onedio
Pirate Bay Kurucusuna Hapis Cezası
Meşhur Pirate Bay'in kurucularından Gottfrid Svartholm Warg, gerçekleştirdiği bir hack saldırısı sebebiyle yaklaşık olarak 4 yıl boyunca hapishanede misafir edilecek.Meşhur paylaşım sitelerinin başında gelen Pirate Bay'in kurucu üyelerinden biri olan Gottfrid Svartholm Warg gerçekleştirilen uzun soluklu dava neticesinde 3,5 yıllık hapis cezasına çarptırıldı. Danimarka'da süren dava görüşmelerinde 30 yaşındaki Warg'ın ve 21 yaşındaki bir başka ismin, 2012'de gerçekleştirdikleri bir hack saldırısı sebebiyle suçlandığı açıklandı.Danimarkalı IT hizmet sağlayıcısı CSC'nin 2012 yılında uğradığı sanal saldırının sorumlusu olarak gösterilen iki kişi, mahkemenin iddiasına göre A vrupa vatandaşlarına ait 91 bin sosyal güvenlik numarası, ehliyet lisans numarası ve çok sayıda polis kaydını ele geçirmiş .Warg kendini savunduMahkemenin başındaki isim, Yargıç Kari Sorensen ise iki yıl önce gerçekleşen bu saldırıların tamamen bilinçli yapıldığını , belli bir sistematik çerçevesinde kişisel çıkarlar için üçüncül şahısların verilerinin çalındığını dile getirdi. Bu arada Pirate Bay kurucusu Warg mahkemeye, kişisel bilgisayarının başkaları tarafından uzaktan kontrol vasıtasıyla kullanıldığını ve hack saldırılarını kendisinin yapmadığını belirtti. Yine de mahkemenin kararı sabit kaldı.Gottfrid Svartholm Warg böylece yaklaşık olarak 4 yıl boyunca hapishanede hayatına devam edecek.SDN
Bir ‘Yeni Türkiye’ Geleneği Olarak Yayın Yasağı
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde üç askerin öldürüldüğü silahlı saldırıya ilişkin görüntülere getirilen yayın yasağı, ‘kamu düzeni’ gerekçe gösterilerek ‘genişletildi.’Olayla ilgili internet siteleri dahil tüm yayın organlarına ses, görüntü ve bilgi paylaşımı yasağı getiren bu yeni karar, geçmişte hükümetin talebi üzerine yargı veya RTÜK eliyle medyaya getirilen yasakları hatırlattı.zaman.com.tr’den Erhan Çaçan, son dönemde yazılması, çizilmesi hatta konuşulması istenmeyen olayları derledi:Diken
Diyanet'ten Kertenkele Dizisine Tepki
Diyanet İşleri Başkanlığı, bir televizyon kanalında yayınlanmaya başlayan dizi filmde yer alan 'sahte imam' karakteriyle ilgili, 'Geçmiş dönemlerde kaldığını düşündüğümüz bu tarz senaryoların cübbeyle, sarıkla ve bu kıyafetlerin taşıdığı değerleri küçük düşürücü tiplemelerle bir dizide karakterize edilmesini tasvip etmek asla mümkün değildir' dedi.Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamada, 'Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında yayınlanmaya başlayan bir dizi filmde 'sahte imam' karakteriyle yansıtılan tipleme ile ilgili olarak Başkanlığımıza gelen yoğun tepkiler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına lüzum görülmüştür.Filmde karakterize edilen 'sahte imam' tiplemesi toplumsal saygınlığı olan din görevlilerimizi derinden yaralamıştır. Geçmiş dönemlerde kaldığını düşündüğümüz bu tarz senaryoların cübbeyle, sarıkla ve bu kıyafetlerin taşıdığı değerleri küçük düşürücü tiplemelerle bir dizide karakterize edilmesini tasvip etmek asla mümkün değildir. İmamın sosyal dünyasındaki yeri ve rolü hakkında gerçekliği tahrif ederek ortaya konan bu tipleme karşısında başta kanal yöneticileri olmak üzere ilgili makamların gerekli duyarlılığı göstereceğinden kuşkumuz yoktur. Geçmişte yaşanan acı hatıralar hala hafızalardayken, dini değerlere saygıda bir seviye kazanan yayın hayatımızın tekrar bu seviyenin altına inmesini en hafif ifadeyle dikkatsizlik ve özensizlik olarak değerlendirmek istiyoruz. Bu açıklamamız sonrasında bu tür senaryolarda İslam'ın temel esaslarını, Hz. Peygamber'in ve toplumsal saygınlığı olan şahsiyetlerin değerini aşındırıcı tarzda konu edinilmemesi noktasında bir bilincin oluşması temennimizdir' denildi.Beyaz Gazete
'Hükümet Hizmet Hareketi'ni Bitirmek İçin Savaş Açtı, Cemaatin Savaşı Kazanma Şansı Yok, Dağılır!'
'Hizmet Hareketi'nden tamamen ayrıldım' diyen Hüseyin Gülerce konuştu.Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Mütevelli Heyeti Üyeliği'nden istifa eden ve 17 Aralık sürecinde cemaatla yaşadığı gerilim sonrası bir dönem Genel Yayın Yönetmenliği'ni de yaptığı 25 yıldır yazdığı Zaman gazetesinden ayrılan Hüseyin Gülerce , 'Hükümet şu anda Hizmet Hareketi'ni bitirmek için tüm cephelerde çok ciddi savaş veriyor' diyerek, cemaatın bu 'savaşı' kazanma şansının olmadığını söyledi.Gülen cemaatı için 'Dağılır' diyen Gülerce, 'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu... Hepsi çok ciddi iddialarda bulunuyorlar. Bunları yok saymanız mümkün değil. Bu iddialardan herhangi biri doğru çıkarsa 'Hizmet Hareketi' çok büyük yara alır' ifadelerini kullandı.Zaman gazetesinden ayrılma sürecini anlatan Gülerce, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan 'ın ifadeye çağrılması sonrası gazetenin manşetiyle sarsıntı geçirdiğini söyleyerek, 'Hocaefendi, Hizmet Hareketi'nin nabzını kılcal damarlarına kadar tutan bir insan. 'Savcılar hep haklı çıktı' başlığını mutlaka görmüştür ya da haberdar edilmiştir. MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılmasına destek vermek, hükümete resmen savaş ilan etmekti' diye konuştu.Gülerce şunları söyledi:'25 Aralık'taki olayı görünce 'Hizmet Hareketi, hükümete topyekûn savaş açmış' dedim. 'Erdoğan gitsin, AK Parti kalsın' planı çerçevesinde hareket ettiler. Erdoğan gittikten sonra AK Parti Meclis Grubu'ndan 'Hizmet tandanslı' bir hükümetin çıkabileceğini umdular. Siyaseti bilen bir insan olarak bana bunu sorsalardı, asla böyle bir şeyin olmayacağını söylerdim.'Hüseyin Gülerce bu görüşlerini, Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan 'a açıkladı. Hakan'ın 'Cemaat, devleti ele geçirmek istedi' başlığıyla yayımlanan (1 Kasım 2014) söyleşisi şöyle:Ne oldu da Hizmet'i bırakma noktasına geldiniz?İlk sarsıntıyı '7 Şubat Krizi'nde geçirdim. Savcıların MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifadeye çağırması olayı... Savcıların ifadeye çağırması sarsmadı beni. Devletin savcıları, millet adına bir şey görmüşlerdir, ifadeye çağırmışlardır. Burada bir şey yok. Sarsıntıyı ertesi gün Zaman gazetesini alınca geçirdim. Gazete bu haberi 'Savcılar bugüne kadar hep haklı çıktı' diye veriyordu. Bu haber, bu şekilde Hocaefendi'den habersiz verilemez. İşleyişi biliyorum. Hocaefendi, Hizmet Hareketi'nin nabzını kılcal damarlarına kadar tutan bir insan. Bu başlığı mutlaka görmüştür ya da haberdar edilmiştir.O haberin o şekilde verilmesinin anlamı neydi? Neden sizde sarsıntıya yol açtı?Hocaefendi'nin çizgisi belliydi. Hangi hükümet olursa olsun hep destek olmuş, saygılı davranmıştır. Oysa MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılmasına destek vermek, 'Savcılar hep haklı çıktı' diye haber yaptırmak, hükümete resmen savaş ilan etmekti.Bu konuyu konuşmadınız mı Cemaat'ten arkadaşlarınızla?