"Çözüm Sürecinde Birleşik Krallık Örnek Alınabilir"
Ekmeleddin İhsanoğlu: Türkiye’nin daha ölçülü ve daha kalibre edilmiş bir dış politikaya sahip olmalı. Hem Türkiye’nin yüksek menfaatleri, hem de Ortadoğu’daki mazlum halklar savunulmalı. Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın, Gazze’de arabuluculuk yapmadığı iddiasıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu , “Ramallah’a Sayın Abbas’la, Gazze’ye; Haniye ile Şam’a, Meşal’le görüşmeye gittim. Sonunda 19 Aralık 2006’da Sayın Abbas ile Sayın Haniye arasında 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. ‘Yapmadı’ diyor ya, gülüyor. Ben size bunun vesikasını göstermek ve hatırlatmak isterim. Ben boş konuşmayı, tezvirat yapmayı bilemem. Ben bu ucuz siyaset içinden yetişip gelmedim” dedi. İhsanoğlu çözüm süreci konusunda, Konu ne olursa olsun, demokrasi içinde ve insan haklarının genişletilmesi çerçevesinde çözülmeli. Kavga etmeden, medeni ülkelerde olduğu gibi oturalım konuşalım” dedi. Çözüm için Birleşik Krallık’ı örnek gösteren İhsanoğlu, “Galler, İskoçya var. Bütün bunlara baktığınızda Türkiye bunları çözebilir. Çözüme matuf olan çalışmaların desteklenmesi lazım” ifadelerini kullandı. Anadil konusundaki görüşlerine açıklık getiren Cumhurbaşkanı adayı, “Diyarbakır’da doğmuş büyümüşsünüz fakat anadilinizi kullanma hakkına sahip değilsiniz. Neden? Çünkü eli sopalı biri geldi kafanıza vurdu ‘Konuşmayacaksın’ dedi. Bundan daha büyük zulüm olamaz” dedi. Türkiye’nin dış politikasını eleştiren Ekmeleddin İhsanoğlu, “Ben şahsen Türkiye’nin daha ölçülü ve daha kalibre edilmiş bir dış politikaya sahip olmasının hem Türkiye’nin yüksek menfaatlerinin hem de Ortadoğu’daki mazlum halkların savunulması bakımından daha faydalı olacağına inanıyorum. Yine mazlumun yanında olacaksınız ama daha farklı bir üslubu takip ettiğiniz zaman herkes daha kazançlı olacak. Çatışmada taraf olduğunuz zaman kendinizi çatışmanın içinde bulursunuz. Ama çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaparsanız daha kıymetli olursunuz” dedi. “Homofobi evrensel bir mesele değildir” sözleriyle çok konuşulan İhsanoğlu, “Bizim toplumumuz muhafazakâr bir toplum. Muhafazakâr toplumun hassasiyetlerini düşünmemiz lazım. Türkiye’de 76 milyon insanın değerlerine saygılı olmamız lazım” diye konuştu. Hürriyet gazetesinde Cansu Çamlıbel ’e konuşan Ekmeleddin İhsanoğlu, son dönemde tartışma konusu haline gelen noktalara değindi. Gazze: Ramallah’a Sayın Abbas’la, Gazze’ye; Haniye ile Şam’a, Meşal’le görüşmeye gittim. Sonunda 19 Aralık 2006’da Sayın Abbas ile Sayın Haniye arasında 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. (Dosyasından bir belge çıkarıp bana uzatıyor). ‘Yapmadı’ diyor ya, gülüyor. Ben size bunun vesikasını göstermek ve hatırlatmak isterim. Ben boş konuşmayı, tezvirat yapmayı bilemem. Ben bu ucuz siyaset içinden yetişip gelmedim. CHP-MHP uzlaşmasını arkasına alarak Cumhurbaşkanlığı yarışı için yola çıkan, yolda 8 partiyi daha çatıya katan Ekmeleddin İhsanoğlu ile Diyarbakır durağının ardından buluştuk. İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği döneminden iyi tanıdığım İhsanoğlu, siyasetin temposunu sevmiş görünüyor. Ancak siyasi atışmalarda karşı tarafa laf yetiştirmek söz konusu olduğunda içinden ‘devlet terbiyem el vermez’ geçen cümleler kurmaya devam ediyor. Zaten ona kalırsa bu kadar kısa zamanda gördüğü ilginin merkezinde de bu munis tavır var. Kürtçe eğitim, LGBTİ hakları gibi mayınlı alanlarda üzerine gidince ‘bunları böyle ayak üstü konuşmak doğru olmaz’ diye kesiyor tartışmayı. Mahmud Abbas’ın Başbakan Erdoğan hakkında kapalı kapılar ardında söylediklerini anlatmaya ikna edemedim. Ama Erdoğan’ın ‘Yapmadı’ dediği Gazze arabuluculuğunu belgesiyle anlattı. Kampanya nasıl gidiyor? Sanki Türkiye’de 76 milyon insan adam yetiştiremeyecekmiş gibi bir anlayışın yıkıldığını görüyorlar. Ben buna çok seviniyorum. Bu uzlaşmanın odağında bulunmam benim için şeref vesilesidir ama bu yükü kaldıracak, layıkıyla ifa edecek çok insanın varlığını ben biliyorum. Milletin önündeki bir perdenin kalkmış olması en müspet gelişmelerden biridir. Bu yarıştaki zorlu rakibiniz Tayyip Erdoğan kendi inandığı çizgiden asla taviz vermeyen, karşıtlarıyla uzlaşma gibi bir derdi olmayan güçlü bir lider profili çizerken farklı siyasi görüşlerin uzlaşma adayı oldunuz. Kişiliğiniz ve tarzınızla da adeta bir antikahraman gibi çıktınız toplumun karşısına. Bu tabiri ilk defa sizden duyuyorum. Daha çok sinemada kullanılan bir tabirdir. Alışıldık başrol tiplemesinin zıddı bir karakteri anlatır. Biz şimdi gerçek hayatı konuşuyoruz. (Gülüyor) Bu tabii milletin beklentisi. Milletin artık daha munis bir şekilde konuşup ikna etmeye çalışan, akıllara hitap eden, huzura davet eden, kavgayı ve ötekileşmeyi reddeden, cepheleşmenin karşısında olan bir kucaklanmaya ihtiyacı vardı. Bu gerçekleşiyor. Bunu buldular. Cuma günü Diyarbakır’daydınız. MHP’yi zaten söylemeye gerek yok da CHP’nin de pek varlık gösteremediği ve kabul görmediği bir şehir. Giderken tedirgin oldunuz mu? Başından beri hiçbir partinin programını da benimsemedim ya da onları temsil etmeye çalışmadım. Zaten benim kim olduğumu herkes biliyor. Ben öyle meçhulden gelen bir insan değilim. 35 seneden beri Türk kamuoyunun önünde açık açık duran, bütün faaliyetleri herkes tarafından takip edilen bir Türk vatandaşıyım. Devletime hizmet ettim, uluslararası ilişkilere hizmet ettim. Herkes tanıyor. Belki televizyonları olmayan köy ve kasabalarda tanımayan olabilir ama bütün Türkiye tanıyor. Ben Diyarbakır’a o partinin ya da bu partinin siyasi programını temsilen gitmedim. Müşterekleri ifade eden ve Türkiye’yi yeniden birleştirmek isteyen, Türkiye’yi daha huzurlu bir ülke haline getirmek isteyen bir adayım. Zaten iki partiyle durmadı ki iş, 10 partiye kadar geldik. Bu partiler içinde sağ partiler de var sosyalist parti de var, kadın partisi de var. Başbakan Erdoğan çatıya son katılan partilerin oy oranlarını espri malzemesi yaptı adeta ‘hepsini toplasan kaç ediyor’ diye. O Sayın Başbakan’ın kendi görüşüdür. Başka şeyler de söylüyor. Ama ben baştan beri yüksek bir çıta koydum, o çıtaya riayet edeceğim ve sadece kendi görüşlerimi ifade edeceğim. Bu yarış Türkiye’nin en yüce makamı için yapılan bir yarıştır. Yarışanlar o makama layık şekilde hareket etmek durumundadırlar. Türk siyasetine biraz daha yüksek kalite ve seviye getirmek için ben gayret edeceğim. Kürt