Bir gün gerçek Türk adaleti ve hiçbir etki altında kalmadan karar verecek Türk hâkimlerinin karşısında aklanacağımıza adımız gibi emin olsak da, o gün gelene kadar; yaşadığımız iftira düzenini, hapiste geçirdiğimiz tek bir günü, evlatlarını toprağa veren anaların gözyaşlarını, çocuklarımızın küçücük yaşta cezaevi ortamıyla tanışmalarını, sahteliği şüphe götürmez delilleri dikkate alan hâkim ve savcıları, boğazından tek bir kuruş haram lokma geçmeden bir ömür süren insanlar cezaevlerini doldurur ve hastalıklarla boğuşurken ayakkabı kutularına dolup taşan servetleri edinenleri, onlara vesile olanları, silah arkadaşı adı altında bizi bu komploların kucağına iten ve bir ömür kendilerini gizleyen hainleri, son olarak da makam ve rütbelerinin gereğini yerine getirerek paralel devletin Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki elemanlarını ortaya çıkartacak yüreği olmayan ilgili ve bilgili kamu görevlilerini asla UNUTMAYACAĞIZ, onlarla asla BARIŞMAYACAĞIZ ve elbette onları asla AFFETMEYECEĞİZ.3 yıldır tutsak edildiğimiz Hasdal ve Silivri zindanlarında bir gün olsun başımızı önümüze eğmeden yaşamanın verdiği onur ve haklılığımızın ortaya çıkmasının verdiği huzurla tüm halkımıza en derin sevgi ve saygılarımı sunuyor, adalet ve özgürlük dolu günler diliyorum.Ali TürkşenDeniz Kurmay AlbayOdatv.com
İran Ulusal Bayan Futbol Takımı'nın 4 Oyuncusu Erkek Çıktı
İran Ulusal Bayan Futbol Takımı’nın 4 oyuncusu erkek çıktı. Takımının en iyi 4 oyuncusu cinsiyet testinden geçememesi üzerine geçici olarak diskalifiye edildi. Ülke karmasından oluşan İran Ulusal Bayan Futbol Takımı’nın 4 üyesinin, cinsiyet değiştirmek için bıçak altına yatmayı planlayan erkekler olduğu ortaya çıktı. İran’da evlilik öncesi cinsel birliktelik ve eşcinsellik yasak. Ancak, Cinsiyet değiştirmek kanunen serbest. Erkek olan 4 oyuncu da cinsiyet değiştirdikten sonra futbol maçlarında oynama hakkı elde edecekler. Bu gelişmenin ardından İran Futbol Federasyonu, kulüplerin oyuncularla anlaşma imzalamadan önce cinsiyet testi yapma zorunluluğu getirdi. İran Futbol Federasyonu Sağlık Komisyonu Başkanı Ahmed Haşemian, “Bu kişiler ameliyat yoluyla sorunlarını çözebileceklerse ve ilgili tıbbi göstergelere uyacaklarsa kadın futbolu müsabakalarına katılma fırsatları olacak.” dedi.Odatv.com
Reklam
Akıllı Telefonu Güvenli Kullanmanın 8 Yolu
Mobil cihazlara ilişkin dünyanın en büyük organizasyonu olan Barcelona Dünya Mobil Kongresi (GSMA) 24-27 Şubat tarihlerinde düzenleniyor. Yaklaşan kongre, mobil cihazlardaki güvenlik konusunu gündeme getiriyor. ESET, kongre öncesinde akıllı cep telefonu kullanıcılarına, özellikle de tehditlerin daha yoğun olarak görüldüğü Android sistemli cihaz kullanıcılarına yönelik 8 güvenlik ipucu öneriyor. 1. Ekranınızı kilitleyin! En temel güvenlik önlemi, ekran kilitleme özelliğidir ve bütün modeller için ortaktır. Cihazınız kullanmaya başlamadan önce bunu yapın. Ayarlar > Güvenlik > Ekran Kilitleme menüsünden yapabilirsiniz. Önemli uygulamalarınızı ise 2 kere kilitleyin! Sizin için önemli olan uygulamalara PIN yaratarak, onları kilitleyebilirsiniz. Bu konuda yardımcı olan App Lock uygulaması, ücretsiz olarak Google Play Store’dan indirilebilir. 