Üç gün sonra Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nda bir toplantıdaydık. Zaman gazetesinden Abdülhamit Bilici Bey de vardı toplantıda. Ben orada 'Savcılar daima haklı çıkıyor' diye başlık atmanın yanlış olduğunu söyledim. Gerekçelerimi anlattım. 'Bu başlık Hizmet'e zarar veriyor' dedim. İkna edici bir şey söylemediler. Savunma bile yapmadılar. Ben o zaman o haberin arkasında Hocaefendi'nin olduğunu anladım.Ama buna rağmen Cemaat'ten kopmadınız.Kopmadım ama sarsıntı geçirdim. İkinci sarsıntım Gezi'den sonra Zaman'da Başbakan Erdoğan'a yönelik hakaretlerin başlamasıyla gerçekleşti. İhsan Dağı, Mümtaz'er Türköne, Ahmet Turan Alkan gibi Hizmet'in içinden yetişmemiş arkadaşlar, eleştirinin de ötesine geçen yazılar yazmaya başladı. Bunların da Hocaefendi'den habersiz bir şekilde yayınlanması mümkün değildi.Sizin açınızdan kopuş nerede başladı?Nasıl yorumladınız bu 'topyekûn harekete geçme' olayını?Bir savaşa girerken dost kuvvetler, düşman kuvvetler analizi yapılır. Gücünüz yeter mi böyle bir şeye? Buna bakılır. Baktılar ve güçlerinin yeteceğini düşündüler. Kendilerine güvendiler. 'Erdoğan gitsin, AK Parti kalsın' planı çerçevesinde hareket ettiler. Erdoğan gittikten sonra AK Parti Meclis Grubu'ndan 'Hizmet tandanslı' bir hükümetin çıkabileceğini umdular. Siyaseti bilen bir insan olarak bana bunu sorsalardı, asla böyle bir şeyin olmayacağını söylerdim.Cemaat sizce devleti ele geçirmek mi istiyordu?Yönetime hâkim olmak istediler. Neden? Çünkü Türkiye için en iyisini, en güzelini kendilerinin yaptıklarına inanıyorlar. Diyorlar ki: Bizim yöntemimiz tek yöntem, dünyaya açılıyoruz, her şeyin en iyisi burada ve bunu engellemek ihanet... 'Böyle güzel ve yararlı bir şeyi engellemeye çalışıyor AK Parti, bu nedenle ihanet ediyor' diye düşünüyorlar.Cemaat'i bitirecek mi hükümet?Böyle söyleyince Hizmet'in içindekiler 'Hizmet bitmez' diyorlar. Çoğu şu anda ne olup bittiğini bilmiyorlar tabii.Peki, ne olup bitiyor?Hükümet şu anda Hizmet Hareketi'ni bitirmek için tüm cephelerde çok ciddi savaş veriyor.Kazanma şansı yok mu Cemaat'in?Bana göre yok. Ama Cemaat'teki arkadaşlar, kendi davalarının en doğru olduğunu düşünüyorlar. 'Peygamberlerin yolundan gidiyoruz' diyorlar. 'Hz. İbrahim ateşe atılınca pes etti mi' diyorlar. 'Hz. Musa firavuna pes etti mi' diyorlar. Mesela Zaman yazarı Ali Ünal Bey, Bülent Arınç'a cevap verirken 'Müminler münafıklardan özür dilemez' diye yazdı. İnanç planında Hizmet'e bir şey olmayacağını düşünüyorlar. Oysa Hizmet Hareketi'nin karşısına kocaman bir dağ çıktı. Onlar hâlâ küçücük bir tümsekle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar. 'Bizim otobüsümüzün altı bile değmez, devam edelim, bu tümseği geçeceğiz' diyorlar.Sizce ne olur? Dağılır mı Cemaat?Bana göre dağılır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu... Hepsi çok ciddi iddialarda bulunuyorlar. Bunları yok saymanız mümkün değil. Bu iddialardan herhangi biri doğru çıkarsa 'Hizmet Hareketi' çok büyük yara alır.Hangi iddia doğru çıkabilir? Mesela Fethullah Gülen'in 'dinleme emri' verdiği iddiası mı?Evet... Bazı polisler itirafçı oldu deniliyor. Ne derece doğru bilmiyoruz. Bazı polislerin Pensilvanya'ya gittikleri, talimatı bizzat oradan aldıkları söyleniyor. Bunlar kanıtlanırsa... Cemaat biter.Cemaat yapısı içinde yıllarca önemli görevlerde bulunmuş bazı isimler, Cemaat'ten ayrılınca aleyhte konuşmalar yaptılar. Siz de onlar gibi mi oldunuz?Bir-iki isim söyler misiniz?Mesela Nurettin Veren adlı bir adam çıktı, sonra Latif Erdoğan... Siz de onlar gibi misiniz?Bu bana büyük hakaret olur. Onların her birinin özel bir durumu var. Bünye içerisindeki çekişmelerin sonucunda ortaya çıkan durumlar. Benim için böyle bir şey söz konusu değil. Ben kimseyle çekişmedim ki.Hüseyin Gülerce'den çok keskin bir Cemaat eleştirisi...Şöyle diyor Gülerce:“Hizmet'ten bir arkadaşımız... Okumuş, mühendis olmuş... Soruyorum kendisine: 'Ne düşünüyorsun' diye... 'Bizim düşünmemize gerek yok, abiler ilettiler zaten bu konuyu' diyor...Hizmet Hareketi'ni zaafa uğratan şeydir insanların düşünmemesi, eleştirmemesi ve sorgulamaması. Düşünmeyeceksin, sorgulamayacaksın ve eleştirmeyeceksin. Yukarıdan bir şey geliyorsa bu kesin doğrudur.Bu beni çok ürkütüyor. Bu yapı, bu zihniyet, Türkiye'nin yönetimine hâkim olsa ne olur? Allah korusun diyorum.”Hüseyin Gülerce'ye 'Açık soracağım: Şu anda Fethullah Gülen hakkında ne düşünüyorsunuz' dedim.Başlattı anlatmaya:“Ben Hocaefendi'yi çok seviyorum.Dünyada dostluğundan şeref duyduğumu açıkladığım tek insandır Hocaefendi.Ben böyle samimi, ihlaslı, Sahabe Efendilerimizi hatırlatan başka bir kişi tanımadım.Şimdi geldiğim noktada aynı bedende iki insan olduğunu düşünüyorum.Birisi benim çok sevdiğim, saydığım, kendisine nokta kadar zarar gelmesini istemediğim, ona yapılan hakaretlerin, saldırıların vicdanıma bıçak gibi saplandığı bir insan. Hâlâ öyle.Bir de bu insanla aynı bedende yer alan, sadece ve sadece kendi kafasındaki Türkiye'ye ulaşabilmek için ne lazım geliyorsa yapabilen, ölçü tanımayan bir insan.Birisi için canınızı verebilirsiniz. Diğeriyse sizi ürkütüyor.Ona toz kondurmak istemiyorum. Ama vicdanıma sığdıramadığım, ilkelerime sığdıramadığım, Müslümanlık anlayışıma sığdıramadığım yanlışlar var. Onları da görüyorum.Duygularım çok karışık.”Sizce bu işin sonu ne olacak? Bu kavgadan ne çıkacak?Bir tarafta hükümet var... Kamuda başörtüsünü serbest kılan, okullara siyer dersi koyduran, 'Menderes'ten beri beklediğimiz hükümet buydu' dedirten, yüzde 50 oy alan bir hükümet... Diğer tarafta ise dünya çapında güzel işler yapan, gönüllere giren bir 'Hizmet Hareketi' var... Şu anda bu ikisi birbirini 'hain' ilan etmiş, savaş başlatmış... Kılıç şakırtılarından başka bir ses duyulmuyor. Şimdi bir mümin olarak bunun benim dünyamda bir izahı olması lazım.Nedir izahınız?Şöyle izah ediyorum: Güzel işler yapılıyorsa, Allah bu güzel işleri heba ettirmez. Bunlar boşa gitmez. Ben eskiden 'Mücadele Birliği' içindeydim. 