onedio
Ege Denizi'nde Deprem!
Merkezi Gökçeada açıkları olan deprem İstanbul, Çanakkale ve İzmir dahil birçok kentte korku yarattı. Kandilli'ye göre 6,5 büyüklüğünden olan sarsıntı dört ülkede en az 40 şehirde hissedildi.Can kaybı yaşanmazken panik kaynaklı 266 kişi yaralandı. Merkezi Yunanistan'ın Dedeağaç kenti ile Gökçeada arasında olan deprem İstanbul ve İzmir dahil birçok kentte hissedildi. Saat 12:26'da meydana gelen depremin büyüklüğü Kandilli Rasathanesine göre 6,5. Kandilli ilk açıklamasında sarsıntının büyüklüğünü 6,7 olarak açıklamıştı. Amerikan Jeolojik Araştırmalar Enstitüsü depremin büyüklüğünü 6,9 olarak açıklıyor. 70 artçı deprem Deprem Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan ve Makedonya olmak üzere dört ülkede, en az 40 şehirde hissedildi. AFAD Deprem Dairesi Başkanı Murat Nurlu saat 15:30 itibariyle, en büyüğü 5,3 olan en az 70 artçı yaşandığını bildirdi. Nurlu bunlardan altısının 4 büyüklüğünden fazla olduğunu kaydetti. Nurlu, depremin şiddetinin yani hissedilme değerinin ise 7 olduğunu açıkladı. Panik nedeniyle toplam 266 kişinin hafif şekilde yaralandığını açıklayan Nurlu, bir kişinin durumunun ağır olduğunu aktardı. 'İstanbul'da olumsuzluk yok' Sarsıntı nedeniyle İstanbul'da halk büyük korku yaşadı. Çok sayıda ilçede insanlar binaları terk etti. Sarsıntı yaklaşık bir dakika sürdü. İstanbul Valisi Hüseyin Mutlu, şu açıklamayı yaptı: 'Süratle bütün ilçelerden geri dönüşler aldık. Merkez üssüne daha yakın olduğu için Silivri ve Avcılar öncelikle olmak üzere 39 ilçe arandı ve herhangi bir olumsuzluk olmadığı bilgisine ulaşıldı. İstanbul'da herhangi bir can ve mal kaybı yok. Bu bilgileri aldıktan sonra rahatladık. Şu anda herhangi bir sıkıntı yok. Hayat normal devam ediyor. 'Beklenen büyük depremi tetiklemez' Kandilli Rasathanesi Müdür Yardımcısı Nurcan Meral Özel düzenlediği basın toplantısında, bu sarsıntının Marmara bölgesinde daha büyük bir depremi tetiklemeyeceğini söyledi: Bu bölgede, bu büyüklükte meydana gelen bir deprem benim kişisel görüşüme göre beklenen büyük Marmara depremini tetiklemez, ancak o bölgede bir aktivite olur... Depremin sığ olmasından, alüvyon tabandan, yani binaların yumuşak zeminde olmasından dolayı şiddetli hissedilmiş olabilir... Artçı sarsıntılar tahminen 6-7 ay sürebilir, ancak bunlar aletlerin hissedeceği derecede olur, vatandaşların bunları hissetmesi olası değil. Çanakkale'de 100 yaralı Depremin en çok hissedildiği kentlerden Çanakkale'de kurulan kriz merkezinden alınan bilgiye göre yaklaşık 100 kişi hastanelere başvurdu. Yaralanmaların çoğunluğunun panikle kendini pencere ve balkonlardan atanlar olduğu bildirildi. Çok sayıda binada çatlaklar meydana geldi, kullanılmayan bazı eski evler yıkıldı. Benzer şekilde Gökçeada'da da yaralanlar ve hafif hasar gören binalar var. Çanakkale'deki Yenice Devlet Hastanesi oluşan hasar nedeniyle tahliye edildi. Çanakkale'den Ulusal Medikal Medikal Kurtarma (UMKE) ekiplerinin sahra hastanesi kurmak üzere Yenice'ye hareket etti. İlçede, biri ana çadır olmak üzere iki çadırdan oluşan sahra hastanesi kurulacak. Edirne'de başına tuğla düşen bir kadın hastaneye kaldırıldı. Kısa süre önce maden faciasının yaşandığı Soma'da halk sokaklara döküldü. Gökçeada'da binalarda çatlaklar Çanakkale Valisi Çınar, 'Çanakkale il merkezi ve ilçelerinde herhangi bir can veya mal kaybı yok' diye açıklama yaptı. Gökçeada Kaymakamı Muhittin Gürel ise ilçeye bağlı köyleri geziyor. İlçede çok sayıda kişi, depremin ardından hastanelere başvurdu. Ciddi bir yaralı olup olmadığı henüz bilinmiyor. AFAD Gökçeada'da bazı evlerin duvarlarında çatlaklar oluşutuğu bilgisini paylaştı. Sarsıntı İzmir'de de korku yarattı. Al Jazeera muhabiri Turaç Top'un bildirdiğine göre, depremin başlamasıyla binalarda bulunan vatandaşlar hızla sokaklara çıktı, park ve bahçelerde toplandı. Depremin ardından telefon cep telefonları şebekeleri kitlendi, iletişimde aksaklıklar devam ediyor. Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar
Conchita Wurst de Erdoğan'ı Protesto Mitinginde
Eurovision Şarkı yarışmasının galibi Avusturyalı trans Conchita Wurst de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Almanya’nın Köln kentinde protesto eden binlerce kişinin arasındaydı. Wurst, Türkçe ‘ Hepimiz eşitiz ‘ yazılı bir pankart taşıdı. Wurst, Eurovision süresinde transfobik saldırılara maruz kalmıştı.diken.com.tr
