Yetenek Sizsiniz'de Jüriyi Şaşırtan Yarışmacı
Yetenek Sizsiniz'in bu haftaki bölümünde sahneye çıkan Hakan Akın, önyargılara rağmen jüriyi şaşırtmasını bildi.TV8'in beğeniyle izlenen yarışması Yetenek Sizsiniz'de Hakan Akın isimli yarışmacı yaptığı dans gösterisiyle herkesten tam puan aldı.Sahneye çıktığı andan itibaren jüri tarafından dalga geçilen yarışmacıya Acun Ilıcalı 'Sence kaç saniyede eleneceksin' diye sordu. Yorumlara aldırmadan dans eden yarışmacı jüriden 4 evet aldı.Ensonhaber
İstanbul'da Yol Aniden Çöktü
KÜÇÜKÇEKMECE’de, yağmur nedeniyle hafriyatı alınan inşaat önündeki asfalt yol çöktü. Park halindeki 4 araç çöken zemininin oluşturduğu çukura düştü.Olay dün saat 03.30 sıralarında, Kanarya Mahallesi, Dr. Sadık Ahmet Caddesi üzerinde meydana geldi.Hafriyatı alınan inşaatın önündeki asfalt yol yağmur nedeniyle bir kısmı çöktü. Bu sırada, park halinde bulunan toplam 4 araç çöken zemininin oluşturduğu çukura düştü.Yaklaşık bir metre oluşan çukurdaki araçlar çekici yardımıyla kurtarıldı. Araçlarda maddi hasar meydana geldi. Belediye ekipleri, çöken yolun çevresinde güvenlik önlemi aldı.Süleyman KAYA - DHA
'Atatürk'ün Sandalına Takılan Veletlerden Biriydim'
Fotoğrafın efsanevi ismi Ara Güler anılarını anlattı...86 yaşındaki fotoğraf sanatçısı Ara Güler, Atatürk ile ‘tanışmasından’, 6-7 Eylül’e, Adnan Menderes'ten Picasso'nun evine kadar anılarını ‘fırçalar’ eşliğinde İzzet Çapa'ya anlattı.Dünyaca ünlü isimlerin fotoğraflarında imzası bulunan sanatçı Charli Chaplin'i felçli halde çekme fırsatı olduğu halde çekmediğini belirtirken, çektiği en güzel kadının İtalyan oyuncuAntonella Rinaldi olduğunu dile getirdi.Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa'ya konuşan Ara Güler'in söyleşisinin ilk bölümü şöyle:Ara Abi sen kim bilir şimdi neler anlatacaksın da ben nereden başlayacağımı bilemiyorum...- O zaman ne demeye gelip karşıma oturdun ulan!Dakika 1 Gol 1! Ne soracağımı da unuttum. Bari gazetecilik ezberinden gidelim; çocukluğunuzdan başlarsak efendim.- Bir yaz günüymüş, 16 Ağustos perşembe... Anamın sancıları tutmuş ve altıyı çeyrek geçe de ben doğmuşum. O günden bugüne kadar da yaşıyoruz işte.Allah daha çok ömür versin. Anne babandan bahsedelim mi biraz?- Babam aslen Şebinkarahisarlı, annemse İstanbullu. İkisi de Ermeni. Dedemin yalnız Kadıköy'de altı tane evi vardı, o yüzden annemlerin İstanbul'da tam nerede oturduğunu bilmiyorum.Annen zengin bir ailenin kızı yani...- Evet öyleydiler.Peki ya baba tarafı?- Baba tarafında kimse yoktu ki! 1915 Ermeni Tehciri sırasında sürüldükten sonra bir daha ailesinden haber alamamış. Kalmış mı adam yetim! Bizimkini yatılı Ermeni mektebine yollamışlar da o yüzden ölmemiş. O mektebe gitmese, bunu da öldüreceklerdi. Büyük facialar vardır bu memlekette! Allah'ın belası bir memleketti, ne zaman ne olacağı da belli değildi.Neyse biz ülkeyi bırakıp babana geri dönelim...- Eczane sahibi zengin bir herifti. Bakma o zamanlar zaten 4, bilemedin 5 eczane vardı İstanbul'da. Ayrıca öyle şimdiki gibi bakkaldan alışveriş eder misali 'Bana bilmem ne ilacını ver' falan yoktu. İlaçlar dükkanın arkasında yapılırdı. Büyük kimyacıydı benimki. Eczacıbaşı'nın kurucusu Süleyman Ferit Bey de sınıf arkadaşıydı.Eczacıbaşı sonradan aldı yürüdü ama...- Babamın yanında çoluk çocuk gibi kalıyordu aslında. Fakat 1956'da Adnan Menderes kalkınma fonundan Türk sanayici ve eczacılara büyük yardımlar etti. İşte ondan sonra Eczacıbaşı da Eczacıbaşı oldu.Nasıl bir ortam vardı evde?- O zamanlar buradaki Ermeniler, Fransız aileleri gibi yaşardı. Entelektüel bir yapımız vardı. Her birimiz en az 2-3 lisan konuşurduk. Beni de en iyi mekteplerde okuttular hep.Sen kaç lisan biliyorsun peki?- Türkçe, Fransızca, İngilizce, Ermenice biliyorum. Gerisini saymayayım, s*ktir et. Sınıfta kalmayan herif adam olmazSeni sınıfta oturmuş öğretmeni dinleyen bir çocuk olarak hayal bile edemiyorum Ara Abi. Hakikaten nasıl bir öğrenciydin?- Nasıl olacağım, haylazın tekiydim. 3 kere sınıfta kaldım. Zaten bana sorarsan, sınıfta kalmayan herif, adam olamaz. Hep bir korku vardır dersleri iyi olan öğrencilerde, o korkudan dolayı da sürekli çalışırlar.Evdekiler ne diyordu senin bu adam olma 'stratejine'?- Sokaklarda serserilik yapmayayım diye babam ortaokulun sonunda İpek Film'de işe koydu. Sinema şirketlerinin patronu, İsmail Cem'in babası İhsan Bey eczaneden arkadaşıydı.Ne iş yapıyordun film şirketinde?- Ne yapacağım ulan? Verdikleri her işe koşuyordum.Çekirdekten sinemacısın yani...- Benden başka orada çalışan herkes sinemacı oldu ama benim macera yarım kaldı.O niye?- Yeni bir filmin fragmanını göstermek için onlarca insanı şirkete davet etmişlerdi. Gösterim sırasında odanın kapısını bir açtım, baktım her taraf yanıyor. Ama öyle böyle değil, çok büyük bir yangın çıkmıştı binada. İtfaiyenin damdan en son kurtardığı adam bendim. Anam üzüntüden şeker hastası oldu o gün. Babam da bir daha izin vermedi sinema yapmama.Sen de 'sinema olamazsa tiyatro yaparım' mı dedin?- Muhsin Ertuğrul babamın arkadaşıydı zaten. Oyunlar için gerekli bütün makyaj malzemeleri bizim eczanede yapılırdı. Tiyatroyla hep ayrı bir bağım vardı. Her akşam piyesleri sahne arkasından izlerdim. Tahsilim de tiyatro üzerinedir zaten.Oyun da yazmışsın duyduğum kadarıyla...- Dokuz tane bir boka yaramaz piyes yazdım. Her şiir yazan kendini şair zanneder ya... Çocukça bir hevesti benimkisi, öyle çıkıp da oyun yazarıyım diyemem. Hikayeler falan da yazıyordum ayrıca. Hatta Ali İhsan Aygün takma adıyla Yeni İstanbul gazetesinin öykü yarışmasına katılmışlığım bile var.Neden takma isim kullandın Ara Abi?