1968–1972 arasında faaliyet gösteren bir hareketti bu... Ayrıldım o hareketten... Dağıldı 'Mücadele Birliği'. Düşünün: 'Bu iş için ölürüm' dediğimiz bir hareketten ayrıldık. Ayrılınca çok üzüldük. Ama ne oldu? Herkes kendisi oldu ve Allah'ın kendilerine verdiği kabiliyetle Türkiye için bir şey yaptı. Oradan Cemil Çiçek çıktı, Melih Gökçek çıktı, Ahmet Taşgetiren çıktı...Benzer bir durum Cemaat için de mi geçerli olacak?Evet... Bu olaylar durulduktan sonra 'Hizmet Hareketi' içindeki insanlar, kendileri olacaklar. Yani düşünmeyen, sorgulamayan ve eleştirmeyen insanlar bu insanlar, biat kültüründen kurtulacaklar. 'Gassalın önündeki meyyit' gibi olmaktan çıkacaklar. (Cenaze yıkayıcısının önündeki cenaze gibi olmaktan çıkacaklar).Cemaat'ten ayrıldınız mı?Evet... İki somut adım attım. İlk olarak Zaman gazetesinden ayrıldım. İkinci olarak Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın mütevelli heyet üyeliğinden istifa ettim. Böylece beni 'Hizmet Hareketi'nin içinde gösteren iki somut bağı koparmış oldum.Cemaat'e ne zaman girdiniz siz?1978 yılında Hocaefendi'yi tanıyan arkadaşlar benimle ilgilenmeye başladılar. Hocaefendi'yle ilk yüz yüze gelişimiz 1980 yılında oldu.Ne zaman bağlandınız?Hocaefendi'yle ilk görüştüğümde oluştu o bağlanma duygusu. 1980'de. 35 yıl olmuş. Sonra çok çabuk ilerleme oldu. 1989'da Zaman gazetesinde yazmaya başladım. 1993'te Samanyolu televizyonunda yorumcu oldum. 1994'te Zaman'da yönetici oldum. O dönemlerde Hocaefendi ile doğrudan görüşmeye, oturup kalkmaya başladım. Çok seviyorum, sayıyorum ve çok önemsiyorum. Eğitime önem veren bir insandım. Karşımda eğitimle ilgili çok kaliteli ve orijinal fikirleri olan bir insan vardı. Böylece kendimi Hizmet'e adamış oldum. Hatta espri yapıyordum, diyordum ki 'Beni Hizmet'in namlusuna sürün, bir atımlık mermiyim, nereye atıyorsanız atın'. Bu ruh haliyle artık etle tırnak olmuştum.Trakyalı... Keşan'dan...Yalova'da yaşıyor. Asıl alanı: Matematik...Eğitimci... Köşe yazarı.Gençliğinde Aykut Edibali'nin 'Mücadele Birliği'nde yer almış. 1980'den beri de Cemaat'in içinde.Cemaat'le o kadar iç içeydi ki... Bir ara onun için 'Cemaat'in Sözcüsü' bile dendi.Zaman gazetesinde genel müdürlük yaptı.Yazılar yazdı, konferanslar verdi, temaslarda bulundu. Hepsini 'Hocaefendi' dediğiFethullah Gülen için yaptı, 'Hizmet Hareketi' dediği Cemaat için yaptı.Gülerce, 35 yıllık Cemaat macerasına son verdi.T24
Hakan Şükür: 'İstifa Ettiğim Gün Bakanlık Teklif Ettiler'
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17 Aralık'tan bir gün önce AKP'den istifa eden İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, istifa ettiği gün AKP'den kendisine bakanlık teklif edildiğini söyledi.A Milli Futbol Takımı ve Galatasaray 'ın eski golcüsü, İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, Adalet ve Kalkınma Partisi 'nden istifa ettiği gün bakanlık teklifi aldığını, Fethullah Gülen'in ise istifa kararını öğrendiğinde 'istifa etmemesini tavsiye ettiğini' söyledi.Dershane tartışmalarının olduğu günlerde fikir ayrılığına düştüğü AKP'den 16 Aralık'ta istifa etti. Yani yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17 Aralık'tan bir gün önce. Üstelik Spor Bakanlığı gibi bir makamı elinin tersiyle iterek… 'Tuzluk', 'hain' damgaları yedi en tepedeki isimden.Suskunluğunu bozan İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, haftalık haber dergisi Aksiyon'a konuştu. Bu süreçte bilinmeyen gerçekleri, hakkında merak edilen her şeyi Aksiyon'a anlattı.Hakan Şükür'ün, Aksiyon Dergisi'nin 3 Kasım Pazartesi günü çıkacak son sayısında yer alan açıklamalarından bazıları şöyle:'BAKAN YAPTIK ADAMI, İSTİFA ETMESİN' DEDİLERSiyasete girdiğinize pişman oldunuz mu?Olmadım. Başlangıç itibariyle istifa sebeplerimde, niye siyasete girdim dedim, çıkmak istedim, farklı sebepten dolayı. Ama bugüne baktığımda bana çok şey öğretti siyaset. Yani bu, istifadan sonraki süreç…Size istifa etmeden önce bakanlık teklif edildiği söyleniyor?Açık net söylüyorum, partinin ileri gelenlerinden, başbakana yakın biri vasıtasıyla, -ismini gerektiği zaman söyleyeceğim-, istifa etmeden 3 hafta önce 'yakında bakansın, buna göre hazırlıklarını yap' dendi. Hatta ve hatta istifa ettiğim, telefonlarımı kapattığım gün bütün o yetkili kişiler yakınlarımı arayarak döndürmeye çalıştılar ve bunu söylediler bana. 'Bakan yaptık adamı, istifa etmesin' dediler. Ben sadece bir olaya bakarak istifa etmedim. Ama 'Hocaefendi istedi diye istifa etti' dediler. Hiç alakası yok. Daha önce istifa etmeyi düşündüğümü partili birçok milletvekili arkadaşıma dillendirmiştim. Hepsi biliyor bunu.Şu an bağımsızsınız. 2015'teki seçimlerde aday olacak mısınız?Şu anda hiçbir şey düşünmüyorum. Çünkü çok belirsiz bir ortamı ve çok bölünmüş toplumsal yapıda siyaset çok da anlamlı gelmiyor bana. Ancak 3 yıllık deneyimim bana siyasi anlamda da yapılabilecek şeyler olduğunu söylüyor. Açıkçası zaman gösterecek diyebilirim.İdris Bal bir parti kuruyor, var mısınız içinde?Hayır. Ancak İdris beyi çok seviyorum. Kendisinden de çok şey öğrendim. Her türlü desteği veririm.Beraber olur musunuz?Bugün için böyle bir planım yok. Ama 2015 bize neler getirecek bilmiyoruz.”Siz bu dershane tartışmalarının çıktığı dönemde istifa ettiniz.O, bardağı taşıran damlaydı. Ben partinin içine girdikten, yaşadığım birçok konudan sonra istifa etmeyi çok düşünmüştüm.Dershane tartışmaları öncesi mi?Evet.Ama sizin için 'talimatla geldi, talimatla gitti' dedi Mehmet Ali Şahin...Ucuz siyaset yapıyorlar. Bir yere bağlayıp bir yere vurmak, sizin üzerinizden koca bir hareketi zor duruma düşürmek istiyorlar. Futbolun sıkıntıları ve çözümleri için gittiğim yerden milletvekili adayı olarak çıktım. Doğruyu, olayın nasıl cereyan ettiğini kendileri gibi bana bu teklifi yapan da biliyor. Ben biliyorum, Allah biliyor...İstifa etmeden önce Fethullah Gülen'le hiç görüşüp, onun telkini ile ayrıldığınız söylendi…Tamamen uydurma. Hatta tam tersi, dershane tartışmalarından önce birçok kez istifa etmek istedim. Ama beni burada kalmaya zorlayan kişi Hocaefendi'ydi. “Onlar bizim kardeşimiz, siz çıkarsanız, şimdi yanlış anlaşılır. Türkiye'de çok güzel şeyler oldu. Yani sizin girişiniz nasıl bir olaysa, çıkışınız, sebebi ne olursa olsun, farklı dedikoduları beraberinde getirir, bu da o partiye zarar verir.” gibilerinden telkinlerde bulundu. Hani ben girerken sormuş olsaydım, belki de bana 'girme' diyecekti, bilmiyorum. Girerken de sorma imkânım olmamıştı.