siyasi hareketi ile Ak Parti’nin çözüme bakışlarında ciddi farklar olsa da sonuçta hükümetin başlattığı bir süreç var. Siz ne vaat ediyorsunuz Kürtlere? Türkiye bölünmek istemiyor, can kaybı istemiyor, çatışmak istemiyor. Çok can kaybettik. Sırf bu meselede değil. Bundan önce de biz sağ-sol diye kavga ettik. Bizim neslimiz bu kavgaları, acıları yaşadı. Biz diyoruz ki Türkiye ne siyasi kutuplaşmadan ne de etik kutuplaşmadan dolayı çatışma zeminine kaymasın. Türkiye’nin bütün meselelerini diyalogla ve barışçıl yöntemlerle halletmesi lazım. Konu ne olursa olsun, demokrasi içinde ve insan haklarının genişletilmesi çerçevesinde çözülmeli. Kavga etmeden, medeni ülkelerde olduğu gibi oturalım konuşalım. Bu söylediklerinize bakarsak o zaman size göre hükümet doğru bir şey yapıyor. Bu barış çalışmalarının hedefi bakımından elbette doğrudur, çünkü bu meseleyi çözmek lazım. Bir daha ancak vatan müdafaasında yabancılar karşısında şehitlik olsun. Geçen hafta yine teröristlere karşı sınırlarımızı korurken 3 evladımızı şehit verdik. Biz bunun artmasını istemiyoruz. Bunu önlemek için de barışı sürekli destelemek lazım. O bakımdan da ben bu barış çabalarının destekçisiyim, çünkü ben savaşa karşıyım. Biz 1000 sene bu topraklarda beraber yaşadık. Bu ciddi bir mirastır. Bizi ayıran farklar bizi birleştiren unsurların yanında devede kulaktır. Temel mesele dildir. Avrupa Birliği’ne girmek isteyen bir ülkeyiz. Avrupa bunları aştı. İşte önümüzde Birleşik Krallık örneği var; Galler, İskoçya var. Bütün bunlara baktığınızda Türkiye bunları çözebilir. Çözüme matuf olan çalışmaların desteklenmesi lazım. Kürt sorununun kaynağını nasıl tarif edersiniz? Bu sıkıntıların sebebi devletimizin her şeyi sopayla halletme adeti. Bu devlet bu sopayı sadece Kürt kardeşlerimize kullanmadı. Dindarlara da kullandı, sağcılara da kullandı, solculara da kullandı. Türkiye’de işkencelerin en büyüğü milliyetçilere yapıldı. 1940’larda tabutluklar vardı, milliyetçilere tabutlarda işkence edildi. Tabii ki zulümler var, hatalar var ve bunları kabul ediyorum. Ama sadece Kürt oldukları için onlara yapıldı da başkalarına yapılmadı değil. Türkiye’nin insan hak ve hüviyetlerinin uygulanması bakımından çok fazla ilerleme kaydetmesi lazım. Avrupa bu işi çözdü derken, İskoçya ve Galler’i örnek verdiniz. Evet şu an için Birleşik Krallık içinde hayatlarına devam ediyorlar ama biliyorsunuz İskoçya bağımsızlık referandumuna gidiyor. Türkiye’nin çözüm sürecinde yerel yönetimlerin güçlendiği, hatta bir takım özerkliklerin gündeme geldiği formüller konuşulsa bakışınız nasıl olur? Ben Birleşik Krallık örneğine bakalım dedim, birebir alalım demedim. Bizimkisi üniter bir devlet ve bunu korumak lazım. Biz bu emaneti bu şekilde aldık ve bu şekilde devam ettirmeliyiz. Sıkı merkeziyetçilikten ademimerkeziyetçiliğe kayılması gerektiği yönündeki görüşleri en azından tartışmaya açık mısınız? Onların hepsi tartışılabilir tabii. Ama tartışıldığı zaman şu hususu dikkate etmek lazım; bu bir siyasi partinin kendi mülahazaları ve oy kaygısıyla bir pazarlık olarak mı görülüyor? Bu temel üzerine kurulan sağlam bir anlaşma olmaz ve kimseyi tatmin etmez. Ancak o siyasi programı savunanları tatmin eder. O da bir seçim hesabıdır. Eğer siz arkanıza parlamento desteğini alırsanız, bu milli meselede milli mutabakatı arkanıza alırsanız ilelebet çözersiniz. İkinci turda Kürtler kime oy verir? Barış süreci nedeniyle doğal müttefikleri Tayyip Erdoğan’dır gibi genel bir kanı var. Sizce? Tabii bunun takdiri Kürt kardeşlerimize aittir. Kürt kardeşlerimizle ilgili sıkıntıları gidermek için kaygan zemin üzerine değil, siyasi hesaplar üzerine değil, sağlam bir zemin üzerine oturmak lazım. Geçici bir oy hesabıyla bakarsanız bu iş, sonunda kalıcı bir şey kalmaz. Biz milli mutabakatın çözümün arkasında olmasını savunuyoruz. Millet Meclisi mutabakat verdiği zaman o artık ilelebet çözülmüş olur. Kürtlerin anadilde eğitim talebi var. Bunu bekleyen insanlara ‘Kürtçe bilim dilidir’ diyerek o oyu nasıl isteyeceksiniz? Bu mesele söylediklerim arasından cımbızla alındı. Filistin meselesinde söylediklerim de öyle yapılıyor. Çarpıtılan laflarımdan biri de başörtüsü. Ben başörtüsü insan hakkıdır, dini vecibedir ve bir gelenektir diyorum. Sanki ben ilk ikisini söylememişim gibi üçüncüsünü halka içine alıp ‘İhsanoğlu gelenek dedi’ diyorlar. Böyle bir tezvirat durumu var. Asıl soruma dönelim, bilim diliyle neyi kastettiniz? Bakın Tanzimat’a kadar bizim bilim dilimiz Arapçaydı. Ondan sonra tedrici olarak Türkçe kitaplar yazılmaya başlandı fizikte, kimyada, matematikte. Yavaş yavaş Türkçe’de terminolojiler yaratılmaya başlandı. Ben bilim dili olarak bunu kastettim. Yüksek eğitim meselesi noktasında söyledim ve İngilizce’yi de örnek verdim. Esas mesele bence bu değil. Esas mesele anadil meselesi. Orada ben şunu söylüyorum; insanın anadili ana sütü gibidir. İnsan nasıl ana sütü olmadan büyüyemezse, o hakkını kimse ondan alamazsa, anadil hakkını da kimse alamaz. Ben bunu şahsi tecrübem olarak söylüyorum. Ben gurbette doğmuş bir insanım. Gurbette insan vatanını ancak anadilini konuştuğu yerde hisseder. Düşünün Diyarbakır’da doğmuş büyümüşsünüz fakat anadilinizi kullanma hakkına sahip değilsiniz. Neden? Çünkü eli sopalı biri geldi kafanıza vurdu ‘Konuşmayacaksın’ dedi. Bundan daha büyük zulüm olamaz. Yükseköğretim boyutunu anlatıyorsunuz. Peki ilköğretimde, lisede de Kürtçe eğitim sizin için tamam mı? Hayır yani, bu bir söyleşide bu kadar kolay karar verilecek bir konu değil. Kategorik olarak karşı mısınız, değil misiniz? Bunlar ciddi meselelerdir. Ayaküstü bence bunu konuşmayalım. Birdenbire ilköğretim, yüksek eğitim falan konuşmak meseleyi başka mecralara sevk eder. Bunları tartışmanın zamanı değildir şimdi. Mesele anadilin hak olarak tanınmasıdır ve insanların anadilinden mahrum edilmesinin çok yanlış olduğunu söylemektir. ‘Öcalan’ın özgürlüğünün önünü açacak bir yasa önünüze gelirse bunu imzalar mısınız’ diye sormuşlar size. Siz de ‘Toplumda mutabakat olan her şeyi cumhurbaşkanı da kabul etmek durumundadır’ diye yanıt vermişsiniz. Doğru mu? Toplumda ve Meclis’te mutabakat tabii ki. Cumhurbaşkanının önüne böyle bir yasa gelirse Meclis’ten gelecektir. Meclis’in ve toplumun kabul ettiği bir şeyi cumhurbaşkanın da herhalde kabul etmesi gerekir. Milli mutabakatın olmadığı bir konuda millet bölünür. Milletin bölünmesini cumhurbaşkanı kabul etmez. Cumhurbaşkanın görev ve yetkileri arasında Anayasa’nın 104. