'12 Monkeys' Dizisinin Fragmanı Yayınlandı
SYFY’ın bir süre önce duyurduğu 1995 yapımı aynı adlı filmden uyarlanacak olan 12 Monkeys (12 Maymun) dizisinin fragmanı yayımlandı. Dizi, 2015 yılında gösterilmeye başlanacak.12 Monkeys dizisinin fragmanına geçmeden önce konusuna kısaca değinelim. Yıl 2035 ve insanlık yok olmak üzeredir. Bir salgın nedeniyle insanların büyük çoğunluğu ölmüştür ve geriye kalanlar da küçük topluluklar halinde yer altında yaşamak zorunda kalmışlardır. İnsanoğlu ne zaman yok olmakla karşı karşıya kalsa her zaman bir çözüm yolu bulmuştur. Bu defa da zamanda yolculuk yapmanın bir yolunu bulurlar ve test amacıyla eski bir mahkumu (James Cole) geçmişe yollarlar. James Cole kendisini geçmişte bir akıl hastanesinde bulur. Klasikleşmiş bir şekilde başlarda kimse bu mahkumun gelecekten geldiğine ve salgına inanmaz.Dizide James Cole rolünü Aaron Stanford üstleniyor. Amanda Schull, Kirk Acevedo, Noah Bean gibi isimler de Aoran’a eşlik ediyor. Oyuncuların SYFY ile şu anda 10 bölümlük anlaşmaları bulunuyor fakat bunun dizinin popülerleşmesine göre değişebileceğini de belirtelim.Süper Karga
Yaya Algılama Teknolojisi Kazaları Önleyecek
Otomobillerimiz giderek akıllanırken, insan müdahalesinin azaldığı bir ortamda kazaların da önüne geçmek mümkün hale geliyor.İki büyük otomobil üreticisi Ford ve Honda yaya algılama ve fren sistemleri üzerindeki çalışmalarını tamamladılar ve bu özelliğe sahip araçlarını yakında pazara çıkartıyorlar. Yeni otomobiller kişileri tespit ederek, sürücüyü uyarıyor ve çoğu zaman da fren yapmasına yardımcı olmak için radar ve kamera sistemlerini birleştiriyor. Böylece birlikte bu yaya güvenliği özelliklerine liderlik eden Lexus, Mercedes-Benz, Subaru ve Volvo’ya katılıyorlar.Çoğu sistem 15 ile 30 km/saat hızlarında mükemmel çalışıyor. Hızlar 50 km/saate yaklaştıkça algı için gerekli süre kısalıyor ancak en azından aracını hızını düşürmek mümkün oluyor. Böylece yayalara yüksek bir hız yerine daha düşük hızlarda çarparak hasarı en aza indirmek mümkün hale geliyor.Ford’un Teknolojisi: Pre-Collision Assist with Pedestrian DetectionFord’un sistemi Pre-Collision Assist with Pedestrian Detection (yaya algılamalı çarpışma öncesi destek) olarak adlandırılıyor. Radar ve optik (kamera) teknolojilerini birleştiren sistem diğer sistemler gibi öndeki araç ile mesafe hızla azaldığında uyarıyor ve sonra kazayı önlemek için ya hız kesiyor ya da fren yapıyor.Honda’nın Teknolojisi: Pedestrian Collision Mitigation Steering SystemHonda çatı terim “ Honda Sensin g” altında tanımladığı yayaların ve yakındaki araçların üstesinden güvenle gelecek bir sistem sunduğunu söylüyor. Yaya güvenliği sistemi Pedestrian Collision Mitigation Steering System (yaya çarpışması azaltma idare sistemi) olarak adlandırılıyor. Radyatör ızgarasında milimetre dalgalı bir radar ve ön camdaki bir video kamera aracın önündeki ve yanındaki yayaları sezebiliyor. Yoldaki yayaların normalden fazla yakınlaşması durumunda araç yayadan uzağa doğru yön değiştiriyor ve belli ki bunu yaparken gelen başka araç olup olmadığına dikkat ediyor.Yayaları korumak için diğer özelliklerRadarlar iyi görse ve optik kameralar da geceleri kısa mesafede yeterli performans sunsa da BMW ve Mercedes-Benz gibi otomobil üreticileri objelerin yaydığı ısıları yolun kızılötesi görünümüyle birleştiren kızılötesi gece görüş sistemlerinde uzmanlaşıyorlar. Bu BMW/Mercedes sistemleri çok ışınlı ve yönlendirilebilir farlarından birini çözerek yayanın ayağına tutup üç kere yakıp söndürebiliyor. Ayrıca geyik ve diğer büyük hayvanların üzerine ışık tutabiliyor. Amerika’da bu sistemler ABD güvenlik standartlarına uymak için basitleştirilmiş durumda.Yaya algılama nerede yetersiz kalıyor?Yaya algılama gündüzleri gece olduğundan daha iyi çalışır. Çarpışma önleyici sistemler (özellikle sadece optik olanlar) kar ve yağmurdan etkilenebilir. Otomobil üreticileri ayrıca yayaların kesinlikle çarpılmayacağı maksimum hız konusunda da emin değiller.Radar ve kamera teknolojileri üçüncü partiler tarafından üretildiği için 2 veya 3 yıla kadar tüm otomobil yapımcıları bir şekilde yaya algılama sistemi sunmaya başlayacaklar. Tüm araçlarda nasıl USB girişleri bir standart halini aldıysa bu tarz teknolojilerin de birer standarda dönüşmesi için önümüzde sadece bir kaç yıl bulunuyor.Özellikle elektrikli otomobillerin yaygınlaşmaya başladığı bir dönem içindeyiz. Bu tarz yenilikçi teknolojiler sayesinde otomotiv dünyası yeni bir çağın içine giriyor. Akıllı ve elektrikli otomobiller Türkiye’nin kaçırdığı otomotiv üretim trendlerini tekrardan yakalaması için bir fırsat oluşturuyor.TechInside
Ağaçlar Kesildi, Domuzlar Şehre İndi
Tarabya sahilinde kıyıda yüzen yaban domuzu çevredekiler tarafından denizden çıkarılarak belediye ekiplerine teslim edildi. Yaban domuzu Belgrad Ormanı’nda doğaya salındı.Hasan Yıldırım ’ın Doğan Haber Ajansı’ndaki haberine göre, Garipçe Köyü civarında ormandan denize düştüğü tahmin edilen yaban domuzu, akıntıyla birlikte sürüklenerek Tarabya açıklarına kadar geldi.Akşam saatlerinde Tarabya Otel’in önünde balık tutanlar, kıyıya çıkmaya çalışan domuzu görünce polise ve belediye ekiplerine haber verdi. Bu sırada, çevrede toplananlar ve polis ekipleri kıyıdaki domuzu kurtarmak için çalışmalara başladı. İp yardımıyla denizden çıkarılan domuz, ayakları bağlanarak bekletildi.Uzmanlar, 3. İstanbul'da çarpık ve yanlış yapılaşmanın, ekolojik sistemi bozduğunu belirterek, domuzun bu yüzden kaçtığını söyledi.Daha sonra gelen Sarıyer Belediyesi ekiplerine teslim edilen domuz, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin gözetiminde Belgrad Ormanı’nda doğaya salındı.
