İklim Değişikliğinin İnsan Sağlığı İçin Oluşturduğu 6 Tehdit
İklim değişikliği, denizlerin su seviyesini arttırmaktan, felaketlere neden olan mevsim anormalliklerine kadar dünyayı ve canlı hayatını tehdit ediyor. Peki iklim krizinin insan sağlığına dolaysız etkileri nedir? Haftalık yayımlanan tıp dergisi ‘The Lancet’te, bu sorunun cevaplarının bir araya getirildiği bir makale yayımlandı. University College London’un işbirliğiyle hazırlanan araştırmada, iklim değişikliği ’21. yüzyılın sağlığa karşı en büyük tehdit’ olarak tanımlanıyor. Bu araştırmaya dayanarak RTCC sitesinin hazırladığı belli başlı altı sağlık riski ise şöyle: 1- Kan emicilerin artışı: İklim değişikliği, sivrisinek, kene ve sülük gibi kan emici türlerin hem ortaya çıkma mevsimini hem de ortaya çıktığı coğrafyayı genişletiyor. ‘Sivrisinekten ne olur?’ diye düşünmeyin, sivrisinek ısırığıyla yayılan sıtma hastalığı Afrika’da her sene 1 milyon insanın ölümüne neden oluyor. ‘London School of Hygiene and Tropical Medicine’ bölümünün aktardığına göre, gittikçe artan hava sıcaklıkları, artık sıtma gibi hastalıkların dağlık bölgelerde de görünmeye başlamasına neden olmuş durumda. Öte yandan kan emicilerle bulaşan ‘dang humması’ da yeni alanlarda görülmeye başlandı. IPCC’nin araştırması, son yüz yılda hastalığın görülme oranının 30 katına çıktığını ortaya koyuyor. Keneyle taşınan virüsler ve veba hastalığı da iklime hassasiyet gösteren virüsler arasında yer alıyor.2- Hava kirliliği ve alerjenler: WHO’nun raporuna göre dünyadaki sekiz ölümden birinin sorumlusu olan hava kirliliğini etkileyen koşullardan biri de, iklim değişikliğiyle artan yangınlar. Öte yandan astım, göz ve burun iltihabı gibi alerjen durumlar da hava sıcaklığının artışıyla doğrudan alakalı.3- Sıcak çarpması: Basit bir matematik: sıcak günlerde daha fazla insan ölür.  Vücut ısının artışı kalp, akciğer ve böbreklere zarar verir; bu da özellikle  yaşlı ve kronik hastaların hayatını kaybetmesine neden olur.4- Depresyon: İklim değişikliğinin daha dolaylı bir etkisi: mevsim anormallikleri nedeniyle gerçekleşen sel, hortum ve kuraklık gibi felaketlerden kurtulanların depresyon olma olasılığının normal durumlara göre beş katına kadar çıktığı belirtiliyor.5- Kötü beslenme: Artan sıcaklık ve değişen mevsimler dünyanın besin üretim sistemini değiştiriyor, daha da değiştirecek. Bazı Afrika ülkelerinde yetişen mahsüllerin 2020 itibariyle yüzde 50 oranında azalacağı tahmin ediliyor. Bu da, mevcut durumda 3.5 milyon insanın ölümüne neden olan beslenme krizinin derinleşmesine neden olacak. Gıda Politikaları Araştırmaları Enstitüsü’nün ( IFPRI) yaptığı bir araştırmaya göre, 2050 yılında iklim değişikliği nedeniyle yaklaşık 25 milyon çocuk sağlıklı büyümeleri için gerekli besine ulaşamayacak.6- Deri kanseri: Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, iklim değişikliğinin ozon tabakasının delinmesini hızlandırdığını ortaya koyuyor. UV radyasyonuna daha fazla maruz kalacak insanların deri kanserine yakalanma riskinin artacak olması çok da şaşırtıcı değil.Çiçek virüsü geri mi dönüyor? İklim değişikliğinin sorumlu olabileceği bir başka felaket ise henüz gerçekleşmedi: Sibirya tundralarının erimeye başlamasının, en son 1980′de görülen çiçek virüsünün yeniden ortaya çıkmasına neden olabileceği söyleniyor. Bu kabus senaryosuna göre virüs, eriyen bölgelerde ortaya çıkan çiçek virüslü donmuş cesetlerden insanlara bulaşacak. RTCC/ Yeşil Gazete
Lawrence, Tarantino'nun 'The Hateful Eight' Filminde Rol Alabilir
Jennifer Lawrence, Tarantino’nun yeni western projesi “The Hateful Eight”te yer alabilir “Açlık Oyunları”yla tanınan Oscar ödüllü oyuncu Jennifer Lawrence’ın Quentin Tarantino’nun yeni filmi “The Hateful Eight”te rol alma ihtimali konuşuluyor. Collider’ın haberine göre yıldız oyuncuyla görüşmeler sürüyor. Tarantino’nun çekip çekmeyeceği uzun süre tartışıldıktan sonra yakın zamanda gerçekleşeceği netleşen projesi “The Hateful Eight”, 19.yy’da tutsakların naklini Wyoming eyaletinden geçerek gerçekleştiren ödül avcılarının hikayesini anlatıyor. Lawrence’ın hangi rol için konuşulduğu henüz bilinmiyor. Collider’ın haberine göre Lawrence’ın adı yalnızca Tarantino’nun çalışmak istediği oyuncular listesinde geçmiyor, görüşmeler aktif olarak devam ediyor. “The Hateful Eight”in senaryosunun taslağı Ocak ayında internete sızmış ve ünlü yönetmeni kızdırmıştı. Tarantino bu olay üzerine projenin iptalini gündeme getirse de, şimdi filmin çalışmaları ilerliyor gibi görünüyor ve 2015 yılında vizyona girmesi bekleniyor. Nisan ayında Los Angeles’ta senaryonun okuması yapıldığında, ana kadın karakterler Daisy ve Six Horse Judy’nin bölümleri Tarantino’nun bir önceki filmi “Zincirsiz”de de yer alan Amber Tamblyn ve “Kill Bill” de dahil yönetmenin birçok filminde çalışan başarılı aktris ve dublör Zoe Bell tarafından okunmuştu. Senaryoya yeni kadın karakterler eklenmiş veya Lawrence bu ikiliden birinin yerini almış olabilir. Filmde rol alacağı konuşulan diğer isimler ise Bruce Dern, Kurt Russell, Michael Madsen, James Remar, Walton Goggins ve Samuel L Jackson. Milliyet Sanat
Erdoğan: 'Davutoğlu Bir Emanetçi Değildir'
Ankara Arena'da AK Parti kongresinde partililere seslenen Erdoğan 'Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum' dedi. 12'nci Cumhurbaşkanı seçilen Başbakan Erdoğan, kürsüde Ak Parti'nin Genel Başkanı olarak son konuşmasını yaptı. Veda konuşmasında ''13 yıldır gururla taşıdığım genel başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum'' diyen Erdoğan, ''2001’de başlayan genel başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra bugün nihayete eriyor. Yeni başbakan emanetçi değildir'' ifadelerini kullandı. 'Davutoğlu EMANETÇİ DEĞİLDİR' Koltuğunu teslim edeceği Ahmet Davutoğlu'nun 'emanetçi başbakan' olduğu yorumlarına değinen Erdoğan 'Şunu ifade ediyorum. Bir çok gazeteler yazıyor çiziyor. Bu bizim değerlerimizde kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Ak Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren, Ak Parti istişareyle ortak akılla kararlar alan bir parti oldu' dedi. ATATÜRK VURGUSU Konuşmasında hareket içindeki isimlerin önemi olmadığını belirten Erdoğan 'Bu harekette Gazi Mustafa Kemal in ufku vizyonu vardır. Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette şüpheniz olmasın Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Eski başbakanlarımızdan, cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya Hacı Bektaş Veli’den Fuzuli’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir. Biz bu yola 13 yıl önce 100 yıl önce çıkmadık. İşte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları; 'Saygıdeğer divan, çok değerli kardeşlerim… Geçmişte malum partimizin kuruluşunda bir küçük yavru bir altın bize göndermişti. Kızımız diyor ki benim altınım yok ama benim de sevgim var, kabul eder misiniz diyor. Yurt içinden ve yurt dışından kongremize katılan misafirler, sevgili yol arkadaşlarım, kader arkadaşlarım, genç kardeşlerim, değerli hanım kardeşlerim, değerli beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla hasretle muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepinize, hepimize olsun diyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin birinci olağanüstü kongresinin milletimiz demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum. Tüm delegelerimize, Ak Parti mensuplarına, her bir kardeşime, hem Ankara’ya hem kongre salonumuza hoş geldiniz diyorum. 'BU HAREKET HANIM KARDEŞLERİMİZLE GÜÇ KAZANDI' 13 yaşındaki Ak Parti teşkilatı kuşkusuz her türlü övgüyü ziyadesiyle hak ediyor. 14 Ağustos 2001’den bugüne kadar AK Parti’de görev almış, kurucularımızdan MKYK üyelerimize, başkan yardımcılarımızdan bakanlarımıza, milletvekillerimizden il ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımızdan belediye meclis üyelerimize kadar tüm gönüldaşlarımızı selamlıyorum. Teşkilatımızda görev yapmış, bugün aramızda bulunmayan, ahirete irtihal etmiş kardeşlerimi rahmet yad ediyorum. Mekanlarının cennet olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Elbette ki kadın kollarımızı bir kez daha özellikle selamlıyorum. Bu hareket hanım kardeşlerimizle güç kazandı, hanım kardeşlerimizin yüreklerini ortaya koymaları sayesinde bugünlere ulaştı. Bu kutsal davayı bir anne şefkatiyle, hanım zarafetiyle bir oya gibi işleyen hanım kardeşlerimize, bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. 'MUSTAFA KEMAL'DEN ADNAN MENDERES'E...' Sevgili gençler, AK Parti’nin bu AK teşkilatını alnı ak, yüreği ak, bahtı ak gençleri, sizleri bugün bir kez daha gönülden selamlıyorum. Sizlere her zaman inandım, güvendim. Gençler sizler bu milletin umudusunuz. Sizler yer yüzündeki tüm mazlumların umudusunuz. Sizler Sultan Alparslan’dan Osmangazi’ye Gazi Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Turgut Özal’dan Necmettin Erbakan’a kadar uzanan bir kutlu davanın kahraman neferlerisiniz. Yarınlarımız olan geleceğimiz olan umudumuz olan gençler istikbalin siyasetçileri. Yarının idarecileri, bugün sizleri çok farklı çok daha samimiyetle çok daha muhabbetle selamlıyorum. 