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti milletinin bütünlüğünü temsil etmek vardır. ‘Meclis’te kabul edilip önüme gelirse imzalarım’ diyorsunuz. Evet. Meclis’in nitelikli çoğunlukla kabul ettiği bir şeyi cumhurbaşkanı da kabul etmelidir. Peki genel olarak Öcalan’ın bu süreçte izlediği tavrı nasıl yorumluyorsunuz? Ben bu konudaki detaylara vakıf değilim, onun için bir değerlendirme yapmak yanlış olur. Bu hükümetin kendi kendine yürüttüğü bir şey. Zaten benim de söylediğim; artık hükümetin daha şeffaf olması ve Meclis’e bilgi vermesi gerektiği. Geçmişte Gazze için arabuluculuk yaptığınız yönündeki sözlerinize Başbakan Erdoğan’dan ‘gülünesi iddia’ şeklinde yorumlar geldi. Siz tam olarak hangi dönemi, hangi ihtilafı kastettiniz? Hamas 2006’da seçimleri, nezih ve şeffaf bir seçimi kazandı. İktidarı kurarken ilk ziyaret ettikleri uluslararası teşkilat bizimkisi oldu. Önce Halid Meşal sonra Dışişleri Bakanı Mahmud Zehar geldi. Bizden destek istediler, biz de yardımcı olmaya çalıştık. Hatta o zaman AB Dış Politika Yüksek Komiseri olan Solana ziyaretime geldiği zaman Hamas’a yardımcı olmak gerektiğini anlattım. Hamas, içeride daha çok hizmetlere dayalı bir dini grup olarak başladı, sonra siyasi partiye dönüştü. İç siyaset üzerine kurulu söylemleri vardı, dış siyaset o zamanlar yoktu. Ben de onlara dış siyaset söylemleri konusunda bazı tavsiyelerde bulundum. Sayın Meşal bunu müspet karşıladı. Ben birkaç kez Şam’a gittim, onlar geldiler. Fakat Hamas iktidara geldikten sonra El Fetih ile aralarında çatışmalar başladı. Silah kullanma başladı, siyasi söylemler de sertleşti, toplum gerildi, karşılıklı adam öldürmeler sürdü. Ben o zaman El Fetih ile Hamas arasındaki bu tansiyonu düşürmek için bir dizi çalışma yaptım. Ramallah’a Sayın Abbas’la, Gazze’ye; Haniye ile Şam’a, Meşal’le görüşmeye gittim. Sonunda 19 Aralık 2006’da Sayın Abbas ile Sayın Haniye arasında 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. (Dosyasından bir belge çıkarıp bana uzatıyor). ‘Yapmadı’ diyor ya, gülüyor. Ben size bunun vesikasını göstermek ve hatırlatmak isterim. Ben boş konuşmayı, tezvirat yapmayı bilemem. Ben bu ucuz siyaset içinden yetişip gelmedim. ‘Mahmud Abbas’ın Başbakan Erdoğan’ın Filistin meselesindeki tavrına dair söylediği bazı şeyleri açıklarsam çok ayıp olur’ şeklinde bir ifade kullandınız geçen haftalarda. Neyi ima ediyorsunuz tam olarak? Bunları bugün basın önünde paylaşmak gerçekten benim devlet terbiyeme yakışmıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı’na a ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’ın görevinizin son iki senesinde sizin geri çekilmenizi Türk hükümetinden talep ettiği, hatta AK Parti sizin arkanızda durdu diye kendilerinin Ankara’daki elçi atamasını askıya aldığı doğru mu? Bunlar tamamen hayal mahsulü. Devletlerin jestleri, size tavrı nereden belli olur? Hiçbir devlet sevmediği, takdir etmediği insana nişanını vermez. Ben görevimin sonunda Suudi Arabistan hükümetinin bu takdirlerini aldım. Belgeleri de var, bizzat kral adına takılan nişan da var. Bu merasimde oradaki hanedanın mensupları, bütün devletlerin büyükelçilerinin yanında Türkiye büyükelçisi de hazır bulundu. Devlet hiyerarşisinde kraldan sonra gelen dışişleri bakanı nişanı takdim etti ve çok güzel bir konuşma yaptı. Hatta bundan sonra da benim tecrübelerimden yararlanmak istediklerini ifade ettiler. Bu sefir raporlarında da gazetelerde de yazılan, bütün dünyanın bildiği şey. Bazıları, bunları bilmiyor ve kulaklarına fısıldanan şeyleri söylüyor. Bunlar kem söz. Kem söz sahibine aittir. Özellikle Mısır ve Mursi üzerinden ciddi bir ihtilaf yaşadınız Ankara’yla. Her şeye rağmen ‘Genel sekreterlik görevini bırakana kadar AK Parti hükümeti arkamda oldu’ diyebiliyor musunuz? Şüphesiz ki 9 sene içinde ben genel sekreter olarak ettiğim yemine sadık kaldım. Bütün İslam dünyasına ve İslamiyete hizmeti şiar edindim. Bu arada bir Türk olarak ülkemin haklı davalarında hep yanında ve yardımcı oldum. Ben bunları söylemek istemiyorum ama şu var ki genel sekreter seçilmem Türkiye’nin dış politikasına bir katkı olmuştur. Bu değişik sahalarda tecelli etmiştir. Özellikle Kıbrıs meselesinde tecelli etmiştir. Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk hükümeti de bana olan takdirini en yüksek şekilde ifade etmiştir. Ben de bununla her zaman gurur duyarım. Bunların detayına girmeyelim. Ben göreve ilk geldiğimde bazı ülkeler beni Türk dış politikasının uzantısı olarak görmeye başladı. Bunlar büyük devletlerdi. Ben kendilerine içtiğim anda sadık kalacağımı ve Türkiye’nin böyle bir talebi olmadığını söyledim. Böyle bir talebi de olmamıştır Türkiye’nin. Ama 2009’a kadar Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle münasebetlerinde fazla bir problem yoktu. Çok ahenkli bir şekilde ilerliyordu. Bilhassa Arap ayaklanmalarından sonra tavırlar farklılaştı. Türkiye’nin son yıllarda hangi Arap ülkesiyle münasebetlerin geliştiğini söyleyebilirsiniz? Her gün daha az samimiyete ve daha derin farklılıklara gidiyoruz. Hükümet derinleşen kutuplaşmaların kendilerinin diktatörlere karşı ilkesel bir tavır almasından, vicdan temelli bir dış politika izlemelerinden kaynaklandığını savunuyor. O bir dış siyaset tercihidir. Artık o söylemin sahipleri onu savunsun. Ben şahsen Türkiye’nin daha ölçülü ve daha kalibre edilmiş bir dış politikaya sahip olmasının hem Türkiye’nin yüksek menfaatlerinin hem de Ortadoğu’daki mazlum halkların savunulması bakımından daha faydalı olacağına inanıyorum. Yine mazlumun yanında olacaksınız ama daha farklı bir üslubu takip ettiğiniz zaman herkes daha kazançlı olacak. Çatışmada taraf olduğunuz zaman kendinizi çatışmanın içinde bulursunuz. Ama çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaparsanız daha kıymetli olursunuz. Siz genel sekreter iken İslam ile terör kelimelerinin birlikte kavramsallaştırılmasına karşı bir mücadele verdiniz. Fakat gelinen noktada hayatımızda IŞİD diye bir gerçek var. Bu kötü noktaya biz bir günde gelmedik. İstibdat idareleri, siyasi ve sosyal zulüm, ideolojik zulümle, uzun yılların birikimiyle gelindi. Bunların karşısında insanlar bir ideolojiye sığınıyorlar. Eskiden Marksizm, Leninizm, Maoizm vardı. Bugün de onlar yok. Bir tek yönelecekleri ideoloji din etrafındaki ideoloji. Bu da tabii dinin bütün değerlerine ters düşer. Bunlar dinin rahmet, mağfiret, insanlık mesajını nefrete ve