'Bulunduğum Yer Bir Zindana Dönüştü'
CHP'den istifa eden Ankara milletvekili Emine Ülker Tarhan, bir basın toplantısı düzenleyerek CHP'nin seçim politikasını, yenilgileri zafer olarak sunuşunu benimsemediğini, partiyi yönetenlerin CHP'nin öneminin idrakinde olmadığını söyledi.CHP'den istifa ederek bağımsız Ankara Milletvekili olan Emine Ülker Tarhan, TBMM'de bir basın toplantısı düzenleyerek istifasının arka planını anlattı.Tarhan; 'Kurultayda, öfke hezeyanları, masaya vurulan yumruklar arasında bir aydınlık bir ışık aradım ama bulunduğum yer bir zindana dönüştü. O yumruklar aslında siyasal anlamda iktidara atılmalıydı ama olmadı. Taban masaya yumruk filan değil iktidar istiyordu aslında. Şimdi, geride benimle aynı tıkanıklık hissini yaşamakla birlikte ses çıkartmayan pek çok iyi insanı da bırakmak pahasına ayrıldım CHP' den. Ayrıldığım kapı kıymetlidir, kurucu partidir. Sorumluluğu vardır, ne yazık ki, yönetenler bunun idrakinde değil' dedi.'Her yenilgiye zafer diyen tekrarlardan sıkılmıştım'Olanlara itirazı olduğunu belirten Tarhan, “CHP, ya kendini kandırmaya devam edecek ya da yeni bir yol seçecek demiştim. Yol filan seçmedi 'yalancıdan başbakan olmazdı ama bak ne oldu?' sorusu kulaklarımda çınlıyordu. Her yenilgiye zafer diyen, her yenilgiyi bir şezlonga yükleyen, tekrarlardan sıkılmıştım, yeni bölüm yazalım istiyordum. Bir an için başka bir dünya mümkün diyenlerin umutlanmasını istemiştim. Olmadı. Yine delege hesapları, kurultay kurnazlıkları. Bu kadar kurnazlık kurgulayabilenler halktan oy almaya gelince niye yeterli olmuyor, anlamıyorum. Türkiye'nin bu olağanüstü döneminde genel seçimde AKP'nin anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşması, Cumhuriyetle hesaplaşma, iç ve dış tehditler, güçlü bir iktidar alternatifi yaratmayı zorunlu kılmışken, çözüm arayışlarının önü kesildi. Bana içerde mücadele etmedi diyorlar, elimden geleni fazlasıyla yaptım. Bakın, beni bir kez dinlediler ama bu kez de yanlış anladılar' dedi.'Tıpış tıpış söylemine karşı Gezi tarzı kitlesel eylem sergilendi'Son seçimde seçmenin yeni bir siyasal tavır ve duruş geliştirdiğini belirten Tarhan; 'Özellikle tıpış tıpış söylemine karşı, aslında bir tür Gezi tarzı kitlesel eylem sergiledi. İçine sinmeyen adaya pasif direniş geliştirdi. Milyonlar sandığa gitmedi. Ya da geçersiz oy kullandı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez böylesine geniş ve kitlesel bir boykot olmuştur. Bu şezlong sığlıkları ile açıklanamayacak kadar anlamlıdır. İç Anadolu ve Karadeniz de mi tatildeydi, şezlongtaydı da oy alınamadı? Bunun ciddiyetle tahlili gerekir. Zira seçmenler bunu siyasal duruş yöntemi olarak uygulamıştır, gerektiğinde yine kullanacaktır. Bu sessiz sesi duymak gerekir' dedi.Bir gazetecinin, 'Yeni bir siyasi parti veya başka bir partiye geçmeyi düşünüyor musunuz?' sorusunu Tarhan, 'Ben yalnızım gördüğünüz gibi ama yalnız değilim. Önümüzdeki dönemdeki siyaset kararımı ve planlarımı toplumun beklentileri belirleyecektir. Benim açıklamadığım her şey gerçeğe aykırıdır' diye cevapladı.HaberSol
Erdoğan'ın 'Sigara İçiliyor' Diye Çıkıştığı Kafeye Kaymakamlık Ceza Kesti
Esenler Kaymakamı Yüksel Ünal, 'Burada takdir hakkımızı kullandık. Bu hakkı da ben, üst sınırdan ceza kestirerek kullandım' dedi.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ’ın dün, sigara içildiği için tepki gösterdiği kafeye 6 bin TL ceza kesildi. Kafenin sahibi Deniz Ayvaz , daha öncede bir cezaları olduğu için kesilen cezanın yüksek olduğunu ifade etti. Esenler Kaymakamlığı birimleri mekana kesilen cezada 'takdir hakları'nı kullanarak üst limit olan 6 bin liradan ceza kesti. Esenler Kaymakamı Yüksel Ünal , üst sınırdan kesilen ceza için 'Takdir hakkımı kullandım' dedi.Hürriyet Gazetesi 'nin haberine göre, Esenler Kaymakamı Yüksel Ünal, söz konusu işyerine bu yılın başında da bir ceza kesildiğini ifade ederek 'Dün de ikinci kez yaşandı. Konu kamuoyuna mal oldu. Cumhurbaşkanı gördü. Televizyonlar çekti. Ceza kesme yetkimiz bin 200 lira ile 6 bin lira arasında. Burada takdir hakkımızı kullandık. Bu hakkı da ben, üst sınırdan ceza kestirerek kullandım. Eğer bir yıl içinde üçüncü kez sigara içilmiş olsaydı kapatma cezası verirdik. Burda da süre 10 gün ile 30 gün arasında değişiyor. Böyle bir durumda kapatma cezasını da üst sınır olan 30 günden verirdim' dedi.Olay dün yaşandıCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Esenler’de katıldığı tören sonrası kısa bir süre ilçede beraberindekiler ile yürüdü. Erdoğan ve beraberindeki kalabalık, Davutpaşa Caddesi’ne geldiklerinde kısa bir duraklama yaşandı. Bu sırada Erdoğan, ‘Esenler Samsi Cafe’ isimli mekânın ikinci katında bulunan kişilere yönelik “Cezai müeyyidesi var” dedi ardından, hemen yanında bulunan Esenler Belediye Başkanı Teyfik Göksu’ya, “Zabıtalarınızı hemen gönderin” diyerek ceza kesilmesini istedi.Cezaya itiraz hakkı varCeza işlemi için Esenler Kaymakamlığı devreye girdi. Samsi Cafe'ye gidilerek kesilen ceza tutarı tebliğ edildi. Tutanakta şirkete kesilen ceza 6 bin lira olarak belirlendi. Kafenin sahiplerinden Deniz Ayvaz'ın da imzaladığı tutanağa itiraz hakkı bulunuyor. Bunun için 15 gün içinde Sulh Ceza Hakimliği'ne başvurulması gerekiyor.Zabıtalar dün akşam gittiDikkatlerin çevrildiği Samsi Cafe’nin ortaklarından Deniz Ayvaz, hurriyet.com.tr’nin soruları üzerine, dün yaşananlar ve sorasına ilişkin şunları söylemişti, “Cumhurbaşkanı’nın geçişi sırasında kafede bir yoğunluk oluştu. Zaten tören sırasında da, polisler, zabıtalar bizim kafedelerdi. Tam geçiş sırasında kafenin alt katında bulunan veya çevreden kişiler de bizim kafeye geldi; Cumhurbaşkanı’nı görmek için. O sırada biri sigara içmiş. Bizim müşterimiz de değil. Dün akşam zabıta geldi. Sigara içen kişi tespit edilemedi. Bu da tutanak altına alındı. Biz de imzaladık tutanağı. Zabıta bize herhangi bir ceza kesmedi. Zaten cezayı zabıta değil İlçe Sağlık birimleri kesiyor. Bugün ceza kesilir mi bilemiyorum.”T24