'MEHMETLERİ, ASKERLERİ, POLİSLERİMİZİ SELAMLIYORUM' Buradan sınır karakollarında gözünü değil gönlünü namlunun ucuna koyarak vatanının nöbetini tutan genç Mehmetleri, askerimizi, polisimizi özellikle selamlıyorum. Dün yani 26 Ağustos’ta Malazgirt zaferimizin 943’ncü yılını idrak ettik. Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı’nın kahraman neferlerini şehit ve gazilerimizi hürmetle yad ediyorum. Birinci Dünya Savaşı'nda şehit ve gazi olan ecdadımızı hürmetle yad ediyorum. Kıbrıs ve Kore şehitlerimizi, terörle mücadelede şehit olan polis asker ve şehitlerimizi aynı şekilde rahmetle anıyor vefat etmiş gazilerimize Allah’tan rahmet hayattaki gazilerimize uzun ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum. Onların eli öpülesi annelerini babalarını, şehit ve gazilerimizin kutsal emanetlerini de buradan muhabbetle selamlıyorum. 'SİZLERİN ALLAH'INA KURBAN' Kongremizin hemen başında, tekraren ifade etmek arzusundayım. 10 Ağustos sürecinde işte bu teşkilat tarih yazdı. Sizlerin Allah’ına kurban. Siz dağ taş demediniz, kar kış demediniz. Durmak yok yola devam dediniz. Ve bütün zorluklara göğüs gererek çalıştınız. İşte bu teşkilat 10 Ağustos’ta tarih yazdı. Her bir vilayetimizde, belde ve köyümüzde aşkla çalıştı. Bunun neticesinde sizler sadece cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine tanıklık etmediniz, kendi ellerinizle inşa ettiniz. Önce 2007’deki halk oylamasında milletimizin yüzde 69 oy oranıyla evet demesini sağlayarak tarih yazdınız. Ardından 10 ağustos sürecinde çok çalışarka, milletin adayını, milletin adamını 12’nci Cumhurbaşkanı, halk oyuyla gelmiş ilk cumhurbaşkanını sizler seçtiniz. 'BİR TUR, İKİ TUR, ÜÇ TUR YOK' Şahsımı Cumhurbaşkanı adayı olarak gösteren grubumuza, 10 Ağustos’a kadar gece gündüz çalışan her bir kardeşimize teşekkür ediyorum. Tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanı halkın sandığa gitmesi suretiyle belirlendi. Artık bir tur, iki tur, üç dört yok. Hemen ilk turda sizler bu kardeşinizi Cumhurbaşkanı seçtiniz. Bunun için çalıştınız. Bu süreci başarılı şekilde idare ettik. Adayların belirlenmesi, oylama, gelişen süreç tamamen yasalar çerçevesinde tecelli etti. İlk kez tecrübe edildiği halde hiçbir sorun çıkmadan, kaosa mahal verilmeden, belki de cumhuriyet tarihinin bu ilk sınavı bu kadar sorunsuz bu kadar kolay bir cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşti. Ak Parti unutmayın her zaman ilklerin partisi olmuştur. '77 MİLYONUN HER BİR FERDİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM' Parti olarak teşkilat olarak Türkiye’ye böyle bir reformu kazandırmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz. Nefes alıp verdiğimiz sürece de bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Demokratik olgunluğunu bir kez daha gösteren, sandığa gidip oyunu kullanan, emeği ve katkısı olan aziz milletime, 77 milyonun her bir ferdine de sonsuz şükranlarımı sunuyorum. 'GENEL BAŞKANLIK VAZİFESİNİ SİZLERE TESLİM EDİYORUM' Bugün bu olağanüstü kongreyle 13 yıldır gururla taşıdığım genel başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum. 2001’de başlayan genel başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra bugün nihayete eriyor. Yarın saat 14:00’te TBMM’de mazbatamızı teslim alacak, Başbakanlık vazifesini de teslim ederek, yemin ederek 12’nci cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş olacağız. 'SADECE İSİMLER DEĞİŞİYOR' 1 Temmuz’da adaylığımın açıklandığı toplantıda bunun bir nihayet olmadığını, bir son bir bitiş olmadığını, bunun yeni bir başlangıç olduğunu ifade etmiştim. Sonrasında yaptığımız toplantılarda mitinglerimizde 10 Ağustos akşamı Ak Parti genel merkezi balkonunda, bu hususun altını çizmiştim. Bugün değişen unutmayın sadece şekildir. Bugün öz değişmiyor. Bugün partimizin yüklendiği misyon, davamızın ruhu hedef ve ideallerimiz değişmiyor. Bugün sadece ve sadece isimler değişiyor. Her zaman ifade ettim. Ak Parti 13 yıllık bir parti olsa da aslında asırlar öncesinden başlamış kutlu bir yürüyüşün davanın mirasını omuzlarında taşıyan bir partidir. 1071’de Malazgir ovasında, sultan Alparslan’ın arkasında namaza duran, neferlerin hissiyatı neyse bizim de hissiyatımız işte odur. 'BU HAREKETTE MUSTAFA KEMAL'İN UFKU VAR' Bu harekette Gazi Mustafa Kemal in ufku vizyonu vardır. Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette şüpheniz olmasın Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Eski başbakanlarımızdan, cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya Hacı Bektaş Veli’den Fuzuli’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir. 'İSİMLERİN HİÇ AMA HİÇ ÖNEMİ YOK' Biz bu yola 13 yıl önce 100 yıl önce çıkmadık. İşte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur. Hazreti Adem’den bugüne kadar nice insanlar geldiler. Kondular ve göçtüler. Mezarlıklarda ismi unutulmuş bedeni çürümüş, toprağa karışmış nice insanlar var. milyarlarca insan kayboldu ve gitti. Hazreti Adem ile başlayan iyinin ve kötünün mücadelesi devam etti. Hak ile batıl mücadelesi. İsimleri fanidir. Baki olan davadır. Dün bu büyük davanın sancaktarlığını başkaları yapıyor, mücadelesini başkaları veriyordu. Bugün bu sancağı biz gururla taşıyoruz. Yarın da bu dava sancağı düşmeyecek. İstiklalde de bu dava sahipsiz kalmayacak. Bugünün çocukları gençleri bizlerden devralacak ve onurla o sancağı taşıyacaklar. ''BEN YOKSAM DAVA DA YOK DİYENLER...'' Bu kutlu hareket, mensuplarıyla şereflenmez. Bunun altını çiziyorum çok önemli. Mensuplarıyla şereflenmez. Tam tersine mensuplarına şeref verir. Şunu unutmayın… Gençler şunu unutmayın. Ben yoksam dava da yok diyenler, daha en baştan kaybetmiş olanlardır. Ben olmazsam dava ilerleyemez diyen, davanın ruhunu özünü anlayamamıştır. Bu dava ancak benim ismimle ayakta kalabilir, ancak benim ismimle şereflenebilir diyen kibir tuzağına düşmüştür. İstişareyi danışmayı ortak aklı dışlayan, bu kutlu davaya haksızlık etmiştir. Zira bu dava hiçbir zaman koltuk davası olmamıştır. Unutmayın size evet yüceler yücesinden bir talimatı hatırlatıyorum. “emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun” iki, “tüm işlerinizde istişare ediniz” 'ONLARI KİMSE HATIRLAMIYOR' Bu dava hiçbir zaman tarihin hiçbir döneminde, makam davası, rütbe paye davası olmamıştır. Bu dava şahsi hırsları kibri fitneyi ve nifakı kıskançlığı çelme takmayı başkasının kuyusunu kazmayı her zaman dışlamış bir davadır. Tarih davasına ihanet edenlerin nasıl onursuzca yok olup gittiğinin örnekleriyle doludur. Bizim dahi yakın tarihimiz davasına ihanet eden, kendisini seçen millete ihanet edip zillete düşen isimlere şahit olmuştur. İşte onları hiç kimse hatırlamıyor ve hatırlayamayacak. Onların iftiralarını kimse hatırlamıyor, hatırlamayacak. Okyanus ötesinden gelen telefonla istifa edenler, darbecilerin haberlerini inanları bugün kimse hatırlamıyor ve hatırlamayacak bunu böyle biliniz. 'BAŞKALARININ OYUNCAĞI OLANLAR UNUTULDULAR' Safını cesaretten yana belirleyenler bugün şerefleriyle buradalar. Başkalarının oyuncağı olanlar ise çoktan unutuldular. Unutulmayan namzet adaylar da yok değil ha. Var. onlar da vakti saati geldiğinde o çöplüğün içerisinde yerlerini alacaklardır. Bu büyük dava nice isimler gördü. O isimlerin hepsi geldi geçti, ama dava burada. İsimler değişecek, hepimiz faniyiz. 'DAVAMIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DAVASININ TA KENDİSİDİR' Rabbimden duam odur ki, şahsımı da yol arkadaşlarımı da bu davanın neferleri olarak her zaman hayırla hatırlanmamızı bize nasip etsin. Bizleri şu anda ekranları başında izleyen aziz milletim, şunu ifade etmek isterim ki, bizim sancaktarlığını yaptığımız dava 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin davasının ta kendisidir. Bizim davamız Türkiye davasından ayrı bir dava değildir. Biz Türkiye için de farklı bir istikamete bakan, farklı hedefler peşinde yürüyen bir hareket değiliz. 91 yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca özü ve ruhu değiştirmeye, Türkiye’yi bu dava yürüyüşünden koparmaya yönelik girişimler olmuştur. Millet izin vermemiştir. 'MECLİS KÜRSÜSÜNÜN ARKASINA HANGİ EMRİ İLAHİ KONMUŞTU BİLİYOR MUSUNUZ?' Buraları unutmayın gençler. Meclis kürsüsünün arkasına hangi emri ilahi konmuştu biliyor musunuz? Onlar işlerini istişareyle yaparlar mealindeki şura suresinin 38’nci ayeti yazılmıştı. İlk Meclis’teki muhteva tam anlamıyla bir Türkiye manzarasıydı. Orada Türkler vardı, Kürtler vardı, Araplar vardı, Çerkezler vardı, Arnavut vardı, Boşnak vardı, Sünniler vardı, Aleviler de vardı. Milletin bütün unsurları, kurtuluş savaşını sevk etmek için gönül birliği yapmışlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin mayası işte orada atılmıştı. 