Game of Thrones'a Ek Kitap
Game Of Thorens hayranlarının heyecanla beklediği serinin yeni kitabı çıkıyor. Yazar George R.R, serinin yeni kitabını daha önceki bölümlere koymadığı ‘artık’ bölümleri biraraya getirerek hazırlayacağını açıkladı. Game of Thrones/Taht Oyunları’nın hayranları, nefeslerini tutmuş serinin yeni kitabını beklerken, yazar George R.R. Martin’den müjdeli haber geldi. Edinburgh Uluslararası Kitap Festivali’ne katılan Martin, seriye dâhil etmediği bazı Game of Thrones bölümlerini ayrı bir kitap olarak yayımlayabileceğinin sinyallerini verdi. İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre yazar, seriyi kaleme alırken bazı karakterlerden tatmin olmadığı için birçok bölümü dâhil etmemiş, “Seriyi tamamladığımda, kitapta yer vermediğim on binlerce kelimelik bir kısım olacak” diyen ABD’li yazar, bu bölümlerden bir kitap oluşturmayı planlıyor. 2011 yılında HBO kanalı tarafından ekranlara aktarılan Game of Thrones serisi, dünya çapında büyük bir hayran kitlesine sahip. TARAF
Çağdaş Türk Edebiyatında En İyi 40 Şey
Notos’un 5. Büyük Soruşturması, çağdaş Türk edebiyatının yaklaşık yüz yıllık geçmişi içinde yarattığı değerlere günümüzden bir ayna tutuyor. Tam 181 yazarın yaptığı seçimler, yaşayan edebiyatımızın eğilimini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Çağdaş Türk Edebiyatında En İyi 40 Şey, olumlu değerlerin üst üste koyduğu taşlarla örülen bir yüzakı duvarı gibi yükseliyor. Bu soruşturmaya, Notos ’un önceki dört soruşturmasında olduğundan daha büyük katılım oldu. Nedenini tam bilmiyoruz. Belki konu daha çok ilgi çekti; belki yapılma biçimi, işlevi ve sonuçlarıyla Notos ’un soruşturmalarının gitgide daha çok aranıp kurumsallaştığı görüldü. Amacımız da edebiyat dünyamıza yeni bir pencere daha açmaktı. Bizi canlı tutan sonuçlar çıktığını da söyleyebiliyorsak, hiç değilse anlamlı bir adım atılmış olur. Hiç kuşku yok ki, 181 kişinin yer aldığı önemli bir kamuoyunun seçimlerini de yansıtsa, her seçim gibi bu seçim de kendi öznelliğini içinde taşıyor. Dolayısıyla başka bir yerde, daha da önemlisi, başka bir zamanda yapılacak seçimin sonuçları da farklı olacaktır. Ne biri ne de öbürü tam yansıtır asıl olması gerekeni. Doğruyla yanlıştan daha önemli edebiyatın gerçeği. Yapıldıkları dönemin beğenisini, eğilimlerini, edebiyat kültürünü yansıtıyorsa, bu tür soruşturmalarda döneme yakın olanların öne çıkması da doğaldır. Sözgelimi “Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a Verilmesi” en çok belirtilen şey oldu. Doğaldır, çünkü yaşayan edebiyatımızı en çok etkileyen şeylerden biriydi. Günümüz yazarlarının 40 Şey içindeki ağırlığı da bundandır. Bu soruşturmanın benzeri, sözgelimi yirmi yıl sonra yapıldığında, bugün adı anılmayan genç kuşaktan yazarlardan kimilerinin de o soruşturmada anılacağı görülecektir. Sonra geriye dönüp bakılır ve edebiyatımızın birikiminin ölçülmesinde bu soruşturmaların ne denli önemli bir anlamı olduğu herhalde görülür. Gelgelelim, Nâzım Hikmet gene ikinci sırada yer alabilir, İkinci Yeni, Sait Faik, Oğuz Atay, Yaşar Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar ya da 1950 Kuşağı da gene ilk on içinde. Bunlar da bu soruşturmanın sağlıklı bir sonuç verdiğini gösterir mi? Sanırım. Ağırlık yazarlarda olduysa, edebiyatımızın yüzyılını belirleyenler onlar olduğu için. Öte yandan, eğer 181 kişiye ulaşma çabası yerine, yirmi kişiyle sınırlasaydık, hiç kuşku yok ki sapmalar daha çok olacak, öznelliğin sınırları belirsizleşecekti. Bütün bunlar bir yana, bu listeyi alıp asalım yanı başımıza, aklımıza geldikçe bakalım. Hangisini iyi değerlendirebildik, kendimize soralım. 1 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verilmesi Orhan Pamuk’un 2006 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması, belki çevresinde birbiriyle çelişen bir dizi tartışmaya neden oldu ama öyle görülüyor ki, önemi büyüktü. Soruşturmamıza verilen yanıtlar arasında ilk sırayı alması, Nobel Edebiyat Ödülü’nün taşıdığı değerden çok, yol açtığı olumlu sürecin edebiyatımıza kazandırdıklarından olmalı. 2006’ya dek her kuşaktan usta yazarımıza Batı’da doğru dürüst ilgi gösterilmemesinin sıkıntısını yaşayan edebiyatımız, böylece kabuğunu kırıp açılmaya başladı. Yeni kuşaktan yazarların kitapları art arda birçok dile çevirildi. Bu arada Nobel Ödülü siyasal tartışmaların gölgesinde de kaldı mı? Öyle de olsa, Orhan Pamuk’un romanlarının daha kapsamlı biçimde tartışılmasını beklediği de kuşkusuz. Bu hakkı yazarın elinden alabilir miyiz? 2 Nâzım Hikmet Çağdaş Türk şiirinin kurucusu Nâzım Hikmet, şiirimizi geleneksel divan ve halk şiiri kalıplarından çıkararak özgür koşuğa ve sosyalist düşünceye kavuşturdu. Şiirleri ülke sınırlarını aşarak yeryüzünün dört bir köşesine ulaştı. Adı dünya şiirinin uluları arasında anıldı. Bütün bunların ötesinde tutarlı kişiliğiyle sanatçı özgür ruhunun simgesi oldu. Haksız yere uzun yıllar hapiste kendi başına yatarken de, ünü yeryüzünü sardığında da aynı insandı. Bir sanatçının ne denli yürekli, ne denli özgür ruhlu, ne denli sevgi yaratabileceğini gösterdi. Ardında yalnızca destansı bir şiir birikimi değil, destansı bir hayat da bıraktı. Hayatı, bütün insanlık ailesinin geleceğinde örnek oluşturacak dürüst davranışlar, sıradan kahramanlıklarla dolu geçti. Bu yüzden şiirlerinin yanı sıra örnek yaşam biçimiyle, hayat karşısındaki tutumuyla da özlediği bir dünya kurulana dek önemini yitirmeyecek bir ozan-kişilik. 3 İkinci Yeni Yenilikleri çoğu kez sonradan anladığımız belli. İkinci Yeni bunun çarpıcı örneklerinden. Serüveni biraz da sert mi geçti? Dönemin egemen edebiyat anlayışından ve toplumsal koşullarındandır. İkinci Yeni, Garip’ten sonraki büyük yarılma, Cumhuriyet dönemindeki en kapsamlı şiir oluşumu. Toplumcu olmamakla suçlandı, ama 1960’lardan sonra görüldü ki, içindeki şairlerin büyük çoğunluğu toplumcuydu. Saçma şiir yazdıkları söylendi, ama geleneksel ve yazıldıkça kendini eskitmeye başlamış şiir anlayışının yerine yepyeni bir biçim ve dil getirdi. Çok sonraları da çağdaş Türk şiirinin ona çok şey boçlu olduğu keşfedilip hakkı teslim edildi. Şiirimizin büyük ustalarının önemli bir bölümü İkinci Yeni içinden geçmişti. 4 Sait Faik ve Alemdağ’da Var Bir Yılan Sait Faik, edebiyatımızın çöpsüz üzümü. Fethi Naci böyle nitelemişti onu. Hiçbir yere bağlanmadan, kendi başına büyük bir yaratıcı olduğu için. Yaşamının son yıllarında, Bir on yıl daha okunur muyum, diye düşünmüştü Sait Faik. Bugün en çok okunan yazarlarımızdan biri olduğunu görseydi, acaba neler düşünürdü? Edebiyatımızda bilinen düzyazı anlayışını tersyüz etmişti o. Etkisi günümüze uzandı. Adamakıllı çevrilebilseydi, dünyanın tanıdığı en önemli öykücülerden olurdu. Toplumsal sorunların egemenliği altında sıkışmaya başlayan öykü ve romanın önüne yepyeni bir dünya çıkardı. Pek çoklarına göre, çağdaş Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük öykücüsü. 5 Oğuz Atay ve Tutunamayanlar Oğuz Atay gibi yenilikçi yazarların hemen anlaşılması zordur. Yalnızca bizde değil, Batı edebiyatlarında da her yenilikçi çıkış, olumsuz refleksleri de hemen harekete geçirir. Tutunamayanlar 1971’de yayımlandığında, olumsuz eleştiriler olumlulardan daha çoktu. Tuhaf, yabancı bulundu. Neden sonra Tutunamayanlar ’a yönelen ilginin birdenbire büyümesinin bir nedeni, okuma kültürünün ulaştığı düzeydi. Bir nedeni de edebiyatın edebiyat dışı kaygılarla değerlendirilmesinin doğru olmadığının artık daha iyi anlaşılmış olmasıydı. Tutunamayanlar ’ın çağdaş Türk romanının dönüm noktalarından biri oluşunun nedenlerinin iyi çözümlenmesi, roman sanatımızın bundan sonra alması gereken biçimlerin zamanında ve daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. 