şiddete çevirip adına İslam diyorlar. Cahil insanları arkalarından sürüklüyorlar. Biraz önce nişanını aldığınızı anlattığınız Suudi Arabistan’ın ve Katar’ın finansmanıyla bu noktaya geldikleri yönünde ciddi bir kanaat var. İslam devletleri sonuçta bu tür doğrudan ya da dolaylı desteklerle radikallere prim vermiş olmuyor mu? Bunların finansmanı çok büyük kaynaklardan geliyor. Gayrimeşru silah trafiğinden, narkotik trafiğinden, Afrika’daki köle trafiğinden, aşırıcı uçları destekleyen işadamlarından geliyor. Bunlar bizim görebildiklerimiz. Bir de göremediğimiz karanlık güçler var. Dünya bunlarla mücadele etmede maalesef başarısız oldu. İşte Afganistan’daki durum, Irak’taki durum, Suriye’deki durum. Sizin biraz önce hatırlattığınız benim 9 sene boyunca verdiğim mücadele bunların dinle ilişkisini koparmak içindi. Çünkü bunlardan İslam sıfatını aldığınız zaman çıplak kalıyorlar. Tetikçi, terörist olarak kalıyorlar. Ama İslami cilayı kabul ettirdikleri zaman esas tehlike orada. ‘İslam Devleti kurduk’ diyorlar şimdi. Bu terör devletidir. El Cezire’ye verdiğiniz bir mülakatta söylediğiniz ‘Homofobi evrensel bir mesele değildir’ lafı arşivlerde duruyor. LGBTİ bireylerin hakları ve toplumdaki konumlarıyla ilgili görüşünüz nedir? Tabii bu çok hassas bir mesele. Bir taraftan bu insanların toplumda yer aramalarıyla ilgili insan hakları boyutu var, bir de toplumun hassasiyetleri var. Bu iki parametre arasında düşünüp ele almak lazım. O denge nasıl bulunur? Toplumdaki homofobiyi aşacak formül nedir sizce? Nedir homofobi? LGBTİ bireylerini kabullenmeyen, hatta onları dışlayan aşırı yaklaşımı özetleyen bir kavram diyebiliriz. İşte bu hassasiyetleri ele almamız lazım. Birdenbire sert bir şekilde bir tarafın üzerine gitmek doğru olmaz. Bir de şu var; bizim toplumumuz muhafazakâr bir toplum. Muhafazakâr toplumun hassasiyetlerini düşünmemiz lazım. Türkiye’de 76 milyon insanın değerlerine saygılı olmamız lazım. Bir taraftan bu şekilde davranan insanlar var ve kendi haklarını müdafaa ediyorlar. Cinsel yönelimlerini özgürce tanımlamalarını hakları olarak görüyorsunuz o halde, öyle mi? Bir taraftan buna karşı olan bir ekseriyet de var. Şimdi benim bunu böyle ayaküstü, hem de havaalanına yetişecek bir anda söylemem mümkün değil. T24
Google'ın Sırlarını İstanbul'da Çaldılar
Google’ın ‘İnsansız Otomobil Projesi’nin başındaki yönetici Seval Öz, İstanbul’da çantasını çaldırdı. Öz, çantada özel bir projeye ait gizli bilgilerin olduğunu söyledi. ABD’de yaşayan ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz’ün Google’da üst düzey yönetici olarak çalışan kız kardeşi Seval Öz, tatil için geldiği İstanbul’da hırsızlık şoku yaşadı. Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki Swarovski mücevher mağazasında tezgah üzerine koyduğu çantası 3 kadın tarafından çalınan Öz, çantadaki 3 hafıza kartında özel bir projenin yer aldığını söyledi. Google’da ‘İnsansız Otomobil Projesi’nin başında bulunan Öz’ü zor durumda bırakan hırsızlık olayı 20 günü saat 17.20’de meydana geldi. ‘Balenciaga’ marka sarı renkteki çantasını tezgahın üzerine koyan Öz, mağazadaki ürünlerle ilgilenirken, ikisi türbanlı üç kadın, çantayı alıp hızla mağazayı terk etti. Öz, bir süre sonra çantanın çalındığını farketti. Hırsızlık kamerada Mağaza görevlileri durumu hemen polise bildirdi. Güvenlik kamerasındaki görüntüleri inceleyen polis, 3 kadını bulmak için harekete geçti. Öz, olayı şöyle anlattı: “Çantamın olmadığını farkedince, tezgahtara sordum ancak bilgisi olmadığını söyledi. Hırsızları bulmaya çalıştım. Hırsızlar Gültepe tarafındaki kapıdan çıkmış. Ben ise ana girişe yönelince, izlerini kaybettim” dedi. Hırsızların Ortadoğu kökenli olabileceğinden de şüphelendiğini dile getiren Öz; “Çantamda binlerce dolarlık ziynet eşyası, kredi kartlarım, cep telefonları ve bir miktar para vardı. Ancak daha da önemlisi Google’da önemli proje bilgilerinin yeraldığı 3 hafıza belleğinin gitmiş olması. Pasaportum da çalındığı için şu an Amerika’ya dönemiyorum. Bellek kartlarının içinde Google’a ait gizli proje bilgileri yeralıyordu” diye konuştu. Öz, “Olayı Google’a ve Amerikan Konsolosluğu’na bildirdim. Pasaportum, kimliklerim ve proje bilgilerinin olduğu hafıza kartlarım geri gelsin yeter” dedi. İnsansız otomobil projesinin başında Google’da Kıdemli İş Geliştirme Direktörü olarak çalışan Seval Öz, ünlü doktor Mehmet Öz’ün de kardeşi. Amerikan siyasetine damga vuran kadınların okuduğu Wellesley Kolej’den mezun oldu. The Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) elektronik eğitimi aldı. Şirket, sürücüsüz otomobil projesi üzerinde 2010’dan beri çalışıyor. Projenin başında da Seval Öz bulunuyor. Sürücüsüz otomobiller bu alanda bir devrimi de temsil ediyor. Sürücüsüz otomobillerin de iki versiyonu var. İlki normal otomobillerde sensör kullanılarak sürücünün devre dışı bırakılabilmesi şeklinde. Şirket yıllardır normal araçları kameralar, sensörler ve yön bulma cihazlarıyla donatarak geliştiriyordu. İkincisi ise tamamen sürücüsüz kullanılabilen modeli. Bu model prototip olarak da tanıtıldı. Elektrikle çalışan bu otomobilde direksiyon, gaz, debriyaj fren, vites gibi alışılagelmiş kontroller bulunmuyor. Ama herhangi bir cisme çarpıp kaza yapmalarını önlemek için sensör ve programlarla donatılmış durumda. Kör noktaları kaldırıyor Bu teknolojiyi dünyaya daha güvenli bir şekilde sunmayı isteyen Google, aracın olası kazalara karışma riskini minimuma indirmeyi amaçlıyor. Bu yeni araçta acil durum durdurma düğmesi dışında hiçbir şekilde insan müdahalesi yok. Sürücüsüz araç 2 kişilik olarak tasarlandı. Belirlenen rota istikametinde yolcusunu belirlenen noktaya ulaştıran araç, start-stop özelliğine de sahip. Testlerde 40 Km/saniye hıza ulaşan Google’ın sürücüsüz otomobili, gerekli izinleri alıp seri üretime başlama yolunda adımlar atıyor. Geleceği tasarlıyor Tümüyle güvenliğe odaklanan Google’ın sürücüsüz otomobili, araçları, nesneleri ve çevreyi 360 derece tarayarak iki futbol sahası alanda kör noktaları ortadan kaldırıyor. Kullanıcılar akıllı telefon uygulamasını kullanarak bulundukları noktadan alınacak ve gitmek istedikleri hedefe bırakılacak. Bu sayede araya hiçbir insan müdahalesi girmeden ulaşım sağlanmış olacak.Milliyet
Dört Kişinin Öldüğü Otobüs Yangınında Şirket Başka Söylüyor Yolcu Başka