2. İş için kendi telefonunuzu kullanacaksanız, önce mutlaka bilgi işlem yetkiliniz ile görüşün! İş için kendi telefonunu kullanma yaklaşımı giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak bu durum ciddi riskler barındırmaktadır. “Gönderilmiş” kutunuzda bulunan bir mail bile suçluların şirket ağınıza giriş yapmalarına sebep olabilir. O nedenle bu konuyla ilgili mutlaka bilgi işlem bölümünüzle veya bu konuda hizmet aldığınız kişi ile görüşün. 3. Cihazınız mı kayboldu? Panik yapmayın. Bu konuda hem Google hem de ESET Mobile Security yazılımı, Anti-Theft uygulaması ile oldukça iyi güvenlik çözümleri sunuyor. Cihazınız kanepenin arkasına düşmüş olsa bile bu çözüm ile kaybolan cihazların yerleri bulunabilir. Anti-Theft uygulaması ile cihazınız sessiz konumdayken bile çalmasını sağlayabilir, uzaktan cihazınızı kilitleyebilir ve harita üzerindeki yerini tespit edebilirsiniz. 4. Hassas bilgilerinizi akıllı telefonda saklamayın, taşınabilir SD kartlarda hiç saklamayın! Örneğin, telefonunuzda kredi kartınızın biglileri ya da pasaportunuzun fotoğrafı varsa, bunları harici bellekte saklamayın. Bu, saldırganların bilgilerinize ulaşmalarını kolaylaştırır. Öte yandan Google’ın Android Device Manager sayfası ve ESET Mobile Security’nin Anti-Theft uygulaması, telefonunuzun çalınması durumunda uzaktan verilerinizi silebilmeniz için çözümler sunar. 5. Her uygulama indirdiğinizde izin penceresini okuyun! Android uygulama izinleri penceresi sıkıcı gibi gözükse de sisteminizi güvende tutmak için en önemli yoldur. Kötü uygulamalar, bilgilerinize ulaşmak için ve Android fonksiyonlarını kontrol etmek için izin ister. Örneğin, bütün ağ iletişimini okumak ya da SMS mesajlarınıza erişmek gibi. Eğer uygulamanın uzun bir izin listesi varsa, işte o zaman alarm çanlarının çalmaya başladığı andır. 6. Hiç bir zaman bankacılık uygulamalarını link kullanarak indirmeyin! Dünya çapında s ahte bankacılık uygulamaları ile Android cihazları hedef alan truva atlarında ciddi artışlar söz konusu. Kötü am a çlı yazılımlar, sahte banka sitelerinden mesajlar göndererek kullanıcıların çeşitli uygulamaları cihazlarına indirmelerini sağlamaya çalışıyorlar. Ancak bankanız hiç bir zaman bu şekilde bir uygulama sağlamaz. Güvende olmak için bankacılık uygulamanızı Google Play’den indirin. 7. Telefonunuzdan ödeme yaparken dikkatli olun! Güncel Android cihazlar, telefonla ödeme imkanı sunan NFC çipi (Yakın Alan İletişimi) bulundururlar. Hatta bazı ülkelerdeki mağazalarda bununla ilgili ödeme sistemleri bile devre girmiştir. “Bankalara yönelik her yeni teknoloji bilgisayar saldırıları için potansiyel hedeftir“ tespitini yapan ESET araştırmacıları, bu teknolojiyi kullanırken, bankadan doğru bilgi alınmasını ya da direkt olarak NFC sistemi ile ödeme yapılmasını tavsiye ediyor. 8. Güvenlik yazılımı kullanın! ESET verilerine göre, son bir yılda akıllı cep telefonlarına yönelik kötü amaçlı Android yazılımları %63 oranında artış gösterdi. Ayrıca fiziksel hırsızlıklar da hız kesmedi. Tıpkı bilgisayarınızı koruduğunuz gibi, akıllı cep telefonunuz için de mobil güvenlik (Mobile Security) yazılımları kullanın!teknolojioku
Yayından Kaldırdılar Ama Yayınlanmasını Engelleyemediler!