6 Varlık Dergisi “Memlekette bir tek hakiki san’at mecmuası yok. İnkılâbın, her sahada, yokluktan varlıklar yaratmak işine girişmiş olduğu bir devirde acısı hissedilen bu boşluğu doldurmak, duyulan bir ihtiyaca cevap vermek gayesiyledir ki VARLIK çıkıyor.” 1933 yılının Temmuz ayında, Yaşar Nabi Nayır bu sözlerle Varlık ’ın ilk sayısını okurlara sundu. Soruşturmamızda adı geçen çoğu yazarın metinlerinin ilk kez bu dergide yayımlanması önemini apaçık ortaya koyuyor. Öte yandan ülkenin çok iyi bildiğimiz zorlu şartlarında bir edebiyat dergisinin çizgisini koruyarak günümüze dek ayakta kalabilmesi tek başına büyük bir başarı. 7 Hasan Âli Yücel ve MEB Tercüme Bürosu Hasan Âli Yücel’in 1938’de Maarif Vekili olduktan sonra başlattığı tercüme hareketinden sonra kurulan Tercüme Bürosu’nun Türkçeye kazandırdığı klasikler, ülkenin düşünce ve kültür hayatını değiştirmişti. 1940’ta kurulan Tercüme Bürosu’nu Nurullah Ataç yönetti. Adnan Adıvar, Saffet Pala, Sabahattin Eyuboğlu, Sabahattin Ali, Bedrettin Tuncel, Enver Ziya Karal, Nusret Hızır gibi, dönemin saygın düşünce ve edebiyat adamları da Büro’nun çalışmalarına etkin biçimde katıldı. Dünya edebiyatı klasiklerinden tam 496 yapıt altı yıl içinde Türkçeye kazandırıldı. 19 Mayıs 1940’tan sonra da iki aylık Tercüme Dergisi yayımlanmaya başladı. Hasan Âli Yücel’in bu çeviri seferberliğinin, Cumhuriyet döneminde yaşanmış en unutulmaz reform hareketlerinden biri olduğu söylenebilir. 8 Yaşar Kemal Yaşar Kemal’in bir mucize oluşu, yalnızca Çukurova’nın kıraç topraklarından çıkışına bağlanamaz. Anadolu’da yaşayan Türkçenin zenginleşmesine yaptığı ölçüsüz katkılar da Yaşar Kemal adını bir yere kazımıştır. Neden sonra dünya dillerine çevirilince, yaşayan dünya romancılarının en büyüklerinden olduğu da görüldü. Öylesine söylenmiş bir söz değil bu. Yaratıcılığının benzersizliği herhalde tartışılmaz. Yazdığı romanlar kendisinden başka hangi yazarlarınkine benziyor? Bir yanıtı yok gibi. İnce Memed ’den Bir Ada Hikayesi ’ne, elli yıl boyunca yazdığı romanların hep belli bir düzeyin üstünde oluşu da şaşırtıcı değil mi? 9 Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın değeri geç anlaşıldıysa, nedeni kendisi olmalı. Çünkü döneminin edebiyat kültürünün doğru biçimde anlayacağı romanlar yazmıyordu. Neden sonra, okuma kültürünün geleneksel değerlerin dışına çıkabilme yetilerinin güçlendiği yıllarda, özellikle 1980’lerden sonra, Tanpınar’ın yazdıklarının roman sanatımızın yaşadığı modernizmin en önemli örnekleri arasında olduğu anlaşıldı. En iyi 40 şey arasında, Saatleri Ayarlama Enstitüsü özellikle belirtildi. 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi de var. Yazılmış en nitelikli edebiyat tarihlerinden biri o, sonrası getirilemedi. Romanlarının yanında gözden uzak kalmış, bir kitapta toplanmış öykülerinde de boş yoktur. 10 1950 Kuşağı Öykücüleri 1950’lerin başlarında edebiyatımıza Sait Faik, Orhan Kemal ve Sabahattin Ali’nin öykü anlayışları ile Mahmut Makal’ın Bizim Köy (1950) romanıyla başlayan köy edebiyatı egemendi. Türkiye’de “öykünün altın çağı” olarak nitelenebilecek 1950-1960 yılları arasında öykü yazan birçok yazar, geçmişteki öykü anlayışına karşı çıkarken, Orhan Kemal ile Sait Faik’ten ve 1950’lerin sonuna doğru etkisini yoğun olarak hissettiren varoluşçuluk felsefesi ile gerceküstücülük akımından oldukça etkilendiler. Kimilerince “bunalım edebiyatı” diye de suçlanan 1950 kuşağı yazarları, bireyin iç dünyasını o güne dek alındığından daha derinlikli bir biçimde yansıttı; imgelere, benzetmelere, farklı zaman kullanımlarına ve mekân soyutlamalarına başvurdu. Vüs’at O. Bener, Demir Özlü, Ferit Edgü, Orhan Duru, Leylâ Erbil, Adnan Özyalçıner, Bilge Karasu, çok yönlü ve çok sesli bu kuşağın önemli yazarlarından bazıları. 11 Garip Akımı Garip Akımı şiir sanatına ilişkin bilinen bütün doğruların tersinin de doğru olabileceğini göstererek şiirimize sonsuz bir özgürlük alanı açtı. Bu akımı simgeleyen üç ozanın (Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday), yalnızca büyük ozanlar değil, büyük yaşamları olmuş, parlak zekâlı insanlar olmaları, bu akımın ne denli zengin bir kültürel birikim sonucu olduğunu da gösterir. Beylik deyimle Garip Akımı şiirimizi, dönüşü olmayan, artık eskisi gibi şiir yazılamayacak bir noktaya getirmiştir. Çağdaş şiirimizin Nâzım Hikmet-Garip-İkinci Yeni’den oluşan üç büyük yenilik hareketinin belki de en önemlisidir. Garip Akımı doğmasa, şiirimiz –Nâzım Hikmet’in de hapiste ve yasaklı olduğu düşünülürse– Ahmet Haşim-Yahya Kemal çizgisinde, Simgeci-Baudelaire’ci bir çizgide sürebilirdi. 12 Can Yayınları Erdal Öz’ün Can Yayınları’nı kurduğu 1981 yılında, Türkiye’de kalburüstü 100 kadar yayınevi vardı. Can Yayınları hem o yılların etkin yayınevlerinden biri olmaya çalıştı, hem de kendine özgü bir kimlik kazanmaya. Bu ikisine de çok kısa sürede ulaştı. Can Yayınları’nın bugüne dek yayımladığı kitapların sayısı da 2000’e ulaşmak üzere. Başlangıcından bugüne, yayımladığı yabancı yazar sayısı 465, Türk yazarı sayısı ise 230. Nobel Edebiyat Ödülü almış otuz iki yazarı var. 1981’den bugüne en çok satılan kitabıysa, José Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı romanı, yaklaşık bir milyon adet satılmış. Can Yayınları’nın yayıncılık sektörünün büyükleri arasındaki en önemli özelliğiyse, bu düzeyde başarıya yalnızca edebiyat kitapları yayımlayarak ulaşması. 13 Orhan Pamuk 1980’lerin hemen başında öne çıkan genç romancılar arasında yer alan Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları romanıyla büyük ilgi çektikten sonra, gitgide derinleşen bir arayış içinde oldu. Beyaz Kale ile onu bütün dünyada tanınan bir yazar olmasını sağlayan öteki romanları arasında bir köprü attı. Kara Kitap , Yeni Hayat ve Benim Adım Kırmızı postmodern romanın edebiyatımızdaki yolunu açtı. Bu romanları, romanın alabileceği yeni biçimler için önemli örnekler oldu. Orhan Pamuk’un romanlarının, yeni biçim arayışlarının neler olabileceği konusunda, genç kuşak yazarlarının önünde yeni bir yol açtığı da söylenebilir. Soruşturmamızda Masumiyet Müzesi romanının özellikle belirtildiğini de kaydedelim. 14 Yapı Kredi Yayınları Yayın hayatına 1992 yılında Enis Batur’un yayın yönetmenliğinde Cogito dizisinden Michel Foucault’nun Ders Özetleri ’ni, Edebiyat dizisinden de Samuel Backett’in Hikâye Sırasında ’sını yayımlayarak başlayan Yapı Kredi Yayınları, Türkiye’de yayıncılık anlayışının yeniden şekillenmesi yönünde önemli katkılarda bulundu. Özellikle Türkçeye kazandırdığı başyapıtlarla ve bunların sunumunda estetik açıdan gösterdiği özenle dikkati çekti. Şu sıralarda Raşit Çavaş’ın yayın yönetmenliğinde 3260. kitabını yayımlamak üzere olan Yapı Kredi Yayınları, kitap yayıncılığının yanı sıra uzun süredir Cogito , Sanat Dünyamız ve kitap-lık adında, düşünce, sanat ve edebiyat alanlarında önemli etkilere sahip üç derginin de yayınını sürdürüyor. 15 Bilge Karasu Derin düşünsel içerik, dilde benzersiz açılımlar, ustalıkla kurgulanmış öykü ve romanlar, Türkçe tutkusu… Bilge Karasu hakkında söz söylemek için kısa bu satırlar. Ama sabırla ince ince işlenmiş metinlerine verdiği emeği pekâlâ vurgulayabiliriz. Onu anmamızın, aramamızın, yürekten hayranlık duymamızın asıl nedeni budur belki de. Böyle özenli çalışmalı işte, deriz de, onun gibi yazılamayacağını biliriz. 