'TÜM FARKLILIKLAR REDDEDİLDİ' Farklılıklar bir zenginlik olarak görülecek, Osmanlı coğrafyasındaki bir arada yaşama kültürü Türkiye Cumhuriyeti’nde de devam edecektir. Sonraki yıllarda buna devam edilemedi. Devlet milletine istikamet çizmek istedi. Devlet vatandaşına her şeyine karışmaya, kılık kıyafetine müziğin dahi şekillendirmeye çalıştı. Adeta tornadan çıkmış gibi şeklen fikren birbirine benzeyen fertler imal edilmek istendi. Tüm farklılıklar reddedildi. Etnik kökenler diller değerler reddedildi. Farklı kıyafete tahammül edilemedi. Bu neyi getirdi? Devlet ile millet arasındaki mesafe açıldı. Devlet milletinden uzaklaştı. Ret, inkar, asimilasyon bu tür politikalar geliştirildi. 'EKONOMİYİ DEĞİL SİYASETİ KONTROL ETMEK İSTİYORLARDI' AK Parti’yi kurduğumuz, iki büyük mücadeleyi vermeye azmetmiştik kuruluşunda. Birincisi asırlardır yürüyüşüne devam eden davamızı yıpratmaya yönelik girişimlere karşı verdiğimiz mücadeleydi. Biz buna adalet mücadelesi dedik. İkincisi, davamızı yaşatmak ve büyütmek mücadelesiydi. 29 Ekim 1923’te kurulan cumhuriyetimizi ileri seviyeye taşıyacak güçlendirecek, 23 Nisan 1920 ruhunu da Türkiye’ye yeniden kazandıracaktık. Allah’a hamdolsun bu iki mücadeleyi başarıyla bugünlere getirdik. 12 yıl boyunca çok çalıştık gayret ettik. Mücadele ettik. Türkiye’yi belli bir noktaya taşıdık. Kasım 2002’de iktidar görevini devraldığımızda üzerinde kara bulutlar dolaşan yorulmuş karamsar bir Türkiye vardı. Ekonomi çok ağır bir krizin içindeydi. Türkiye bütün umutlarını para fonundan gelecek borçlara bağlamıştı. Borç verenler her ay gönderdikleri müfettişleri eliyle sadece ekonomiyi değil, siyaseti de kontrol etmek istiyorlardı. 'BİR GÜN İLGİLİ ZATA ŞUNU SÖYLEDİM...' Bir gün ilgili zata şunu söyledim 'siz bize borç verdiniz. Verdiğiniz borcu ne zaman alacağınızı takip edin. Ama siz bize siyasette yol çizmeye kalkarsanız, kusura bakmayın biz buna evet diyemeyiz' bu görüşmeyi onların en tepesindeki zat ile yaptım. Sayın Babacan da vardı. O zat da, söylemek istemediğim bir sebepten oranın başından ayrıldı. Çarklar durmuştu, esnaf kepenklerini indirmişti. İşsizlik büyüyor, enflasyon bir canavar olarak milletin ekmeğini azaltıyordu. Türkiye ekonomisi inim inim inliyordu. Yatırımcı önünü göremiyordu. Esnaf siftahsız dükkanını kapatırken, çiftçinin tarladaki ürünü para etmiyordu. 'TÜRKİYE'NİN BORCUNU TAMAMEN SIFIRLADIK' ''Altı sıfır atılırsa Taksim meydanında anırırım'' diyen köşe yazarları vardı. Hala bekliyoruz. Bütün bunlarla beraber uluslararası para fonuna Türkiye’nin 23,5 milyar dolar borcu vardı. İktidarda MHP DSP ANAP vardı. 14 Mayıs’ta geçen yıl 29 yıl aradan sonra Türkiye’nin IMF’ye borcunu tamamen biz sıfırladık. 'NE OLDU DEVLET YIKILDI MI?' Siyasetin üzerindeki vesayetleri tüm direnişlere rağmen teker teker ortadan kaldırdık. Anlamsız tüm baskılara yasaklara son verdik. Devlet ile milletin istikametini örtüştürmenin gayreti içinde olduk. Diller inançlar yaşam tarzları üzerindeki kısıtlamaları nihayete erdirdik. Baş örtülü başı açık üniversitelerimizde bir arada okuyor. Ülke bölündü mü? Kavga gürültü arttı mı? Tam aksine artık başı açığıyla başı örtülüsüyle bütün kızlarımız üniversitesinde birlik içinde tahsillerini yapıyorlar. Ne zulümdü bu ya. Bu ülkenin evlatlarına reva mıydı? Devlet dairesine sadece başı açık girebilirdi. Şimdi başı örtülü kardeşim devlet dairelerinde görev alabiliyor mu? Ne oldu devlet yıkıldı mı? Eğer özgürlük diyorsak özgürlük buydu. İşte bu da sağlandı. TBMM’de artık başörtülü olarak milletini temsil edebilmenin önünü hamd olsun biz açtık. 'DEMOKRATİK REFORMLARI BİZ GERÇEKLEŞTİRDİK' Terörün sona ermesi kanın durması için en cesur adımları, Türkiye’de şunu bilelim 77 milyonun kardeşliğini tesis etmek için kararlı mücadele verdik. AB üyelik yolunda en kararlı adımları atan kadro biz olduk. Demokratik reformları biz gerçekleştirdik. İnsan hak ve hürriyetlerini daha yüksek standartlara kavuşturduk. 'SON GÜNÜMDE, SON DAKİKALARIMDA...' Son günümde, son dakikalarımda, buradan 77 milyonun her bir ferdine bir kez daha ben musafaha için elimi uzatıyorum. Partim adına hükümetin adına elimi tekrar uzatıyorum. Diyorum ki biz sizi çok iyi anlıyoruz. Sizin yaşam tarzlarınızı değerlerinizi anlıyoruz. Sizin taleplerinizi arzularınızı biliyoruz. Ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum. Sizin de bizim anlamanızı istiyoruz. Hangi yasakları aşarak bugünlere geldiğimizi anlamanızı istiyoruz. Nasıl dışlandığımızı görmenizi anlamanızı istiyoruz. Hatta bir başbakan olarak bile aldığımız hakaretleri vesaire bilmenizi istiyoruz. Biz sizlere her zaman gönlümüzü açtık anlamadınız. Ama bugün diyorum ki, sizin de bizlere gönlünüzü samimi olarak açmanızı bekliyoruz. Biz bizim yaşadıklarımızı hiç kimse yaşamasın istedik. Eski küslükleri, dargınlıkları, gerilimleri, kamplaşma ve kutuplaşmaları bir kenara bırakalım diyoruz. 'KATILMAMAKLA BİZE NE KAYBETTİRİR?' Ama bakıyorsunuz ana muhalefetin başındaki zat, yarın halkın seçtiği yemin törenine katılmayacağını söylüyor. Yani oraya katılmamakla bize ne kaybettirir? Hiçbir şey. Ama kendisinin çok şey kaybedeceğini tekrar hatırlamak isterim. Çünkü biz bu yolda birileriyle yürümedik, milletimizle yürüdük, milletimizle de buralara geldik. 'ÜSLUPLARIMIZ FARKLI OLABİLİR' Her türlü gerilim, kamplaşma ve kutuplaşma Türkiye’ye zarardan başka bir şey vermedi. Üsluplarımız yöntemlerimiz farklı olabilir. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Şunu unutmayın, milletimiz bir, bayrağımız bir, vatanımız bir, devletimiz bir. Mücadele eden emek veren millete projelerini anlatan herkes için sandıktan çıkmak mümkündür. Bu ülkede seçimler 1950’den bu yana şeffaf şekilde yapılıyor. Hiç kimse kendisini umutsuz hissetmesin. Seçimler ve sandıklar da millet için her zaman takdirini kullanacağı bir vasıtasıdır. Muhalefetin kendisini yenileme ihtiyacı çok açıktır. Kutuplaşma ile muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Sokaktan medet umarak, Türkiye düşmanlarıyla muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. 'CHP KENDİNİ SORGULAMALI' Cumhuriyet Halk Partisi kendisini sorgulamalı. Tarihiyle yüzleşmelidir. Statükoyla savunan bir CHP fayda sağlayamaz. Çözüm sürecinin karşısına duvar gibi dikilen bir CHP milletle barışamaz. İşte şu anda milletin seçtiği cumhurbaşkanının yemin törenine katılmayacağız diye açıklama yapıyor. Bu muhalefet tarzının tarihi geçmiştir. 'MHP ŞEHİT CENAZELERİNİ İSTİSMAR ETTİ' Milliyetçi Hareket Partisi, terör meselesinin beslediği bir parti olmayı ne yazık ki tercih etmiştir. 2007’de Meclis’e yeniden girdiği günden bugüne kadar MHP yönetimi Türkiye’nin hiçbir meselesine eğilmemiş, şehit cenazelerini istismar etmiştir. Çözüm süreciyle de varlık zeminini kaybedecektir. MHP yönetiminin çözüm sürecine karşı çıkmasının sebebi de budur. Bu muhalefet tarzının da Türkiye’ye hiçbir faydası olmadığı açıktır. 'HDP TERÖRE SIRTINI TERÖRE DAYADI' HDP de teröre sırtını dayayarak varlık gösteren bir parti olmuştur. HDP bağımsız hür demokrat siyaset yerine, silahların gölgesinde siyaseti tercih etmiştir. Elinde taş olan çocukların arkasına saklanarak, Diyarbakır’da feryat eden çocukları dağa kaçırılmış annelere kulak tıkayarak sadece kan siyaseti yapılır başka bir şey değildir. HDP de yeni Türkiye’de istismardan vazgeçip kan üzerinden yürüttüğü siyaset tarzını terk edip Türkiye partisi olma yolunda ilerlemelidir. 10 Ağustos sadece AK Partililer değil CHP, MHP, HDP ve diğer partilere gönül veren kardeşlerim de bize oy verdiler. Kendi parti yönetimlerine de bir ders verdiler diye düşünüyorum. 'YENİ TÜRKİYE'NİN DOĞUM GÜNÜ' Bugün yeni bir gün. Bugün Türkiye’nin özüne döndüğü gün. Bugün Türkiye’nin istikbalinin her zamankinden daha açık olduğu bir gün. Bugün Yeni Türkiye’nin doğum günü. Yeni Türkiye siyasetin vesayetten kurtularak özerkleştiği bir Türkiye’dir. Her sorunun çözüm aracı siyasettir. Her meselenin çözüm zemini TBMM’dir. Artık bunların dışında bir yol yöntem Türkiye için söz konusu olamaz. Bugün siyaset artık mecrasını bulmuş vaziyettir. 'MİLLETE RAĞMENCİLİĞİN SONU GELDİ' Türkiye bugün çözüm sürecine girmişse, toplumsal barışa doğru ilerliyorsak bunun temelinde yeni Türkiye’nin yeni siyaseti vardır. Yeni Türkiye çok güçlü bir temele dayanmaktadır. Dayatmacılığın sonunu getiren, çoğulculuğun önünü açan yeni sosyolojik dinamikleri herkesin iyi okuması gerekiyor. Türkiye’de millete rağmenciliğin sonu gelmiştir. Toplumsal meşruiyet siyasetin ana dayanağıdır. Türkiye ancak çoğulculukta uzlaşabilir. 'BARIŞ SÜRECİ TOPLUMA EMANET' Bugün yeni Türkiye kurulurken, eski Türkiye’ye özlemin olduğunu görüyoruz. Eski Türkiye’nin aktörleri çatışmayı sürdürmek istiyorlar. Barış umudu çoğaldıkça bunu tersine çevirmek isteyenler harekete geçiyorlar. Terör meselesi eski Türkiye’nin meselesidir. Yeni Türkiye’de siyaset dışı araçlarla iş görme imkanı kalmamıştır. Şiddet araçlarına prim veren bir siyasetin yeni Türkiye’de karşılık bulması mümkün değildir. Barış süreci topluma emanettir. Eski Türkiye’nin bir başka aktörü daha var. paralel devlet yapılanması. Siyasi temsil yetkisine, siyasi meşruiyete sahip olmadan, meşru demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Devlet kurumlarında elde ettiği yetkiyle siyaseti şekillendirmek arzudundadır. CHP ve MHP’nin paralel yapıyla iş birliği yapmaları, bürokratik vesayette aynı istikamete bakıyor olmalarının sonucudur. Siyaset bu girişime taviz veremez. 