onedio
Türk İşadamları İçin, 'Almanya'ya Vizesiz Giriş' Kararı!
Berlin – Brandenburg Yüksek İdari Mahkemesinin, Türk vatandaşı işadamlarının Almanya’ya vizesiz seyahat edebilmeleri konusunda önemli bir karar verdiği öğrenildi. Avukat Dr. Temel Nal’ın bir Türk işadamı adına açtığı davayı 26 Mart 2014 gün karara bağlayan mahkeme, OVG 11 B 10.14 dosya numaralı kararında söz konusu iş adamının ikameti Türkiye’de kalması şartı ile İstanbul’da bulunan şirketi için aldığı sipariş çerçevesinde müşterilerine kendi işletmelerinde hizmet vermek amacıyla Almanya’ya vizesiz giriş yapabilmesine ve bu amaçla üç ayı geçmeme şartıyla Almanya’da kalmasına onay verdi. Kararı değerlendiren Nal, “Bu çok önemli kararla mahkeme, Türk iş adamlarına Avrupa Adalet Divanı’nın 19.2.2009 tarihli Soysal Kararı’ndan sonra verilmesi gereken haklarını Almanya için verdi ve Almanya hükümeti tarafından yapılan olumsuz yorumları kabul etmedi.” dedi. Nal şu açıklamada bulundu: “Bu karara ve Almanya‘da hakların kısıtlama yasağı ilkesi çerçevesinde geçerli olması gereken yabancılar hukukuna göre; seyahati üç ayı geçmemek şartıyla şirketlerde ve fuarlarda görüşme amaçlı veya bir fuara katılım amaçlı gelen veya seyahati üç ayı geçmemek şartıyla ve çalışmak için değil, sadece mallarını şahısların kendi işletmelerinde sunmak veya hizmetlerini bu çerçevede vermek amacıyla Almanya’ya gelmek isteyen Türk vatandaşı olan iş adamlarından Almanya vize isteyemez.” Ancak bu kararın, siyasiler tarafından nasıl değerlendirileceği ve bunun pratikte nasıl uygulanacağı konusu henüz netlik kazanmış değiş. Bu nedenle vizesiz Almanya’ya gelmeden önce vatandaşların yetkili Alman temsilciliklerinden bilgi ve belge almalarında fayda var. BAYRAM AYDIN zaman-online.de
‘Zaytung'un “Selfie Ruhsal Bozukluk” Haberi, Sosyal Medyayı Tongaya Düşürdü
Filipinler çıkışlı İngilizce yayın yapan adobochronicles.com internet sitesinin, Amerikan Psikologlar Derneği’ne (APA) dayandırarak verdiği “Selfie çekmenin ve bu fotoğrafları sosyal medyada paylaşmanın ruhsal bozukluk olduğu” yönündeki haberi Türkiye’deki haber sitelerinde ve sosyal medyada hızla yayıldı. Ancak herkesin atladığı nokta, Adobo Chronicles’ın Türkiye’deki muadili ‘zaytung’a benzeyen bir şaka haber sitesi olmasıydı.Adobo Chronicles’ın ‘selfitis hastalığı’ haberi şöyleydi: “Amerikan Psikologlar Derneği (APA) Chicago’daki yıllık yönetim kurulu toplantısında bu zihinsel bozukluğu ‘selfitis’ olarak adlandırdı ve kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmanın obsesif kompülsif bir eğilim ve özgüven eksikliğini gidermenin bir yolu olarak tanımladı. APA bu bozukluğun 3 seviyesi olduğunu aktardı: 1-Borderline selfitis: (Sınırda) Kişinin kendi resmini en az günde üç kez çekmesi ama sosyal medyada paylaşmaması 2-Acute selfitis: (İleri düzeyde) Kişinin kendi resmini günde en az üç kere çekmesi ve her birini günde 3 kere sosyal medyada paylaşması 3-Chronic selfitis: (Kronik) Kontrol edilemez bir biçimde kişinin kendi fotoğrafını gece gündüz sürekli çekmesi ve günde altı kereden fazla bu resimleri sosyal medyada paylaşması. APA’ya göre bu hastalığın henüz bir tedavisi yok fakat bilişsel davranış terapisi ile geçici bir tedavi sağlanabilir.” Sitenin bu haberinin herhangi bir ‘zaytung’ haberinden farkı yok. Site daha önce de Time’a Filipinler şehri Makati’yi Dünya selfie başkenti ilan ettirmiş ve Time’ın sözde haberi sonrası şehrin valisi yine başka bir şaka haberde 14 Mart’ı ‘Selfie Bayramı’ ilan etmişti.zete.com
Başbakan Erdoğan'ın Avukatı THY Yönetiminde
Türk Hava Yolları'nın (THY) Yönetim Kurulu'na bağımsız üye olarak Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı İlker Aycı ile Arzu Akalın bağımsız üye olarak atandı Türk Hava Yolları (THY) , istifa nedeniyle boşalan yönetim kurulu üyeliklerine ilk genel kurul toplantısına kadar İlker Aycı ve Arzu Akalın'ın seçilmesine karar verdi. İlker Aycı, halen Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı olarak görev yapıyor. Arzu Akalan ise Başbakan Erdoğan'ın avukatları arasında yer alıyor. Şirket'in KAP'a yaptığı açıklamaya göre yönetim kurulu üyesi Mecit Eş de yönetim kurulu ve icra komitesi başkan vekili olarak atandı. THY yönetim kurulu üyesi Nuri Yazıcı ve yönetim kurulu üyesi ve icra komitesi başkan vekili Cemal Şanlı 28 Mart'ta görevlerinden istifa etmişlerdi. Dünya
Bu Hafta Mizahın Gündeminde Neler Var?
Bu hafta mizah dergileri  yerel seçimleri, Başbakan Erdoğan'ın balkon konuşmasını, seçim günü yaşanan elektrik kesintilerini ve 'trafoya giren kedi'yi kapağa taşıdı...