Tuzla-Topkapı seferini yapan 500T numaralı özel halk otobüsünde çıkan yangında araçtan çıkamayan dört yolcu hayatını kaybederken 19 yolcu yaralandı. İstanbul Özel Halk Otobüsü Şirketleri yangının ardından şoförün aracı durdurarak yolcuların tahliyesini sağladığını savundu. Yaralı yolculardan Kemal Aktaş ise kazadan yol boyunca yanındaki iki kişiyle sohbet eden şoförü sorumlu tuttu. Zeynel Abidin Arslan’ın kullandığı 34 JL 8098 plakalı Tuzla-Topkapı arasında çalışan özel halk otobüsünde bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. İddiaya göre sürücü Arslan otobüsü durdurmak istedi ancak frenler tutmayınca, araç yol kenarındaki bariyerlere çarparak yaklaşık 100 metre sürüklendi. Otobüs yol kenarındaki bariyerlere çarparak dururken, kapılar bariyerler nedeniyle tam olarak açılamadı. Bu sırada yolculardan bazıları camlardan, bazıları da yarım açılan kapılardan kendilerini dışarı attı. Seyir halinde olan diğer araç sürücüleri hemen itfaiye, polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederken, yaralılar otobanda yol kenarına uzanıp ambulans bekledi. Bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi. Ambulanstaki görevliler ilk müdahaleyi yaptıktan sonra yaralılar Ümraniye ve Beykoz Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin yaptığı incelemede, araçtan çıkamayan dört kişinin hayatını kaybettiği tespit edildi. Olayla ilgili çok yönlü soruşturma başlatılırken, hayatını kaybedenlerden birinin adının Tevrat Barışık olduğu öğrenildi. Tevrat Barışık’ın mezar ziyaretinden evine döndüğü öğrenildi. Kazada yaralanan 19 yolcudan biri olan 30 yaşındaki Yunus Aktaş, olaydan şoför Zeynel Abidin Arslan’ı sorumlu tuttu. Arslan’ın yol boyunca yanındaki iki kişiyle sohbet ettiğini öne süren Arslan , “Araç o kadar hızlı değildi. Yolda trafik yoktu. Seri bir şekilde akıyordu. Sadece şoförün yanındakilerle sohbet etmesinden kaynaklanan bir durum” dedi. Hattı işleten İstanbul Özel Halk Otobüsü Şirketleri’nden yapılan açıklamada ise, şoför Zeynel Abidin Arslan’ın seyir halindeyken başlayan yangın sonrasında aracı durdurarak, yolcuların tahliyesini sağladığı savunuldu.Diken
Gazetelerde Bugün | 28 Temmuz Pazartesi
Hürriyet: 500T'de ölüm kapanı Milliyet: Projeler de çalındı Sabah: Pensilvanya'ya iki koldan kıskaç Vatan: Bugün bize yarın size Taraf: Hem dinletti hem tutukladı Bugün: Bayram öncesi yollarda facia Zaman: Hukukun bittiği nokta 'Kaç İsmail Kaç' Cumhuriyet: Bakan Bey aradı iş bitti Star: Paralel işgal
Reklam
Dünyanın En Fazla Tartışılan Adamı Adolf Hitler İmzası Taşıyan 25 Yağlı Boya Tablo
Yıllardır dünya gündeminden düşmeyen isim Adolf Hitler, İsrail'in Filistin'e karşı yürüttüğü acımasız saldırılar sonrasında tekrar gündemin zirvesine oturdu. Daha önce Hitler'i hep lider ve komutan kişiliğiyle tanıdık fakat onun hiç tahmin edemeyeceğiniz bir yönü de var. 1907 yılının ekim ayında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü seçmelerine katılan Hitler 110 kişi arasından seçilen ilk 33 kişi arasına girer. Fakat ikinci seçmelerde okula girecek 10 kişi arasına seçilemez. Büyük hayal kırıklığı ile akademi müdürünün odasına giden Adolf, neden seçilemediğini sorar. ' Çizgilerinin sert olduğu, resim yeteneğinin kısıtlı olduğu ' cevabını alır ama yine de pes etmez. Bir sene sonraki seçmelere başvuran Adolf bu sefer sınava dahi kabul edilmez. Sonrasında ressamlık hayallerini de geride bırakarak Viyana'dan ayrılır.  Galeride bulunan 25 tabloya bakarak Hitler'in ressamlık kariyerinin nasıl ilerleyebileceği kararını sizlere bırakıyoruz...
'Cumhurbaşkanının Görevleri Anayasada Belli'
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan, 'Cumhurbaşkanı olursam verilen görevler anayasada belirli' dedi. İSTANBUL Başbakan Erdoğan Kanal 7 televizyonunda yayımlanan İskele Sancak programında soruları yanıtladı. Erdoğan'ın açıklamalarından ana başlıklar şöyle: 'Anket çalışmamız sıkı şekilde devam ediyor. Şu andaki durumda 54-58 arasında bir tablo ortaya çıkıyor' 'Cumhurbaşkanı olursam verilen görevler anayasada belirli' 'Gelişmiş ülkelere baktığınızda başkanlık sisteminin gerekliliği önünüzde duruyor' 'Geleneklerin oluşturudğu bir cumhurbaşkanı olmam. Anayasada nasıl tanımlanıyorsa onu yerine getiririm' 'Polislerle ilgili 'alakamız yok' diyen paralel yapının ne kadar iç içe olduğu ortaya çıktı' 'Milletvekillerinin adliye sarayına girerek zanlılarla fotoğraf çektirmesi suçtur, yargıyı etki altına almadır' 'Şu anda bir hukuki ihmal vardır. Savcı ve hakimler bunlar hakkında soruşturma açmak durumundadır' 'Bu daha zincirin halkaları. Devamı geliyor, gelecek de...' 'Yardım tırlarının IŞİD'e gittiğini söyleyenler alçak ve haindir'AA
Reklam
'Hamas Ateşkesi İhlal Ediyor'
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'ın 5 insani ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini iddia etti. RAMALLAH İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'ın 5 insani ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini iddia etti. İsrail devlet radyosunda yer alan habere göre, Netanyahu CNN'e verdiği mülakatta, Hamas'ın bugünkü ateşkesi de ihlal ettiğini ileri sürerek 'İkisi son 24 saatte olmak üzere 5 ateşkes anlaşmasını ihlal eden Hamas, İsrail topraklarına saldırmaya devam ediyor' dedi. 'İsrail, vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için gereken her şeyi yapmaktadır' diyen Netanyahu, Mısır'ın önerdiği ateşkes girişiminin şu an masaya yatırılan tek girişim olduğunu söyledi. Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, BM'nin sunduğu, '24 saatlik ateşkes önerisinin ' Filistinli gruplar tarafından kabul edildiğini ve söz konusu ateşkesin bugün saat 14.00'te başlayacağını duyurmuştu. İsrail hükümetinin de Birleşmiş Milletler'in '24 saatlik ateşkes önerisini' görüştüğü bildirilmişti. Muhabir: Ala er-Rimavi
Yeni Aslanlar Umut Verdi