Ali İhsan Varol'un hazırlayıp sunduğu sevilen yarışma programı 'Kelime Oyunu'nun Cem Yılmaz'lı yılbaşı özel programı vimeo'da yayımlandı. Varol, yılbaşı özel programını Cem Yılmaz'la çekmiş ancak bu özel yayın, program aniden yayından kaldırıldığı için yayınlanamamıştı. Bloomberg ekranlarında yayınlanırken, Gezi direnişi sırasında, direnişe gönderme yapan sorularıyla dikkat çeken program yaz döneminden sonra Show TV ekranlarında boy göstermeye başlamıştı. Toplumsal olayları da yarışmalarında işleyen Varol, 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu sonrası da 'Halk ağzında rüşvet alan kişi” sorusunu sormuş, program birkaç gün sonra 'beklenilen performansı sergilemediği' iddiasıyla yayından kaldırılmıştı. Programın yayından kaldırılması üzerine Cem Yılmaz, Twitter hesabından yaptığı açıklamada 'TV'deki en temiz, düzgün program Kelime Oyunu yayından kaldırılmış. Ayıp. Gönüllü konuk olmuştum. En sevdiğimiz programdı. Yakıştıramadım' demişti. Programın sosyal medyadan yayınlanması üzerine Twitter'da 'Bu devirde sansür zor' yorumları yapıldı. Evrensel Onedio Notu: Program Vimeo'dan da kaldırıldı... Youtube aracılığı ile tekrar paylaşıyoruz...  | Güncelleme 23:07
Reklam
Meryem Uzerli'den 'Muhteşem' Dönüş!
Ünlü oyuncu, dizinin sinema filmi olarak çekilecek final bölümünde rol alacak. Dört sezondur izlenme rekorları kıran 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi, bu yıl seyircilerine veda ediyor. Dizinin final bölümü, 'Asmalı Konak'ta olduğu gibi sinema filmi olarak çekilecek. Filmin sürprizi ise Meryem Uzerli olacak. 'Muhteşem Yüzyıl'da Hürrem Sultan'ı canlandıran Meryem Uzerli, geçen yıl 'tükenmişlik sendromu' yaşadığı gerekçesiyle çekimleri yarıda bırakıp Almanya'ya gitmişti. Yapım şirketi de onun yerine ekibe Vahide Perçin'i dahil etmişti. Ayrıldığı sevgilisi Can Ateş'ten bebek bekleyen ve hamileliğinin dokuzuncu ayında olan Uzerli, önümüzdeki günlerde doğum yapacak. Oyuncu, bebeğini dünyaya getirdikten sonra Türkiye'ye dönecek ve 'Muhteşem Yüzyıl'ın sinema filminde Hürrem Sultan'ı oynamak için kamera karşısına geçecek. f5haber.com
49 Saniyede Türkiye Özeti!
Gezi Parkı olayları sırasında hazırladığı kısa videolarla sosyal medyada adından söz ettiren Uçman Balaban, 2013 yılının 49 saniyelik özetini bir animasyonla özetledi. Görüntülerde Ali İsmail Korkmaz'ın tekmelenmesi, Palalı saldırganın Taksim'deki saldırısı, ağaçların kesilip yerine apartmanların dikilmesi, medyaya yönelik susturma operasyonlarının etkili ve sade bir anlatımla anlatıldığı animasyon filmi paylaşım rekoru kırıyor.
Bilimle Uğraşmayı Herkese Tavsiye Etmem!
ABDULKERİM BEDİR HABERLER AksiyonAhmet Yıldız, Amerika’da parmakla gösterilen genç akademisyenlerden. Araştırmalarıyla bilim tarihine adını yazdırmayı başardı. Son olarak ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’yle onurlandırıldı.ABD’nin Kaliforniya Üniversite-si’nde Fizik ve Moleküler Biyoloji bölümlerinde yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Ahmet Yıldız, önemli bir başarıya imza attı. ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’ne layık görüldü. Genç bilim adamı, prestijli ödülü önümüzdeki günlerde Beyaz Saray’da Obama’nın elinden alacak.Ahmet Yıldız’ın öğrenim hayatı tahmin edileceği üzere başarılarla dolu. Sakarya’nın Arifiye Beldesi’nden, emekli bir ailenin çocuğu olan Yıldız, İstanbul Fen Lisesi’ni 1996’da bitirdikten sonra fizikçi olmaya karar verdi. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden 2001’de mezun oldu. Kazandığı özel bursla bilimsel çalışmalarına ABD’de devam etti. Illinois Üniversitesi’nde ‘Bir Nanometre Doğrulukta Işıma Okuması’ metodunu geliştirdi ve proteinlerin nasıl hareket ettiğini bilim tarihinde ilk defa deneysel olarak ispatladı. 