Reklam
Kobanê'de İlaçları, Cephede Yaralananlar Kullansın Diye Halk Hastaneye Gitmiyor
Dayanışmanın hakim olduğu Kobanê’de yaşayanların temel talebi insani yardım koridorunun açılması.IŞİD ile Kürt güçlerinin çatışmalarının sürdüğü Kobanê'de yaşayan insanlar, zorunlu olmadıkça geceleri dışarı çıkamıyor. Zaten birçok insan yıkıntılar içindeki kentten göç etmiş veya burada hayatını kaybetmiş. Karasinek ve koku istilasındaki kentte yaşayan hayvanlar da aç ve susuz. Özgür Gündem muhabiri Ersin Çaksu , Kobanê'deki gözlemlerini anlattı.Ersin Çaksu’nun BBC Türkçe’deki “Kobanê'deki 50 günüm: Ölülerine ağlamayan kent” başlıklı haberi şöyle:Daha önce de gelmiştim buralara. Ama o zamanlar gördüğüm sivillerden birçoğunu artık göremiyorum. Kimi göç etmiş, kimi çatışmalarda hayatlarını kaybetmiş.Kentin doğu tarafı çatışmalar, havanlar, IŞİD militanlarının bomba yüklü araçlarla yaptığı saldırılar ve hava operasyonlarından dolayı enkaz görüntüsünde. Buralar bir zamanlar kentin varlıklı muhitlerindenmiş. Kentin güney tarafında ise yıkıntılar doğuya nazaran az olsa da, orası da viraneden farksız.Şehir savaşının verildiği Kobanê'nin doğu ve güney kesimindeki evlerin hepsi de açılan deliklerle birbirine bağlanmış. Artık hiçbir evin tek bir kapısı yok. Bu boş evlere girdiğinizde, hiç dışarı çıkmadan deliklerden ilerleyerek; bir evin salonundan öteki evin banyosuna, üçüncüsünün avlusundan komşu evin mutfağına geçerek, 4-5 sokak sonra kentin başka bir yerinden çıkıyorsunuz.Her sokağın başında delik deşik olmuş veya ters yatmış araçlar var. Uzunca bir zamandır temizliğin yapılmadığı kentte havaların soğumasıyla birlikte kokular biraz azalmışsa da, kent karasinek istilası altında.Kentteki sokak köpekleri ve kimi evcil hayvanlar açlık ve susuzluktan sefil haldeler. Artık silah seslerini kanıksamışa benziyorlar. Tavuklar ise silah seslerinden kulak zarları delinmiş olsa gerek, artık hiçbir sese tepki vermiyorlar.67 yaşında cephedePeki kentteki siviller ne yapıyor? Kentte bulunan sivillerin çoğu çocuklar, yaşlılar ve anneler. Yani çatışmaya gidemeyenler ya da gitmelerine izin verilmeyenler...Tabii bazı yaşlıların bu kuralı deldiğini de belirtelim. Mesela 67 yaşındaki Xelîl Osman . İki oğlu ile birlikte cephede direnen Osman, 'Gençler ölürken benim ölümden korkmamı mı bekliyorsunuz?' diye soruyor.Siviller, geceleri çok zorunlu olmadıkça dışarı çıkamıyorlar. Çıkmaları gerekiyorsa da genelde YPG'ye haber veriyorlar; YPG gönderdiği bir araç ve iki savaşçısıyla onları gidecekleri yerlere götürüp getiriyor veya işlerini görüyor. Bu da genellikle hastalık ve acil durumlarda gerçekleşiyor.Bir de sivillerin yaşadığı bölgelerde havan saldırıları veya başka tehditler olduğunda kısa süreli bir olağanüstü hal ile onların oradan tahliyesi ve yeni yerleşecekleri yerlere yerleştirilmeleri sağlanıyor. Bunun dışında geceleri pek hareket olmuyor.Evlerin içinde de geceleri hareketli bir hayat olduğu söylenemez. Havan topu saldırısı olur da toplu kayıp verilir endişesiyle, fazla toplantı olmuyor evlerde.Şu anda kentin güvenli bölgelerinde 4 bine yakın kişi yaşıyor. Oysa bir zamanlar 360 köy ve Kobanê merkezinde 400 bin kişi vardı.Kentte seyahat kolay. Yola çıktığınızda karşınıza çıkan ilk araç hemen yanınıza yaklaşarak 'İstediğin yere bırakayım' diyor ve istediğiniz yere götürüveriyor.Müthiş bir dayanışma ruhu var. Belki de bütün ağır saldırılara karşı 50 gündür Kobanê'nin düşmemesinin sırrı bu dayanışmada gizli.Dayanışma ruhuKentte artık her ev herkesin evi... Şu anda kimsenin kendi evinde yaşamadığını söylersek abartı olmaz. Daha önce köylerde yaşayan ve sadece ihtiyaçları için kente gelen birçok kimse şu anda artık 'şehirli'... Orada akrabalarının evlerinde yaşıyorlar. Daha önce şehirli olanların bir kısmı da büyük ihtimalle şu anda Til Şeîr, Suruç veya başka bir yerde kendi topraklarında göçmen hayatı yaşıyorlardır.Ev sahipleri, kış için stokladıkları peynir, konserve, reçel ve kurutulmuş sebzeleri ihtiyaç sahiplerine veriyor.Paranın değeri yokKentteki bazı evlerin kapıları açılıyor ve insanlar buralara yerleştiriliyor. Aynı zamanda kimsenin şahsi hiçbir şeyinin olmadığını ama herkesin de ihtiyaç duyabileceği birçok şeye ulaşma imkanının olduğunu söyleyebiliriz.Örneğin bir arabaya ihtiyaç duyulduğunda bir garajın kapısı açılıyor ve arabanın kime ait olduğu, plakası kanton yönetimi ve YPG tarafından daha sonra bedeli ödenmek üzere kayıt altına alındıktan sonra kullanılıyor.Kobanê'de geçim kaynağı tarım ve hayvancılığın yanı sıra kuyu kazıcılığıydı. Zira Fırat Nehri'ne 35 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen, Baas rejimi Kobanêlilerin kentlerine ve köylerine su götürmesine izin vermeyince halk da çareyi kuyu kazıcılığında bulmuştu.Bugün kentte hiçbir ticari aktivite yok. Para, altın ve değerli eşyalar da artık o kadar değerli değil.Kentte çalışan tek bir işyeri var; o da fırın. Buradan çıkan ekmekler de herkese dağıtılıyor. Diğer gıda malzemeleri de -ki bunların çoğu stoklarlardaki konserveler ve Kobanê'ye gönderilen yardımlardan oluşuyor- haftanın belli günleri herkese eşit bir şekilde şekilde dağıtılmaya çalışıyor. Tam bir komünal yaşam