16 Yeni Dergi ve De Yayınları Memet Fuat, De Yayınevi’ni kendi çevirdiği kitapları yayımlayacak uygun bir yayınevi bulamadığı için, Metin Yasavul ile birlikte, 1960’ta kurdu. Memet Fuat’ın seçimlerinin o yıllarda yeniliklere açık oluşu ve her zaman niteliği yüksekte tutan anlayışı öylesine iyi kitaplar yayımlanmasını sağladı ki, De Yayınevi birdenbire edebiyatımızın gözbebeklerinden birine dönüştü. Kafka’nın Şato ’su, James Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi kitaplarından Nâzım Hikmet’in ilk kez yayımlanan kitaplarına uzanan yayıncılık anlayışı, 1960-1980 arasında edebiyat dünyamıza yeri doldurulmaz bir katkı yaptı. Yeni Dergi de bu etkinliği taçlandırdı. Çağdaş Türk edebiyatının modernizm atılımlarının yukarı katlarının örülmesinde, De Yayınevi ve Yeni Dergi ’nin katkısı büyük oldu. 17 Türk Edebiyatını Dışa Açma (TEDA) Projesi Aşağı yukarı Cumhuriyet’in kuruluşuyla tarihlendirilebilecek olan modern Türk edebiyatı kendi içinde önemli dönüşümler geçirse de uzun yıllar dışarıya açılmada sorunlar yaşadı. Bu sorun eskisi kadar olmasa da hâlâ varlığını sürdürüyor. Bu sorunu aşabilme yolunda yapılan girişimlerden biri de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kısaca TEDA olarak adlandırdığı projedir. Türk Edebiyatını Dışa Açma (TEDA) amacıyla 2005 yılında faaliyete geçen proje kapsamında çeviri ve yayın destek çalışmaları yürütüldü. Yılda iki kez toplanan TEDA Danışma ve Değerlendirme Kurulu yaptığı değerlendirmenin ardından destek vereceği yapıtları seçiyor. Şimdiye kadar aralarında Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Enis Batur, Mario Levi, Nedim Gürsel, Ayfer Tunç’un bulunduğu pek çok yazarın kitaplarının Türkçe dışındaki dillerde yayımlanmasına destek veren proje hakkında www.tedaproject.com adresinden daha ayrıntılı bilgi alınabilir. 18 Yusuf Atılgan ve Anayurt Oteli Yusuf Atılgan, ilk kez 1973 yılında yayımlanan Anayurt Oteli ile daha önce de ele aldığı psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temalarını ustalıkla işleyen bir yazar olarak Türk edebiyatındaki yerini pekiştirdi. Küçük bir kasabanın kısıtlı dünyasının boğucu açmazları kadar taşra-merkez ikiliğinin yarattığı gerilimi de dışavuran Anayurt Oteli düşünsel boyutları bakımından pek çok değerlendirmeye tabi tutuldu, hatta “bir anti-roman” olarak nitelendi. Tekdüze yaşantısı içinde sıkışıp kalan, romanın ölümsüz karakteri Zebercet ise varoluş sıkıntısının köşeye sıkıştırdığı biri olarak çıkar karşımıza. Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadına olan saplantılı tutkunun simgelediği kurtuluş umuduysa yaşadığı açmazları derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Hayatın absürdlüğünün yoğun bir biçimde ortaya konduğu Anayurt Oteli 1987 yılında Ömer Kavur tarafından aynı adla filme de alındı. 19 Edebiyat Dergilerinin Çeşitlilik Kazanması Dergileri olmayan bir edebiyat düşünülemez. Ya da bir kanadı kırık sayılır. Bir edebiyatın dünyaya açılan ve onu temiz havayla tazeleyen pencereleri, dergileridir. Serveti Fünun ’dan başlayıp Varlık dergisine, oradan Yeni Dergi , Yeni Ufuklar ya da Yeni Adımlar ’a ulaşan zincire, daha sonra AdamSanat , AdamÖykü , kitap-lık gibi etkin dergiler eklendi. Son zamanlarda, edebiyat dergileri her zaman olduğu gibi ekonomik sıkıntılarla uğraşıyor, belki biraz geri çekiliyor, ama gene de ayakta durmayı bir biçimde başarıyor. Onlar edebiyatın kahramanları. Ülke genelinde, yaklaşık 250 edebiyat dergisi yayımlanıyor. Ulusal ölçekte dağıtılıp satılanların sayısıysa, ne yazık ki azaldı. Ama ne okur, ne yazar, ne yayıncı, ne de dergilerin kendisi, dergisiz yapamaz. 20 Enis Batur Enis Batur hakkındaki düşünceler zaman zaman birbirinden çok farklılaşır. Edebiyatı uçlarda alışı yüzünden yadırgandığı çok olmuştur. Onun için ne denirse densin, edebiyatı herkesin görmediği yerlerde kavrayışının çok kendine özgü olduğunu teslim etmek gerekir. Çalışkanlığı üstünde çok duruldu, sayıları yüzü çoktan geçmiş kitaplarının tam sayısını kendisi bile hatırlamıyor. Şair, deneme yazarı, roman yazarı… Öte yandan, pek çok has edebiyatçı gibi, dergi yayımlama tutkusunu da uzun yıllar sürdürdü. Yazı ’dan Gergedan ’a, oradan Yapı Kredi Yayınları’nın dergilerine, kalıcı bir dergicilik tutkusu da var. Opera adlı şiir kitabıyla Başkalaşımlar adlı deneme kitabı da soruşturmada özellikle belirtildi. 21 İletişim Yayınları 1980 döneminin hemen sonrasında bir grup yazar ve yayıncının ortak girişimiyle kurulan İletişim Yayınları, yayıncılık dünyasının ufkunu genişleten bir anlayışın izlerini sürmeyi önemsemiş öncelikle. Editörlüğün özen gerektiren özel bir iş, bir uzmanlık alanı olarak kurumlaşması, kitapların görsel tasarımlarına gösterilen emek esas alınmış çıkılan yolculuğun başlangıcında. Ansiklopedik yayıncılıkta oluşturduğu özgün, telifçi tarz ve geliştirdiği deneyim benzersiz. Bugün İletişim Yayınları bağımsız bir kurum olarak geldiği noktada özel bir yerde, nitelikli kitaplarla öne çıkmayı ve hak ettiği yeri korumayı biliyor. Perde arkasındaki özveriyi anlamak ve iyi değerlendirmek gerekiyor. 22 Kitap Ekleri ve Radikal Kitap Kitap ekleri yaklaşık yirmi yıl önce yaşamımıza ilk olarak Cumhuriyet gazetesiyle girdi. Sayıları giderek arttı. Birçok gazete artık kitap eki yayımlıyor. Okur, kitapla belki ilk olarak burada karşılaşıyor, sevdiği yazarı bir söyleşide yakından tanıma olanağı buluyor. Eleştiri yazılarında aklındaki sorulara yanıt arıyor, yeni sorular kazanıyor, edebiyat dünyasındaki gelişmeleri, yenilikleri izliyor. Yayıncılık sektörü de birbirinden haber alıyor kitap ekleri sayesinde. Soruşturmada adının çokça geçmesi, en ünlüsünün Radikal Kitap olduğunu söylüyor bize. İlk olarak 2001 yılında okurla buluşan Radikal Kitap 15 Ekim 2010’a kadar yayımladığı 500 sayıda 22333 kitap tanıtmış, 445 yazarla söyleşi yapmış. Bu katkıyı gözardı etmek olmaz. 23 Varlık Yayınları 1946 yılında Yaşar Nabi Nayır tarafından kurulan Varlık Yayınları Türkiye’de yayıncılık dünyasının temel taşlarından biri. Nayır’ın 1981’deki ölümüne dek 1000’in üstünde kitap yayımlayan Varlık Yayınları Sait Faik’ten Nurullah Ataç’a, Oktay Akbal’dan Behçet Necatigil’e, Dağlarca’ya, Haldun Taner’e kadar bugün Türk edebiyatı denince akla ilk gelen adların eserlerini yayımladı. Ayrıca Dostoyevski, Turgenyev gibi pek çok yabancı yazarı da Türkçeye kazandırdı. Yapıtların büyük yaygınlık kazanmasına olanak sağlayan 1 Liralık Cep Kitapları soruşturmamızda özellikle belirtildi. Varlık Yayınları, yayıncılık alanına yaptığı katkılar nedeniyle 1979 yılında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ne değer görüldü. 24 İhsan Oktay Anar İhsan Oktay Anar’ın edebiyatımızda biricikliği olan yazarlar arasında özel bir yeri var. Yazdıklarının benzeri yok. Öyle olduğu için, postmodern metinler yazdığı belirtildi. Oysa İhsan Oktay Anar’ın yazdıklarını klasik, modern ya da postmodern olarak nitelemek doğru değil. Kullandığı dilin Osmanlıca ya da eski sözcüklerle kurulu olduğunu söylemek de onun yaptığını açıklamıyor. Bizim edebiyatımızda benzerlerine pek rastlanmayan, özellikle Batı edebiyatlarında apayrı bir yeri olan özel dillerin sıra dışı bir örneğini yarattığını söylemek, daha doğru olur. Bu benzersizliği, başlangıçta tam anlaşılıp değerlendirilemeyen romanlarının, son yıllarda büyük bir okur çevresinin ilgisini çekmesini sağladı. 25 Hasan Ali Toptaş Edebiyatımızın kendini 1980’lerden sonra gösteren kuşağının içinden çıkan öykücülerin ve romancıların serüveninin sonu merak edilmişti. Her yeni kuşak gibi, önceki kuşaklar tarafından olumsuz bir refleksle karşılanan bu kuşağın içinden öyle önemli yazarlar çıktı ki… Hasan Ali Toptaş, kuşağının ilk akla gelen adlarından. Yazarlık dünyasının iki dönemi var. Bin Hüzünlü Haz ve Uykuların Doğusu ile gelen ikinci döneminde, postmodern yaratı biçimlerinden yararlandı. Dilini öylesine yetkinleştirdi ki, son romanlarında her şeyden önce dili yazıyor sanki. Bu arada romanları son yıllarda çeşitli dillere çevrilmeye başlandı, bunun da ondan sonraki kuşağı önünü açacağı söylenebilir. 