onedio
Aras Nehri Kuş Cenneti Kuraklığa Kurban Gidiyor
Google Earth’den görünce çok iyi bildikleri yörenin gerçeğiyle karşılaştılar. Bu manzarının peşine düşen Kuzey Doğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu ve ekibi Aras Kuş Cenneti'ni böyle görüntülemeyi başardı. Şimdi ekip tehdit altındaki bölgenin telef olmasına engel olmaya çalışıyor.IĞDIR’daki 258 kuş türüne sahip ’Aras Nehri Kuş Cenneti’ 200 metre yüksekten kuşbakışı görüntülendi. Kars’taki Kuyucuk Kuş Cenneti’nin kuraklığa kurban gittiğini belirten Kuzey Doğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, 'Aras Kuş Cenneti yok olmasın' dedi.Tuzluca ilçesinin Yukarı Çıyrıklı köyünde 2006 yılından beri yaptıkları bilimsel çalışmalarla alanda barınan 258 kuş türünü kayıt altına alan ve 67 binden fazla kuşu halkalayan Kuzey Doğa Derneğinin Başkanı ve Utah Universitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, Aras Kuş Cenneti’ni yüksekten görüntüleyip, kuşlar gibi görmeye çalıştıklarını ifade ederek şunları söyledi:'Aras Nehri’ni 2005 yılında Google Earth’den görünce bir kuş cenneti olduğunu o zamandan fark ettik. Yöreyi çok iyi bilmemize rağmen görüntüleri izleyince nefesimiz kesildi. Alanı kuşların gözünden en iyi şekilde görebilmek için uçan kameranın sınırlarını aştım. 200 metre yukarı çıkardım, bin 100 metre uzağa yolladım. Risk aldım ve çekimler esnasında uçan kamera Aras Nehri’ne düşerek kayboldu. Ama aldığımız görüntülere değdi. Etrafı tamamen kurak ve bozkırla çevrili bir cennet. Sibirya’dan Ortadoğu ve Afrika’nın zorlu coğrafyalarına gidip gelen milyonlarca kuş için hayati önem taşıyan bir konaklama, beslenme, üreme ve kışlama alanı. Aras Nehri Kus Cenneti’nin vahası bölgeye yapılması planlanan baraj yapımı yüzünden yok olursa, göç esnasında yüz binlerce kuş alıştıkları bu vahayı kaybeder ve telef olur.'Aras Nehri boyunca yaklaşık 10 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Kuş Cenneti’nin Doğu Anadolu’nun ilk ’Tabiatı Koruma Alanı’ ilan edilmesinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce uygun görüldüğünü bildiren Doç. Dr. Şekercioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Aras’ın tabiatı koruma alanı ilan edilmesi Türkiyede doğa koruma, ekolojik araştırma ve ekoturizm için son yılların en büyük başarılarından biri olacaktır. Aras Nehri Kuş Cenneti’nde 2006 yılından beri yaptığımız çalışmalar sonucu 67 binden fazla kuşa halka taktık. Bu Halkalı kuşlar 3 ayrı kıtada Güney Afrika, Zambiya, Rusya, Macaristan, Kıbrıs, İsrail, arabistan gibi birçok ülkeye gitti ve diğer ülkelerden bize birçok halkalı kuş geldi. Ümidimiz Aras Nehri Kuş Cenneti’ni kuş gözlem kulesi, konukevi gibi diğer yatırımlarla Iğdır’ın ekoturizm merkezi ve dünya çapında bir marka noktası haline gelmesi. Kars’taki Kuyucuk Kuş Cenneti kurudu, Doğu Anadolu’nun en zengini Iğdır’daki Aras Kuş Cenneti yok olmasın.'Bedir ALTUNOK/IĞDIR, (DHA)
İstanbul'da Ebola Şüphesini, Twitter Pek de Ciddiye Almadı! İşte Atılan Şakalı Tweetler
Dün gece Marmara Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nin acil servis bölümünün Ebola şüphesiyle boşaltılması ve karantinaya alınması sosyal medyanın gündemine oturdu. Haftalardır dünyanın gündeminde olan, Afrika, Amerika ve sonunda Avrupa'ya uzanan ebola virüsü ile ilgili öne çıkan Twitter paylaşımlarını derledik.Not: Bugün sabah saatlerinde Fildişi Sahilli kadına sıtma teşhisi konulduğu ve acil servisin normale döndüğü öğrenildi.
Bingöl'de Saldırı Muamması
Hem Bingöl Emniyet Müdürü Atalay Ürker’e yönelik saldırıyla hem de bu saldırının failleri olduğu iddia edilen dört kişinin öldürülmesiyle ilgili muamma devam ediyor. Öldürülen kişilerin aileleri, yakınlarının saldırının sorumlusu olmadığını iddia ediyor.Bingöl'de 9 Ekim 2014'de Emniyet müdürü ve yardımcılarına yapılan silahlı saldırıyla ilgili soruşturma devam ediyor ancak hem bu saldırıyla igili, hem de bu saldırının failleri olduğu iddia edilen ve öldürülen kişilerle ilgili akıllara takılan sorular var.Bingöl İl Emniyet Müdürü Atalay Ürker, kentte Kobani eylemleri nedeniyle hasar gören işyerlerini incelerken, uzun namlulu silahlarla açılan ateş sonucu ağır yaralandı. Yardımcısı Atıf Şahin ve Başkomiser Hüseyin Hatipoğlu şehit oldu. 9 Ekim 2014'te akşam saatlerinde gerçekleşen saldırının failleri olay yerinden kaçtı.Saldırından bir kaç saat sonra da Bingöl’ün Genç ilçesinde bu saldırının faili olduğu iddia edilen dört kişi Özel Harekât Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından öldürüldü.Bingöl Valiliği saldırı gecesi yaptığı yazılı açıklamada, “saldırıyı gerçekleştirenleri ele geçirmek maksadıyla başlatılan operasyon kapsamında Genç İlçe girişinde meydana gelen silahlı çatışmada dört (4) BTÖ mensubu ölü olarak ele geçirilmiştir,” bilgisini verdi. Ancak bu açıklamada öldürülenlerin, saldırının faili olduğuna dair bir açıklama yer almadı.Bingöl Valisi İbrahim Taşyapan da aynı gece sabaha karşı yaptığı açıklamada öldürülen dört kişinin ‘muhtemelen’ saldırının failleri olduğunu söyledi:“ Çıkan çatışmada 4 kişi öldürüldü. Onlarla ilgili kimlik tespit çalışmaları devam ediyor. Şu anda söyleyebileceklerimiz bundan ibaret ama biz muhtemelen bu olayı gerçekleştirenler olarak değerlendiriyoruz'Başbakan Ahmet Davutoğlu ise saldırıdan bir gün sonra 10 Ekim’de Ürker’i tedavi gördüğü Ankara Numune Hastanesinde sabah saatlerinde ziyaret ettikten sonra gazetecilere 'Olayın olduğu andan itibaren gerekli talimatlar verildi ve bu işin failleri konumundaki teröristler biliyorsunuz bir iki saat içinde cezalandırıldılar,” dedi.Ancak öldürülen dört kişinin ailesi, yakınlarının saldırıya karışmadığını ve çatışma çıkmadığını öne sürüyor.Yargısız İnfaz iddiasıSaldırının faillerinden olduğu iddiasıyla öldürülenlerden Milli Eğitim Müdürlüğünde memur dört çocuk babası Ali Bozan’ın ağabeyi Zeki Bozan, kardeşinin saldırıyla ilgisi olmadığını iddia ediyor. Bozan, Al Jazeera’ye konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını da söyledi:“ Bingöl olayıyla hiç bir alakası yoktur. Bunu kesin biliyoruz, polislerin vurulma olayıyla hiç bir alakası yoktur. Arkadaşlarıyla birlikte, bir yere geçiyorlarmış, polisler de biliyormuş. Birileri tuzağa düşürdü. Sonuna kadar şikâyetçi olacağız. Arabayı durdukları zaman yakalanabilirlerdi. Âdeta sorgusuz infaz yapmışlar.”Bingöl Valiliği ise 10 Ekim’de yaptığı başka bir açıklamada, öldürülenlerin olayla ilgili olduğunu öne sürmüş ve araçlarında silah bulunduğunu açıklamıştı:' Genç ilçe girişini kapatan emniyet ve jandarma görevlilerimiz ile 12 AR 900 plakalı araçta bulunan ve olaya karışan PKK/KCK terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışmada; Bahoz Amed kod adlı R.