İdris Naim Şahin bir oligarşik yapıdan bahsetti. Siz bu yapıyı hissettiniz mi?Belli bir his vardı ama ben onu konumlandırıp, anlamlandıramamıştım. Herhalde bunu yapabilmek için yakın ve birebir yaşamak gerekiyor. Eskiden kolaylıkla ulaşıp bir şeyler paylaşabildiğimiz başbakanın etrafına adeta görünmez bir duvar örülmüş durumda. Ulaşabilmek için büyük kalkanları geçmek zorundasınız. Ulaşılmaz bir hale geldi başbakan. Uyarmak, söylemek, fikirlerinizi anlatmak çok güç artık. Sanırım İdris Bey'in kast ettiği yapı bu. Aslında bugün ki pek çok meselenin kökeninde de aynı sıkıntı var gibi. Bir yerleri ele geçirme düşünceleri, Fenerbahçe mesela, ses kayıtlarında çıktı. Böyle onlarca, yüzlerce başlık var.Milletvekilliğinin hiç mi önemi yok?Görünürde var gibi. Açıkçası bana uymayan ve yaşadığımda hayal kırıklığına uğradığım bir fonksiyon söz konusu. Bir konudaki fikrinizi önceden öğreniyorlar, test etmek için size birilerini gönderiyorlar, eğer düşündükleriniz işlerine hiç gelmiyorsa o konuda kamuoyu önünde hiç fikrinizi sormuyorlar. Ama onlar gibi düşünürseniz, isminizi kullanarak 'Hakan da böyle düşünüyor' diyorlar. Beni rahatsız eden bu yapı. Kaldı ki meclise gidip 15 saat oturan adam hiç olmadım.Kullanılmaya çalışıldığınız anlar hiç olmadı mı?Oldu. Şike sürecinde cezaların düşürülmesi meselesi. Evet, cezalar fazlaydı. Ama olaylar patlayınca düşürülmeye çalışılmasını onaylamamıştım. O yasa görüşülürken atlayıp İstanbul'a geldim. Partiden çok önemli bir yetkili de arkamdan geldi. “Bu yasa ile ilgili Meclis'te sen konuş” dedi. “Ben hukukçu değilim” dedim. “Ben yasanın geçmemesini düşünüyorum, siz bana bunun tersini yap diyorsunuz. Yapamam” dedim. “Böyle mi söyleyelim beyefendiye?” dedi. “Söyleyin” dedim.'BENİ SADECE ŞENOL GÜNEŞ ARADI'Herkes kendine yakışanı yapıyor. Tabelaların sökülmesi beni hiç etkilemedi. Aksine 'Duvarda resmin olacağına âlemde ismin olsun' diyerek onların basitliğine verdim. Bence ibretlik olan tam da aynı süreçte Avrupa'nın en prestijli ödüllerinden biri olan Golden Foot'a (Her yıl bir aktif bir de futbolu bırakmış iki efsane oyuncuya verilen altın ayak ödülü) layık görülmemdi. Sahip olduğum maddi manevi zenginlikleri, imkanları bir üstünlük ve tahakküm aracı olarak kullanmadım bugüne kadar. Ben hiçbir şey olmamayı göze almış bir insanım. Tabela, isim, unvan benim nezdimde çok fazla değer ifade eden şeyler değil.Lig TV'deki yorumculuğunuz da bu süreçte sonlandırıldı. Bu olay karşısında Şansal Büyüka'nın duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Kimse, biz böyle durduk, herkesten böyle durmasını bekliyoruz dememeli. Diyemez. Olmaz. Yapamazsınız yani. O insanları ben kesinlikle sorgulamıyorum. Hepsini çok seviyorum. Dostum onlar. Siyasete girmeden önce de tanıyordum onları. Lig TV bana yorumculuk teklif ettiğinde henüz TMSF'nin elinde değildi. Dolayısıyla bir özel kanaldan gelmişti teklif. Ancak sıkıntılı sürecin başlangıcı ile beraber kanala el konulunca maksat zarar verelim düşüncesiyle yapılan bir atraksiyondu diye düşünüyorum. Şuna üzüldüm ama hak da veriyorum, kolay değil, telefonları dinleniyor, takip ediliyor, 'bak onunla konuşursan seni de örgüte sokarlar' diye söyleniyor onlara. O arkadaşlarım nasıl yapacak ki, nasıl konuşacak ki? Onları da anlamak lazım. Ama şuna üzüldüm; Altın Ayak ödülünü, futbolculuk kariyerim, Milli Takım, G.Saray'da yaptıklarım, bir de saha içi duruşumla -evet o gün Fransa'daki ödül töreninde bu önemle ifade edildi- aldım. Sadece o arkadaşlarımdan bir vesileyle tebrik telefonu beklerdim. Sadece Şenol Güneş aradı. Şenol hocanın açık açık çıkıp söylemesi beni çok mutlu etti. Ona teşekkür ederim. Ancak sadece Şenol Güneş'in araması yetmez. Ancak futbol anlamlı suskunluğu, susmayanların ise adeta aforoz edilmesi ülkenin yaşadığı cinnet halinin tezahürüdür.Cihan
Diyarbakır'da Asker Sokağa İndi!
Diyarbakır’da bugün yapılması planlanan yürüyüş nedeniyle kent genelinde geniş güvenlik önlemleri alındı. Çevre illerden çok sayıda polis takviyesinin gönderildiği Diyarbakır’da askerler bir kez daha şehre indi. Öte yandan, kentteki esnaf kepenk açma konusunda tereddüt yaşadı.Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından Kobani’ye destek amacıyla bugün Diyarbakır’da düzenlenmesi planlanan yürüyüş nedeniyle kentte geniş güvenlik önlemleri alındı.Çevre illerden çok sayıda polisin takviye olarak gönderildiği kentte, polisler olası durumlara karşı çeşitli bölgelerde konuşlandırıldı. Özellikle Ak Parti, kamu binaları ve bankaların etrafında geniş güvenlik önlemleri alındı.ASKER TEKRAR ŞEHİRDEÖnlemler bunlarla sınırlı kalmadı. Kobani olayları sırasında şehre indirilen ve birkaç gün boyunca çeşitli bölgelerde konuşlandırıldıktan sonra tekrar kışlalarına dönen askeri birlikler de yeniden şehre indi. Askerler, çeşitli bölgelerde zırhlı araçlarıyla birlikte konuşlandırıldı. Milliyet
Reklam
Aslında Hangi İşi Yapmalısın?
etiket
Sen bu dünyaya hangi işi yapmak için geldin, neye yeteneğin var, potansiyelin ne? Bu soruların cevabını öğrenmek için tek bir yol var!..
Reklam
Umut Oran, Trafik Terörüne İsyan Etti ve Seferberlik İstedi
 Ceza çözüm değil: 12 yılda 101 milyon trafik cezası makbuzuyla 12,9 milyar TL'lik ceza kesildi. Tüm trafik tek merkezden yönetilip, kontrol edilmeli Anaokulunda bile trafik eğitimi başlamalıIsparta'nın Yalvaç ilçesinde tek bir araca sıkış tepiş bindirilen 47 mevsimlik işçiden 18'inin göz göre göre gelen kazada yaşamını yitirmesi trafik terörünü yeniden gündeme getirdi. 'Artık yeter' diyerek bu duruma isyan eden CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, 'Trafik kazalarındaki ölü sayısı Kurtuluş Savaşını, PKK terörünü ikiye katladı. Cezanın tek başına çözüm olmadığı ortada, 12 yılda 101 milyon trafik cezası makbuzuyla 12,9 milyar TL'lik para ceza kesildi. Kalitesi düşük yap boz tahtasına dönen duble yollar da trafik kazalarını önleyemiyor. Tüm trafiği kazaları, olayları inceleyip çözüm üretecek tek bir merkez kurulmalı. Hükümet imam hatipler kadar trafik eğitimini de gündemine alsın, anaokulunda bile trafik eğitimi artık başlamalı' dedi.Yazılı açıklama yaparak trafik terörüne karşı seferberlik ilan edilmesini isteyen CHP'li Umut Oran, Türkiye Ermenek'teki maden ocağında ölüme terk edilen 18 madenciye üzülürken, Isparta'da da mevsimlik tarım işçilerini taşıyan araçta bulunan 47 kişiden 18'inin trafik kazasında yaşamını yitirmesiyle bir kez daha sarsıldığını söyledi.Trafikte 12 yılda 10 milyon kazada 48 bin kayıp, 2,3 milyon yaralıKitlesel iş cinayetlerinde olduğu gibi büyük trafik kazalarında da konunun 1-2 gün konuşulup sonra unutulduğuna dikkat çeken Umut Oran açıklamasında özetle şunları kaydetti:Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanlığı'nın istatistikî verileri vahim tabloya işaret