2003’te de Foresight Enstitüsü’nce her sene verilen Seçkin Öğrenci Ödülü’nü kazandı. Ayrıca Feynman Nano Teknoloji Ödülü ve Gregory Weber Uluslararası Ödülü’ne layık görüldü. California Üniversitesi’nde, insan hücresindeki motor proteinlerin nasıl yürüdüğüyle alakalı tezi ile doktor oldu. Bu çalışması sayesinde dünyanın prestijli bilim dergisi Science tarafından ‘2005 Yılının Genç Bilim Adamı’ seçildi ve dergiye kapak oldu. Bu ödülü alan ilk Türk olarak tarihe geçti. Doktoranın ardından çalışmalarını Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Kampusu’nda devam ettirdi. Hâlen aynı okulun Berkeley Kampusu’nda Fizik ve Moleküler Hücre Biyolojisi bölümlerinde araştırmalarını sürdürüyor. İlgisini tüm insanlığı alakadar eden körlük, sağırlık, felç, Alzheimer ve kanser gibi hastalıkların tedavisi üzerine yoğunlaştırmış durumda. California’da eşi ve iki çocuğuyla yaşayan Yıldız, en son dershanelerin kapatılması tartışmalarında gündeme gelmişti. Üniversiteye FEM Dershaneleri’nde hazırlanan Yıldız, bu kurumların kapatılmaması için hazırlanan reklam filminde rol almıştı. Yıldız, dershanelerle ilgili de “Testlerden kurtulmamız lazım. Dershaneler o zaman kendiliğinden dönüşecektir.” demişti.ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’yle onurlandırıldınız. Bu prestijli ödülü Obama’nın elinden alacaksınız. Neler hissediyorsunuz?PECASE, Amerika’da genç bilim insanlarına ve mühendislere devlet tarafından verilen en prestijli ödül. Bizzat başkan tarafından veriliyor. Böyle bir ödüle layık görülmek kendi adıma ciddi bir mutluluk vesilesi oldu. Aynı zamanda daha çok çalışmam ve büyük projeler pesinde koşmam için önemli bir teşvik olarak görüyorum. Bu ödülün genç akademisyenlerimiz için hedef büyütmek manası taşıdığını da düşünüyorum.Kendinize nasıl bir hedef koydunuz? Lise sıralarındayken bugünleri hayal eder miydiniz?İki hedefim var. Birincisi; kendi bilimsel alanımda dünyada söz sahibi üç-beş kişiden biri olmak. İkincisi; ileride insan sağlığı ve biyoteknoloji uygulamalarında önemli gelişmelere sebep olabilecek çalışmalar yapmak ve alanımdaki temel sorulara cevap bulabilmek. Bunlara ulaşabilmek için de bir ömür boyu hedeften sapmadan yüksek tempoda çalışmak ve sürekli yenilenmek gerekiyor. Umarım bu hedefler hayalde kalmaz. Lise yıllarında bilim adamı olmayı aklıma koymuştum, fakat bugünleri görmem mümkün değildi. Belki de bunun en önemli etkeni çevremde o zaman örnek alabileceğim bilim insanlarının olmayışı veya bu kişilere kolay ulaşmamın mümkün olmayışıydı. Bu sebeple, Türkiye’ye her geldiğimde elimden geldiği kadar üniversite ve lise öğrencileri ile ilgili programlara katılmaya, onlarla tecrübelerimi paylaşmaya çalışıyorum.Tamamladığınız veya şu an üzerinde çalıştığınız projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?Doktoraya başladığım yıllarda, hücre içerisinde yol vazifesi gören filamentler üzerinde yürüyen proteinlerin bunu nasıl başardıklarını çalıştım. Bu proteinler, kendilerinden katbekat büyüklükteki kargoları (mesela organeller, vezikuller, proteinler) hücrenin bir köşesinden öteki köşesine kısa zamanda taşıyabiliyor. Özellikle sinir hücrelerindeki bu proteinler 1 metreden daha uzun olabilir. Bu taşımacılık görevi çok önemli; çünkü mesafeler uzak olduğundan kargoların başka şekilde hedeflerine zamanında ulaşma imkânı yok. Bu sebeple, motor proteinlerle alakalı bozukluklar ve problemler, özellikle motor nöron dejenerasyonu ve Alzheimer gibi sinir sistemi ile ilgili hastalıklara sebep veriyor.Biraz