Başbakan'a Bir Yanda Destek Bir Yanda Protesto
Başbakan Tayyip Erdoğan, bazı sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmek üzere gittiği Köln’de hem destekçileri hem protestocular tarafından karşılandı.  Erdoğan’ı destekleyenler Ren nehrinin bir kıyısında, protesto edenler ise karşı kıyısındaki merkez tren istasyonu yakınlarında toplandı.Başbakan Erdoğan’ı destekleyen bir grup Köln’de kalacağı otelin önünde toplanıp Erdoğan’ın makam aracına güller attı, “Dik Dur Eğilme Bu Millet Seninle” sloganıyla destek verdi. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) düzenlediği, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da konuşma yapacağı 10′uncu Yıl Etkinliği’nin yapılacağı Lanxess Arena’ya yoğun ilgi gösterildi. Arena girişinde izdiham yaşanınca AKP milletvekili Metin Külünk, gelenleri sabırlı olmaya çağırdı. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) organize ettiği protesto mitingine ise Avrupa’nın pek çok ülkesinden ve Almanya’nın hemen her kentinden katılım yaşandı. Gruplar toplantı alanına otobüslerle geldi. Protestocu grup Ebertplatz’dan yürüyüşe başladı. Grup Ring Caddesi, Rudolfplatz ve Aachener Caddesi üzerinden İnnere Kanalstrasse ile Schmalbeinstrasse arasındaki yeşil alana geldi. Burada miting düzenlendi. “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” yazılı tişörtler giyip Soma yazılı baretler takan göstericiler, “Ekmek Almaya Gidiyoruz, Cenazemiz Geliyor”, “Ekmek Parası Kazanmaya Çalışıyoruz, Cenazemiz Geliyor”, “Cenazeye Gidiyoruz, Yine Cenazemiz Geliyor” pankartları taşıdı, Erdoğan aleyhine sloganlar attı. Protesto gösterisine polisin verdiği bilgiye göre 50 bine yakın kişi katıldı. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker mitinge 100 bin kişinin katıldığını söyleyerek Başbakan Erdoğan’ın Almanya’daki Alevilerle ilgili daha önce yaptığı açıklamasına karşı bir ders olduğunu söyledi. Erdoğan Köln’deki Lanxess Arena’da 15.000’den fazla kişiye bir konuşma yapacak. Erdoğan’ın ziyareti hafta boyunca Alman siyasetçiler tarafından eleştirilmişti. Alman gazeteleri de bugün ‘İstenmiyorsunuz’ yazılı manşetlerle çıkmıştı.zete.com
Reklam
Reklam
Valve, Half Life 3 İçin Çalışmalarını Sürdürüyor
Tüm zamanların en iyi oyunları arasında gösterilen HL efsanesi sürüyor. 10 yıldır serinin 3. oyununu bekleyen oyun severlere müjde CS yapımcısından geldi. Valve oyun üzerine çalışıyor. 1998 yılında başlattığı efsaneyle 15 yılı aşkın zamandır oyun dünyasını etkileyen Half Life, şüphesiz tüm zamanların en iyi oyunlarından birisi olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor. Geçen zaman içinde oyun severlerin Half-Life'a olan sevgisi azalmasa da, yıllar süren geliştirme dönemleri ve yapımcı Valve şirketinin sessizliği zaman zaman serinin gelecek oyunlarına yönelik umutları azalttı. En son 2007 yılında Half Life 2: Episode 2 ile oyuncuların karşısına çıkan seride yeni oyun beklentisi 7 yıldır sürüyor. Daha önce, yeni oyunun HL2'nin devamı değil HL3 olacağı açıklansa da bir süredir devam edenbelirsizlik oyunun rafa kalktığı ve projenin iptal edildiği iddialarının ortaya çıkmasına bile neden oldu. Bu haberler ile üzülen HL severler içinuzun zaman sonra nihayet iyi bir haber geldi. Valve oyun üzerine çalışıyor Popüler Half Life modlarından Counter Strike'ın yardımcı yapımcısı ve Valve çalışanı Mihn Le, şirketin Half Life 3 üzerinde çalışmayı sürdürdüğünü açıkladı. GoRgn TV'ye açıklamalarda bulunan Le, oyunhakkında çok fazla şey bilmediğini ancak oyunun konsept sanat görsellerini gördüğü belirtti. Böylece, Half Life 3'ü bekleyen oyun severlerin azında projenin hala Valve'nin gündeminde olduğunu öğrenmiş oldu. Shiftdelete
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Çocukların belli bir büyüme evresinden sonra tuvalet eğitimini annelerinden aldığı bilgilerle öğrenmesi gerekmektedir. Çocuklara tuvalet eğitimi 18 ay-3 yaş arasında verilmelidir. Bu yaşlarda çocukların anlama, öğrenme ve doğru olanı bulma dürtüleri geliştiğinden tuvalet eğitimi için uygun yaş aralığıdır. Tuvalet eğitimi verilirken çocuğa onun artık büyük bir insan olduğunu açıklamanız gerekmektedir. Tuvaleti kendi başına kullanabileceğini belirterek çocuğunuzu yüreklendirin. Çocuk ilk başlarda kendi başına tuvalete girmek istemezse birlikte tuvalete girerek bunun ne kadar normal bir süreç olduğunu gösterin.
Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... Belçim Bilgin, eşi Yılmaz Erdoğan'dan boşanacağı iddialarını yalanladı. 67'nci Cannes Film Festivali için Fransa'da bulunan Bilgin, 'Boşanma iddiası dedikodu. Bu dedikodunun böyle acılı bir günde manşete taşınması üzücü' dedi. Sürekli yan yana görüntülenmeyen çiftlerin kaderi mi bu dedikodulara maruz kalmak? Yoksa çiftin arası gerçekten açık ve bunu şimdilik saklıyorlar mı? Belçim Bilgin ile eşi Yılmaz Erdoğan örnek bir çift. O yüzden de onların boşanması herkesi çok üzer. Ben böyle bir şey olacağını düşünmüyorum. Belçim son zamanlarda işiyle çok ilgileniyor. Yılmaz da yeni projeler peşinde. En son Russel Crowe'la bir proje yaptı. Duyduğum kadarıyla şu anda yeni bir senaryo yazıyor. İnsanlar onları bir arada görmeyince bu tarz dedikodular çıkarıyor. Bu çift geceleri restoranlarda, kulüplerde, davetlerde hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir çift. Bu yüzden ayrılık dedikoduları buna dayanarak çıkmıştır. Zaten Belçim bunu hemen yalanladı. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye her şeye yapıştırdığımız bir söz var. Ben o sözü buna da yapıştırmak istemiyorum. Ayrılık olacağını zannetmiyorum çünkü buna dair hiçbir şey duymadım. Onların boşanması Türkiye'de gerçekten olay olur, şaşırtır herkesi. Bugüne kadar evlilikleriyle herkese örnek oldular ve çok mutlular.ACELE EVLİLİK KARARININ NEDENİ BEBEK Mİ? Oyuncu Pelin Karahan, 2 yıl önce evlendiği pilates eğitmeni Erdinç Bekiroğlu'yla 19 Kasım 2013'te boşanmış, iki aydır birlikte olduğu Bedri Güntay'la da yeniden 'evlilik' kararı almıştı. Önünde hukuki engel olan 'iddet müddeti'nin kaldırılması için önceki gün mahkemeye başvuran oyuncunun 'neden bu kadar acele ettiği' anlaşıldı. Bir aylık hamile olduğu iddia edilen Karahan, bu gerçeği en yakınlarından bile saklıyor. Pelin Karahan hamile mi? Acelenin sebebi bu olabilir mi? Bu konuyu doğrulayan söylentiler var mı kulanıza çalınan? Bu konuyu doğrulayan söylentiler yok. Pelin Karahan hamile değilmiş. Çünkü Pelin, iddet müddetinin kaldırılması için dava açmış. Hamile olan birisi o davayı nasıl açar ki? Davayı kazanması için hamile olmadığı raporunu vermesi lazım. Dolayısıyla iddet müddetinin kaldırılması için mahkemeye başvurması, hamile dedikodularını doğrudan yalanlamış oluyor. MUTLU SON İÇİN İMZAYI ATMALARI LAZIM Yaptıkları ortak basın açıklamasıyla 7 Mayıs'ta ilişkilerinin bittiğini duyuran Ömür Gedik ile Ferhat Göçer, ayrılığa sadece 13 gün dayanabildi. Çift, önceki gün Bebek'teydi. Gazetecileri görünce paniğe kapılan ve barışmaları hakkında konuşmak istemeyen çift, daha önce de birkaç gün süren ayrılıklar yaşamıştı. Magazin dünyasında birçok çift, bir ayrılıp bir barışmış ancak ilişkilerini kurtaramamış ve en sonunda tamamen yollarını ayırmıştı. Ömür Gedik ile Ferhat Göçer de o çiftlerden mi olur sizce? Ömür Gedik'le Ferhat Göçer'in ayrılığı tamamen evlilikle ilgili. Ömür evlenmek istiyor, Ferhat evlenmek istemiyor. İlişkilerinde aslında belli başlı bir sorunları yok. Tek anlaşmazlıkları evlilik. Birbirleri arasında geçimsizlik de söz konusu değil. Sadece bu iş çok uzadı artık evlenmemiz lazım durumu var ve bir taraf evlenmek istiyor diğer taraf ise istemiyor. Bu işlerde genelde şöyle olur; ben sensiz yaşayamıyorum evlenmiyorsak bile bir kere daha deneyelim ne olacak denir. Sonrasında da yine 'ben ne zaman evleneceğim' moduna girilir ve ilişki yine biter. Bu çiftten biri fikrini değiştirmezse sonları yine ayrılık olacaktır. Ferhat Ömür'le evlenmezse, Ömür evlilikten vazgeçmezse bu ilişki yine bitecektir. O yüzden bu ilişkinin sonunun mutlu bitmesi için imzanın atılması lazım. ŞORTLU FOTOĞRAFLARI OLAY OLDU ÇÜNKÜ… Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil ile oyuncu Nergis Kumbasar'ın kızları Yasmin, Nişantaşı'nda çekilen fotoğraflarıyla gündeme geldi. 