'Cemil Çiçek Anayasayı İhlal Suçuna Ortaklık Ediyor'
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, MYK toplantısı devam ederken bir basın toplantısı düzenledi.Konuşmasında 12'nci Cumhurbaşkanı seçilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hala başbakan sıfatını kullanıyor olmasını eleştiren Koç, 'Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarıyla bağlı olarak resen görev yapması gereken tüm anayasal kurumlar, başta Cumhurbaşkanlığı makamı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü olmak üzere kanunsuz emir ve talimat yoluyla görevlerini yapamaz hale getirilmişlerdir. Felç edilmişlerdir. Toplumun hukuki anlamda hukuki karşılama noktasında nihai kurumlardan birisi haline gelen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla talepte bulunma aşamasına gelinmiştir. Bu konudaki çalışmalar sürüyor' dedi. Almanya'nın Türkiye'yi dinlediği iddiaları hakkında da değerlendirmelerde bulunan Haluk Koç, 'Bunları biz Alman medyasından öğreniyoruz. Uluslararası medyada dile getirildikten sonra Türkiye’ye yansımalarını görüyoruz. Türkiye’de böyle bir haber yapma hakkı var mı? Maalesef yok. Dışişleri Bakanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan neden bu konuda hiçbir şey söylemiyorlar? Bütün yaptıklarınız uluslararası istihbaratın bilgisi dahilinde. Kayıtlarda demek ki. O zaman siz sadece IŞİD’in rehinesi değilsiniz siz uluslararası rehinesiniz. Alman istihbaratı da paralelcilerin eline mi geçti?' diye konuştu. 'TÜRKİYE'DE İLK DEFA RESMİ GAZETE'NİN LOKAVT İLAN ETTİĞİNİ GÖRÜYORUZ' Haluk Koç, Resmi Gazete'nin lokavt ilan ettiğini söyledi. Koç, 'Birinci temel konu, bir espri ile başlayalım isterseniz; Türkiye’de ilk defa Resmi Gazete’nin lokavt ilan ettiğini görüyoruz. Bu önemli bir tanım. Çünkü hepimiz biliyoruz yasal zorunluluk nedeniyle yayınlanması gereken YSK kararları bizzat Başbakanlık tarafından talimatla gizlenir, yayınlanmaz ve yayınlatılmaz hale getirilmiş durumda. YSK, geçen cuma günü mesai bitiminde cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili kesin, resmi sonuçları açıkladı ve ilgili kararını Resmi Gazete’ye yayınlanmak üzere elden götürdü. TBMM Başkanlığına da mazbatayı götürdü. 5 gündür Resmi Gazete susmuş, susturulmuş durumda. Onun için lokavt dedim. YSK’dan çıkış tarihi 15.08.2014 sayı 2014/3719…' dedi. 'ORTAKLAŞA HAREKET EDİLEREK ANAYASA İHLALİ YAPILMAKTADIR' Türkiye'de tüm kurumların cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kesin sonuçlarının açıklanmasından itibaren ağır bir suç işlediğini savunan Koç, 'Anayasamıza göre tüm kurum ve kuruluşlar ve kişiler YSK kararlarına uymak zorundalar. Başkanalık ve Resmi Gazete maalesef bu işin üzerine yatar bir fotoğrafın içine girdi. Anayasa gereği olan emri yerine getirmiyor, getirmemekte de direniyor. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürü Sayın Mustafa Özyar, nedense izne çıkıyor bu süre içerisinde veya izne çıkma talimatı alıyor. Yerine vekalet eden kişi, yardımcısı görevini yerine getirmiyor. Türkiye, cuma akşamından itibaren buharlaşmış bir ülke konumundadır. Tüm kurumlarıyla Türkiye siyaseten tarif edilemeyen bir ülke konumuna düşmüştür. Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık görevlerinin gereklerini yerine getirmez durumdadırlar şu anda. Ortaklaşa hareket ederek anayasa ihlali yapmaktadırlar. Ağır bir suç işlemektedirler' diye konuştu. 'SAYIN ÇİÇEK DE ANAYASAYI İHLAL SUÇUNA ORTAKLIK ETME DURUMUNDADIR' Haluk Koç, şunları kaydetti: 'Cumhurbaşkanlığı makamı, artık kendi yol arkadaşlarının kendisine karşı hazırladığı resen emekliliğe sevk tuzağının duygusal tepkisi içerisinde. Cumhurbaşkanlığı makamının yansıması bu. Sayın eşleri ile beraber bu duygusal tepkilerini medyada izliyorsunuz, konuşmaları, açıklamaları biliyorsunuz. İçlerinden geçen tepkileri yansıtır vaziyetteler. Şu aşamada görevi nedir cumhurbaşkanının, Sayın Gül’ün hala? Boşalmış olan başbakanlığa atama yapması, gerekli bir nokta. Yapmıyor. Yapamıyor veya yaptırılmıyor. 28 Ağustos’a kadar bekleyeceği görülüyor. Cumhurbaşkanı anayasada öngörülen yetkilerini ve görevlerini tarif eden hükümleri alenen çiğniyor. Hukuk deyimiyle söyleyelim, anayasayı ihlal suçu işliyor. TBMM Başkanı Sayın Çiçek, görevini yerine getirmemekten doğan eleştirilerimiz karşısında zaman zaman tepki gösterdiği bize yansıyor ama üzülerek belirtiyorum Sayın Çiçek de anayasayı ihlal suçuna ortaklık etme durumundadır. Cuma akşamında itibaren seçilen cumhurbaşkanının meclis üyeliğinin bittiğini ilan etmek zorundaydı. O da anayasayı ihlal suçuna bu bildirimi yapmamakla ortaklık etmektedir.' 'BU KANUNSUZ SÜREÇ YARGI ÖNÜNE MUTLAKA TAŞIYACAKTIR' Erdoğan'ın başbakan sıfatıyla kongreye katılacak olmasını eleştiren Koç, 'Başbakanlık YSK kararını yayınlatmamaktadır, suça ortaklık etmektedir. Bu kanunsuzluğa eğer bir telkin, emir varsa uyanların da yasal sorumlulukları ortadadır. Bir çift söz de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na seçilen cumhurbaşkanının YSK’nın resmi sonucu ilan etmesiyle seçilenin siyasi parti üyeliğinin bittiğinin belirtilmesi gerekir. 27 Ağustos’ta gelecek hafta yapılacak AKP Kongresi’ne AKP Genel Başkanı sıfatıyla katılacak Erdoğan’ın bu sıfatla oraya yön vermesi, kurultayı açması ve idari ve siyasi tasarrufta bulunması yasal çerçeve içerisinde mümkün gözükmemektedir. Devlet, tüm kurumlarıyla tek kişinin siyasi hesapları üzerine buharlaştırılmış, sanallaştırılmış durumda. Hukuk işletilmiyor. Anayasa devlet kurumları ve organları eliyle ihlal ediliyor. En ağır hukuk suçu işleniyor. Tek bir kişi tüm anayasa ve hukuk sistemini ‘Ben böyle istiyorum kardeşim, git bak işine’ tarzındaki değerlendirmelerle çiğniyor. Bütün bunları topladığınızda 17 ve 25 Aralık süreçleriyle beraber şimdi yaşatılan bu kanunsuz süreç eninde sonunda sorumluluklarını yargı önüne mutlaka taşıyacaktır' dedi. Haluk Koç, Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarıyla bağlı olarak resen görev yapması gereken tüm anayasal kurumların görev yapamaz hale geldiğini ifade etti. Koç, 'Başta Cumhurbaşkanlığı makamı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü olmak üzere kanunsuz emir ve talimat yoluyla görevlerini yapamaz hale getirilmişlerdir. Felç edilmişlerdir. Toplumun hukuki anlamda hukuki karşılama noktasında nihai kurumlardan birisi haline gelen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla talepte bulunma aşamasına gelinmiştir. Bu konudaki çalışmalar sürüyor' ifadelerini kullandı. 'HANGİ BİLGİLERİN ŞANTAJI ALTINDASINIZ?' Türkiye'nin Almanya'yı dinlediği iddialarına yönelik hükümete eleştirilerde bulunan Koç, şunları kaydetti: 'Bunları biz Alman medyasından öğreniyoruz. Uluslararası medyada dile getirildikten sonra Türkiye’ye yansımalarını görüyoruz. Türkiye’de böyle bir haber yapma hakkı var mı? Maalesef yok. Dışişleri Bakanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan neden bu konuda hiçbir şey söylemiyorlar? Dışişleri Bakanı’nın durumu kurtarmak adına söylediği bir iki cümleyi açıklama olarak kabul etmiyoruz. Neden konuşmuyorsunuz? Sen değil miydin Mısır için ortalığı ayağa kaldıran? Sen değil miydin Suriye’nin Irak’ın iç işlerine karışan? Sen değil miydin Dışişleri Bakanlığında yapılan bir iç toplantının dinleme kayıtlarının Süleyman Şah Türbesi’ne tezgahlanan Türkiye kaynaklı saldırının Türkiye’nin Suriye’ye saldırması için bahane yaratılma olayı gibi bu ortaya çıktığında ortalığı birbirine katan siz değil miydiniz? Benim mahremime girilmiş, ailemle konuşmalar dinlenmiş diye ortalığı birbirine katan sen değil miydin? Niye sesin çıkmıyor? Bütün yaptıklarınız uluslararası istihbaratın bilgisi dahilinde. Kayıtlarda demek ki. O zaman siz sadece IŞİD’in rehinesi değilsiniz siz uluslararası rehinesiniz. Alman istihbaratı da paralelcilerin eline mi geçti? Konuşsanıza. Hangi bilgilerin şantajı altındasınız? Sadece sizi değil, Türkiye’yi de o şantajın o rehineliğin içine soktunuz.' 'GÜL, PARTİYE KAZANDIRDIĞI DAVUTOĞLU'NA RAKİP OLACAK' Abdullah Gül için bundan sonraki sürecin nasıl olacağına dair yorumda bulunan Haluk Koç, Gül'ün oyun dışı bırakıldığını iddia etti. Koç, 'AKP için ciddi bir sona gidişin ön habercisidir. CHP'de bit, pire oluyor ama belli odaklar AKP içindeki bu fokurdanmayı daha fazla göremez hale gelemezler. AKP içinde parti içi savaş kapıya dayanmıştır. Silahlar çekilmiştir, saflar netleşmiştir. Sayın Gül, oyun dışı bırakılmış, İstanbul'a hicreti zorunlu kılınmıştır. Sayın Gül, kendi elleriyle partiye kazandırdığı Davutoğlu Ahmet'in stratejik derinliğinin dehlizine atılmıştır durumdadır. Bu durumu içine sindiremediği açık Sayın Gül'ün. Sitemkar bir ifadeyle yeni başbakanı deşifre ediyor. 'Bizim cenahtan epeyce saygısızlık gördüm doğrusu', bu söz Sayın Gül'e aittir. Bu sözleriyle Sayın Gül, kendisine bu saygısızlığı yapanlarla hesaplaşacağı günü dört gözle beklediğini bir şekilde ortaya koymuştur. Kardeşlik, mardeşlik böyle bir hukukun yakın dönemde olmayacağını kanıtlamıştır. Kurduğu partinin elinden kayıp gittiğini gören Sayın Gül, ya bu duruma dur diyecek parti içi muhalefete soyunarak kendi elleriyle partiye kazandırdığı Davutoğlu'na rakip olacak. Ya da yeni dönemde yeni bir partinin arayışı içinde olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur' diye konuştu. 'HANGİ SENARYOYU ÇEVİRİYORSUNUZ, YAZIK DEĞİL Mİ ORADA ŞEHİT OLAN ASKERE?' Koç, Lice'de yaşanan heykel krizi ile ilgili değerlendirmede bulundu. Koç, 'O heykel oraya nasıl geldi? Nasıl getirildi? Dikilirken oraya senin haberin yok muydu? Müsaden, rızan var mıydı? Bir yandan İmralı ile görüşelim bir yandan Kandil ile de devlet olarak temas edelim söylemlerinin arkasında böyle oldu bitti senaryolar yaparak yani bir yandan dikilmesine müsaade edip bir yandan gösteri ile yıkarak, 'bak ben gerektiğinde içeride şunu da tutuyorum' mesajı kitlelere verilerek hangi senaryoyu çeviriyorsunuz siz? Yazık değil mi orada şehit olan askere? Sayın Demirtaş'a seslenmek istiyorum. Bu tür politikalar, hiçkimseye bir fayda getirmez. Hep beraber bu topraklarda yaşayacağız' dedi 'HİÇ KİMSENİN SEYİRCİ ENGELLEMEK GİBİ TEDBİRİ YOK' CHP Genel Başkan Adayı Muharrem İnce'nin diktatör değerlendirmesi ve CHP'de yapılacak olan Kurultay hazırlıklarına ilişkin son bilgiler sorulan Haluk Koç, 'Kurultayla ilgili tarih bellidir. Kurultayın yapılacağı yer bellidir. Belki de Türkiye'de ilk kez daha önce spor salonlarının karışıklığından öte zorunluluktan doğan bir yer seçimi olmuştu ifade etmiştik. Hiç kimsenin seyirci engellemek, katılımı azaltmak gibi tedbiri yok. İsteyen gelsin buyursun. CHP'de adaylık için iddia ortaya koyan arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Herkes söylediğinin siyasi sorumluluğunu taşır. Ben başarı dileğinden başka bir şey söylemiyorum. Gündemin ana konusu CHP değil AKP, uluslararası alanda son çıkan rezaletler ve Türkiye'de şu an yaşadığımız devletin buharlaştırılması' ifadelerini kullandı. 