Ö (22), Kendal Serhat kod adlı E.E (15), A.B (46) ile kimliği belirsiz bir PKK/KCK terör örgütü mensubu olmak üzere toplam 4 örgüt mensubu şahıs ölü olarak ele geçirilmiş, ölü olarak ele geçirilen örgüt mensuplarının üzerinden 2 adet Kaleşnikof marka silah ve bu silahlara ait çok sayıda mermi ele geçirilmiştir.'Açıklamada, olay esnasında kimliği belirsiz bir kişinin de araçtan inerek kaçtığı bilgisine yer verilmişti.“ Çatışma izi yok ”Öldürülen dört kişiden biri olan Ramazan Özmaskan’ın yakını Erdal Özmaskan ise olay yerinde çatışma izi olmadığını iddia ediyor:“ Çatışmadan ziyade infaz olduğunu düşünüyoruz. Kesinlikle eylemle alakasını olmadığını biliyoruz, düşünmekten ziyade biliyoruz. Ölüm şekilleri çatışma olarak verilmiş ama gerek görgü tanıkları gerekse olay yerinde arabanın içinde, çatışma izi olmadığından hareket ederek, bir çatışma olmadığını biliyoruz. Bunun peşini bırakmayı düşünmüyoruz. Taziyeden sonra suç duyurusunda bulunacağız. ”Ailesi Özmaskan'ın PKK’lı olduğunu kabul ediyor. PKK da Özmaskan’ın örgüt üyesi olduğunu açıkladı.HDP: Olay şüpheliÖldürülenlerin cesetlerinin otopsi için kaldırıldığı Elazığ’daki Fırat Üniversitesi Hastanesi morgunda 10 Ekim’de savcılık yetkililerinden bilgi aldıktan sonra HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, saat 22 sıralarında ajanslara düşen açıklamasında, olayın karanlık bir olay gibi durduğunu söyledi:“ Gerek emniyet müdürüne yapılan saldırı, gerekse de içerisinde sivillerin bulunduğu ve şu anda teşhis edemediğimiz üç cenazenin olduğu iki olay sanki birbirinden ayrıymış gibi duruyor. Tabii bunun için otopsi raporları, balistik incelemeleri, mobese ve kamera görüntüleri ile bu verilerin birleştirilmesi gerekiyor. Bu saate kadar bizim İçişleri Bakanlığı ve adalet yetkilileri ile yapmış olduğumuz temaslarda, bize iki olay arasındaki bağlantıyı açıklayacak doyurucu bir bilgi sunulmadı .”Kayıp şüpheliBaluken, 13 Ekim’de TBMM’de de düzenlediği basın toplantısında da öldürülen kişi sayısında şüpheler olduğuna dikkat çekti. Baluken öldürüldüğü açıklanan Erhan Şenyuva’ya ne olduğunun belli olmadığına dikkat çekti:“Cenazeler ile ilgili paylaşılan bilgilerin büyük bölümü de yanlış çıkmıştır. Elazığ morguna ben de gittim. Dört cenaze var dendi ama bu dört cenaze içinde ailelerine haber verilen üç cenaze yoktu. Olayla ilgisi olmayanların kimlik bilgilerinin de ortada dolaştığı çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Özellikle Erhan Şenyuva’nın şu anda nerede olduğunun, yaşayıp yaşamadığının net olmadığını ifade etmek istiyoruz.Saatler arasında tutarsızlık iddiasıBaluken’in iddialarından biri de Emniyet yetkililerine saldırı düzenlenmesiyle, fail olduğu öne sürülen kişilerin öldürülmesi arasında yaklaşık bir buçuk saat ama sadece 15 kilometre olması:“İlk olay Bingöl kent Merkezinde saat 21:15 sıralarında meydana geldi. Diğer olay ise 22:30 sıralarında. İki olay arasındaki mesafe sadece 15 km. Bu mesafeyi araçla geçmek için de bir buçuk saate ihtiyaç yoktur. Eğer gerçekten olayı yapan, bu araçtaki şahıslar ise 10 dakikada buradan çıkma imkanları varken, 1.5 saat kent merkezinde oyalanmış olmalarının akılla mantıkla izahati olmadığı kanaatindeyiz.”Kalkınma Bakanı Yılmaz: mobese kayıtlarına göre ilgi varAynı zamanda Bingöl milletvekili de olan Kalkınma Bakan Cevdet Yılmaz saldırıda ölen Şahin ve Hatipoğlu’nun 10 Ekim’de yapılan cenaze töreninde ardından, yaptığı açıklamada, öldürülen dört kişinin faillerin bir kısmı olduğunu öne sürdü:' Tesellimiz bu menfur saldırıyı gerçekleştirenlerin bir kısmı güvenlik güçlerimizin çok başarılı operasyonuyla ölü olarak ele geçirildi. Çeşitli MOBESE kayıtlarından belli incelemelerden o aracın ve içindekilerin bu olayla ilişkili olduğu anlaşılıyor. Tabi detaylı incelemeler, çalışmalar, hem idari hem adli olarak bu olayın peşini elbette bırakmayacağız. Faillerinin tamamı yakalanıp ceza alıncaya kadar her türlü çabayı sarf etmeye devam edeceğiz .''Cumhurbaşkanı Erdoğan'Sorumlular yakalandı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Ekim’de Gümüşhane’ye ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, Güvenlik güçlerinin anında katilleri bulduklarını ve ölü olarak ele geçirdiklerini ayrıca 9 kişinin daha yakalandığını ve gözaltına alındığını belirtti.'Bu alçakça saldırıyla irtibatı olanlar, şimdi yargıya sevk edildi. Bayrağımıza saldıranlar, Atatürk'ün büstünü kıranlar, yakanlar, kamu binalarına, okul, hastaneye saldıranlar, bankalara saldıranlar, esnafın dükkânlarını yağmalayanlar, vatandaşın araçlarını yakanlar, bindikleri otobüsleri yakanlar... Bu tür şiddet eylemlerinin yaşanmaması için de en sert tedbirler alınacak ve alınıyor. 'PKK, 'Talimat bizden değil'PKK’nın silahlı kanadı HPG yönetimi, 10 Ekim saat 18 sularında, internet sitesinden yayınladığı açıklamada, saldırı talimatı verilmediği ifade etti.“ Mevcut durumda hareketimizin siyasi iradesi tarafından bizlere, gerek devlet güçlerine gerekse de farklı yapılara karşı herhangi bir eylem yapma kararı ve talimatı verilmiş değildir. Bu nedenle güçlerimizin herhangi bir eylemsel faaliyeti ve planı henüz söz konusu değildir. Şu anda Kürdistan’da halkımıza dönük geliştirilen saldırılara karşı, başta Bingöl’de olmak üzere yaşanan şiddet olayları tamamen lokal durumlar olup, HPG Merkez Komutanlığı olarak bizimle herhangi bir ilişkisi yoktur .”Örgüt, 12 Ekim’de yaptığı ikinci açıklamada ise öldürülenlerden 3 kişinin örgüt üyesi, bir kişinin ise sempatizan olduğunu kabul etti. Açıklamada ölenlerin, örgütsel çalışma için Erzurum’dan Diyarbakır kırsalına gittikleri ve saldırıyla ilgilerinin bulunmadığı belirtildi.Gözaltındaki 8 kişi serbest 1 tutuklamaEmniyet mensuplarına yapılan saldırıyla ilgili gözaltına alınan ve tutuklanma isteğiyle gözaltına alınan dokuz kişiden sekizi adli kontrol uygulaması kapsamında 14 Ekim Salı günü serbest bırakıldı. Şüphelilerinden Ali K. Tutuklandı.Ailelerin ve HDP nin iddialarına yönelik bilgi almak için Al Jazeera Bingöl Valiliği'ne başvurdu ancak henüz yanıt alamadı.Kaynak: Al Jazeera Diyarbakır muhabiri Mahmut Bozarslan -  DHA, AA
"Saygı Duymak Zorundalar"
Galatasaray'ın yıldız ismi Melo, Fenerbahçe derbisi öncesi konuştu. Melo, 'Allah'tan korkan insanların bu şekilde yalan yazmalarını kınıyorum' ifadelerini kullandıGalatasaray'ın Brezilyalı orta saha oyuncusu Felipe Melo, Fenerbahçeli kaleci Volkan Demirel'in elini sıkmayacağı ve 'Antrenmanda uykusu geldi' şeklindeki haberler üzerine açıklama yaptı.İşte Melo'nun açıklamaları'Derbiden önce ne rakibimiz, ne de rakibimizde yer alan bir futbolcu hakkında konuşmadım. Türkiye'de herkes Allah'tan korkar. Allah'tan korkan insanların bu şekilde yalan yazmalarını kınıyorum. Bunu yazanlara yalancı demek istiyorum. Taraftarlarımız bunlara inanmasın.Benim her zaman önceliğim; işim ve ailem. Geceleri dışarı çıkmak bana göre değil. Böyle olsa 4 sene boyunca bu tip haberler çıkardı. Galatasaray'a ve Galatasaray armasına saygı duymak zorundalar. Burası başka camialara benzemez. Burası herhangi bir küçük kulüp değil. Galatasaray dünyanın sayılı kulüplerinden birisi.''Taraftarlarımıza sadece Fenerbahçe derbisinde değil, her maçta ihtiyacımız var. Biliyorsunuz Eskişehirspor maçında tarafsız oynadık ve beraberlikle bitti. Taraftarımızın her zaman yanımızda olması ve bize destek vermesi çok önemli. Taraftarımız bize destek verdiği sürece kendimizi daha güçlü hissediyoruz, sahada bir kişi fazla oluyoruz. Derbilerle ilgili unutamadığım iki anım var. Birincisi Kadıköy'de yaşadığımız şampiyonluk, ikincisi de Fenerbahçe'ye karşı attığım bir gol vardı. O ikisi güzel anım derbilerle ilgili'Haber Türk