- Ermeni olduğumdan işin içine kamış koymasınlar diye, neden olacak? Ama kazandıktan sonra gittim dedim ki benim adım Ara Güler'dir.Küçükken Atatürk'le tanıştığın doğru mu?Florya Köşkü'nün yanındaki halk plajının üstünde evimiz vardı. Atatürk de zaman zaman oraya gelir denize girerdi. Atatürk'ü görmüşümdür. Çünkü hep orada otururdu, çizgili mayosuyla. Öyle barikat falan da yoktu. O geldiğinde biz de bütün veletler toplanırdık. Daha küçüğüz tabi, Atatürk'ün kim olduğunu bilmezdik bile.Sonra tanıştın mı bari?Ulan ne tanışması? Küçüğüz diyorum, kafan mı basmıyor. Arkası kesik bir sandalı vardı. İşte ben o sdandalın arkasına takılıp yüzen veletlerden biriydim. Olay bundan ibaret.Gelelim o zaman muhabirlik 'virüsünü' kapmana!Sinema şirketi yanınca bvabam beni hikaye yazıyorum diye Yeni İstanbul Gazetesi'nde işe soktu. 1950'de muhabir oldum. Ondan sonra da b*ku yedim; işte bugüne kadar geldim.6-7 Eylül olayları sırasında muhabirdin öyleyse?Tabii o günleri çok iyi hatırlıyorum. Yıl 1955. Hakj Oyunlarını Yayma ve Yaşatma Kurumu vardı. Açıkhava Tiyatrosu'nda bir gösteri olacaktı. Benim vazifem de gidiğ fotoğraf çekmekti. Neyse ben çıktım yola İstiklal Caddesi'nde yüyüryorum. Bir de ne göreyim? Camı çerçeveyi indiriyorular her yerde.Ne yaptın peki?Taksim Sineması'nın karşısında balkonu olan bir kahvehane vardı. Hemen oraya sığındım. Dışarda o ona bağırıyor, camlar kırılıyor, tüm dükkanlar yağmalanıyor, anlayacağın tam bir kaos. Millet dükkanların vitrinlerinden içeri dalıp yeni elbiselerle çıkıyordu. Kocaman herifler 3 paltoyu birden üstlerine giyiyorlardı. Soygun oldu resmen soygun!Tam bir rezillik...- Mehmet Cemal’in anasının Gilda diye bir dükkanı var, süs eşyaları satılıyordu. Gittiğimizde “Cemal Paşa’nın dükkanıdır burası” diye engel olmaya çalışıyorlardı. “Gilda Türk değildir. Gilda ne demek?” diye başladılar yıkmaya. O zihniyet bugün olsa bütün Türkiye yıkılır, bir tane dükkan kalmaz çünkü gavur isminden geçilmiyor.Aklın sizin eczanede kalmıştır...6 Eylül öğleden sonra başlayıp 7 Eylül sabahına kadar süren olaylarda 73 klise 7 ayazma 2 manastır bir fabrika ile 5538 gayrimenkul tahrip edildi ama bu olayda Beyoğlu'nda tek dokunulmayan dükkan babamın dükkanıdır.Şanslı adammış baban...- Ne şanslısı ulan? Bizim eczaneyi ilkyardım kliniğine çevirmişlerdi de ondan yıkmamışlar. Yaralananların hepsi oradaymış. Bu da işlerine geldiği için dokunmamışlar. Yoksa etraftaki tüm dükkanları talan etmişler. İptidai bir memleketti burası, iptidai!Dönemin başbakanı Adnan Menderes’le çok vakit geçirmişsin...- Sorma, Adnan Menderes benim canıma okumuştur o dönem.Hayrola niye?- İstimlaklar yapılırken devamlı yanında olmamı isterdi de ondan.Sen pek istemediğin yerde duracak bir adama benzemiyorsun halbuki...- O zamanlar Hayat Dergisi’nde çalışıyordum. Mecmua ilk çıkacağı zaman 100 bin satar diye hesap etmiştik. Ona göre kağıt stoğu yaptık, fakat 400 bin satınca boku yedik. Düşün bir, kağıt ta Macaristan’dan geliyor.Yeni kağıt siparişi verseydiniz siz de...- Ulan sen hangi dönemden bahsettiğimin farkında mısın? Matbaada baskı yapılacak kağıdın dağıtımı hükümete bağlıydı. İstedikleri haberleri basmayanlara kağıt mağıt vermiyorlardı. Biz de mecbur kalıyorduk bu p*zevenkin suyuna gitmeye. Beni sevdiği için Adnan Menderes’e yağ çekme görevi de bana verilmişti. O yüzden her gittiği yerde peşindeydim.O çalkantılı dönemde meslektaşların öoğu ya gözaltına laındı ya da hapse girdi. Senin var mı böyle bir tecrüben?Bu memleketin çalkantısız dönemi mi var? 27 Mayıs ihtilali olduğunda gittim çektim, tankları falan... O sırada Time Life, Stem ve Paris Match'ın buradaki temsilcisiydim.Hemen içeri aldılar tabii..Sorduğun suale cevap mı vereyim, yoksa sen mi anlatırsın?Tamam sustum dinliyorum?Neyse ihtilal oldu, fotoğrafları çektim, Filmleri yıkamadan beş rulo hazırladım, yurtdışına göndermek için üzerine etiketlerini yapıştırmıştım. Filmleri gören gümrükçü 'Abi hergün buradasın. Seni tanıyoruz. Ama bu tank resimlerini nasıl göndeririz? Bizim ağzımıza s*çarlar' dedi.Sen ne yaptın peki?Ne yapacağım? Resimleri tasdik ettirmek için Radyoevi'ne gittim. Sonuçta her şey oarad bitiyor. Kenan diye bir albay resimlere bakıp 'Bunlar ne?' diye sordu. UIan sanki p*ezevenk bu memlekette yaşamıyor. Başladı beğenmediklerini atmaya. Aklı sıra bana sansür uyguluyor. 'Hepsini atıyorsun, ben Time muhabiriyim. Adamlara kartpostal mı göndereyim? Sen istediğin kadar ihtilal yap, ben o resimleri göndermezsem dünyanın hiç bir şeyden haberi olmaz' dedim. O da yanındakilere 'Çok konuşuyor, alın şu i*bneyi' diye bağırdı.Nereye götürdüler seni?Daha bir gün önce makineli tüfekle o radyoevini basan herifler tutup kolumdan beni genel müdürün boş odasına götürdü. Kapının önüne e kaçmayayım diye bir er koydular. Arada gidip çocuğa 'Bana sigara ver ulan!' falan diyordum. Sabaha karşı aşağıdaki beni çağardı, resimleri verdi 's*ktir git' dedi.Sonuçta yurtdışına yollayabildin fotoğrafları..Yolladım yollamasına da bu olay yüzünden Türkiye'deki ihtilal dünyada 24 saat 'rötarlı' çıktı.Sophia Loren beni arkadaşı sanıp poz verdiBiraz havayı yumuşatalım... Fotoğrafını çektiğin en güzel kadın kimdi?- Kesinlikle Antonella Rinaldi! Müthiş bir İtalyan hatundu.Sophia Loren'den de mi güzeldi?- Yahu bırak onu bunu, Antonella muazzamdı.Sophia'yı da çektin ama değil mi?- Hem de ne çekmek! 11 kere gittim Cannes Film Festivali'ne. Bir keresinde Sophia, kocası Carlo Ponti'yle gelecekmiş. Otelin önünde müthiş bir kalabalık, her taraf fotoğrafçı kaynıyor. Hiç ipimde değil, ben milyon kere çekmişim Sophia Loren'i... Ben o fotoğrafçıların arasına girmiyorum, lüks muhabirim randevuyla çalışıyorum anladın mı? Neyse 'Kim bekler bunları?' deyip asansöre doğru yürüdüm. Arkamdan kim geldi dersin?Albay Kenan mı?