daha açabilir miyiz?Motor proteinlerin yapısı insanınkine benziyor: İki ayakları, iki bacakları, bir gövdesi ve iki elleri var. Elleri ile kargolara, ayakları ile filamentlere bağlanıyorlar. Bacaklar yürümeyi sağlıyor, ama nasıl? Bunu gözlemlemek için biz laboratuvarda bu proteinlerin bir ayağına sarı ışık yayan, diğer ayağına kırmızı ışık yayan boya molekülü yapıştırdık. Önce, bu boyaların pozisyonunu 1 nanometre (metrenin milyarda biri) çözünürlükte gözlemleyen bir metot geliştirdik. Daha sonra proteinler yürürken boyaların porsiyonlarının nasıl değiştiğini anladık. Bu deney, karanlıkta göremediğimiz bir insanın ayaklarını takip etmek için bir ayağına sarı, diğer ayağına kırmızı lamba bağlayıp lambaların hareketinden kişinin nasıl yürüdüğünü anlamak gibi.Deneyin sonucunda, motor proteinlerin insanlar gibi sağ-sol adımlar attığını gördük. Daha sonraki yıllarda çok çalışılmamış olan dynein proteinin nasıl yürüdüğü, niçin diğer proteinlerin tersi istikamette gittiği, adımları atmak için güç ve enerjiyi nasıl sağladığı soruları üzerine yoğunlaştım. Son zamanlarda kromozomların ucunda hücreyi kanser ve yaşlanmaya karşı koruyan telomer DNA’sı üzerine çalışmaya başladım. Bu DNA parçasının ne şekilde korunduğu ve nasıl sentezlendiğinin mekanizmasını anlamaya çalışıyorum.Gelecekte sizin ilgi alanlarınızdan hayatımızı değiştiren ne gibi yenilikler göreceğiz?Bu alanlardaki önemli gelişmelerin ileride kanser, yaşlanma ve norolojik hastalıkların tedavisinde daha etkin ilaçlar geliştirme konusunda yardımcı olacaklarını düşünüyorum. Günümüzde birçok hastalığın sebebinin bir proteine, hatta bazen proteindeki bir amino asidin mutasyonuna bağlı olduğu anlaşılıyor. Bizim amacımız hücre içinde proteinlerin ve DNA’nın bu harika fonksiyonları nasıl yerine getirdiklerini anlamak. Bunların anlaşılması tedavi yöntemlerini daha spesifik, daha etkin ve zararsız kılabilir.Üniversite sınavında yüksek puan aldınız. Daha popüler bir bölüm okumak yerine niçin bilim adamı olmayı seçtiniz?Fizik bölümünü birinci tercih olarak yazmaya karar verdiğimde ailemden ve çevremden ciddi tepkilerle karşılaştım. Haksız da sayılmazlardı, çünkü fizik bölümünden mezun olan birisinin Türkiye’de piyasada iş bulması kolay değil. Üniversitede akademik pozisyona geçmeleri sonu belli olmayan uzun bir maraton. Bugün bu mantık daha fazla ağırlığını hissettirmiş gibi; çünkü temel bilim bölümleri Türkiye’de tercih sıralarında sonlarda. Bilkent, Boğaziçi gibi üniversiteler dahi çok düşük tercih sırasında öğrenci alıyor bu bölümlere. Acaba memleketimizde en iyi öğrencilerin hepsi gerçekten doktor mu olmak istiyor, yoksa bu meslekte daha kolay para kazanabileceklerini mi düşünüyorlar? Bu işin içinden çıkamıyorum. Öğrenciler belki de geçmişteki bazı acı tecrübelerden dolayı kolaycılığı ve sağlamcılığı tercih ediyor. Oysa olması gereken, herkesin kendi ilgisine uygun meslek seçmesidir; yüksek puanlı popüler bolümler neyse ona göre sıralama yapması değil.Ama bizim yüksek puanlı tıp, mühendislik, hukuk gibi bölümlerden mezunlara da ihtiyacımız var.Elbette, bizim bilim insanlarının sayısından daha çok doktora ve mühendise ihtiyacımız var ama kaliteli bilim insanlarına da ihtiyacımız var. Ben ilgimin bilimsel araştırma olduğuna inanıp kendime güvenerek bu riski aldım. Çevremdeki insanların uyarılarını umursamadan hayatta istediğim şeyi yaptığıma inanıyorum. Hiç de pişman değilim. Bu arada bilimle iştigal etmeyi herkese tavsiye etmiyorum. Bir alanda fazlasıyla yoğunlaşmak ve soyutlanmaktan gocunmayan, sürekli analitik düşünüp kendini yenilemekten usanmayan, ömür boyu yüksek tempoda çalışıp rekabetten