19 yaşındaki Yasmin'in anne ve babası ise kızlarının giydiği şort yüzünden haber olmasına tepki gösterdi. Mehmet Ali Erbil, '19 yaşında bir genç kız Yasmin. Kendini biliyor ve ona güvenimiz sonsuz. Ne giyineceğine karışmam ve onu kısıtlamam. Kızım nerede ne yapacağını bilir' dedi. Nergis Kumbasar ise şöyle konuştu: 'Yasmin, her genç kız gibi sokakta ne satılıyorsa onu giyiyor. Bu çok normal. Bu konuları konuşmak bana çok saçma geliyor. Kızımın kıyafetlerine ne ben karışırım ne de Mehmet Ali. Arkadaşlarıyla buluşup gezmesi de çok normal. Zaten Yasmin çok çok iyi yetişmiş ve eğitim almış bir kız. Lise son sınıfta okuyor ve eğitimine yurtdışında devam edecek. İnsanların giyim şeklinden ziyade kafa şekilleri önemli. Şekilciliği toplum olarak bırakmalıyız.' Nergis Kumbasar ile Mehmet Ali Erbil'in kızı Yasmin'in mini şortlu fotoğrafları, haftanın en çok konuşulan magazin olayı oldu. O fotoğraflar neden bu kadar olay yarattı? Yasmin'in şortu mini ötesiydi. Etrafın gazeteci kaynadığı Nişantaşı'na o şortla gidince illa ki görüntüleri çekilecekti. Baba Mehmet Ali Erbil'in dediği çok güzel bir laf var, ona acayip saygı duyuyorum; 'Dışına değil, içine bakacaksınız siz.' deyip yani beyne bakacaksınız demek istiyor. Nasıl giyindiği değil, beyni önemli olan. Ben her zaman bunu söylüyorum; Mehmet Ali Erbil yanlarında olmasa da, Nergis Kumbasar kızını çok iyi yetiştirdi. Nergis'in neler yaşadığına, uzun süre çalışmadığına, işlerden koptuğuna, kızını büyütmek için tek başına nasıl mücadele ettiğine zaman zaman şahit oldum. Yasmin şu anda çok gözde olabilir. Dışarıdan bakılınca insanlara havalı, şımarık gelebilir ancak içi belki de bambaşkadır. Çok güçlü bir yapısı, duruşu vardır belki. Bu yüzden erkekler bile yanına yaklaşmaya cesaret edemiyor olabilir. Onu hep kız arkadaşlarıyla görüyoruz. Henüz bir ilişkisini görmedik, duymadık. Bunların yanında sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar da kafa karıştırıyor. Genç, güzel, popüler bir kız. İlk gençlik yılları. Kendine özenmesi çok normal. Fakat Türkiye şartlarında bu olayı çok abarttığını düşüyorum, biraz daha dikkatli olması gerekir. Ben annesi değilim, babası değilim, sadece öneride bulunabilirim. Ahkâm da kesmiyorum, öyle olacak böyle olacak diye. Kendi özgürlüğü, kendisi bilir, geleceğini kendisi düşünür ama soyadı ünlü olan bir anne ve babaya sahip. Ünlülerin çocukları sürekli basın tarafından takip altında. Yarın bir gün üzüleceği haberlerle anılmasını istemem. Sonra mutsuz oluyorlar. Önümüzde de birçok örnek var yaşanan. İnşallah bu verdiği görüntünün sonrasında mutsuz olacağı yanlış bir hareket yapmaz. Biraz dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Bu sadece bir tavsiye. Ebru Şallı ve Harun Tan, 11 yılın ardından tek celsede yollarını ayırmıştı. Şallı'nın birkaç ay sonra şarkıcı Sinan Akçıl'la bir ilişkiye başlaması, eski çiftin arasında gerginliğe yol açmıştı. Hatta Tan'ın Akçıl'ı tartakladığı haberleri, medyaya yansımıştı. Önceki gün Akatlar'daki bir spor salonunda karşılaşan Şallı ve Tan, ayaküstü sohbet etti. İkili daha sonra spor salonunun kafesine geçti ve burada yaklaşık yarım saat baş başa kaldı. Gazetecilerin fotoğraflarını çektiğini fark eden Tan, sinirlenerek kafeyi terk etti. Aralarında soğuk savaş olduğu söylenen eski eşler, buzları eritti mi? Birlikte vakit geçirmelerini bu şekilde yorumlayabilir miyiz? Boşanmış olsalar da onlar anne ve baba. Çocukları için her zaman bir araya gelip konuşmak zorundalar. O gün de çocuklarıyla ilgili meseleleri konuşmak için kısa bir süre konuşmuşlar. O sırada gazeteci fotoğraflarını çekince Harun Tan sinirlenmiş. Boşanırken birbirlerini aşağılayıcı ya da onur kırıcı sözler sarf etmediler. Bu yüzden de bu buluşmalara alışmamız lazım. Çocukları için her zaman bir araya gelip onların durumları, okulları, gelişimleri ile ilgili konuşacaklar. Büyük oğulları Beren, teniste çok ilerledi. Onun yaz eğitim planını da konuşmuşlar o görüşmede. Bu fotoğrafların devamı gelecektir. Sonuçta her şey çocuklar için… Fakat onların sık sık görüşüyor olması yeniden bir araya gelecekleri anlamına gelmez. Harun Tan'ın hayatında biri var mı yok mu onu bilmiyorum. Ebru Şallı'nın sevgilisi Sinan Akçıl da zaten Ebru ile Harun'un iletişimine karışmaz. Neslişah Alkoçlar ve Engin Altan Düzyatan'ın nişan törenine katılan oyuncu Kaan Urgancıoğlu'nun içkiyi fazla kaçırdığı ve gelin hanımın arkadaşı Aslıhan Doğan'a sözlü tacizde bulunduğu iddiası herkesi şaşırttı. İddiaya göre Doğan, sözlü taciz devam edince sinirlenip durumu Alkoçlar'a iletmiş, araya girenler genç kızdan özür dileyen Urgancıoğlu'nu nişan töreni bitmeden mekândan çıkarmış. Ancak ünlü oyuncu, bu iddiaları yalanladı. FULYA UGAN / Sabah.com.tr
Reklam
Depreme Canlı Yayında Yakalandı
Depreme canlı yayında yakalanan CNN Türk spikeri Büşra Sanay, programı kesmeden haberi sunmaya devam etti. Ege Denizi'nde saat 12.25'te 6.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin olduğu saniyelerde CNN TÜRK haber yayını devam ediyordu. Canlı yayında, hissedilen sarsıntıyı getirelim bir kez daha ekranlarınıza...
A Tipi Protokol Ve Jammer Facia Sonrasında Acıya Acı Katmış!