- Zevzeklik etme. Bir baktım Sophia ve Carlo da asansöre doğru yürüyor. Hop ben de otel müşterisi gibi bindim arkalarından. Suratımı tanıyorlar ama kim olduğumu bilmiyorlar. Gazeteci olduğumu bilseler anında atarlar. Dokuzuncu katta indiler. Takibe devam ettim. Hep birlikte yürüyoruz, zannedersin aynı ailedeniz. Neyse süitlerine geldik, 'Oh be patırtıdan kurtulduk' dediler. Makinemi bir kenara bıraktım, bunlarla sohbet etmeye başladım.Sen, Carlo ve Sophia mı var sadece odada?- Birkaç kişi daha vardı canım. Ben de aralarında kaynayıverdim işte. Baktım Sophia yatak odasına geçti. Ayakkabılarını çıkarttı rahat etmek için, yatağın üzerine oturdu. Hemen 'Böyle birkaç kare resmini çekeyim mi senin' dedim, o da 'Çeeek' dedi. Beni hâlâ arkadaşlarından biri zannediyor (gülüyor).Ara istedi bir göz, Sophia verdi badem göz...- Fotoğrafları çektim, İstanbul'a yolladım. Rezalete bakar mısın, gazete 'Muhabirimiz Sophia Loren'in yatak odasında' diye manşet yapmış. Karıyı düzmüş gibi olduk iyi mi?Her ünlü kolay kolay 'çeek' dememiştir herhalde?Ne kolayı resim çekmek uğruna akıl hastanesine yattımNeden yaşadıkların yüzünden sinirin mi bozuldu?Yok ulan o kadar da değil Ürdün Kralı Talal akıl hastanesinde yatıyordu. Adamın öyle bir karısı vardi ki kafayı üşütmemesi işten bile değildi. Tüm dünya basını devrik kralın bir kare fotoğrafını çekmek için yarış halindeydi ama başaran yoktu. Neyse ben bunun resmini çekmek için hastaneye gitti. Tabii almıyorlar içeri. Başladım garip garip hareketler yapmaya, 'hastayım' falan demeye. Maksat hastaneye deli olarak girip fotoğraf çekebilmek!Çekebilsin mi bari?Gittiğimin ilk günü bana bir iğne yapmazlar mı feleğim şaştı. Fotoğraf çekmeye teşebbüs edince Talal'ın korumalarrı 'Bir daha seni görürsek vururuz' dediler. O gece hastaneden kaçtım.İçende ukte kalmış fotoğrafını çekemediğin başka kimler var?Bir tane çok zorlamama rağmen çekemediğim bir de fırsat olmasına rağmen bile bile çekmediğim var.Senin gibi adam fırsatını buluğ deklanşöre basmaz mı?pire gibi dolanarak dünyanın en cevval tipini yaratmışCharlie Chaplin'i felçli halde çekmek bana yakışmazdı da ondan. Chaplin benim dünyamı kuran bana vizyonu veren hayata bakmayı öğreten adam... O zamanlar İsviçre'de bir satoda yaşıyordu.. Karısı daAmerikalı ünlü yazar Eugene O'Neill'in kızı Oona'ydı. Bunların şatosunun önünde 3 gün kar kıyamet demedim bekledim. Sonunda Oona donmamdan korkup 'Konuşursan konuş ama resim çekme' dedi.E yine çaktırmadan çekseydin, son fotoğrafı olurdu...Adam yürüyen iskemlede felçli resimlerini çektirip akıllarda böyle bir imaj bırakmak istemiyordu. Çünkü o da benim gibi elimdeki fotoğraf möakinesinin acımasız olduğunu biliyordu.Objektifinden kaçan isim kimdi?Jen Paul Sartre! Tam ayağının altına alıp dövmelik, şımarık Fransız Rosif diye bir sekreteri vardı herifin. Gece sokakta görsem de karanlıktra benzetsem şu p*zevengi diye içimden çok geçirdim ama yapamadım. Aslında kazığı şuradan yiyorsun; Türk olduğun için.. Türk gazeteci olduğunu duyduklarında yarı yarıya kaybediyorsun. Bir de o it araya kamış koydu. Sonunda bir kaç resmini çektim Sartre'nin ama kendisiyle konuşma fırsatım olmadı.Sağlık olsun sende gidip koskoca Picasso çektin!Ulan çektim ama çekene kadar nele çektim sen gel onu bana sor. Herkes adamı tanımak istiyor fakat bir o kadar da çekiniyo. Oğlu benim arkadaşımdı Bir gün yemeğe davet etti gittim. Masada muhabbet ederken 'Babamla seni bir araya getirmemi istyiyorsun ama o beni hiç sevmez' dedi.Neden sevmezmiş?Yahu Picasso kaç çocuğu olduğunu bile bilmezdi. Mahallede atlamış durmuş işte. Antika bir herif...Sonunda nasıl kesişti peki yollarınız?Fotoğrafçılığını yaptığım Skira Yayınevi, Picasso'nun kitabını basacaktı. Patron da arkadaşım. 'Beni yanında götürmezseb senin için ne bir fotoğraf çekerim ne de bir daha seninle konuşurum' dedim. Ev atmosferindeki fotoğrafları çekme görevini yaptım.Tehditle ulaştın Picasso'ya yani...Gittim, üç gün evinde kaldım. Bir ara bana dönüp 'Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin remini çizeyim' demez mi! Düşünsene çağın en büyük ressamı Picasso beni çizecekti, ama herif 90 küsur yaşında ulan. Verdiği sözü bes dakika sonra unutur diye başladım etrafıda boş kağıt aramaya. Her yere baktım, bir temiz sayfa bulamadım. En sonuda çektim kütüphanesindn bir kitap, açtım kağapını, uzattım Picasso'ya. İçimden de 'Naıl olsa sayfayı yırtıp alırım' diye geçiriyorum.Sözünü unutmadan çizdi mi resmini?Çizdi tabii. İmzasını da attı. Türkiye'de b,r tane orjinal Picasso vardır o da benim evimde.Kitabını geri verseydin adamın?Ulan sonra baktım kitap da antika. Sayfasını yırtmam imkansız. Onu da öylece alıp, yanımda getirdim. Dali 10 dakikalık poz için 25 bin dolar istediRessamlarla devam edelim... Salvador Dali desem...- Herif Dali değil bildiğin deli. O da az uğraştırmadı beni. İlk tanışmamız Paris Meurice Otel'de kaldığı süitte oldu. Kapısını çaldım, içeri girdim. Burun burunayız herifle. Öfkeli gözlerle bana baktı, 'Niye fotoğrafımı çekmek istiyorsun?' diye sordu. Benden 'Ünlü bir kişisiniz de ondan' cevabını aldıktan sonra şöyle bir baktı; 'Peki. 10 dakika poz veririm ve 25 bin dolar isterim' dedi.Pamuk eller cebe...- 'Yanımda nakit yok gidip alayım' diye ayrıldım otelden. Parayı bırak, istediğim gibi çekim yapmam için en az bir saat lazım. Neyse biz hem vakit hem de nakit konusunda pazarlığımızı yaptık. Tekrar gittim bunun yanına. Fakat herif yerinde durmuyor, zannedersin makineyle eskrim yapıyor.Neymiş derdi?- Dali günlük yaşamında da gerçeküstü öğelerin peşinde bir adamdı. Öyle bir hava yaratıyordu işte. Bir ay boyunca böyle uğraştırdı beni, sonunda 'Ya dosdoğru çekeriz fotoğrafları ya da çeker giderim' dedim.Dali'ye resti çektikten sonra ne oldu?