Elif Şafak'tan Seçim Yorumu: 'Savaşta Olmak Gibi'
İtalya'da günlük yayın yapan Corriere della Sera gazetesi, yazar Elif Şafak'la yapılan bir röportaja yer verdi. Monica Ricci Sargentini tarafından yapılan röportajda Şafak, yerel seçimlerden sonra Türkiye'de atmosferin iyice gerildiğini belirterek, 'Bu sanki savaşta olmak gibi' dedi. 'YEREL SEÇİMİ TELEVİZYONA YAPIŞARAK İZLEDİM' Türkiye'de 30 Mart günü yapılan yerel seçimleri Şafak'ın Londra'daki evinde televizyona yapışmış bir halde takip ettiği, ancak sıcağı sıcağına Erdoğan'ın galibiyetini yorumlamak istemediği belirtilen röportajda, 'Yorumunu ülkesinde seçimlerde hile yapıldığı tartışmaları devam ederken yapacak' denildi. Şafak'ın, 'Bu, ülkemin sosyal ve politik yaşamında çalkantılı bir dönem. Yerel seçimler, hükümet tarafından bir güven oylamasıymış gibi görüldü. Şimdi atmosfer fazlasıyla gerildi. Bu sanki savaşta olmak gibi. Erdoğan ve AKP seçmen tabanını güçlendirdi ama halkın yüzde 55'ini oluşturan ve daha sağlamlaşan bir muhalefet de var. Türkiye bölündü, derinden kutuplaştırılan bir ülke haline geldi. Biri diğeriyle kavga eden iki Türkiye'ye sahip olmak gibi' sözlerine yer verildi. 'OTOSANSÜR, HER YAZARIN HAYATINDA GÜNLÜK BİR EGZERSİZDİR' Bunun yanında, 43 yaşında olan yazarın, Twitter ve YouTube'un yeniden açılması için, Orhan Pamuk ve diğer yazarlarla birlikte açık bir mektuba imza attığına dikkat çekildi, 'Türkiye'de politika sesini sanattan daha çok yükseltir. Nadiren itiraf etsek de otosansür her yazarın hayatında günlük bir egzersizdir' sözleri kullanıldı. Ayrıca Şafak'ın, 'Türk yazarlar apolitik olmayı göze alamaz. İngilizler için zaman neyse, bizim için politika öyledir' dediği ifade edildi. Röportajın devamı şöyle; Erdoğan'ın önünde iki yol var; rakiplerine el uzatmak ya da durumu daha da kutuplaştırmak. Sizce hangisini seçecek? Aklı başında karar tüm halkı kucaklamak, Türkiye'de farklılıklar ve renklerden oluşan bir sivil toplumun varlığını anlamak olacaktır. Ama bunu hayata geçirmek için gerek hükümetin, gerekse muhalefetin savaş söylemlerini bırakması gerekir. Kavga, tansiyon ve uyuşmazlıktan yorgun düştük. Türkiye'de politika erkeksidir; agresif ve erkek egemendir. Demokrasi, basın özgürlüğü ve insan haklarına daha fazla ihtiyacımız var. Ergoğan'ın galibiyet konuşmasının yeni ayrılıklar yaratmasından endişeliyim. Daha sakin ve uzlaşmacı bir ton benimsemesini isterim. Ama o bunu yapmayacak. Twitter ve Youtube yasağının kaldırılması için diğer yazarlarla birlikte açık bir mektuba imza attın. Birçok gazeteci cezaevinde. Uluslararası toplum tedirgin. Türkiye otoriter bir ülke haline mi geliyor? Basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 154'üncü sırada. Korkarım ki daha hoşgörüsüz ve yabancı düşmanı bir ülke haline geliyoruz. Türkiye'de kelimeler ağırdır. Her yazar bunu bilir. Kelimeler başını belaya sokar. Nasıl oldu da ana muhalefet partisi CHP, protesto oylarını kendine çeviremedi? Ana sorunlarımızdan biri güçlü bir muhalefet eksikliği. CHP Ankara'da sıkı çalıştı ama parti olarak biraz eski kafalı gibi görünüyor. Yenilenmeleri gerekiyor. Türk halkı çok tutucudur, sosyal demokratlar toplumun kentli elit ve burjuva olmayan kesimleriyle de iletişim kurma yöntemi bulmalı. Nasıl oldu da yolsuzluk skandalı oyları hiç etkilemedi? Yolsuzluk suçlamaları Erdoğan'ın seçmenlerini daha kararlı hale getirdi. Oy verenler, liderlerinin saldırı altında olduğunu düşündü ve onu korumak için seferber oldu. Seçimler bir tür kurtuluş savaşı haline geldi. Türkiye'de birçok kişi dışarda ve içerde düşmanlarla çevrili olduğumuzu düşünüyor. Komplo teorilerine inanıyor. Buna ek olarak son yıllarda genel ekonominin iyi gittiğini ve insanların bu statükoyu değiştirmek istemediğini göz önünde tutmamız gerekir. Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olacak mı? Muhtemelen evet. Çünkü oylamayı, kendisine yönelik bir güven oylaması olarak gördü. Şimdi kendisi hakkında daha emin. Gezi'den sonra pozisyonu zayıflamıştı. Endişeliyim çünkü; Erdoğan eleştirileri her demokrasi için sağlık sistemi ve gereklilik olarak görmüyor. Kendisiyle aynı fikirde olmayanların 'vatan haini' olduğunu düşünüyor. Bu çok tehlikeli. Demokrasi sadece oy kullanmaya gitmek ve çoğunluğu sağlamak değildir. Aynı zamanda açıklık, kapsayıcılık ve ifade özgürlüğü kültürüdür. Bugün Türkiye'de demokrasi kültürü eksik.sondakika.com
YouTube Yasağı Kalktı
Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi, 'Youtube' ile ilgili 27 Mart 2014'te aldığı tüm yayına erişim engeli kararını kaldırırken 15 video üzerindeki erişim engelini kaldırmadı. Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi, 27 Mart 2014 tarihli kararla 'Youtube' adlı internet sitesindeki kapanması istenen linklere ve ilgili internet sitesi tarafından bildirilen süre içerisinde gereğinin yerine getirilmemesi durumunda tüm yayına erişimin engellenmesine karar vermişti. Mahkeme, Türkiye Barolar Birliğinin bu karara itirazı üzerine, 27 Mart 2014 tarihli kararındaki 'tüm yayına erişimin engellenmesi' kararını kaldırdı. Mahkeme, 15 linkle ilgili yayın yasağının devamına karar verdi. Kararın gerekçesi Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi'nin 'youtube' yasağının kaldırılmasına ilişkin kararının gerekçesinde, 'Tüm bir siteye yönelik erişimin engellenmesi şeklinde, bahsi geçen siteye erişimin tamamen engellenmesini öngören ve sınırları belirsiz bir yasaklama kararı getiren mahkememiz kararının, demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olan ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturduğu kanaatine varılmıştır' denildi. Kararda, Anayasa Mahkemesi'nin 2 Nisan 2014 tarihli kararında, ifade özgürlüğünün, sadece 'düşünce ve kanaate sahip olma' özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan 'düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma', buna bağlı olarak 'haber veya görüş alma ve verme' özgürlüklerini de kapsadığnın belirtildiği aktarıldı. Kararda, bu çerçevede, ifade özgürlüğünün, bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması, bunları tek başına veya başkalarıyla çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına geldiği ifade edildi. 'İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden' İfade özgürlüğünün, demokratik toplumun temellerinden biri olduğu, toplumun gelişmesi ve bireyin kendini gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer aldığı vurgulanan kararda, şunlar kaydedildi: 'Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Bu bağlamda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerekir. Nitekim Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinin koruma altına aldığı düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti Anayasa'nın 13. maddesine uygun olarak, bu maddelerde belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir.' 