ediyor. Bu verilerden yaptığımız hesaplamaya göre 2003 yılı başından bu yılın Eylül sonuna kadar olan dönemde Türkiye yollarında 10 milyon 261 bin 360 trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 318 bin 753'ünü ölümlü ve yaralanmalı kazalar oluşturdu. Bu kazalarda toplam 48 bin 349 kişi öldü; 2 milyon 318 bin 740 kişi de yaralandı .Trafik kurbanı, Kurtuluş Savaşı ve PKK terörünün iki katı12 yıldan az bir sürede 50 bine yakın ölü… Bu korkunç bir sayı!...Trafik kazalarına son 12 yılda verilen 50 bine yaklaşan kurban sayısı, Çanakkale Savaşındaki sayıya yaklaşıyor; Kurtuluş savaşı ile PKK terörünün bilançosunu ikiye katlıyor.Sürücü kusurları ilk sıradaÖlümlü ve yaralanmalı kazaların yüzde 87.2 oranı ile en büyük bölümünde kusur sürücülere ait. Bu kazalarda ölenlerin de yarıya yakınını yine sürücüler oluşturuyor. Ölümlü-yaralanmalı kazaların yüzde 10.4 oranındaki bir bölümüne ise yayalar yol açıyor. Araç, yol, yolcu gibi unsurların yol açtığı ölümlü-yaralanmalı kazaların oranı ise son derece düşük.Sürücü kusurlarının başında ise hız faktörü geliyor . Bu tür kazalara yol açan sürücü kusurlarının dağılımına bakıldığında 'araç hızını yol, hava, trafiğin gerektirdiği koşullara uydurmama' faktörü yüzde 33.9'la en büyük payı oluşturuyor. Ölümlü-yaralanmalı kazalarda; kavşak, geçiş önceliğine uymama kusuru (yüzde 14.9), arkadan çarpma (yüzde 7.9), manevraları düzenleyen genel şartlara uymama (yüzde 7.5) ve dönüş kurallarına uymama (yüzde 7.2) gibi kusurlar ilk sırada yer alıyor.Ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarına karışan araçların cinsine bakıldığında yüzde 50.9'la otomobiller en büyük ağırlığı oluşturuyor. Bunu yüzde 15.5 oranıyla kamyonetler, yüzde 14.7 ile motosikletler izliyor. Diğer araç cinslerinin ölümlü-yaralanmalı kazalardaki payı çok düşük düzeylerde.Ölümlü ve yaralanmalı kazaların yüzde 29.6 ile en büyük bölümü, yandan çarpma şeklinde yaşanıyor. Bunu yüzde 21.4 oranıyla yayaya çarpma, yüzde 10.5'le arkadan çarpma, yüzde 10.4'le devrilme, savrulma, takla, yüzde 9.5'le yoldan çıkma izliyor.  Bu tür kazalara yol açan diğer unsurlar engel/cisim ile çarpışma, karşılıklı çarpışma, duran araca çarpma, yan yana çarpma, araçtan insan düşmesi, hayvana çarpma, çoklu çarpışma, zincirleme çarpışma, araçtan cisim düşmesi olarak sıralanıyor.12,9 milyar TL ceza kesildi, çözüm olmadı!Ocak 2003-Eylül 2014 döneminde araç sürücülerine kurallara aykırı davranışları dolayısıyla 101 milyon 99 bin 708 trafik cezası düzenlendi. Bu kapsamda 12 milyar 981.6 milyon liralık trafik cezası uygulandı, 7 milyon 349 bin 292 araç trafikten men edildi.Baz alınan dönemde yıllık 6 milyon dolayındaki ceza sayısının 13 milyonu aştığı, kesilen yıllık ceza tutarının 334 milyon liradan 2.3 milyar liraya, yılda trafiğe çıkması yasaklanan araç sayısının da 200 binlerden 800 binlere çıktığı gözleniyor .Trafik kuralı ihlallerine yönelik para cezası ve diğer yaptırımlar her yıl daha da ağırlaştırılıyor. Ancak kaza ve ölüm sayısı hızla artmaya devam ediyor. Uygulanan ceza ve yaptırımlar trafik kazalarını önlemede yeterli olmuyor!Çarpık ulaşım altyapısıKazalarda, mevcut karayolu ağırlıklı ulaşım alt yapısının da önemli payı bulunuyor. Ülkemizde özellikle 1950'lerden bu yana izlenen yanlış ulaştırma politikaları bu alanda çarpık bir altyapı ortaya çıkardı. Ülkemizde yük taşımacılığının yaklaşık 70'i, yolcu taşımacılığının yüzde 90'ı karayolu ile yapılıyor. Türkiye'de trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtlarının sayısı 20 milyona yaklaşıyor. Ulaşım maliyetlerini yükselten bu durum kara yollarının yükünü, trafik yoğunluğunu ve kaza riskini de artırıyor. Kara yollarının ülke ulaşımında temel seçenek ve tercih olması, ekonomiye olan yükünün yanında her yıl trafik kazalarında binlerce insanın ölümüne ve ağır maddi kayıplara yol açıyor.Duble yollar kazaları azaltmadıSon yıllarda ağırlık verilen duble (ayrılmış) yol yatırımlarının kazaları azaltması beklenirken; alelacele yaptırılan bu yolların gerekli teknik özelliklerden yoksun oluşu nedeniyle trafik güvenliğine katkısı sınırlı kaldı. Genelde taşeronlara yaptırılan, kalitesiz, kısa sürede bozularak onarım gerektiren, biri bitirilemeden önceki eskiyen bu yollar, trafik kazalarının azalmasına katkı vermedi. Trafik kazası sayısında yıllar itibariyle devam eden artışlar da bunun göstergesi. Duble yolların karayolları ağı içindeki payının belli bir noktaya ulaşmaya başladığı 2007'den bu yana trafik kazalarında ölenlerin yıllık sayısında bir miktar düşüş gözlenmekle birlikte, kaza sayısı ve yaralı sayısı aynı hızla artmaya devam ediyor. Bu gelişmeler, ölü sayısındaki azalmanın duble yollardan değil, daha çok trafiğe çıkan araçların kalitesindeki yükselmeden kaynaklandığını gösteriyor. Yani kazalar aynı hızla artmaya devam ediyor, ancak güvenlik önlemleri gelişmiş araçların payındaki artışa bağlı olarak artık kazalarda daha az kişi ölüyor.  Tüm trafik tek merkezden yönetilmeliTürkiye'de kayıtlara geçen trafik kazalarının, gerçek sayıyı yansıtmadığı biliniyor. Kaza sayılarının polis, jandarma, karayolları tarafından ayrı ayrı tutulması, verilerin belli bir standarttan yoksunluğunu beraberinde getiriyor ve toplu bir veri oluşturmayı engelliyor. Kaza yerinde değil hastanede yaşamını yitirenler dahi tutanaklara geçirilmiyor. Trafik kazalarını tüm boyutları ile araştıran, izleyen, sağlıklı veriler üreten, kazaların önlenmesine yönelik etkin çalışmalar yürütüp politikalar geliştiren merkezi bir birim oluşturulmalıdır .Anaokulunda bile trafik eğitimi başlamalıÜlkemizin en önemli toplumsal sorunlarının başında gelen trafiğin çözümü için mühendislik, eğitim ve denetim gibi 3 temel unsurun yerine gelmesi gerekiyor.Ölümlü ve yaralanmalı kazaların yüzde 90'a yakın bölümünün sürücü hatalarından kaynaklanması insan faktörünü öne çıkarıyor. Bu durum, trafik konusunda eğitimin önem ve önceliğini bize göstermesine karşın imam hatipler dışında önceliği olmayan hükümetin trafik eğitimindeki körlüğünü ortaya koymaktadır. Halbuki okul öncesi eğitim kurumlarından başlayarak çocuklara trafik bilgisi ve güvenlik dersleri verilmelidir. Üstelik çocuklara sadece teorik değil uygulamalı trafik eğitimi de verilmelidir.  Trafik güvenliğini sağlamak, kazaları en aza indirmek için, tüm toplumu eğitmek ve trafik bilincine sahip, bu konuda duyarlı ve sorumlu nesiller yetiştirmek gerekiyor . Açıkçası resmi ya da özel ilgili tüm kurum ve kuruluşların katılımıyla trafik konusunda bir seferberliğe ihtiyaç bulunmaktadır. 