- Ertesi gün için söz verdi. Bir gittim, bu sefer odada üç Fransız gazeteci var. 'Bunların gözü önünde çalışamam' dedim. Onları göndereceğine söz verdi.Fotoğraf değil rest çekiyorsun adama...- Bu aldı gazetecileri karşısına; 'Katranın kimyasal formülünü bilir misiniz?' diye sordu. Ulan nereden bilsin adamlar? Neyse baktı hiçbirinden ses yok, Dali kendisi verdi formülü. Sonra da 'Ben bastonumu bir kazan katranın içine soksam, o baston 25 bin dolar eder. Siz aynısını yapsanız, hepinize aptal derler. Anladınız mı?' dedi. Gazeteciler başlarını sallayınca da 'İyi o zaman gidip yazın ne anladıysanız' diye adamları gönderdi. İşte ben de o gün Salvador Dali'nin fotoğraflarını çektim. Resimlerden birini de imzalattım. Herif ne kullandıysa 24 saat kurumadı attığı imza. Ee haydi artık keselim, yoruldum ulan!Tamam tamam son bir soru... Genelde huysuz ve aksi bir izlenimin var. - Enayiliğe kızıyorum da ondan. Herif enayi bir şey soruyor, azarlıyorum. O zaman da aksi olmuş oluyorum. Anladın mı? Bitti mi şimdi?T24
2 Bin Yıllık Mezar Taşı Tuvalete Giriş Basamağı Oldu
Aspendos yakınlarındaki köyde inceleme yapan müze müdürü tuvalet girişi olarak kullanılan 2 bin yıllık mezar steli buldu.Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde duvar taşı, su arığı ve tuvalete giriş basamağı olarak kullanıldığı belirlenen tarihi eserler, Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel tarafından tespit edilerek bulundukları yerlerden çıkarıldı.Camili Mahallesi'nde tarihi buluntular olabileceği bilgisi üzerine Müze Müdürü Demirel, birinci derece sit alanı olan bölgede inceleme yaptı. Demirel, mahalle sakinlerinden Ahmet Demir'in evinin bahçesinde Roma dönemine ait mezar stelinin (taşı) tuvalet girişinde basamak olarak kullanıldığını görünce büyük şaşkınlık yaşadı.AHIRLARDA DA TARİHİ ESERLER BULUNDUBetonla bulunduğu yere sabitlenen mezar taşını kazmayla zarar vermeden çıkaran Demirel, tarihi eseri daha sonra Aspendos kazı ekibine teslim etti. Mahallede incelemelerine devam eden Demirel, su arığı, ev ve ahırlarda duvar taşı olarak aynı döneme ait eserlerin kullanıldığını belirledi.2 bin yıllık Roma mezar stelini tuvalet basamağı olarak kullanan 68 yaşındaki Ahmet Demir, 'Bu mermer parçanın bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. Bahçede çalışırken bulduk ve üzerindeki yazıları okuyamadığımız için çok önemli bir şey olacağını düşünmemiştik. Evimizin hemen dışındaki tuvaletimizde basamak olarak kullandık' ifadesini kullandı. ANTALYA - AA
Dünya'nın En Hızlı 10 Süper Spor Otomobili
Süperspor arabaların birçoğunun olduğu gibi İtalyan yapımı olan Huayra farkını tasarım harikası sayılabilecek dış görünüşü ve dünyanın en hızlı otomobillerinden biri olmasıyla ortaya koyuyor.2011 yapımı araç 730 beygir gücünde, 1000nm torka sahip otomobilde kullanılan 6lt'lik V12 twin turbo motor Mercedes AMG üretimi.Aşina olmayanlar bu süpersporu transformers serisinin son filmiyle tanıma fırsatı buldular.
Reklam
Amerikan Güreşi Takipçisine Söylenmemesi Gereken 6 Söz
Önceki içeriğimde Profesyonel Güreş'e yani halk arasında bilinen adıyla Amerikan Güreşine ön yargıyla bakanlara ve bu spor hakkında bilgisi az olmasına rağmen çok bilen gibi yorum yapanlara , bu güzide sporu tanıtmaya yönelik ve bu sporun sahte olmadığına yönelik gerçekleri sunmuştum . Yine Profesyonel Güreş'le alakalı bilgi vermek istiyorum ; bu spor aldatmaca değildir . Adı üstünde bu bir spordur .Futbol gibi , basketbol gibi , voleybol gibi , Profesyonel Güreş'te de kazanan ve kaybeden vardır . Bazı durumlarda güreşçiler birbirilerine üstünlük sağlayamayabilir ve karşılaşma berabere bitebilir . Şu konuda hem fikir olalım ; eğer Profesyonel Güreş'e yani Amerikan Güreşi'ne aldatmaca diyorsanız , bütün sporlara aldatmaca demiş olursunuz.Profesyonel Güreşçiler de evlerine ekmek götürebilmek için bu işi yapıyor ve evine ekmek götürmek için her şeyini ortaya koyan bir kişinin işine sahte bu , milleti kandırıyorsunuz derseniz , o kişinin emeğine hakaret etmiş olursunuz ve bu durum hiç de hoş bir durum olmaz . Türkiye'de son zamanlarda Profesyonel Güreş şovları hiç olmasa da , televizyonlardan ve internetten , Profesyonel Güreş etkinliklerine ulaşabiliyoruz ve maçları arkamıza yaslanıp , yanımızda çerezlerle , bazen sıkı arkadaşlarımızla veya ailemizle birlikte izliyoruz. Bu yazımda size vereceğim tavsite sakın o kişi olmayın . Peki nedir bu 'o kişi' ? O kişi dediğimiz kişi ; profesyonel güreş takip etmeyen , fakat bu sporu çok sıkı takip eden bir arkadaşı olan ve bu spora önyargıyla kulaktan dolma bilgilerle yaklaşan kişidir.. Eğer kendinizi ve arkadaşınızı seviyorsanız , sıkı profesyonel güreş takipçilerine bu soruları ve sözleri sarf etmeyin :
Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi
Nicholas Sparks'ın aynı isimli kitabından uyarlanan filmde John isimli genç orduya yazılır. Gitmeden önce Savannah isimli bir üniversite öğrencisine aşık olur ve çok geçmeden de kızın kalbini kazanır ancak John'un orduya çağrılması çiftin yalnız mektuplar aracılığıyla iletişim kurmasına neden olacaktır.
Reklam
Yakın Gelecekte Araçlarda Kullanılacak Son Teknoloji Standart Donanımlar
Şuan Cadillac SRX modellerinde standart donanım olan bu koltuklar, oturan kişinin vücut sıcaklığını ölçerek insan bedeninde gerçek zamanlı bir sıcaklık kontrolü sağlıyor. Manuel bir ayarlamaya gerek kalmadan vücudunuzu sürüş ve seyahat için gerekli ısılarda tutarak güvenli ve rahat bir yolculuk sağlıyor. 2014 sonlarında bu koltuklar Mercedes Benz S Sınıfı araçların standart donanıma eklenecek.