'İnternet, hak ve özgürlüklerin kullanılması için önemli' Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Handyside/Birleşik Krallık davasına da atıf yapılan kararda, Anayasa Mahkemesi'nin 'twitter' ile ilgili kararında ifade edildiği gibi, internetin modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunduğu vurgulandı. Bu nedenle internet ve sosyal medya araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari makamların yanı sıra mahkemelerin de çok hassas davranmaları gerektiğine işaret edilen kararda, şu tespitler yapıldı: 'Anayasamızın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunulamayacağı dikkate alındığında, mahkememiz tarafından içerikleri sakıncalı görülen internet adreslerinin URL bazında, bunun mümkün olmaması halinde tüm bir siteye yönelik erişimin engellenmesi şeklinde, bahsi geçen siteye erişimin tamamen engellenmesini öngören ve sınırları belirsiz bir yasaklama kararı getiren mahkememiz kararının, demokratik toplumları n en temel değerlerinden biri olan ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturduğu kanaatine varılmıştır. Bahse konu içerikler nedeniyle 'youtubecom' isimli internet sitesine erişimin engellenmesi yalnızca bu engellemeye dayanak gösterilen ve URL bazlı verilen kararla mümkün iken, 'youtube.com' isimli internet sitesine tamamen erişimin engellenmesinin, 'youtube.com' ağından yararlanan tüm kullanıcıların ifade özgürlüğüne yönelik ağır müdahale niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Ülkemizde milyonlarca kullanıcısı olan bir video paylaşım sitesine erişimin engellenmesinin bu kullanıcıların Anayasa'nın 26. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne müdahale olduğu, bir başka deyişle erişimin engellenmesi yönündeki sınırlamanın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin kriterlere aykırılık oluşturduğu, özel hayatın korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi sağlamadığı, bu suretle mahkememiz kararının 'youtube.com' isimli internet sitesine erişimin tamamen engellenmesine ilişkin kısmının, Anayasamız ve AİHS ile güvence altına alınan ifade ve haberleşme hürriyetini kısıtlayabilecek nitelikte olduğu anlaşıldığından itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.' Kararda, Anayasa'nın 153/6 maddesindeki, 'Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yütütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar' şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesi'nin 2 Nisan 2014 tarihli kararı göz önünde bulundurularak itirazın kabul edimesi gerektiği vurgulandı. Mahkeme kararının TİB'e ulaştırılmasının ardından YouTube'a erişimin sağlanması bekleniyor. Başbakan Tayyip Erdoğan 25 Mart'ta yaptığı bir açıklamada, Twitter'e erişimin engellenmesini değerlendirirken, 'O zaman yasaklara uysunlar biz de yasağı kaldıralım. Twitter dediğiniz olay nedir? Bir şirket. Bu olayın arkasında aslında Youtube var. Youtube'un avukatlarıyla çalışıyorlar' demiş ve arkasından 27 Mart'ta TİB, YouTube'a erişimi engellemişti. CNN Türk
Reklam
Televizyonlara Engelliler İçin Altyazı Zorunluluğu Geldi
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetmeliğinde yaptığı değişiklikle TRT ve ulusal kanallarda yayınlanan film, dizi ve haber programlarında işitme engelliler için kademeli olarak altyazı seçeneği koyma zorunluluğu getirdi. Engelliler, kararı olumlu ancak sesli betimleme ve işaret dili olmadığı için eksik buldu. Bianet’ten Nilay Vardar‘ın haberine göre, Resmi gazetede yayımlanan RTÜK Yayın Hizmeti Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikteki değişikliğe göre, TRT kanalları ve Ulusal karasal yayın lisansına sahip özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar sinema ve televizyon için yapılmış filmler, diziler ile haber programlarında engellilere yönelik alt yazı hizmeti seçeneğine geçmek zorunda. Beş yıl içinde yüzde 40 altyazı zorunluluğuYayın hizmetlerine diğer bireylerle eşit koşullarda erişimi sağlamak amacıyla yapılan bu düzenlemeye geçiş için kanallara belli süreler tanındı. TRT, bunu üç yıl içinde yüzde otuza, beş yıl içinde yüzde elliye ulaşılacak şekilde yapmak zorunda. Ulusal karasal yayınlar ise üç yıl içinde yüzde yirmiye, beş yıl içinde yüzde kırka ulaşılacak şekilde yapmalı. Kanallar hizmeti vermeye başlayınca, kumandadan altyazı seçeneği tuşuna basılarak yayınlar altyazılı izlenebilecek. İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği Gençlik Komisyonu Başkanı Onur Cantimur, kararın işitme engelliler için sevindirici ancak işaret dili tercümanı zorunluluğu olmadığı için eksik olduğunu söyledi. 'Biz bu talebimizi birçok kez resmi kurumlara da iletmiştik. Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkçe altyazıyı 'tavsiye' ediyor ancak 'zorunlu' tutmuyordu. Dolayısıyla bu karar sevindirici. Ancak kelime dağarcığı az olan ve sadece işaret dilinden anlayan işitme engelli izleyiciler için bazı talk show programlarında olduğu sağ alt köşede işaret dili tercümanınını zorunlu kılınmaması çok önemli ve unutulmuş bir eksiklik. Bunun da en kısa zamanda yönetmeliğe eklenmesini istiyoruz. Umuyoruz ki bu zorunluluk sinemalara da getirilir. Ve işitme engelliler de sinemaya eşi, dostuyla gidebilir.' “Görme engelliler unutulmuş”Diziler için sesli betimleme ve işaret dili tercümanlığı hizmeti veren Sesli Betimleme Derneği Başkan Yardımcısı Engin Yılmaz da kararın olumlu ancak görme engelliler için sesli betimleme zorunluluğu olmadığı için eksik bulduğunu belirtti. 'Yetmez ama evet. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'ne göre zaten bunun yapılması gerekiyordu. Gelişmiş ülkelerde de uygulanıyor. Başlangıç için olumlu bir adım ancak eksik. Görme engelliler için sesli betimleme düşünülmemiş. Bu konuda çalışan tek kurum biziz. Ancak yönetmelik hazırlanırken gelip kimse bir şey sormadı. Yine engelliler karar mekanizmalarına dahil edilmedi. Şu anda en kolay olan altyazı seçildi. İşaret dili ve sesli betimleme için daha çok yatırım gerekiyor. Umarız bunu da kısa sürede yaparlar.' Nilay Vardar | Bianet
Reklam
Sevgilisinden Ayrıldıktan Sonra Bir Erkeğin Hayatında Neler Oluyor?
Sigarayı bıraktıktan sonra saat saat vücudumuzda nelerin olduğunu artık hepimiz ezbere biliyoruz. Nefesimiz açılıyor, iştahımız yerine geliyor, kanımız temizleniyor, vs. Peki bir erkek sevgilisinden ayrıldıktan sonra saat saat ne yaşıyor biliyor musunuz? İşte 'Erkek Araştırma Departmanımızın' sizler için yaptığı müthiş araştırmanın gerçek zamanlı sonuçları.
Bazı Durumları Önceden Anlamanızı Sağlayacak 21 İşaret
Bazı durumlar vardır olabilecek olayları önceden anlamınızı sağlar ve o olay ile ilgili önlem almanız için size zaman kazandırır. Mesala Kılıçdaroğlu gömlek yerine kazak mı giydi?  Hemen soba çıkarılmalı ve yakılmalıdır çünkü o coğrafya'ya artık kış gelmiştir. Serdar Ortaç albüm hazırlıklarına mı başladı? Hemen yaz planı yapılmalı ve şort giyilmelidir. İşte hayat kolaylaştıracak o işaretler...