Facebook, 'Güvenlik Durumu Kontrolü' Özelliğini Duyurdu
Facebook yepyeni özelliği ile kullanıcılarını sevindirmeye devam ediyor. Yeni servise göre meydana gelen doğal felaketler sonrası insanlar hayatta olduklarını yakınlarına Facebook üzerinden bildirebilecek.Facebook'un bugün Japonya'da yayına geçen 'Safety Check' (güvenlik durumu kontrolü) özelliği doğal felaketler sonrası insanların yakınlarından haberdar olmasını sağlayacak.Uygulamanın çalışma prensibi de oldukça basit. Facebook'a en son giriş yaptığınız yer baz alınarak, yakınınızda bir felaket olduysa size bir bildirim gönderilecek. Bu bildirimde 'güvendeyim' ya da 'felaket bölgesinde değilim' seçenekleri bulunuyor. Ayrıca uygulama kaç arkadaşlarınızın güvende olduğunu kaçının henüz bildirime dönüş yapmadığını da gösteriyor.Facebook'dan yapılan açıklamaya göre bu özellik, 2011'de yaşanan deprem ve ardından ortaya çıkan tsunami sonrası Japonlar'ın geliştirdiği 'Disaster Message Board' (felaket mesaj tahtası) uygulamasının bir uzantısı.Milliyet
Reklam
Yeni iPad'lerin Fotoğrafları Ortaya Çıktı, Apple Görselleri Sızdıran Çalışanını Kovdu
Apple’ın bugün tanıtımını yapacağı iPad Air 2 ve iPad Mini 3’ün görselleri bir gün önceden sızdırıldı. Şirketin bu kareleri yayınlayan çalışanını işten kovduğu öğrenildi.The Telegraph’ın haberinde, iPad iOS 8 için kullanım kılavuzundan paylaşılan görselde her iki iPad’in de tahmin edildiği gibi Touch ID (parmak izi tanıma) özelliğinin olduğu görülüyor.iPad Air 2’de ise tek seferde çoklu fotoğraf çekme özelliği ‘burst mode’un olması dikkat çekerken, bunlar dışında her iki iPad’de de radikal değişiklikler göze çarpmıyor.Teknoloji haber sitesi TechCrunch ise lansmanından bir gün önce sızdırılan görsellerle ilgili Apple’ın bir çalışanının işine son verdiğini belirtti.Diken
Marmara Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nde Ebola Krizi
İstanbul'da Sabiha Gökçen Havalimanı'na inen Fildişi Sahili'nden bir yolcu ebola şüphesiyle müşahedeye alındı. Yapılan tetkiklerden sonra Fildişi Sahilli kadına sıtma teşhisi konulduğu ve acil servisin normale döndüğü öğrenildi.Sabiha Gökçen Havalimanı'na saat 19.00 sıralarında inen bir uçakta yolcu olarak bulunan Fildişi Sahili uyruklu bir kadın, ebola virüsü şüphesiyle Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne kaldırıldı. Hastanenin Acil Servis'i kapatılarak karantinaya alındı.Alınan bilgiye göre, Türk hava sahası üzerinden geçen bir uçakta yolcu olarak bulunan Fildişi Sahili uyruklu bir kadın, ateşi yükselince ve mide bulantısı başlayınca, uçak ebola şüphesiyle Sabiha Gökçen Havalimanı'na iniş yaptı. Kadın, Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan ambulansla alınarak Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Hastanenin Acil Servis'i hemen boşaltılırken, Acil Servis'teki hastalar da çevredeki diğer hastanelere sevk edildi. Hastane personeline de önlem olarak maske dağıtıldı.'Sıtma' teşhisi konulduEbola virüsü şüphesiyle Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne kaldırılan Burkina Faso uyruklu 22 yaşındaki Balkıssa Dene'ye, 'sıtma' teşhisi konuldu.Alınan bilgiye göre, yaklaşık 20 gündür Türkiye'de bulunan Burkina Faso uyruklu 22 yaşındaki Balkıssa Dene, ateşi yükselince ve mide bulantısı başlayınca, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvurdu.Kadının Batı Afrika ülkelerinden gelmesi ve yüksek ateşi olması sebebi ile 'ebola virüsü' taşıyabileceği şüphesi üzerine, hastanenin Acil Servis'i kapatılarak karantinaya alındı. Acil Servis'teki hastalar çevredeki diğer hastanelere sevk edildi. Hastane personeline de önlem olarak maske dağıtıldı. Durumdan habersiz olarak hastaneye gelen vatandaşları ise girişte Özel Güvenlik görevlileri karşıladı. Görevliler, acil bölümünün kapalı olduğunu belirterek, vatandaşları başka hastanelere yönlendirdi.Acil servis yeniden açıldıEbola virüsü şüphesiyle boşaltılan Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi, dezenfekte edildikten sonra yeniden hizmete açıldı.Türk hava sahası üzerinden geçen bir uçakta yolcu olarak bulunan Burkina Faso uyruklu 22 yaşındaki Balkıssa Dene, ateşi yükselince ve mide bulantısı başlayınca, uçak ebola şüphesiyle Sabiha Gökçen Havalimanı'na iniş yaptı. Kadın, Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan ambulansla alınarak Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Hastanenin Acil Servis'i hemen boşaltılırken, Acil Servis'teki hastalar da çevredeki diğer hastanelere sevk edildi. Hastane personeline de önlem olarak maske dağıtıldı.Durumdan habersiz olarak hastaneye gelen vatandaşları ise girişte Özel Güvenlik görevlileri karşıladı. Görevliler, acil bölümünün kapalı olduğunu belirterek, vatandaşları başka hastanelere yönlendirdi.Balkıssa Dene ilerleyen saatlerde hastanenin farklı bir bölümüne alındı. Bunun üzerine Acil Servis dezenfekte edilerek saat 01.00 sıralarında yeniden hastalara açıldı. Hastane doktorları kadının sağlık durumu hakkında herhangi bir bilgi vermedi.VALİLİK YAZILI AÇIKLAMA YAPTIİstanbul Valiliği, ebola virüsü şüphesiyle Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde bulunan Balkıssa Dene'ye, 'sıtma' teşhisi konulduğunu duyurdu.İstanbul Valiliği'nden gece yarısı yapılan yazılı açıklama şöyle:'15.10.2014 Pazartesi günü saat 17.00 sularında, Fildişi Sahili vatandaşı bir kadın hasta Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Polikliniğine başvurmuştur. 25.09.2014 tarihinde Ülkemize giriş yapmış olan hasta Batı Afrika ülkelerinden gelmesi ve yüksek ateşi olması sebebi ile aksi ispatlanıncaya kadar Ebola şüpheli vakası olarak değerlendirilerek, muayene edildiği Acil Servis bölümünde tedbir amacıyla kısa süreliğine hizmete ara verilmiş, içeride bulunan hastaların tedavisine ve çok acil hastaların kabulüne devam edilmiştir. Yapılan tetkikler sonucunda hastaya sıtma teşhisi konmuş ve enfeksiyon servisine yatırılarak tedavisine başlanmış olup saat 01.00'dan itibaren Acil Servisin bütün bölümleri hizmete açılmıştır.'CNN Türk ve DHA
Reklam
Platini: "Beşiktaş'ı Araştırıyoruz"