çekinmeyen ve bunun neticesinde de çok yüksek bir gelir beklemeyen maceraperest insanların işidir bilim. Rekabette ezilebilecek kişiler için akademik hayatı tavsiye etmiyorum. Amerika’da, sadece en iyi performansı gösterebilen öğrenciler akademisyen olabilir. Doktora programına 50 öğrenci girer, ortalama iki üç kişi hoca olur.Master ve doktora çalışması için neden yurtdışını tercih ettiniz?Bu iş en üst seviyede yurtdışında yapıldığı için. Akademik çalışma yapmak isteyen herkese tavsiyem yurtdışı tecrübesi edinmeleri. İngilizcelerini akıcı bir üslupla konuşacak ve yazacak hâle getirmeliler. Sadece ülkemiz için değil, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde de doktora öğrencileri ve post doktora yapanlar için yurtdışı tecrübesi genellikle birinci tercihtir. 2001’de ekonomik krizin olduğu günlerde üniversiteden mezun oldum. Türkiye’de bilimsel araştırma fonları komik denilebilecek rakamlardı. Sadece birkaç yerde saygıdeğer dergilerde yayınlar çıkıyordu. Şimdilerde daha iyi durumdayız. Araştırma fonları çok daha yüksek, beş altı ayrı üniversiteden güzel yayınlar çıkıyor. Bu da bizleri sevindiren, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan gelişmeler.Çalışmalarınızı Türkiye’de sürdürme imkânı var mı? Türkiye’de Ar-Ge için sağlanan sosyal ve mali ortamı nasıl buluyorsunuz?Akademik çalışmalar ve üniversitenin niteliği ve imkânları ile alakalı son 10 yılda oldukça önemli gelişmeler yaşandığı doğru. Fakat Türkiye’deki araştırma fonları geçmişe göre çok daha iyi olsa da Avrupa ve Amerika’nın hâlen çok gerisinde. Birçok genç araştırmacı verilen ödüllerle ülkeye geri kazandırılsa da uzun dönem çalışmaları besleyecek oturmuş bir fonlama sistemi yok. Ayrıca ırk, din, görüş ve arkadaşlık bağları gözetilmeden, objektif olarak önüne gelen projeyi değerlendirme kültürünün yerleşmiş olduğunu kaç kişi iddia edebilir? Türkiye’ye kesin dönüş yapan arkadaşlar en büyük zorluğu üniversitedeki sistemle ve kişisel ilişkilerde yaşıyor. Daha çok özgürlüklerinin bölüm başkanları ve dekanlar tarafından tahakküm altında tutulduğundan, ders yükünün fazla olmasından dolayı araştırma yapmaya vakit bulmadıklarından, hizipçiliğin ve adam kayırmanın yaygın olmasından, hocaların dünya görüşüne göre değerlendirmesinden, akademisyenlerin birbirleriyle ortak proje yapmak yerine kutuplaşması neticesinde kavgalı olmasından şikâyet ediyor. Türkiye’de bilimsel araştırma yapacak gerekli niteliklere sahip öğrenci bulmak ve uygun şartları taşıyanları burada tutmak da çok kolay değil. Bu ancak sürekli üstüne koyarak, imkânları ve bilimsel atmosferi geliştirerek mümkün olabilir.Sizin çalıştığınız üniversitede bu türden sorunlar yaşanıyor mu?Bu tip problemlere bazen burada da rastlıyoruz; fakat burada sistem uzun yıllar öncesinden oturtulmuş. Herkese kendi işine bakması, yöneticilere de altındaki çalışanları mutlu etmesi öğretilmiş. Ben mesela kendi üniversitemde mesai saatlerinde politika, din, futbol, siyaset ve dedikodu konuşulduğuna fazla rastlamadım. Ne zaman bu mevzuları aşarsak gerçek başarının onun akabinde geleceğine inanıyorum.ABD’de durum nasıl? Ne gibi teşvik edici veya tam tersi işinizi zorlaştıracak kişi ve uygulamalarla karşılaştınız?Mesela, ben Amerika’nın en saygın üniversitelerinden birinde çalışıyorum. Buradaki ortam araştırma yapmak için çok uygun. İyi öğrenci bulmakta zorluk yaşamıyorum. Bu öğrenciler özgüveni, genel bilgisi, bağımsız düşünebilme ve kendini ifade edebilme yönüyle Türk öğrencilerinden genelde daha iyi eğitim almışlar. Bizden de çok iyi öğrenciler çıkıyor ama içindeki cevheri ortaya çıkarmak için saçlarınızın bir kısmından feragat