Soma madencilerinden Erdoğan'a yeni tanım:Bırakın özrü kibri dahi kabahatinden büyük A Tipi protokolle gelen jammer facia sonrasında acıya acı katmış!Jammer yüzünden GSM çalışmayınca aileler saatlerce ilçeler-hastaneler arasında yakınlarını aramışSoma'ya giderek acılı aileler ve kurtulan madencilerle görüşen CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, gözlemlerini basınla paylaştı. Umut Oran'ın açıklaması şöyle:Dün Soma'ya giderek acılı aileler ve faciadan kurtulsa bile gelecek kaygısına düşen madencilerimizle görüştüm. Yaşamını yitirenlerin aileleri büyük bir belirsizliğin içinde her şey muallak onlar için. Sadece ölüm aylığı bağlanması o aileler için bir güvence değil. Yaşadığına sevinemeyen kurtulan madencilerimiz ise haklı olarak 'İşsizlik Sigortası Fonu'ndan 3 aylık maaşımızın 2/3'ünü alacakmışız, niye tamamını almıyoruz da bir kısmını alıyoruz? Bundan sonra ne yapacağız peki, işyerinin kapatılmaması lazım, niye koşulları düzeltme yolunu görmezden geliyorlar' tepkisini gösteriyor. Türk madencileri neden ABD'deki, AB'deki, hatta Çin'deki standartlarda çalışamıyor, niye bunun koşullarını yaratamıyor hükümet?Sermaye 59 milyondan 5 milyon TL'ye düşürülüyorBu kömür ocağı 2006'da Ciner Holding'e, Park Enerjiye verilmiş ve 2009 yerel seçimlerinde burada çalışan 5 bin madenciye yine AKP'ye oy vermeleri yönünde baskı uygulanmış. Ama bu ocağın kömür kızışması denilen yangın, rüzgar akışının önlenememesi ve su basması nedenleriyle ciddi iş güvenliği riskleri var. Bu riskler karşısında buranın devredilmesi gündeme gelince Alp Gürkan bulunuyor ve Tilaga Madencilik burayı 2009'da devralıyor. Şirketin o zamanki sermayesi 59 milyon TL iken 2012 yılında şirket Soma Madencilik adını alıyor ve sermayesi 5 milyon TL'ye düşürülüyor. Hatta Alp Gürkan'ın Ocak 2014'te şirketin yönetim kurulu başkanlığından ayrılması da buradaki sıkıntıyı göstermektedir.Erdoğan ve Yıldız'ın jammerı paniği ve acıyı artırmışBir de özrü kabahatinden büyük diye bir deyim var Türkçede ama Soma'da madenciler buna bir de 'Kibri kabahatinden büyük'ifadesini de eklemişler. Çünkü 'kurtarma' amacıyla buraya, ocağın ağzına gelen ve çay-simit yiyip içerek zor günler geçiren Enerji Bakanı yanında jammerını da getirmiş. Maden yetkilileri içeriden çıkarılan her madencinin yaşadığı bilgisini vermiş ama kimin nereye götürüldüğünü açıklamamış yakınlarına, jammer yüzünden cep telefonları da çalışmamış. Kimse o panik ve acı anında bilgi alamamış ilçeler ve hastaneler arasında dolaşıp, feryat edip yakınlarını bulmaya çalışmışlar. Hatta Recep Tayyip Erdoğan gelince telefonlar Manisa'dan itibaren susturulmuş jammer yüzünden,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geldiğinde de yüzünden aynı şey yaşanmış. Madenciler Erdoğan'a 'hem suçlu hem güçlü, kibri kabahatinden dahi büyük' diye sitem ediyor. Madem korkuyorsun, sinyal kesicinle 1500 korumayla, A Tipi protokolünle niye geliyorsun buraya ve insanların hayatını daha da güçleştiriyorsun? Danışmanının attığı tekme, kendisinin tokadı dışında Somalı madenciye ne faydası oldu?Öte yandan Soma'da Eynez Karanlıkdere kömür ocağında yaşanan ve tüm ülkeyi yasa boğan facia, çarpık bir tabloyu, eşi görülmemiş bir hukuksuzluğu ortaya çıkarmıştır.Madenler ve birçok alanda olduğu gibi devletin uhdesindeki işler taşeronlara, İhale Kanunu, İş Kanunu ve Yargıtay kararlarına rağmen yaygın hukuka aykırı biçimde verilmektedir.  Hükümetin işçi haklarını ihlal ve iş kazalarını artıran yaygın taşeronlaştırma uygulaması kapsamında, Soma'daki ocakta da ' asıl iş ' tanımındaki kömür çıkarma işi, mevzuata aykırı biçimde ve muvazaalı bir sözleşmeyle özel bir firmaya verilmiştir. Ocakta 301 işçimizin canına mal olan faciada asıl sorumlunun hükümet olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır. Hükümet, bu olayda siyasi ve idari sorumluluk yanında, ilgili hükümet üyeleri hukuki sorumluluğundan kaçamaz.  Rödovans değil, muvazaalı biçimde hizmet alımıFacianın yaşandığı andan itibaren kamuoyuna yapılan açıklamalarda, ocağın rödovans yöntemiyle işletildiği söylendi. Rödovans, maden ocağının ruhsat sahibi tarafından hasılat paylaşımı karşılığında bir başkasına kiralanması yani işletme hakkı devridir. Oysa buradaki işletme yönteminin rödovans olmadığı sonradan ortaya çıktı. TBMM KİT Komisyonu'nda konuşan Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürü, madenin 'rödovans' değil 'hizmet alımı' yöntemiyle işletildiğini bizzat açıkladı.İhale usulsüz, işlem hukuksuz…Oysa kömür çıkarma işi, Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesinde sayılan hizmet alımına konu işler arasında yer almıyor. TKİ, yasada sayılan hizmet işleri arasında olmamasına rağmen, kömür çıkarma işini hukuksuz biçimde hizmet alımı yoluyla gerçekleştirmiştir.2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu da (madde 2/6) sadece yardımcı işler ile asıl işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir bölümünün alt işverene (taşerona) verilebileceğini hükme bağlıyor. Yasa maddesi gayet açık ; asıl işin kendisinin taşerona devredilemeyeceği hükme bağlanıyor. Taşerona devredilebilen yardımcı işlerde de asıl işveren, iş yasasından ve toplu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumlu tutuluyor.Yargıtay da kamu kuruluşlarındaki taşeron uygulamalarıyla ilgili açılan çeşitli davalarda, asıl işlerin taşerona devredilemeyeceği, bu konularla ilgili hizmet alım sözleşmelerinin geçerli olmayacağı, taşeron işçilerinin işe iadesi, taşeronlar aracılığıyla çalıştırılan işçilerin kamu işçisi olduğu yönünde kararlar verdi. Çok sayıda taşeron işçisi açtığı davaları kazandı. Ancak hükümet, yargı kararlarını uygulamıyor.Soma'da facianın yaşandığı kömür ocağının ruhsat sahibi olan TKİ, kömür çıkarma işini, yani asıl işin tamamını, yasaya aykırı biçimde ve yasada sayılan koşullar olmadığı halde taşerona devretmiş, bunu da ihale sözleşmesi ile  perdeleme, kılıfına uydurma yoluna gitmiştir. Amacın bu yolla işçiyi koruyan mevzuatı arkadan dolanıp, ucuza kömür üretmek olduğu ortadadır.