Geçen sene şampiyonluğu ezeli rakibi Fenerbahçe’ye kaptırıp dördüncü yıldızı kılpayı kaçıran Galatasaray, yeni sezonda takıma gerekli takviyeler yapıp işini şansa bırakmak istemediğini gösterdi.Avusturya kampının ardından sezon öncesi hazırlıklarını Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de sürdüren Sarı-Kırmızılılar, Macaristan 1. Lig ekiplerinden Honved ile karşılaştı. Budapeşte Bozsik Stadı’ndaki karşılaşmayı Galatasaray, Burak Yılmaz’ın golleriyle 2-1 kazandı. Hazırlık karşılaşmalarında yeni transferlere şans veren Prandelli, böylelikle sezonda kafasında oluşturacak ilk onbiride şekillendiriyor. İtalyan teknik adam Honved karşılaşmasında geçen sene ara transferde Galatasaray’a gelmiş fakat fazla forma şansı bulamayan genç oyuncuları da denedi. BOLAT VE OLCAN İLK ONBİRDE BAŞLADI Honved karşılaşmasında ilk onbirde yer alan yeni transferlerden Sinan Bolat ve Olcan Adın gösterdikleri performansla alkış aldı. Karşılaşmada 81 dakika forma giyen Olcan Adın, Burak Yılmaz’a bir asist yaptı ve genç oyuncunun bir şutu da direkten döndü. Maçın 87. dakikasında ise Aslan’ın yeni file bekçisi Sinan Bolat Galatasaray’da ki kariyerinin ilk kurtarışını yapmış oldu. Sinan’ın karşılaşma boyunca sergilediği oyunu göz önüne alacak olursak Galatasaray’ın kalesi bu sene emin ellerde sinyalini veriyor. ‘BENİ ROBBEN’E BENZETİRLER’ 2014-15 transfer döneminin ilk günlerinde Türkiye’ye gelen Sinan Gümüş, başta Fenerbahçe, Rizespor ve Beşiktaş olmak üzere bir çok kulüp tarafından istense de Galatasaray’ı tercih etmişti. Mücadele’nin 64. dakikasında Emre Çolak’ın yerine oyuna giren Gümüş, Galatasaray’a transfer sonrası yaptığı bir açıklamayı doğrular bir oyun sergiledi. Sinan Almanya’da oynadığı dönemler içerisinde takım arkadaşlarının kendi oyun stilinin Arjen Robben’e benzetildiğini ifade etmişti. GEÇEN SENE FORMA ŞANSI BULAMAYANLAR 2013-2014 sezonu ara transferde Galatasaray’a transfer olan ve başka takımlara kiralanan oyuncular da Honved karşılaşmasında yer aldı.Amrabat, Bruma,Umut Gündoğan ve Koray Günter karşılaşmada göstermiş oldukları istekli ve hırslı futbollarıyla Cesare Prandelli’ye fazla mesai yaptıracak gibi gözüküyor.SÜLEYMAN BOĞA / Amkspor.com
Savcı Öz, Efkan Ala'yı Hedef Aldı: 'Ateş Olsan Cürmün Kadar Yer Yakarsın'
Daha önce Twitter'dan yazdıkları nedeniyle hakkında soruşturma açılan Savcı Zekeriya Öz, İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bazı iddialar ortaya atarak, 'Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın' dedi. Cnnturk.com.tr'nin haberine göre, Ergenekon davasını yürüten savcılardan biri olan Zekeriya Öz, twitter'da yazdıkları nedeniyle hakkında soruşturma açılmasına karşın hükümet hakkındaki görüşlerini yazmaya devam ediyor. Daha önce, hükümetin farklı isimleri için çeşitli yazılar yazan Zekeriya Öz bu kez İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bazı iddialar ortaya attı. 'Ergenekon'da benimle görüşmek için emniyet müdürünü araya koyan içişleri Bakanı red cevabı alınca fena bozulmuştu' diyen Zekeriya Öz, bakanla yaptığını iddia ettiği görüşmeyi de açıkladı. 'Ankara'da hakim evinde olduğumu öğrenince aynı bakan görüşmek için çok önemli toplantısını bırakıp apar topar hakim evine görüşmeye gelmişti' diyen Zekeriya Öz, 'Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın. Görüşmede 45 dakika benden yediğin fırçaların öcünü alırsın.' dedi. Bu sözlerle bakanı fırçaladığını iddia eden Zekeriya Öz emniyetteki operasyonda gözaltına alınan polislerle ilgili olarak da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e seslendi. 'Sayın Cumhurbaşkanı İlhan Selçuk için gösterdiğiniz hassasiyeti iftiraya maruz kalmış polisler için de göstermeniz gerekmez miydi?' diyen Zekeriya Öz, polisler hakkında yaptırım istedi. T 24
Reklam
Reklam
Cübbeli Ahmet Hoca'dan İçişleri Bakanı Ala'ya Bir ‘Çüş’ Bir de ‘Yuh’
Kamuoyunda ‘Cübbeli Ahmet Hoca’ olarak tanınan İsmailağa Cemaati’nin önde gelen isimlerinden Ahmet Mahmut Ünlü, Muhammed peygamberin Mekke’nin fethi sırasında gurura kapıldığını ve Allah tarafından ‘ikaz’ edildiğini öne süren İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya önce ‘Çüş’ dedi, sonra da ‘Yuh’ çekti. Bakan Ala’yı ‘cahil’ diye niteleyen Cübbeli, bu duruma tepkisiz kalmakla suçladığı kendi cemaatine de, “Yatacak yeriniz yok” sözleriyle çıkıştı.Diken
Şafak Sezer Patladı: 'Soytarılar, Değişikler'
Ünlü oyuncu Şafak Sezer, Gezi eylemlerine katıldığı için kahraman, Başbakan'ın iftar yemeği ve vizyon toplantısına katıldığı için hain ilan edildi. Bugüne kadar sustu, ilk kez konuştu. Sezer, sanat dünyasından sosyal medyaya, linç kültüründen Gazze çıkarmasına kadar her şeyi Sabah'tan Salih Zengin'e konuştu. İşte Şafak Sezer röportajından ara başlıklar... AK Parti iftarına katıldın ve bu tepki çekti. - AK Parti iftarlarına 2009'dan beri katılıyorum. Kılıçdaroğlu'nun yemeğine de katıldım. Ülkü Ocakları çağırınca onlara da gidiyorum. Gezi'de 'Hükümet istifa' diye bağırmadım ve ne yaptıysam arkasındayım. Özür dileyecek hiçbir şey yapmadım. Başbakanımıza gittiğimizde beni görünce güldü, ben de güldüm. 'Ağaç için yürüdük ama iş başka bir yere gitti Başbakanım' dedim. 'Anladınız mı?' dedi. 'Anladık' dedim. Ağaç için yürüyüp yerdeki kaldırımı söken, polise kaya söküp atanla işim olmaz. İlk güne halktan-devletten hiç kimse bir şey demiyor ki? Ben Gezi Parkı'ndayken hükümet bana bu kadar muhalefet yapmadı. 'Çok seviyorduk, seni orada görünce üzüldük' dediler, o kadar. Üçüncü günü taşlar, ölümler olunca başka bir yere gitti iş. Ben Ankara Çinçin'de de de yaşadım, Kasımpaşa'da da. Mahalle abimiz gibi Başbakan. Yeri geldiğinde sinirlenen, yeri geldi mi tepki veren bizden birisi. Bu korku nedir yani? Başbakan'dan korkmuyorum. Deli miyim ben? Başbakan'ın elini öptün mü? Yalan. Başbakan kimseye el öptürmüyor ki zaten. Orada fotoğraf çektirirken ya da bir şey söylemek için arkadan da müzik-gürültü geldiği için eğiliyorsun mecburen. Mahalle abimiz gibi Başbakan. İsmini vermeyeyim ama birçok oyuncu arkadaşımın sempatisi vardır ona. Bu kadar siyasetten uzak birisini, Tayyip Erdoğan'ı desteklemeye iten şey ne? Biz onu ulaşılmaz bir lider gibi görmüyoruz ki? 'Nasılsın abi, iyiyim, siz nasılsınız' tarzında yani. Yeri geldiğinde sinirlenen, yeri geldi mi tepki veren, bizden birisi gibi. Bu korku nedir yani? Başbakan'dan korkmuyorum. Deli miyim ben? Ben halktan korkuyorum, devletten değil. Yalnız parantez açalım da halktan korkuyorum diye kendilerini cesur zannedip yanıma gelerek benden kafa yemesinler yani. (Gülüşmeler) Güçten filan bahsedenler İsrail'e baksın. Güçten şımarıklık yapan onlar. Bugüne kadar bir kişi 'One minute' dedi. O yüzden sevdik Başbakanımızı. Hayatımda ilk defa bir siyasi parti lideri ile ilgili bir şey söyledim. Dönekliğiniz, hainliğiniz, fırıldaklığınız, omurgasızlığınız filan kalmadı... Son koz Yavuz Bingöl'dür. Güç ne abi? Güce inandığın zaman bu insan bize koruma mı veriyor, güvenlik mi veriyor? Bize para mı gönderdiler yani? Ben sahip çıktım diye 1,5 senedir işsizim. Hiçbir iş yapamıyorum. Sanat camiasındaki o kabuk seni dışlıyor. Kesinlikle abi. O kabukta da bir sürü değişik adam var. Kabuk mabuk da yok, hepsi soytarı bunların, gereksiz adamlar ya.Ensonhaber