Bilic: 'Beşiktaş'tan Teklif Aldığımda 'Hayır, Olamaz' Dedim'
Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic , “Bana ilk kez, 2008’de milli takımı çalıştırdığım dönemde teklif yapmışlardı ama o sıralar ayrılmaya hazır değildim, çünkü eleme maçları başlamak üzereydi. Beşiktaş’tan teklif aldığımda da kendi kendime ‘Hayır, Beşiktaş olamaz!’ dedim, reddedemeyeceğimi biliyordum. Çok özel ve tutkulu bir kulüp olduğunun farkındaydım” dedi.Beşiktaş'ın teknik direktörü Slaven Bilic, Four Four Two dergisinden Recep Özerin 'e konuştu. Türk futbolu, Beşiktaş’ın geleceği ve özel hayatını anlatan Bilic şunları söyledi:Hajduk Split altyapısında oynadınız, orada profesyonel oldunuz, futbolu orada bıraktınız ve teknik direktörlüğe de orada başladınız. Sizin için bir hayli anlam ifade ediyor olmalı...Beşiktaş’a çok benzeyen bir kulüp. Çok özel bir camia ve bir futbol kulübünden çok daha fazla anlamlar içeriyor. O dönem Yugoslavya Ligi çok zorluydu, şampiyonluk mücadelesi veren birbirinden güçlü dört takım vardı. Kızılyıldız, Partizan, Dinamo Zagreb ve Hajduk Split. Hajduk sadece bir futbol kulübü değil, orada yaşayan insanlar için çok daha farklı anlam ifade ediyor. Adeta bir yaşam tarzı, bir kimlik ve bu açıdan Beşiktaş’a benzetiyorum.Futbol oynarken aklınızda teknik adamlık yapmak var mıydı?Kesinlikle yoktu. Futbolcuyken teknik adam ya da antrenör olmayı bir an bile aklımdan geçirmedim. Her şey bir anda olup bitiverdi. Hajduk Split o dönem ciddi ekonomik sorunlar yaşıyordu. Büyük bir kulüptük, ligde şampiyon olmuştuk, Şampiyonlar Ligi’ne gitme şansı yakalamıştık ve kadroda birçok yetenekli oyuncu vardı. Şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum ama bir gün biri bana gelip, Hajduk forması giymiş dört eski oyuncu olarak (Aljosa Asanovic, Alen Boksic, Igor Stimac ve ben) kulübe para yardımı yapmamızı istedi, biz de aramızda para topladık. O dönem üç arkadaşım hâlâ futbol oynuyordu, ben emekli olmuştum. Para yardımı sonrası adeta yönetim kurulu üyesi haline gelmiştik. Birkaç ay sonra saha içi sonuçları kötü gidince teknik direktörü değiştirme kararı aldık. Boşta olan birkaç teknik adamla görüştük ama hiç kimse gelmek istemiyordu. Sonra bana “Beş maçlığına takımın başına geçer misin?” diye sordular, ben de geçtim. Ligin sonuna kadar çok iyi bir performans sergiledik, sezon sonunda kalmamı istediler, ben de bu süreçten ciddi ölçüde keyif almıştım ve kaldım.Beşiktaş’tan teklif aldığınızda ilk tepkiniz ne oldu?Yalan söylemeyeceğim, Beşiktaş şu an dünyanın en büyük kulübü değil ama futbolla yakından ilgilenen herkes tarafından tanındığı da bir gerçek. Futbol benim hayatımın da önemli bir parçası ve futbolculuğumdan bu yana Beşiktaş’ı tanıyorum. Aslında bana ilk kez, 2008’de milli takımı çalıştırdığım dönemde teklif yapmışlardı ama o sıralar ayrılmaya hazır değildim çünkü eleme maçları başlamak üzereydi. Bu teklifi aldığımda Lokomotif’ten yeni ayrılmıştım ve aileme bir süre dinlenmek istediğimi söyledim. Tabii ne zaman ne olacağını hiçbir zaman kesin olarak bilemiyoruz. Beşiktaş’tan teklif aldığımda da kendi kendime “Hayır, Beşiktaş olamaz!” dedim çünkü reddedemeyeceğimi biliyordum. Çok özel ve tutkulu bir kulüp olduğunun farkındaydım. Zaten Türk futbolunu yakından takip ettiğimden ülkenin en köklü kulüplerinden biri olduğunun bilincindeydim. Euro 2012 play-off maçı için İstanbul’a geldiğimiz üç günlük süreç de bu kararımı olumlu etkiledi. O kısa sürede şehre adeta hayran kalmıştım.Türkiye’ye gelen yabancı teknik adam ve futbolcular, genelde burada oynanan futbolun taktiksel anlamda zayıf, fiziksel anlamda üst düzey olduğunu söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?Süper Lig’in çok da fiziksel olduğunu düşünmüyorum. Tabii bu hangi ligle karşılaştırdığınıza da bağlı ama mesela 20 yıl öncekine göre daha fiziksel olduğu bir gerçek. Yine de Türk futbolcular fiziksel olarak çok güçlü değilken ligin öyle olması çok mantıklı değil. Yani burada mesela Zlatan Ibrahimovic fiziğinde bir oyuncu yok! Her geçen gün taktiksel anlamda geliştiğini söyleyebilirim ama en nihayetinde Türk futbolcular da İskandinav oyuncular kadar disiplinli değil. Maçların 70’inci dakikasından sonra oyundan kopuyorlar.Bu açıdan kendi takımınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?Son dönemde ciddi gelişme kaydettiğimizi görüyorum. Elbette kusursuz değiliz ama her geçen gün seviye atlıyoruz. Sezon başında oynadığımız Feyenoord, Arsenal ve Tottenham maçlarına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Süper Lig’in alt sıralarında yer alan takımlar savunmada çok iyi organize oluyor ve topun arkasına çok iyi geçiyorlar. Onları açmak hiç kolay değil. Taktiksel anlamda üst düzey olmasalar da belli bir seviyenin üstündeler.Hayal ettiğiniz Beşiktaş’ın şu ana kadar yüzde kaçını sahaya yansıttığınızı düşünüyorsunuz? Memnun olduğunuz ve geliştirmeniz gereken yönler neler?Net bir sayı söyleyemem ama hem bireysel, hem de takım anlamında çok geliştik. Kadromuz geçen sezona oranla çok daha iyi durumda. Yine de daha geliştirmemiz gereken birçok yönümüz ve bunu yapacak potansiyelimiz var. Özellikle de hücum oyuncularının teknik olarak seviye atlaması gerek. Sadece santrforlarımızdan bahsetmiyorum tabii. Son dönemde maç içinde girdiğimiz pozisyonlarda son vuruşlarda belli sorunlar yaşıyoruz. Bunu daha iyi yapmalıyız çünkü hücuma dönük bir oyun oynuyoruz. Savunma performansımızdan da mutluyum; hem az gol yiyoruz, hem de rakibe çok az pozisyon veriyoruz.Geçen sezon 3-3 biten Fenerbahçe maçının ardından ikinci yarıda rakibin sizi fiziksel olarak alt ettiğini söylemiştiniz. 2 Kasım’da oynanacak derbi öncesi şu anki durumunuz nasıl?Bu aslında daha çok düşünce yapısıyla alakalı bir durum ve bunu da oynadığınız stat belirliyor. Bizim bir stadımız yok! Evinizde oynarken, tribünlerde sizi destekleyen binlerce taraftarı gördüğünüzde, kendi topraklarınızda olmanın verdiği güvenle mücadele edersiniz. Bunun yanı sıra, geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray’la aramızda şöyle bir fark vardı: Onlarda şampiyonlara özgü bir düşünce yapısı var. Mesela Fenerbahçe’de Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Caner Erkin, Mehmet Topal, Emre Belözoğlu gibi oyuncular birçok lig şampiyonluğu yaşadı. Dirk Kuyt, Bruno Alves, Raul Meireles de kariyeri boyunca bir sürü kupa kaldırdı. Galatasaray’da da Fernando Muslera, Didier Drogba, Selçuk İnan, Burak Yılmaz gibi isimler vardı. Futbolda saha içinde gelişim gösterebilirsiniz ama en önemli gelişme bir şeyler kazandığınızda meydana gelir. Bu yüzden Feyenoord’u elediğinizde, Arsenal ve Tottenham’a karşı öyle bir futbol oynadığınızda, hatta Soma için düzenlenen turnuvada Chelsea’yi yendiğinizde seviye atlarsınız. Mesela geçen sezonki maçta devreye 3-2 önde girdiğimiz için memnunduk, rehavete kapıldık ve ikinci yarıya kendi kendimize “Şu 45 dakika bir an önce geçse keşke!” diyerek çıktık. Ya da mesela Galatasaray maçında oyuncularım taç atışı ya da korner kazandığımıza bile seviniyordu! İşte bunu değiştirmeye çalışıyoruz ve bu sezon ciddi gelişim gösterdiğimizi düşünüyorum.O halde Demba Ba ve Ernesto Sosa’nın da bu tür derbilerde size bu anlamda katkı yapmasını bekliyorsunuz…Sadece derbilerde değil! İşler zora girdiğinde sahneye çıkıp “Ben buradayım! Bu işi yapmaya hazırım!” diyecek oyunculara ihtiyacınız var. Mesela Oğuzhan Özyakup da çok yetenekli bir oyuncu ve artık “lider oyuncu” seviyesine yükselmeli. Aynı şekilde Olcay Şahan, Gökhan Töre ve Mustafa Pektemek de çok gelişti. Tabii Kerim Frei ve Cenk Tosun’dan beklentilerimiz de büyük!Atatürk Olimpiyat Stadı’nın olumsuz koşullarından sürekli bahsediyorsunuz. Ankara’da oynadığınız Sivasspor maçındaki atmosferi nasıl buldunuz?Harikaydı. İyi bir futbol karşılaşması için birçok şey gerekli; iki takım da pozitif oynamalı, zemin güzel olmalı, tribünler iyi olmalı… Sivasspor maçında tüm bunlar bir araya gelmişti. Hem zemin şahaneydi, hem de taraftarımızı bize inanılmaz bir destek verdi. Rakibimiz de futbol oynamaya çalışınca ortaya böyle güzel