17 – 25 Aralık operasyonları darbe girişiminden başka bir şey değildir. Ak Parti bu darbe girişimi karşısında cesaretle durmuştur. 'PARALEL YAPI SİYASETEN MAHKUM' Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesi olmuştur. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. HSYK’da bakıyorsunuz, üçüncü derecede böyle bir farklı uygulama var. Bu ülkenin başbakanını kalkıp tweetlerle tahkir eden, hakaretler eden yargının savcısına dava açmamak suretiyle güya kendisi farklı bir korumacılığın içine giren sorumlu değildir, sorumsuzdur. Bu kadar sorumsuz olan bir kişiden siz adalet bekleyebilir misiniz? İşte bunların hesabının sorulacağı günler de yakındır. 'HUKUK BİR AVUÇ HAŞHAŞİ'NİN ŞANTAJINA MAHKUM BIRAKILAMAZ' Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun düşünebiliyor musunuz, bu ülkede, kalkıp da hem siyasete hem de halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanına karşı son derece nezaketsiz tavırları, eski Türkiye’nin bir alışkanlığıdır. Hukuk sistemi bir avuç haşhaşinin şantajına mahkum bırakılamaz. Kime çalıştığı belli olduğu Pensilvanya hukuk sistemine emir veremez, talimat veremez. Hasan Sabbah benzeri meczupların oyuncağı asla olamaz. Vatansever hakim ve savcılar aralarındaki haşhaşileri temizleyecek hukuk sistemi üzerindeki gölgeleri de kaldıracaktır. 'EY PENSİLVANYA'DAKİ ZAT TÜRKİYE'Yİ SEVİYOR MUSUN?' Yeni Türkiye’de devlet içinde paralel devlet yapılanmasına, çetelere, mafyatik örgütlere asla izin verilmeyecektir. Paralel yapının tabanındaki mensuplarına sesleniyorum. Lütfen kendilerini sorgulasınlar. Ey Pensilvanya’daki zat, sen bu Türkiye’yi seviyor musun? Türkiye’yi seviyorsan neden Türkiye’de değil de Pensilvanya’dasın. Gel o zaman Türkiye’ye deyin. Gel Erzurum’a, gel Ankara’ya, gel Konya’ya. Niçin buralar değil de Pensilvanya? İnzivaya çekilmekse buralar da oralardan çok daha anlamlı olacaktır. 'MİT'E NEDEN KAST ETTİĞİNİ SORGULASINLAR' Hizmet diyerek yola çıkan bir yapının MİT’e neden kast ettiğini, CHP ile MHP ile HDP ile neden işbirliği yaptığını sorgulasınlar. Bu yapının uluslarası bağlantılarını sorgulasınlar. Eğer bu sorgulamayı yapıyorlarsa inanıyorum ki yanlışı görecekler, AK Parti’nin kendi partileri olduğunu tekrar fark edecektir. Allah zihinlerini açsın, gönüllerini açsın. Kardeşliğimizi yeniden tesis etsin diye dua ediyorum. 'PARALEL YAPIYA KARŞI DURUŞU DA ETKİLİ' Şunu da açık açık söylüyorum, yeni Başbakan'ın paralel devlet yapısıyla mücadelede son derece azimli ve cesur olacağına yürekten inanıyorum. Esasen yeni genel başkanımızın ve başbakanımızın seçilmesinde bir çok kriterin yanında, paralel yapıya karşı duruşu da etkili olmuştur. Milletimiz bize yetki verdi, aziz milletimize karşı haince duruş sergileyenler bunun hesabını verecekler vermeye başladılar. İhanet cezasını alacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamında bu ihanetin hesabını sormak benim de boynumun borcudur. Bu konuda kimse cumhurbaşkanlığı makamında benim sessiz kalmamı beklemesin. Hakim ve savcılarımızın da milletimizle aynı istikamete bakarak bu süreçte Türkiye’nin yanında durduklarını biliyorum. AK Parti’nin genel başkanlığı ve başbakanlıkta son saatlerime girmiş bulunmaktayım. O genel başkan inşallah yarın akşam şahsım tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilecek başbakandır da aynı zamanda. Birlikte değerlendireceğiz onayımızın ardından Cuma günü bunu bitireceğiz. Güven oyu alındığı takdirde 62’nci hükümet, 5’nci Ak Parti hükümeti göreve başlamış olacağız. 'HER DAİM SİZLERLE BERABER OLACAĞIM' Dışişleri Bakanımız Konya milletvekilimiz Ahmet Davutoğlu kardeşimizi imzalarınızla siz değerli delegelerimize sunuyorum. Bu ismi çok uzun istişarelerin ardından hep birlikte belirledik. MYK’da, MKYK’da, il başkanları toplantımızda, belediye başkanları toplantımızda, istişarelerimizi yaptık. Davutoğlu kardeşimin yanında çok sayıda isim öne çıktı. 'DAVUTOĞLU KARDEŞİME KATKI SUNACAĞIM' Şunu altını çizerek ifade ediyorum. Şahsım bu partinin kurucu genel başkanı olarak, bir nefer olarak her daim sizlerle birlikte olacağım. Anayasal ve yasal yetkiler dairesinde şüphesiz ki tarafsızlığımızı zedelemeden, destek ve katkılarımı sunmaya devam edeceğim. Hükümetin başarılı olması için de her aşamada katkı vereceğim. Bir cumhurbaşkanının görevi hükümetin önünü kesmek değildir, açmaktır. Nasıl Abdullah bey döneminde yaşamadıysak bundan sonra da yaşamadan ve yaşatmadan devam edeceğiz. Şahsım da bu yeni süreçte Davutoğlu kardeşime her aşamada katkı sunacağım. 'DAVUTOĞLU EMANETÇİ DEĞİLDİR' Şunu ifade ediyorum. Bir çok gazeteler yazıyor çiziyor. Bu bizim değerlerimizde kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Ak Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren, Ak Parti istişareyle ortak akılla kararlar alan bir parti oldu. Başarıda başarısızlık da tek tek isimlere değil kadroya yazılacaktır. Biz ilkelerin partisiyiz. İstisnasız, her birinizin bu partinin genel başkanına ve başbakanına yardımcı olacağınızı biliyorum. 'PARALEL YAPI İLE MÜCADELE DEVAM EDECEK' Yeni genel başkanımızdan, teşkilatımızın da Türkiye’den beklentileri var. Teşkilatı derhal kucaklayacak, yarından itibaren ilk hedef 2015 seçimleri. İkinci hedef 2019 seçimleri. Üçüncü hedef 2023 seçimleri. Ve böylece 2023 hedefimizi inşallah yakalayacağız. 2015 seçimleri bizim için önemli. Yeni bir anayasayı yapacak çoğunluk 2015 seçimlerinde hedef olmalı. Ekonomide güven devam edecek. Aktif barışçı dış politikamız devam edecek. Paralel yapıyla mücadele devam edecek. NEŞAT ERTAŞ'LI VEDA Artık vedanın ve ayrılığın vaktidir. Merhum Neşet Ertaş üstadın o muhteşem sesi ve yorumuyla dillendirdiği gibi “Hasret etti bizi kavim kardaşa, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm” 'AK PARTİ ADETA BENİM BİR ÇOCUĞUMDU' Allah’a hamdolsun bu veda bu ayrılık sadece yeni bir başlangıç içindir. Belki eskisi kadar olmayacak ama yine görüşeceğiz. Meydanlarda görüşeceğiz, belediyelerimizi ziyaret ederken görüşeceğiz. Yine muhabbet edeceğiz, sizleri yine cumhurbaşkanlığı makamında, milletimizin makamı olduğu için sizleri oralarda da ağırlayacağız. Bu vedanın bu ayrılığın benim için ne kadar zor olduğunu eminim ki her biriniz hissediyorsunuz. Dolaşırken kardeşlerimin gözünde gözyaşı gördüm. Ak Parti adeta benim bir çocuğumdu. Bu son kongremde, özellikle bir annenin çocuğuyla olan ilgisi, ki benim Ak Parti beşinci çocuğumdu. Ak Parti nedeniyle zaman zaman ben dört çocuğumu ihmal ettim. 'ÇOCUKLARIMDAN EŞİMDEN HELALLİK İSTİYORUM' Çocuklarımdan helallik diliyorum. Eşimden de helallik diliyorum. Onlar beni her zaman anladılar. Beni bu noktada hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Bu mücadelenin de bizzat içinde oldular. Hüzünlendiğimde onlar da hüzünlendiler. Sevinçli olduğum anda onlar da paylaştılar. Kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Kadroların kurulmasından şu logonun belirlenmesine balkon konuşmalarına şarkılarından ezgilerine kadar her aşamada partimle teşkilatımla oldum. Her zorluğa sizlerle birlikte göğüs gerdik. Milletin teveccühüne de ümmetin duasına da birlikte mazhar olduk.' haberler.com
Gülse Birsel Annesini Son Yolculuğuna Uğurladı
Annesini gözyaşları içinde uğurlayan Gülse Birsel’i, “Yalan Dünya” dizisinin oyuncuları teselli etti Oyuncu Gülse Birsel’in annesi Semiha Şener, 79 yaşında hayatını kaybetti. Anne Semiha Şener için Levent Camii’nde öğle namazına müteakip cenaze töreni düzenlendi. Törene, Semiha Şener’in oğlu Bozkurt Şener, kızı Dilek Yücelin, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Kaya Çilingiroğlu, Sedat Ergin, oyuncu Nurseli İdiz, Rutkay Aziz, Altan Erkekli, Olgun Şimşek, Gonca Vuslateri, Hasibe Eren ve Sarp Apak ile çok sayıda kişi katıldı. Cenaze namazının ardından anne Semiha Şener için helallik alındı. Helallik alındığı sırada oldukça bitkin olduğu gözlenen Gülse Birsel, gözyaşlarını tutamadı. Gülse Birsel’i, bir an olsun yanından ayrılmayan dizideki oyuncu arkadaşları teselli etmeye çalıştı.Basın mensuplarını soruları üzerine kısa bir açıklama yapan Birsel, “Annem uzun süre hastaydı. Söylenecek bir şey yok. Başımız sağ olsun dedi.Oyuncu Rutkay Aziz de “Bende annesini kaybetmiş biri olarak çok üzgünüm. Canım arkadaşımıza zor gününde destek olmaya geldik” diye konuştu.Dualar eşliğinde omuzlara alınan tabut, cenaze arabasına taşındı. Semiha Şener’in cenazesi dualar eşliğinde omuzlanarak defnedilmek üzere Zincirlikuyu Mezarlığı’na götürüldü. Kaynak: İHA
Öyle Hissetmeseniz Bile Aslında Hayatta Başarılı Olduğunuzun 20 Kanıtı
Bazen bu hayatta sadece 'başarısız' olduğunuz şeyleri görebilirsiniz. Sadece kara bulutlar dolanabilir etrafınızda. Bu normal bir histir, ama bambaşka açılardan bakmaya başlamanızın tam zamanıdır artık. 'Küçük şeyler'i sakın göz ardı etmeyin, bir malikanede yaşamıyor olabilirsiniz, milyoner olmayabilirsiniz, arabanız eski model olabilir, işsiz bile olabilirsiniz, bu demek değildir ki siz bir 'başarısız'sınız. Tam aksine, işte ne kadar başarılı olduğunuzun 20 kanıtı.