26 Metis Yayınları 12 Eylül askeri darbesinin ilk yıllarında faaliyete geçen yayınevlerinden biri de Metis Yayınları. Kültürel ve siyasi bir odak olarak kurulan Metis Yayınları 1987 yılına kadar yalnızca edebiyat dışı kitaplar yayımlarken, bu tarihten sonra Türkçe ve çeviri edebiyat kitapları da yayımlamaya başladı. İnternet sitesinde, “Okuru canlandırmaktan kitapçıları desteklemeye, kitabı düşmanca saldıralardan korumaktan genel bir demokrasi mücadelesi vermeye kadar her alanda sorumluluk almak, ülkemizdeki yayıncıların varlıklarını koruyabilmesinin tek koşulu” diyen Metis Yayınları yirmi dokuz yılda bu söylediklerini desteklercesine kitap, yayıncılık, okuma, düşünce ve ifade özgürlüğü temaları etrafında toplanan çok çeşitli kampanyalara da imza attı. 1989 yılındaki “Kitabın Keyfi Başkadır” ve 1991’deki “Kitap okuyor” adlı kampanyaları akla ilk gelenlerden. 2005’ten beri her yıl farklı temalarla yayımlanan Metis ajandalarının da ayrı bir yeri var. 27 Memet Fuat Memet Fuat’ın en önemli yanı yayıncılığı mı? De Yayınevi’ni kurup Yeni Dergi ’yi yayımlaması? Memet Fuat çağdaş Türk edebiyatının modernizm içinde niteliğini değiştirerek gelişmesinde önemli rol oynayan kişiler arasında, adı akla ilk gelenlerden. Yeni Dergi , edebiyatımızın kendine yeni yollar arayışının yatağını açmıştı. Memet Fuat’ın bu arada bir editör olarak yaptıklarını genç kuşaklar pek bilmeyebilir. Kitap yayıncılığının sayfa düzeninden yazı karakterine, italiklerin ya da boldların kullanımına varıncaya dek bir dizi biçimsel öğesinin oturmasını, yaptığı kitap ve dergi yayıncılığıyla sağlayanlardan oldu Memet Fuat. Yazdığı denemelerindeki yalın, açık ve aydınlık diliyle de düşünce dünyamızın niteliğini yükseltti. 28 AdamÖykü Öykücülüğümüzün 1980’lerden sonra içine düştüğü durgunluk ve yorgunluk en az on yıl sürdü. Yayıncılar öykü kitabı yayımlamadı, dergiler öyküden uzak durdu, yazarlar da yazdıklarını ortaya çıkarmadı. Sonra AdamÖykü yayımlanmaya başladı, Kasım 1995’te. Kısa sürede, herhangi bir dergi olmadığı görülmeye başladı. Ondan sonra ustalar çekmecelerindeki öyküleri çıkarmaya, gençler yeni öyküler yazmaya başladı. Aranan kan harekete geçmiş, dolaşacağı damarı bulmuştu. Sonra on yıl yayımlandı AdamÖykü . Bu on yılda öykü hep gitgide artan bir ivmeyle canlandı, art arda yayımlanan öykü dergileri öykücülüğümüzün sürekli tartışılmasına, niteliğinin yükselmesine, yeni arayışlar için yeni kapılar açılmasına yol açtı. 29 Sanal Ortamda Edebiyat İnternet ortamındaki edebiyattan söz ederken iki kutuplu bir tartışmanın varlığı da düşünülmeli. Kâğıdın, mürekkebin yerini ekrana, klavyeye bıraktığı bir iletişim ortamının edebiyatı körelttiğini düşünenler olduğu gibi katkısının çok olduğunu savunanlar da var. 1990’ların ortasından başlayarak internetle birlikte sanal dergiler, edebiyat blogları, çevrimiçi yayınevleri ve e-kitap da girdi yaşamımıza. İnternet çıktı, mertlik bozuldu, diyenlerin tersine, olumlu etkileri görmemek olanaksız. Soruşturmamıza gelen yanıtlar arasında yer alan müzik, edebiyat, hayat, sinema ve birçok alt başlık içeren blog tabanlı periyodik dergi Futuristika’nın adını özellikle belirtelim. 30 İnce Memed İnce Memed I , 1955’te yayımlanır yayımlanmaz büyük bir ilgi gördü, çok satılmaya başladı. Yaşar Kemal’in yayımlanan ilk romanıydı İnce Memed . Hem eşkıyanın başkaldırısı içinde yakaladığı insani öz, hem de o güne dek görülmemiş dili ve anlatım biçimi, İnce Memed ’i edebiyatımızın gündemine oturttu. Sonra öteki İnce Memed ’ler geldi, dördüncüsü 1987’de olmak üzere. Otuz üç yılda tamamlandı dört kitap. Dört kitapta ülkenin yaşadığı ekonomik ve siyasal değişimi de yansıtarak. İnce Memed ’in eşkıyanın ağaya başkaldırısı biçiminde okunması, onun değerinin anlaşılamaması demektir. İnce Memed haksızlığa başkaldırma ve haklılık içgüdüsü biçiminde anlatılabilecek, insanın içindeki evrensel özü anlatır. 1.000.000’u geçen satışıyla bugüne dek en çok satılan edebiyat kitabı olduğu da biliniyor mu? 31 Kitap Fuarları ve TÜYAP Kitap fuarları gerek okurların gerekse yayıncıların çok daha geniş bir ölçekte bir araya gelmelerini sağlayan etkinliklerden biri. Özellikle Frankfurt ya da Londra kitap fuarları düşünüldüğünde görünürlüğün uluslararası düzeye ulaştığı, ayrıca ev sahipliği yapan ülkenin edebiyatı dışında, “yabancı” edebiyatlarla tanışma olanağı sağladığı rahatlıkla söylenebilir. TÜYAP’ın 2012’de İstanbul’da 30.’sunu düzenleyeceği kitap fuarı da hızla bu kapsamda değerlendirilmeye aday. Özellikle uluslararasılık niteliğinin güçlenmesiyle dikkatleri çekerken Onur Yazarı gibi gelenekselleşmiş uygulamalarıyla da beğeni topluyor. TÜYAP ayrıca, Bursa, İzmir, Adana, Diyarbakır’da düzenlediği kitap fuarlarıyla İstanbul’un dışında da önemli bir rol üstleniyor. 32 Orhan Veli Kanık Şiir denilen sanat biçimini onun kadar kendine yakıştırabilmiş bir başkasını bulabilmek zor. Otuz altı yıllık kısacık ömründe şiiri kendine hayran bırakarak ardından koşmasını sağlayabildi. Her davranışı, her hali şiir olan bir ozandı. Böyle olduğu için ozan gibi görünmeye, ozan tutumları almaya hiç gerek görmedi. Cumhuriyet İstanbulu’nun ve halk Türkçesinin yarattığı büyük bir şiirdir Orhan Veli. Türkçe bundan daha güzel ve daha yalın olamaz diye düşündürür okuruna. Oysa eski şiiri de, eski dili de çok iyi biliyordu. Ama dizeleri, sanki yüreğinin atışlarıymış gibi sıradan ve olağanüstü bir mucize olmayı başardı. 33 Edip Cansever İkinci Yeni’nin sacayağından biri olan Edip Cansever şiir yazmaya çok erken yaşlarda başladıysa da gerçek şiir serüveninin Dirlik Düzenlik adlı kitabıyla başladığı söylenebilir. Bireyin toplumla ve doğayla olan ilişkisinin, geriliminin hiçbir zaman eksik olmayacağı Cansever şiirini derinlik ve boyut bakımından takip etmek, bütününde pekâlâ bir serüven olarak adlandırılabilir. Kimi zaman ılımlı, kimi zaman sert bir üslup üstünden kendini dışavuran şiirlerinde her tür konuyu bireyin yalnızlığı, uyumsuzluğu, yabancılığı ekseninde ele alır Edip Cansever. Enis Batur’un “çağdaş insanın yaralı portresini en usta biçimde çizen” şair olarak nitelediği Cansever, bu özelliğinin yanı sıra sergilediği imge zenginliğiyle de kendisinden sonraki Türk şiirine yön vermiş adlardan. 34 Fazıl Hüsnü Dağlarca Otuz bini aşkın şiir yazdığı söylenen Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Şiir büyük bir gramer mucizesidir,” der aldığı sayısız ödüllerden birinin ardından yaptığı konuşmasında. Bütün yaşamı bu mucizenin içinde geçen biridir aslında Dağlarca. İmrendiren üretkenliğiyle, çağdaş Türk şiirini benzersiz imgelerle zenginleştirmiş, neredeyse hemen her konuda yazdığı dizeleriyle engin anlatım olanaklarını gözlerimizin önüne sermiştir. Kendine özgü değerleri, hiçbir akım ve şairden etkilenmeyen şiirleri onu ayrıcalıklı kılıyor kuşkusuz. Onu anmak ve gurur duymak da bizim payımıza düşen. 35 Türkiye’nin Frankfurt Kitap Fuarı’nda Onur Konuğu Olması Türkiye’nin, özellikle son on yıl içinde müzikten sinemaya kadar pek çok alanda uluslararası görünürlük kazandığı bir gerçek. Edebiyat da bu ivmeden payına düşeni almış durumda. Her yıl ekim ayında düzenlenen, yayıncılık alanında dünyanın en önemli fuarlarından biri sayılan Frankfurt Kitap Fuarı’nın 2008 yılı onur konuğu Türkiye seçildi. Konuk ülke seçilmesi dolayısıyla fuarın olduğu süre boyunca kitapçıların vitrinlerinde Türk yazarlarının Almancaya çevrilmiş kitapları yer aldı. Ayrıca Alman basınında Ahmet Hamdi Tanpınar’a gösterilen ilgi görülmeye değerdi. Türk tiyatrosuna ilişkin sempozyumların yapıldığı, Türk şiir günü düzenlendiği fuar kapsamında bir de “Türkiye’de 1 Mayıslar” adlı bir fotoğraf ve afiş sergisi de açıldı. 