bir maç çıktı.Vodafone Arena’da oynamak için sabırsızlanıyor musunuz?Kesinlikle! İnönü’deki atmosferi hiç yaşamadım ama insanlardan sürekli bir şeyler duydum, videodan maçları izlerken bazı şeyler gördüm… Herkes harika bir ortam olduğunu söylüyor. Geçen sezonun başında Olimpiyat Stadı’nda da birkaç maç çok ateşli bir atmosfer yaratmıştık ama Sivasspor maçındaki ortam, Vodafone Arena’da oynamaya başladığımızda nasıl bir şeyle karşılaşacağıma dair ipuçları verdi.Passolig uygulaması hakkında neler düşünüyorsunuz?En ince detayına kadar bilmiyorum ama şu ana kadar tam olarak işe yaramadığını görüyorum çünkü tribünlerdeki insan sayısı ciddi anlamda azaldı. Maçları bu kadar az kişinin izlemesi ne kulüpler, ne de Türk futbolu için iyi. Taraftarların karşılaşmaları güvenli bir şekilde izlemesi gerektiğine katılıyorum ama federasyon daha iyi bir çözüm bulmalı. Bu yöntemin şu ana kadar işe yaradığını söyleyemem.Peki tribündeki seyirci sayısının artması konusunda kulüpler ve teknik adamlar ne yapmalı?Göze hoş gelen futbol oynayan takımlar yaratılmalı, seyirciyi tribüne çekecek oyuncular alınmalı, daha iyi statlar yapılmalı, taraftarların maçı izlerken rahat etmesi sağlanmalı… Avrupa’nın büyük liglerine baktığınızda, olayın sadece futboldan ibaret olmadığını görüyorsunuz. Özellikle yeni yapılan statlar çok amaçlı kullanılıyor. Eskiden tribüne gidip yerinize oturur ve takımınızı desteklerdiniz ama artık işler çok değişti. Yeni statlar taraftarın yapısını da değiştirdi. Artık çok daha fazla ailenin maçlara geldiğini görüyoruz çünkü bunu birlikte bir şeyler yapmak için fırsat olarak görüyorlar. Yemek yiyor, kahve içiyor, alışveriş yapıyorlar… Tüm bunların yanı sıra, yeni yapılan statlar kesinlikle Olimpiyat Stadı ya da Osmanlı Stadyumu gibi olmamalı, maça gelecek taraftara ulaşım konusunda uygun olanaklar sağlamalı. Mesela Arsenal, Emirates Stadı’nı inşa ederken bir de metro hattı yaptırdı. Türkiye’de eksik olan şeyler işte bunlar.Bu sezon Avrupa Ligi’nde beklentileriniz neler? Sizce Beşiktaş ne kadar ilerleyebilir?Biz bu kadar uzağı düşünen bir takım değiliz, maç maç ilerlemeye çalışıyoruz. Zorlu bir gruptayız, rakiplerimizi gördük ve önümüzde daha birçok maç var. Ayrıca kupa sisteminde tur atlasanız bile kiminle eşleşeceğinizi ya da takımınızın o anki form durumunu bilemezsiniz. Elbette gidebildiğimiz yere kadar gitmek istiyoruz çünkü hedefimiz bu kupayı kazanmak. Kazanacağımızı söylemiyorum ama burada mücadele etme sebebimiz de bu.Yardımcınız Edin Terzic, Dortmund’un yolundan gittiğinizi söyledi. Takımınızın böyle bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyor musunuz?Dortmund yolu… Kendimize onları örnek almadık ya da oyuncularıma Dortmund maçlarının videolarını izlettiğimiz söyleyemem. Dortmund yerine mesela Atletico Madrid de diyebilirsiniz. Biz sadece enerjik oynamaya çalışıyoruz ve bunu başaracak takım kimyasına sahibiz. Dortmund şu an bizden çok farklı bir seviyede çünkü her sene birkaç iyi oyuncu transfer ediyorlar. Yıldızlarını kaybetseler de yerlerini doldurabiliyorlar. Onlar da bizim gibi agresif oynuyor ve sürekli pres yapıyor. Top bizdeyken de gelişim gösterdiğimizi düşünüyorum. Mesela Luka Modric, Londra’da oynadığımız Arsenal maçından sonra beni arayıp oynadığımız futbola çok şaşırdığını söyledi. “Çok rahat pas yapıyorsunuz, tiki-taka oynuyorsunuz” dedi. Biz burada yeni bir şeyler icat etmiyoruz, sadece modern futbola ayak uydurmaya çalışıyoruz.Türk futbolseverlerle aranız nasıl? Mesela sokakta sizi görünce ne tür tepkiler veriyorlar?Yürürken, kahve içerken ya da bir yerde yemek yerken sürekli insanlarla karşılaşıyorum. Şu ana kadar tek bir tatsızlık bile yaşamadım. Hepsi bana karşı çok iyi ve sıcak davranıyor.Peki kadınların size olan ilgisini nasıl buluyorsunuz?Dürüst olmam gerekirse böyle bir ilgi olduğunu düşünmüyorum. Tabii bunu istediğimi de zannetmeyin! Dışarda fotoğraf çektirdiğim kişilerin çoğu erkek. Aralarında çok az kadın oluyor.Futbol dışında neler yapıyorsunuz?Günlerimin çoğunu tesislerde geçiriyorum. Deplasman yolculukları da epey zamanımı alıyor. Kalan zamanımı genelde kız arkadaşıma ayırıyorum. Fırsat buldukça köpeklerimizi gezdirmeye çıkarıyoruz, yemeğe gidiyoruz, arada film izliyoruz… Yani sıradan ama iyi bir hayatım var.İstanbul’un hangi semtlerini sevdiniz?Yaşadığım yer Kandilli’yi seviyorum. Bağdat Caddesi de çok güzel bir yer. Eminönü de inanılmaz bir etkiye sahip. Ataşehir biraz farklı ama orası da çok güzel. Bebek tarafı da çok etkileyici.Türk müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Televizyonda müzik kanallarına denk gelmişsinizdir…Bazen rastlıyorum ama hepsi MTV’de yayınlanan klipleri taklit ediyor gibi geliyor! Havuz etrafında bir sürü dans eden kız… Zaten genel olarak bana hitap eden bir tarz değil. Sadece Duman’ı beğeniyorum. Evimde iki albümleri var, çok iyi müzik yapıyorlar. Geçen sene bir konserlerine gidecektik ama başka bir iş çıktı. Yaptıkları müzik benim sevdiğim türe daha yakın.Bize Slaven Bilic’le ilgili hiç kimsenin bilmediği bir şey söyleyebilir misiniz?Günümüzde insanlardan bir şey gizlemek imkânsız hale geldi. Herkes her şeyi biliyor! Mesela çok az insan basketbol oynadığımı bilir. Tabii açıkça anlaşılacağı üzere çok da iyi değilmişim! O dönem Avrupa’nın en iyi takımlarından biri olan Jugoplastika’da oynadım. Kadroda Dino Radja, Toni Kukoc, Velimir Perasovic gibi yıldızlar vardı ve üç yıl üst üste (1989, 1990 ve 1991) Avrupa şampiyonu olduk. Kukoc’la aynı apartmanda doğduk, aramızda 10 gün var ama hangimizin büyük olduğunu tam hatırlamıyorum. Hatta birlikte futbol da oynadık.T24
Erdoğan'dan Fransız Gazeteciye: 'İşi İyi Bilerek Sormuyorsunuz'
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki gazetecilere yönelik tavrını resmi bir ziyaret gerçekleştirdiği Fransa’ya da taşıdı.Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde konuşan Erdoğan, soru-cevap kısmında Cumhurbaşkanlığı sarayı üzerinden ‘ Cumhuriyetin mirası ve laik devletle ‘ ilgili görüşlerinin sorulması üzerine, soruyu yönelten Fransız gazeteciyi ‘bilgisizlikle’ suçladı.Erdoğan, gazetecinin, “Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasıyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Bir cumhurbaşkanlığı sarayı inşa ettirdiğinizi biliyoruz… Atatürk’ün mirası hakkındaki görüşlerinizi, laik devlet görüşleriniz, cumhuriyetin mirasıyla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyim?” şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi:“Kusura bakmayın da şimdi Gazi Mustafa Kemal’in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı köşkü, Gazi Mustafa Kemal’in hizmet verdiği köşk değildir. Soruyu sorarken maalesef işi iyi bilerek sormuyorsunuz.”Pembe Köşk’ü müze yapacağızAtatürk’ün kullandığı yerin Çankaya Köşkü’nün yanındaki Pembe Köşk olduğunu söyleyen Erdoğan, “Pembe Köşk’ü de büyük ihtimalle Gazi Mustafa Kemal ile alakalı Ankara’da bir müze haline getirmek ve oturduğu yeri ondan kalan bütün objeleri de orada toplamak suretiyle Pembe Köşk’ü daha anlamlı kılabilecek bir adımı da böylece atmış olacağız” dedi.Diken
Reklam
Bruma Artık Yolcu
Kasımpaşa karşılaşmasında Sneijder dışında bir başka sürpriz de Bruma oldu.Kasımpaşa karşılaşmasında Sneijder dışında bir başka sürpriz de Bruma oldu.Portekizli yıldız, Fenerbahçe ve Dortmund maçlarında olduğu gibi dün de 18 kişilik maç kadrosuna alınmadı.Bir türlü forma şansı bulamayan Bruma’nın devre arasında ayrılacağı öğrenildi.Skorer
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
18 canı yitirdiğimiz son Ermenek maden ocağı kazası, emekçilerin ve meslek odalarının öncülük ettiği büyüyen kamuoyu tepkilerine yol açan cinayetleri bir kez daha gündeme getirdi.Aslında bütün bu cinayetler bir seri katilin işi:İnşaat cinayetleri...Tersane cinayetleri...Kömür madeni cinayetleri...Hep aynı katil tarafından birbiri ardına işleniyor!Katil, sömürü düzenini en ileri düzeylere taşıyan acımasız küresel kapitalizmin, azgelişmiş ülkelerdeki denetimsiz uygulamalarından yararlanan siyasal fırsatçılığın yol açtığı yağma!