Reklam
Reklam
Ahmet Davutoğlu'nun 9 Maddelik Manifestosu
1245 delegenin imzasıyla aday gösterilen Davutoğlu, AK Parti'nin 1. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada koyduğu 9 maddelik hedefi anlattı.  Davutoğlu'nun konuşmasında epistemoloji kelimesini kullanması sosyal medyada çok konuşulanlar arasına girdi. Hürriyet gazetesinin haberine göre kelime kısa süre sonra Google'da en çok aranan kelimelerden biri oldu...
Zara'dan 'Toplama Kampı' Tişörtü İçin Özür
İspanyol markası ZARA'nın çocuklar için ürettiği tişörtün, toplama kamplarında Yahudilere giydirilen kıyafetlere benzemesi büyük tepki çekti. Firma, Türkiye'de üretilen tişörtü piyasadan çekti ve özür diledi. İspanyol markası Zara’nın çocuklar için ürettiği tişörtün, toplama kampı kıyafetlerine benzemesi dünya çapında büyük tepki çekti. Firma, Türkiye’de üretilen ve İsrail, Fransa, Arnavutluk ve İsveç’te internet üzerinden satışa çıkarılan tişörtü özür dileyerek geri çekti. “Şerif tişörtü” olarak üretilen tişörtün, toplama kamplarında giydirilen kıyafetten tek farkının, çizgilerin dik yerine yatay olduğu belirtilirken, tişörtün sol üst köşesindeki şerif logosunun, Davut’un Yıldızı’yla aynı olduğu dikkat çekti. Yıldızın altında bulunan “şerif” yazısının da çok silik olduğu görüldü. Yoğun şekilde eleştirilen ZARA, Twitter üzerinden, “Gerçekten özür diliyoruz. Klasik Western filmlerden ilham aldığımız tişört, artık mağazalarımızda bulunmayacak” sözleriyle özür diledi.Milliyet
Reklam
Freedom House'tan Sert Rapor: Türkiye, İnternet Özgürlüğü İçin Savaş Alanı
Freedom House, bu kez de Türkiye’ye özel bir internet raporu yayınladı. Raporda Türkiye internet özgürlüğü için ‘savaş alanı ‘ olarak tanımlandı. Eylülde İstanbul’da düzenlenecek İnternet Yönetişimi Forumu vesilesiyle Freedom House’da program sorumlusu Nate Schenkkan, eski CHP milletvekili ve bilişim uzmanı Osman Coşkunoğlu ve Bilgi Üniversitesi’nden Profesör Aslı Tunç’un hazırladığı raporun geniş özetinde öne çıkan kısımları şöyle: Daha ilk paragrafta, Türkiye’nin 2012′de Rusya ve Çin’le birlikte, internet yönetişiminde daha fazla devlet rolüne yönelik yeni ‘Uluslararası Telekomunikasyon Düzenlemeleri (ITRs) ’ destekleyen üç OECD ülkesinden biri olduğu belirtildi. Raporda, Türkiye’nin ülke içindeki internet politikalarının ‘ daha taraflı ’ olduğu belirtilip, şu ifadeler kullanıldı: ‘ ’2013 yılından önce dahi, Türkiye geniş ve şeffaf olmayan bir sistemle internet sitelerini engelledi. Son 15 ayda, internet dışında ifade özgürlüğünü kısıtlamak için uygulanan geleneksel yöntemler giderek internet ortamına taşındı. Ve yeni yasanın hükümetin içerik düzenleme kapasitesini artırmasıyla, Türkiye interneti kontrol altına alma adına ileri teknoloji uygulamaya başladı. ” Yeni basın kanunu ve yolsuzluk soruşturmasına ilişkin ses kayıtlarına tepki olarak getirilen Twitter yasağı da raporda eleştirildi: ”Bir Meclis komitesinde görüşülen yeni Basın Kanunu, tanımı çok geniş bir biçimde yapılan ‘haber siteleri’nin sahipleriyle yazarlarının isimlerini kayıt altına aldırmasını zorunlu hale getiriyor. Bu yasa, Rusya’da 1 Ağustos’ta yürürlüğe giren yasaya benziyor. Twitter’ı martta engelleyen hükümet, sosyal medya şirketlerine karşı mahkeme kararlarını giderek daha fazla kullanmaya başladı ve Twitter’dan içerik kaldırmada da daha başarılı hale geliyor.’’ Türkiye’nin niçin ‘ olduğu, raporda şöyle açıklanıyor: ‘ ‘Salıncak’ sıfatı, iki partili Amerikan sisteminde her iki tarafa da oy verebilecek eyaletler için kullanılır. Belki de daha uygun bir metafor, ‘savaş alanı’ olur. İnternet yönetişimi açısından Türkiye savaş alanı olan bir devlet: Genç bir nüfus, gelişen teknoloji ve uluslararası bağlantılar dünyanın imrenebileceği özgürlükte bir internet ortamına da yol açabilir, hükümetin taktikleri canlı bir internet ortamının nasıl kapatılacağına dair bir model sunacak hale de gelebilir.” Rapor, Türkiye’nin internet özgürlüğü konusunda çelişkili davrandığına da dikkat çekti: ” OECD, G-20 ve NATO üyesi, AB’ye de üye adayı olarak Türkiye’nin ortaya koyacağı örnek, internette ifade özgürlüğü konusunda benzer sorunlar yaşayan ülkelerce yakından izlenecektir. Şu an Türkiye’nin BM’de söyledikleriyle ülke içinde yaptıkları arasındaki çelişki, uluslararası kuralların ihtiyaç duyulduğunda ülke içindeki özgürlükleri engellemek için manipüle edilebileceğine dair inancı pekiştimekten başka bir işe yaramıyor. ” Freedom House, Türkiye konusunda umutlu olsa da raporda ‘tek adam’ uyarısı da yapıldı: ” Türkiye’deki internet kontrolünün Rusya ya da Azerbaycan’daki kadar sertleşmeyeceğini umut etmek için yapısal sebepler var. Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın kendisi gibi ulusal kurumlar, yerleşik otokrasilere kıyasla Türkiye’de daha güçlü. Sivil toplum daha çeşitli, sesi yüksek çıkıyor ve uluslararası ağlarla bağlantılı. Bütün yetkileri elinde tutan bir yönetici henüz devlete hakim değil.” Kuruluş, Türkiye ekonomisinin yatırım açısından Batı’ya neredeyse bağımlı olduğuna ve sansrün altyapı yatırımlarına olumsuz etki edeceğine de dikkat çekti. Geniş özetin son kısmında şu sonuca varıldı: ‘ ‘Bu faktörlerin, ülkedeki internet politikalarında veya iç siyasi dinamiklerin sebep olduğu yol açtığı daha geniş kapsamlı olumsuz eğilimlerde ani bir değişime yol açması muhtemel değil. Fakat söz konusu faktörler, otoriterliğin pekiştirilmesini yavaşlatacağı gibi medyadaki özgür ve bağımsız seslerin daha da gelişip serpilmesi için alan açacaktır. Türkiye’de son 20 yılda güçlenen liberalizmin ve çeşitliliğin korunmasına yardımcı olacak tek şey, bu seslerdir.” Raporda yer alan bazı yorumlar şöyle: Ocak-Şubat 2014′te Meclis 5651 sayılı kanuna hızla değişik yaparak, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nı (TİB)’i güçlendirdi. İnternet sunucuları artık kullanıcı bilgilerini bir ila iki yıl tutmak zorunda. TİB, engelleme emirlerini kendi başına gönderebiliyor ve erişim sağlayacıları bu emirleri dört saat içinde yerine getirmek zorunda. Yeni MİT yasası, istihbarat teşkilatının kurumlardaki bilgi, belge veya kayıda ulaşımını hızlandırdı. 2004′ten bu yana sadece telekom kurumları değil, medya ve kamu ihaleleri alanları da dahil, düzenleyici kurumların bağımsızlığındaki azalma dikkat çekici. Türkiye’de internet altyapı ve telekomunikasyon servislerindeki büyüme potensiyelinin karşılanabilmesi için öncelikle ve özellikle atılması gereken adım, siyasi müdahelenin ortadan kaldırılmasıdır. Türkiye’de 32 milyonu aşkın Facebook kullanıcısı ve 11 milyonu aşkın Twitter kullanıcısı var. Aralık 2012 itibarıyla Türkiye, Avrupa’da internette en çok zaman geçirilen ikinci ülke. 15-64 yaşı arasındaki nüfusun yüzde 90’ının Facebook hesabı var. Yüzde 70’i Twitter’da. İlhan Tanır | Diken
Reklam
Türkülere Konu Olan 'Mor Üzüm' Artık Yok