etmek zorunda kalabilirsiniz. Bu da eğitim sistemimizin hâlen ezberciliğe, sınava ve teste dönük olmasından; eleştiriye, sunuma, projeye, aktiviteye Batı ülkeleri seviyesinde yer vermemesinden kaynaklanıyor. Burada sistem oturmuş, dönemde maksimum üç saat ders veriyorum, geri kalan vaktimi öğrencilerime ve araştırmalarıma adıyorum. Kimse benim Türk olmama, Müslüman olmama, İngilizceyi aksanlı konuşmama vesaire takmış gibi gözükmüyor. İşimi yapmak için idarecilerle ve üniversite sistemi ile mücadele etmeme gerek kalmıyor. Açıkçası zihin olarak rahatım ve başarılı olamazsam bunun tek sorumlusu benim. Bu duygu da beni mutlu ediyor ve çalışmamak ve tembellik yapmak için bahane üretemiyorum.Amerika’da hiç mi zorluk yok?Engeller yok mu, elbette var. Mesela bir yabancı olarak Amerikalılarla çok sıcak ilişkiler geliştirmek veya bazı kişilerin kurduğu arkadaşlık ortamına dâhil olmak kolay olmuyor. Çevre edinmek için ekstra gayret göstermek gerekiyor. Bazı öğrenciler kendi kültürüne daha yakın olduğundan yerli hocaları tercih edebiliyor. Bir de burada yerli yabancı herkesi ilgilendiren zorluklar var. Mesela, üst seviyede araştırma yapmaya çalışan kişiler arasında rekabet bazen dayanılması zor bir hâle gelebiliyor. Öndeki kişiler sürekli değişebiliyor ve sadece sürekli iyi iş üretebilen kişiler ayakta kalabiliyor. Ayrıca, son birkaç yılda bütçe kesintileri sonucu araştırma fonları çok düştü. Eskiden yüzde 20’lik kesim rahattı. Bugün bu oran yüzde 4 seviyelerinde. Geri kalanı ise ‘Araştırmalarımı devam ettirebilir miyim?’ endişesi yaşıyor.Bir gün memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz?Neden olmasın? Memleketimde yaşasam çok daha mutlu olacağım. Sosyal hayatımın şimdikinden katbekat daha aktif olacağına eminim. Benim için Türkiye’nin yemekleri, tarihi, kültürü, aileme yakın olmak, futbol maçlarını akşam saatlerinde televizyondan seyredebilmek gibi sayısız avantajları var. Fakat hâlen üniversite sistemindeki sorunlar, temel bilimlere karşı ilgisizlik ve memleketteki siyasi belirsizlikler –ki her şey eninde sonunda buna bağlı– burada kalmamın şu an daha mantıklı olduğunu hatıra getiriyor.Dünyadaki yaygın kapitalizm bilimsel çalışmaları bir yönden teşvik edici gözükürken diğer yandan para ve kâr ile ölçerek fren görevi görmüyor mu? Bu konuda devletin teşvik edici görevi hakkında neler söylersiniz?Elbette! Özellikle küçük ülkeler bilimsel çalışmalara pragmatik yaklaşıyor. Verilen paranın üç sene sonunda 10 katıyla geri gelmesi hayallerini kuruyor. O sebeple teknoloji desteklenirken temel bilim atıl kalıyor. Fakat teknolojik araştırmalar temel bilimden beslendiğinden ülkede bu konuda yeterli birikim yoksa 10 sene sonra nefes kesiliyor. Maratona devam edemiyorsunuz. Ayrıca, sürekli o ülke ile alakalı sorunları çözücü araştırmalar yapılıyor. Mesela bizde Kırım-Kongo kenesi veya sadece ülkemizde bitkilerde görülen özel bir hastalığın çaresi gibi. Bu araştırmaların çoğu başkalarını fazla ilgilendirmediğinden dünya çapında fazla ilgi göremeyebiliyor. Doğru olanı, teknoloji, sanayi, sağlık ve tarım problemlerimizi çözmeye çalıştığımız gibi meseleyi bir bütün olarak ele almamız gerekiyor. Mesela ilaç sanayiinin memleketimizde özgün bir ilaç üretebilmesi için öncelikle hayvanlar üzerinde ilaç test edebilen akredite sahibi laboratuvara ihtiyaç var. Ayrıca o kurumda çalışabilecek nitelikte biyolog yetiştirebilecek altyapı lazım. Biri olmadan diğer basamağa zıplayamazsınız.Türkiye’deki üniversitelerin istenilen yere varmasının önündeki en büyük engel nedir?Konunun uzmanı olduğuma inanmıyorum. Mevzunun televizyon kanallarında hatta TBMM’de enine