Reklam
Satürn'ün Uydusunda 'Okyanus Var'
Güneş sisteminin ikinci büyük gezegeni Satürn'ün uydusu Enceladus'un yüzeyinin altında büyük bir su kütlesi olabileceğine ilişkin işaretler güçleniyor. Satürn'ün altıncı büyük uydusunun güney kutbunda, 'şerit' gibi görünen bölümlerden uzaya fışkıran buzlu maddelerin görüntülenmesi bilim dünyasında heyecan yaratmıştı. Araştırmacılar, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'ya ait Cassini uzay aracının uydunun üzerinde uçarken yaptığı ölçümler sayesinde, suyun yerçekimsel sinyallerini tespit etti. Prof Luciano Iess, BBC'ye açıklamasında 'Ölçümlerimiz, Kuzey Amerika'daki Superior Gölü büyüklüğündeki bir su kütlesinin varlığına işaret ediyor' dedi. Bu İtalya'daki Garda gölünün 245 katı kadar bir su kütlesine karşılık geliyor. Prof Iess ve ekibinin ulaştığı veriler, 500 kilometre genişliğindeki uydunun, dünyadan sonra mikrobiyal yaşam araştırmaları yapmak için en ideal yer olabileceğini gösteriyor. Cassini'nin verileri, Enceladus'taki su kütlesinin yüzeyin 40 kilometre altında olduğuna işaret ediyor. Bu, kütlenin kayalık katmanın üzerinde olması anlamına geliyor. Buzulaltı okyanusunun varlığına ilişkin ilk veriler, Cassini'nin 2005'te uydunun dağınık bir atmosfere sahip olduğunu tespit etmesiyle alınmıştı. Daha sonraki gözlemlerde, bu atmosferin varlığı, kaplanların çizgilerini andıran şeritlerden yayılan mineral zengini buhara bağlanmıştı. Cassini, daha sonra bu buharların çok miktarda tuz ve organik molekül içerdiğini belirlemişti. BBC
Bu Hafta 10 Yeni Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta 6'sı yabancı 10 film vizyona girecek. Haftanın merakla beklenen filmi 'Nuh: Büyük Tufan/Noah', bugün seyirciyle buluştu.Nuh: Büyük TufanHaftanın merakla beklenen filmi 'Nuh: Büyük Tufan/Noah', bugün seyirciyle buluştu. Cesaret, fedakarlık, umut ve kurtuluşun ilham veren hikayesini anlatan filmi, 1998 yılında çektiği 'Pi' filmiyle Sundance Film Festivali'nde 'En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazanan Darren Aronofsky yönetti. Hz. Nuh'u, 'Gladyatör' filmindeki performansıyla 'En İyi Erkek Oyuncu' Oscar'ı kazanan Rossel Crowe'un canlandırdığı filmde, Emma Watson, Logan Lerman ile Jennifer Connely kamera karşısına geçti. Kutsal kitaplarda da geçen Nuh tufanını konu alan film, 130 milyon dolarlık bütçeyle çekildi. 'Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol' Güney Afrika'nın efsanevi lideri Nelson Mandela'nın yaşamını konu alan 'Mandela: Özgürlüğe Giden Yol' filmi, haftanın merakla beklenen yapımlarından... Hayatını ayrımcılığa karşı mücadeleye adayan ve 2013 yılının Aralık ayında hayatını kaybeden Mandela'nın, siyaseti bıraktıktan sonra kaleme aldığı otobiyografisinden beyazperdeye aktarılan film, Güney Afrikalı liderin tüm hayat hikayesini anlatan ilk film olma özelliğini taşıyor. Yönetmenliğini Justin Chadwick'in üstlendiği filmde, Mandela'yı 'Pasifik Savaşı', 'Prometheus' ve 'Thor' gibi filmlerde rol alan İngiliz oyuncu İdris Elba, Mandela'nın eşi Winnie Madikizela Mandela'yı ise 'Karayip Korsanları' ve 'Skyfall' ile dikkati çeken Naomie Harris canlandırdı. Filmde, Nelson Mandela'nın küçük yaşta çobanlık yaptığı Transkei köyündeki çocukluk yıllarından, Güney Afrika'nın demokrasiyle seçilmiş ilk başkanı olduğu döneme kadar olan etkileyici hayat hikayesi anlatılıyor. 'Çocuk Büyütme Rehberi' Meksika Acapulco'da çekilen 'Çocuk Büyütme Rehberi', oyuncu Eugenio Derbez'in yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi. Bir baba-kız hikayesini beyazperdeye taşıyan filmde, Derbez aynı zamanda 'Valentine' adlı bir babayı canlandırıyor. Filmde, Derbez'e Loreto Peralta, Jessica Lindsay, Daniel Raymont eşlik ediyor. Sanat yönetmenliğinde 'Robin Hood', 'Blood Diamond', 'Wrath of Titans' gibi önemli yapımlardan hatırlanan Jordan Crock'ın yaptığı filmin müzik tasarımında ise Bafta, Goya, Ariel ödüllü Martin Hernandez bulunuyor. 'Baskın-2' Devam filmi 'Baskın-2/The Raid 2: Berandal'i de ilk filmde olduğu için Gareth Huv Evans yönetti. Iko Uwais, Arifin Putra, Oka Antara ile Tio Pakusadewo'nun oynadığı filmin konusu özetle şöyle: 'Tahmin ettiğinden çok daha zorlu olan baskın operasyonuyla çeteyi çökerten Rama, yeraltı dünyasının çok daha büyük isimlerinin dikkatini çeker. Ailesi tehlike altındadır, karısını ve yeni doğmuş bebeğini korumanın tek bir yolu vardır. Yeraltı dünyasına casus olarak girecek ve yozlaşmış sistemin çürük halkalarını oluşturan en tepedeki politikacı ve polisleri açığa çıkarmak için aralarına sızacaktır. Rama bu gizli görev için çete liderinin oğlunun ekibine girebilmelidir.' 'Kan Kokusu' Yönetmen Jim Mickle imzası taşıyan ve 2010 yılında olay yaratan 'Meksika' filminin yeniden çevrimi olan 'Kan Kokusu/We Are What We Are' adlı filmin başrollerinde, Bill Sage, Ambyr Childers, Julia Garner ve Kelly McGillis rol aldı. Senaryosunu Jorge Michel, Jim Mickle ve Nick Damici'nin yazdığı filmin konusu özetle şöyle: 'Parkers ailesi, babaları Frank'in katı kurallarıyla herkesten uzak, münzevi bir hayat sürmektedir. Annelerinin beklenmeyen ölümünün ardından Iris ve Rose, küçük kardeşleri Rory'ye göz kulak olmanın yanı sıra geçmişe ait ürkütücü bir sırrın yeni yüklenicileri olacaklardır. Fırtına nedeniyle taşan nehir ailenin sakladığı vahşi sırrın ipuçlarını ortaya çıkarınca, evlerinin kapısı yıllarca uzak durdukları kasabalı tarafından çalınmaya başlanacaktır.' 