'SAYIN GENEL BAŞKANIMIZ YEMİN TÖRENİNE KATILMAYACAK' CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığı yemin törenine katılmayacağını söyleyen Koç, 'Sayın genel başkanımız, yemin törenine katılmayacak. Bu hukuksuzluk sürecinde yemin eden kişi, anayasaya bağlılığını yemin edecek. Anayasa ihlal ediliyor ortada. Yüzde 385 oy aldı adayımız. Belki yüzde 38.5'u temsil eden 38-39 arkadaşımız katılır. Kimseye bir zorlama yapmıyoruz. Bir parti kararı yok. Yemin edecek kişinin daha işin başında sadakatinin olmadığını görmediğim inanmadığım bir sürece ben de katılmayacağım' dedi. 'CHP'DE TASFİYE OLMAYACAK' 'Kurultay'da tasfiye olmayacak' açıklamalarının MYK'da görüşülüp görüşülmediği sorulan Koç, 'CHP'de böyle bir eline kalem kağıt alıp şu çizilecek, bu gidecek, bu gelecek... Böyle bir şey olmaz. Tüzüğümüz de ortada. Biz bu süreçleri sağlıklı yaşayabilen deneyimi olan bir partiyiz' değerlendirmesinde bulundu. 'ASIL UYGULAMA ÇARŞAF LİSTEDİR' Blok liste ve çarşaf liste tartışmaları hakkında değerlendirmede bulunan CHP'li Koç, şunları kaydetti: 'CHP tüzüğünde asıl olan çarşaf liste uygulamasıdır. Bu çarşaf liste uygulaması da 26-27 Şubat 2012 tarihinde yapılan tüzük kurultayı ile gelmiştir. Daha önce tüzük anti-demokratikleştirilirken hiç siyasi tavır koymayanların bugün başka bir arayış içinde olduklarında demokrasiyi hatırlamaları çok ilgi çekicidir. Asıl uygulama çarşaf listedir. Ben genel başkanın başka bir düşünce taşıdığını görmüyorum.' 'SAYIN SARIGÜL, MYK TOPLANTISINA GİRMEMİŞTİR' Mustafa Sarıgül'ün MYK toplantısına katılıp Kılıçdaroğlu ile görüştüğü iddiaları için Haluk Koç, 'Mustafa Sarıgül, bir hayalet olarak MYK toplantısına girdiyse onu ben görmedim. MYK toplantısında ben vardım. Sayın Sarıgül, sayın genel başkanla makamında görüşmüş olabilir. Gayet doğaldır. Sayın Sarıgül, MYK toplantısına girmemiştir. Böyle bir olay yaşanmamıştır, ben canlı tanığıyım' diye konuştu. CHP Basın Birimi'ne göre Koç'un açıklamalarının tamamı şöyle; 'CHP Sözcüsü Prof.Dr.Koç ilk kez resmi gazetenin lokavt ilan ettiğine dikkat çekerek, “Yasal zorunluluk nedeniyle yayınlanması gereken YSK kararları bizzat Başbakanlık tarafından talimatla gizlenir, yayınlanmaz, yayınlatılmaz hale getirilmiş durumda” dedi. -“Türkiye Cuma akşamından itibaren buharlaşmış bir ülke konumundadır. Devlet tüm kurumlarıyla tek kişinin siyasi hesapları üzerine buharlaştırılmış, sanallaştırılmış bir durumda” -“Cumhurbaşkanlığı makamı, yol arkadaşlarının kendisine karşı hazırladığı resen emekliliğe sevk tuzağının duygusal tepkisi içinde. Sayın Gül’ün boşalmış olan Başbakanlığa atama yapması gerekli, yapmıyor, yapamıyor veya yaptırılmıyor. Hep beraber Anayasayı ihlal suçu işliyorlar.“ -“Alman istihbarat örgütünün Türkiye’yi dinlediği haberleri acı bir sahneyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Benim mahremime girilmiş, ailemle konuşmalar dinlenmiş diye ortalığı birbirine katan şimdi neden konuşmuyorsun. Niye sesin çıkmıyor? Bütün yaptıklarınız, ettikleriniz uluslararası istihbaratın bilgisi dahilinde. Kayıtlarda demek ki. O zaman siz sadece IŞİD’in rehinesi değilsiniz. Siz uluslararası rehinesiniz.” -“Suspuslar. Biri resmi gazetenin anahtarını almış gitmiş tatil yapıyor, Dışişleri bakanı sudan bir iki cümleyle vaziyeti kurtarmaya çalışıyor. Hani şu kapalı zarf ihalesiyle Başbakanlık görevi verilecek kişi. Ee? Devletin mahremine girilmiş mi? Girilmiş. Niye çıtınız çıkmıyor? Alman istihbaratı da paralelcilerin eline mi geçti? Konuşsanıza.” -“Neler karıştırdınız Türkiye’de şimdiye kadar? Hangi pisliklere bulaştınız? Hangi bilgilerin şantajı altındasınız? Sadece siz değil, Türkiye’yi de o şantajın, o rehineliğin içine soktunuz. Konuşun. Ah kardeşlerim diye meydanlarda saçma sapan nutuklar atıyorsun konuşsana. Nasıl rehin düştün sen? Seni hangi bilgiler uluslararası rehine noktasına taşıdı?” -“Bütün dünya terör örgütü diyor IŞİD’e, El Nusra’ya. Tek terör örgütü demeyen Türkiye’nin yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı ve kadrosu. Onlara göre IŞİD unsurları terör örgütü değil. Sadece IŞİD 49 kişi rehin tutmuyor aslında Türkiye Cumhuriyetini rehin alıyor demiştik. Alman istihbaratının dinleme faaliyetinde söylediğim gibi sadece IŞİD rehin almamış Türkiye’yi uluslararası rehine durumuna düşmüşüz haberimiz yok.” -“O heykel oraya nasıl geldi? Nasıl getirildi? Dikilirken senin haberin yok muydu? İstihbaratın yok muydu? Müsaaden, rızan var mıydı? Veya bir yandan İmralı’yla görüşelim, bir yandan Kandille de devlet olarak doğrudan temas edelim söylemlerinin arkasında böyle oldu bitti senaryolar yaparak, yani bir yandan dikilmesine müsaade edip bir yandan gösteriyle yıkarak bak ben gerektiğinde içerde şunu da tutuyorum mesajı kitlelere verilerek hangi senaryoyu çeviriyorsunuz siz?” -“Akıllı bir devlet hala bu kışkırtma politikalarını, bu küçük senaryoları bu kadar hassas bir konuda uygulayabilir mi, uygulatabilir mi? Sayın Demirtaş’a da seslenmek istiyorum, bu tür provokasyonlar hiç kimseye bir fayda getirmez. Hep beraber bu topraklarda yaşayacağız. Hep beraber kardeşçe demokratik bir ülkenin tüm altyapısını hep beraber dün nasıl kurduysak bugünde çağın demokrasi arayışında hep beraber yapacağız. Onun için herkesi sağduyuya, izan sahibi olmaya davet ediyorum.” -“Buram buram provokasyon kokan, bir devlet oyunu olduğu çok açık ortada olan bu heykel olayının sorumlularının, oraya dikilmesine müsaade edip daha sonra tepkileri kabartarak kaldırma yoluna giderken yaşanabilecek olayları başka bir siyaset malzemesi olarak kullanacakların dikkatle izlenmesini söylüyorum.” -“AKP içinde parti içi savaş kapıya dayanmıştır. Silahlar çekilmiştir, saflar netleşmiştir. Sayın Gül oyun dışı bırakılmış gördüğümüz kadarıyla İstanbul’a hicreti zorunlu kılınmıştır. Sayın Gül başka bir deyişle kendi elleriyle partiye kazandırdığı Davutoğlu Ahmet’in stratejik derinliğinin dehlizine atılmış durumdadır” -“Bu durumu içine sindiremediği açık olan Sayın Gül ilk manevrasını dün yapıyor. Yeni Başbakanı deşifre ediyor. Bizim cenahtan epey de saygısızlık gördüm diyor. doğrusu. Bu sözleriyle Sayın Gül kendisine bu saygısızlığı yapanlarla hesaplaşacağı günü dört gözle beklediğini ortaya koymuştur.” -“Siz inanabiliyor musunuz Sayın Gül’ün görev süresi bittikten sonra İstanbul’a yerleşip boğazdan geçen vapurları seyredeceğini. İnanmadığınız açık. Ben de inanmıyorum. Kurduğu partinin elinden kayıp gittiğini gören Sayın Gül ya bu duruma dur diyecek, Davutoğlu’na rakip olacak, ya da yeni bir partinin arayışı içinde olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Kıdemlilerle yeni yetmelerin bir iç siyasi mücadelesine AKP’de tanık olacağız demektir.” -“Siyaset kendi içinde bitiş noktasına götürür kişileri. Zaman zaman kurallar içerisinde parti ahlakı içerisinde yönetim anlayışlarını eleştirmiş, buna göre tavır almış bir kişiyim. Ama hiçbir zaman CHP’den tasfiye olmadım. Ben de kendimi tasfiye ettirtmedim” -“CHP’de eline kalem kağıt alıp şu çizilecek, bu gidecek, bu gelecek böyle bir şey olmaz. O konuda hiç kimsenin bir tereddüdü olmasın. Sayın Genel Başkanın demokrasi anlayışı da bununla örtüşmez” -“Sadece Torba Yasa değil devleti torbaya çevirdiler…” -“10 Ağustosa kadar iddiasını ortaya koyan bir kimse var mıydı? Hemen ertesi günü efendim kurultay derhal toplansın, istifa edilsin, başarısızlık gibi bir takım açıklamalar oldu. Ne istendi bizden? Bir an önce kurultayı toplayın. Topluyoruz. O da eleştiriliyor. CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve güncel her konuya ilişkin soruları da şöyle yanıtladı; “Değerli arkadaşlarım, hoşgeldiniz. Şuanda Merkez Yönetim Kurulumuz toplantı halinde ve hem 5 – 6 Eylül kurultayıyla ilgili hazırlıklarımızı, hem de dünden beri tekrar hızlanan bazı tartışmaların, Türkiye’deki iç siyaset gündeminin değerlendirmesini yapıyor. Ben bu konudaki değerlendirme özetleriyle huzurunuzdayım. Daha sonrada her zaman olduğu gibi sorularınız olursa onları da bütün içtenliğimle yanıtlamaya çalışacağım. Değerli arkadaşlarım, birinci temel konu bir espriyle başlayalım isterseniz. Yani Türkiye’de ilk defa resmi gazetenin lokavt ilan ettiğini görüyoruz. Bu önemli bir tanım. Çünkü hepimiz biliyoruz yasal zorunluluk nedeniyle yayınlanması gereken YSK kararları bizzat Başbakanlık tarafından talimatla gizlenir, yayınlanmaz, yayınlatılmaz hale getirilmiş durumda. Biliyorsunuz YSK geçen Cuma günü mesai bitiminde Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili kesin resmi sonuçları açıkladı ve ilgili kararını resmi gazeteye yayınlanmak üzere elden götürdü. TBMM başkanlığına da mazbatayı götürdü. 5 gündür resmi gazete susmuş, susturulmuş durumda. Onun için lokavt dedim. YSK’dan çıkış tarihi 15.08.2014, sayı 2014/3719. Değerli basın mensupları, değerli yurttaşlarımız anayasamıza göre tüm kurum ve kuruluşlar ve kişiler YSK kararlarına uymak zorundalar. Başbakanlık ve resmi gazete maalesef bu işin üstüne yatar bir fotoğrafın içine girdi ve anayasa gereği olan emri yerine getirmiyor, getirmemekte de direniyor. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürü Sayın Mustafa Özyar nedense izne çıkıyor bu süre içerisinde veya izne çıkma talimatı alıyor gereğini yerine getiriyor. Yerine vekalet eden kişi yardımcısı görevini yine aynı şekilde yapmıyor, yerine getirmiyor. Sonuç; Türkiye Cuma akşamından itibaren buharlaşmış bir ülke konumundadır. Tüm kurumlarıyla Türkiye siyaseten tarif edilemeyen bir ülke konumuna düşmüştür. Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık görevlerinin gereklerini yerine getirmez durumdadırlar şuanda. Ve ortaklaşa hareket ederek anayasa ihlali yapmaktadırlar. Ağır bir suç işlemektedirler. İsterseniz sırayla bakalım görevlerine ve neyi ihlal ettiklerine. Cumhurbaşkanlığı makamı; artık kendi yol arkadaşlarının (birazdan değineceğim) kendisine karşı hazırladığı resen emekliliğe sevk tuzağının duygusal tepkisi içinde. Cumhurbaşkanlığı makamının yansıması bu. Sayın eşleriyle beraber bu duygusal tepkilerini medyada izliyorsunuz, konuşmaları biliyorsunuz, açıklamaları biliyorsunuz. Tepkileri yansıtır vaziyetteler içlerinden geçen. Şu aşamada görevi nedir Cumhurbaşkanının? Sayın Gül’ün hala. Boşalmış olan Başbakanlığa atama yapması gerekli bir nokta. Yapmıyor, yapamıyor veya yaptırılmıyor. 