UEFA Başkanı Michel Platini, Türk futboluyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.UEFA’nın İstanbul’da düzenlediği son toplantıya gelmeyi planlamıştınız ama gelmediniz. Neden?İstanbul’daki Üst Düzey Yönetici Programı toplantılarına katılamadığım için üzgünüm. Ailevi nedenlerle seyahatimi son anda iptal etmek zorunda kaldım. Ancak Türkiye’ye yakında yine gelmeyi planlıyorum.‘BEŞİKTAŞ'I ARAŞTIRIYORUZ'Başkan yardımcınız olan Sayın Erzik, UEFA’da bir dönem daha görev almayacak. Yönetim kurulunuzda herhangi bir pozisyon için uygun olabilecek, futbolla ilgili başka Türkler olduğunu düşünüyor musunuz?Şenes Erzik birçok yıldır hem Türk futboluna, hem de Avrupa futboluna büyük hizmetler veriyor ve vermeye devam edecek. Yönetim kurulundaki pozisyonlar için uygun vasıftaki diğer Türk futbol yetkilileri açısından gelecekte neler olacağına ve ulusal birliklerin ne karar verdiğine bakmamız gerekecek.Türkiye’den herhangi bir kulübün yeni Finansal Fair Play yönetmeliğiyle ilgili bir sorunu var mı?Bildiğiniz gibi üç Türk kulübü (Bursaspor, Galatasaray ve Trabzonspor) Finansal Fair Play yönetmeliğine uyamadıkları için UEFA ile anlaşmalar imzaladılar ve bunun Türkiye’de futbol açısından bir endişe yarattığı açık. Bu üç kulüp UEFA tarafından izlenmeye devam ediyor ve anlaşmalarının şartlarıyla herhangi bir uyumsuzluk durumunda otomatik olarak Kulüp Finansal Kontrol Kurulu Hakemlik Komitesi’ne sevk edilecek. Bu sezon ayrıca Bursaspor’un vadesi geçmiş borçları nedeniyle ödemelerinin yapılmadığını ve Beşiktaş’ın olası kâr elde edememe sorunları ile ilgili olarak araştırıldığını görüyoruz.‘HEDEFİMİZ REKABETİ GELİŞTİRMEK'Gelecek yıllarda Türkiye’den bir kulübün Finansal Fair Play nedeniyle yasaklanması olasılığı var mı?Kulüpler uyguladığımız önlemleri kabul ettiler. Hedefimiz hiçbir zaman kulüpleri müsabakalarımızın dışında tutmak olmadı. Bunun yerine finansal olarak sürdürülebilir bir şekilde en üst düzeyde rekabet etme yeteneklerini geliştirmeye yardımcı olmak istiyoruz.Galatasaray’ın Anderlecht’e karşı evinde aldığı sürpriz 1-1 beraberlik sonrasında Şampiyonlar Ligi grubundaki şansını nasıl görüyorsunuz?2013 ikincisi Dortmund ve Premier Lig Devi Arsenal ile çok zor bir grup ama her şey mümkün. Galatasaray iyi oynarsa son 16’ya kalma şansları olabilir.'ARDA TURAN HEYECAN VERİYOR'Atletico Madrid oyuncusu Arda Turan hakkında neler söyleyebilirsiniz? Onu beğendiğinizi duyduk.Arda Turan geçen sezon Atletico Madrid için harika işler çıkardı. Takımının İspanya Ligi’ni şampiyonlukla tamamlamasında ve UEFA Şampiyonlar Ligi’nin finaline ulaşmasında önemli bir rol oynadı. Harika ve izlemesi heyecan verici bir oyuncu.Türkiye Futbol Federasyonu’nun EURO 2020’nin bir aşamasına ev sahipliği yapmaktan son anda çekilmesinin ardından Türkiye’nin EURO 2024 için bir şansının olduğunu düşünüyor musunuz?EURO 2020 için Türkiye’nin teklifini destekledim. Turnuvanın son maçlarına ev sahipliği yapma şansınızın olacağını ümit ediyordum. Ancak şu anda EURO 2024 ve EURO 2028 ile ilgili neler olacağını bilmiyorum. Bunlara çok var. Önümüzde düşünmemiz gereken iki Avrupa Şampiyonası bulunuyor.Avrupa’da futbolun başkanı olarak her maçtan sonra futbolun kendisinden çok hakemler hakkında konuşan bir ülke için önerileriniz neler olur?Türkiye’de hakemlerin kararları konusunda çok fazla spekülasyon yapıldığını düşünüyorum. Belki geçmişte şikeyle ilgili sorunlar olduğu için taraftarlar artık hakemlere güvenmiyorlar. Bu yaklaşımın değişmesi gerekiyor. Taraftarların bir hakemin her kararını sorgulaması futbol için sağlıklı değil. Hakemler yanlış bile yapsa kararlarına saygı duymamız gerekir. Ayrıca UEFA’da hakemlerin mümkün olan en üst düzeye çıkmaları için çok çalıştığımızı da söyleyebilirim. Onlara UEFA Mükemmel Hakemlik Merkezi’mizle sürekli eğitim vererek ve ayrıca ek yardımcı hakem yeniliğimizle destek veriyoruz.'ŞİKE SÜRECÜNDE DOĞRUYU YAPTIK'Türkiye’deki şike davasına karışan herhangi bir tarafın (Fenerbahçe, Besiktaş, TFF) bu süre içinde bir hata yaptığına inanıyor musunuz? Herhangi bir hata normalde olacağından daha büyük bir yasağa neden oldu mu?Hata yapılmış olabilir ama önemli olan bahsettiğiniz kulüplerin UEFA tarafından yaptıkları yanlışlar nedeniyle doğru şekilde cezalandırılmış olmaları. Bu davalarda, UEFA’nın hukuki kurulları UEFA kulüp müsabakalarına katılabilmek için bir kulübün doğrudan veya dolaylı olarak şikeye karışmamış olmasına ilişkin temel prensibe uygun olarak hareket etti. Bu cezalar için temyize de gidildi ve UEFA Disiplin Komiteleri’nin kararları Spor Tahkim Mahkemesi tarafından tümüyle desteklendi ve geçerli bulundu. Genel olarak futbolda olabilecek en kötü şey şikedir çünkü bu sporumuzun ruhunu etkiler. UEFA ve şahsen ben güzel oyunumuzu koruyabildiğimizden emin olmak için her çıktığı yerde şikeyle savaşmaya kararlıyız.Mehmet Demircan | FANATİK
Davutoğlu Hangi Noktalarda Güvenli Bölge İstediklerini Açıkladı
Başbakan Davutoğlu Al Jazeera’ye verdiği mülakatta Halep’in kuzeyinde, İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, Lazkiye’nin kuzeyinde, Haseke’nin belli bölgelerinde, Cerablus ve Kobani'de güvenli bölge ilan edilmesi gerektiğini söyledi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, Al Jazeera Arapça'dan Ahmed Mansur’un sunduğu ‘Bila Hudud’ (Sınırsız) programında bölgede yaşanan gelişmeler, Kobani meselesi, IŞİD ve Türkiye’nin bölgedeki rolü hakkında açıklamalar yaptı. Davutoğlu bu röportajda ilk kez Türkiye’nin Suriye’nin hangi bölgelerinde güvenli bölgeler oluşturulmasını istediğini açıkladı. Başbakan Davutoğlu ayrıca “Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummayız” dedi. Türkiye’ye gelen mültecilerin çoğunun IŞİD’den değil rejimin hava bombardımanından kaçtığını söyleyen Davutoğlu “Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğmazdı” ifadelerini kullandı. IŞİD'in ise ilkeli bir tutum benimsenmemesi dolayısıyla 2013’ün baharında doğduğunu söyleyen Davutoğlu, 'IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur” dedi.‘200 bin Kürt kardeşimizi bir haftada kabul ettik’Davutoğlu, Türkiye’nin insani yardım konusunda büyük bir rol üstlendiğini ancak tek başına bir savaşa müdahil olmasının nihai bir çözüm getirmeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:“Bizim Suriye konusunda çok açık bir prensibimiz var: Suriye’de hangi etnik ve mezhebi kökenden olursa olsun, ister Arap, İster Kürt, ister Türkmen, ister Sünni, ister Nusayri, ister Hristiyan bütün kardeşlerimiz, dostlarımız herhangi bir yardıma ihtiyaç hissettiklerinde Türkiye yanlarında olmuştur. Bu sebeple geçmişte Arap, Kürt ve Türkmen 1 milyon 600 bin kardeşimizi kabul ettik. Halep’te, Azez’de, Tel Abyad’da, Rasulayn’da, İdlib’de sınır boylarımızda bir ihtiyaç hâsıl olduğunda elimizden geleni yaptık. Ancak Kobani konusunda yani Aynul Arap konusunda da aynı yardımı sergiledik. 