'Büyüler Evi: Sihirbaz Kedi' 'Sammy'nin Maceraları' ve 'Sammy 2'den sonra uzun metrajlı bir film için fikir arayışı içerisine giren yapımcı ve yönetmen Ben Stassen, 10 yıl kadar önce yapılan 12 dakikalık filmin süresini uzatarak, beyazperdeye taşıdı. Tolga Çevik, Altan Erkekli, Volkan Severcan ile Berna Diribaş'ın seslendirdiği animasyon animasyon filmde, terk edilmiş yavru kedicik Şimşek'in, fırtınadan barınacak bir yer ararken, 'Şöhretli Lawrence' olarak da bilinen emekli sihirbaz Lawrence'a ait gizemli malikaneye gizlice girmesinin ardından yaşananlar anlatılıyor. Film, 3 boyutlu olarak da vizyona girecek. 'Meleklerin Mucizesi' Yönetmen Biray Dalkıran imzası taşıyan 'Meleklerin Mucizesi'nin senaryosunu yapımcı Nur Türkşen, Zeynep Uzma ile birlikte kaleme aldı. Hakan Türkşen, Gaye Gürsel, Cem Kılıç, Altan Erkekli, Ayşen Gruda, Dilek Serbest, Murat Parasayar ve Yıldız Asyalı'nın rol aldığı filmde, geçmişin izlerinden kurtulamayan ve kendini affedemeyen Hakan'ın mucizelerle dolu hayatının hikayesi aktarılacak. 'Bırakmak İstiyorum' Sigarayı bıraktırmak amacıyla çekilen 'Bırakmak İstiyorum' filminin yönetmenliğini Yücel Yolcu yaptı. Sigarayı bıraktırma terapisti Emre Üstünuçar'ın 10 yıllık tecrübeleri ışığında sigara bağımlılığına ayna tutan filmin yapımcılığını İpek Sorak üstlendi. 'Mandra Filozofu' Müfit Can Saçıntı'nın yönettiği ve Müfit Can Saçıntı, Rasim Öztekin, Ayda Aksel ile Eser Eyüboğlu'nun oynadığı 'Mandıra Filozofu', haftanın yerli yapımlarından... Yapımcılığını üstlenen Birol Güven'in senaryosunu da kaleme aldığı filmin müziklerini Aydın Sarman ve Burcu Güven yaptı. Çekimleri doğal güzellikleriyle dünya çapında ünlenen Bodrum'un Çökertme Köyü'nde gerçekleştirilen 'Mandra Filozofu' adlı filmde, Robinson Crouse hayatı yaşayan felsefe bölümü mezunu Mustafa Ali'nin bir zengin iş adamı ile karşılaşması ve köydeki aile içi çekişmeler eğlenceli bir dil ile anlatılıyor. 'Aşk Oyunu' Yönetmen Umut Yüksel'in senaryosunu Ezgi Yüksel ile birlikte yazdığı 'Aşk Oyunu' adlı filmde, Kemal Uçar, Pınar Göktaş, Lemi Filozof, Ebru Öztürk, Suzan Kardeş, Ali İhsan Varol ve Dilşah Demir'in rol aldı. Galatasaraylı bir karakterin başından geçenlerin anlatıldığı filmin çekimleri, 3 haftada İstanbul ve Bolu'da tamamlandı.AA
Satılık Hacettepe Üniversitesi!
Hacettepe Üniversitesi, Ankara’nın en gözde yerlerinden olan Beytepe’deki 350 dönüm arazisini satışa çıkardı. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Murat Tuncer, 12 Eylül darbesinin ardından Genelkurmay’a tahsis edilen araziyi büyük uğraşlardan sonra yeniden üniversite bünyesine aldırmayı başardı. Ancak Tuncer’in önerisiyle Üniversite yönetimi, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nin biriken 250 milyon liralık borcunu ödemek ve yeni yatırımlarını finanse etmek gerekçesiyle, Başkentin en kıymetli bölgesinde yer alan yaklaşık 350 dönümlük araziyi satma kararı aldı. Rektör Tuncer, öğrenciler ve üniversite hocalarıyla Eylül ayında bir toplantı yaparak, Üniversite Yönetimi olarak Beytepe’deki araziyi satma kararı aldıklarını açıkladı. Sert tartışmaların yaşandığı bu toplantıda, hem akademisyenler hem de öğrenciler arazinin satışına itiraz ettiler.“DÖRT YÖNTEM VAR, BİZ DOĞRUDAN SATIŞI SEÇTİK” Öğrenci Kolektiflerinin kayıt altına aldığı toplantıda Rektör Tuncer, öncelikle arazinin imar geçmesi durumunda değerinin 1 ila 1.5 milyar lira olacağını söyledi. Arazinin 4 yöntemle değerlendirilebileceğini belirterek bunları şöyle açıkladı:  “Birinci yöntem, yeterlilik alan firmayla gelir paylaşımı anlaşması; bununla alışveriş merkezi, iş merkezi gibi çağdaş donatılarla uzun vadeli gelir elde etmek mümkün. İkincisi TOKİ ile hasılat paylaşımı modeline girmek. Gazi Üniversitesi Çukurambar’daki arazisini bu şekilde değerlendirdi; TOKİ onlara 60 milyon verdi; kendisi 800 milyona sattı. Üçüncüsü kamu özel ortaklığı. Ancak bu durumda Başbakanlık onayı gerekiyor ki, bu yöntem bizim açımızdan biraz sıkıntılı. Dördüncüsü de doğrudan satış. Net olarak satıp paranız size kalıyor. Yönetim kurulu ile tartıştık bunun daha uygun olacağı karar verdiler.”ALİ İSMAİL ORMANI OLSUN! Rektör Tuncer’in bu açıklamasından sonra söz alan akademisyenler ve öğrenciler, yönetime sert eleştiriler yönelttiler. Eğitim ve bilim kurumu olan üniversitenin rant yaratmak, gelir elde etme peşinde koşmak, yeşil alanları ranta talana açmak yerine; bilim üretmesi gerektiğini söylediler. Bir öğrenci Gezi Parkı olaylarında polis tarafından öldürülen üniversite öğrencisi  Ali İsmail Korkmaz’ın adının verileceği bir ormana dönüştürme teklifinde bulunarak, “Üç beş ağaç için öldü Ali İsmail, bari burada üniversitenin ormanında yaşasın” dedi.TÜRK TELEKOM FAKÜLTESİ YAPIN Bir başka öğrenci ise devletin, Hazinenin görevinin üniversiteyi, bilimi, hastaneyi desteklemek olduğunu belirterek, “Biz bu gerçeği bir kenara bırakmış, para peşinde koşuyoruz.  Ben daha çok para getirecek formüller biliyorum; Edebiyat Fakültemize reklam alalım; Türk Telekom Edebiyat Fakültesi olsun. Yemekhanemize de reklam alalım, adını Ülker Yemekhanesi olarak değiştirelim. Üniversite her sıkıştığında arazisini mi satacak? Bu nereye kadar böyle gidecek” diye konuştu.Rektör Tuncer, bu eleştiriler üzerine, hastane borçlarından, yarım kalan bina inşaatlarından söz etti. Gelir yaratmak zorunda olduklarını anlattı. Öğrenciler, böyle bir kararın sadece yönetim tarafından alınamayacağını; üniversitenin tüm bileşenlerinin katılacağı geniş bir toplantı yapılarak, arazi konusundaki tasarrufun burada alınması gerektiğine dikkat çektiler.“İMAR GEÇSE DEĞERİ 3 MİLYAR!” Arsanın imarsızken satılması yerine imar geçtikten sonra satılması halinde değerinin 2 ila 3 milyar liraya çıkacağı da iddia ediliyor.