Reklam
Bilim İnsanları HIV Virüsünü Yok Etmeyi Başardı
Bilim insanları, HIV virüsünü kontrol altına almayı veya zayıflatmayı amaçlayan tedavilerden farklı olarak, ilk kez insan hücrelerinden yok etmeyi başardı. ABD'de yürütülen araştırmanın başında yer alan Dr. KAmel Khalili, HIV virüsünün DNA'sını bularak onu yok edecek bir yöntem geliştirdi. Araştırmada, insan bağışıklık sisteminin HIV ile mücadele ettiği bir kısmı seçildi ve 20 nükleotid (RNA yapı taşları) içeren 'kılavuz RNA' zinciri üretildi. Mühendislik yolu ile geliştirilen dizinler daha sonra HIV'den etkilenen hücrelere enjekte edildi. Yapay RNA dizinleri, hücrelerin içine girdiği zaman HIV virüsünü hedef alarak virüsün genomunu oluşturan 9709 nükleotidi yerinden çıkardı. Kılavuz RNA dizini insan DNA'sına ait bir dizin içermediği için geride HIV'den temizlenmiş sağlıklı hücre kaldı. Bilim insanları, yapılan araştırmada laboratuvar ortamında üretilmiş hücreleri temizledi. Elde edilen başarı AIDS araştırmaları için büyük bir adım olarak kabul edilse de, insanlar üzerinde nasıl bir etki göstereceği henüz bilinmiyor. Dr. Khalili, 'ilk kez laboratuvar ortamı altında virüsün nasıl yok edilebileceğini gördüklerini' belirtti. Khalili, 'HIV'den etkilenen hücreleri temizleyebilmek çok önemli çünkü mevcut tedaviler bunu başaramıyor' ifadesini kullandı. Bilim insanları, geliştirdikleri yöntemi bir sonraki aşamada hayvanlar üzerinde denemeyi hedefliyor. Başarılı olunursa, insanlar üzerindeki deneme yapılacak. Al Jazeera
'Erdoğan Sınıf Başkanı Bile Olamaz'
CUMHURBAŞKANI adayı Selahattin Demirtaş, seçim otobüsünün üzerinden halka seslendiği Manisa'da rakibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yüklenip, 'Halkın karşısına çıkıp diğer adaylarla tartışmayı göze alamayan halkın başkanı olamaz. Bırakın halkın başkanı sınıf başkanı bile olamaz' dedi.Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, seçim çalışmaları için geldiği Manisa'da Soma İlçesi'ndeki madenci şehitliğini ziyaret ettikten sonra, il merkezine geçip, Horozköy Meydanı'nda halka seslendi. Türkiye'ye yeni bir yaşam teklifi ile yola çıktığının belirterek konuşmasına başlayan Demirtaş, 'Yeni bir yaşam teklifimize Türkiye'nin dört bir yanından bütün sınıflar büyük bir coşkuyla sahip çıkıyor. Herkes artık daha özgür daha onurlu bir yeni yaşamı özlüyor. Bizler de bu özlemi bu hasreti nihayetlendirmek için yola çıktık. Yani bütün ezilenlerin ortak adayı, Çankaya'da gerçek bir halk başkanı seçmenin arifesine geldik. Sayılı günler kaldı. Çankaya'da bir devlet adamı değil halk adamı olacak. Bir para babası değil halk insanı olacak. Biz Kürt'ü, Türk'ü, Alevisi, Sünnisi, Romanı'yla yani Türkiye'nin bütün emekçi yoksul, ezilen kesimleriyle yeni bir yaşam konusunda birbirimize söz verdik. Birbirimize öfkelenmeden, düşmanlık yapmadan, kin duymadan özellikle başbakanın yapmaya çalıştığı gibi başka inançları kimlikleri düşmanlaştırmadan eşit bir kardeşlik teklifi sunuyoruz' diye konuştu. 'İMKANLARI ZORLAYIP OY KULLANIN' Cumhurbaşkanlığı seçiminin öneminin büyük olduğunu ve seçmenin mutlaka sandık başına gitmesi gerektiğini altını çizen Demirtaş, 'Önümüzdeki 10 yılda, 100 yılda nasıl bir ülkede yaşayacağınıza karar vereceğiniz bir seçim yapıyoruz. Bu nedenle akılla vicdanla mantıkla yoğrulmuş bir tercih yapmanızı istiyorum. Mevsimlik işçi olanlar tatilde olanlar ne yapıp edip imkanlarını zorlayıp oy kullanmalıdır. Asla sandığa gitmemezlik yapmamalıdır. Herkes bulunduğu yerde oyuna da sandığa da sahip çıkarak bu yeni yaşamı özgür yaşamı birlikte var etmek için çorbaya tuzunu katmalıdır' diye konuştu. 'KENAN EVREN YASASINI DEĞİL, ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİ DİKKATE ALACAĞIM' Cumhurbaşkanı seçildiği zaman taşeronluk sistemini ortadan kaldıracağını belirten Demirtaş, 'Türkiye'nin tüm ezilenleri yok sayılanları artık bir araya gelsin istiyoruz. Kürt, Türk, Alevi, Sünni demeden bu soygun düzenine bir 'Dur' desinler. Cumhurbaşkanlığı seçiminde bunu başarabilirsiniz. Parası serveti asla ve asla bizim hayal edemeyeceğimiz kadar birikmiş olanlar, kanun kadar zengin olanlar yani Arap şeyhlerinden daha zengin olanlar, maden işçisinin amelenin derdinden anlayamaz. Eğer Çankaya'da biz olursak, sizin adınıza orada görev yaparsam taşeron uygulamasını Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğim. Taşeron uygulaması bu ülkede bitecek. Öyle bir soygun düzeni kurdular ki taşeronun taşeronu onunda taşeronu var. O hale getirdiler ki taşeron sistemini her yere yaydılar. Bu sistem kalkmalıdır. Herkes doğrudan ya işverenle ya da devletle doğrudan sözleşme yapıp çalışmalıdır. Taşeron sistemi kölelik sistemidir. Cumhurbaşkanı olarak üstüme düşeni yapacağıma söz veriyorum. Cumhurbaşkanı olursak iş güvencesi olmadan ne madenlerde ne inşaatlar da sizin emekçileri canını vere vere çalışmasına müsaade etmeyeceğiz. Önce sosyal güvenliğiniz olacak. 24 milyon işçinin yarısı kaçaktır. Ne sendika güvencesi ne sosyal güvence var. Eğer cumhurbaşkanı olursam tüm bu yasaları iptali için anayasa mahkemesine gideceğiz. Çünkü elimizde uluslarası ILO sözleşmesi var. Cumhurbaşkanı olursam Kenan Evren anayasasını değil uluslararası sözleşmeleri dikkate alacağım' dedi. 'TEKLİK ALLAH'A MAHSUSTUR' Demirtaş şöyle devam etti: 'Bizim dışımızda iki adayında ezilenden, emekçiden, yoksuldan, kimliği meshebi inkar edilenden yana bir tavrı yok. Olmayacak. Yeterince devlet başkanı var zaten. Maşallah devletin başındaki adam kendini zaten padişah zannediyor. Onu bir kademe daha yukarıya çıkarmanın bir anlamı yok. 'Tayyip Erdoğan'ı seviyorum' diyenler onu başbakan olarak orada bıraksınlar. Bizi başa getirsinler ki denetleyebilelim. Çünkü bunlardan ezilene adalet gelmeyecek. Bunlar halka adalet getirmeyecekler. Tek başına tüm ülkenin sultanı, padişahı olmak istiyor. Biz hiçbir alanda tekliği savunmayacağız. Ne tek adam olmayı, ne tek din olmayı, ne tek millet olmamayı savunmayacağız. Teklik Allah'a mahsustur. Onun dışındaki teklik faşizmdir.' 