200 bin Kürt kardeşimizi Aynul Arap’tan bir hafta içinde kabul ettik. Bütün Avrupa’nın üç buçuk yıl içinde kabul ettiği Suriyeli mülteci sayısı bizim üç gün içinde kabul ettiğimizden daha az. Dolayısıyla gönlümüzü ve yüreğimizi açtık Suriyeli kardeşlerimize. Ama Türkiye’nin herhangi bir savaşa tek başına müdahil olması nihai bir çözüm getirecek durum değil. Eğer gerçekten bir müdahaleye ihtiyaç varsa bütün uluslararası toplum hep birlikte ve sadece Aynul Arap’a değil Suriye’deki bütün zulümlere müdahil olması lazım. Çünkü nihai kertede Suriye’de IŞİD terörü dışında da, IŞİD ortaya çıkmadan önce de, geçen sene IŞİD 2013 Mart’ında ortaya çıktı, ondan önce de yüz binlerce insan öldürüldü, kitle imha silahları kullanıldı, scud füzeleri kullanıldı. İnsanlar fevç fevç Suriye’den kaçmak zorunda kaldılar. Bizim mesajımız çok açıktır: İnsani yardım konusunda hiçbir sınır tanımayız. ‘Bila hudut’ insani yardım yaparız. Yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Ama Suriye’ye müdahale konusunda her şeyden önce uluslararası toplumun entegre bir strateji geliştirmesi lazım. Sadece Aynul Arap’a dönük değil, Suriye’nin bütününe dönük bir strateji geliştirmeden, sadece Kürtleri değil, Suriye’nin bütün halkını korumaya dönük bir strateji geliştirmeden, sadece IŞİD terörüne karşı değil, zalim bir rejime karşı da ortak bir strateji geliştirmeden bir çözüme ulaşmak çok zor. Dolayısıyla tek bir bölgeye, tek boyutlu bir müdahalenin ve tek bir taraftan gelecek müdahalenin faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyoruz”.‘IŞİD rejimin baskı politikaları yüzünden doğdu’Davutoğlu bölgede IŞİD’in ortaya çıkmasının sebebinin Suriye rejiminin baskı politikaları olduğunu söyledi:'IŞİD’in çıkmasının temel sebebi Suriye rejiminin acımasızca sürdürdüğü baskı politikalarıdır. Buna karşı direnen Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet güç kaybettikçe Suriye rejiminin desteklediği IŞİD güç kazandı. Dolayısıyla Türkiye’nin stratejik çıkarı yeni bir Suriye kurulmasındandır. Yoksa bugün IŞİD’İn tasfiye edilmesi yarın başka bir örgütün ya da rejimin IŞİD’in yerini doldurması sonucunu doğurur. Bizim için temel mesele, dünyanın da meselesinin bu olduğu kanaatindeyim, yeni bir Suriye’nin bütün etnik ve mezhebi dini gruplarıyla herkesin eşit vatandaş olduğu yeni bir Suriye’nin doğuşu konusunda Suriyeli kardeşlerimize yardım etmemiz şarttır'.‘Mülteci akının sebebi rejim’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’ye gelen sığınmacıların çoğunun rejimin hava bombardımanlarından kaçtığını belirtti:'Şu ana kadar Türkiye’ye dönük mülteci akınının en önemli kaynağı Suriye rejiminin hava bombardımanıdır. Bizde şu anda neredeyse bir milyon 800 bine yaklaşan mültecilerin bir milyon 600 bini Suriye rejiminden kaçarak geldi, 200 bini IŞİD’den kaçarak geldi. Dolayısıyla bu rakamlara baktığımızda IŞİD tasfiye olmuş olsa dahi Suriye halkı üzerindeki tehdit bitmeyecek. Ama öyle emin bölgeler ilan edebiliriz ki bu emin bölgelerde Suriye halkı kendi topraklarında bulunur. Bütün ihtiyaçlarını yine Türkiye karşılasın. Bundan hiç çekinmiyoruz. Ama artık Suriyeli kardeşlerimizin Suriye topraklarında kalmasını, kendi toprakları içinde gelecek inşa etmesini istiyoruz. Her türlü yardımı yine yapalım. Kastettiğimiz tampon bölge askeri bir tanımlama değil, insani bir güvenlik bölgesi, ama askeri bakımdan koruma altına alınmış bir güvenlik bölgesi. Bunun belli yerlerde derinliği farklı olabilir'.Güvenli bölgenin sınırlarıDavutoğlu Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada ilk kez güvenli bölgenin sınırın hangi bölgelerinde kurulması gerektiğine dair net ifadeler kullandı:'Biz bunun belli yoğunluklu nüfusların olduğu yerlerde, mesela Halep’in kuzeyinde olması lazım. Çünkü Halep’te hem rejim saldırıları var, hem IŞİD saldırıları var. Halep’le Türkiye sınırları arasında olması lazım. İdlib’in Türkiye sınırına yakın yerlerinde, aynı şekilde Lazkiye’nin kuzeyinde, yine Haseke’de belli bölgelerde, şu anki Cerablus bölgesinde, Aynul Arap’da… Birleşmiş Milletler’in belirlemesi en doğru olanıdır. Uluslararası meşruiyeti güçlü olur. Ama Birleşmiş Milletler bu konuda karar alamıyorsa ki biz üç buçuk yıldır Birleşmiş Milletler’in karar almasını bekliyoruz. Hiçbir karar alamıyor Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, belli vetolar sebebiyle. O zaman Suriye’ye müdahale konusunda oluşan uluslararası koalisyon ve gönüllüler koalisyonu bu konuda belli kararlar alıp havadan koruma sağlayabilir. Bunun örneği de Irak’ta doksanlı yıllarda yaşandı. Irak’ta 90’lı yıllarda Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra uzun bir süre belli bir paralelin kuzeyi ve güneyi emin bölge ilan edildi ve Saddam’ın saldırılarına karşı korundu. Türkiye böyle bir koruma alanı oluştuğunda her türlü katkıyı vermeye hazır. Ancak böyle bir koruma alanı yokken tek başına Türkiye’nin müdahalesini istemek bütün bu riski tek başına Türkiye’nin üstlenmesini istemektir. Bizim burada vurguladığımız husus hangi strateji uygulanacaksa uygulansın bu strateji bütün Suriye’yi kapsamamalı, geçici olmamalı, tek boyutlu olmamalı, tek bir bölgeye veya şehre inhisar etmemeli. Nasıl Kürtlerin, ki kardeşlerimizdir, korunma hakları var, aynı şekilde Aynul Arap’taki Kürtlerin, aynı şekilde Tel Abyad’daki Arapların, Çobanbey ya da Bayırbucak’taki Türkmenlerin , İdlib’deki Arapların, Afrin’deki Kürtlerin de, yine Kürtlerin de korunmaya ihtiyacı var. Ama biz sadece bir noktaya teksif olursak, ve sadece IŞİD’den gelen tehdide teksif olursak, bu meseleye sadece palyatif bir çözüm, bu tabiri caizse geçici, palyatif bir çözüm olur. Biz artık Suriye’de kalıcı bir çözümün zamanının geldiğini ve geçmekte olduğunu düşünüyoruz'.