var.Kentteki aileler daha çok cephe arkası lojistik işleriyle uğraşıyor. Yakıt temini, araç ve jeneratörlerin tamiri (Bu arada kentte son bir buçuk yıldır elektriğin olmadığını hatırlatalım), yaralıların bakımı, cephedeki savaşçılara yemek yapmak, elbise dikimi, silah tamiratı, cephanelerin taşınması vs.'Ağlamayacağız'Gönüllülük temelinde herkes her işi yapıyor. Kentin mezarlığı şimdi çatışma bölgesi. Çatışmalarda yaşamlarını yitiren savaşçılar veya siviller kentte belirlenen bir yerde, fazla bir merasim yapılmadan gömülüyor.Mezarlıkta konuştuğum Xatûn isimli kadın, çatışmada yaşamını yitiren bir YPJ savaşçısını gömdükten sonra gözyaşlarını silerek, 'Şimdi ağlamayacağız. Gün ağlama günü değil. Kobanê özgürleşince iki defa ağlayacağım. Biri toprağa verdiğimiz evlatlarımız için, biri de onların mücadeleleri boşa gitmediği ve Kobanê özgürleştiği için sevinç gözyaşları olacak' dedi.Til Şeîr'deki durum daha kötü. Kobanê'nin doğusunda bulunan bu köyde sınır telleri ile tren hattı arasındaki mayınlı bölgede 5 bine yakın sivil var.IŞİD saldırıları başlayınca halk kurtarabildikleri üç-beş parça eşyayı alıp bu mayınlı bölgeye gelmiş. İlk geldiklerinde mayın yüzünden yaralananlar olduysa da, sonradan mayınsız bölgeye çekilerek yaşamayı öğrenmişler.Bazı ailelerin bütün üyeleri bir arada, bazıları ise ailenin bir bölümünü Suruç'a göndermiş. Kobanê ile Suruç arasındaki tek bağlantı telefonlar. Buradakiler oradakileri, oradakiler de buradakileri merak ediyor. Çünkü Suruçtakiler mülteci olarak hayatta kalmaya çalışırken, Kobanê'dekiler de IŞİD'e karşı savaşıyor.Kamyonet kasasında hayatTil Şeir'deki mayınlı arazide arabaların içinde, kamyonet kasalarında yaşayanlar var. Bulabilen çok az sayıdaki kişi de çadırlarda yaşıyor.Burada barınma imkanlarının olmamasının yanında su, yemek, temizlik, tedavi imkanları, temizlik ve tuvalet gibi ihtiyaçlar çok kıt. Burada görüştüğüm insanların çoğu 35-40 gündür banyo yapmadıklarını ve sıcak yemek yemediklerini dile getiriyor.Havaların soğumasıyla birlikte artık hastalıklar da başladı. Su ihtiyacı tankerlerle sağlanıyor. Ekmek ve gıdayı da Kobanê Kantonu hükümeti ve YPG karşılamaya çalışıyor.Mesela üç günde bir buradaki yurttaşlara un dağıtılıyor. Elli kilogramlık bir çuval un 5 aile arasında bölüştürülüyor. Diğer az sayıdaki konserve ve gıda malzemeleri de belirli aralıklarla dağıtılmaya çalışılıyor. Burada kime mikrofon uzatsanız, Türkiye'den yakınmalar işitiyorsunuz:'Suruç'ta bazı hayırsever insanlarımız bize ekmek ve eşya getiriyor, ama Türk askeri geçişlerine izin vermiyor. Bize burada kalmamamızı ve eşyalarımızı burada bıraktıktan sonra sınırı geçmemizi dayatıyorlar. Burada ölürüz ama toprağımızdan vazgeçmeyiz. Bize kendi topraklarımızda bir çare bulunsun.'Temel talepleri ise insani yardım koridorunun açılması. Konuştuğum birçok kimse köylerinden kaçarken sadece üstlerindeki kıyafetleriyle kaçtıklarını ve hiçbir şeylerini almadıklarını dile getiriyorlar.Daha önceki Kobanê ziyaretimde bazılarının evlerine de konuk olduğum bu insanların birçoğu köylerinde hali vakti yerine insanlardı.Ancak hepsi bir gece ya da bir sabaha karşı her şeylerini arkalarında bırakarak göç yollarına düştüler ve şimdi yardıma muhtaç durumdalar.Hemûdê Bekir isimli Kobanêli'ye daha önce Fırat Nehri'nin yanında küçük bir cenneti andıran Degirman köyündeki evinde konuk olmuştum.Bahçesinde birçok meyve ağacının bulunduğu o güzelim ev yerine şimdi Til Şeîr'de evi haline gelen traktör römorkunda ziyaret ediyorum. Gözleri yaşlı bir şekilde, 'Halimizi görüyorsun. Daha önce de gördün, şimdi de görüyorsun' diyebiliyor ancak.Doktora neden gitmiyorlar?Havada susuzluktan ya da çatışmalar nedeniyle telef olan hayvanların yaydığı koku var. Kentte beş hekim var, onlar da imkansızlıklar nedeniyle ancak pansuman yapabiliyor. Kentin üç hastanesi bombalandığından, bu beş doktor iki gözlü bir evde sağlık hizmeti veriyor.Til Şeîr'de hastalanan birçok kimseye 'Neden doktora gitmiyorsunuz?' diye sorduğumda verdikleri cevap, mücadelenin ortaklığını gözler önüne seriyor:'Bize bir şey olmaz. Zaten hastanede bir şey yok; olanları da biz harcamayalım. Çocuklarımız cephede savaşıyor, yaralanıyorlar. Ne varsa onlar için kullanılsın.'T24
Ideas Island: Girişimcilerin Fikirlerini Geliştirmesi İçin Ücretsiz Konaklamalı Adalar
Ideas Island; yaratıcı yazar ve profesyonel konuşmacı Fredrik Härén tarafından yaratılmış bir fikir olarak doğmuş. Fredrik Härén; insanların yalnız başına ve dış dünyadan bağımsız bir alanda daha yaratıcı olduklarını düşünerek 3 küçük adayı (Filipinler’deki Palawan Adası ile İsveç’te yer alan Vifarnaholme ve Svanholmen Adası) bu fikrini uygulamak için uygulama alanı olarak belirlemiş.Normal konaklamarda, ziyaretçilerden 1 haftalığına 1000 dolar konaklama ücreti alınmasına rağmen, ücret konusunda girişimcilerden herhangi bir talepte bulunulmadığını belirtelim.Konaklama süresi olarak genelde 1 haftalık bir zaman dilimi belirlenmiş. Bu süreden uzun konaklamak istemeniz halinde uygunluk durumuna göre sürenin uzatılabiliyor. Adaya 4-6 kişilik bir arkadaş grubuyla gelmeniz mümkün. Siz ve konaklamak istediğiniz arkadaşlarınız dışında adada başka kimse bulunmuyor. Yeme/içmenin ücretli olduğu adalarda, konaklama için bağış yapmak isteyen girişimcilerden alınan ücretler ise İsveç’teki evsizler için harcanıyormuş.Konaklamalar başvuru ile kabul ediliyor. Başvuruda bulunurken sizden bazı bilgiler isteniyor. Hangi fikir üzerinde çalıştığınız, neden bu adalarda kalmak istediğiniz gibi sorular soruluyor ve adalarda konaklamak isteyen girişimciler, bu başvurular arasından seçilerek belirleniyor.Amaçlarının iyi fikirlerin yaratılmasına yardım etmek olduğunu söyleyen Fredrik Härén; yalnız, rahat bir ortamda ve doğayla iç içe olunduğunda iyi fikirlerin daha kolay üretilebildiğine inanıyor.Türkiye’den bu adalarda konaklamak isteyen olur mu bilinmez ama bu adalara çok uzak olmayan girişimcilerden çokça başvuru alacağını tahmin edebiliriz. Giderek büyüyen şehirlerde, gürültü ve kargaşanın yarattığı yoğun yorgunluk hissinden uzak, bu gibi alanlarda yeni fikirler bulmak ve var olan fikirleri geliştirmek eminiz daha kolay olacaktır.Fredrik Härén’in inandığı gibi bu adalarda büyük fikirler filizlenir mi bilinmez ama günümüz girişimcilerinin istediği özel bir fikir alanının oluşmuş ve düşünülmüş olması ilerisi için umut verici.Webrazzi