'NAR GİBİ OLACAĞIZ' Hedefinin Türkiye'yi nar gibi bir bütün içinde ele almak olduğunu da vurgulayan Demirtaş, 'Kürt'ün, Türk'ün, Roman'ın kendi diliyle çocuğunu eğitmesinin savunucuğunu yapacağız. Nar gibi olacağız. Bizi birleştiren kabuk tek olacak. İçini açtığında binlerce tane olacak. Nar gibi olmazsak bu ülkede mutluluğun tadını alamayız. Herkesin ana dilinde eğitim yapmasını, ibadet yapmasını savunacağız. Özgürce yaşamanın teminatı Çankaya'da biz olacağız. Başını örtmek isteyen, camide namazını kılmak isteyen, cemevinde ibadetini yapmak isteyen yapacak. Yani Alevi de Sünni de birbirinin yanında korkmadan kardeşçe eşitçe yaşayacak. Bu Cumhurbaşkanı seçimi tüm Türkiye'yi birleştirmek için eşitlik köprüsüyle bağlantı kurabilmek için bir fırsattır. Duble yol yapıp, duble yolsuzluk yapanlara karşı barışın yolunu yapmak için bir fırsattır. Barışın tüm taşlarını döşemek için bir fırsattır' dedi. 'ASIL BÖLÜCÜ BAŞBAKANDIR' Kendilerine yıllardır bölücü olarak hitap edildiğini hatırlatan Demirtaş, 'Seçim sonuçları bizim savunduğumuz ilkelerin zaferiyle sonuçlanacak. Bunlar istediği kadar seçim çalışmalarımızı engellemek için hareket etsinler, ellerinden geleni yapsınlar. Onlar, bu dilden anlıyorlar. Kullandıkları tek dil küfür, hakarettir. Bize yıllardır, 'bölücü terörist' diyorlar. Biz yıllardır Türkiye'yi adım adım dolaşıp birliği gerçekleştirmek isterken onlar ülkeyi birbirine düşman hale getirdiler. Asıl bölücü zihniyetin onlar olduğu anlaşılıyor. Asıl en büyük bölücülüğünün kendisine oy vermeyene, Alevi'ye, Ermeni'ye hakaret eden başbakanın kendisidir. Kendi halkına bu kadar hakaret eden bir lider halkın başkanı olamaz' diye konuştu. 'SINIF BAŞKANI BİLE OLAMAZ' 'Parası pulu elindeki serveti halkından saklayan bir kişi halkına güven veremez' diyen Demirtaş şöyle devam etti: 'Halkın karşısına çıkıp diğer adaylarla tartışmayı göze alamayan halkın başkanı olamaz. Bırakın halkın başkanı sınıf başkanı bile olamaz. Özellikle gençler, kadınlar seçim iki hafta gibi az bir zamanın kaldığı dönemde ev ev, mahalle mahalle dolaşıp ikna olmayanları ikna edin. Herkes sandığa gitsin, herkes oyunu 'barıştan, kardeşlikten yana kullansın' diye destek olun. Bu seçimde de sizlere güveniyoruz. Özellikle anneler bu çalışmayı yaparsa Türkiye'nin her yerinden bu çağrıya büyük oylar alacağız. Herkesi şaşırtacak bir sonucu ortaya çıkaracağız. Çankaya yollarının birilerine otoban olmadığı görülecek. Kolay kolay Çankaya'yı kendi malı haline getiremeyecekler. Kimse halklarımıza artık hakaret edemeyecek.' Sandığa gidecek seçmenleri elini vicdanına koymaya davet eden Demirtaş, 'Oy verme kabinine girenler, üç fotoğrafa iyi baksın. Vicdalarına danışarak oy versin. Kim halkın çocuğu, kim işçinin çocuğu, kim para babasıdır. 'Kim para çalıyor' ona iyi baksın, ona göre oy versinler' dedi. 'MANİSA'NIN NE NEHİRLERİNİ BİLİYORLAR NE DE DERELERİNİ' Diğer iki adayla ilgili olarak, 'İşte Manisa'nın ne nehirlerini biliyorlar ne de derelerini' diyen Demirtaş, Manisa'nın çevre sorunu haline gelen Gediz nehri yerine Aydın'dan geçen Büyük Menderes ismini kullanarak gafa imza attı. Demirtaş şunları söyledi: 'Büyük Menderes artık canlı yaşamının bile olamayacağı bir atık suya dönüşüyor. Bütün fabrika atıkları, sanayi atıkları Büyük Menderes'e akıyor ve kimse de demiyor ki yaşamın kaynağı olan bütün bu tarlaları, bağ bahçeleri canlı tutan bu su kurursa kirlenirse, bu topraklara verim getirmezse ne olacak? Nehirler kirlenmiş, çiftçiler ürün yetiştiremiyor, nehrin suyunu kendi tarlasına bile veremiyor bu hükümetin umurunda bile değil. İşte bir halk başkanı olursa, cumhurbaşkanı olursa kimse nehirlerimizi, derelerimizi kirletemeyecek.' Demirtaş, konuşmasını ardından seçim otobüsünden inip, karayolu ile İzmir'e hareket etti. Nermin UÇTU - Kamera: : İlker KILIÇASLAN / MANİSA, (DHA)
Mudanya Belediyesi Suriyelileri İlçe Dışına Attı, 'Haberi' Facebook'ta Paylaştı
Bursa’nın Mudanya ilçesinde kalan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca Suriyeli, zabıta ekiplerince toplanarak, zorla ilçe dışına çıkarıldı. “Vatandaşlardan gelen şikayetler nedeniyle Suriyelilerin ilçe dışına çıkartıldığını” Mudanya Belediyesi, olayı “Suriyeliler Mudanya’dan gönderildi” başlığıyla haberleştirerek, internet sitesinde ve Facebook’ta yayınladı. Mudanya Belediyesi’nin Facebook sayfasında haberin altına yapılan ayrımcı yorumlar da dikkat çekti. Mudanya Belediyesi zabıta ekipleri 25 Temmuz’da ilçede kalan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca Suriyeliyi araçlara bindirerek ilçe dışına attı. Mudanya Belediyesi’nden yapılan açıklamada, Suriyelilerin ilçe sakinlerinin şikayetleri üzerine ilçe dışına gönderildiği belirtildi. Mudanya Belediyesi’nin internet sitesinde yer alan haberde şu ifadelere yer verildi: Mudanya ve Güzelyalı Mahallesi’nde son zamanlarda sayıları sürekli artan, Suriye'deki iç savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyeliler, Mudanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerince ilçe dışına gönderildi. Özellikle, Güzelyalı sahili kordon boyunda yerlere serdikleri yataklara gelişi güzel olarak yatan Suriyeliler, Güzelyalı Mahallesi Kent Meydanı’nda bulunan yeşil alan ve parklarda yatıp kalkıyor, vatandaşların verdikleri yemekleri yiyor, verdikleri giyecekleri giyiyorlardı. Suriyeli vatandaşların sayılarının her geçen gün artması ve küçük yaştaki çocuklarının sokaklarda araçları durdurarak dilenmeye başlaması ve kamuya ait mallara zarar vermeleri şikayetleri yoğunlaştırdı. Suriyeliler konusunda ilçede artan şikayetler üzerine Mudanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü harekete geçerek, denetimler sonucunda Suriyelilerin Mudanya dışına gönderildiği belirtildi. Son iki aydır Mudanya ve Güzelyalı Mahallesi’ni kendilerine mesken tutan Suriyeliler hakkında vatandaşlar, 'Dilenerek insanların dini ve iyi niyetli duygularını istismar ediyorlardı buda bizleri rahatsız ediyordu, Mudanya Belediye Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin Suriyelileri şehir dışında çıkarması iyi oldu. Keşke ülkelerinde iç savaş olmasaydı da kendi yurtlarından evlerinden bu kadar uzaklaşmasalardı' dediler. Mudanya Belediye Zabıta Müdürlüğü'nün bu yönde ki çalışmalarının aralıksız olarak süreceği belirtiliyor. Aynı görüntülerin Mudanya Belediye sarayı karşısında bulunan İsmet İnönü bulvarında da yaşandığı ve ilçe halkının yoğun şikayetleri karşısında zabıta müdürlüğü ekiplerince Suriyeliler ilçe dışına çıkarılmaya başlandı. Mudanya Belediyesi’nin Facebook sayfasında bu haberin altına yapılan yorumlar da tepki çekti. Habere yorum yapan Facebook kullanıcılarından bazıları, Mudanya'dan atılan Suriyelilerin Bursa'da yaşayanları rahatsız edeceğini öne sürerek, mültecilerin il sınırları dışına çıkarılmasını talep etti. T 24
Reklam