Özetle ; Soma'da başvurulan hizmet alımı sözleşmesi, İhale Kanunu'nda sayılan işler arasında kömür çıkarma yer almadığı için bu yasaya aykırı, hileli (muvazaalı) bir işlemdir. Ocaktaki taşeron uygulaması, kömür çıkarma işinin yardımcı iş değil, işletmenin asıl işi, temel faaliyet konusu olması nedeniyle de İş Yasası'na aykırıdır.  Her iki yasa da açıkça çiğnenerek muvazaalı bir alt işveren (taşeron) ilişkisi kurulmuştur.   Söz konusu yasalar ve Yargıtay kararlarına aykırı biçimde yapılan bu işlem tümden hukuksuzdur .Sayıştay'ın uyarısı dikkate alınmamıştır…TKİ ile Soma A.Ş. adlı şirket arasında yapılan sözleşmenin hukuksuzluğu Sayıştay raporu ile de sabittir. Sayıştay'ın Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Sınırlı Sorumlu Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi 2012  Raporunda, TKİ'nin bazı işlerinin ' yapım işi ' olmasına karşın, ' hizmet işi ' kabul edilerek ihale edildiğine dikkat çekiyor. 209 sayfalık raporda, hizmet alımı suretiyle işlerin görece daha uygun maliyetle yürütülmesi mümkün olmakla birlikte bunun İş Yasası'na aykırılığı ve idareye getireceği yükümlülüklere dikkat çekilerek hükümet uyarılıyor.Sayıştay raporunda 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2'nci maddesinin 6'ncı fıkrasında düzenlenen asıl işveren-alt işveren ayrımına atıfla; 'Bu husus, müessese aleyhine ücretlerini ve diğer alacaklarını alamadıkları gerekçesiyle çeşitli davaların açılmasına ya da müteselsil sorumluluk nedeniyle önemli tutarların ödenmesine neden olmaktadır' deniliyor. Bu işlemin hileli olduğunu tespit eden Sayıştay,asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluğuna dikkat çekiyor.Anayasa ihlal edilmiştir…Ülkemizde taşeron uygulaması, sendikasız, toplu sözleşmesiz, hatta İş Yasası dışında işçi çalıştırmanın bir aracı haline gelmiştir. Geçmişte bir istisna olan AKP döneminde ise neredeyse temel istihdam şekli haline gelen taşeronluk, çalışma hayatının esnekleştirilmesine, kuralsızlaştırılmasına yol açmıştır. 2002'de 358 bin olan taşeron işçisi sayısı, bugün 2.5 milyona ulaşmıştır. Kamuda, çoğu zaman yasaya aykırı biçimde 'hizmet alımı' adı altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmektedir.  Yasaya göre ' işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler ' şeklindeki üç koşulun bir arada olması gerekirken, doğrudan ana faaliyet konusu olan işler taşeron aracılığıyla gördürülmektedir. Yıllık izin hakkı, kıdem tazminatı hakkı olmayan taşeron işçilerin ücretleri de güvence altında değildir. Taşeronlaşma sürecinde işçilerin sağlık ve güvenliklerine yönelik tehditler artmış, iş kazaları alabildiğine yaygınlaşmıştır. İş kazaları, taşeron şirketlerde çok daha yaygındır. Yüksek riske sahip madencilik sektöründe, TKİ'ye bağlı yeraltı kömür ocakları taşeronlara ihale edilerek, katliamlara davetiye çıkarılmıştır.Bu hükümetin ILO normlarına uygun güvenceli, kurallı ve sendikalı bir çalışma hayatı yerine esnek, güvencesiz, kuralsız bir işgücü piyasası yaratma girişimi, ülkemizi sosyal bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştırmaktadır .Sorumlular kanun önünde hesap vermelidir…Soma'daki faciaya yol açan süreçteki hukuksuzluklar, yanlışlar ve ihmaller net biçimde ortaya çıkmıştır: Kömür ocağının ruhsat sahibi, yani asıl işvereni TKİ'dir. Kömür çıkarma işi rödovans değil 'hizmet alımı' adı altında özel sektöre ihale edilmiştir. Ancak TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi muvazaalı ve hukuka aykırıdır. Hukuku arkadan dolaşıp mevzuattaki işçiyi koruyan hükümlerden kurtulma, insan hayatı pahasına maliyetleri düşürüp ucuz kömür üretme mantığı, 301 kişinin canına mal olmuştur. O kadar ailenin ocağına ateş düşmüştür. 432 çocuk babasız kalmıştır.Hukuken rödovans yoluyla verilen işletmelerde yaşanan iş kazalarından devlet ancak bilirkişi raporu sonucunda; hizmet alımı yoluyla özel firmalara verilen işletmelerdeki iş kazalarında ise devlet ve şirket doğrudan ve birlikte sorumlu kabul ediliyor. Ruhsat sahibi olan kamu, işletmeye daimi denetçi atamamış, iş güvenliği önlemlerini almamıştır. Soma A.Ş yöneticileri ile birlikte asıl işveren olarak TKİ yöneticileri de bu faciadan sorumludur. Hukuksuz devir işlemi ve yaşanan facia dolayısıyla TKİ'nin hem cezai, hem de hukuki anlamda sorumluluğu bulunmaktadır. TKİ, asıl işveren olarak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu'nda öngörülen önlemlerin alınmamasından da sorumlu ve suçludur.TKİ Enerji Bakanlığı'na bağlıdır. Ruhsatın asıl sahibi ve asıl devir işlemini gerçekleştiren Enerji Bakanlığı'dır. İşletmeyi denetlemekle görevli Çalışma Bakanlığı'nın müfettişleri, bu görevlerini ihmal etmişlerdir.Bu faciada, muvazaalı işlemlere izin veren, daha doğrusu bu işlemleri gerçekleştiren, denetleme görevini yerine getirmeyen hükümet doğrudan sorumludur. Hükümet, ölenlerin ailelerine maaş bağlamakla sorumluluktan kaçamaz. Facianın tüm sorumluları, soruşturmaya dâhil edilmeli ve hesabı sorulmalıdır.Yaşanan facia, öncelikle Enerji ve Çalışma Bakanlıklarının faaliyet alanına giren işlem ve uygulamalarla doğrudan bağlantılıdır. Siyasi sorumluluk gereği Enerji ve Çalışma Bakanları istifa etmelidir. Her türlü kamu taşınmazının devri ve tahsisinde 2012 yılında kendisini tek yetkili kılan Recep Tayyip Erdoğan'ın başsorumlu olduğunu da unutmamak gerekir. 