28 Ağustos’a kadar bekleyeceği görülüyor. Yani Cumhurbaşkanı anayasada öngörülen yetkilerini ve görevlerini tarif eden hükümleri alenen çiğniyor. Yani hukuk deyimiyle söyleyelim anayasayı ihlal suçu işliyor. TBMM Başkanı; daha öncede vurguladım hep de ekledim. Sayın Çiçek burada görevini yerine getirmemekten doğan eleştirilerimiz karşısında zaman zaman tepki gösterdiği bize yansıyor ama üzülerek belirtiyorum Sayın Çiçek’te bu anayasayı ihlal suçuna ortaklık etme durumundadır. Cuma akşamından itibaren seçilen Cumhurbaşkanının meclis üyeliğinin bittiğini ilan etmek zorunda idi. Başka bir bildirime gerek yok. YSK kesin kararı yeterlidir. O da anayasayı ihlal suçuna bu bildirimi yapmamakla maalesef ortaklık etmektedir. Gelelim Başbakanlığa. Resmi gazetede lokavt ilan eden bir Başbakanlık bunu deminde söyledim. YSK kararını yayınlatmamaktadır, suça ortaklık etmektedir. Tabi bu arada bu kanunsuzluğa eğer bir telkin emir varsa uyanlarında yasal sorumlulukları ortadadır. Bir çift sözde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına. Seçilen Cumhurbaşkanının YSK’nın resmi sonucu ilan etmesiyle seçilenin siyasi parti üyeliğinin bittiğinin belirtilmesi gerekir. Ki, 27 Ağustos’ta gelecek hafta yapılacak AKP kongresine hala bu sıfatla AKP Genel Başkanı sıfatıyla katılacak Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sıfatla oraya yön vermesi, kurultaylarını açması ve idari tasarrufta, siyasi tasarrufta bulunması yasal çerçeve içerisinde mümkün gözükmemektedir. Bu muhataplıkla ilgili çeşitli başvurularımız oldu. Konya milletvekilimiz Atila Kart’ın başvurusu oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili topu TBMM Başkanlığına atan bir yanıt verdi. Bunları Sayın Kart değerlendirecek, sizlerle de paylaşacak. Şimdi değerli arkadaşlarım, devlet tüm kurumlarıyla tek kişinin siyasi hesapları üzerine buharlaştırılmış, sanallaştırılmış bir durumda. Hukuk işletilmiyor, anayasa devlet kurumları ve organları eliyle ihlal ediliyor, en ağır hukuk suçu işleniyor. Bir kişi, tek bir kişi tüm anayasa ve hukuk sistemini ben böyle istiyorum kardeşim git bak işine tarzındaki değerlendirmelerle çiğniyor, çiğnetebiliyor. Şimdi bütün bunları topladığınızda 17 – 25 Aralık süreçleriyle beraber şimdi yaşatılan bu kanunsuz süreç eninde sonunda sorumluluklarını yargı önüne mutlaka taşıyacaktır. Neler vardı daha önce? Hırsızlık, yolsuzluk, kalpazanlık. Savcılık fezlekelerindeki hukuku deyimleri söylüyorum. Rüşvet, karapara aklama, yargıya fiilen müdahale, evrakta sahtecilik derken şimdi anayasayı fiilen ihlal etmek suçu da devlette benim bundan sonra, hukukta benim bundan sonra diyen kişinin suç hanesine eklenmiş vaziyettedir. Bunun bedelinin bir hukuk devletinde eninde sonunda çok ağır bir şekilde ödetileceği açıktır. Sonuç olarak değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarıyla bağlı olarak resen görev yapması gereken tüm anayasal kurumlar, başta Cumhurbaşkanlığı makamı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Müdürlüğü olmak üzere kanunsuz emir ve talimat yoluyla görevlerini yapamaz hale getirilmişlerdir. Felç edilmişlerdir. Türkiye’nin anayasal kurumları 15 Ağustos tarihi itibari ile seçilmiş Cumhurbaşkanı konumunda olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel ve siyasi çıkarları doğrultusunda hareket eder noktadadırlar. Anayasal kurumlar büyük ölçüde işlevlerini kaybetmişlerdir. Gelinen aşamayı özetliyorum ve bitiriyorum bu konuyu. Artık Türkiye’de hak arama özgürlüğü, adil yargılanma hakkının gerçekleşmesi konusunda etkili başvuru yolları ortadan kalkmış durumdadır. Bu konuda artık toplumun hukuki anlamda taleplerini karşılama noktasında nihai kurumlardan birisi haline gelen anayasa mahkemesine bireysel başvuru yoluyla talepte bulunma aşamasına gelinmiştir. Bu konudaki çalışmalarımız sürüyor. İç hukuk işletilmiyor, tüketilmiş, fiilen ihlal var, bireysel anayasa mahkemesine başvuru yolu açılmış durumdadır. Değerli basın mensupları, ikinci önemli noktalardan bir tanesi son çıkan Alman istihbarat örgütünün Türkiye’yi dinlediği yolundaki haberler. Bakın acı bir sahneyle karşı karşıyayız. Bunları biz nereden öğreniyoruz? Bunları biz Alman medyasından öğreniyoruz. Yani uluslararası medyadan öğreniyoruz. Türkiye’de uluslararası medyada dile getirildikten sonra Türkiye’ye yansımalarını görüyoruz. Türkiye’de böyle bir haber yapma hakkı var mı? Tablosu var mı? Maalesef yok. Dışişleri Bakanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan neden bu konuda hiçbir şey söylemiyorlar. Dışişleri Bakanının durumu kurtarmak ortadan konuşmak adına söylediği bir iki cümleyi bir açıklama olarak kabul etmiyoruz. Neden konuşmuyorsunuz kardeşim? Neden konuşmuyorsunuz? Sen değil miydin Mısır için ortalığı ayağa kaldıran, sen değil miydin Suriye’nin, Irak’ın içişlerine karışan, sen değil miydin Dışişleri Bakanlığında yapılan bir iç toplantının dinleme kayıtlarının yani Süleyman Şah türbesine tezgahlanan Türkiye kaynaklı saldırının Türkiye’nin Suriye’ye saldırması için bahane yaratılma olayı gibi. Hatırlıyorsunuz o tapeyi. Bu ortaya çıktığında ortalığı birbirine katan siz değil miydiniz? Benim mahremime girilmiş, ailemle konuşmalar dinlenmiş diye ortalığı birbirine katan sen değil miydin? Niye sesin çıkmıyor? Hadi IŞİD’in rehinesi durumundasın. Başka bir şey daha çıkıyor bu işin sonunda. Bütün yaptıklarınız, ettikleriniz bunu daha önce söylemiştik anımsarsınız takip eden muhabir arkadaşlarımız bilir. Bütün yaptıklarınız, ettikleriniz uluslararası istihbaratın bilgisi dahilinde. Kayıtlarda demek ki. O zaman siz sadece IŞİD’in rehinesi değilsiniz. Siz uluslararası rehinesiniz. Şu kadroya bakar mısınız? Suspuslar. Biri resmi gazetenin anahtarını almış gitmiş tatil yapıyor aklısıra. Dışişleri bakanı sudan bir iki cümleyle vaziyeti kurtarmaya çalışıyor. Hani şu kapalı zarf ihalesiyle Başbakanlık görevi verilecek kişi. Ee? Devletin mahremine girilmiş mi? Girilmiş. Niye çıtınız çıkmıyor? Alman istihbaratı da paralelcilerin eline mi geçti? Konuşsanıza. Neler karıştırdınız Türkiye’de şimdiye kadar? Hangi pisliklere bulaştınız? Hangi bilgilerin şantajı altındasınız? Sadece siz değil yönettiğiniz ülkeyi de, Türkiye’yi de o şantajın, o rehineliğin içine soktunuz. Konuşun. Ah kardeşlerim diye meydanlarda saçma sapan nutuklar atıyorsun konuşsana. Nasıl rehin düştün sen? Seni hangi bilgiler uluslararası rehine noktasına taşıdı? Değerli arkadaşlarım, acı olan demek ki devletin bu kademesinde tüm planlananlar, tüm yaşananlar uluslararası istihbarat örgütlerinin takibinde ve şuanda ne yazık ki arşivinde. Bir üçüncü konu Sayın Abdullah Gül’ün AKP’yle olan ilişkileri. Bu arada bir teşekkürü borç biliyorum. Cumhuriyet Halk Partisine dönük yakın ilginizin AKP’deki seçim gecesinde de bunu söylemiştim, ertesinde de söylemiştim. AKP’deki bu fetret dönemine ait tartışmaları örtebilmek amacıyla çok daha ön planda medya tarafından değerlendirildiğini görüyoruz. Bundan memnuniyet duyuyoruz eksik olmayın. Reklamın kötüsü olmaz. Ama AKP’yle Sayın Gül arasındaki ilişkiler duygusal boyutta ortaya çıkan bir iki cümleyle bir siyasi değerlendirme noktasında bizi bulundurmak durumundadır. Yani Türkiye’nin esas gündem maddesine gelmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi kurultayını yapar. Aday olur, adaylar olur. Demokratik haklar kullanılır. Tüzüğümüz ortadadır en iyi şekilde biz o işi yaparız. Ondan sonrada hep beraber kucaklaşarak yolumuza devam ederiz. O bizim sorunumuz. Ana sorun CHP’nin kurultayını fırsat bilerek örtülmeye çalışılan sorun demin söylediğim konular ve AKP’nin iç çatışmalarıdır. Değerli arkadaşlarım, aylardır içten içe kaynıyordu zaten. Şimdi son sözler AKP’nin içindeki safrayı ya da magmayı nasıl derseniz. Sayın Cumhurbaşkanı dünkü açıklamasıyla su üstüne çıkartmıştır. Bunun lamı cimi yok. Yok efendim öyle değildi böyle değildi lafı da yok mazeret değil. Sayın Cumhurbaşkanının açıklamasındaki üslubu gösteriyor ki bu öyle bir safra ki, öyle bir magma ki önüne çıkan her şeyi eritebileceği gibi AKP’yi de çok ciddi bir iç çatışmaya sürükleyeceği açıktır. Yok öyle değil, biz kader arkadaşıyız, biz yol arkadaşıyız, bizim biat kültürümüz vardır. O sözler onu göstermiyor. Bu AKP için ciddi bir sona gidişin ön habercisidir. Deminde vurguladım CHP’deki bit deve oluyor ama belli odaklar AKP içindeki bu fokurdanmayı daha fazla görmemezlikten artık gelemezler. Değerli arkadaşlarım, şimdi AKP içinde parti içi savaş kapıya dayanmıştır. Silahlar çekilmiştir, saflar netleşmiştir. Sayın Gül oyun dışı bırakılmış gördüğümüz kadarıyla İstanbul’a hicreti zorunlu kılınmıştır. Sayın Gül başka bir deyişle kendi elleriyle partiye kazandırdığı Davutoğlu Ahmet’in stratejik derinliğinin dehlizine atılmış durumdadır. Bu durumu içine sindiremediği açık Sayın Gül’ün. İlk manevrasını dün yapıyor. Deminde vurguladım resmi gazetenin tapusunu, kilidini nesini derseniz alıp tatile çıkan Erdoğan’ı beklemeden sitemkar bir ifadeyle yeni Başbakanı deşifre ediyor. Bizim cenahtan epey de saygısızlık gördüm doğrusu. Bu söz Sayın Gül’e aittir. Hepsini takip ettim. Yani bu sözleriyle Sayın Gül kendisine bu saygısızlığı yapanlarla hesaplaşacağı günü dört gözle beklediğini bir şekilde ortaya koymuştur. Kardeşlik mardeşlik böyle bir hukukun yakın bir dönemde de olmayacağını kanıtlamıştır. Siz inanabiliyor musunuz Sayın Gül’ün görev süresi bittikten sonra İstanbul’a yerleşip boğazdan geçen vapurları seyredeceğini. İnanmadığınız açık. Bu manzarayla yetineceğine bende inanmıyorum. Siyaseti takip eden hiç kimse böyle bir sürecin Gül tarafından yaşama geçirileceğini düşünmüyor. Kurduğu partinin artık elinden kayıp gittiğini gören Sayın Gül ya bu duruma dur diyecek, parti içi muhalefete soyunarak kendi elleriyle partiye kazandırdığı Davutoğlu’na rakip olacak ya da yeni dönemde yeni bir partinin arayışı içinde olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Ya da olağan AKP kurultayında, kongresinde o zaman ciddi yol ayrımına gidecek bir ikili. Basına yansıyan deyimlerle söylüyorum, siyaset olarak bunu ben kullanmıyorum. Basından aldığım kelimelerle. Kıdemlilerle yeni yetmelerin bir iç siyasi mücadelesine AKP’de tanık olacağız demektir. Değerli arkadaşlarım, bu konudaki yorumlarımız bu şekilde. Ama bir önemli husus daha var onu da özellikle belirtmek istiyorum. Şimdi bakın BM Güvenlik Konseyi bunu Sayın Loğoğlu’da açıklamıştı ama husus önemli dikkati çekmek istiyorum. Yani dünyada Türkiye’ye dönük kıskacın sadece dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerle sınırlı olmadığını, siyasi boyutta da önümüzdeki alanı daralttığını ifade etmek için söylüyorum. BM Güvenlik Konseyinin 15 Ağustos 2014’te aldığı 2170 sayılı karar. Neydi o karar? Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren başta IŞİD ve Nusra cephesi olmak üzere El Kaide uzantılı örgütlere maddi destek veren ve vatandaşlarının bu örgütlere üye olmasına gözyuman ülkelere ekonomik yaptırımlar uygulanacağı söylenmektedir. Biliyorsunuz bu kararı. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi bu kararıyla sözkonusu örgütlere mensup olan teröristlerin üye devletlerin topraklarından çatışma bölgelerine geçmelerinin engellenmesi içinde bir çağrı yapmaktadır. Kim tarif ediliyor burada? Bir enlem boylam vermemişler dünya haritasında Türkiye’yi tarif etmek için. Ciddi bir olaydır. Değerli arkadaşlarım, şunu da biliyoruz. Bu vatana ihanet filan değildir. Tam tersine bunun önlenmesi bu politikadan vazgeçilmesi için direnmek yapılan yanlışları ifade etmek yurtseverliktir, vatanseverliktir. Hepimiz biliyoruz IŞİD ve benzeri örgütlerin Türkiye’yi çatıştıkları bölgelere geçiş yapmak için kullandıkları Türkiye’den militan ve silah başta olmak üzere her türlü desteği temin ettikleri bir sır değildir. Ulusal ve yabancı basın organlarında IŞİD militanlarının Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin haberler sıkça yer almaktadır. Bize her gün intikal eden uluslararası basın özetlerinde ciddi makaleler yayınlanmıştır, ciddi iddialar ortaya konmuştur. Uluslararası toplantılarda ciddi tespitler yapılmıştır. AKP iktidarının muğlak, günübirlik yalanlamaları maalesef bu gerçeği, dünyadaki bu algıyı değiştirmemiştir, değiştirememektedir. Bu nedenle BM Güvenlik Konseyinin 2170 sayılı kararı AKP hükümeti için doğrudan bir uyarı niteliği taşımaktadır. Şimdi geleyim işin püf noktasına. Bu işin temel sorumlularından birisi olan ve kapalı zarf ihalesi usulüyle Başbakanlığa getirilecek olan Sayın Davutoğlu bu muhtemel kişi Türkiye’yi bu noktada yaptığı icraatlarla daha da şüpheli, daha da takip edilmesi gereken bir ülke konumuna maalesef uluslararası mercekten değerlendirilir hale getirecektir. Bu da işin riskli yönlerinden bir tanesidir. Bütün dünya terör örgütü diyor değil mi IŞİD’e, El Nusra’ya? Bütün dünya. Bütün dünyada tek terör örgütü demeyen kişi Türkiye’nin eski Başbakanı yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı ve kadrosu. Onlara göre IŞİD unsurları terör örgütü değil. Sadece IŞİD 49 kişi rehin tutmuyor aslında Türkiye Cumhuriyetini rehin alıyor demiştik. Bu Alman istihbaratının dinleme faaliyetinde söylediğim gibi sadece IŞİD rehin almamış Türkiye’yi uluslararası rehine durumuna düşmüşüz haberimiz yok. Değerli arkadaşlarım, Lice’de yaşanan olaylar var. Bunlar son derece önemli. Şimdi bakın, bunun akabinde bugün Hakkari’de ve değişik yerlerde saldırıya uğrayan Atatürk heykelleri var. Bunu tüm açıklığımla ifade etmek istiyorum. Akıllı bir devlet sorunu bu şekilde yönetir mi değerli arkadaşlarım? O heykel oraya nasıl geldi? Nasıl getirildi? Dikilirken senin haberin yok muydu? İstihbaratın yok muydu? Müsaaden, rızan var mıydı? Veya bir yandan İmralı’yla görüşelim, bir yandan Kandille de devlet olarak doğrudan temas edelim söylemlerinin arkasında böyle oldu bitti senaryolar yaparak, yani bir yandan dikilmesine müsaade edip bir yandan gösteriyle yıkarak bak ben gerektiğinde içerde şunu da tutuyorum mesajı kitlelere verilerek hangi senaryoyu çeviriyorsunuz siz? Yazık değil mi orada ölen gence, yazık değil mi orada şehit olan askere? Akıllı bir devlet hala bu kışkırtma politikalarını, bu küçük senaryoları bu kadar hassas bir konuda uygulayabilir mi, uygulatabilir mi? Sayın Demirtaş’a da seslenmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bu tür provokasyonlar hiç kimseye bir fayda getirmez. Hep beraber bu topraklarda yaşayacağız. Hep beraber kardeşçe demokratik bir ülkenin tüm altyapısını hep beraber dün nasıl kurduysak bugünde çağın demokrasi arayışında hep beraber yapacağız. Onun için herkesi sağduyuya davet ediyorum. Herkesi izan sahibi olmaya davet ediyorum. Ve bir kere daha buram buram provokasyon kokan, bir devlet oyunu olduğu çok açık ortada olan bu heykel olayının sorumlularının oraya dikilmesine müsaade edip daha sonra tepkileri kabartarak kaldırma yoluna giderken yaşanabilecek olayları başka bir siyaset malzemesi olarak kullanacakların ben dikkatle izlenmesini söylüyorum. Sizlerin soruları varsa yanıtlayabiliriz. Soru- Efendim Pazartesi günü Muharrem İnce’nin yaptığı bir açıklama vardı çok da tartışıldı. Kendisi dün o açıklamalarıyla ilgili başka bir değerlendirmede yaptı ama Genel Başkana yönelik bir diktatör ifadesi var. Onu nasıl değerlendiriyorsunuz bir onu sormak istiyorum. İkinci olarak da kurultayla ilgili hazırlıklarınızın MYK’da devam ettiğini ifade etmiştiniz. O hazırlıklara ilişkin son bilgiler nedir acaba? Haluk KOÇ- Kurultayla ilgili tarih bellidir, kurultayın yapılacağı yer bellidir. Belki de Türkiye’de ilk kez daha önce o spor salonlarının karışıklığından öte zorunluluktan doğan bir yer seçimi olmuştu. Onu ifade etmiştik. Yani hiç kimsenin seyirci engellemek, katılımı azaltmak gibi tedbiri yok. İsteyen gelsin, buyursun. Ana giriş zaten izleyici girişi olacak. Her türlü fuayesiyle, alanıyla, bütün modern imkanlarıyla çok açık, demokratik bir süreç CHP tarafından işletilecek. CHP’de adaylık için iddia ortaya koyan arkadaşlarımıza da başarılar diliyorum. Herkes söylediğinin siyasi sorumluluğunu taşır. Ben başarı dileğinden başka bir şey söylemiyorum. Çünkü gündemin ana konusu konuşmam sırasında da vurguladım, CHP değil. AKP uluslararası alanda son çıkan rezaletler ve demin söylediğim gibi Türkiye’deki şu anda yaşadığımız devletin buharlaştırılması, Anayasanın tüm devlet kurumları tarafından tek kişinin talimatıyla ihlal edilme suçu. Tablo bu. Soru- Bugün Genel Başkanın gazetelerde yer alan, kurultayda tasfiye olmayacak şeklinde bir açıklaması oldu. Bu MYK’da da görüşüldü mü? Birde Başbakanla zorunlu olmadıkça görüşme olmayacak diye yine bir ifadesi var. Bu konularda detay verir misiniz? Haluk KOÇ- Sayın Genel Başkanımız yemin törenine katılmayacak. Anladığım kadarıyla bu hukuksuzluk sürecinde yemin edecek kişi Anayasaya bağlılığına yemin edecek. Anayasa ihlal ediliyor, ortada. %38,5 oy aldı adayımız. Belki %38,5’u temsil eden 38-39 arkadaşımız katılır. Kimseye bir zorlama yapmıyoruz. Bir parti kararı yok. Sayın Genel Başkan katılmayacağını açıkladı. Ben yaşanan yaşatılan hukuksuzluklardan Anayasa zorlamalarından sonra yemin edecek kişinin daha işin başında sadakatinin olmadığını gördüğüm, inanmadığım bir sürece ben de katılmayacağım. Diğer arkadaşlarımız konusunda bağlayıcı bir kararımız da yok. Siyaset kendi içinde yani bitiş noktasına götürür kişileri. Yani CHP’de böyle bir süreç olmadı mı? Ben en canlı örneklerden bir tanesiyim. Ama çok samimi bir şekilde ifade edeyim. Zaman zaman kurallar içerisinde parti ahlakı içerisinde yönetim anlayışlarını zaman zaman eleştirmiş, buna göre tavır almış bir kişiyim. Ama hiçbir zaman CHP’den tasfiye olmadım. Bende kendimi tasfiye ettirtmedim siyaset yapmak istediğim için. Yani CHP’ye eline kalem kağıt alıp şu çizilecek, bu gidecek, bu gelecek böyle bir şey olmaz. Tüzüğümüzde ortada. Biz bu süreçleri sağlıklı yaşayabilen, deneyimi olan bir partiyiz. O konuda hiç kimsenin bir tereddüdü olmasın. Sayın Genel Başkanın demokrasi anlayışı da bununla söylediğiniz soruyla örtüşür vaziyette değildir zaten. Soru- Özellikle parti içi muhalefetin blok listemi çarşaf listemi konusunda bir tereddütleri vardı. Blok liste olması duyumlarını alıyoruz demişti Sayın Muharrem İnce. Bu konuda herhangi bir netleşme oldu mu? Haluk KOÇ- Geçen Pazar günü ben açıklamıştım biliyorsunuz. CHP Tüzüğünde asıl olan çarşaf liste uygulamasıdır. Bu çarşaf liste uygulaması da 26-27 Şubat 2012 tarihinde yapılan Tüzük Kurultayıyla gelmiştir. Daha önce Tüzük değişik zaman dilimlerinde hiç kimseye göndermede bulunmuyorum; anti-demokratikleştirilirken hiç siyasi tavır koymayanların bugün başka bir arayış içinde olduklarında demokrasiyi hatırlamaları çok ilgi çekicidir. Bu ayrı bir konu. Hiç kimse merak etmesin. CHP Tüzüğünün asıl uygulaması çarşaf listedir. Kurultay akışı sırasında kurultay delegasyonundan bir talep olursa ve oylamada %51’in üzerinde bir sonuç çıkarsa başka bir tercih olabilir. Ama asıl uygulama çarşaf listedir. Ben Sayın Genel Başkanında başka bir düşünce taşıdığına inanmıyorum, görmüyorum. Soru- Öncelikle Pazar günü MYK’ya Sayın Sarıgül’de katılmıştı. Öncesinde Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu’yla da baş başa bir görüşme gerçekleştirmişti. O görüşmenin ardından yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevi verileceği iddia edildi. Sayın Gürsel Tekin’in de buna karşı çıktığı şeklinde bir iddia var. Bu konuyu nasıl değerlendireceksiniz? Haluk KOÇ- Öncelikle şunu söyleyeyim; o kadar kesin konuştunuz ki benim içinde olduğum fizik olarak bulunduğum yani düşünme ve muhakeme yeteneklerini kaybetmemiş bir kişi olarak Mustafa Sarıgül eğer bir hayalet olarak bir MYK toplantısına girdiyse onu ben görmedim. O toplantıda ben vardım, MYK toplantısında. Sayın Sarıgül Sayın Genel Başkanla makamında görüşmüş olabilir. Gayet doğaldır. Herkes, her partili, partili olmayan, müracaat eden zaman dilimi müsait olduğu sürece Sayın Genel Başkanın bir görüşme kısıtlaması yok. Ama Sayın Sarıgül MYK toplantısına girmemiştir. Böyle bir olay yok. Bir defa bunu kesinlikle çıkartın. Böyle bir olay yaşanmamıştır. Ben canlı tanığıyım. Burada ben gerçek dışı konuşuyorsam kendimi inkar etmiş olurum. Buna bir açıklık getirelim. CHP bir kurultaya gidecek. Sonuçta listeler çıkacak. O listelerde herkes aday olabilir ve çoklu liste içerisinden delegasyon, anahtar veya kendi tercihleri çerçevesinde seçim yapacak. Onlardan oluşacak bir PM var. Ondan sonrada mevcut Tüzük Sayın Genel Başkana oluşan PM içinden üst yönetimini ve görev bölümünü yapma hakkı veriyor. Yani daha Sayın Eski Cumhurbaşkanı Demirel’in deyimiyle doğmamış çocuğa biz dış kıyafet olarak söyleyelim, pantolon biçmemek lazım. Soru- Genel Başkan Yardımcıları hariç diğer milletvekillerine kurultay hakkında lütfen konuşmayın diye cep telefonlarına bir mesaj Haluk KOÇ- Bunun mahiyeti şudur; CHP her kademede her gün konuşan… Siz CHP milletvekilleri kadar konuşan AKP milletvekilleri gördünüz mü? CHP’de bir engel yok. O mesajın yorumu şudur; CHP’de