Türkiye'nin LinkedIn Kullanıcı Sayısı: 3,7 Milyon
Sosyal ağları kullanım alışkanlığı olarak dünya çapında bir ünü bulunan ülkemizde kaç LinkedIn kullanıcı var hiç merak ettiniz mi? Facebook’ta 30, Twitter’da da 10 milyonun üzerinde kullanıcı bulunduran Türkiye’nin profesyonel iş ağı LinkedIn’de ise 3,710 milyon un üzerinde bulunuyor.LinkedIn tarafından 2014 yılının Eylül ayında yapılan resmi açıklamaya göre şirketin ABD’den 111 milyon, Hindistan’dan 29 milyon, Brezilya’dan 19 milyon ve İngiltere’den de 17 milyon üyesi bulunuyor.LinkedIn üzerinde en çok üyesi bulunan ilk 20 ülkenin listelendiği ve hemen aşağıdan detaylıca inceleyebileceğiniz listede Türkiye 19. sırada.Webrazzi
Bisiklet Yolunda Piknik Yapmak
İstanbul Kartal Sahil Yolu'nda bir grup bisiklet sürücüsü ile bisiklet yolunda piknik yapan bir aile, yol meselesi yüzünden tartıştı.
Reklam
Başka Bir Gezegenden Gibi Gözüken 10 Doğal Harika
Yeni Zelanda'nın Güney Adası'nın batı kıyısında bulunan Krep Kayalıkları bu adı krepe benzeyen iştah açıcı görüntüsünden almaktadır. Bu kayalıklar milyonlarca yıl önce deniz altında ölü deniz canlılarının kalıntılarından, çamur ve killerden oluşmaya başladı. Zamanla depremler sonucu gün yüzüne çıkan kayalıklar Yeni Zelanda'nın bir parçası haline geldi. Rüzgar, yağmur ve kayalıklara vuran dalgalar şu anki şekillerini kayalıklara verdiler. Yüksek gelgit sırasında kayalıklarda bulunan sayısız deliklerden gayzer gibi havaya su püskürmektedir.
Dünyanın En Büyük Oteli Yıkılıyor, Kabe'nin Çehresi Değişiyor
Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz’in talimatıyla başlatılan Kabe’yi genişletme projesi kapsamında, dünyanın en yüksek dördüncü binası Ebrac El Beyt kuleleri de yıkılacak.Mekke Belediyesi Başkanvekili Dr. Semir Tevekkül, 20 yıl sonra proje kapsamında, yapımı tartışmalara konu olan, Zemzem Kuleleri adı da verilen Ebrac El Beyt Kuleleri tamamen kaldırılacağını söyledi. Her yıl milyonlarca Müslümana ev sahipliği yapan Mekke’de proje kapsamında devam eden istimlak çalışmaları sonucu hayata geçirilecek yeni proje ile Mekke’nin çehresi tamamen değişiyor.Hürriyet’ten Fatma Aksu’nun haberine göre, Mekke, Medine ve Cidde önümüzdeki yıllarda gökdelenler şehirlerine dönüşecek. Mekke’yi yeniden projelendirme kapsamında Kâbe, üçte bir oranında genişleyecek.Kâbe’nin hemen yanı başındaki Kral’ın sarayı dahil Hilton ve Tevhit otel olmak üzere birçok bina yıkılacak. Yıkılan yerlerin büyük bölümü Kâbe’ye dahil edilecek.1.500.000 metrekarelik bir inşaat alanı olan Safa, Merve, Zemzem, Kıble, Hacer, Sara ve en yüksek binası Bayt Otel’den oluşan 7 gökdelenden oluşan Ebrac El Beyt Kuleleri de bu değişim kapsamında 20 yıl sonra kaldırılacak.Dünyanın en zengin Müslümanlarının konakladığı Ebrac El Beyt kulelerinin yıkımını da içine alan proje kapsamında Hilton’un olduğu yerin arkasına kurulacak yeni şehrin projesinin adı Cebeli Ömer. Bu proje için Suudiler, Ömer dağını aşağı indirdi. Mekke’de yeni inşa edilecek projeler arasında bir de Kral Abdülaziz’in adını taşıyacak cami projesi yer alıyor.Mekke ve Medine arasında yapılacak raylı sistemin de yer aldığı ve Bin Ladin Grubu tarafından yürütülen proje kapsamında Mekke sil baştan yenileniyor.Yeni projede hacı adayları, Cidde’den Mekke ve Medine’ye raylı sistemle ulaşacak. Mekke’ye görkemli bir kapıdan giriş yapılacak.Dev kuleler arasında kalan Kabe’nin yıkılan revakları da Türk Şirketi Gürsoy Grup tarafından yenileniyor. İnşaat çalışmalarına hac ve umre hizmetlerine ara vermeden devam ediliyor.ZETE
Reklam
"Kimse Türkiye'yi Tehdit Edemez"
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, 'Kandil'den yapılan sorumsuz birtakım açıklamalar var, tehditvari. Kimse Türkiye'yi tehdit edemez' dedi.Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Türkiye'yi kimsenin tehdit edemeyeceğini belirterek, 'Blöf yapıyor demişim de bize göstereceklermiş vesaire. Bu tehditvari şeyler doğru değil. Senin bir şey yapmaya gücün yetiyorsa git IŞİD'e yap, Türkiye'ye ne meydan okuyorsun? Var mı bir gücün kardeşim? Niye Türkiye'den yardım istiyorsun o zaman? Yani uçmayı bilmiyor, çıkmış çatıya konuşup duruyor. Kandil'de yan gelip yatıyor, Kobani'dekilerle ilgili edebiyat yapıyor. Sen orada konuşacağına, git o zaman orada mücadele et. Böyle bir kandırmaca, sahtekarlık olmaz' dedi.Akdoğan, Kanal 7 televizyonunda yayınlanan 'Başkent Kulisi' programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretinin ardından, IŞİD'e karşı oluşturulan koalisyona verilecek destek konusunda ABD'nin ve Türkiye'nin ne istediğine ilişkin soru üzerine Akdoğan, Türkiye'nin yol haritasını kendisinin belirleyeceğini kaydetti. Akdoğan, 'Türkiye, kendi iradesiyle, kendi milli çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapar ve bugüne kadar da onu yapmıştır. Bu, müttefiklerimizle işbirliği yapmamamız anlamına gelmiyor. Elbette onlarla işbirliği yaparız ama Türkiye Cumhuriyeti kendisi bu kararı verir. Bu noktada, sanki ABD işbirliği için Türkiye'yi zorluyormuş gibi bir yaklaşım, bence son derece büyük bir yanılsama olur' diye konuştu.Askeri işbirliğinin sadece 'kurşun sıkmak' anlamına gelmediğine dikkati çeken Akdoğan, 'Bunun birçok farklı boyutu var. 'Askeri işbirliği yapacağız ama kesinlikle sıcak temasın içinde olmayız', bunu önceden zaten öngöremezsiniz. Bu işin tabii bir parçasıdır, tabii bir riskidir. Önemli olan bunun bir şekilde planlanmasıdır' ifadesini kullandı.'Biz de Amerika istiyor diye değil kendi çıkarımız için bunları yapıyoruz''ABD ile bir anlaşma sağlanmış değil herhalde, bir rol paylaşımı, eşgüdüm...' ifadesi üzerine kimin hangi katkıda bulunabileceğinin değerlendirildiğini belirten Akdoğan, 'Her şey önceden öngörüldüğü gibi olamayabiliyor. Suriye'ye daha önce de birtakım askeri operasyonlar yapılacaktı, bir hafta sonra her şey rafa kalktı veya hiç beklemediğiniz sıkıntılar çıkabiliyor, yeni planlar devreye girebiliyor. Bu biraz şartların göstereceği bir durum' değerlendirmesini yaptı.ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey'in 'Tampon bölge, belli bir noktada mümkün olabilir ama şu anda bu bizim kampanyamızın bir parçası değil' sözlerinin ve Beyaz Saray'dan yapılan 'Amerika'ya iyilik olsun diye değil ulusal çıkarı için Türkiye'den işbirliği göreceğimizi umuyoruz' açıklamasının hatırlatılması karşısında da Akdoğan, 'Biz de Amerika istiyor diye değil kendi çıkarımız için bunları yapıyoruz elbette. Kendi ulusal güvenlik meselemiz için yapıyoruz' dedi.IŞİD'e karşı hava harekatlarının yapıldığını ancak bunun meseleyi çözmek için yeterli olmadığını dile getiren Akdoğan, daha kapsamlı bir Suriye politikasının ortaya koyulması gerektiğini kaydetti. 'Orada IŞİD, Özgür Suriye Ordusu, PYD, rejim ordusu var. Hepsi birbiriyle savaşıyor. Siz bir tanesine seçici davranıp müdahalede bulunuyorsunuz. Peki sorun çözülüyor mu' diyen Akdoğan, daha kapsamlı, çok boyutlu bir mücadele stratejisine ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı.'Şartlar öne sürmenin doğru olduğunu düşünmüyorum'Türkiye'nin 'Suriye'nin geleceğine dair planlamalarda Esed rejiminin devrilmesini dahil ederseniz biz varız' görüşünde mi olduğunun sorulmasına karşılık Akdoğan, şu yanıtı verdi:'Bu bir şart koşma meselesi değil. Bu sorunların göğüslenmesi için işbirliğine ihtiyacı olan, işbirliğini yıllardır zorlayan taraf Türkiye. O yüzden birtakım şartlar öne sürmenin çok doğru olduğunu düşünmüyorum ama Türkiye'nin, müttefiklerin nasıl bir Suriye öngördüğünü görmesi, bu konuda belli bir noktaya gelinmesi lazım. Yoksa diğer sıcak hadiseler konusunda bakılır, kim nasıl bir katkı verebilecekse bu katkıyı verir.Orada birbiriyle mücadele eden dört unsur var. Sizin bir tanesine bir şey yapmanız sorunu çözmüş olmuyor. Sizin, ayağı yere basan, arazideki müttefikiniz kim olacak? Bu soruya cevap verilmesi gerekiyor. Siz bir örgütü bombalayarak orada netice alamıyorsunuz, diğer mücadele eden unsurlardan hangisini destekliyorsunuz? Özgür Suriye Ordusu'na tavrınız ne olacak, onu ne kadar destekleyeceksiniz? Yerde sizin için birisi kurşun sıkacak, kimdir o kurşunu sıkacak adam? Orada mücadele eden bu örgütlerle siz bir doğal işbirliği geliştirmek durumundasınız, onları desteklemek durumundasınız. Bu noktada, Özgür Suriye Ordusu'na daha ciddi destek verilmesi gerektiği kanaatindeyim.''Ahmet Türk'e kızmadım tabii'Başbakan Yardımcısı Akdoğan, 'Kobani'nin düşmek üzere olduğu yönünde haberler var. Kandil'den yapılan 'çözüm sürecini bitirme' açıklamaları, tehditleri... Sizin de Mardin'de 'Suriyeli Kürtler doğal müttefikimiz' açıklamanız oldu. İşin bu ayağında ne oluyor?' sorusunu yanıtlarken, çözüm sürecinde, içeride kırılganlık üretenler olduğunu, dışarıda da süreci zorlaştıran birtakım gelişmeler yaşandığını söyledi.Yaşanan asayiş ve şiddet olaylarının içeride kırılganlık ürettiğini kaydeden Akdoğan, eylemsizlik kararının içerisinde bunların da olması gerektiğini dile getirdi. Akdoğan, yol kesme, haraç alma, iş makinesi ve okul yakmalara rağmen eylemsizlik kararı bulunduğunun söylenmesinin kandırmaca olduğunu ifade etti.Suriye'nin kuzeyinde yaşananların çözüm sürecinin ana konularından biri olmadığını, süreci dolaylı olarak etkilediğini belirten Akdoğan, şöyle konuştu:'Bu konu sürecin tabii unsuru değildir. Öyle olursa yarın, öbür gün Irak'ta, İran'da veya başka yerlerde yine Kürtlerin veya PKK uzantısı birtakım örgütlerin yaşadığı hadiseler, her konu... Türkiye kendi içinde bir soruna çözüm bulmaya çalışıyor, bütün bölge ülkelerinin Kürt sorunlarını çözmeye çalışmıyoruz çözüm süreciyle. Onlar farklı farklı meseleler, kendi bağlamında ayrıca değerlendirilmesi gereken konular. Elbette bunların da önem taşıyan birtakım boyutları var, bizim içerideki meselemizle bağlantılı birtakım boyutları var. Ama her konuyu bununla ilişkilendirmek bu işi tamamen çözümsüzlüğe mahkum etmek anlamına gelir. Bu yüzden ayırmak lazım.Ben dünkü konuşmada, biraz da sert çıkıyor gibi bir görüntü oluştu, 'Ahmet Türk'e mi kızdın' dediler bana. Ben Ahmet Türk'e kızmadım tabii. Kandil'den yapılan sorumsuz birtakım açıklamalar var, tehditvari. Kimse Türkiye'yi tehdit edemez.''Esed seni getirdi getirdi, bak orada yalnız bıraktı'Akdoğan, Ahmet Türk'ün 'Kobani'de bunlar yaşanırken, kadınlarımıza tecavüz ediliyor, Türkiye suskun seyrediyor, haletiruhiyem uygun değil konuşamayacağım'' sözleri üzerine kendisinin de 'Benim haletiruhiyem de uygun değil, üç polisimiz şehit oldu, daha onların naaşını toprağa vermeden, bu konuları konuşmak bana da çok anlamlı gelmiyor' dediğini aktardı. Türk'ün 'Bölgeye hiçbir şey yapılmıyor' ifadesine karşılık da GAP çerçevesinde 55 katrilyon yatırım yapıldığını hatırlattığını söyleyen Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Duble yollar, otoyollar, hastaneler belli. Bunları hem kullanıp da hem hiçbir şey yapılmıyor demek doğru olmaz. Onunla ilgili polemiğimiz bu çerçevedeydi. Ama onun ötesinde söylediğim şeyler, doğrudan Kandil'den yapılan sorumsuz birtakım açıklamalara dönük. 