Reklam
Tadından Yenmez, En İzlenesi 8 Türk Yapımı Animasyon Film
Karikatürist Bülent Üstün'ün oluşturduğu, Türk popüler kültürünün önemli yapıtaşlarından olan Şero, aynı isimli çizgi roman karakteri için yönetmen Mehmet Kurtuluş tarafından hazırlanmış olan, Türk yapımı bir animasyon filmidir.
Gezi Davasında 12 Kişiye Yakalama Kararı
Kocaeli'nde, haklarında dava açılan 236 sanığın yargılanmasına devam edildi. Mahkeme, duruşmaya katılmayan 12 sanık hakkında yakalama kararı çıkartılmasına karar vererek duruşmayı yarına erteledi.Kocaeli'nde, Gezi Parkı odaklı eylemler nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 236 sanığın yargılanmasına devam edildi. Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklardan Hakan Eroğlu, Hasan Gazel ve Lütfi Biçer ile avukatları katıldı.Duruşmada söz alan Eroğlu, suçlamaları kabul etmediğini belirterek, yürüyüşlere demokratik tepkisini göstermek için katıldığını savundu. Sanık Gazel de suçlamaları reddederek, yürüyüşe katılmadığını, iş bitiminin ardından çalıştığı kahvehanenin altında bulunan pasajda gözaltına alındığını öne sürdü.Sanıklardan Biçer ise yürüyüşlere katılmadığını, yol güzergahındaki Cumhuriyet Parkı'nda müdahale sırasında biber gazından kaçtığı sırada gözaltına alındığını iddia etti.Mahkeme, duruşmaya katılmayan 12 sanık hakkında yakalama kararı çıkartılmasına karar vererek duruşmayı yarına erteledi.Kocaeli'nde, Gezi Parkı odaklı eylemlere destek vermek amacıyla çeşitli tarihlerde düzenlenen gösterilerde, 'polise mukavemet, kamu malına ve esnafa zarar vermek' suçlarından 236 kişi hakkında dava açılmıştı. AA
Beşiktaş Taraftarı TFF'ye Yürüyecek
Yazılı bir açıklama yapan Beşiktaş taraftarları, önümüzdeki cumartesi günü Türkiye Futbol Federasyonu'nun (TFF) İstinye'deki binasına yürüme kararı aldı.Derbi öncesi Beşiktaş Başkanı Fikret Orman ile Fenerbahçe Başkanı arasında yaşanan polemiğin ardından derbi maçtaki hakem kararları da camiayı ayağa kaldırdı. Geçen sezon olduğu gibi bu sezonda Beşiktaş’ın engellenmek istediğini savunan siyah-beyazlılar “Adalet Yürüyüşü” kararı aldı. Gökhan Töre ve Olcay Şahan’a gösterilen kırmızı kartlar ile Fenerbahçeli futbolcuların kameralara yansıyan küfürleri siyah-beyazlılar oldukça öfkelendirmişti.TFF’yi protesto yürüyüşüyle ilgili “Büyük Beşiktaş Taraftarları” imzalı yazılı açıklama şöyle:“Hak için, Adalet için, Beşiktaş için,TFF’YE YÜRÜYORUZ !Beşiktaş’a karşı adaleti yok sayanlara “DUR!” demenin vaktinin geldiğini düşünüyoruz. Her sene değişik senaryolar eşliğinde aynı amaçlarla yürütülen bu düzen bir derbi sonrası daha açıkca gözler önüne serilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda akıllarda kalan en büyük soru işaretleri Galatasaray-Ankaragücü maçıyla başlamış, 101.yılımızda Samsunspor maçıyla, geçtiğimiz sezon ise Galatasaray maçıyla sürdürülmüştür. Bu sezon ise bazı tv kanallarında “Beşiktaş’ı şampiyon yapmak istiyorlar!” sözleriyle ilgili yerlere mesaj verilmiş, derbi öncesi rakip takımın sözde başkanı çıkıp tehtitler savurmuş ve sezonun en formda, Avrupa’da kök söktüren bir takım tepe taklak edilmiştir. Bu olanlar sadece örneklerin genellemesidir. Futbol ahlakı ile hiç bir bütünlüğü olmayan E.B. isimli şahısın teknik ekibimiz ve oyunlarımıza yaptığı hakaretleri dile dahi getirmeyeceğiz. Saygıdan, sevgiden, haktan, adaletten bahsedilerek Efsane Başkanımız Sayın Süleyman Seba’nın adının bu kahpe düzene alet edilmesini de kati surette istemiyoruz.Bizler hiçbir zaman Beşiktaşımıza ayrımcılık veya kayrılma gibi beklentiler içine girmedik. ŞEREF’imizle çıktığımız yeşil sahalardan HAKKI’mız ne ise onu alabilmeyi istedik. Fakat ne bir hak verildi ne de adalet yerini buldu. Bu düzen böyle gittiği sürece de Beşiktaş ne zaman fırtına gibi esip gürlese hak ve adalet çanları Beşiktaş için çalmamaya devam edecek. Fakat bizler bu düzeni bozacağız, bozmak için elimizden geleni yapacağız.8 sene boyunca Beşiktaş’ı türlü dertlere sokan bir adamın TFF Başkanı olduğu ve çanakcılarının TFF Yönetim Kurulu, MHK gibi makamlarda yer aldığı bir oluşumda Beşiktaş’a düşmanlık aramamak elde değil. Beşiktaş için kenetlenme vaktini şimdi şimdi başlatıyor, 7’den 70’e Siyah Beyaz renklere gönül vermiş herkesi, Beşiktaş JK Başkanı Fikret Orman’ı ve yönetim kurulunu bizimle birlikte 8 Kasım Cumartesi günü saat 14:00’da İTÜ-Maslak Metro İstasyonunda buluşarak İstinye’de ki TFF Binasına kol kola, omuz omuza adalet için yürümeye davet ediyoruz. Bilin ki, öfkemizin ve nefretimiz aşkımız kadar derin. Bu sebeple yürüyüş genelinde abi egomanyasıyla gelerek basın açıklması yaparak dönecek bir kişiyi dahi istemiyor ve hiç bir mikrofona veya kameraya konuşmayacağımızın altını çiziyoruz.”Amk Spor
Reklam
'1000 Oda Hangi Amaçla Kullanılacak?'
MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı TBMM gündemine taşıyarak, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun cevaplandırması istemiyle, 'Sarayın içindeki 1000 oda hangi amaçla kullanılacak?' diye sordu. MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın TBMM'ye verdiği Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yazılı olarak cevaplandırması istemiyle verdiği soru önergesi şöyle:'Atatürk'ten miras kalan Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Sarayı tartışmaları da beraberinde getirmiş, 1000 odalı olduğu söylenen sarayın maliyetinin de milyarlarca lira olduğu iddia edilmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardan beri süre gelen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları'nın Çankaya Köşkü'nü kullanma geleneğini de bitirmiştir. Bu sarayın yapımına harcanan maliyet kadar, bu büyük sarayın yıllık bakım masrafının nasıl ve nereden karşılanacağı da merak konusudur. Bu nedenle; Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın yapımına harcanan maliyet ne kadardır? Sarayın 1.000 odalı olduğu doğru mudur, sarayda neden bu kadar çok odaya ihtiyaç duyulmuştur? 1000 odalı olduğu iddia edilen bu sarayın odaları ne amaçla kullanılacaktır, bu kadar çok oda nasıl değerlendirilecektir? Yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı için Cumhurbaşkanlığı bütçesine konulan yıllık bakım ve onarım miktarı ne kadardır? Yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı 12'nci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan sonraki Cumhurbaşkanları tarafından da kullanılmaya devam edecek midir?'DHA
Ankara'da Ortaokul Öğrencisi Müdür Yardımcısını Vurdu
Ankara'da 8. sınıf öğrencisi müdür yardımcısını silahla vurdu.Ankara Esertepe'de bulunan Mustafa Necati Ortaokulu'nda okuyan Ulaş A. isimli ortaokul öğrencisi, okulun müdür yardımcısı Hayri Ö.'yü silah ile yaraladı. Olay yerine gelen 112 Acil Servis ekipleri, yaralanan müdür yardımcısına ilk müdahaleyi olayın meydana geldiği okulda gerçekleştirdi. 112 ekipleri, yaralı müdür yardımcısını Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürdü.8. sınıf öğrencisi Ulaş A.'nın olay yerinden kaçması sonucu emniyet güçleri çalışma başlattı. Kısa süren takip sonucunda Ulaş A. yakalanarak polis merkezine götürüldü. Bazı öğrenciler ise Ulaş A.'nın derslere girmediğini ve müdür yardımcısını yaralayan öğrencinin sürekli okuldan kaçtığını iddia etti. Polis olay ile ilgili soruşturma başlattı.DHA
Son 75 Yılın En Akılda Kalıcı 10 Şarkısı
'Zig-a-zig-ah' sözleri 20 yıl sonra bir şekilde tekrar zirveye oturdu ama bu sefer bambaşka bir şekilde. Spice Girls'ün çıkış şarkısı 'Wannabe' son 75 yılın en akılda kalıcı şarkısı oldu.7 milyon kopyası satılan ve 22 ülkede haftalarca zirvede kalan şarkı şimdi de, Amsterdam Üniversitesi ve Manchester Bilim ve Endüstri Müzesi'nin yaptığı araştırmaya göre, 1940 yılından bu yana 220 en çok satan şarkı arasından yapılan değerlendirmede 'en fazla akılda kalıcı şarkısı' olarak kayıtlara geçti. Araştırmacılar Hooked on Music adlı bir interaktif oyunla en çabuk tanıyabildikleri şarkıları belirlediler. Ortalamanın 5 saniye olduğu oyunda, Wannabe 2.3 saniyeyle birinciliği aldı.'Citizen Science Experiment' adı altında 12.000 katılımcıyla gerçekleştirilen deneyde Lou Bega'nın Mambo Number 5 şarkısı 2.48 saniyeyle ikinciliği, Eye of the Tiger 2.62 ile üçüncülüğü aldı. Araştırmanın başındaki isim Dr. John Ashley Burgoyne ' Biz öncelikle müzikle ve hafızayla ilgileniyoruz ve neden insanların bazı şarkıların belirli kısımlarını akıllarında tuttuklarını araştırıyoruz.' dedi. 'Bazı şeyleri birkaç kez duyarsınız ve 10 yıl sonra hatırlarsınız. Ancak diğer şarkılar için, daha fazla duysanız bile tanıdık gelmez.'Burada önemli olanın ise melodi olduğu vurgulanıyor. Ayrıca müzikal belleğin nasıl çalıştığının kavranabilmesi için çalışmaların devam edeceği de söylenmiştir. Ayrıca bahsedilen Hooked on Music oyununa buradan ulaşıp, siz de kendinizi test edebilirsiniz.