bir parti içi yarış yaşanacak veya yaşanmayacak göreceğiz. Yani bu süreçte daha sonrasında kalıcı kırgınlıklara yol açabilecek ifadelerden sakının anlamındadır. Yani bir demokratik hakkın engellenmesi, bir baskı unsuru olarak görülmemesi gerekir. Bunu da açık yüreklilikle söylüyorum. Soru- Bugün AKP Grup Başkanvekili bir açıklama yaptı. Meclisin 28’den sonra çalışacağını ifade etti. Torba Yasaya devan edilecektir dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Haluk KOÇ- Sadece Torba Yasa değil devleti torbaya çevirdiler. Deminden beri bunu anlatıyorum. Yarıda kalan bir görüşme var. Öyle bir iktidar partisi politikası izliyoruz ki üzülerek söylüyorum kendi çıkarı ne ise, kendi gündemi ne ise sadece onun yasama organında görüşülmesini planlayan, dayatan ya da görüşülmemesini sağlayan bir anlayış. Yani demokrasi kuvvetler ayrılığı ilkesinin en önemli unsurlarından bir tanesi olan yasama görevini maalesef fiilen, uzun süredir yine demin bahsettiğim tek kişinin denetiminde onun siyasi çıkarlarına çalıştıran veya çalıştırmayan noktada şekillendirmiş durumda. Sayın bahsettiğiniz Grup Başkanvekili kendi tebliğini yapmıyor. Kimin tebliği olduğunu tahmin ediyorsunuz. Soru- Kurultayda hep bir slogan belirlenir. Şimdi tasfiye olmayacak diyorsunuz da merak ettiğimiz bir konu var. Slogan belirlediniz mi? Haluk KOÇ- Çalışılıyor. Çünkü 2015 seçimlerine bakın CHP tüm toplumsal kesimleri, tüm yaşanan sosyal sorunları çözme noktasında bir iddiayla girecek. Buna dönük biz 2015’in siyaset projelendirmesi planlaması için geçen Pazar ki MYK toplantımızı planlamışken olağanüstü kurultay gündeme gelince ona dönük bir çalışma hasredildi. Şunu söylemek istiyorum; yani bir 10-15 günlük gecikmesi olacak 2015’e hazırlanırken. Ama kurultayla ilgili de dediğim gibi kimseyi tasnif edici değil herkesi bütünleştirici sloganları arkadaşlarımız çalışıyorlar. Onunla görevli olan arkadaşlarımız ve görev bölümü çerçevesinde ortaya çıkacaktır. Onları paylaşırız daha sonra sizinle. Soru- Kurultaya ilişkin hazırlarda bir karmaşa yaşanmaması için önlemlerin konuşulduğunu biliyoruz şu anda. Çarşaf liste olursa geçen kurultayda yaşamıştık bir anahtar liste kargaşası da ortaya çıkabiliyor. Böyle bir uygulama olabilir mi? Haluk KOÇ- Tabi ki çarşaf liste olduğunda çeşitli anahtar listelerin olması doğaldır. Çarşaf liste dediğimiz demokrasi arayışının özünde bu vardır. Bunun tabi suiistimal edildiği alanlarda olabilir. Ama CHP kurultay delegeleri bu konuda deneyimlidir. Onu ifade edeyim. Çünkü bir süre için demokrasisi kapatılmıştı. Şimdi çarşaf liste konusunda yeniden hatırlama ya da yeniden o uygulamaya geçme noktasında bir sıkıntıları olmadığı ortaya çıktı geçen sefer. Yine burada da bir sıkıntı olacağını tahmin etmiyorum. Alan çok müsait. Çünkü oy kullanma salonu 1.500 m2 ayrı bir alan olacak. Seçim kurulunun yerleştiği, her şeyin düzenli olduğu, hani diğer kurultaylarda olduğu gibi sizlerin yerleştiği o orta alan, efendim burası boşaltılsın, oylamaya geçiyoruz. Tekrar oraların 2-3 saatte toparlanıp oy verme kabinlerinin yerleştirilmesi bütün bu süreçler olmayacak. Oy verme işlemine geçildiği anda yanda 1.500 m2’lik her şeyi önceden hazırlanmış, net bir oy verme alanı seçim kurulunun denetiminde zaten mevzu bahis olacak. Dediğiniz gibi eğer çarşaf liste uygulanacak olursa da çeşitli anahtar listeler olması doğal. Herkes değerlendirmesini ona göre yapacaktır. Bir kargaşa yaşanacağını tahmin etmiyorum. Soru- Muharrem İnce adaylığını açıklarken baskın bir kurultay olduğunu söyledi ve zamanlamasına dikkat etti. Sizce de öyle mi? Haluk KOÇ- Değerli arkadaşlarım, 10 Ağustosa kadar iddiasını ortaya koyan bir kimse var mıydı? 10 Ağustos tarihine kadar bir iddia ortaya koyan var mıydı? Hemen ertesi günü efendim kurultay derhal toplansın, istifa edilsin, başarısızlık gibi bir takım açıklamalar oldu. Gayet doğaldır. Zamansızdı ama oldu. Onları ifade ettik. Söyledik. Ne istendi bizden? Bir an önce kurultayı toplayın. Lütfen bakın basın açıklamalarına. Yani biz aylarca Türkiye’de benim basın toplantımın başından itibaren söylediğim temel konuların tartışılması gerekirken hayır biz bunları öteleyelim, bunları görmeyelim, Türkiye’de nasıl Anayasal sistem ihlal ediliyor, bunlara kafamızı kapatalım, gözlerimizi kapatalım. Hep CHP’yi tartışalım. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Yani bir iddia varsa hazırlıkta var demektir. Yanılmıyorum değil mi? Bir an önce ve bu kurultayın bir şekilde yapılması lazım. Bunu da gayet açık yüreklilikle ifade ettik. Eylül ayının ortasında, sonunda, Ekimin ilk haftasına kadar bir FİBA organizasyonu Ankara’daki büyük salonları tutmuş durumda. Burası da göreceksiniz öyle söylendiği gibi bir sinema salonu falan değil. En basit örnek, Türkiye’de cumhurbaşkanı seçilen Sayın Recep Tayyip Erdoğan adaylığını açıklamak için daha iyi bir yer bulsaydı orada açıklardı adaylığını. Bu herhalde birçok kesime cevap olmuştur. Çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. ' DHA
Başkanlık Koltuğuna Bir Günlüğüne Oturdu, Başkan Yardımcısını Görevden Aldı
Zonguldak'ın Ereğli İlçesi'nde şehir dışına çıkan Belediye Başkanı Ak Partili Hüseyin Uysal'ın yerine bir günlüğüne vekaleten bakan meclis üyesi Fevzi Ekşi, AK Parti Milletvekili Ercan Candan'ın eski danışmanı olan Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Cöbek'i görevden aldı.Ereğli'de 30 Mart'ta seçilerek görevi CHP'li Halil Posbıyık'tan devralan Belediye Başkanı Hüseyin Uysal, bu sabah Ankara'ya giderken yerine vekil olarak, bir önceki dönemde CHP meclis üyesi olan ve istifa ettikten sonra AK Parti'ye katılan Meclis üyesi Fevzi Ekşi'yi görevlendirdi. Bir günlüğüne başkanlık koltuğuna oturan Ekşi, AK Parti Zonguldak Milletvekili Ercan Candan'ın eski danışmanı olan Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Cöbek'i görevden aldı.Başkanvekili Ekşi, Cöbek'i Hal Müdürlüğü'ne, Hal Müdürvekili Tayfun Özcan'ı ise aynı yere şef olarak atadı. Başkanvekili Ekşi'nin atamaları belediyede ve partide krize yol açtı. Durumu öğrenen Belediye Başkanı Hüseyin Uysal'ın Ereğli'ye dönmek üzere Ankara'dan yola çıktığı belirtildi. AK Parti İl Başkanı Hamdi Uçar ile Ereğli İlçe Başkanı Fatih Çakır'ın da konuyla ilgili Belediye Başkanvekili Ekşi ile görüştüğü öğrenildi. 'VEKİL BÜTÜN YETKİLERE HAİZDİR' Makamında DHA muhabirinin sorularını cevaplandıran Başkanvekili Ekşi, 'Kamuoyunda konuşulanlar, sıkıntılar hat safhada olduğu için bu şekilde uygun gördük. Bu sıkıntıları ileriki bir tarihte açıklayacağız' dedi. Görevden alma kararıyla ilgili Belediye Başkanı Hüseyin Uysal ile Milletvekili Ercan Candan'a bilgi verip vermediği sorulan Ekşi, şöyle dedi: 'Ben 40'ıncı maddeye göre belediye başkanının vekiliyim. Vekil, buna göre bütün yetkilere haizdir. Hiçbir şekilde kısıtlanamaz. Kanun açık şekilde belirtmiştir. Belediye başkanı gelir, gerekli düzenlemeyi o da yapabilir. Tekrar alır kendi yerine getirir onu.' Bu sırada odada bulanan AK Parti Meclis üyesi İhsan Yazıcıoğlu ise Ekşi'ye aldığı kararın hatalı ve yanlış olduğunu söyledi. DHA
Diyarbakır–Bingöl Karayolu Üç Gündür Kapalı
Diyarbakır–Bingöl karayolunu 23 Mayıs'tan 16 Haziran'a kadar ulaşıma kapatan PKK'nın gençlik yapılanması YDG-H ile bazı örgüt yandaşları, yolu yine kapattı.Üç gündür kapalı tutulan yol hala ulaşıma açılamadı. Aynı yolda dün üç aracın ateşe verilmesi nedeniyle yolda arama noktası oluşturan jandarma, araçların geçmesine izin vermiyor. Örgütün Fis Ovası ve Çelik Mezrası bölgesinde olmak üzere iki ayrı yerde yolu kapattığı, jandarmanın ise araçların Bingöl-Lice ve Lice-Hani arasını kullanmasına engellediği belirtildi. PKK'nın gençlik ve milis yapılanması tarafından geçtiğimiz günlerde 24 gün süreyle trafiğe kapatılan Diyarbakır-Bingöl karayolu, KCK'nın çağrısı üzerine açılmıştı. Yolu trafiğe açan örgüt, bölgedeki eylemini yolun kenarına kurduğu çadırlarda sürdürüyordu. Ancak Lice'nin Yolçatı köyüne dikilen heykel için yıkım kararının verilmesinden sonra yol kapatma eylemlerine yeniden başlandı. Diyarbakır'da heykelin yıkılmasından bir önce Lice-Diyarbakır yolunu kapatan eylemciler, heykelin kaldırılmasının ardından ise Lice-Hani yolunda üç aracı ateşe vermişti. Araçların ateşe verildiği Lice-Hani yolu Diyarbakır-Bingöl ulaşımını sağlayan alternatif yollardan biriydi. Bu yolun güvenliğinin kalmaması nedeniyle jandarma, Duru Jandarma Karakolu kavşağından önlem alarak araçların geçişine izin vermiyor. Böyle Diyarbakır-Bingöl karayolu ulaşıma tamamen kapatılmış oldu. BAZI VATANDAŞLAR YOLU 200 KİLOMETRE UZATIYOR Yolun kapalı olması nedeniyle Duru Jandarma Karakolu kavşağına gelen vatandaşların geçişine hiçbir şekilde izin verilmiyor. Dağ yollarını bilen vatandaşlar Hazro ilçesi üzerinden yolu 60 kilometre uzatarak Diyarbakır'a geliyor. Dağ yolunu kullanamayan ya da bölgeyi bilmeyen vatandaşlar ise Bingöl'e dönüyor, oradan Elazığ'a geçiyor, daha sonra Diyarbakır'a geliyor. Böylece yolu en az 200 kilometre uzatmış oluyor. CİHAN
Türkiye'nin En Tuhaf Oteli 'Tuhafiye Otel'
Rize'nin Çamlıhemşin İlçesi Ayder yaylasında faaliyetini sürdüren ve uyguladığı ilginç kurallar nedeniyle artık, 'Tuhaf Otel' olarak anılmaya başlanan Oberj Otel’in işletmecileri, gülümseten kurallara yenilerini ekledi. Otelin girişine konulan tabelalardaki yeni kural listelerinde, 'Burası Tuhafiye Otel’dir. Burada tuhaf şeylerle karşılaşabilirsiniz. Ama tuhaf şeyler talep edemezsiniz' gibi ilginç ifadelere yer verildi.
'Eden' Filminde, Daft Punk'ı Canlandıracak Oyuncular Belli Oldu
Fransız elektronik müzik sahnesinin yükselişini, DJ Sven Love’ın bakış açısından anlatan Eden isimli film, rave partileri ve house müziği keşfeden ve sonra kendi DJ projesini hayata geçiren Paul isimli bir karakter üzerine kurulu. Filmde Daft Punk üyelerinin gençliği de yer alıyor. İkiliyi canlandıracak Arnaud Azoulay ve Vincent Lacoste’un bir arada yer aldığı bir görsel görücüye çıktı. Daft Punk’ın üç adet şarkısının da kullanılacağı filmde başrolde Félix de Givry yer alacak. Eden ‘da Daft Punk üyeleri Thomas Bengalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo’yu canlandıracak ikilinin fotoğrafı da aşağıda.Bantmag
Reklam
10 Soruda ALS ve #IceBucketChallenge Furyası
Sinir sistemi hastalığı olan ALS’e dikkat çekmek, farkındalık yaratmak ve ALS Vakfına bağış toplamak amacıyla başlatılan Ice Bucket Challange kampanyası çığ gibi büyüyor. #IceBucketChallenge hashtag’iyle Twitter’da bir haftada 660 bin paylaşım yapılırken, vakıf için yapılan yardımlar sadece bir haftada milyon dolarların üzerine çıktı.