36 Memleketimden İnsan Manzaraları Memleketimden İnsan Manzaraları , 20. yüzyılın benzersiz yapıtlarından biridir. Bu benzersizlik başta yapıtın yapısından gelir. Yazmaya başladığı dönemde Nâzım Hikmet de çalışmasını nasıl adlandıracağını bilememiş, “ansiklopedi” tanımını bile kullanmıştı. Gerçekten de Memleketimden İnsan Manzaraları , şiir unsurları yanı sıra, öykü, roman, destan, senaryo, röportaj, tiyatro oyunu gibi pek çok sanat dalından unsurlar içerir. Bu yapısıyla bütün yazınsal türlerin bir arada kullanıldığı bir kendine özgülük içerir. Öte yandan 1908-1950 arası ülkesinin ve dünyanın tarihsel ve toplumsal bir görünümünü çizmeyi amaçlar. “Tanya”, “Gabriel Peri”, “Dümelli Memet”, “Mahkum Halil”, “İşçi Kerim” gibi unutulmaz kahramanlar, destansı anlatımlar içinde efsaneleşir. Memleketimden İnsan Manzaraları , içerdiği daha pek çok benzersiz özellikle, yalnızca Nâzım Hikmet’in değil, Türk ve dünya edebiyatının da başyapıtlarından biridir. 37 Murathan Mungan Murathan Mungan, başlı başına bir verimlilik adası. Yayımlanan kitaplarının sayısı altmışın üstünde. Edebiyatın öteki türlerindeki verimlilikleri ne kadar ilgi görürse görsün, bütün şairler gibi, o da önce şair olarak anılmak ister. Şiirin yanı sıra oyunları, romanları, öyküleri, denemeleriyle de ayrı ayrı üstünde durulması gereken, günümüz edebiyatının en ayrıksı yazarlarından. Her yeni kitabının peşine düşen bir okur çevresi için her zaman önemli. Niteliğini hep daha yükselten yazı serüvenini hep birlikte izliyoruz. Öte yandan, bir entelektüel olarak yaşanan sorunlar karşısındaki duruşuyla da elbette önemli. 38 Nurullah Ataç Türk edebiyatında “öznel” eleştirinin temsilcisi kabul edilen Nurullah Ataç, edebi ürünlerini ilk kez Yahya Kemal’in yönetimindeki Dergâh dergisinde yayımlamaya başladı. Her ne kadar kendisi bir eleştirmenden çok bir denemeci olduğunu söylese de dönemin pek çok genç yazarı için Ataç’tan gelecek bir değerlendirmenin kıymeti hiçbir şeyle ölçülemezdi. Öte yandan, Ataç yaratıcılığa olan tutkusu nedeniyle farkında olmadan da olsa eleştirinin de aslında bir yaratıcı tür olduğunu kanıtladı. Kendisinin öznel eleştiri-nesnel eleştiri konusundaki gelgitleri tam da böylesi bir katkının yapılabilmesinin önünü açtı. Dilde sadeleşmeye, kültürel olarak Batılılaşmaya büyük önem veren Ataç, Goethe’den Stendhal’a, Balzac’tan Gogol’e kadar pek çok dünya klasiğini de Türkçeye kazandırdı. 39 Orhan Kemal Elli beş yıllık yaşamına 27 roman, 19 öykü ve bunlardan başka anı, inceleme, oyun, röportaj türünde kitaplar sığdıran Orhan Kemal, kuşkusuz çağdaş Türk edebiyatının ufkunu genişleten en önemli birkaç yazardan biri. Daha önce okuduğumuz metinlerini bugün tekrar elimize aldığımızda aynı keyifle okuyorsak elbette bunun ciddi bir anlamı var. Gözlem yeteneğinin kâğıda bu kadar güzel akabilmesine, insanda, en derinde saklı ama güçlü duyguları yüzeye çıkarabilmesine hayran olmamak elde mi? Bunu yalın ve gösterişsiz bir dille, gerçekçi ve sarsıcı anlatabilmek nasıl bir yazınsal duyarlılık? Kısa yaşamı belki yalnızca okurun şanssızlığı. 40 Roman Patlaması! Çok değil, daha on yıl önce bir yılda yayımlanan kitap çeşidi altı-yedi binken, son yıllarda bu sayı otuz binin üstüne çıktı. Yayımlanan roman sayısı daha da büyük oranda arttı. Roman, yayıncılar ve okurlar için her zamankinden daha gözde. Çok satılan romanlar birkaç yüz bin okura ulaşabiliyor. Bu arada çok satan romanların niteliği de elbette tartışılıyor. Ne ki, gene de asıl tartışma konusu nitelikle ilgili. Bir yılda 300’ün üstünde roman yayımlanıyor, ama nasıl, diyenler çok. Demek ki hoşnutsuzluk var. Haklı mı, tartışılır. Oysa ne kadar çok yazılıp yayımlanırsa, o kadar çok iyi roman çıkacaktır. Soruşturmamızda En İyi 40 Şey arasına “roman patlaması”nın da girmesi de, olumlu düşünenlerin çokluğundan olmalı. Yoksa sevdiğimiz birçok genç romancıyı nasıl okuyacaktık. Notosoloji
Yargıtay CHP'nin Başvurusunu Reddetti
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, başbakanlık ve milletvekilliğinin düştüğü iddiasıyla Yargıtay Başsavcılığı'na başvuran CHP’nin talebi reddedildi. Karar CHP'li Atilla Kart'a gönderildi. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından başbakanlık görevinden ayrılıp ayrılmaması gerektiği konusunda tartışmalara Yargıtay Başsavcılığı son noktayı koydu. CHP'nin başvurusu üzerine değerlendime yapan başsavcılık konuya ilişkin kararını vererek, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'a gönderdi. Başsavcılık Atilla Kart'ın konu ile ilgili başvurusunu reddetti. Al Jazeera'nin ulaştığı CHP Milletvekili Atilla Kart, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunacağını belirtti. 'Parti ile ilişkisi kesilsin' CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan'ın, kesin sonuçların açıklandığı 15 Ağustos'ta partisiyle ilişiğinin kesileceğini ve milletvekilliğinin sona ereceğini savunarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurmuştu. Kart, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na 12 Ağustos’ta yaptığı başvuruda, Anayasa'nın 101. maddesine göre cumhurbaşkanı seçiminde oyların salt çoğunluğunu alan adayın cumhurbaşkanı seçilmiş sayıldığını ve partisiyle ilişiğinin kesilmiş olacağını ve milletvekilliğinin sona ereceğini ifade etmişti. Başvurusunda AKP'nin tüzüğü ve Siyasi Partiler Yasası gereğince en geç 10 gün içinde genel başkanvekilinin seçilme zorunluluğu olduğunu belirten Kart, seçilecek genel başkanvekilinin partiyi 45 gün içinde genel kongreye götürmesi gerektiğini ifade etmişti. Özbudun: AYM de reddeder Kararı Al Jazeera'ye değerlendiren Anayasa Profesörü Ergun Özbudun şöyle konuştu. 'Siyasi Partiler Kanunu'na göre Yargıtay Başsavcılığı'nın yapacağı bir şey yoktu. Reddetmesi normal. Bu karar üzerine Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda da bulunamazlar. Bireysel başvuru yapılması için anayasal hakkın ihlal edilmiş olması gerekirdi. Bireysel başvuru koşulları oluşmayacağı için talep reddedilecektir. Başbakanın imzasından çıkan kararlara karşı idare mahkemelerine dava açılarak kararların iptal edilmesi istenebilir. Bu konuda da idare mahkemeleri talepler doğrultusunda kararını verecektir.' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 10 Ağustosta yapılan cumhurbaşkanı seçiminde yüzde 52 oy alarak halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresini tamamlayacağı 28 Ağustos'ta Çankaya Köşkü'ne çıkacak. Kaynak: Al Jazeera
Şehit Teğmen 20 Gün Önce Göreve Başlamış
Van'ın Saray İlçesi'nin İran sınırında, göreve giderken PKK pususunda şehit düşen piyade teğmen Emre As'ın acı haberini, Tokat'ın Zile ilçesinde yaşayan ailesine bu sabah evlerine gelen askeri görevliler verdi. Alikadı Mahallesi'nde yaşayan Melahat ve Ömer As çiftinin üç oğlundan en küçüğü olan teğmen Emre As'ın şehit haberini alan ailesi, gözyaşlarına boğuldu. Olayı öğrenen yakınları da taziye için As ailesinin evine koştu. Zile Kaymakamı Nuri Özder ve Belediye Başkanı Lütfi Vidinel de acılı aileyi ziyaret ederek başsağlığı diledi. 'OĞLUM GURURUMDUN' Oğlunun görev yaptığı yere 20 gün önce gittiğini söyleyen emekli belediye işçisi Ömer As, 'Ne söyleyeyim, vatan sağ olsun. İlk görev yeriydi, 20 gün önce gitti zaten. Takdiri ilahi, ömrü o kadarmış' dedi. Bekar olan oğlunun fotoğrafına sarılan anne Melahat As ise, 'Oğlum, gururumdun' diyerek gözyaşı döktü. Acılı anneyi yakınları teselli etmeye çalıştı. Aileyi ziyaret eden Belediye Başkanı Lütfi Vidinel de saldırıyı kınayarak, 'Zilemizin ciğeri yanıyor. Ancak şu bilinsin ki Anadolu toprağında yaşamak bedel istiyor, canımızı alan hain PKK sürüsü canları ile bedellerini ödeyecektir' dedi. Bu arada şehit ailesinin yaşadığı mahalle Türk bayrakları ile donatıldı. Şehit teğmen As'ın cenazesi bugün Van'da yapılacak törenden sonra Zile'ye gelecek ve yarın düzenlenecek törenle toprağa verilecek. Mustafa TURAPOĞLU / ZİLE (Tokat), (DHA) 
Türk Edebiyatı'ndan Hangi Romansın?
Disconnectus Erectus'ların manifestosu Tutunamayanlar mı, Kürk Mantolu Madonna mı, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu mu, yoksa başka bir roman mı? Türk Edebiyatı'na damga vuran hangi roman seni daha iyi anlatıyor, testi çöz, öğren!