Reklam
Fazıl Say'dan Macbeth Yasağına ‘Yorumsuz Yorum’
Fazıl Say, kendi eserlerinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası programından çıkarıltılmasının ardından ‘Macbeth’ oyununun da Devlet Tiyatroları programından çıkarılmasını ironik bir dille eleştirdi.Say, “Bugün öğreniyoruz ki, 500 yıl önce yazılmış Şekspir’in ünlü Machbeth oyunu da DT programından çıkarılmış. Eserin konusu biraz iktidar hırsı biraz devlet entrikaları. Yoruma gerek kalmıyor” diye yazdı.Say, “Çok tuhaf ve çok acıklı durumlar” başlıklı yazısında kendi eserlerine yönelik tutum ve Macbeth adlı oyunun Devlet Tiyatroları programından çıkarılması hakkında şunları yazdı:“Kültür Bakanlığı CSO sansür konusu ile ilgili 3 farklı açıklama yaptı. Diğer AKP’liler ile birlikte konuyla ilgili 8 farklı görüş var.33 hafta, 33 konser, yaklaşık 120 müzik eseri. İçlerinde Fazıl Say’ın 3 eseri var; İstanbul Senfonisi, Water piyano konçertosu ve Hermiyas yunus sırtındaki çocuk.Bir iki hafta sonra Bakanlıktan Orkestraya bir telefon geliyor. (Orkestra tamamen kültür bakanlığına bağlı) deniliyor ki; ‘Fazıl Say’ın eserlerini programdan çıkartın yoksa bakan bu programı onaylamayacak.’Orkestra yönetimi kızsa da istemese de o 3 eseri programdan çıkartıyor.Olay basına düşüyor. Tüm ulusal medyaya, sosyal medyaya yayılıyor. Daha sonra uluslararası medyaya da düşüyor. Der Spiegel, NewYork Times’da haber oluyor.1 Kültür bakanlığından ilk açıklama müsteşar beyden geliyor; ‘Fazıl Say ile bir sorunumuz yok’2 İkinci açıklama Kültür Bakanlığı güzel sanatlar müdüründen geliyor; ‘Ankara’da programdan çıkartılmış ama İstanbul’da bir eserini çalacağız’ diyor.3 Son açıklama Kültür Bakanı’nın bizzat kendisinden geliyor ‘Sansür filan yok bunların hepsi yalan. Hepsi yalan Yok sansür’ diyor.( Dünkü Habertürk gazetesinde röportajı var)4 Bu arada topa başka yetkililer de girmiş, Ankara Belediye Başkanı çok sevdiği Twitter’dan büyük harflerle kükrüyor, bir milletvekili Say’ı inançsız olmakla suçluyor, CHP TBMM’de konuyla ilgili önerge sunuyor, Fazıl Say bir açık mektup yayınlıyor.Bugün öğreniyoruz ki, 500 yıl önce yazılmış Şekspir’in ünlü Machbeth oyunu da DT programından çıkarılmış. Eserin konusu biraz iktidar hırsı biraz devlet entrikaları.Yoruma gerek kalmıyor.”ZETE
Reklam
Aytaç Yalman 'Darbeyi Asıl Ben Önledim' Demişti
Eski Genelkurmay Eski Başkanı Hilmi Özkök , 2012 yılında bir televizyon programında 'Darbeyi ben önlemiştim' sözlerine yönelik olarak, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman , 'Darbeyi asıl ben önledim' ifadelerini kullanmıştı.Yeniden görülmeye başlayan Balyoz davasında, 'Bu dava ile ilgili olarak size Balyoz planı ile ilgili istihbarat almadım. Belge ve bilgiye sahip değilim. Basından öğrendim bu konuyu. Bu konu ile ilgili bu haraketin engellenmesi hususunda girişimim olmadı” ifadelerini kullanan, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, 26.09.2012 tarihinde İsmail Küçükkaya'ya verdiği röportajda, 'Darbeyi ben önlemiştim' diye konuşmuştu,Aytaç Yalman'la görüşen dönemin Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya köşesinde ilginç olayı şöyle anlatmıştı:Dün öğlen bülteninde NTV canlı yayınına katılmıştım. Güncel konuları değerlendirmiş ve özellikle Balyoz davasıyla ilgili soruları yanıtlamıştım. Bir süre sonra cep telefonum çaldı. Arayan da bir cep telefonuydu. Açtım, telefondaki ses 'Aytaç Yalman paşamın korumasıyım. Sizinle görüşmek istiyor, uygunsanız kendisine aktaracağım' diyordu. 'Memnuniyetle' diye cevap verdim.Aytaç Yalman telefonu aldı, 'Sana sitem etmek için arıyorum' dedi ve ekledi: 'Biraz önce seni NTV'de izledim. Hilmi Özkök için darbeyi önleyen kişi ifadesini kullandın. Aytaç Yalman'ın rolü ne, diye soruldu. Hiçbir şey söylemedin, geçiştirdin.'Bu sözler üzerine şaşırdım, gerçekten çok ilginç bir durumdu. Sezgilerim, bunun ardından tarihi bir açıklamanın geleceğini söylüyordu. Küçük bir düzeltme yaptım. Televizyonda 'Varsa bir darbe girişimi, Hilmi Özkök'ün önlediğini anlıyorum' demiştim.Kendisine 'Televizyonda ne söylememi beklemiştiniz?' diye sordum.Şöyle yanıt verdi: 'Diyebilirdin ki; iddianameye göre darbeyi önleyen kişi, Aytaç Yalman'dır. Bunu söylemen yeterliydi. Tek bir cümle...'Sonra Yalman'a televizyonda o soruyu neden yanıtsız bıraktığımı anlattım.Çünkü bir gazeteci olarak olup bitene ve söylenenlere bakıldığı zaman Hilmi Özkök'ün buradaki rolünün açık olduğunu, buna karşılık Aytaç Yalman'ın pozisyonunun tam anlaşılmadığını düşünüyorum. Benim için bu telefona kadar da hala net değildi.Bunları konuştuktan sonra Paşa'ya sordum: 'Darbe girişimini gerçekten siz mi önlediniz?'İşte yanıtı: 'Bilmem, Türk Ordusu tek kişi değildir. Tek Genelkurmay Başkanı da değildir. Ucuz kahramanlık kimseye yakışmaz. Türk Ordusu demek Kara Kuvvetleri Komutanlığı demektir. Hilmi Paşa'nın kaç tane tankı tüfeği vardı?'Tekrar ettim; 'Darbe girişimini siz mi önlediniz?''Ben öyle demiyorum, iddianame öyle diyor' diye cevap verdi.Aramızdaki diyalog şöyle sürdü:-İddianame tam ne diyor?'Darbeyi Aytaç Yalman önlemiştir' diyor.Balyoz davası ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin o dönemiyle ilgili gerçekten heyecan verici sözlerdi. Tam bu arada Aytaç Yalman 'Ben bunları yazman için aramıyorum' deyince, ısrar ettim: 'Daha önce başka yerlere açıklamalarınız oldu, beni de düzeltmem için aradınız.''Erken öten horozun kafasını keserler; zamanı gelince konuşurum. Bizim de kafamız gitmesin' karşılığını verdi.Yazma konusunda ısrarcı oldum. Bir süre önce Fazıl Say konserinde karşılaşmış, uzun uzun sohbet etmiştik. 'Yazma, ileride konuşurum' demişti.Aytaç Yalman'ın bu yaşananlarla ilgili durumunun net olmadığını, kamuoyunda farklı izlenimler oluştuğunu vurguladım. Ardından, Ergenekon'un eski savcısı ve o dönemki en kilit ismi Zekeriya Öz'ün bir karşılaşmamızda bana söylediği 'Hilmi Özkök demokrasi kahramanıdır' sözlerini hatırlattım. Şu tarihi açıklamayı yaptı:'O demokrasi kahramanıysa, biz demokrasi düşmanı mıyız? Ömrümüz boyunca devleti, vatanı korumak için canla başla uğraştık. Hem Cumhuriyeti korumaya çalıştık hem de demokrasiyi... Bizim için ikisi de önemliydi.'