‘Bir terör örgütü gider başkası gelir’Davutoğlu Arap halklarının ve gençlerinin talepleri dinlenmeden yürütülecek mücadelenin sonuç vermeyeceğini ifade ederek “Bir terör örgütü gider başkası gelir” dedi:'3 sene önce 2011 yılında Arap Baharı başladığında, Arap gençleri sokağa çıktığında dünyadaki bütün diğer gençler gibi aynı şeyleri istiyorlardı: Daha çok özgürlük, daha çok refah, daha izzetli bir hayat, siyasi katılım ve liderlerin, ülkelerini idare edenlerin hesap verilebilir nitelikte ilişkiye sahip olması. Dünyada Avrupa’da, Amerika’da veya dünyanın her bir köşesinde gençlerin istediği taleplerdi. Ve 2011 yılındaki bu talepler 2012 yılında büyük bir ümit ortamı doğurdu. Ama 2013’ten bu yana bu taleplerin bastırılması ve maalesef uluslararası toplumun bu talepleri bastıranlara karşı etkin bir yöntem ve ilkeli bir tutum benimsememesi dolayısıyla IŞİD denilen yapı 2013’ün baharında doğdu. Yani bunu şunun için zikrediyorum: IŞİD bir neticedir, bir sonuçtur. Çok büyük bir tehlikedir, tehdittir ve mazur görülemez. Ama bir taraftan da IŞİD’e karşı verilen mücadelenin esas yürümesi gereken alanın siyasi, kültürel bir mücadele alanı olduğunu da herkesin fark etmesi lazım. Baskı altında tutulan kitleler ümitlerini kaybettiklerinde radikalize olurlar. Soruyu sormak lazım: Arap gençlerinin ümidini kim tüketti? Kim Arap gençlerinin Suriye’de, Humus’ta sadece ve sadece özgürlük isteyen, fikir özgürlüğü, onurlu bir hayat isteyen insanların ümidini tüketti? Arap dünyasının her bir köşesinde 2011 yılında büyük ümitler vardı. Büyük bir gelecek beklentisi vardı. Şimdi bu soruları sormadan yürütülecek bir mücadele teröre karşı mücadele anlamında bir gün belki başarıya ulaşır. Ama bir terör örgütü gider, başka bir terör örgütü gelebilir. Esas itibariyle Arap halklarının ve gençlerinin o haklı taleplerine saygı duymak gerekir. Bundan 5 sene önce, 10 sene önce El Kaide’yi konuşuyorduk. Ondan daha önce başka terör örgütlerini konuşuyorduk. Şimdi IŞİD’i. Bunun tek çözümü meşru siyasi yönetimler ve kendi halkına saygı duyan liderler. Biz bunu Türkiye’de de bütün bu süreçlerde çok ciddi tecrübeler sonucunda buraya geldik. Düşünün, Beşşar Esed halkını bombalamak yerine o halkı dinlemeyi deneseydi. Üstlerine kimyasal silah kullanmak, scud füzesi kullanmak yerine o gençlere kulak verseydi IŞİD ortaya çıkabilir miydi? Ya da Beşşar Esed bunları dinlemediğinde ve insanları katlettiğinde Bosna’da Miloşeviç’e karşı harekete geçen uluslararası toplum Suriye’de de kimyasal silah kullandığında Beşşar Esed’e karşı harekete geçseydi IŞİD doğabilir miydi? Vaktinde çözülemeyen krizler bir kartopu gibi daha bir yumak halinde önünüze geliyor. Ondan sonra da milyarlarca dolar harcamak, çok riskli operasyonlar yapmak ve çok daha fazla kan dökülmesi sonucunda bir netice almak zorunda kalıyoruz. Burada en önemli şey aynen tıpta olduğu gibi koruyucu hekimlik tarzında daha olay çıkmadan, kriz çıkmadan onu çözmeye dönük politikalar geliştirmek. Onun için şimdi biz bize dönük tavsiyede bulunanlara onu söylüyoruz: Kapsamlı bir strateji getirin, ilkeleri açık olsun. Sonucunda ne olacağını görelim. Her türlü katkıyı yaparız. Ama bunlar ortaya konmadan sadece bir tehdide dönük tek boyutlu bir mücadele bugün bir radikal örgütü tasfiye edebilir, radikalizme karşı gerçek bir zafer kazanılmasını ise mümkün kılmaz. Başka bir örgüt çıkar. O bakımdan kültürel, siyasi, askeri, ekonomik boyutları olan daha kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz'.‘IŞİD’in doğuşu 10 yıl öncesine gider’Davutoğlu IŞİD’i ortaya çıkaran faktörlerin 10 yıl öncesine kadar dayandığını belirtti:'Aslına bakarsanız DEAŞ’i (IŞİD) ortaya çıkarak faktörler bundan on sene öncesine kadar gider. İlk olarak biliyorsunuz Irak Kaide’si olarak ortaya çıktı. Amerika’nın Irak’a müdahalesi sonrasında. Sonra yapı değiştire değiştire, kendini bir anlamda dönüşüme uğrata uğrata geçen sene Mart ayında kendisini Suriye ve Irak’ı da kapsayan bir yapı haline dönüştürdü. Ne zaman DEAŞ yükselmeye başladı? Bağdat’ta ve Şam’da oturanlar çok geniş Sünni kitleleri tümüyle dışlayıp mezhepçi bir tutum benimsediklerinde hem Musul’dan Halep’e, Anbar’dan taa Humus’a kadar olan alanda, Rakka’ya kadar olan alandaki kitleler maalesef farklı arayışlara yöneldiler. Ama esas DEAŞ’ı burada ortaya çıkaran faktör Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden boşaltılan ve eski terör tecrübesi olan mahkûmlardır. İlginç bir şekilde, Ebu Gureyb ve Mezze Hapishaneleri’nden, Suriye ve Irak’tan çıkan bu mahkûmlar, tekrar bu Irak El Kaide’sini dönüştürdükten sonra uzun bir dönem Suriye rejimi IŞİD’le hiçbir savaş yapmadı. IŞİD’i hiç bombalamadı. Aksine aralarında taktik bir koalisyon oluştur. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nu havadan bombaladı. Özgür Suriye Ordusu’nun elinde tuttuğu şehirler, Cerablus’tu, Tel Abyad’dı diğer birçok şehir havadan bombardımana dayanamayınca çekildiğinde bombalanan yerlerdeki boşluğu IŞİD doldurdu. Suriye rejimi Özgür Suriye Ordusu’nun karşısına cesaretle savaşacak kara birlikleri çıkaramadığı için havadan bombaladıktan sonra bu IŞİD unsurlarının girebileceği bir yapı ortaya çıktı. Şimdi IŞİD’den muzdarip olan, Kürtleri temsil ettiğini iddia eden ama bütün Kürtleri temsil etmeyen PYD de uzun süre IŞİD’le yan yana yaşadı. Hem PYD hem IŞİD rejimle işbirliği yaptı uzun bir süre. Hepsinin de hedefi Suriye halkının haklarını korumaya çalışan Özgür Suriye Ordusu’nun alanını daraltmaktı. IŞİD bu yapı içinde ortaya çıktı. Sonra Irak’ta özellikle Sünni politikacılar Bağdat’ta yalnızlaştırılınca ve Musul’da ciddi bir tepki oluşunca Musul’a tekrar döndü ve geniş bir alanda kontrol imkânı buldu. Ama bu yapıların bir taşeron gibi farklı istihbarat örgütleri tarafından kullanılabildiği de geçmişte görülen örneklerdendir. Ama esas itibariyle burada Suriye rejiminin IŞİD’e çok güçlü bir taktik destek sağladığını da göz ardı etmemek lazım. Eğer Suriye rejiminin hava saldırıları olmamış olmasaydı Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet bu alanları boşaltmak zorunda kalmazdı'.‘Meseleyi sadece bir yere bağlamak doğru değil’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin Kobani’nin (Aynul Arab) düşmesini istemeyeceğini ancak meselenin sadece buraya bağlanmasının doğru olmadığını vurguladı:'Aynul Arab’ın düşmesini istemeyiz, Aynul Arab’ın düşmemesi için elimizden gelen katkıyı sağlarız. Ama bütün bu sorumluluğu Türkiye’nin üzerine yüklemeye kimsenin hakkı yok. Suriye’deki krizin sorumlusu Türkiye değil. Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Aynul Arabın düşmesi istenmiyorsa Aynul Arab’taki durumun diğer yerlere sıçramasına engel olmak lazım. Şunu sormak da herkesin hakkı; Peki Aynul Arabın düşmesi gerçekten bizi üzer ve düşmemesi için elimizden gelen katkıyı yaparız ama Rakka düşerken neredeydiler? Cerablus düşerken nerdeydiler? Musul düşerken neredeydiler? Musul’u terk etmediği için bizim başkonsolosumuz rehin alındı. Musul’u terk eden Irak ordusunun sorumluluğu nerede? Peki Azez düşerken neredeydiler? Şimdi dolayısıyla meseleyi sadece Aynul Arab’a bağlamak ve sadece bir yerdeki mücadeleye bağlamak doğru değil. Bizden bir şey talep eden, masaya kapsamlı bir strateji koyacak ve bu stratejinin uygulaması esnasında Türkiye’ye yönelecek mülteci gücünü nasıl engelleyeceğini de anlatacak. Orada da anlaşacağız. Bundan sonraki aşamada Suriye’de nasıl bir yapı doğacak, onda da anlaşmamız gerekecek. Yoksa IŞİD’e karşı mücadele ederken Suriye rejimini meşrulaştırmaya kesinlikle razı olmayız'.