Elinden Telefonu Bırakamayan İçin: noPhone
Mobil telefonların yayılmasıyla birlikte hastalıklarda arttı dendiğinde akıllara baz istasyonun kanserle ilişkisi gelse de kastım hastalıkların yayılması değil yeni hastalıkların belirmesi. 2003′te tıp literatürüne giren ama hemen herkesin zaman zaman başına gelen telefonun titrediğini veya çaldığını zannetme durumu olan “Phantom vibration syndrome” yeni nesil hastalıklardan sadece biri. Akıllı telefonla birlikte daha da artan telefona bakma alışkanlığı farklı işlere ve girişimlere ilham oluyor. Buna en iyi örnekse tek amacı akıllı telefona ulaşmadan en fazla özelliğinin kullandırılabilmesi olan akıllı saatler. Akıllı telefondan tamamen kurtulmak isteyen ama onsuz da kendini güvende hissedemeyenler için ilginç bir ürünü TechCrunch paylaştı: noPhone Telefon boyutlarında plastik cisim diyebileceğimiz noPhone’un web sitesindeki ciddiyetse dikkat çekici; özelliklerinde ince, hafif ve kablosuz tasarımdan bahseden noPhone güncelleme gerekmediğini ve su geçirmez olduğunu belirtiyor Ürünün fiyatı konusuyla herhangi bir açıklama yapılmazken üründen öte dikkat çekilen bir nokta var. Yer bulmadan, bankacılık işlemlerine kadar çeşitli işlemleri kullandığımız telefondan ayrı kalabilecek miyiz? Ayrı kaldığında hastalık belirtileri gösterecek ne kadar kişi var? Sabah uyandığında ilk yapılan eylemin telefona bakmak olduğunu düşündüğümüzde bu alanda ilerleyen günlerde psikolojik destek alacak kişi sayısının hızla artacağı aşikar. 3 boyutlu yazıcıyla üretilmiş görünen noPhone’un web sitesini incelemek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.Webrazzi
Reklam
Google BBC'nin 12 Haberini Yayından Kaldırdı
AB'nin tartışmalı 'unutulma hakkı' yasalarının Mayıs'ta yürürlüğe girmesini takiben, geçen üç ay zarfında, Google BBC'nin yaptığı 12 haberi arama sonuçlarından kaldırdı. Haberler arasında kaybolmuş bir köpek üzerinde yaşanan anlaşmazlık ve 13 yıl önce Kuzey İrlanda'da bomba yapımı üzerine görülen bir dava da var. Google karardan BBC'yi haberdar etti, ancak haberlerin kaldırılması yönündeki taleplerin kimden geldiğini bildirmedi. Söz konusu haberlere artık arama motoru üzerinden ulaşılamayacak, bu haberler arama terimleri sonuçlarında görünmeyecek. AB'nin söz konusu 'unutulma hakkı' yasasından yalnızca Avrupa'da yapılan aramalar etkileniyor. Google, daha önce, yasanın üç ay önce yürürlüğe girmesinden bu yana, bazı sayfaların kaldırılması için yoğun talep geldiğini söylemişti. Geçen ay arama devi, arama sonuçlarından toplam 328 bin sayfa kaldırmak için 91 binden fazla talep geldiğini açıklamıştı. Google bunların yarısından fazlasını onayladığını belirtti. Ancak ne kadarının işleme konulduğu açıklanmadı. Google tarafından kaldırılan 12 BBC haberinden dördü yorum bölümleri içeriyor. BBC'nin eski ekonomi editörü Robert Peston'a ait bir blog da kaldırılan haberler arasında. Diğer haberlerin çoğunun ise davalarla ilgili olduğu görülüyor. Bunlar arasında 2001 yılında Kuzey İrlanda'da bomba yapım malzemesi bulundurmakla suçlanan üç erkeğin davası da bulunuyor. İki haber, bir İngiliz kadının 2003 yılında 'Avrupa'nın en büyük fuhuş şebekelerinden birini' çalıştırmaktan suçlu bulunmasıyla ilgili. İlginç bir haber de, 2002'de Wellie adlı bir köpeğin mülkiyeti üzerinde iki aile arasındaki anlaşmazlık. Bir diğer erişimi engellenen haber ise kendi avukatı tarafından 'gerzek' olarak nitelenen bir araba hırsızıyla ilgili. Bir diğeri de sürdüğü arabayı üniversite kampüsünün merdivenlerine çarpan 18 yaşındaki Bristollü bir öğrencinin içkili araba kullanmaktan mahkum olmasına dair.Edwin Lane | BBC
Bilic, Terim'e Meydan Okudu!
#Icebucketchallenge'da meydan okumalar sürüyor! Ersun Gülüm'ün meydan okuduğu Slaven Bilic, bunu kabul etti ve ardından Fatih Terim, Luca Modric ve Jurcevic'e meydan okudu!
Reklam
Halilhodzic'in Derdi Bitmiyor!
Trabzonspor'un teknik patronu Vahid Halilhodzic, UEFA Avrupa Ligi play off turu öncesi basın karşısına çıktı.Vahid Halilhodzic'in açıklamalarından Ajansspor'un derledikleri; 'Tam 37 gündür Trabzonspor'dayım. Bu zamanda yaklaşık 365 günlük olaylar yaşandı. 35 gündür tesislerden dışarı çıkamadım. Bu kadar sıkıntılı bir süreç olacağını düşünmüyordum. Bazı olayların daha erkenden hazırlanmış ve halledilmiş olmasını bekliyordum ve yarınla birlikte resmi maçlar başlıyor. Maalesef bir hazırlık maçıyla gelebildik ve bir çok sıkıntılarım var, düşünmem gereken konular var'. 'Bu maç için iki takım tam anlamıyla hazır olmayabilir. Son transferlerin hepsi maalesef UEFA listesinde yer alamadı. Bu maç dün oyuncularıma söylediğim gibi, bizim için için çok önemli. Başkanımızın bizden ricası bu turu geçmemiz yönündeydi. bu nedenle takımın arzu ve isteğine, takım ruhuna dayanarak yapmamız gerekiyor. Bu şekilde davranırsak maksimum gücümüzü sergileriz'. 'Bir kaç gündür rakip takımı izliyoruz. Hatta yardımcı antrenörlerim rakip takımı iki maçta izleme fırsatı buldu. Rakibin olumlu-olumsuz yönlerini inceleme fırsatımız oldu. Tabii lige onlar daha erken başladılar ve 10 maça çıktılar neredeyse. Bu yönden avantajlılar. Sezon başını iyi geçirmemiş olsalar bile, her maçlarını izledim ve iyi bir takım gözlemledim, rakip kısacası iyi bir takım. Bir çok fırsata giren bir takım. Nerdeyse her müsabakada bir penaltı kazandıklarını gördüm. Defansif anlamda, birebir mücadelede de çok başarılı bir oyuncu grubu. Rakibimizin bu kadar avantajlı yönüne rağmen biz elimizden geleni ve mucizeyi yaratmayı düşünüyoruz. İki maç sonunda rakibimizi elemeyi düşünüyoruz. Hatta zor olacağını söylesem bile biz bunu başaracağız'. Daha sonra soru-cevap kısmına geçilen toplantıda, Avrupa Ligi'ndeki hedeflerinin sorulması üzerine deneyimli teknik adam şunları söyledi; 'Şu anki durumda bir hedef belirlemek zor olabilir. Bazen biliyorsunuz ki sohbet ederken, kendini koruma adına cümleler kurulabilir. Şunu söyleyebilirim size, 2 ay sonra bu müsabakayı gerçekleştirmiş olsak, bugünden daha farklı şeyler söyleyebilirim. Muhtemelen herkesin bu takımdan bir çok beklentisi var. Muhtemelen Vahid hocanın elinde sihirli değnek varmış gibi bir haftada her şeyi düzeltebileceğini düşünmüş olabilirler. Ancak bugün vaziyet neyse odur. Biliyorum geçen sene Avrupa kupalarında Trabzonspor çok iyi bir tavır sergiledi. Bu sene ne olur, söylemesi zor. Tabii ki Rostov takımını elersek bizim açımızdan moral ve güç açısından çok iyi olur, büyük bir enerji kaynağı olur. Bu turu geçersek, Avrupa'da bu sezonki beklentileri o zaman konuşabiliriz' Rostov karşısında mucize arayacakları sözünü açması istenen Halilodzic bu konuda açıklama yaparken yine takımın durumunun olumsuz olduğunu ifade etti ve 'Büyük bir başarı olur, mucize olur. Tek maç oynadık ve kazanamadık. onlar en azından 10 maç yaptı, liglerine başarılar. 5-6 maç birlikte oynamış olsak bu kadro ile, bu paylaştığım sözler tamamen farklı olabilirdi. Bu elimdeki kadro geçen ayın 13-15'inde olsaydı, bu süreçte bu oyuncularla çalışmış olsam Rostov'u kesin eleyeceğimizi söylerdim. Ancak hepinizin bilmesi gerekiyor ki, maalesef takımımız hazır değil. Şuan Mehmet Ekici gibi bir oyuncuyu katabilseydim, ya da sakat olan Özer elimizde kalabilse şu an durum farklı olurdu. Bunu bilmelisiniz ki bir takım yaratmak, oyun anlayışı kurmak 5-10 günde yapılacak bir iş değildir. Biliyorsunuz ki Avusturya'ya bir oyuncu grubu getirdim ama şu anki oyuncu grubu tamamen farklı. Bunlardan da 1-2'si yeni başladı. Gazteciler değil, Trabzonspor sevdalısı olarak kimseyi bu yönde tatmin edemediğim için bugün gerçekleri söylemek zorundayım. Kariyerim boyunca hiçbir zaman bu kadar süre içinde bu kadr sıkıntıyla mücadele etmek zorunda kalamadım. Trabzon'a ilk geldiğim süre dahil. 