“EĞİTİM İÇİN KAMULAŞTIRILDI, SATILAMAZ, PARASIYLA BORÇ ÖDENEMEZ' Maliye Bakanlığı Milli Emlak yetkilileri, Hacettepe’nin Beytepe Bulamaçlı Mevkii’ndeki arazinin 1970’li yıllarda, şahıslardan eğitim amacıyla alınarak, kamulaştırıldığına dikkat çekerek;  “Üniversite bu araziyi satamaz. Çünkü bu arazi, onların kendi gelirleriyle elde ettikleri bir arazi değil. Eğitim amacıyla onlara tahsis edilmiş bir arazi” yorumunda bulundular. Ayrıca yetkililer, bu arsanın satışından elde edilecek paranın döner sermaye bütçesine aktarılamayacağına dolayısıyla da hastane borçlarını kapatmak için kullanılamayacağına dikkat çektiler.İLK İHALE ARALIK’TA Ancak arazinin satışına ilişkin kararlılığını sürdüren Üniversite Yönetimi, ilk ihaleye 12 Aralık 2013 tarihli Resmi Gazete ilanıyla çıktı. İhale günü olarak 24 Aralık 2013 tarihi belirlenirken, 6 kalem arsa için toplam muhammen bedel  889 bin lira olarak ilanedildiyse de teklif veren çıkmadı.17 Ocak’ta Resmi Gazete’de ikinci ihale ilanına çıkıldı. Bu kez toplam muhammen bedel 801 bin liraya indirildiyse de 30 Ocak’ta yapılan ihalede yine teklif olmadı. 28 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanan üçüncü ihale duyurusunda ise ihale günü 8 Nisan olarak ilan edildi. Muhammen bedel ise değişmedi.'DÜNYA ÜNİVERSİTESİ KALABİLMEK İÇİN 600 MİLYONA İHTİYACIMIZ VAR' Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Murat Tuncer, görevi devraldığında eski yönetimin hesapsız harcamaları nedeniyle 270 milyon lira borç devraldıklarını, şu anda da 238 milyon lira borçları bulunduğunu söyledi. Hem bu borcun kapatılması hem de eğitim, nükleer mühendislik, hukuk, inşaat, çevre mühendisliği fakülteleri ile  nüfus etütleri merkezi yatırımı için 600 milyon lira finansman ihtiyacı olduğunu vurguladı. Tuncer, 'Dünya üniversitesi olarak kalabilmemiz, daha çok bilimsel araştırma yapabilmemiz için tabii ki paraya ihtiyacımız var. Bunun için de bu arsayı satmak zorundayız. İmarsız olarak ihaleye çıktık ama ihale günü satışı imarlı fiyattan yapacağız. 850 ila 1 milyar lira iyi bir fiyat olur. Rekabet oluşursa 1.5 milyar liraya kadar çıkar. Bu araziyi satamayacağımız söyleniyor. Peki Hacettepe'nin 3.5 milyon metrekarelik arsası nasıl oluyor da Bilkent üniversitesi tarafından kullanılıyor, hem de üzerinde Emlak Konut'un konutları, oteller, alışveriş merkezleri bulunuyor? Üniversitenin ayağa kaldırılması için bunların değerlendirilmesi gerekiyor. Kolektif öğrenci arkadaşlar, orman yapalım, deyince ben de Polatlı'daki 1 milyon metrekarelik yerimizi gösterdim, buyurun ağaç dikin, dedim. Kimse gelmedi' dedi.  Kaynak: Hürriyet
Reklam
Çürümeye Terk Edilmiş 10 Uzay Teknolojisi
Uzay yarışlarındaki son teknoloji her daim insanların ilgisini çekmiştir. Bir döneme damga vuran bu son teknolojinin bazı parçaları ise çürümeye terk edilmiş durumda. Moskova banliyösünden, farklı yerlere kadar eski fırlatma rampaları, mekik prototipleri ve başkaları bulunuyor.
Reklam
Rusya'nın Yeni Hedefi Hangi Ülke?
(Rusya Ukrayna'ya saldırır mı?)Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinin ardından gözler Moskova’nın etkisi altında tutmaya çalıştığı diğer ülkelere çevrildi. Özellikle de toprak sorunu olan ve Avrupa Birliği’nin entegrasyon hedefleri içerisinde yer alan ülkelerle ilgili endişeler artarken, “Ukrayna’dan sonra sıra hangi ülkede” sorusu güncellik kazandı.Sorunun cevabı büyük olasılıkla, Moldova. Ancak endişenin kaynağı sadece Ukrayna sınırında bulunan Rusya’nın kontrolü altındaki ayrılıkçı Transdinyester bölgesinden ve yine Rusya yanlısı yönetime sahip olan Gagauz Özerk Cumhuriyetinden gelen “Moskova’ya bağlanma “talepleri” değil. Her iki bölge, özellikle de Transdinyester Rusya’nın Moldova’ya karşı kullanmak için elinde bulundurduğu daimi koz ve Kremlin her zaman Kişinev’in yörüngeden kesin olarak çıktığı anda bu kozu “bağımsızlık”, “Rusya’ya bağlanma”, “referandum” gibi kılıflara sokarak kullanmaya hazır vaziyette. Kırım’ın işgali olmasaydı, yani Rusya Ukrayna’yı Avrupa Birliği’ne entegrasyondan vazgeçirmeyi ve ülke üzerindeki etkisini korumayı başarsaydı da sıra Moldova’ya gelecekti ve Kremlin gerek Transdinyester, gerek Gagauz kozunu kullanacaktı. Transdinyester zaten ekonomisinden güvenliğine tamamen Rusya’nın kontrolü altında olan bir bölge, Gagauzya’da ise geçtiğimiz şubat ayında yapılan referandumla “uygun yasal zemin” hazırlanmıştı. Yani Kırım’ın işgalinden önce de Moskova, Moldova için “caydırıcı önlemler” almış, 'mayın'ları döşemişti. Kırım’ın işgali sadece bu mayınların daha erken patlaması riskini arttırıyor…Moldova neden hedefte?Sorunun cevabı Moldova’nın son yıllar izlediği politikalarda ve yaptığı jeopolitik tercihte saklı. Moldova, her ne kadar Ukrayna’nın gölgesinde kalsa dahi Avrupa Birliği’nin eski Sovyet mekanına yayılmak için geliştirdiği Doğu İşbirliği programının en önemli ülkelerinden birisi. Özellikle 2009 senesinden itibaren iktidarda olan liberal demokrat koalisyon döneminde Kişinev, Avrupa Birliği’ne entegrasyon alanında ciddi mesafe kat etti. AB ile serbest ticaret ve ortaklık anlaşması sürecini Kiev’den daha sonra – 12 Ocak 2010’da başlatmasına rağmen Moldova, AB’ye en fazla uyum sağlayan Doğu Ortaklığı ülkesi oldu. Rusya’nın baskılarına ve karşı-karşıya olduğu ciddi sorunlara (toprak bütünlüğü, ayrılıkçı eğilimler, ekonomik sorunlar ve s) rağmen liberal demokratlar kısa süre içerisinde gerek mevzuat, gerekse de demokratik ve ekonomik reformlar konusunda diğer ülkelerden daha fazla ilerleme sağladı, basın ve ifade, toplanma özgürlükleri alanında 6 ülke arasında lider konumuna geldi. Moldova’nın sağladığı başarı kasım ayında Vilnius’ta yapılan Doğu İşbirliği Zirvesi öncesinde vize muafiyeti