‘Mülteciler savaşmak isterse engel olmayız’Davutoğlu, IŞİD’e karşı savaşmak için Kobani’ye gitmek isteyenlerin durumuna dair şu ifadeleri kullandı:'Bunu daha önce Araplar da, Türkiye’de Arap nüfus da var Türkmen nüfus da var, onlar da giderek Suriye’de bunu yapmak istediler. Onlara da aynı politikayı takip ettik. Türkiye sınırı öyle bir sınır ki mesela Rasulayn’da, karşı tarafta Afrin’de ve Aynul Arab’ta her iki tarafta da Kürtler var, İdlib’te, Halep’te, Azez’de her iki tarafta Araplar var, Cerablus’ta ve Lazkiye’de her iki tarafta Türkmenler var. Eğer biz, ki bütün bunları kendimize kardeş kabul ederiz, onların giderek orda savaşmalarına izin verirsek, tüm Türklerin giderek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının savaşmalarına göz yummak gerekir ki, bunun doğurabileceği büyük bir kargaşa olur. Ama oradakilerin bulundukları yerlerde kendilerini savunmaları için neler yapılabilir, bunu tabii konuşmak gerekir veya Türkiye’ye gelen mülteciler Suriye’ye dönüp kendi toprakları için savaşmak isterse ona hiçbir zaman engel olmayız ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının giderek savaşmalarına göz yummak bir müddet sonra başka yerlerde başka talepleri de beraberinde getirir. Türkiye için bir Arabın bi Türkmene, bir Türkmenin bir Kürde, bir Kürdün bir Araba üstünlüğü yoktur. Herkes eşit şekilde bizim kardeşlerimizdir. Birine vereceğimiz hakkı diğerine de vermem gerekir bu da Türkiye-Suriye sınırını kontrol etmeyi imkansızlaştırır'.İran’ın Şii ekseni oluşturma çabasıDavutoğlu İran’ın Suriye meselesindeki rolüyle ilgili de şu ifadeleri kullandı:“İran’ın bu kuşakta bir Şii ekseni oluşturma çabası, ki bunu tasvir ettiğiniz şekilde bölgede Şii-Sünni gerilimin artıracak ve mezhep çatışmalarına yol açabilecek tehlikeli bir senaryo olarak değerlendiririz. Burada İran’la da bütün diğer ülkelerle de öncelikle mezhep temelli ayrışmalar karşısında bir araya gelinmesi gerektiğini düşünüyoruz ve buna inanıyoruz. Onun için biz kendi halkına zulmedene kadar da hiçbir ülke liderini şu veya bu mezhepten diye dışlamadık. Ama bölgeyi siyasi ya da mezhebi bir rekabet alanı halinde görmek ya da bu hale getirmek geleceğe yönelik çok fazla riski de beraberinde getirir”.“Suriye rejimi kendi halkına zulmetmeye devam ettiğinde, ki geçmişte iyi ilişkilerimiz olan bu yönetimle ilişkilerimizi kesmeyi ve Suriye halkının yanında olmayı tercih ettik. İran yönetimi ise Suriye yönetiminin yanındaki politikasını sürdürdü. Bu konuda görüş ayrılığımız var ancak herhangi bir çözüm çabası içinde her zaman herkesle görüşme iradesine sahip olduğumuzu sürekli vurgulayageldik. Ümit ederiz ki İran Suriye yönetimi üzerindeki gücünü kullanır ve Suriye rejiminin kendi halkına karşı gerçekleştirdiği bu katliamların durması yönünde çaba sarf eder”.“Bizim burada önemli olan temel ilkemiz insan haklarına saygı kendi halkına karşı merhamet ve şefkat gösterilmesi ve hiçbir şekilde zulme alet olunmaması. Hepimiz İsrail’e karşıyız ama bütün Ortadoğu ülkelerinin de bilmesi gereken gerçek şu ki İsrail’in öldürdüğünden daha fazla Müslümanı Suriye rejimi katletti. Biz bunu İranlı dostlarımıza çok söyledik. İsrail Gazze’deki camileri bombaladı Suriye uçakları da Halep’teki Humus’taki Şam’daki mescitleri teravih namazında Ramazan’da bombaladı. Bizim için nasıl mazlumun kimliği yoksa zalimin kimliği de yoktur”.Yabancı savaşçılar meselesiBaşbakan Davutoğlu, Suriye'deki yabancı savaşçılara karşı çıkılırken bir ayrım yapılmaması gerektiğini, Suriye'de Hizbullah, İranlı ve Rus akseri danışmanların da yabancı savaşçı olduğunu vurguladı:“Yabancı savaşçılara da karşı çıkanlar da, burada da herkesin ilkeli olması lazım, yabancı savaşçıya karşı çıkmalıyız ama Suriye’ye giren Hizbullah da yabancı savaşçıdır, Suriye’ye giren bazı İranlı veya Rus askeri danışmanlar da yabancı savaşçıdır. Ya bütün yabancıların Suriye’den elini çekmesi lazım hangi niyetle ve ne şekilde olursa olsun. Suriye’yi Suriyelilere bırakalım”.‘Dünyada ve bölgede üç çeşit ülke var’Davutoğlu, Ortadoğu'da vekalet savaşlarıyla üzerinde etki kurularak yönetilemez hale getirilen ülkelerin ne kendilerine ne de etki kuranlara faydası olduğunu söyledi:“Aslında bugün bölgede ve dünyada üç grup ülke var; Vizyonu olup kendi yönetim kabiliyeti olan ülkeler, bunlar yükseliyorlar, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyeti olanlar, bunlar yerlerinde sayıyor, vizyonu olmayıp yönetme kabiliyetine sahip olmayanlar, bunlar ciddi parçalanmalar içine giriyorlar. Maalesef bölgede birçok ülke vizyonunu da yönetme kabiliyetini de kaybettiği için ciddi parçalanmalar içinde. Bugün etki altına alındı dediğiniz, herhangi bir ülke tarafından, ülkelerin çoğu aslında yönetilemiyorlar, o etkinin de hiçbir ülkeye faydası olmuyor. Parçalanmış ve çatışmalar içine girdiğiniz bir ülke üzerinde etki kurduğunuzda size ne faydası olur o ülkeye ne faydası olur?”Al Jazeera
Gazetelerde Bugün | 16 Ekim Perşembe
Hürriyet: Yeni paket 7 geri adım Milliyet: Molotof atana bomba cezası Sabah: Kobani olayları isyan provasıydıVatan: Çözüm seçimden önce Taraf: 30 milyar dolar Türkiye'den kaçtı Akşam: Good morning AmerikaBirgün: Bayraktar'la ilgili 55 yeni dosya geldi Zaman: Terör gerekçesiyle özgürlükleri yok etme yasası; Her muhalifi tutukla, malına el koyCumhuriyet: Cadı avı başlıyorYeni Şafak: Restorasyon kanunları Sözcü: Muhalif herkes tehdit altında Star: 'Makul şüphe'nin acı gerekçesi 
Reklam
AB, Ebola İçin Olağanüstü Toplanıyor
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sağlık bakanları, Ebola salgınına karşı alınacak önlemleri görüşmek üzere bugün Brüksel'de bir araya geliyor.Toplantıda, salgının etkili olduğu Batı Afrika ülkelerinden gelen yolcular için tarama uygulamalarının öne çıkması bekleniyor.İngiltere geçen hafta büyük havaalanları ve tren istasyonlarında virüs için tarama uygulaması başlatmıştı.Havalimanı işletmecilerinin çatı örgütü ACI Europe'dan konuyla ilgili yapılan açıklamada, 'Gereksiz önlem ve kaygılara engel olmak amacıyla alınacak muhtemel önlemlerin koordine edilmesi' istendi.Ebola salgınının en çok etkili olduğu ülkelerin başında gelen Liberya, Sierra Leone ve Gine'ye halen Air France ve Brussels Airlines direkt uçak seferleri düzenliyor.Bu arada Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre Ebola salgınında ölenlerin sayısı 4 bin 400'ü aştı. DSÖ, virüse karşı gerekli önlemlerin alınmaması halinde şu anki veriler ışığında aralık ayının başından itibaren her hafta 5 bin ilâ 10 bin yeni vakanın ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.Deutsche Welle Türkçe
Reklam
Reklam
10 Örnekte Türkiye Siyaseti'nin Doğruluk Payı
'IŞİD bari işkence yapmıyor' diye tweet atan AK Parti Ankara Milletvekili Emrullah İşler, her ne kadar attığı tweeti gelen tepkiler üzerine silse de yapılan araştırmalar gösteriyorki, IŞİD sayısız işkence uygulamasıyla Ortadoğu'da terör estirmeye devam ediyor.Kaynak: 'İŞİD öldürüyor ama işkence yapmıyor.'