40 gündür sıkı bir şekilde çalışıyoruz ve muhteşem bir iş çıkarttık 10 güğn içinde 9 oyuncu transfer ettik. Belki hızlı gelişti ama bu süreyi mükemmel atlattık. Dediğim gibi Avusturya kampından sonra İbrahim beyle bir görüşmemiz oldu, başkanımla tam anlamıyla gerçek bir görüşmem oldu. Konu; transferler ve kulübün içinde sportif anlamda nasıl organize olacağımızdı. Bunu söyleyebilirim v garantisini verebilirim ki mükemmel şekilde birlikte çalıştık. Yanımızda genç oyuncumuzun Avusturya'daki ilk idmanı ile bugünkü idmanını izledim, çok büyük bir fark var, büyük bir gelişim sergiledi. Bu sadece 1 aylık süreçte oldu. Futbolda 1 ay çok kısa bir süredir, hiç bir şeydir. Bir çok insan ve en önemlisi taraftarımızın benden çok beklentisi var. Ben sadece gerçekleri konuşurum, takımın durumu bu ve ben de bunları söylüyorum. Her şey şeffaf şekilde, her gün gazetecilere rapor veren Trabzonspor bünyesinden birileri var. Şu an gülmeniz hiç hoş değil (bazı gazetecilerin gülmesi üzerine)' diye konuştu. Bir soru üzerine Malouda konusunda da konuşan başarılı teknik adam 'Bu onuda pişmanlık yaşamıyorum. Başka şekilde olsa farklı bir uygulama yapardım ama iş işten geçmişti. Bugün Rostov karşısında oynayacak durumda olsaydı bu beni çok mutlu ederdi. Çok iyi bir oyuncu ve kişilik transfer ettiğimizi düşünürdum. İyi futbolcu ve iyi kişiliğe sahip olmak Trabzonspor açısından en önemlisidir. Bu konuda ilk kez konuşuyorum ama olaydan 5 dakika sonra tüm gazetecilerin haberinin olduğunu biliyorum. Bu konuyu tartışacak ve konuşacak insanlar başlkanımız veya hocamızdır. Herhangi biri bu konuyu dile getiremez. Ben de hoca olarak bunu zamanını bekliyorum. Malouda çok büyük bir profesyonel hata yaptı. Raporumu hazırladım ve bu rapor doğrultusunda cezanın verilmesi için. Malouda'nın bu davranışı beni şaşırtmadı bu kulüp içinde daha önce 2 hoca ile de aynı sıkıntıları yaşadı. Chelsea, milli takımda ve Lyon'da da yaşadı bu durumu. Yani başımızdan geçen bu olay, Malouda tarafından kurgulanmış bir şeydi. Bir gün öncesinden maddi yönden her şeyi halletmiştik, alacakları ödenmişti ve farklı bir yere gitmek için çare üretmesi gerekiyordu, o da bunu yaptı. Ben daha fazla bilgi vermek istem,yorum çünkü raporumu hazırladım. Herkes bu saatten sonra kendi sorumluklarını üstlenecek. Bu konuda daha çok konuşmak istemiyorum. Bu konu benim için unutulmuştur, kapatılmıştır' dedi. Başka bir soru üzerine transferleri hakkında konuşan ve yabancı oyuncularına ateş püsküren Halilodzic, '4 yabancı ve 5 Türk oyuncu transfer ettik. Bazı durumlarda hassas olabiliyoruz. Avusturya kampı sonrasında dünyanın her yerinde olduğu gibi transfer listemi ve gitmesini istediğim oyuncuları hazırladım. Yerli ve yabancı listesini hazırladım, ancak kariyerim boyunca karşılaşmak istemediğim bir durumla karşılaştım. Gitmek istemeyen, gitmek için müthiş paralar isteyenler... Bu beni şaşırttı, benzer olay yüzünden Constant listeye giremedi. Bu nedenle bir kaç oyuncuya sinirliyim, bunlar da yabancılar. Onlara kulüp çok iyi niyetli davrandı, paraları ödendi ama UEFA'ya liste vermemiz gerekiyordu ve onlar bunu koz olarak kullandılar, şantaj olartk kullandılar. Bu kişilere bu nedenle çok sinirlendim. Trabzonspor'a gelen oyuncuların kişilik ve ahlaki yönden incelenmesi gerektiğini söyledim başkana. Maalesef hepsi para için geliyor ama bunun karşılığında kulübe karşı sorumlu davranmaları lazım. Ancak bir çoğu tamamen tersini uyguluyor. Sadece Celutska adam gibi, saygılı bir şekilde gitti' dedi. 'Transfer için belki 1-2 oyuncu daha gelebilir ama hangi mevkiiye'? diyerek bu konunun ucunu açık bırakan Halilodzic, 'İlk günden beri bir çok oyuncu başarıyla ilerleme kaydetti, elimizdeki yerli oyuncuların yabancılar kadar iyi konuma gelecekse, neden yabancı oyuncu alalım? Yaptığımız transferlerde hata yaptık mı, şuan bunu söylemek hata olabilir. Ama bazı oyuncular sınıra yakın performansla geldiler. Örneğin Cardozo gibi. Bunu da şu şekilde yorumluyorum; Cardozo 2-3 ay sonra hazır olacak. Bazıları yarın hemen hazır olacak diye düşünüyor. O yüzden sizlerin ve taraftarın karşısında gerçekleri söylemem gerekiyor. Cardozo'dan her maçta 5 gol atma beklentisi olmasın. 2 ay sonra çok farklı bir Trabzonspor olacak. Takım içindeki ruhumuz heyecanımız geçen seneden daha iyi. Geçen sene yabancı yerliler ve kategori sayamayacağım bir grup. Dikleşme, kıskançlık durumları olmuş. Buna rağmen 4. bitirmeleri de mucize. Avrupa'da güzel bir performans sergilemişler. Ben farklı bir şey gerçekleştirmeye çalışıyorum. Bu takımın bir numarası oyuncu değil, bu takımın bir numarası, takım. Her idmanda ilerleme sergilediğimizi görüyorum ama zamana ihtiyaç var' ifadelerini kullandı.Ajansspor
Reklam
Torba Tasarı 28 Ağustos'tan Sonra
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, kamuoyunda Torba Kanun Tasarısı olarak bilinen tasarıyı, Cumhurbaşkanın yemin töreni olan 28 Ağustos'tan sonra yasalaştırmayı planladıklarını bildirdi. Canikli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kamuoyunda Torba Kanun Tasarısı olarak bilinen İş Kanunu ile Bazı Kanun ve KHK'larda Değişiklik Yapan Tasarı hakkında bilgi verdi. Tasarıyı, 28 Ağustos'tan sonra yasalaştırmayı planladıklarını bildiren Canikli, tasarının yasalaşmasının 1 Ekim'den sonra başlayacak yeni yasama yılına kalmayacağını, kamuoyunda yoğun bir beklenti bulunduğunu kaydetti. Canikli, tasarının önemli düzenlemeler içerdiğine işaret ederek, 'Soma'dan tutun da yapılandırmaya kadar, 40 bin öğretmen atamasından, bazı özlük, sosyal imkanlar sağlayan düzenlemelere kadar milyonlarca insanı ilgilendiriyor' dedi. Meclis'in çalışma takvimini henüz kararlaştırmadıklarını belirten Canikli, sözlerini şöyle sürdürdü: '29, 30 Ağustos mu, 1 Eylül mü olur bilmiyorum ama süreç içinde 1 Ekim'i beklemeden, 28 Ağustos ile başlayan o hafta içinde tasarıyı görüşmeyi planlıyoruz. Mükellefler yapılandırmayı bekliyor, vergi tahsilatı da gecikiyor. O da ayrı bir sıkıntı. Hem Soma ile ilgili mağduriyeti olan kardeşlerimizin bu sıkıntılarının giderilmesi, madencilerle ilgili iyileştirmelerin bir an önce devreye girmesi, yapılandırmadaki mükelleflerimizin durumunu sonuçlanması, öğretmen atamaları... Bütün bunlar için bir an önce, 28 Ağustos'tan sonra, kısa süre içinde bunu inşallah yasalaştırmayı planlıyoruz. 1 Ekim'e bırakmayacağız.' '8-10 seçenekli bir takvim hazırladık' Canikli, Meclis'in yeni kurulacak hükümetin güvenoylamasına yönelik takvimin netleşip netleşmediği sorusu üzerine, taslak bulunduğunu belirtti. Canikli, ancak sürecin, kabinenin kurulmasının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra başladığını anımsattı. Yeni Başbakan'ın kabinesini Cumhurbaşkanı'na sunacağı tarihin önemli olduğunu vurgulayan Canikli, '7 günlük sürenin tamamı kullanılacak mı kullanılmayacak mı? Hükümet programı belki 3, belki 4. günde okunmak istenebilir. 8-10 seçenekli bir takvim hazırladık' dedi. Canikli, tek maddelik CMK ile ilgili düzenlemeyi de görüşeceklerini bildirdi. Ancak bütün bunların görüşme takviminin, kabinenin Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihin ve yeni kurulacak hükümetin hükümet programını hangi gün okunacağını bildirdiği tarihin bilinmesi gerektiğini vurgulayan Canikli, bütün bunlardan sonra netlik kazanacağını kaydetti. Canikli, bir günlük işlerinin bulunduğunu, torba tasarının son bölümü kesintisiz başlayıp, sabah, öğlene kadar devam edip, bitirebileceklerini vurguladı.TBMM - Meltem Öztürk | AA
FIFA Barcelona'nın Transfer Yasağı Cezası Onadı
FIFA, Barcelona'nın yaptığı itirazı reddetti. Buna göre, İspanyol ekibi Ocak 2015'ten itibaren iki dönem boyunca transfer yapamayacak. FIFA Disiplin Kurulu, uluslararası transfer ile 18 yaş altındaki oyuncuların kayıt ve tesciliyle ilgili kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle Barcelona Kulübü'ne 14 ay transfer yasağı vermişti. Daha sonra İspanyol devine verilen yasak geçici olarak kaldırılmıştı.Haber Türk
Su Geçirmez Xperia M2 Aqua Tanıtıldı!
Sony, yeni tanıttığı bu telefonla birlikte su geçirmezliği orta seviyeye taşıyor!Sony, Xperia M2 Aqua 'yı ortaya çıkardı. M2 Aqua size tanıdık gelebilir, çünkü iki ay önce incelediğimiz Xperia M2 'nin aynısının, su geçirmezlik özelliği kazandırılmış hali.Pil ömrüyle bizi etkileyen, orta seviye bir telefon olan M2'nin sus geçirmez yeni sürümü M2 Aqua, 1.5 metre derinliğe kadar suya batabiliyor ve 30 dakika suda kalabiliyor. Telefon, toz geçirmezlik özelliğine de sahip.Sony Xperia M2 Aqua, 1.2GHz dört çekirdekli işlemci, 1GB RAM ile geliyor ve 4.8 inç'lik 540x960 çözünürlüklü (230 ppi) bir ekrana sahip. 8GB'lık depolama alanı microSD kart yoluyla genişletilebilen telefon, su altında kullanılabilen 8 megapiksellik bir ana kameraya ve 1.1MP'lik bir ön kameraya sahip. Telefonun diğer özellikleri arasında 2.330mAh pil, 4G bağlantı desteği ve NFC var.