boyuna tartışılması gerektiğine inanıyorum. Kendi dar anlayışımla, en önemli sorun bence sistem eksikliği. Mesela burada post doktorasını tamamlayıp tüm enerjisi ile Türkiye’ye yardımcı doçent olarak dönenler şunları söylüyor: “Haftada 10-20 saat derse giriyorum, bırak makale yazmayı konuşacak hâlim kalmıyor. Dersin asistanı yok, haftada 200 sınav kâğıdı okuyorum. Bölümlerde finansal, yönetimsel ve lojistik yardım sunabilecek sekreterler yok. Her şeyi hocaların kendisinin yapması bekleniyor. Yeni gelen her bölüm başkanı bölümü krallıkla yönetmeye kalkıyor. Kendi yönetimsel fantezilerini hayata geçiriyor. Mesela her hocaya gelirken ve çıkarken kâğıt imzalattıran bile var.” Vakıf üniversitelerine, Boğaziçi ve İTÜ gibi okullara gidenler daha iyi bir ortamla karşılaşıyor. Fakat bu okullar üzerlerine düşen liderlik vazifesini ne kadar yerine getiriyor? Ne kadar ses getiren bilimsel çalışma yayımlayabiliyor? Doktora yapacak nitelikli öğrenci bulamamanın, fonların kısıtlı olmasının, ders yükü yoğunluğunun, politik ve kişisel ayrışmaların buralarda da geçerli sorunlar olduğuna inanıyorum. Aslında keşke buradaki birçok araştırmacı ile kapsamlı bir araştırma yapılsa. En temel mevzulara YÖK ve TÜBİTAK çare arasa, belki bir kısım sorunları kısa zamanda aşabiliriz.MAKALE SAYISI PATLADI AMA ATIF SAYISI YERLERDETürkiye’de nasıl bir sistemle bilimsel gelişmenin önündeki engeller kalkar?Aciliyeti olan meseleler var. Araştırma fonlarını artırmak, üniversite sayısını artırmak, üniversitelerde kadro açmak, ders yükünü limitlemek, gelişen alanlara yatırım yapıp, geçerliliği kalmamış bölümleri azaltmak, eğitim teknolojilerine kaynak yatırmak gibi. Bir de bazı temel sorunlar var ki bunları kâğıt üzerinde çözmek o kadar kolay değil. Bir kere insanımızı çalışarak ve alanında başarılı olarak hak ettiği yerlere gelebileceğine ikna etmemiz lazım. Sürekli başarıyı ödüllendirmek, teşvik etmek ve imkânları ilk başta bu kişilere sunmak lazım. Başarıyı ödüllendirme sisteminin boşluklara meydan vermeden oluşturulması, boşluklardan fayda sağlamak isteyebileceklere fırsat tanınmaması lazım. Mesela, TÜBİTAK makale başına para vermeye başladı. Türkiye’de çıkan makale sayısı İsrail’dekini geçti. Fakat makale başı atıf sayısı yerlerde geziyor. Demek ki makalenin niceliği değil, niteliği önemli. Uluslararası konferansa katılanlara teşvik amaçlı para önerildi. Bu sefer Bulgaristan’da Azerbaycan’daki adı sanı duyulmamış konferanslara gidişler arttı. Alınan her fon başına hocalar kendilerine ekstra maaş yazabiliyor. Bu sefer iş ticarete döner oldu. Tabii ki başarılı olan akademisyenler daha çok kazanmalı. Ama diğerlerinden beş on kat daha fazla değil. Ayrıca insan kayırmanın, fişlemenin, ahbap çavuş ilişkisinin, torpilin olduğu bir ortamda bu dediklerim olmaz. Mesela burada rektörler ve dekanların çoğunluğu tartışılamayacak derecede başarılı isimlerdir. Ödüller üç aşağı beş yukarı hak edene verilir. Böylelikle insanlar bütün gün başkalarını ve yapılan haksızlıkları konuşmaz, işlerine bakar. Son olarak, tartışmaya açık bir önerim var; Türkiye’deki akademik ortamın bir adımda düzelmesi mümkün değil. Bunun yerine beş on tane pilot üniversite belirlenip onların 10 sene içerisinde dünya standartlarına çekilmesi ve diğer kurumlara örnek olmaları daha isabetli bir strateji olabilir. Her üniversitenin doktora programı açmasına gerek yoktur. Bir kısmı öğretim, bir kısmı araştırma üniversitesi olarak ayrılır, imkânlar gereksizce dağıtılmamış olur. Dünyanın birçok ülkesinde üniversiteler arası farklı kategoriler vardır. Bizdeki gibi her şey tek elden, merkezî yönetilmeye çalışılmaz.
Reklam