kararıyla ödüllendirildi. Ve nihayet Moldova, Rusya’nın Ukrayna’yı AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasını imzalamaktan vazgeçirmesine rağmen Gürcistan’la birlikte söz konusu anlaşmayı paraf etti. Bu, Kişinev’in Kremlin’in hedef tahtasına oturmayı göze aldığı anlamına geliyordu – Moskova’nın Kiev’den sonra Kişinev’i de AB’ye entegrasyondan vazgeçirmeye çalışacağı belliydi.Moldova'da risk daha büyükPeki neden Gürcistan’ı değil de, Moldova’yı? Çünkü birincisi, Abhazya ve Güney Osetya’nın işgaliyle birlikte Moskova’nın Tiflis’e direkt baskı imkanları ciddi ölçüde sınırlanmış durumda, ikincisi, Gürcistan’da Rusya’nın sırtını yaslayabileceği sosyolojik zemin yok. Gürcü toplumu – hatta Rusya ile ilişkilerin normalleşmesini isteyen kesim bile – büyük oranda Avrupa Birliği ve NATO’ya entegrasyondan yana. Gürcistan’da çıkıp açık şekilde Gümrük Birliği veya Avrasya İttifakı’na entegrasyonu – yani yeniden Moskova’nın patronajlığını kabul etmeyi savunan her hangi siyasi gücün toplumda ciddi destek bulma olasılığı mevcut değil. Rusya yanlısı olduğu iddia edilen Bidzina İvanişvili hükümete geldiği ilk dönemde Gümrük Birliği’ne üyelik konusunu düşünebileceklerini söylemiş, ancak kendi koalisyonundan bile ciddi tepki görmesi sonucu iki gün sonra düzeltme yapmak zorunda kalmıştı. Hükümete geldikten bir sene sonra – geçtiğimiz sene yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Gürcü Hayali koalisyonu AB ve NATO’ya entegrasyon söylemleri ile Saakaşvili’nin Birleşik Ulusal Harekat’ını bile gölgede bırakmıştı. Gürcistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Giorgi Margvelaşvili, ilk icraatının AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasını paraf etmek olacağını vaat etmiş ve göreve geldikten bir ay sonra Vilnius zirvesine bizzat katılarak “Rusya’nın adamı değilim” mesajı vermişti.Moldova’da ise durum farklı. Toplumda Avrupa Birliği’ne entegrasyon konusunda görüş birliği mevcut değil. İktidarda bulunan liberal demokratlar AB’ye entegrasyonu desteklerken muhalefet Rusya güdümündeki Gümrük Birliği’ne üyeliği ve Moskova’ya yakınlaşmayı savunuyor. Eski Devlet Başkanı Vladimir Voronin liderliğindeki Komünist Partisi Gümrük Birliği’nin Moldova için en uygun ittifak olacağını düşünüyor. Rusya’nın kontrolündeki Transdinyester’de AB’ye entegrasyon tartışma konusu bile değil. Ayrılıkçılar, zaten kendilerini Moldova’nın değil, Rusya’nın bir parçası olarak görüyor. Aynı şey, ülkenin güneyinde bulunan Gagauz Özerk Cumhuriyeti yönetimi için de geçerli. Gagauz Cumhurbaşkanı Mihail Formuzal “biz Rusya yanlısı bir bölgeyiz” diyor ve Moldova’nın AB’ye entegrasyonu seçmesi durumunda özerk cumhuriyetin kendi yolunu belirleyeceğini – yani bağımsızlık ilan ederek Gümrük Birliği’ne gireceğini bildiriyor. Ayrılıkçı eğilim sadece Transdinyester ve Gagauzya ile de sınırlı değil. Moldova’nın Kişinev’den sonraki ikinci büyük kentinde – Rusların çoğunlukta olduğu Beltsı’da (Balçi) da Rusya’nın etkisi ve ayrılıkçı eğilim çok güçlü.Riski artıran bir diğer faktör ise Moldova’da bu sene yapılacak genel seçimler. 2009 senesinde Komünist Partisinin 8 yıllık iktidarına son veren devrimle yönetime gelen liberal demokrat koalisyon bu seçimlerde zorlanacak gibi görünüyor. Amerikan Ulusal Demokrasi Enstitüsü (NDİ) tarafından yaptırılan son anketlere göre, bugün seçim olsaydı, parlamentodaki yerler liberal demokrat partilerle komünistler arasında tam eşit şekilde bölünmüş olurdu. Romanya sosyolojik araştırma servisi İMAS’ın yaptığı kapalı ankete göre, bugün ülkede %6’lık barajı Komünist, Liberal Demokrat, Demokrat ve Liberal partileri geçebilir. Ankete katılanların %33’ü komünistleri, %17’i liberal demokratları, %7’si demokratları, %6’sı ise liberalleri destekleyeceğini bildirirken, tercihini belirlemeyenlerin oranının %24 olduğu kaydedildi. Bunun yanı sıra, %8’lik bir kesimin de komünistlerle ittifak yapma olasılığı yüksek küçük sol partileri desteklediği görüldü.Bu sonuç 2009 seçimlerinde oyların tekrar sayılmasının ardından komünist yönetimi çok küçük farkla mağlup eden liberal demokrat ittifakın genel seçimde zorlanacağını gösteriyor. Liberal demokratlar, ekonomik durumu ağır, gülcü komünist muhalefete sahip, halkının bir kısmı Rusya’da çalışmak zorunda olan, Rusya’nın etkisinin çok güçlü olduğu ve toprak bütünlüğü sorunuyla karşı-karşıya olan bir ülkede iktidarda bulunmanın dezavantajını yaşıyor. Rusya’nın seçimlerde komünistlerin ve diğer Moskova yanlılarının iktidara gelmesi için elinden geleni yapacağı kimsede kuşku doğurmuyor.Batı Moldova’da elini çabuk tutmak zorundaÖte yandan Kırım’ın işgalinin ardından Ukrayna ile Rusya arasında derinleşen uçurum nedeniyle Kremlin’in Moldova’ya yönelik planlarının erkene alınması olasılığı artmış durumda. NATO yetkilileri, Moskova’nın Ukrayna’dan sonraki hedefinin Moldova olduğunu bildiriyor. Moldova yetkilileri de aynı görüşte. Başbakan Yuri Lyanke, geçtiğimiz günlerde Reuters’a yaptığı açıklamada Kırım senaryosunun Transdinyester’de tekrarlanması olasılığından endişe ettiklerini söyledi. Lyanke, Transdinyester liderlerinin böyle bir karar almayacağını umduklarını bildirdi, bu olasılığa karşı bazı planlarının olduğunu söyledi, ancak Rusya’nın müdahale etmesi durumunda buna direnecek güçlerinin de olmadığını vurguladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin son yıllarda ilk kez Transdinyester konusunu gündeme getirdi. Putin, 29 Mart’ta ABD Devlet Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon konuşmasında “200 bin Rus vatandaşının yaşadığı Trandinyester’in neredeyse ablukada