Facebook'ta En Çok Paylaşımı Yalnız İnsanlar Yapıyor
Facebook hesabınızdaki arkadaşlarınızın sürekli olarak 'Ne düşünüyorsun?' bölümünü güncellemeleri sizi sinir ediyor olabiir. Ancak yapılan yeni bir araştırmaya göre dünyanın en popüler sosyal ağ sitesinde çok sayıda paylaşımda bulunmak aynı zamanda yalnızlığın bir göstergesi. New South Wales Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı ve Computers in Human Behaviour dergisinin Temmuz sayısında yayınlanacak yeni bir çalışmaya göre kendisini 'yalnız' olarak tanımlayan insanların yüzde 79'undan fazlası en sevdikleri kitap ve film gibi kişisel bilgilerini paylaşıyor. Diğer kullanıcılar arasında ise bu oran yüzde 65'in altında. Dahası, çalışmanın yazarları Yeslam Al-Saggaf ve Sharon Neilson'a göre 'yalnız' kullanıcıların yaklaşık yüzde 98'i ilişki durumunun görünürlüğünü yalnızca arkadaşlar ile kısıtlamak yerine 'herkes' şeklinde ayarlıyor ve hatta ev adeslerini dahi paylaşıyor. Çalışma, yalnız olduklarını Facebook'ta belirtmeyen insanların ise daha çok din ve siyaset gibi konularda paylaşım yaptıklarını gösterdi. Al-Saggaf konu hakkında, 'Yalnız hisseden kişilerin bu tip bilgileri paylaşması normal. Diğer insanların kendileri ile iletişime geçmesini kolaylaştırmak istiyorlar ki bu durum, yalnızlık hissinin üstesinden gelmelerine de yardımcı olabilir,' diye konuştu. Ancak 2010'da yayınlanan bir rapora göre sosyal ağlara aşırı derecede bağımlı olmak bazı doktorların 'Facebook Depresyonu' olarak adlandırdığı bir rahatsızlığa neden olabiliyor. Eski bir lise öğretmeni olan 45 yaşındaki Rich DeNagel, depresif hissetmesine neden olduğu gerekçesiyle birkaç ay Facebook hesabını kapattığını söyledi. 'Facebook'un çoğunlukla yalnız bir deneyim olduğunu düşünüyorum. İnsanların zor zamanlardan geçtiklerine dair bir paylaşım yaptıklarını pek göremezsiniz,' diyen DeNagel sözlerine, 'Her şeyin harika olduğunu göstermeniz için büyük bir sosyal baskı var. Hiç bitmeyen bir ilginç, entelektüel ve kendinize özgü olduğunuzu gösterme ve dünyaya bir şey ispatlamaya çalışma macerası. Kendiniz olamıyorsunuz,' diye devam etti. Al-Saggaf ile Neilson'ın araştırması Facebook'ta aşırı derecede paylaşımda bulunmakla duygusal sıkıntıları ilişkilendiren ilk çalışma değil. 2012 yılında California State Üniversitesi profesörü Larry Rosen 800 Facebook kullanıcısı ile yaptığı çalışmada katılımcılara bir dizi psikolojik soruna ilişkin bazı testler uyguladı. Çalışma sonucunda Facebook'ta diğer kişilerin aktivitelerini sıklıkla 'beğenen' kişilerin 'mani' ve 'kompülsif' semptomları gösterme ihtimalinin oldukça yüksek olduğu görülmüştü. Facebook ortamında sergilenen davranışlar yalnızlığın bir göstergesi olsa da yalnızlığa sebep olma ihtimali pek yok. New York Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimine devam eden ve Facebook'un büyük bir hayranı olan 48 yaşındaki Christopher Shea paylaşımlarının 'beğenilmesinin' kendini iyi hissettirdiğini söyledi: 'Sanırım fark edilmiş olmak ve kendine güven duygusu ile bir ilgisi var. 'Beğeniler' gelmeye başladığında vücuttaki dopamin seviyesinde hafif bir yükseliş oluyorsa hiç şaşırmam.' Facebook, utangaç kişiler için de iyi bir ortam: 'Etkileşime geçmek için güvenli bir alan.' Genç Facebook kullanıcıları genellikle yaşı daha büyük olan kullanıcılara kıyasla daha fazla arkadaşa sahip. Pew Research Center araştırmasına göre yaşları 18-29 arasında değişen Facebook kullanıcılarının yaklaşık yüzde 27'sinin arkadaş sayısı 500'den fazla, yaşları 65 ve üstü olan kullanıcıların yüzde 72'nin arkadaş sayısı ise 100 ya da altında. Yetişkin Facebook kullanıcıları arasındaki ortalama arkadaş sayısı ise 338. Facebook hesabındaki arkadaş sayısı 500'den fazla olan DeNagel, sosyal ağın insanlarla iletişimde kalmak açısından yararlı olduğunu savunsa da yine de paylaşımlarına ihtiyatlı yaklaşıyor: 'Facebook, bana kendimi daha da yalnız hissettiriyor. Hergün selfie çekip, fotoğrafımı değiştirip, iç dünyamdaki düşüncelerimi insanlara söylemek istemiyorum.'WSJ
Reklam
İran'a Öpücük Özrü