Reklam
UEFA'dan Bilic'e Şok Ceza
UEFA, Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic'e 1 maç ceza verdi. Şampiyonlar Ligi Play-off turunda dün akşam oynanan Arsenal maçında hakem tarafından tribüne gönderilen Bilic'in, UEFA tarafından 1 maç ceza aldığı Siyah-beyazlı kulübe bildirildi. UEFA Disiplin Kurulu'na tedbiren sevk edilen Bilic'in cezası onanırsa, Hırvat teknik adam, Arsenal ile oynanacak rövanş maçında kulübedeki yerini alamayacak. Beşiktaş'ın en kısa sürede bu karara itiraz edeceği öğrenildi.DHA
Alsancak Stadı İçin Boşaltma Kararı Alındı
İzmir'de Göztepe ve Karşıyaka'ya yapılması planlanan 15'er bin kişilik iki stadın nereye inşa edileceği tartışmaları devam ederken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Alsancak Stadı'yla ilgili boşaltma kararı aldı. İzmir'de Göztepe ve Karşıyaka'ya yapılması planlanan 15'er bin kişilik iki stadın nereye inşa edileceği tartışmaları devam ederken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Alsancak Stadı'yla ilgili şok bir karar aldı. Depreme dayanıklı olmadığı ve çökme riski taşıdığı iddialarıyla sık sık gündeme gelen emektar tesiste yaklaşık 15 gün önce yapılan testler sonucunda tribünlerle idari binanın yıkılma tehlikesinin bulunduğu ve tesisin derhal boşaltılması kararlaştırıldı. Sezonun başlamasına günler kala alınan karar futbol dünyasına bomba gibi düştü. Tesiste 6 Ağustos'ta yapılan depreme dayanıklılık testinin ardından ellerine, 'Müsabaka oynamaya uygun değil' raporunun geldiğini belirten İzmir Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Ali Osman Tatlısu, 'Durumu Türkiye Futbol Federasyonu'na da ilettik. Tesis can güvenliği sağlamıyor. Stadın bitişiğinde kullandığımız il müdürlüğü binasını da derhal boşaltacağız. Acil olarak kendimize yer arıyoruz' dedi. Stadın durumuyla ilgili İzmir Valiliği'yle de görüşen Tatlısu, şöyle devam etti: Açık ve kapalı tribünün temeli yok 'Hem açık tribün, hem de kapalı tribün için gelen raporlar korkunç. Kapalı tribünün altında temel bile olmadığı ortaya çıktı. Tesis bünyesinhde yer alan il müdürlüğü binamız en küçük bir araç geçişinde, hatta rüzgarda bile sallanıyor. Bu şartlarda burada tek maç dahi oynanamaz. İzmir Valiliği detaylı analiz ve açıklamaları kamuoyuyla paylaşacak. Stadla ilgili nihai kararın ne olacağını bilmiyorum.' Altay şokta Alsancak Stadı'nı son 6 sezondur Gençlik Hizmetleri ve Spor Genel Müdürlüğü'nden kiralayan, Karşıyaka, Göztepe ve Altınordu'yla birlikte iç saha maçlarını emektar tesiste oynayan Altay, kararın şokunu yaşıyor. Tek gelir kaynaklarının diğer İzmir kulüplerinden elde ettikleri stadı kiralama bedeli olduğunu söyleyen Başkan Aslan Savaşan, şöyle dedi: 'Bu testler ligin başlamasına günler kala kala değil, geçtiğimiz sezonun sonunda yapılmalı, güçlendirme gerekiyorsa tribünler güçlendirilmeliydi. Şu anda ne yapacağımızı bilemiyoruz. Stat için 70 bin TL'ye 3 bin adet yeni koltuk siparişi verdik. Passolig sistemi için stada büyük yatırım yapıldı. İzmir futbolunda çok büyük kaos oluşacak.' Tribünler 1929'da yapıldı İzmir'de kurulan, Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan'a taşınan Panianios Kulübü'nün 1910'da kullanmaya başladığı Alsancak Stadı'nda tribünler ilk kez 1929'da inşa edildi. Mimar Harbi Hotan tarafından 1971'de son şekli verilen emektar tesis, 2005 Dünya Üniversite Oyunları öncesi makyajlandı. İzmir kulüpleri, geçen sezon kendi bükçelerinden yaklaşık 700 bin TL harcayarak zemini yeniletti. Stadın kente yapılması planlanan iki yeni stat karşılığında, 2 Mayıs 2012 tarihinde imzalanan protokol ile Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan Maliye Bakanlığı'na, ticari alan yaratma amacıyla devredilmesine tepki gösteren İzmirliler projeyi durdurdu. O tarihten beri tesisin akıbeti belli değil. AVM mi yapılacak? Alsancak Stadı'nın yeni sezonun başlamasına kısa süre kala kapatılması, İzmir'de 'Tesisi alışveriş merkezi yapacaklar' söylentilerine yol açtı. Toplam 16 bin 400 kapasiteli stada 2012 yılında 81 milyon TL değer biçilmiş, kente yapılacak diğer statlar için kaynağın, bu tesisin ticari alana dönüştürülerek yaratılması planlanmıştı. Ancak İzmirlilerin tepkisi, yetkililere giri adım attırdı. Çürük demirler ortaya çıkmıştı Alsancak Stadı'nın depremde yıkılma riski daha önce de Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından dile getirildi. Bakanlık, tesisi Ankara Cebeci İnönü ve yeni stat için yıkılan Beşiktaş İnönü Stadları'yla birlikte en riskli tesis olarak belirledi. Beton ve inşaat kalitesi düşük kalan stadın özellikle 7235 kişilik açık tribününün kolonlarında derin çatlaklar oluştuğu, dökülen sıvalardan çürük demirler ortaya çıktığını 30 Temmuz 2013'te belgenmiş ve konuyla ilgili yetkililere çağrıda bulunulmuştu.Eurosport
Tarihi Ulu Camii'de VIP İbadet İçin Kapı Açılacak
Bursa’daki 615 yıllık Ulu Camii’nin protokol namaz kılabilsin diye Valilik tarafından duvarının delinmesi için girişimde bulunulduğu ortaya çıktı. bur­sada­bu­gun.com isim­li in­ter­net si­te­si­nin özel ha­be­ri­ne gö­re, ka­pı­nın açı­la­ca­ğı Hün­kar Mah­fi­li’­nin ce­ma­at­le bir­lik­te na­maz kıl­mak is­te­me­yen pro­to­kol üye­le­ri­ne tah­sis edi­le­ce­ği ile­ri sü­rül­dü. 1740’ta Os­man­lı Sul­ta­nı Ab­dü­la­ziz’in ‘gü­ven­li­k’ ge­rek­çe­siy­le do­ğu du­va­rın­da aç­tı­rı­lan ‘Hün­kar Ka­pı­sı­’, Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de Ulu Ca­mi­i’­nin as­lı­na uy­ma­dı­ğı ge­rek­çe­siy­le ka­pa­tıl­mış­tı. Va­li­li­ğin da­ha ön­ce de ta­lep et­ti­ği pro­je, ‘o­ri­ji­na­li­ni boz­du­ğu içi­n’ red­de­di­lir­ken, Hün­kar Mah­fi­li­’nin ya­pıl­ma­sı Va­li Mü­nir Ka­ra­loğ­lu’nun dö­ne­min­de yi­ne gün­de­me gel­di. 17.04.2014’te Bur­sa Kül­tür Var­lık­la­rı­nı Ko­ru­ma Böl­ge Ku­ru­lu Mü­dür­lü­ğü­’ne gön­de­ri­len ra­por­da ‘4. ka­pı­’nın açıl­ma­sı is­ten­di. Bursa Valiliği Basın Protokol Müdürlüğü Bugün gazetesinin iddialarla ilgili sorusuna, Vali Karaloğlu’nun herhangi bir açıklamasının bulunmadığını söyledi.T24
Reklam
Bahçeli: 'Gül Elini Taşın Altına Koymalı'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olarak yapacağı mitinglerle ilgili konuştu. Bahçeli, 'Erdoğan nerede miting yapıyorsa MHP aynı yerde aynı gün aynı saatte miting yapacaktır' dedi. İşte Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları: Millilik namına bir şey bırakmayan Erdoğan, 10 Ağustos akşamından itibaren gözünü kapattı. MHP, Erdoğan’ın devlet ve millet üzerindeki oynamalarına seyirci kalmayacaktır. Ortak akıl kaybolmuştur, ortak değerler kan kaybetmiştir. Ülkemiz Erdoğan zulmü altında. Bu şahıs hukuk tanımamaktadır. Teamül gibi hasletlere yabancıdır. Erdoğan 10 Ağustos’ta cumhurbaşkanı seçilmesine rağmen itici, kırıcı üslubunu aynen sürdürmektedir. Anayasaya aykırı hareket etmekle kalmayıp cumhurbaşkanı seçilmesine rağmen suç işlemektedir. Seçim sonuçları 15 Ağustos’ta YSK tarafından açıklandı. 'ÇOK AÇIK KASIT VAR' Aday Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı resmileşmiştir. Anayasa çok açıktır. Erdoğan 15 Ağustos’tan itibaren resmen ve hukuken de seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Fakat 11. Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresi 28 Ağustos’ta dolduğu için 2 haftalık bekleme süresini geçirmek durumundadır. Resmi Gazete’de yayınlanma safhası henüz yerine getirilmedi. Çok açık kasıt olduğu anlaşılmaktadır. Erdoğan ve emri verdiği kukla ve köle bürokratlar yasaları hiçe saymaktadır. 'HALİHAZIRDA TÜRKİYE HÜKÜMETSİZDİR' Erdoğan 12. Cumhurbaşkanı olduğundan dolayı Anayasa’nın 101. maddesince vekilliği düşmüş, parti genel başkanlığı ile ilişiği otomatikman kesilmiştir Şayet Türkiye hukuk devletiyse Erdoğan 15 Ağustos’tan itibaren Başbakan da sayılamayacaktır Halihazırda Türkiye hükümetsizdir. Atılan imzalar, yapılan atamaların hiçbir hukukiliği yoktur Başbakanlık makamını derhal boşaltmalıdır Erdoğan. TC sivil ve silahsız bir darbe ile karşı karşıyadır. 'GÜL ARTIK BİRAZ DİK DURMALIDIR' Erdoğan vatana, millete, demokrasiye ve hukuka ihanet etmektedir. Türkiye’nin yönetimi gasp edilmektedir. Yen yetmelerin hücum ve hakaretlerine maruz kalan Gül artık biraz dik durmalıdır. Bizim cenahtan saygısızlık var diyen Gül elini taşın altına koymalıdır. “ERDOĞAN ÇOK NET SUÇ İŞLEMEKTEDİR” Erdoğan Başbakanlıktan, genel başkanlıktan ve vekillikten ayrılmayarak çok net suç işlemektedir. Bu bir siyasi cunta teşekkülüdür. Olanlar siyasetin ara ve kara dönemi olarak tarihe geçecektir. Erdoğan cumhurbaşkanı seçilmesinin kesinleştiği tarih olan 15 Ağustos’taki görevleri bırakmayarak çok büyük bir hataya düşmüştür. Türkiye parti devletine doğru sürüklenmektedir. “MAKSAT GÜL’ÜN PARTİYE DÖNÜŞÜNÜ ENGELLEMEK” Maksat Abdullah Gül’ün partiye dönüşünü engellemektir. Yeni Türkiye denen gayri ahlaki sistemin temellerini atmaktır. Erdoğan, AKP’yi kendi siyasi hedefine uygun olacak tarzda kurgulamaktadır. “GÜL, ERDOĞAN TETİKÇİLERİNİN İŞTAHLI SALDIRILARI İLE TERBİYE EDİLMEKTEDİR” Son günlerdeki gündem partinin tek isme endekslendiğini gösteriyor. Erdoğan Davutoğlu’nu zorlama ile halef olarak göstermiştir. 28 Ağustos’tan sonra AKP’ye döneceğini açıklayan Gül, Erdoğan tetikçilerinin iştahlı saldırıları ile terbiye edilmektedir. Erdoğan’ın danışmanı olarak ün kazanan kişi de sürekli yazarak AKP’nin şifrelerini kamuoyuna bildirmektedir. AKP’nin kimseye diyet borcu yok diyen bu danışman gizliden gizliye acaba başbakan olur muyum sevdasındadır. “BAŞBAKANLIK GÖREVİNİ BU YENİ YETMEYE TESLİM ETMELİDİR” Madem ki bu şahıs AKP’nin yol haritasını çizmekte, AKP’nin kuruluşunda onca emeği olan isme ayar verecek durumdadır. Erdoğan, Davutoğlu ile vakit kaybetmektense mührü bu danışmana vermelidir. Başbakanlık görevini bu yeni yetmeye teslim etmelidir. “BU TABLO YENİ TÜRKİYE DENEN KANDIRMA VE KALLEŞLİĞİN ESERİDİR” Bu olağanüstü kongrede Erdoğan’ın genel başkan sıfatıyla konuşma yapması yasa dışıdır. Erdoğan geri adım atmalı ve kongreye katılmamalıdır. Türkiye’yi 12 yıldır yöneten siyasi iktidarın enden olduğu hukuk ihlalleri çok tehlikeli sonuçlara davetiye çıkaracaktır. Bu tablo yeni Türkiye denen kandırma ve kalleşliğin eseridir. Erdoğan vekillere ‘gözüm üzerinizde’ diyerek gözdağı vermektedir. AKP’de sular durulmak bilmemektedir. “ÇEVRİLEN DOLAPLAR UFUKTAKİ FIRTINANIN HABECİSİ” Koltuktan başka gözü bir şey görmeyen menfaatperestlerin çevirdiği dolaplar ufuktaki fırtınanın habercisidir. Bundan sonra AKP’nin denge, düzen ve dirlik içinde kalması düşünülemeyecektir. Dış politikada başarısızlık markası haline gelen Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanması içten içe yaşanan tartışmaları daha da şiddetlendirecektir. Erdoğan 17 ve 25 Aralık’ta kendisini savunmayan herkesi kenara çekecektir. “RIZA SARRAF İSİMLİ İRANLI ŞARLATAN BİLE…” Tayyip Erdoğan'ın gözünde kara paracı Rıza Sarraf isimli İranlı şarlatan bile AKP’nin birçok isminden bile daha muteber hale gelmiştir. Erdoğan’ın 10 Ağustos’ta cumhurbaşkanı seçilmesiyle Türkiye ağır bir hasar almıştır. “VERİLEN HER OY TERÖRİST HEYKELİNE HARÇ OLMUŞTUR” 10 Ağustos’ta rüşvetçiler gülmüştür. Erdoğan’a verilen her oy İmralı canisinin hanesine yazılmıştır. Erdoğan’a verilen her oy terörist heykeline harç olmuştur. Erdoğan’a oy verilen kardeşlerimizin yine de tefekkür etmesini bekliyoruz. Peygamberimizin kibre kapıldığını söyleyecek zihniyete oy vermek doğru mudur. Haşa Erdoğan’ın Allah’ın sıfatlarını taşıdığını söyleyenlerle aynı safta bulunmak doğru mudur. Müslümanlar öldürülürken, kestikleri insan kafalarıyla top oynayanlara sempatik bakanları el üstünde tutmak kıyamet alameti değil midir. Erdoğan 10 Ağustos’ta sandıktan çıkmıştır. Kardeşlik bağları, utanma duygusu ev doğruluk sandıkta kalmıştır. Bunsan sonra Erdoğan’ın komplolarına engel olunmazsa zararı herkes görecektir. Lice’deki olaylar ortada. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Mehmetçiğe ilk kurşunu sıkan teröristin heykelini dikenler ve tepkiler sonucu yıkmak zorunda kalanlar aynı yolun yolcusudur. 4 gün boyunca heykele Erdoğan’dan çıt çıkmamıştır. Heykeli yıkmakla kimse kurtulacağını zannetmemeli. Lice’deki heykelin altından da paralel izi sürülecektir. Erdoğan’la birlikte hayaller gerçek olmuş, hazinler azıtmıştır. Yeni Türkiye kayıptır, kırılmadır, küftür, kutuplaşma hazinesidir. Yeni Türkiye ölü doğmuş bir projedir. Heykeltıraş Erdoğan PKK heykeline sesiz kalarak şehitlerimize hakaret etse de biz hislerine tercüman olduk. Terör örgütü Diyarbakır’da sözde uyuşturucu operasyonu yaparken balkonlardan bakan Erdoğan ortalıkta yoktur. Erdoğan’ın Alalı bakanı nerededir. AKP’nin yeni mahalle fidanlığının şefi nerede gezmektedir. Teröristler Türk devletine kafa tutuyor, AKP’li yıkım bakanı militanların eve dönüşüyle ahlaksızca uğraşıyor. Meğerse AKP’de ne çok PKK’lı bakan varmış da bizim haberimiz olmamış. Erdoğan’ın cumhuriyeti tamamen yıkması ve başkan olabilmesi için PKK ve İmralı canisine ihtiyacı vardır. Erdoğan cumhurbaşkanı sıfatı ile miting yapmak ve AKP’ye paralel çalışmak için şimdiden hazırlık içine girmiştir. Böyle giderse vatanımızı, milletimizi, üniter milli devletimizi, ay yıldızlı al bayrağımızın mevcut şekliyle korumak imkansız olacaktır. Artık kaybedecek bir saniye bile yoktur. Yeni muhalefet diyenler, gerçekte bizim milli ve ilkeli siyasetimizden gocunan bir avuç Erdoğan robotudur. Türkiye’nin yeni muhalefete değil yenilenmiş bir iktidara ihtiyacı vardır. Cumhurbaşkanlığı seçimi adil, şeffaf yapılmadı. Sandığa gitmeyen 13 milyon kişi Erdoğan’ın değirmenine su taşımıştır. Umuyorum ki vatandaşlık görevini yerine getirmeyen kardeşlerim önümüzdeki seçim süreçlerinde 10 Ağustos’u telafi edeceklerdir. Türkiye sistem kilitlemesi ile karşı karşıyadır. PKK’nın terör örgütü listelerinden çıkarılması dahi gündemi meşgul etmektedir. Oyun içinde oyun vardır. IŞİD’in elindeki 49 vatandaşımızın ise Iraklı Sünni aşirete teslim edildiği ve pazarlık yapıldığı iddiaları tartışılmaktadır. Masumların canı bölgesel senaryolarda dolgusal malzeme olarak kullanılmaktadır. Almanya bile çatır çatır Türkiye’yi dinlerken, içimiz dışımız böceklerle sarılmışken oyun kurucu ülke olduğumuzu söylemek cahilliktir. Almanya’ya göstermelik tepki koyanlar yürekliyse daha önemli tedbirleri almalıdır. İç ve dış kaynaklı uzun kulaklar Türkiye’yi dinlemiştir. Erdoğan gezip tozarken, rüşvetle zenginleşip villalara para yığarken akbabalar damı peçeyi sarmıştır. Türkiye’nin yeni vesayet kalesi AKP ve Erdoğan’dır. İşler çığırından çıkmadan Erdoğan 287 Ağustos’a kadar yürüttüğü görevlerinden çekilmeli. Hukuk adamları hukuksuzluk karşısında sessiz kalmamalı. 'AYNI YERDE AYNI SAATTE MİTİNG YAPACAĞIZ' Cumhurbaşkanlığının yemin töreninde MHP Meclis’te olacaktır. SORU: Erdoğan’a karşılık miting hazırlığında olduğunuz doğru mu? Erdoğan nerede miting yapıyorsa MHP aynı yerde aynı gün aynı saatte miting yapacaktır. Gazeteport
Portishead Bugün İlk Kez İstanbul'da
23 yıllık kariyerlerinde sadece 3 albüm yapmış olmalarına rağmen trip-hop'ın en büyük isimlerinden olan grup, Midtown Fest kapsamında Küçükçiftlik Park'ta sahne alacak Bristol’un dünya müziğine kazandırdığı efsanevi İngiliz grup Portishead, bugün ilk kez Türkiye’de konser verecek. Küçükçiftlik Park'ta Midtown Fest kapsamında gerçekleşecek konserde Portishead'den önce The Away Days, Savages ve The Ringo Jets sahne alacak. 1991 yılında Geoff Barrow ve Beth Gibbons tarafından kurulan Portishead, 23 yıllık kariyerlerine birbirinden özel 3 başyapıt sığdırdı. İsmini, Barrow’un doğduğu şehirden alan grup, 1994 yılında “Dummy”, 1997 yılında grupla aynı ismi taşıyan “Portishead” ve 2008 yılında “Third” isimli albümlerini piyasaya sürdü.Milliyet Sanat
Hayrünnisa Gül: 'Asıl İntifadayı Ben Başlatacağım'
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrunnisa Gül, dün gece düzenlenen davetin ardından yaptığı ağır açıklamalar tartışılıyor. Hayrunnisa Gül'ün Yeni Şafak gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’ye “Sizinle tokalaşmak istemiyorum, size çok kırgınım” şeklindeki tepkisi ve olayın perde arkasını Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkin kaleme aldı. İşte Murat Yetkin'in o yazısı Cumhurbaşkanı Gül tepkisini perdeliyor, eşi ise 'Bizi en çok üzen dindar Müslüman camiadan yapılan saldırılar oldu' diyor. Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığından kırgın ayrılıyor. 19 Ağustos 2014 akşamı Çankaya Köşkü’nde verdiği veda resminde bunu gayet dolaylı olarak şöyle ifade etti, gazetelerde okudunuz: “Bir taraftan benim cumhurbaşkanı olma sürecimde ‘Aman bu adam cumhurbaşkanı olmasın’ diyenlerin, şimdi parti kurdurması, başka cephelere çekmesi; onu gördüm. Bir taraftan da bizim cenahtan yapılan epeyce, doğrusu saygısızlıkları da gördüm bu son süreç içinde.” Bu iki cümle iyi tahlil edilmeli. İlk cümle, adeta Gül’ün nezaketi elden bırakmama ve siyasi ahde vefa gayreti içinde ikinci ve asıl cümleye dayanak olsun diye söylenmiş izlenimi veriyor. Çünkü ilk cümlenin muhatapları zaten kendisinin de söylediği gibi 2007’deki seçilmesi sürecinden bu yana siyaseten onun yanında olmayan çevreler. Bugün belki fırsatçı çizgiye kaymalarını da Gül “doğal” karşılıyor. Ama ikinci cümlede, Gül’ü asıl “dostun attığı gülün” yaraladığını okuyabiliyoruz, Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; “Bizim cenahtan yapılan saygısızlıklar” ifadesini başka türlü okumak mümkün değil. Gül’ün vurguladığı, “Bu son süreç içinde”, yakın mesai arkadaşları da, Ekonomi Baş Danışmanı Ahmet Ertürk’ten, Basın Baş danışmanı Ahmet Sever’e kadar Gül’ün “cenahı” tarafından adeta hedefe kondu. Gül dün onlara sahip çıkarken de sitemkârdı: “Çevremdeki herkes nihayet görevini yapıyordu. Profesyonelce işlerini yaptılar. Bazı şeyler atfettiler, aslı astarı olmadığı halde…” 'Bizim cenaha yeni girenler…' Gül’ün kendi cenahına ki bununla “programını hazırladığı” AK Parti cenahını ima ediyordu, başka sitemleri de oldu: “Bizim cenaha yeni giren veya geçmişi çok iyi bilmeyenler bu konuda ancak günlük konuşurlar. Onlara da söyleyeceğim, demin söylediğim kadarını söyleyeyim, yani saygısızlıklarını hatırlatmış olayım ve o kadarla geçeyim.” Hayrunnisa Gül'den Selvi'ye: 'Elinizi sıkmak istemiyorum' Kurucusu olduğu AK Parti’ye dönüşü konusunda sorular gelince, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde son Osmanlı şehzadesi Ertuğrul Bey’le olan bir hatırasını anlattı. Ona neden Türk pasaportu için başvurmadığını sorunca, “Almak için müracaat etmek ve Türk olduğunu söylemek gerekiyor. Ben hepinizden daha çok Türküm” demişti. Ertuğrul Osmanoğlu, Türk olduğunu soru üzerine söylemek zorunda kalmayı kendisine yedirememişti; Gül de şimdi AK Parti’ye üyeliğini sorgulayanlara adeta, “Hepinizden çok AK Partiliyim” demek istiyordu. Gül, kırgınlığı ile “davasını” birbirinden ayırmaya gayret ediyordu. Mesela seçilmiş-Cumhurbaşkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 21 Ağustos’ta açıklaması beklenen AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan tercihi olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ismini resmen zikreden ilk ağız Gül oldu. Hem de, “Siyasete ve devlet hayatına kazandıran benim” diye övünç payı çıkararak. Ama partiye dönüş ve oradan gelen 28 Ağustos sonrasına dair sorular, Gül’ü de germeye başlamıştı. Bunu fark eden Ahmet Sever’in uyarısı ile soru-cevap faslı bitti, toplu hatıra fotoğrafı çekilmesi için gazeteciler Gül çiftinin etrafında dizilmeye başladı. Gül’ün dolaylı cümlelerle bastırmaya çalıştığı gerilim, fotoğraf çekiminin hemen ardından açığa çıktı. Hayrunnisa Hanım'ın tepkisi Hayrünnisa Gül, veda için sıraya giren gazeteciler arasındaki Yeni Şafak gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’ye “Sizinle tokalaşmak istemiyorum, size çok kırgınım” dedi. Bu tepki ortamı buza kesti. Hayrünnisa Hanım daha sonra gazeteci çemberinden dışarı çıkmak için hamle yaptığında karşısına ATV Ankara temsilcisi Mehmet Akarca çıktı. Hayrünnisa Hanım ona da, “Hep akıl veriyordunuz. Şimdi de bir akıl verin. Bakıyorum fotoğrafta herkesle birliktesiniz” tepkisini gösterdi. Bayan Gül daha sonra o gruptan koparak eşini beklemeye başladı. Ama aile dostları ve AK Parti milletvekili Nursuna Memecan, Sever ve benim bulunduğum daha küçük bir grupla sohbetinde tepkisinin fevri değil derin olduğu görülüyordu. Aslında o anda yazılmamak üzere sohbet çerçevesinde geçen ve bir kısmını bazı meslektaşların da duyup 20 Ağustos gazetelerinde yer verdiği sözlerinin tamamını, daha sonra yazma izni aldığım için aktarıyorum: • Bizi çok üzdüler. Şimdi fotoğrafta yer almak için yarışıyorlar. İnsan kendisine zor hâkim oluyor. Bizi hiçbir şey görmüyor, bilmiyor, farkında değiliz mi sanıyorlar? Her şeyin farkındayız. Abdullah Bey kibarlığından bir şey söylemiyor. Kendisine çok yanlışlıklar, çok saygısızlıklar yapıldı. Bazı günler ben okuyup üzülmeyeyim diye gazeteleri önümden alıyordu. Ben girip hakkında yazılanları okumayayım diye interneti kapattığı zaman oldu. • Bir turnusol döneminden geçiyoruz. Herkesin ne olduğu ortaya çıkıyor. Neler yazıldığını gördük! Neler söylendiğini gördük! Bizi en çok üzen de özellikle son yılımızda bizim camiadan, dindar Müslüman camiadan yapılan saldırılar oldu. Bu süreçte bazı yaşadıklarımızı, 28 Şubat döneminde benim başörtümün tartışıldığı günlerde bile bu kadarını görmedik. • Bizi kaç yıldır tanıyorsunuz; çizgimizde bir değişiklik oldu mu? Hayır. Bir de etrafımızdakilerin geçirdiği değişime bakın. Neler yazılıyor, söyleniyor, insan inanamıyor. Ben her şeyi biliyorum. Şimdi ben de susuyorum, ama fazla susmayacağım; asıl intifadayı ben başlatacağım. Fazla uzatmaya gerek yok; intifada sözü zaten hissiyatı açıklıyor. Gülleri dostun attığı güller (ki bazıları gülden çok taş sayılabilir) yaralamış ve yeni kurulan gül bahçesi de dikensiz olacağa pek benzemiyor. İzleyip göreceğiz. Kaynak: CNN Türk
Reklam
Af Örgütü Tarihinde İlk Kez ABD'ye Gözlemci Gönderdi
Uluslararası Af Örgütü, ABD'de siyahi bir gencin öldürülmesinden sonra çıkan olaylarla ilgili 'polis şiddetine son verin' çağrısı yaptı ve tarihinde ilk kez ABD'ye gözlemci heyeti gönderdi. Uluslararası Af Örgütü, ABD'nin Missouri eyaletindeki St. Louis kentinde siyahi bir gencin öldürülmesinden sonra çıkan olaylarla ilgili polisin tutumunu eleştirerek, ABD'ye “polis şiddetine son verin” çağrısında bulundu. Örgüt, tarihinde ilk kez ABD'de yaşanan bir protestoyu yerinde incelemek üzere 13 kişilik gözlemci heyeti gönderdi. Örgütün Amerika Direktörü Erika Guevara Rosas, St. Louis'in Ferguson semtinde Michael Brown isimli silahsız siyahi gencin Darren Wilson isimli beyaz polis memuru tarafından vurularak öldürülmesinden sonra başlayan protesto gösterilerine ilişkin açıklama yaptı. Rosas, polisin barışçıl gösterilerde halka yönelik aşırı şiddet uygulamasını eleştirdi. Michael Brown’un vurularak öldürüldükten sonra başlayan olayları 'aşırı derece hassas' şeklinde değerlendiren Rosas, “ateşin üzerine benzin dökülmemesi” uyarısında bulundu. Rosas, “Yasa dışı eylemlerde bulunduğundan şüphelenilen polis memurları, etkili bir soruşturmaya ve gerektiğinde kovuşturmaya tabi tutulmalı” dedi. “Aşırı güç kabul edilemez” Rosas ayrıca, olaydan sonra bölgede başlayan protesto gösterilerini bastırmak için polisin biber gazı ve plastik mermi kullanmasını sert dille eleştirerek, polis şiddetine son verilmesini istedi. Rosas, “Protestoları bastırmak için aşırı güç kullanmak kabul edilemez. Ferguson polisi, güç ve silah kullanımı konusunda ABD anayasası ve uluslararası standartlara uygun hareket etmeli. Orada yaşayanların barışçıl bir biçimde ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına izin verilmeli. Ayrıca, gazetecilerin işlerini yapmaları engellenmemeli” dedi. “Bu açıkça insan hakları ihlali” Bu arada, örgüt tarihinde ilk kez ABD'deki bir protestoya gözlemci heyeti gönderdi. 13 kişilik heyetle Ferguson'a giden örgütün Amerika Genel Direktörü Steven Hawkins, temel emniyet faaliyetlerinin ihtiyaç duyulduğu bir ortamda, polisin aşırı güç kullandığını söyledi. Hawkins, 'Göz yaşartıcı gaz kapsülleri çocuk, yaşlı gözetilmeden kalabalığa fırlatılıyor. Bu insan haklarının açıkça ihlal edilmesidir' dedi. Hawkins, kamu malında meydana gelen ufak tefek hasarların kalabalığı dağıtmak için yeterli bir sebep olmadığına dair rapor yayınlandığını belirterek, Birleşmiş Milletler standardı olan insan haklarını ABD’nin de korumak zorunda olduğunu vurguladı. Muhabir: Ömür Melih Üzelce | AA