olmasından” rahatsızlık duyduklarını söyledi. Putin’in söylediklerini Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tamamladı. Kişinev’le Ukrayna’nın yeni yönetiminin Transdinyester’i tamamen bloke ettiğini söyleyen Lavrov, ABD ve AB’yi Transdinyester için dayanılmaz şartlar oluşturmakla suçladı. Lavrov, Moldova ile ortaklık anlaşması imzalamaya hazırlanan AB’nin de, Kişinev’in de Transdinyester’i düşünmediklerini söyledi. Rus Bakan, bu konuda Batı ile ciddi konuşacaklarını bildirdi ve “bunlar tarihten ders almıyorlar” diye satır arası tehditte bulunmayı da ihmal etmedi.Bu olasılık, Vilnius zirvesi öncesinde Ukrayna konusunda ciddi hesap hataları yapan Batı’yı elini daha çabuk tutmaya zorluyor.Son günlerde Moldova, Batılı siyasilerin en uğrak mekanı haline gelmiş durumda. Polonya Başbakanı Donald Tusk, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve Pentagon yetkilileri, Kanada ve Romanya dışişleri bakanları, Avrupa Birliği yetkilileri bir-birinin ardınca Kişinev’e gidiyor. Çünkü Moldova, Rusya’nın Ukrayna’dan sonraki ilk hedefi olduğu gibi, Batı’nın da Ukrayna’dan sonraki ilk umudu. AB, Doğu Ortaklığı zirvesinde Moldova ve Gürcistan’la ortaklık anlaşmalarını paraf ederek, yeni komşuluk politikasının iflas etmediğini kanıtlamaya çalıştı. Ancak bunun yeterli olmadığının her kes farkında ve Moldova (hem de Gürcistan) ile ortaklık anlaşmalarının imzalanması Doğu İşbirliği hedefinin yaşayabilmesi için hayati önem arz ediyor. Ukrayna’da yaşanan devrimin ardından Brüksel elini çabuk tutması gerektiğinin farkına varmış görünüyor. Rusya’nın Ukrayna’daki gibi bir “operasyon” yapmamasının tek yolu bir an önce Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’la ortaklık anlaşmasını imzalamak – Batı bunun farkında. İşte bu nedenle de Brüksel, ortaklık anlaşmalarını imzalamak için daha önce öne sürdüğü şartların önemli kısmından vazgeçiyor. AB, Yanukoviç döneminde ortaklık anlaşmasının siyasi bölümünü imzalayıp ekonomi bölümünü sonraya erteleme teklifini kabul etmemişti – Rusya’nın Ukrayna’ya açık müdahalesinin ardından daha önce reddettiği teklifi kendisi sundu ve siyasi bölümü imzaladı. Aynı şekilde Gürcistan’da anlaşmanın imzalanması için görülmesi gereken çok iş olmasına rağmen, Brüksel bunlara göz yumuyor. Aynı şekilde Moldova’nın paraf aşamasından sonra talep edilen birkaç önemli reformun gerçekleştirilmemiş olmasını da görmezden geliyor. Daha önce Gürcistan ve Moldova ile ortaklık anlaşmalarının eylül ayında imzalanması planlanıyordu. Ardından Brüksel imzaların ağustosta atılabileceğini açıkladı. Sonra AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso AB’nin imza törenini haziran ayına alma kararına vardığını açıkladı. Ve nihayet geçtiğimiz günlerde Kişinev’de bulunan AB-Moldova İşbirliği Komisyonu Başkanı Monica Macovei AB’nin nisan ayında ortaklık anlaşmasını imzalamaya hazır olduğunu bildirdi.Moldova’nın imzası AB için şeref meselesiÖte yandan, AB, Ukrayna’da yaptığı hatayı Moldova’da tekrarlamaması gerektiğini de anlamış gibi görünüyor. Ukrayna ile görüşmelerde sadece siyasi blokla ilgili görüşmelerde bulunup, her hangi somut ekonomik yardım vaadinde bulunmayan ve Yanukoviç iktidarına sağlam bahane veren AB ve ABD Moldova’da farklı taktik izliyor. Mart sonunda Kişinev’de bulunan Victoria Nuland, Moldova’ya sınır güvenliğini sağlamak için ek 10 milyon dolar yardımda bulunacaklarını söyledi.Gönül Şamilkızı – TRT Türk......
Feriştahı Gelse Bile Kadınlardan Asla Duyamayacağınız 17 Cümle
Bu cümleleri kadınlardan kolay kolay duyamazsınız. Eğer duyarsanız ya rüya görüyorsunuzdur ya da duyduklarınız bant kaydıdır. :) Kadınlar erkeklere göre her duruma daha duygusal açıdan bakarlar. Erkeklerin onları anlamasını beklerler. Bu beklentide ister istemez anlaşmazlıklara sebep olur. Ama beyler size tavsiyemiz kadınlardan bu tarz cümleler kurmalarını bekliyorsanız bu beklentiye bir son verin. Şimdi karşınızda feriştahı gelse bile kadınlardan asla duyamayacağınız o 17 cümle..
Facebook Messenger'a Ücretsiz Sesli Görüşme Özelliği Geldi
Facebook, anında mesajlaşma uygulaması Facebook Messenger’ı geliştirmeye devam ediyor. Bundan bir kaç ay önce sesli mesaj özelliği eklenen uygulamaya sesli aramanın da geleceğini sizlere duyurmuştuk. Ve Facebook Messenger’ın iPhone uygulamasının yeni güncellenmesi ile birlikte bu özellik resmen duyurulmuş oldu. Uygulamanın yeni özelliği aynı Viber veya WeChat gibi alternatiflerde olduğu gibi çalışıyor ve internet bağlantınız üzerinden sesli görüşme yapmanızı sağlıyor. Asıl ilginç olansa güncellemenin, Facebook’un bir servet karşılığında satın aldığı WhatsApp’taki sesli görüşme özelliğinin sızmasından sadece çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olması… Facebook Messenger’ın sesli görüşme özelliği hem Wi-Fi, hem de 3G bağlantınız üzerinden görüşme yapmanızı mümkün kılıyor. Bu özellikle de uluslararası sesli görüşme yapmak isteyen kullanıcılar için yüksek görüşme ücreti ödememenin yeni bir yolu olabilir. Facebook Messenger ile sesli görüşme yapmak için uygulamadaki Kişiler bölümünde aramak istediğiniz kişinin adının yanındaki telefon simgesine tıklamanız yeterli. Her iki tarafında internet bağlantısına sahip olduğu durumda, iPhone’daki sesli FaceTime görüşmelerine benzer bir şekilde aramayı gerçekleştirebiliyorsunuz. Facebook’un güncel iPhone uygulamasını şuradan yükleyebilirsiniz. webrazzi
Eşek Şakasında Sınır Tanımayan Çocuk
Fütursuzca etrafındaki insanlara şaka yapmaktan kendini alamayan çocuğu bu şakaları yapması için Türkiye'ye davet etmek istiyorum. O zamanda bu kadar istekli olabilir mi?
Reklam