Hayatının Son Basketi
Yaklaşık 1 yıl önce beyin tümörü teşhisi konan Lauren Hill, parkelerde oynama hayalini gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl ekim ayında rahatsızlığa yakalanan Lauren, 22 numaralı formasıyla sınıf arkadaşlarıyla birlikte parkeye çıktı.Sadece 47 saniye oynayan Lauren Hill, 4 sayı kaydederken arkadaşlarının büyük desteğini aldı. Maçın ardından açıklamalarda bulunan Lauren Hill, 'Hayatım boyunca bir kolej maçında oynayabileceğimi düşünmemiştim. Ancak parkeye çıkar çıkmaz tribünlerin coşkusunu hissetmek müthiş bir duyguydu' ifadelerini kullandı.
Boğaz'da Tekne Faciası
İstanbul Boğazı'nın Karadeniz çıkışı Rumeli açıklarında bir tekne battı. Sahil Güvenlik Komutanlığı, Rumeli Feneri açıklarındaki tekne faciasıyla ilgili yaptığı yeni açıklamada can kaybının 21 olduğunu açıkladı. Kaçak göçmenleri taşıdığı belirtilen 12 metre uzunluğundaki 'Torun' isimli tekne, Rumeli Feneri'nin 3 mil açıklarında alabora oldu. Teknede çoğu Afgan ve Suriye uyruklu 43 kişinin bulunduğu öğrenildi. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü verilerine göre, teknede, 12'si çocuk, 7'si kadın toplam 42 kaçak ve bir kaptan bulunuyordu. Sahil Güvenlik'ten yeni açıklamaSahil Güvenlik Komutanlığı, Rumeli feneri açıklarındaki tekne faciasıyla ilgili yeni açıklama yaptı. Yeni açıklamada ölü sayısı 21, kurtarılan kişilerin sayısının ise 6 olduğu açıklandı.Yeni açıklamada, 'İstanbul Boğazı çıkışı 3 mil kuzeyinde içerisinde bir grup göçmenin bulunduğu bir teknenin battığı ihbarının alınmasını müteakip görevli 1 Arama Kurtarma Gemisi, 8 Sahil Güvenlik Botu, 1 Sahil Güvenlik Helikopteri ve 1 Sahil Güvenlik Uçağı tarafından başlatılan arama kurtarma faaliyetinde, 6 kişi sağ olarak kurtarılmış, 21 şahsın cansız bedeni denizden alınmıştır. Arama faaliyetlerine halen devam edilmektedir' denildi.Sabah saatlerinde yapılan açıklamada ise 24 kişinin öldüğünü 7 kişinin de sağ kurtarıldığı açıklanmıştı.Tekne faciasında can verenlerin çoğu çocukİstanbul Boğazı'nda bu sabah saatlerinde yaşanan tekne faciasının detayları belli olmaya başladıkça manzaranın korkunçluğu büyüyor. Mültecileri taşıyan 40 kişilik teknenin batmasının ardından sadece bir kişinin kurtulduğu ve hayatını kaybedenlerin çoğunun çocuk olduğu belirtiliyor.Yardım çalışmalarına katılan kaptanlar denizden topladıkları cesetlerin çoğunun çocuk olduğunu açıkladı.'Burada dehşeti yaşıyoruz'Kurtarma çalışmalarına katılan Kaptan Ali Saruhan faciayı şu sözlerle anlattı:'Balıkçılar da kurtarma çalışmalarına katılıyor. Telsizlerden anonslar yapılıyor. Ölenlerin çoğu çocuklar. Rüzgar çok kötü etkiliyor. Tekne küçük bir tekne bildiğiniz sandal. İçine 40 kişi koymuşlar. Dehşeti görüyoruz. Denizde çocuk cesetleri görüyoruz. Çocuklardan birinin cenazesi gemimizde, sanırım Afrika kökenli. Burada dehşet yaşanıyor'Görgü tanığı olay sonrasını anlattı Görgü tanığı Adem Kan, '1 kişiyi yarı baygın bulduk, hastaneye yetiştirilmeye çalışılıyor. İçlerinde 2 tane çocuk var sanırım. Küçük bir tekne. 30 kişiyi alabilecek bir tekne değil. Göçmen teknesi. Batık bir şekilde, sürükleniyor tekne. Tekne Rumeli tarafında olduğu için Bulgaristan'a gittiğini tahmin ediyoruz. Bu havada çıkıp insanlara kıyım yapıyorlar' dedi.Olay yerinden gelişmeleri aktaran CNN TÜRK muhabiri Göksel Göksu da şunları söyledi; 'Teknenin sürüklendiği bilgisi var ama çelişkili bilgiler geliyor. Teknede yaklaşık 40 kişi olduğu ve Bulgaristan'a gittiği yönünde bilgiler var. Diğer bir bilgi de aşırı yük nedeniyle battığı şeklinde. Balıkçılar da kurtarma çalışmalarına katılıyor'Ölenlerin cenazeleri kıyıya getirildiSarıyer Rumeli Feneri açıklarında içinde kaçak göçmenlerin bulunduğu bir teknenin batması sonrası yaşamını yitirenlerden bazılarının cesedi Sarıyer'deki Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı limanına getirildi. Buraya gelen savcı ve jandarma olay yeri inceleme ekiplerinin incelemeleri sürüyor.Kazanın ardından olay yerine hareket eden Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı'na ait arama kurtarma gemilerinden biri saat 11.45 sıralarında limana geri döndü. Gemideki personelin tamamının maske taktığı görülürken, geminin yanaştığı yere savcı, jandarma olay yeri inceleme, sağlık ve Sarıyer Belediyesi'ne ait ekipler geldi. Savcı ve beraberindekiler gemiye girerek incelemeye başladı.Öte yandan Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı limanına İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait 4 cenaze aracının da geldiği görüldü.'Kötü hava koşullarıyla batmış olamaz'Denizde sığınmacıları ilk gören ve onları kurtaranlardan balıkçı Emrehan Kolcu, Al Jazeera'ya yaptığı açıklamada, havanın iyi olduğunu, teknenin kötü hava koşulları sebebiyle batmış olamayacağını ve kamaranın parçalanmış olduğunu da belirtti. Balıkçı, Torun isimli teknenin kaçak yolcu taşıdığı için ışıklarını yakmamış olabileceğini ve bu sebeple de başka bir gemi ile çarpışmış olabileceğini söyledi.Balıkçılar ölen ve sağ kurtarılanların üzerinde can yeleği olduğunu ve ölenler büyük ihtimalle boğularak değil soğuktan hayatını kaybettiğini savunuyor.CNN Türk, DHA ve Al Jazeera
Reklam