Reklam
Hakan Fidan Seçimin Ardından Öcalan ile Görüştü
MiT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Abdullah Öcalan’la çözüm sürecinin geleceğini görüştüğü öğrenildi.Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer'in yazısının o bölümü:FİDAN'DAN 'GÜVENCE' ZİYARETİ 'Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın dün medyaya yansıyan son açıklamaları çözüm sürecinin geleceği açısından önemli ipuçları içeriyordu. Atalay’ın açıklamalarında bize göre de en dikkat çekici konu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın beraberinde bir heyetle cuma günü Öcalan’a yaptığı ziyaret. Çözüm süreci öncesindeki Oslo müzakereleri sırasında, dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak kritik öneme sahip olan Fidan daha sonra MİT Müsteşarlığı görevine atandıkan sonra da Öcalan’la İmralı’da görüşmeleri sürdüren isim. Fidan bir buçuk yıldır devam eden bu süreçte birkaç kez İmralı’da Öcalan ile görüştü. Ondan daha fazla sayıda ziyareti ise MİT’ten daha alt seviyede isimler gerçekleştirdi. Fidan’ın bu gidişini ‘istisnai’ yapan neden nedir diye soruşturduğumuzda karşımıza ‘Cumhurbaşkanlığı seçimi’ yanıtı çıktı. Geçen hafta cuma günü yapılan ziyaret Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yapılan ilk ziyaret olması açısından kritikti. SÜRECİN BAŞINDA KİM VAR? Hem Fidan’ın ziyareti hem de Atalay’ın dün yaptığı açıklamalar, Öcalan’ın ve sürecin Kürt tarafındaki diğer aktörlerin (Kandil, HDP, Avrupa kanadı) aklında oluşan,‘Erdoğan Köşk’e çıkınca çözüm süreci devam edecek mi?’, ‘Sürecin karar vericisi Erdoğan mı kalacak yoksa yeni başbakan mı olacak?’, ‘Bundan sonra atılmasını istediğimiz adımlarda son sözü kim söyleyecek’ gibi sorulara yanıt niteliği taşıdığı anlaşılıyor. Anlaşılan o ki Öcalan’a, “Erdoğan hem kampanyasında hem de seçildikten sonra yaptığı açıklamalarda olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı makamında otururken de çözüm sürecinin temel takipçisi olacak” güvencesi verildi. Hatta belki de Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’nın süreci ‘daha da hızlandıracağı’ vaadi de buna eklenmiş olabilir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son dakikada bir değişiklik olmazsa başbakan olması beklenirken, Fidan’ın da yerine gelebileceği kulislerde konuşuluyor. Fidan’ın İmralı ziyareti bu açıdan da önemli. Fidan’ın ziyaretiyle kişilerden bağımsız olarak çözüm sürecine sahip çıktıklarının kararlılığını Öcalan’a ilettiği değerlendirmesi yapılıyor. KANDİL VE AVRUPA'DAN HEYETLER Atalay’ın, “Fidan beraberinde bir heyetle İmralı’ya gitti” sözleri ve bundan sonra devreye Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın ve sivil aktörlerin de girebileceği şeklindeki açıklamaları önümüzdeki günlerde oldukça tartışılacak gibi gözüküyor. Bugüne kadar adaya sadece Fidan ve onun ekibinden MİT yetkilileri gidebiliyordu. Bundan sonra Kamu Güvenliği Müsteşarlığı da devreye girecek. Ayrıca akil insanlar heyetlerinden bazı isimlerle gazetecilerin İmralı’ya ziyaretleri de gündeme gelebilecek. Atalay’ın açıklamalarından MİT ve Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın oluşturacağı heyetlerin bundan sonra Kandil’deki silahlı kanat ve Avrupa’daki PKK unsurlarıyla da görüşmesi aşamasına gelindiği anlaşılıyor. BU KEZ ŞEFFAF OLUNSUN Yeni yol haritası, “Çekilme, silah bırakma, eve dönüş ve normal hayata katılım” şeklinde açıklanıyor. Çözüm sürecinin başında da halka buna benzer bir takvim sunularak 7-8 ay içinde sorunun kalıcı çözümüne ulaşılacağı vaadi aktarılmıştı. Seçim sonrası AKP ’liler eylül ayında sürecin sonuçlanma aşamasına geleceğini söylemeye başladılar. Sürecin en başında, “Görüşmeler şeffaf olsun. Seçimler için kullanılmasın” şeklinde yapılan olumlu eleştiriler bugün kadar dikkate alınmadı. Şimdi sonuç aşamasına gelindiyse başta hiçbir adıma engel olmayan Meclis’teki ana muhalefet başta olmak üzere tüm Türkiye insanı bilgilendirilmeli.'Utku Çakırözer | Cumhuriyet
Google'ın Panoramik Uygulaması İOS'da Yayınlandı
Google’ın Panoramik fotoğraf çekme uygulaması olan Photo Sphere iOS platformuna geldi. Fotoğraf tutkanları için Android cihazlarda geçtiğimiz yıl yayınlanan 360 derece fotoğraf çeken Photo Sphere uygulaması iOS platformuna da gelerek kullanıcılarını karşılamaya hazırlanıyor. SOKAK GÖRÜNÜMÜNE KATKI Telefon ile birlikte fotoğraf çekmeyi sevenler için kaçınılmaz bir uygulama olan Photo Sphere , 360 derece fotoğraf çekerek akıllı ve bir o kadar da ilginç görüntüler elde etmenizi sağlıyor. Ayrıca bu uygulama ile birlikte çekilen fotoğraflar Google Maps ‘in “Sokak Görünümü” haritalarına katkıda bulunmasını sağlıyor. Photo Sphere uygulaması ile çekilen her fotoğraflar sayesinde Google’ın araçlarının giremediği noktalarda Panoramik görüntüler elde edebiliyor. Uygulama çok kullanışlı olduğu gibi, çekilen fotoğrafları isterseniz herkes ile açık olarak paylaşabiliyor veya diğer üyelerce görünebilecek şekilde ayarlanabiliyor. PHOTO SPHERE UYGULAMASININ ÖZELLİKLERİ FİYAT iOS: Ücretsiz Android: 0,99 dolar BOYUT iOS: 18,7 MB Android: 16 MB PCHOCASI
Reklam
Wenger Beşiktaş'ı Şikayet Etti
Arsenal Teknik Direktörü Arsene Wenger, Beşiktaş maçının ardından taraftarların kendisine şişe attığı ve durumu UEFA’ya bildirdiğini söyledi.Guardian’ın da aralarında yer aldığı birçok İngiliz gazetesi, UEFA’nın konuyla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.İngiltere’de yayınlanan haberlere göre Wenger’e atılan şişe Fransız teknik adama isabet etmedi.Wenger, maçtan sonra İngiliz gazetecilere, “Son düdüğün ardından şişe gibi bir şey fırlattılar. Durumu UEFA’ya bildirdim” diye konuştu.Beşiktaş’ın Arsenal’i ağırladığı UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turu ilk maçı 0-0 sona erdi. Rövanş 27 Ağustos’ta Londra’da oynanacak.Kaynak: Al Jazeera
Turgan Ece'ye Florya'da Anma! Terim de Katıldı...
Hayatının önemli bir bölümünü Galatasaray’a adayan Turgan Ece, son yolculuğuna yıllarını geçirdiği Florya’dan uğurlanıyor. Törene Fatih Terim de katıldı... Galatasaray’ın eski yöneticilerinden ve futbolcularından Turgan Ece için tören düzenlendi. Sarı-kırmızılı takımın efsane fubolcularından Turgan Ece için Florya Metin Oktay Tesisleri’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Galatasaray Kulübü 2. Başkanı Özkan Olcay ve yönetim kurulu üyeleri, teknik direktör Cesar Prandelli, eski Galatasaraylı yöneticiler Ali Dürüst ve Abdurrahim Albayrak, A Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim, yöneticiler, futbolcular, ailesi ve sevenleri katıldı. Törende konuşma yapan Özkan Olcay, merhumun ailesine başsağlığı dileğinde bulundu. Olcay, merhum Turgan Ece'nin her zaman gönülden bir Galatasaraylı olduğunu söyledi. Törende Prandelli ile Terim'in bir süre sohbet ettikleri görüldü. MURAT ECE: “HEP GALATASARAY İLE İLGİLENİRDİ” Turgan Ece'nin oğlu Murat Ece, babasının bir anısını anlatarak, “Babam, Galatasaray Kulübü ile çok ilgilenirdi. Ben çok küçükken doğum günümü kutlayacaktık. Annem hazırlıklar yapmıştı ama o akşam babam çok geç gelmişti. Neden biliyor musunuz? Ertesi gün Beşiktaş maçı olduğu için kamptalardı. Hep Galatasaray ile ilgilenirdi” dedi. FATİH TERİM: “TURGAN ABİ DÖNEMİNDE BOŞ SÖZLEŞMEYE İMZA ATARDIK” A Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim de, törende bir konuşma yaptı. Turgan Ece’nin kendisinin hem yöneticisi hem de sportif direktörü olduğunu belirterek, “Son olarak da Florya'da başöğretmenimiz oldu. Galatasaray’a 20 yaşında bir genç olarak geldim. O günden beri Galatasaray'ın içindeyim. Dışarıda olsam da içindeyim. Bize öyle öğretti Turgan Ağabey. Burası bizim kulübümüz. Dışarı da gitsek her zaman kalbimiz onun için atmalıdır. Zor zamanlar geçirdiğimizde deplasmandan gece yarıları dönerdik. O havaalanında bizi karşılar ve üzülmeyin derdi. Burada hangi yöneticinin Turgan Ağabey'in türünün son örneği diyebilirim. Herkese örnek olacak bir yöneticiydi. Allah rahmet eylesin, tüm ailesine başsağlığı diliyorum. Turgan Ağabey döneminde boş sözleşmeye imza atardık. O böyle doğru ve dürüst bir insandı” diye konuştu. Skorer
Reklam