"Önemli Olan Parayı Doğru Kullanmak"
Sarı kırmızılıların olağanüstü seçimli genel kurulunda başkan seçilebilmek adına Duygun Yarsuvat ile yarışa giren Alp Yalman, kulübün gündemini değerlendirdi.Galatasaray 'ın başkan adaylarından Alp Yalman , TRTSpor 'da yayınlanan Yüz Yüze programının canlı yayınına katılarak projelerini anlattı ve kendisine yöneltilen sorulara yanıt verdi.'Neyi nasıl yapacağımızı tahmin ederek ve hesaplayarak geldik'Yalman , merak edilenlere açıklık getirdiği sırada şu ifadeleri kullandı:'Bu bir mücadele değil, hizmet takdiridir. Galatasaray 'da adet olan budur. Galatasaray verilecek olan hizmete, samimiyete bakar ve ona göre kararını verir. Kavga söz konusu değil. Ben başkanken Duygun Yarsuvat divan başkanıydı. Boş kalmasın diye değil, Galatasaray 'ın içinde olduğu problemlerin çapı ve derinliği bildiğimiz şeyler. Arkadaşlarım ile Galatasaray 'dan başka bir şey konuşmuyoruz, bize yabancı değil bu sorunlar. Neler yapılması gerektiğini çok arkadaşım ile konuştum. Kaos olmadan, onun için oraya geldiğimizde neyi nasıl yapacağımızı tahmin ederek ve hesaplayarak geldik.''Oyuncu göndermeden onların yerine yenilerini koymak aklı başında bir iş gibi gelmiyor'' Galatasaray 'ın bugün kadrosu 40 küsür futbolcu. Bunların bir kısmı kadro haricinde. Bir takım ya acelecilikten ya da başka bir nedenden optimum faydayı temin edecek kadroyu kurmuş değiller. O kadronun içinde yüzde yüz iyi oyuncular da var. Onları nasıl bir takım haline getireceğini, mevcut hoca ile oturup konuşacağız. Ben tanışmadım onunla ama biliyorum. Söylemlerini dinledim. Gayet aklı başında bir insana benziyor. Ne yapmak istediğini, takıma nasıl baktığını, ihtiyaçlarının ne olduğunu ve bu ihtiyaçları hangi şartlarda yerine getirebileceğimizi konuşacağız. Galatasaray 'da mali durum ortadayken, oyuncu göndermeden onların yerine yenilerini koymak aklı başında bir iş gibi gelmiyor.''Altyapı imalathanenin önemli parçası olmalı''Ben Galatasaray 'da 73 senesinde göreve başladığımda ilk görevim gençlik sorumluluğuydu. O genç takım, Türkiye Şampiyonası'nda finali oynadı. O takımdan Galatasaray 'ın asıl kadrosuna Cüneyt, Şükrü, Turgay gibi çok kıymetli oyuncular geldi. Galatasaray 'ın altyapısı imalathanesinin önemli parçası olmalı.''Bir şey yapılacaksa onun en iyisiniGalatasaray'a uygun şekilde buluruz''Bana makul ve işini bilen bir insan izlenimini bırakıyor Prandelli . Ondan sonra kararımızı vereceğiz. Eldeki malzemeyi yoğurup hazırlayıp futbol taktiğini uygulayan bir futbol düşünürü olmak gerek. Ben Mustafa Denizli 'yi ağzıma hiç almadım. Adetim de değildir. Eğer bir şey yapılacaksa onun en iyisini Galatasaray 'a uygun şekilde buluruz.''Galatasaray'ın normal şartlarda Sneijder gibi bir oyuncuyu göndereceğini zannetmiyorum'' Sneijder 'in gitmesi için bir neden mi var? Onun mukavelesi devam ediyor. Galatasaray 'ın normal şartlarda Sneijder gibi bir oyuncuyu göndereceğini zannetmiyorum. Onun gidip gitmek istediğini ise bilmiyorum. Böyle bir şey söz konusu olmamalı.''Pahalı düşünmek iyi düşünmek demek değildir''Kulüplerin gelir seviyeleri eskiler ile kıyas edemeyecek şekilde fazla. Önemli olan parayı doğru kullanıyor olmak. Pahalı oyuncu almak iyi oyuncu almak değil. Pahalı düşünmek iyi düşünmek demek değildir. Ayağını yorganına göre uzatmalı. Galatasaray veya başka bir kulüp mali sıkıntıya giriyorsa onun altındaki gerçek bu.''Takımlar birbirine dostluk eli uzatmazsa problemler konusunda çare bulunamaz''Spor müsabakalarının olduğu yerde rekabet var, ama rekabet husumet değil. bütün takımlar birbirine dostluk eli uzatmazsa müşterek problemler konusunda çare bulunamaz. Bunlardan birisi Passolig. Tribünlere seyirci gelmiyor, neden? Bu husumet ortamı neticesinde doğan anarşi yüzünden. Hangi takımın seyircisi rakip takımın stadına gittiğinde dayak yer miyim diye düşünür. Kulüplerin önce birbirine yardım elini uzatması gerekiyor.''Ülkemizde dostluğa ihtiyacımız var''Hiçkimse bir dehşet ortamında olmak istemez. Bu demek değildir ki bana eğer o görev tevdi edilirse, Galatasaray 'ın kılını kimseye ellettiririm. Buna kimse cesaret edemez. Galatasaray 'ın menfaatlerini her şeyin üzerinde tutarım. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Galatasaray 'a ne madden ne manen kimse dil uzatamaz halel getiremez. Bizim için en önemlisi Galatasaray duruşu, Galatasaray kardeşliğidir. Onlarda aynı düşüncede olacaktık. O yüzden birbirimize zarar vermemek, rekabeti yürütmektir. Dostluk her zaman kuvvettir. Ülkemizde böyle bir dostluğa ihtiyacımız var.''İnsanlar maça alıştıkları için gidiyorlar''PassoLig, E-Bilet maça gitmeyi zor bir hale getiriyor. İnsanlar maça alıştıkları için gidiyorlar. O alışkanlıklarını bırakırlarsa, televizyondan seyretmeye alışırlarsa seyirci bulmakta daha da zorlanacaklar.''Kaptan Sabri'ye, Eboue'ye yapılan muamelenin bir değişiğinin yapılması lazım''Raporları görmem lazım. Neden böyle bir şeye karar verildiğini görmem lazım, ancak burada başka bir şey var. Eboue ile Sabri aynı değil. Sabri altyapıdan yetişmiş. Sabri kalabilir hatta başka takıma da gidebilir, ama kaldığı müddetçe o oyuncunun Galatasaray camiası içindeki haysiyeti rencide edilemez. Galatasaray 'a layık değilse gönderilir. Kaptan Sabri 'ye, Eboue 'ye yapılan muamelenin bir değişiğinin yapılması lazım. Galatasaray forması ağırdır. Doğru taşıyor olması lazım. Yabancıların Galatasaray lı olmasını beklemiyorum, ama düzgün profesyoneller olması gerek.'Spor365
ABD, IŞİD Operasyonunun Adını Koydu
ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM), Irak ve Suriye'de 8 Ağustostan bu yana IŞİD'e karşı yürütülen operasyona 'İçsel Çözüm' adını verdi.CENTCOM'dan yapılan açıklamada, 'İçsel Çözüm' adının operasyonun şimdiye kadar ki bölümünün yanı sıra gelecek operasyonları da kapsayacağı belirtildi.CENTCOM yetkilileri, 'İçsel Çözüm' adının, Irak, Suriye ve bölgenin yanı sıra tüm dünya için tehdit oluşturan terörist örgüt IŞİD'i ortadan kaldırmaya yönelik, ABD ve koalisyon ülkelerin sarsılmaz taahhüdünü yansıttığı için seçildiğini dile getirdi.Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK (DHA)
Bilirkişi Raporuna Göre; 'Dünyanın En Büyük Adliyesi'nde Yangın Sistemi Çalışmıyor
‘Dünyanın en büyük adliyesi’ olarak tanımlanan Kartal’daki İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nın inşaatında usülsüzlük iddialarına ilişkin hazıralanan bilirkişi raporuna göre, adliyede x-ray cihazı ve el dedektörleri eksik, yangın sistemi ise çalışmıyor.Üç yıl geçti, eksiklikler tamamlanamadıAdliyenin yapımında kusurlu ve noksan imalatlar bulunmasına rağmen bu işleri tamamlanmış göstererek, geçici kabul işlemini sağladığı öne sürülen yedi kişi hakkında açılan davada bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı.Eksik olduğu belirtilen 810 kalemin tespitinin yapılması için, mimar, inşaat, elektrik ve makine mühendislerinden oluşan dört kişilik bilirkişi heyeti, adliyenin 239 bölgesinde incelemelerde bulundu.39 sayfadan oluşan bilirkişi raporunda, 810 kalemden ‘geçici kabul’ sonrası yapılan işlemlerin listesi hazırlandı. Yaklaşık üç yıldır faaliyette olan adliyede eksikliklerin tamamlanamadığı tespit edildi.Yangın sistemi çalışmıyorBilirkişi raporunda adliyenin peyzaj ve mimari yönünden eksik olan 280 kaleminden 82’sinin, mekanik yönünden 202 kalemden 94’ünün, elektrik tesisatı yönünden ise 328 kalemde eksik imalatın tespit edildiği belirtildi.X-Ray ve metal kapı ve el dedektörü yönünden sekiz kalemin eksik olduğu ifade edilen raporda, yangın sistemlerinin çalışmadığı için yangın algılama sistemi ile entegrasyonunun yapılamadığı ifade edildi.Eksiklikleri adliye tamamlıyorSanık yüklenici firmanın adliyenin yapım işlerini bir noktaya kadar bitirdiği, geçici kabul sonrası adliyeye taşınmanın gerçekleşmesi sonucu elindeki malzemeleri adliyenin teknik servisine teslim ederek sahayı terk ettiği anlatılan raporda, geri kalan eksiklerin adliyenin teknik ekiplerince ve dışardan satın alınan hizmetlerle tamamlandığının anlaşıldığı kaydedildi.Davaya üç sanık daha eklendiÖte yandan yedi kişi hakkında ‘Edimin ifasına fesat karıştırma’ suçundan üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davaya üç sanık daha eklendi.Mahkemenin bulunduğu ihbar üzerine, aynı suçlamayla yüklenici firma olan Şira Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi’nin ortağı Fatih Gürpınar ve Hanifi Kaya, yüklenici firma hissedarlığını ve müdürlüğünü yapan Şakir Bakır hakkında dava açıldı.Diken
Reklam