Bu sene Cannes Film Festivali'nde jüri üyesi olan İranlı aktris Leyla Hatemi, 83 yaşındaki festival başkanını yanağından öptüğü için özür diledi. İranlı aktris Leyla Hatemi, 83 yaşındaki festival başkanı Gilles Jacob’u yanağından öptüğü için özür diledi. İranlı yetkilileri kızdıran hareketi hakkında yazılı açıklama yapan Hatemi, “Bazı insanların duygularını incittiğim için çok üzgünüm. El sıkışarak engel olmaya çalıştım ama sonuç alamadım. Bu açıklamaları yaptığım için utanç duysam da, engel olamadığım bir durumu anlatmak için başka çarem yok. Benim gözümde kendisi yaşlı bir dede.” dedi. Hatemi’nin öpüşme fotoğrafının yayımlanması üzerine İran Kültür Bakan Yardımcısı Hüseyin Nuşabadi, “Uluslararası organizasyonlara katılanlar, İranlıların namusunu ve itibarını temsil ediyor. İran kadınları hakkında kötü bir imaj oluşmamalı. Festivaldeki uygunsuz durum bizim dini inançlarımızla uyuşmuyor” demişti. Bazı İranlı kadın öğrenciler de Hatemi hakkında dava açılmasını ve İranlı aktrisin hapis ve kırbaçla cezalandırılmasını istemişti. Kaynak: AFP
'Türk Sihirbazı' Arda Turan'dan 'Kilit Çözme Numarası'
Arda Turan, inanılmaz top kontrol yeteneği, atağı yaratması ve oyunun kilidini açması sayesinde “Türk Sihirbazı” lakabını kazandı. Magista, sahadaki oyun kurucu için en ideal ayakkabı. Arda Magista’yı giyer, sihir onu takip eder.
Reklam
Çocuğunuzun Sanata Yeteneği Olduğunu Anlamanın 15 Yolu
Evde bulduğu garip materyalleri zulalaması sonucu bir süreliğine büyüdüğünde ATOMu falan parçalayacağını düşünerek bilim adamı, mühendis, doktor v.s. olacağını düşünebilirsiniz. Bizce Emin Olmayın, Tiyatrocular daha küçük yaşlardayken DEKOR biriktirmeye başlarlar.
ABD'den Türkiye'ye İki Uyarı
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Harf, Kuzey Irak petrolünün Türkiye'den uluslararası piyasaya sevkiyatına başlanmasıyla ilgili olarak, Irak'ta 'taraflar anlaşmaya varmadan kimsenin adım atmaması gerektiğini' söyledi. Harf, Kuzey Irak petrolünün sevkiyatına başlanmasıyla ilgili soru üzerine, Irak'ta tarafların masaya gelmesi ve anlaşmaya varma noktasında konuşmaları gerektiğini söyledi. 'Anlaşmaya varılmadan kimse herhangi bir adım atmamalı' diyen Marie Harf, 'Bundan ayrı olarak adım atıldığını görüyoruz ve bunu desteklemeyiz. Bu konuda uzun zamandır açık olduk' ifadesini kullandı. Harf, Okmeydanı'nında yaşanan olaylarla ilgili soru üzerine, konuyu yakından takip ettiklerini bildirerek, 'Hayat kayıplarından çok üzüntü duyduk ve protestolara katılma veya bu protestolara yanıt verme noktasında tüm tarafları itidale ve şiddetten kaçınmaya çağırıyoruz' diye konuştu.bugun.com.tr
İran'da Instagram'a Erişim Engeli
İran’da bir mahkeme açılan gizli bir dava sonucu fotoğraf paylaşma uygulaması Instagram'a erişimin engellenmesi kararı aldı. İran’da mahkeme, fotoğraf paylaşım uygulaması Instagram’a erişimin engellenmesi kararı aldı. Mahkeme kullanıcıların gizlilik hakkı gereği alınan kararı, uygulanması için İran Haberleşme Bakanlığı’na gönderdi. Associated Press haber ajansına göre ise mahkemenin kararına rağmen İran’da öğle saatleri itibariyle Instagram’a erişimde herhangi bir sorun bulunmuyor. Instagram yetkilileri alınan erişim yasağı kararı sonrası henüz herhangi bir yorum yapmadı. İran’da Dışişleri Bakanı Cevad Zarif gibi hükümet yetkililerinin Twitter’da oldukça aktif olmasına rağmen Facebook ve Youtube gibi sosyal paylaşım siteleri yasaklı durumda. Ayrıca İran’da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve dini lider Ayetullah Ali Hamaney adına Instagram hesapları bulunuyor. Ruhani ve yönetimi sosyal medyayı Batı ile ılımlı bir döneme giren ilişkiler bir araç olarak kullanıyordu. Cumhurbaşkanı aynı zamanda kişisel olarak sosyal iletişim ağlarının yasaklanmasına karşı konumda bulunuyor. IRNA haber ajansına göre, Ruhani geçtiğimiz hafta “Siber dünyayı bir fırsat olarak görmeliyiz. Neden bu kadar şüpheliyiz? Neden gençlerimize güvenmiyoruz?” diye konuşmuştu. Hafta başında İran'da polis ABD'li ünlü rapçi Pharrell Williams'ın hit şarkısı Happy'ye çektikleri bir klibi internete koymakla suçlanan altı kişiyi gözaltına almıştı. Söz konusu kişiler daha sonra serbest bırakıldı. aljazeera.com.tr
Reklam