'Blöf yapıyor' demişim de bize göstereceklermiş vesaire. Bu tehditvari şeyler doğru değil. Senin bir şey yapmaya gücün yetiyorsa git IŞİD'e yap, Türkiye'ye ne meydan okuyorsun? Var mı bir gücün kardeşim? Niye Türkiye'den yardım istiyorsun o zaman? Yani uçmayı bilmiyor, çıkmış çatıya konuşup duruyor. Kandil'de yan gelip yatıyor, Kobani'dekilerle ilgili edebiyat yapıyor. Sen orada konuşacağına, git o zaman orada mücadele et. Böyle bir kandırmaca, sahtekarlık olmaz.Benim, Suriye Kürtleri ile ilgili söylediğim 'doğal müttefik' elbette baktığımızda, Suriye'deki Kürtler, Esed rejiminin değil Türkiye'nin tarihi dostu ve müttefikidir. Bizim onlarla akrabalık ilişkilerimiz var, bir köy ortadan bölünmüş, yarısı bu tarafta yarısı o tarafta. Bizim oradaki Kürtlerle bugüne kadar hiçbir sorunumuz olmamış, akrabalık ilişkilerimiz var, tarihi olarak dostumuz. Esed rejimi değil onların dostu. Orada benim eleştirim şuydu, sen sırtını nereye dayayacağını iyi düşüneceksin. Sırtını yanlış yere dayadığında, başın sıkıştığında da 'Biz kardeşiz, niye beni kurtarmıyorsun' diye bana bağırmayacaksın. O zaman böyle zor durumda kalırsın. Bütün bunları bir tarafa bırakıp, artık yeni dönemde yeni pozisyonlar belirlemek gerekiyor. Kiminle ittifak kuracaksın, kimin yanındasın? Esed rejimi seni parmağında oynattı, sen de 'bekle gör' dedin, orada bir menfaat sağlarım dedin, onu karşına almadın. Esed seni getirdi getirdi, bak orada yalnız bıraktı şimdi. Bu ilişkileri yeni baştan tanımlamak gerekiyor, kimin nerede durduğunu yeniden düşünmek gerekiyor. Bizim Suriye'de yaşayan Kürtlerle hiçbir sorunumuz yok. İki günde 150 bin insana kucağımızı açtık. Hem biz kucağımızı açacağız hem biz bu yükü göğüsleyeceğiz hem insani, ahlaki duruşu sergileyen biz olacağız, ondan sonra siz bizi eleştirecek ve taşlayacaksınız. Bu, istismar siyasetidir.''Hükümete, devlete etmiyorsan millete teşekkür edin bari''Türkiye'nin yaşanan insani meseleye duyarsız kaldığı' yönünde bir dezenformasyon yapıldığını dile getiren Akdoğan, her konuda 'Süreci bitiririz, ateşkes biter' ifadelerinin kullanılmaması gerektiğini belirtti. Süreç çok olumlu giderken bile öngörülemeyecek birtakım sorunların yaşanabileceğine işaret eden Akdoğan, 'Her sorun çıktığında bu tür tehditler yapmak doğru mudur? Sorunlar oturulur, konuşulur' dedi.'Türkiye'nin IŞİD'e yardım ettiği' gibi bir iddianın da gündeme taşındığının hatırlatılması üzerine Akdoğan, 'Türkiye neden IŞİD'e yardım etsin? Bu, Türkiye'de paralel medyanın zaman zaman uydurduğu zaman zaman da Türkiye'yi belli bir noktaya getirmek için, uluslararası medya kanalları üzerinden Türkiye'yi baskı altına almak için uydurulan bir şey. Türkiye'nin bu konudaki tavrı son derece açık. Biz geçen yıl bu örgütü terörist ilan etmişiz' ifadelerini kullandı.AK Parti'nin temel felsefesinin IŞİD zihniyetine ve yöntemine karşı olduğunu vurgulayan Akdoğan, 'Silahlı mücadele, terör, şiddet, masum insanların öldürülmesi, bir vahşet görüntüsüdür. AK Parti bunun panzehiridir, reçetesidir. Bunun karşı kutbunda olan felsefedir' diye konuştu.Türkiye'nin 150 bin kişiye kapısını açtığını, iyi niyetli davrandığını söyleyen Akdoğan, sözlerine şöyle devam etti:'İyi bir şey yapıyor, teşekkür etmiyorsan, devlete, hükümete etmiyorsunuz, millete edin bari. Bu aziz millet, 1 buçuk milyon Suriyeliye, 150 bin Kürde gönlünü, kapısını açtı. Kıt imkanlarını onlarla paylaşıyor, siz çıkıp da teşekkür etmek yerine taş atıyorsunuz, gerilim çıkarıyorsunuz. 'Kampa gitmeyin' diye engel oluyorsunuz. Adam can havliyle kaçmış, yanında çocuk, yaşlı, kadın, sığınacak bir merci arıyor. Devlet orada imkan kurmuş, oraya gitmesinler diye bir sürü tezvirat, engelleme yapıyorsunuz. Bu nasıl bir insanlıktır?Biz hem yardım yapmakla uğraşıyoruz, hem bunlarla uğraşıyoruz. Dönüp teşekkür bile etmek yerine hükümeti suçluyorlar. Her şeyin faturasını hükümete kesiyorlar. Türkiye burada yapması gerekenleri yaptı, bundan sonra da yapar. Ama Suriye bağlamında herkes de nerede durduğunu iyi bilecek, iyi karar verecek. Sırtını kime dayıyorsun, kiminle işbirliği yapıyorsun? Türkiye'ye karşı genel duruşun nedir? Bunları da yeni baştan değerlendirmek gerekiyor.'Muhabir: Eda Ünlü Özen | AA
Suriye'de 15 Çocuğu 'Yanlış Madde' Öldürdü
Suriye'nin İdlib kentinde kızamık aşısı yapıldıktan sonra hayatını kaybeden çocuklarla ilgili Dünya Sağlık Örgütü açıklama yaptı: Aşılarda yanlışlıkla kas gevşetici bir madde kullanıldı.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Suriye'nin İdlib kentinde kızamık aşısı yapılan 15 çocuğun ölümünün, atrakuryum isimli maddenin yanlışlıkla kullanılmasından kaynaklandığını açıkladı.DSÖ'den yapılan yazılı açıklamada, 16 Eylül 2014 tarihinde meydana gelen olayla ilgili yapılan araştırma sonucunda, çocuk ölümlerinin, anestezilerde kas gevşetici olarak kullanılan atrakuryum adlı maddenin aşı sırasında yanlışlıkla seyreltici olarak kullanılmasından kaynaklandığı sonucuna varıldığı belirtildi.Ölümlere, kızamık aşısının kendisi veya aşının gerçek seyrelticisinin yol açtığı yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığı ifade edilen açıklamada, atrakuryum tüplerinin yanlışlıkla aşılama paketlerine eklendiği ve dört aşılama ekibine dağıtıldığı ifade edildi.Suriye'deki çocuklar için kızamık ve çocuk felci riskinin çok büyük olduğuna dikkati çekilen açıklamada, aşı konusunda güvenin tekrar sağlanması ve bütün çocukların aşılara ulaşabilmesi gerektiği kaydedildi. DSÖ, zehirlenmeden dolayı 15 çocuğun öldüğü İdlib'de, 50 çocuğun daha aşıdan etkilendiğini bildirmişti.Kızamık aşısından ölümlerSuriyeli muhaliflerin oluşturduğu geçici hükümetin sağlık bakanlığı, DSÖ ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) öncülüğünde İdlib'de 15 Eylül'de kızamık aşısı kampanyası başlatmıştı. Aşı kampanyası kapsamında birçok çocuğa kızamık aşısı yapıldı. Bir gün sonra, İdlib'in kırsalındaki Cercenaz bölgesinde çocukların hayatını kaybetmesi üzerine bakanlık aşı kampanyasına son verdi.Kaynak: AA
Reklam
Sultanlar Kamerun'u Rahat Geçti
2014 Kadınlar Voleybol Dünya Şampiyonası'nda beşinci maçına çıkan Filenin Sultanları, 3-0 galip geldi.Grubundaki son mücadelesinde genç isimlerin ağırlıkta olduğu bir kadroyla mücadele eden Türkiye, zayıf rakibi Kamerun'u 25-18, 25-18 ve 25-12'lik setlerle 3-0 mağlup ederek puanını 8'e yükseltti.Şampiy10
Ev yapımı  Lamborghini Diablo | Tabii ki Made In P.R.C.