Türkülere konu olan Antalya'nın mor üzümü, üreticinin yeterli ilgi göstermemesi üzerine üretimden kalktı. Üzüm,sadece bazı köylerde ve evlerin bahçesindeki küçük alanlarda yetiştirilmeye devam ediliyor.Kırmızı renkli, çok iri taneli, orta kalınlıkta kabuğu ile damakta unutulmaz bir lezzet bırakan, türkülere dahi konu olan Antalya'nın mor üzümünü bugünlerde artık pazarlar ve marketlerde görmek mümkün değil. Anadolu'da milattan önce 3500'lere kadar inen bağcılık kültürünün önde gelen ürünlerinden mor üzüm, yeterli üretim talebi olmaması nedeniyle artık üretimden kalkmış durumda. Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şubesi Ziraat Mühendisi Bilal Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üzüm üretim alanında dünyada 6. sırada yer alan Türkiye'nin, 4 milyon ton kurutmalık üzümle de ilk sırada olduğunu belirtti. Üzümün ana vatanının Anadolu ve Kafkasya olduğunu ifade eden Aydoğan, dünya genelinde 10 bine yakın, Türkiye'de de bin 200 çeşit üzüm bulunduğunu söyledi. 'Üzüm yetiştirmek zahmetli Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, Türkiye'nin kuru üzüm ihracatında yüzde 25'lik paya sahip olduğuna değinen Aydoğan, Antalya'daki tarım alanlarının binde 3'ünde üzüm üretildiğini vurguladı. Son yıllarda yüksek kesimlerde sofralık ve şaraplık üzüm üretimi için çalışma başlatıldığını kaydeden Aydoğan, özel teşebbüsün de yatırımlar yaptığını bildirdi. Üzüm yetiştirmenin zahmetli bir iş olduğunu ifade eden Aydoğan, ilk bağ oluşumunun masraflı olması nedeniyle genellikle üreticiler tarafından tercih edilmediğine dikkati çekti. İl Müdürlüğü olarak, bağcılığın geliştirilmesi için çalışmalar yapıldığını anlatan Aydoğan, şöyle konuştu: 'Özellikle 1997'den bu yana belli aralıklarla bağcılık projeleri oluşturarak, üreticilerimizin kullanımına sunduk. Ancak zor ve meşakkatli olması nedeniyle çok fazla talep olmadı. Özellikle son yıllarda arsa fiyatlarının artması ve seracılığın gelişmesi de üzüm üreticilerinin farklı alanlara kaymasına neden oldu. Özel sektör son yıllarda üretime önem vermeye başladı.' 'Antalya'nın mor üzümü bitti' Antalya'da, 'mor üzüm' olarak bilinen türün yöreye özgü olduğunu ifade eden Aydoğan, gerekli ticari değerleri taşımadığı gerekçesiyle üretimden düştüğünü aktardı. Mor üzüm yerine alfons, kardinal, red clop gibi üzüm çeşitlerinin üretildiğine değinen Aydoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Mor üzümün yok olmasının en büyük sebeplerinden biri de üreticilerin, verimi yüksek ve daha dayanıklı üzüm çeşidine yönelmesi. Mor üzüm yöresel bir çeşit olduğu için başka bölgelerde istenilen verim ve kalite alınamadı. Çünkü bu üzüm Akdeniz bölgesine has bir çeşitti. Mor rengi ve aromayı sadece Antalya bölgesinde alıyor.' Yöresel ürünlerin gen kaynakları korunuyor Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kaybolmaya yüz tutmuş çeşitleri korumak için çalışma başlattığının altını çizen Aydoğan, bölgeler taranarak aşılama suretiyle ürünlerin toplandığını açıkladı. Üzüm türleri için Manisa'da koleksiyon bahçeleri kurulduğunu ifade eden Aydoğan, burada 500'e yakın yöresel çeşidin toplandığını kaydetti. Aydoğan, Antalya bölgesinden de 8-10 çeşit üzüm türünün koruma altına alındığını söyledi. Mor üzüm için teşvik talebi Yeşilkaraman köyünde mor üzüm üretmeye devam eden 90 yaşındaki İbrahim Kahya, bu üzümün tadını bilenlerin kendilerinden talepte bulunduğunu, ancak üretimin az olduğunu ifade etti. Mor üzümün kendine has lezzeti olduğunu belirten üretici Ayşe Tuna ise üzüm üretiminin zor olduğunu, üretim alanlarının yetersiz kaldığını anlattı. Tuna, 'Üretim miktarımız kısıtlı olduğu için taleplere cevap veremiyoruz' diye konuştu. Tuna, yetkililerin mor üzümün yeniden canlandırılması için teşvik uygulamasını istedi. CNN Türk
Reklam
'İmam Hatip Okullarına Yerleştirilen Gayrimüslim Öğrenci Sayısı Nedir?'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, TEOG sistemiyle İmam Hatip okullarına gönderilen gayrimüslim öğrencilerin durumunu Meclis gündemine taşıdı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, TEOG sistemiyle İmam Hatip okullarına gönderilen gayrimüslim öğrencilerin durumunu Meclis gündemine taşıdı. TEOG sınavından 257.3422 puan alan Özel Pangaltı Ermeni Ortaokulu mezunu Arda Christof A’nın tercih yapmaması yüzünden Ayazağa Anadolu İmam Hatip lisesine kaydedildiğine dikkat çeken Tanrıkulu, Ermeni asıllı bir başka öğrencinin de Şişli Yunus Emre Anadolu İmam Hatip Lisesine kaydedildiğini hatırlatarak, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya “Türkiye genelinde, hata yapılarak imam hatip liselerine yerleştirilen gayrimüslim öğrenci sayısı nedir” sorusunu yöneltti. Sezgin Tanrıkulu’nun bakan Avcı’ya soruları ve gerekçesi şöyle: Gerekçe Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi kapsamında yapılan lise yerleştirmelerinde, tercih yapan öğrencilerden çoğunun istediği liseye yerleşemediği haberleri basına yansımıştır. Bir kısmı tercihlerinde olmayan uzak semtlerdeki okullara yerleştirilirken, gayrimüslim öğrenciler de imam hatip liselerine otomatik olarak kaydedilmiştir. Özel Pangaltı Ermeni Ortaokulu mezunu Arda Christof A., TEOG’dan 257.3422 puan almış, özel okula gitmek istediği için tercih yapmayan Arda Ayazağa Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne yerleştirilmiştir. Ermeni asıllı başka bir veli K.B.’nin kızı Şişli Yunus Emre Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne kaydedilmiştir. Uzmanlara göre yüzdelik dilimler yanıltmış, dilimlere düşen öğrenci sayısı artmış, öğrenciler 1-2 dilim alta yerleştirilmiştir. 5 hafta sürecek nakil döneminde yerleştiği okuldan memnun olmayan öğrenciler boş kontenjanı olan başka bir devlet lisesine ya da özel okula naklini isteyebilecektir. Devlet okullarında nakil için puan üstünlüğü ya da yüzdelik dilimlere bakılmayacağı, her hafta boş kontenjanı olan bir okul tercih edilebileceği ve ilk hafta istediği okula nakil yaptıramayan öğrencinin kaydının, ilk yerleştirildiği okulda kalacağı ifade edilmektedir. Öğrenciler ikinci ve diğer haftalarda da tek okula olmak şartıyla nakil başvurusu yapabilecektir. Devlet okulundan başka devlet okuluna gitmek isteyenler, e-Okul üzerinden nakil başvurusu yaptıracaktır. 1- Özel Pangaltı Ermeni Ortaokulu mezunu Arda Christof A.’nın, Ayazağa Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne, Ermeni asıllı başka bir veli K.B.’nin kızı Şişli Yunus Emre Anadolu İmam Hatip Lisesi kaydedildiği iddiaları doğru mudur? 2- Türkiye genelinde, hata yapılarak imam hatip liselerine yerleştirilen gayrimüslim öğrenci sayısı nedir? 3- TEOG sisteminde, hatalı bir şekilde gayrimüslim öğrencilerin imam hatip liselerine yerleştirilmesi önlenemez bir durum mudur? 4- TEOG sistemi nakil işlemlerinde velilerden bağış, yardım veya ücret talep edilecek midir? 5- Velilere TEOG sistemi ile ilgili bilgilendirilme yapılmış mıdır? E-okul işlemlerinde velilere kim ya da kimler yardımcı olacaktır? 6- Devlet okullarında nakil için puan üstünlüğü ya da yüzdelik dilimlere bakılmayacak olunmasının sebebi nedir? 7- TEOG yerleştirmeleri sonucu oluşan boş kontenjanlara, kontenjandan daha fazla nakil talebi olursa hangi kriterlere göre yerleştirme yapılacaktır? 8- Veliler TEOG sistemi yerleştirme, nakil işlemleri ile ilgili şikayetlerini nereye yapmalıdır?  Ankara- ZETE
Bakan Zeybekçi Danıştay'ın 'Tıraşlayın' Kararından Önce 2 Dairesini Satmış
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci 16:9 projesinin tıraşlanacak bölümünden aldığı iki daireyi Danıştay'ın kararı öncesi satmış. Zeybekci, 'İki daire aldığımda vekil bile değildim. Şirketin bulduğu alıcıya sattım. Dolar bazında zarar ettim' dedi.Danıştay’ın, “tıraşlayın” kararı verdiği İstanbul ’daki 16:9 kulelerinden iki daire almasıyla gündeme gelen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın, sözleriyle siluet tartışmasının başlamasının ardından dairelerine bir daha gitmediğini, birkaç ay önce de şirketin bulduğu alıcıya sattığını açıkladı. Hürriyet'ten Erdinç Çelikkan'ın haberine göre; Zeybekci, hukuki bir sorunu olmamasına rağmen “Çorbaya sinek düşmesine benzer bir durum ortaya çıkması nedeniyle” daireleri dolar bazında zarar ederek elden çıkardığını söyledi. Zeybekci’nin daireleri Danıştay’ın ‘tıraşlayın’ dediği bölümü içeren A Blok 32. katta yer alıyor. Erdoğan tepki göstermişti Erdoğan 18 Nisan 2013’te, İstanbul’da milletvekilleriyle buluşmasında, dikey yapılaşma konusundaki görüşlerini dile getirmiş ve Zeytinburnu’ndaki 16:9 kulelerine ilişkin, “O binaların sahibini (Mesut Toprak) tanıyordum. Kendisiyle konuştum, ‘tıraşlayın’ dedim. Yapacaklarını bekliyordum ama baktım ki hiçbir şey yapmadılar. O nedenle çok kırıldım. Şimdi o insanla konuşmuyorum” demişti. İstanbul 4. İdare Mahkemesi, kulelerin, “Tarihi silueti bozduğu kısmının” yıkılmasına karar verdi. İstanbul Büyükşehir belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi, kararı Danıştay’a götürdü. Danıştay, 28 Mayıs’ta, yıkım kararını onadı. Ancak bu onama kararı, davacı avukat Cihad Gökdemir’in, 20 Ağustos’ta yaptığı açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. Kamuoyu bu kararı tartışırken Zeybekci’nin de bu kulelerde iki dairesi olduğu basına yansıdı. Zeybekci’nin kulelerde bulunan iki daireyi birleştirerek, hem ofis hem de konut olarak kullandığı öğrenildi. Bakanlık yetkilileri, “1993’den beri ticaret yapan bir şirketi var. Üretilen tekstil ürünleri hep başta Avrupa olmak üzere ihraç ediliyor. İstanbul bir finans merkezi olduğu için burada ofis ve konut olarak kullanmak üzere iki daire satın aldı. Ailesi çoluğu çocuğu İstanbul’a geldiğinde otelde kalmak yerine orada kalmayı tercih ediyordu” bilgisini verdiler. Zeybekci’nin açıklaması Konunun gündeme getirilmesiyle ilgili zamanlamaya dikkat çeken Zeybekci ise Hürriyet’in soruları üzerine, iki daireyi 31 Mart 2011’de aldığını, o zaman milletvekili bile olmadığını belirterek, şunları söyledi: “İki parçaydı, birleştirdik, toplam 134 metrekarelik daire oldu. 1.6 milyon liraya almıştım. Tamamı şahsi hesabımdan banka havaleleriyle eşit taksitlerle 1.5 yılda ödedim. Siluet tartışmaları başladıktan ve sayın Başbakanımız konuyu gündeme getirdikten sonra bıraktım. Bir daha da gitmedim. Bizim için bitti. İki üç ay önce de sattım ve bitti. Dolar kuru hesaba katılırsa zarar ederek sattım. Şirkete değil, buldukları bir alıcıya sattım. Mülkü almadan önce her türlü soruşturmayı yaptım. İnşaat ve iskan ruhsatlarına baktım. İmar kararlarını inceledim. Hiçbir hukuki sorunu yoktu. Bakan olduktan sonra da sorumluluk makamında biri olarak, hukuki hiçbir sorunu olmadığı halde elden çıkardım. Hukuki hiçbir sorun yoktu ama çorbaya sinek düşmesi gibi bir durum vardı.” 'Milletvekilleri belediye başkanları da daire aldı' Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Onaltıdokuz (16:9) kulelerindeki iki dairesinin alış ve satış sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Astay Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Toprak, “Projemizden CHP’li milletvekilleri, belediye başkanları ve birçok tanınan isim de ev sahibi oldu. Bu insanlar kaçak, ruhsatsız bir yerden ev almadı. Herkes kurallara uygun olarak en doğal ev sahibi olma hakkını kullandı. Bakanın evinin detayları konusunda bilgi sahibi değilim” dedi. Emlak danışmanları da, kulelerin tıraşlanacağı iddialarının gündeme gelmesinden sonra kira ve alım yönünde taleplerin kesildiğine dikkat çekti.Erdinç Çelikkan | Hürriyet
Süper Lig Tarihinden İlginç Notlar
57. sezonuna girmeye hazırlanan eski adıyla Türkiye 1. Futbol Ligi, son yıllardaki ismiyle Süper Lig'de geride kalan sezonlarda pek çok ilginç olay yaşandı. 21 Şubat 1959'da oynanan İzmirspor-Beykoz maçıyla başlayan Türkiye 1. Futbol Ligi, 2001-2002 sezonundan bu yana Süper Lig adı altında düzenleniyor. Ligde 1979-80 sezonunda Trabzonspor, 12 galibiyet elde ederek şampiyonluğa ulaştı, 1989-1990 sezonunda ise Malatyaspor, aynı sayıda galibiyet almasına karşın ligden düşen 5. takım olmaktan kurtulamadı. En çekişmeli sezon Lig geçmişinde puantaj olarak en çekişmeli sezon 1980-81 oldu. Takımların galibiyet sayıları birbirlerine o kadar yakın oldu ki ligi ikinci sırada tamamlayan Adanaspor 34 puan toplarken, düşen Rizespor'un ise 29 puanı vardı. Beşiktaş ve Galatasaray, ligi eksi averajla tamamladı Lig tarihine damgasını vuran 'üç büyükler' içinde Beşiktaş ve Galatasaray, ligi eksi averajla tamamlayan büyükler olarak kayıtlara geçti. Beşiktaş, 1975-1976 sezonunda ligi 11. sırada tamamlarken, 25 gol atıp, kalesinde 32 gol gördü. Böylece eksi 7 gol averajıyla 'üç büyükler' arasında ligi eksi averajla tamamlayan ilk takım oldu. Galatasaray ise 2010-2011 sezonunda 8. tamamladığı ligde 41 gol atıp, 46 gol yedi, eksi 5 averajla yıllar sonra Beşiktaş'ın bu rekoruna ortak oldu. Bu arada, 'üç büyükler'in diğer üyesi Fenerbahçe ise 1990-1991 sezonunda ligi 53 gol atıp 53 gol yiyerek, sıfır averajla kapattı. Fenerbahçe averajla ligde kaldı Lig tarihinde 19 kez şampiyon olan Fenerbahçe, 1980-81 sezonunda küme düşmekten gol averajıyla kurtuldu. Rizespor'un 29 puanla ligden düştüğü sezonda, Fenerbahçe; Altay, Adana Demirspor ve Boluspor ile birlikte aynı puanı toplayarak, gol averajıyla ligde kaldı. 'Dört büyükler'i aynı sezon yenenler Lig tarihinde, 'dört büyükler' olarak adlandırılan Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor'u, aynı sezonda yenebilen sadece 4 ekip bulunuyor. 1987-88 sezonunda Malatyaspor, kendi sahasında Galatasaray'ı 3-1, Beşiktaş'ı 5-3, Fenerbahçe'yi 1-0, deplasmanda da Trabzonspor'u 3-2 yendi. 2001-2002 sezonunda MKE Ankaragücü, evinde Galatasaray ile Fenerbahçe'yi 2-1, Trabzonspor'u 4-2 yendi, Beşiktaş'ı İstanbul'da 2-1 mağlup etti. 2006-2007 sezonunda Bursaspor, evindeki maçlarda Trabzonspor'a 2-1, Beşiktaş'a 3-0, Galatasaray'a 2-0, deplasmanda da Fenerbahçe'ye 1-0 üstünlük kurdu. 2012-2013 sezonunda ise Kasımpaşa, evinde Fenerbahçe ve Trabzonspor'u 2-0, Galatasaray'ı 2-1, deplasmanda da Beşiktaş'ı 3-1'le geçti. Bu arada, Kasımpaşa, 2012-13 sezonunda Bursaspor'u da deplasmanda 2-1, evinde 2-0 mağlup ederek, ligde şampiyonluk yaşayan 5 takımı da aynı sezon içinde yenebilen ilk ekip olmayı başardı. Galatasaray açık ara Lig tarihinde en fazla puan farkıyla şampiyonluğa ulaşan takım Galatasaray oldu. Sarı-kırmızılı ekip 1987-88 sezonunda 90 puanla mutlu sona ulaştı, ikinci sıradaki Beşiktaş 78 puanda kaldı. Aradaki 12 puanlık fark, şimdiye dek şampiyonla ikinci arasındaki en fazla puan farkı olarak tarihe geçti. Averajla gülenler ve üzülenler Ligin geride kalan 56 sezonunda şampiyonlar 4 kez gol averajıyla belli oldu, düşen takımlar da 9 kez yine gol averajıyla ortaya çıktı. 1984-85 sezonunda Fenerbahçe ile Beşiktaş ligi 50'şer puanla tamamlarken, gol averajı daha iyi olan sarı-lacivertli ekip şampiyonluğa ulaştı. 1985-86 sezonunda Beşiktaş, 56 puanla Galatasaray'ın gol averajıyla önünde ligi en önde tamamladı. 1992-93 sezonunda da Galatasaray, bu kez Beşiktaş'ı 66 puan ve averajla geçmeyi başardı ve şampiyonluğu kucakladı. 2010-11 sezonunda ise Fenerbahçe ile Trabzonspor ligi 82'şer puanla tamamladı. Uygulamada olan ikili averaja göre, rakibine üstünlük kuran sarı-lacivertli takım şampiyonluğa ulaştı. Bu arada, averajla yaşanan şampiyonluklardan ilk 3'ünde genel gol averajı, sonuncusunda ise ikili gol averajı geçerliydi. Lig tarihinde ayrıca 9 kez de ligden düşen takımlar gol averajıyla belirlendi. 'Derbi kralı' Beşiktaş Beşiktaş, bir sezonda ezeli rakiplerini her iki maçta da yenen tek takım olarak tarihe geçti. Siyah-beyazlılar, şampiyonluğa ulaştıkları 2002-2003 sezonunda Fenerbahçe'yi 1-0 ve 2-0, Galatasaray'ı her iki maçta 1-0'lık sonuçlarla geçerek, 4 derbi maçı da kazandı. 'Kara Kartallar' ayrıca, bu 4 maçta kalesinde hiç gol görmeyerek, ayrı bir rekora imza attı. 'Kara Kartal'ın kabus sezonu Beşiktaş, 2003-2004 sezonundaki ilginç performans grafiğiyle sevenlerine adeta kabus yaşattı. Sezonun ikinci yarısına en yakın takipçisi Fenerbahçe'nin 8 puan önünde namağlup lider başlayan Beşiktaş, ikinci yarıdaki inanılmaz düşüşüyle sezonu şampiyon bitiren ezeli rakibinin tam 14 puan gerisinde, üçüncü sırada kaldı. 17 maçlık ikinci yarıda tam 8 yenilgi birden alan siyah-beyazlılar, böylece lig tarihinde iki devre arasında en büyük düşüşü gerçekleştiren şampiyon adayı takım olarak kayıtlara geçti. 