334 Çocuk Annesiyle Birlikte Cezaevinde
Kadın cezaevlerinde kalan 0-6 yaş arasındaki çocukların sayısı 334’e yükseldi. Herhangi bir düzenleme yapılmadığı için bu çocuklar gündüzleri kreşe gitmeleri gerekirken gidemiyor ve cezaevi koşullarında yaşamak zorunda kalıyor... Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Başkanı Nevin Özgün’ün verdiği bilgiye göre 0-6 yaş arasındaki 334 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde kalıyor. Cumhuriyet’in haberine göre Kadın ceza infaz kurumlarında kalmak zorunda olan 0-6 yaş arası çocukları, sistem görmüyor. Yasal düzenlemeye göre bu çocukların gündüzleri kreş ve yuvalara gönderilmesi, akşamları annelerinin yanına getirilmesi gerekiyor ama bu çoğunlukla uygulamaya geçemiyor. Kurumdaki kreşlere sadece 3-6 yaş arası çocuklar alınıyor. Mevcut yasal düzenleme, bu çocukların gelişimlerine uygun besin takviyeleri alacağından söz etse de; koşullar çocukların ancak annelerine düşen yiyeceklerden yararlanmalarına olanak tanıyor.Aynı zamanda bu durum çocuğu ile birlikte cezaevinde kalan kadınlar için de psikolojik sorunlar yaratıyor. Anneler çocuklarının da özgürlüklerini kısıtladıklarını düşünerek suçluluk duyuyorlar. Cezaevlerinde anneleriyle birlikte kalan çocuklar için karşılanması istenen talepler ise şunlar: Mahpus anne ile çocuğun odası diğer mahpuslardan ayrı olmalı, çocuklu annelere ayrı bir yer düzenlenmeli, bu mekânlar çocuk dostu olmalı. Yeni mekânlar inşa edilemiyorsa çocuklu mahpus anneler için ayrı bir koğuş ayarlanmalı. Mahpuslara verilen yiyecekler çocuk ve bebeklere, emziren annelere, hamile kadınlara verilmemeli. Çocuğun dışarıyla, diğer aile üyeleriyle (babası ve kardeşleri) teması kesilmemeli, çocuk mümkün olduğunca dışarı gönderilmeli. 0-3 yaş grubu akranlarıyla zaman geçirebilmeli. 3-6 yaş grubu kurum dışındaki kreşlere gönderilmeli, okul öncesi eğitim desteği sağlanmalı. Kurumlarda sürekli olarak doktor bulunmalı, çocuk doktoruna erişim kolaylaştırılmalı. Psikososyal servis uzmanları artırılmalı. Sendika.Org
Reklam
Edebiyata 'Gizli Desteğe' Tepki Yağıyor
Kültür Bakanlığı bu yıl ilk kez edebiyat eserlerine destek veriyor. Ancak seçici kurulu da, destek vereceği 40 kişinin adlarını da, kimin hangi eserini ne kadar destekleyeceğini de açıklamamasına tepki yağıyor. Cumhuriyet gazetesinden Aslı Uluşahin'in haberine göre, PEN Türkiye ile Türkiye Yazarlar Sendikası'nın yanı sıra yazarlar, şairler ve yayıncılar bakanlığın gösterdiği bu gizliliğe karşı çıkıyor. PEN Türkiye Başkanı Tarık Günersel, 'Yaşananlar, bir kamu sürecinden ziyade, mafya sürecini andırıyor' derken, Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Mustafa Köz de, bakanlığın edebiyatı destek projesinin baştan sona yanlış olduğunu söylüyor. Yazar ve şairlerin ise bakanlığın uygulamasına daha sert eleştirileri var. Şair Şükrü Erbaş'ın şu sözleri tepkileri özetler nitelikte: 'Kamuya açık olmayan böyle bir konuda içtenlik, iyi niyet beklemek safdillik olur.' Yayıncılar da 'devletin edebiyatı desteklemesine' sevinmiş görünmüyor. Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni ve yazar Mine Soysal, çocuk ve gençlik alanında 5 yazarı destekleyen bakanlığının belirlediği kurulu tartışmaya açıyor. Kürtçe yayın yapan Lîs Yayınevi'nin sahibi Lal Laleş ise, destek yönetmeliğindeki 'Üretilecek eserin dilinin Türkçe olması' zorunluluğuna itiraz ediyor: 'Türkiye'nin kültür bakanlığının Türkiye edebiyatını desteklemesi gerekmez mi?' 'Kamuya açıklanmalı' Tarık Günersel (PEN Türkiye Başkanı): Vergilerden hareketle yapılan bir destek kamuya açıklanmalıdır. Kamuda her şey şeffaf olmalıdır. Yaşananlar, bir kamu sürecinden ziyade, mafya sürecini andırıyor. 'Baştan sona yanlış' Mustafa Köz (Türkiye Yazarlar Sendikası): Daha önce de özgün eser ölçütünün bakanlığın hazırlayacağı kurulca belirlenemeyeceğini söylemiştik. Bu, baştan sona yanlış bir proje. Yönetmelikte sadece Türkçe eserlerin desteklenmesi de yazarlar arasında bir ayrımcılığı getirmiş oldu. İsimler neden sır gibi saklanıyor. Destek verilen kişiler açıklanmalı, gizli kapaklı olmamalı. Destek alacak kişiler de herhalde 'İstemem, yan cebime koy' diyor. 'Şeffaf olmalı' Murat Gülsoy (Yazar): TÜBİTAK'ın iyi tanımlanmış bir panel sistemi var. Panellerde uzmanlar başvuruları değerlendiriyorlar, bu iş şeffaflık içinde yıllardır sürdürülüyor. Edebiyat alanına destekte de onlar örnek alınırsa bu tür tartışmalar yaşanmamış olur. 'Nerede sanatçı özgürlüğü' Irmak Zileli (Yazar): Yazarı, üreteceği eserin süresinden, içeriğine ve konusuna dek her konuda sınırlayan şartlarda bir teşvik söz konusu. Öyleyse nerede kaldı sanatçının özgürlüğü? Burada yapılmak istenen gerçekten sanatçının özgürce özgün eser üretmesi midir, yoksa devletin belirlediği içerikte eserler vermesi midir? Tüm bunların yanında teşvik kavramının kendisi, yazara sunulan 'ekstra' olanaklar demek oluyor. Devlet, tüm sanatçılar için eşit olanaklar sunmak zorunda. Bunun için de öncelikle telif yasasını düzenlemeli, vergilerin yazarın telifinden kesilmesinin önüne geçmeli vb. Bunları yapmayıp ben yazarlara teşvik yasası çıkardım demek ve teşviki de bu tür şartlara bağlamak iyi niyetli bir çaba olarak görünmüyor. 'İktidarın ezikliği' Şükrü Erbaş (Şair): Kamuya açık olmayan böyle bir konuda içtenlik, iyi niyet beklemek safdillik olur. Ben kendi adıma, bu siyasi yapının, kültür-sanat alanında yaptığı/yapacağı hiçbir şeyde demokratik kültürü destekleyecek, farklı sanat anlayışlarına, dünya görüşlerine saygılı, eşitlikçi bir tutum beklemediğim için, çıkacak sonucu da önemsemiyorum. Sanırım iktidar, ezikliğini çektiği kültür-sanat alanındaki yetersizliğini, böyle bir 'sanatçı' sınıfı yaratarak doldurmak istiyor. Hayırlı olsun. Doğru tutum şudur: Bu ülkenin yazar örgütlerine bir proje sunulur, hatta hazırlatılır. İsimler bu örgütlerce belirlenir. Bakanlığa, başkaca bir değerlendirme yapmadan, ödeme yapma ya da diğer destekleri yerine getirme görevi düşer. Sonrasında ise yapılan çalışmaların yayınlanması için belki ikinci bir katkı beklenir. 'Tepki gelişecek' Küçük İskender (Şair): Zamanında 'devletin hoşlandığı şiirler' yazılmıştır. Fakat günümüzde şair denilen sanatçı ile devleti yan yana getiren ortak bir payda yok. İdeolojileri ve dünyayı kavrayışları apayrı! Belki bu yüzden destek alan şairlerin adları gizli tutuluyor olabilir, kimse onlara saldırmasın diye. Çünkü bu desteği alan şairlere elbette edebiyat çevreleri tepki geliştirecektir. 'Yetkinlik gerekir' Mine Soysal (Yayıncı, yazar): Kültür Bakanlığı'nın edebiyat eserlerine destek vermesinin anlamlı bir girişim olabilmesi için, başvuru koşulları, kategoriler ve bütçenin yanı sıra, ölçütler, seçici kurul, değerlendirme yöntemi gibi temel belirleyicilerin de açıklıkla ifade edilmesi gerekir. Adaylık için belirtilen 'önerilen yapıtın kültürel, sanatsal ve estetik açıdan özgünlük taşıması' maddesi, seçici kurulun edebiyat alanındaki tartışmasız yetkinliğini zorunlu kılıyor. Hele çocuk edebiyatı gibi son derece özel bir alanda, seçici kurulun farklı donanımları da gerektiren yapısı ve sorumluluğu çok önemlidir. 'Tüm dillere destek' Lal Laleş (Yayıncı, yazar): Türkiye'nin Kültür Bakanlığı'nın Türkiye'nin edebiyatını desteklemesi gerekmez mi? Türkiye'nin edebiyatından kastım Lazca, Rumca, Ermenice, Süryanice, Kürtçenin de içinde olduğu, Anadolu'da konuşulan tüm dillerin edebiyatı. Bakanlığın bu dillerde yazanları eşit olarak desteklemesi hatta baskı altındaki dillere pozitif ayrımcılık yapması lazım. Ne var ki söz konusu Türkçenin dışındaki diller olunca, bakanlığın kafası karışıyor, milliyetçi perspektiften yaklaşıyor. Devlet yazarları destekleyecekse kendi coğrafyasındaki bütün dilleri desteklemeli ve tüm dilleri Türkiye'nin zenginliği olarak kabul etmeli. Aslı Uluşahin | Cumhuriyet
Kolunu Makineye Kaptıran Çocuk İşçi Hayatını Kaybetti
Denizli Organize Sanayi Bölgesi’nde bir fabrikada çalışan 16 yaşındaki Emin Halastar, elini makineye kaptırarak hayatını kaybetti. Denizli-Ankara karayolu üzerinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi’nde bir fabrikada çalışan Emin Halastar (16), kolunu ve daha sonra da vücudunu makineye kaptırdı. Olayı gören diğer işçiler hemen duruma müdahale etti. Olay yerine çağrılan ambulansla Denizli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 16 yaşındaki Emin Halastar, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Polis ekipleri olayla ilgili soruşturma başlattı. IHA | Milliyet
'Alman Uçağına İncirlik Yasağı' Yalanlandı
Alman Hava Kuvvetleri'nin bugün Kuzey Irak'a yardım malzemesi götürmek üzere yapması planlanan seferinin, Türkiye'nin İncirlik Hava Üssü'ne iniş izni vermemesi nedeniyle ertelendiği öne sürüldü. Ancak Ankara iddiayı yalanladı. Transall tipi askeri nakliye uçağının Kuzey Irak'a 20 ton malzeme taşıması öngörülüyordu. Dışişleri kaynakları, “15-18 Ağustos tarihleri arasında Erbil’e yardım götüren 8 ayrı Alman uçağına iniş ve geçiş izni verildi. Almanya’dan 3 uçak için daha izin talebi var, bunlar da havacılık kurallarına uygun olarak sıraya konuldu. Bu nedenle Türkiye’nin insani yardım amaçlı uçuş yapacak Alman uçaklarına izin vermediği haberi tamamen gerçek dışı. İzlenimimize göre bu haberi Almanya’nın Sesi de bir başka ajanstan almış. Almanya’nın Sesi’ne de durum bildirildi” dediler. 'İPTAL EDİLMEDİ, GEÇ DE OLSA YAPILACAK' Alman Hava Kuvvetleri sözcüsü ise konuyla ilgili Hürriyet ’e şu bilgiyi verdi: “Normal olarak bu tür uçuşlarda 24 saat önceden bilgi veriyor ve uçuş izni istiyoruz. 24 saat içinde de izin geliyor. Türkiye, bizden ek belge istedi. Bu nedenle uçuş gecikti. Ama uçuş iptal edilmedi, sadece birkaç saatliğine ya da bir günlüğüne gecikmiş olacak. Ama uçuş yapılacak.” HANGİ EK BELGE?Nasıl bir ek belge istendiği hakkında bilgi vermeyen sözcü, bunun bir ‘dram’ ya da büyük bir kaza olmadığını belirtti ve “Bu tür şeyler zaman zaman olur” dedi. “Almanya, Türkiye’yi dinlediği için böyle bir tavırla karşılaşmış olabilir mi?” sorusuna da, “Biz Hava Kuvvetleri olarak bu tür spekülasyonlara girmiyoruz” yanıtını verdi. Uğur ERGAN / Celal ÖZCAN / HÜRRİYET
Akşam: 'Heykel Olayının Arkasında Paralel PKK Var'
Akşam gazetesi, PKK’lı Mahsum Korkmaz’ın heykelinin sökülmesi sırasındaki olayları ele aldığı haberini “Paralel PKK” ile manşetine taşıdı. Habere göre, heykelin sökülmesi ardından yaşananlardan çözüm sürecinden rahatsız olan PKK içindeki “paralel kanat” ın yaptığı belirtildi. “Paralel kanat” ın Kandil ve İmralı’dan bağımsız hareket ettiğini öne sürüldü. Haberde, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay dün yaptığı açıklamasında, “Heykel olayı aniden ortaya çıktı” sözlerine de yer verildi. Atalay, yaşananları çözüm sürecine yönelik provokasyon olarak nitelemişti. nediyor.com
Reklam