Otomobil tutkunu 2 kafadar Wang Yu and Li Lintao. Büyüyüp de birer makine mühendisi olmuş, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde çalıştıktan sonra ülkelerine geri dönmüşler. Ama Çin'de özellikle ithal spor arabalar aşırı pahalı olduğundan kendilerine bir Lamborghini Diablo SV yapmaya karar vermişler. 1 yıl ve ebay, marketplace gibi alışveriş portallarından elde ettikleri otomobil parçalarına harcadıkları 227.000$ sonunda gördüğünüz Lambo'yu yapmışlar. .Araç birebir Lamborghini Diablo SV ölçülerinde. Tıpkısının aynısı! Üstelik motoru da ilk tahmin edeceğiniz şekilde 'hacı murat' motoru değil.. 8 silindirli Toyota ve bu araç 100 km'ye 4.8 saniyede ulaşıyor.. Maksimum hızı da saatte 310 km!
The Independent: 'Erdoğan Aksini Söylüyor Ama Türkiye IŞİD'e Hala Göz Yumuyor'
The Independent gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn, Türkiye’nin ‘IŞİD militanlarının Suriye’ye geçişine daha geçen hafta bile izin verdiğini’ ve ABD’nin IŞİD kuşatması altındaki ‘ yarı-bağımsız ‘ Kobani’de sıkışan Kürtlere yardımda gecikmesinin arkasında da Ankara’nın baskısı olduğunu yazdı.Cockburn, ‘ IŞİD’i durdurmaya sadece hava saldırıları yetmez ‘ başlıklı yazısında, Britanya parlamentosunun IŞİD saldırılarına katılma kararını mercek altına aldı; ABD’yle Britanya’nın bu harekatla, Irak ve Suriye’de ‘ ana oyuncuların dışarıya gösterdiklerinden çok daha farklı gündemlerinin bulunduğu bir dizi iç içe geçmiş ihtilafa gömüleceğini’ yazdı.Cockburn, ‘ ana oyuncuların dışarıya gösterdiklerinden çok daha farklı gündemleri ‘ne de örnek olarak da Türkiye’nin Kobani’ye bakışını gösterdi. Yazının ilgili bölümünün tam metni şöyle:”Sözgelimi, IŞİD’in kuzey Suriye’de, Türkiye sınırında bulunan Kobani’ye saldırısına bakın. Burada IŞİD savaşçılarıyla mücadele eden yaklaşık 300 bin Kürt giderek küçülen bir alanda sıkıştı. Neredeyse 200 bin Suriyeli Kürt şimdiden sınırın Türkiye tarafına kaçtı. ABD hava gücünü, ilerleyen militanlara karşı her yerden çok burada kullanabilirdi. Kürtlerin başkenti Erbil’in kurtarılmasına ağustosta Amerikan hava saldırıları yardım etmişti; aynısı niçin Kobani için yapılmasındı?Tuhaf bir biçimde, ABD hava gücünü düne kadar, IŞİD’in hava saldırılarının başlamasından sonra en ciddi saldırılarını düzenlediği Kobani hariç Suriye’deki her yerde kullandı. Örgüt burada, Irak ve Suriye ordularından ele geçirdiği tank ve havan toplarıyla 64 köyde kontol sağladı. Amerikalılar niçin sessiz kaldı? Bunun arkasında, 2011’den bu yana güney sınırı boyunca büyüyen ve 2,5 milyon Suriyeli Kürde ev sahipliği yapan yarı-bağımsız Kürt kantonlarına hiç değer vermeyen Türkiye’yi rahatsız etmeme isteği var gibi görünüyor.Ankara’nın tavrı, IŞİD’i Kürtlere karşı kullanmanın faydalarını gördüğüne işaret. Sınırın Türkiye tarafındaki muhabirler, IŞİD’le savaşmak isteyen Türkiyeli Kürtlerin aksine, IŞİD militanlarının daha geçen hafta Suriye’ye kolayca gidip geldiğini anlatıyor. Türkiye’deki bir gözlemci şu soruyu soruyor: ‘ ‘Gezi Parkı eylemleri sırasında şiddete karışmayan ama yaralanan göstericileri tedavi etmiş doktorlar ‘teröre yardım etmekle’ yargılanırken niçin çatışmada yaralanan IŞİD militanları hala hastanelerde tedavi için Türkiye’ye getiriliyor? ”Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın New York’taki BM Genel Kurulu’nda IŞİD’e karşı olduğuna dair bütün açıklamalarına rağmen, militanlar Türkiye devletinden belli bir miktar tolerans görüyor. İstanbul’un kalbindeki İstiklal Caddesi’nde arka arkaya düzenlenen iki ayrı gösteride polisin tavrını belgeleyen fotoğraflar da bunu açıkça ortaya koydu. İlk fotoğrafta, polis tarafından rahatsız edilmeyen IŞİD yanlısı göstericiler uzun bir beyaz pankart taşıyordu. İkinci karedeyse, ertesi gün aynı caddede düzenlenen bir gösteride, dini eğitimi protesto eden bir grup Çevik Kuvvet tarafından dövülüyordu.Türkiye hükümetinin IŞİD’le sıkı fıkı olduğunu söylemiyorum. Fakat Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dan kurtulmak ve Suriyeli Kürtleri zayıflatmak, Erdoğan’ın gündeminde daha ön sıralarda yer alıyor. Buna göz yuman ABD de, Pakistan’ın Taliban’a gizli ama hayati önemdeki desteğine tepki göstermeyerek 2001’de Afganistan’da yaptığı hatayı tekrarlıyor. Bazı Amerikalı diplomatlara göre bu, Afganistan’daki ABD-Britanya müdahalesini daha en başından başarısız kılan, devasa boyutta bir hataydı.Britanya Irak’ta büyük ölçüde sembolik olan ilk müdahalalerine başlarken göz önünde bulundurulması gereken şey şu ki, bu krizde sadece askeri yollarla elde edilecek başarılar sınırlı.”Diken
Kimetto'dan Dünya Rekoru
Kenyalı atlet Dennis Kimetto, Berlin Maratonu’nundaki iki saat iki dakika ve 57 saniyelik derecesiyle dünya rekorunu kırdı.Dünyanın en iyi maratonu olarak kabul edilen Berlin Maratonu, 41’inci kez düzenlendi. Yarışın favorilerinden Dennis Kimetto, maratona iyi bir başlangıç yaptı. 20 kilometrenin sonunda yedi kişi kalan gruptan dört kilometre kala sıyrılan 30 yaşındaki atlet, iki dakika ve üç dakikanın altına inen ilk sporcu oldu.Bir önceki rekor iki saat üç dakika ve 23 saniye ile bir diğer Kenyalı sporcu Wilson Kipsang Kiprotich’e aitti.Kimetto, 25 kilometre yarışlarında da rekoru elinde bulunduruyor.Kaynak: Al Jazeera ve Reuters
Reklam