'Nöbetçi golcü' Semih, 'gol kralı' oldu Süper Lig'in 2007-2008 sezonundaki 'gol kralı' Fenerbahçeli Semih Şentürk, bu unvanı ilginç biçimde eline geçirdi. Sezonu 17 golle tamamlayarak, kariyerinde ilk kez bu unvanı alan Semih, birçok maçta oyuna sonradan girmesine rağmen attığı kritik gollerle takımına büyük katkı yaptı ve adı 'nöbetçi golcü'ye çıktı. Semih, adı geçen sezonda ligde çeşitli zaman dilimleri içinde toplam 27 maçta forma giydi. Bunlardan sadece 17'sinde ilk 11'de sahaya çıkan Semih, toplam 17 gol attı. Yanlış anons skandalı Süper Lig'de 2009-10 sezonunda Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda anons skandalı yaşandı. Ligin 34. ve son haftasına en yakın takipçisi Bursaspor'un 1 puan önünde lider giren ve son hafta evinde ağırladığı Trabzonspor'u yenmesi durumunda 18. şampiyonluğunu ilan edecek Fenerbahçe, dramatik bir sonla sevenlerini adeta kahretti. Trabzonspor ile 1-1 berabere kalan Fenerbahçe, Bursaspor'un evinde Beşiktaş'ı 2-1 yenmesiyle şampiyonluğu, tarihinde ilk kez bu başarıya ulaşan Bursaspor'a kaptırdı. Ancak Kadıköy'deki maçta son anlar oynanırken, Bursaspor-Beşiktaş karşılaşmasının 2-2 berabere bittiği ve Fenerbahçe'nin bu sonuçla şampiyon olduğu şeklinde statta yapılan dahili anons, tam anlamıyla bir skandala neden oldu. Bu hatalı anons üzerine tribünlerdeki çoğu Fenerbahçeli taraftar gibi saha içindeki bazı Fenerbahçeli futbolcular da sevinç gösterisinde bulunurken, gerçek kısa süre sonra anlaşıldı ve kısa süreli sevinç, yerini hüzne bıraktı. Skandala yol açan anonsu yapan kulüp görevlisi maçın ertesinde gözaltına alınırken, daha sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı. Fenerbahçe 2 kez son hafta yıkıldı Lig tarihinde sezonun son haftasına puan cetvelinde lider girip de şampiyon olamayan tek takım Fenerbahçe olarak kayıtlarda yer alıyor. Sarı-lacivertli takım, 34. ve son haftalarda 2005-2006 sezonunda Denizlispor ile berabere kalarak Galatasaray'a, 2009-2010 sezonunda ise Trabzonspor ile berabere kalarak Bursaspor'a şampiyonlukları kaptırdı. Trabzonspor şampiyonluğu avucunun içinden kaçırdı Ligde 30 sezondur şampiyonluğa hasret kalan Trabzonspor, 2010-2011 sezonunda mutlu sona çok yaklaşmasına rağmen, averajla bu özlemini yine dindiremedi. Sezonun ilk yarısını en yakın takipçisi Bursaspor'un 5, üçüncü sıradaki Fenerbahçe'nin tam 9 puan önünde lider kapatan bordo-mavili ekip, ikinci yarıda Fenerbahçe'nin 17 maçta 16 galibiyet, 1 beraberlik muhteşem serisi sonrası şampiyonluğu ikili gol averajıyla sarı-lacivertli takıma kaptırdı. Süper Lig'in en gollü maçları Bu sezon 57 yaşına girecek olan eski adıyla Türkiye 1. Futbol Ligi, son yıllardaki adıyla Süper Lig'de şimdiye dek bir maçta en fazla 12 gol atıldı. Fenerbahçe ile Gaziantepspor arasında 1991-1992 sezonunda, 16 Mayıs 1992 tarihinde İstanbul Fenerbahçe Stadı'nda yapılan 30. ve son hafta maçını sarı-lacivertli ekip 8-4 kazandı, filelere giden toplam 12 gol, lig tarihinin şimdiye dek bir maçta atılan en fazla gol olarak kayıtlara geçti. Bu tarihi maçta Fenerbahçe'nin gollerini Tanju Çolak (3), Nuri Kamburoğlu (2), Gerson Candido de Paula, Aykut Kocaman ve Gaziantepsporlu İhsan Okay kendi kalesine, Gaziantepspor'un gollerini ise Durmuş Ali Çolak, Marcello Thomas Monteiro, Hamdi Özturgut ile Fenerbahçeli Semih Yuvakuran kendi kalesine attı. 13 özel maç Ligde geride kalan 56 sezonda, 10 ve daha fazla gol atılan maç sayısı 13 oldu. Bu arada, Süper Lig'in son 8 sezonunda ise sporseverler bir maçta 10 ve üzerinde gol izleyemedi. 'Dört büyükler'in katkısı Lig tarihinde en gollü geçen maçlara 'dört büyükler'in katkısı da büyük oldu. Ligde şimdiye dek en gollü geçen 13 maçtan 8'inde Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un imzası bulunuyor. Sporseverler Beşiktaş ve Galatasaray'ın üçer, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un da birer maçlarında 10 ve daha fazla golü bir arada izleme keyfini yaşadı. Süper Lig'in '100'ler Kulübü' Eski adıyla Türkiye 1. Futbol Ligi, son yıllardaki adıyla Süper Lig'de geride kalan 56 sezonda en fazla gol atan futbolcu Hakan Şükür oldu. Hakan Şükür, Türkiye'deki lig kariyerinde toplam 249 gol atarak, 2007-2008 sezonunda, bu unvanı yıllar sonra Tanju Çolak'ın elinden almayı başardı ve listenin başına yerleşti. Hakan Şükür'ü 240 golle Tanju Çolak, 219 golle Hami Mandıralı, 217 golle Metin Oktay, 200 golle de Aykut Kocaman izliyor. Hakan Şükür, Tanju Çolak, Hami Mandıralı, Metin Oktay ve Aykut Kocaman, aynı zamanda lig tarihinde 200 gol barajına ulaşan 5 futbolcu oldu. Ligde 100 gol barajını, geride kalan 56 sezonda yalnızca 34 futbolcu geçebildi. '100'ler Kulübü'nün ilk üyesi 1963'te 'dalya' diyen Galatasaraylı Metin Oktay, son futbolcu ise 23 Kasım 2013'te 100. golünü Galatasaray formasıyla Sivasspor'a atan Burak Yılmaz olarak kayıtlara geçti. Yabancı futbolcular Lig tarihinde 100 gol barajına şimdiye dek yalnızca 4 yabancı oyuncu ulaşabildi. Sonradan Türk vatandaşlığına geçen Boşnak Elvir Bolic, Galatasaray, Gaziantepspor, Fenerbahçe, İstanbulspor, Malatyaspor ve Gençlerbirliği formaları altında toplam 129 gole imza atarak Türk futboluna damgasını vurdu. Uzun yıllar Türkiye'de top koşturan Kongolu Andre Kona Ngole de 100 gol barajına ulaşan ikinci yabancı oyuncu olarak tarihe geçti. Fenerbahçe'nin Brezilyalı yıldızı Alex de Souza, 2010-2011 sezonunda attığı 28 golle hem gol kralı unvanını aldı hem de '100'ler Kulübü'ne giren üçüncü yabancı oyuncu oldu. Alex, toplam 136 golle, bu listede en çok gol atan yabancı futbolcu unvanının da sahibi. Listeye girebilen son yabancı, Türk statüsünde oynayan Brezilya asıllı Mert Nobre oldu. Nobre, Fenerbanhçe ve Beşiktaş'ın ardından 2012-2013 sezonunda Mersin İdmanyurdu formasıyla attığı gollerle '100'ler Kulübü'ne adım attı. Orta sahadan 3 isim Türk futbolunun en golcü isimleri arasına giren toplam 34 futbolcudan 3'ü, bu unvana orta sahada görev yaparak ulaştı. Beşiktaş'ın efsanevi oyuncuları 'Şifo' lakaplı Mehmet Özdilek ve Sergen Yalçın ile Fenerbahçe tarihine damgasını vuran Brezilyalı yıldız Alex de Souza, '100'ler Kulübü'ne diğerlerinin aksine forvet hattında değil, orta sahada oynarken girmeyi başardı. Tanju Çolak ve Serkan Aykut en genç, Alex en yaşlı üye oldu Lig tarihinde Tanju Çolak ve Serkan Aykut, 24 yaşında Türkiye'nin en üst seviye liginde 100. gollerini atarak bunu başaran en genç futbolcular oldu. Alex de Souza ise 100. golünü 34 yaşında filelere gönderip, bu unvana en ileri yaşta kavuştu. Öte yandan, Metin Oktay, Fevzi Zemzem, Fikri Elma, Ahmet Özacar, Mehmet Özdilek, Arif Erdem ve Alex de Souza, '100'ler Kulübü'ndeki bütün gollerini tek takımda attı. Bu arada, Süper Lig kariyerinde birçok takımda forma giyen Hasan Özer, 99 golde kalarak, '100'ler Kulübü'nün kapasından döndü. Faal futbolcu sayısı 4 '100'ler Kulübü'nün üyelerinden sadece 4'ü aktif futbolculuk hayatlarını devam ettiriyor. Galatasaraylı Burak Yılmaz ve Umut Bulut ile Kayseri Erciyesspor'a transfer olan Necati Ateş, yeni sezonda atacakları gollerle listenin üst sıralarına çıkmaya çalışacak. Faal futbolculardan Mert Nobre ise PTT 1. Lig'e düşen Kayserispor'da kariyerine devam edecek. Gökhan Ünal en yakın aday Süper Lig'in en golcü futbolcuları listesine yeni sezonda girmeye en büyük aday Gökhan Ünal olarak göze çarpıyor. Ligin yeni takımlarından Balıkesirspor'da forma giyecek olan Gökhan Ünal'ın Süper Lig kariyerinde Kayserispor, Trabzonspor, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Kardemir Karabükspor formaları altında 94 golü bulunuyor. 32 yaşındaki futbolcu, yeni sezonda 6 gol daha atarsa '100'ler Kulübü'nün 35. üyesi olacak. AA
Reklam