Erdoğan'dan DEAŞ Açıklaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarını sürdürdüğü Fransa'nın başkenti Paris'te, Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı.Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde 2004 yılından sonra hitap etmekten memnuniyet duyduğunu ifade Erdoğan, bugün Fransalı mevkidaşı ile gerçekleştirdiği görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkileri ve bölgesel meseleleri değerlendirdiklerini kaydederek, 'İlişkilerde zaman zaman iniş çıkışlar olsa da tarihe baktığımızda genel olarak ortaklıkların işbirliğinin dayanışmanın öne çıktığını görüyoruz. İlişkilerimizdeki bir başka önemli boyut Fransa'da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye kökenli vatandaşlarımızdır ki sayısı 610 bin civarında. Çifte vatandaşlığa sahip vatandaşlarımızın sayısı da 300 bine ulaşmış durumda. Bu rakamlarla Türkler Fransa'da dördüncü büyük göçmen grubunu oluşturuyorlar' diye konuştu.Konuşmasında IŞİD yerine DAESH (IŞİD'in Arapça kısaltması) kelimesini kullanan Erdoğan, mücadelenin devam edeceğini belirterek, 'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır.Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DEAŞ ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. Anlamı 'barış' olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür' dedi.'AB TARAFINDAN TÜRKİYE'YE VERİLEN SÖZLERİN TUTULMASINI BEKLİYORUZ'Fransa ve Türkiye arasındaki işbirliğinin Avrupa ve Akdeniz'deki Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki birçok meselenin çözümüne katkı sağlayacağını savunarak, 'Biz Türkiye olarak Fransa ile ilişkilerimizde büyük devlet vizyonunu her zaman muhafaza ettik ve ediyoruz. AB üyelik sürecimizde bize en büyük desteği ve katkıyı beklediğimiz ülkelerin başında Fransa geliyor. Biz bu desteği Chirac'ın görevi bıraktığı ana kadar hep gördük. Bu destek o süreçler içerisinde hep oldu. Nedense Sayın Chirac ayrıldı. Ayrıldıktan sonra bir farklı hava esmeye başladı. Bu da bizi üzdü tabi. Temenni ederim ki şimdi yeni bir sürecin içerisine girmiş bulunuyoruz. Türkiye'nin 1963 yılından bu yana AB kapısında bekletiliyor olması izahı mümkün olmayan bir süreçtir. Hiçbir ülkeye böyle bir uygulama yapılmamıştır. AB müzakere süreci maalesef fasıllar üzerine konan blokajlar nedeniyle ciddi bir duraklama süreci yaşıyor. AB tarafından Türkiye'ye verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz. Bu da bizim en doğal hakkımızdır. Fransa tarafından da bize verilen sözlerin tutulacağını ümit ediyoruz' ifadelerini kullandı.'300 BİN İNSANIN ÖLÜMÜ GÖSTERE GÖSTERE GELMİŞTİR'Ortadoğu'daki krizleri daha ortaya çıkmadan gören ve uyarıları yapan ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Irak'ta bu manzaranın oluşabileceğini Irak'ın bölünme noktasına gelebileceğini yıllar öncesinden ifade ettik. Türkiye'nin bu konuda uyarıları dikkate alınmış olsaydı buna yönelik tedbirler alınmış olsaydı Irak'ta şu anda yaşananlar yaşanmayacak barışçıl demokratik çözümler üretilmiş olacaktı. Aynısı Suriye için de geçerli. Suriye'de yaklaşan tehlike görülmediği için işte bugünkü trajik manzaraya ne yazık ki düşmüş durumdayız. 300 bin insanın ölümü maalesef göstere göstere gelmiştir. Öyle bir yaklaşım tarzı var ki anlamak mümkün değil' dedi.'DEVLET TERÖRÜNÜ ESTİREN KİŞİ BANA GÖRE TERÖRİSTTİR'Dünya siyasetine yerleşmiş olan iki kavramın kendisini çok rahatsız ettiğinden bahseden Erdoğan, şunları söyledi:'Bunların bir tanesi konvansiyonel silahlar meselesidir bir diğeri de kimyasal silahlar meselesidir. Bunun uygulaması karşımıza özellikle Suriye'de çıktı. Kimyasal silahların uluslararası hukuk açısından çok farklı bir konumu olabilir fakat Suriye'de kimyasal silahlarla ölenlerin sayısı binlerle ifade edildi. Konvansiyonel silahlarla ölenlerin sayısı ise üzülerek ifade ediyorum 300 bine yakındır. Konuşulan hep nedir? Kimyasal silahtır. Konvansiyonel silahları neden konuşmuyorsunuz? Kimyasal silahla öldürülürse suç değil, konvansiyonel silahla öldürülürse suç, mantık bu mu? Neticesi ölüm olan ve bu vesile ile kullanılmış olan ne olursa olsun bunun yasaklanması gerekir. Konvansiyonel silahı kullanıyorsa oradaki devlet terörünü estiren kişi ki bana göre bir teröristtir ve ortada bir devlet terörü vardır. Bu kişiye karşı ulusların birleşip Adalet Divanı'na mı gider nereye giderse bunun oraya götürülmesi lazım.''DAESH İLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR'Türkiye'nin DAESH'a (IŞİD) yardım ettiği yönündeki iddialardan rahatsız olduklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır. Biz 32-33 yıldır terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DAESH ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. İslam anlam itibariyle anlamı 'barış' olan kelimeden türemiştir. Anlamı barış olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür. Dikkat edin IŞİD'i de ısrarla kullanmıyorum. DAESH diyorum. Çünkü bunlar bir terör örgütüdür.''KOBANİ'Yİ NİYE BU KADAR STRATEJİK BİR KONUMA TAŞIDILAR?'Bölgedeki meselenin sadece Kobani olmadığını belirten Erdoğan, Kobani'nin istismarının yapıldığını savunarak 'Kobani niye böyle bir stratejik konuma getirilmiştir. Ne var burada acaba? Petrol mü var, altın mı var, elmaslar mı var? Neden acaba Kobani? Bugün Kobani'yi bombalayanlar, koalisyon güçleri, dost acı söyler ama gerçeği söyler. Humus vurulmuştur sesleri çıkmamıştır. Buralar vurulurken sesleri çıkmayanlar acaba Türkiye'nin sınırındaki Kobani ile ilgili niye bu kadar stratejik bir konuma taşıdılar? Onlar için bunun stratejik önemi nedir? Benim sınırımda burası. Eğer stratejik bir konumu olacaksa benim için olmalı. Onlar için olmaması lazım. Şu anda boş bir Kobani var' diye konuştu.'BUGÜN KOBANİ'Yİ KURTARIRSINIZ YARIN BAŞKA KOBANİLER ÇIKAR'Batı'nın Ortadoğu'ya karşı sergilediği çifte standartlı tutumun Ortadoğu'da vicdanları derinden etkilediğini aktaran Erdoğan, 'Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı küresel adalet tesis edilmediği müddetçe Ortadoğu'da ya da diğer bölgelerde bu tahribat daha da artacaktır. Batı da bu tahribattan uzak kalmayacaktır. Yaklaşan bu tehlikeyi hepimizin görmesi gerekiyor. Avrupa'nın bu tehdidi özellikle görmesi gerekiyor. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da çizilen sınırlar oluşturulan senaryolar şu anda adeta dikişlerini patlatarak küresel sorunlara dönüşüyor. Bölgedeki her meselenin birbiri ile irtibatı var. Bugün DAESH'i ortadan kaldırırsınız yarın bir başkası çıkar. Bugün Kobani'yi kurtarırsınız yarın başka Kobaniler çıkar. PKK terör örgütüne yeşil ışık yakılırken işte bu terör örgütüne kırmızı ışık yakılması terörle mücadele konusundaki samimiyetin sorgulanmasını da beraberinde getirir' ifadelerini kullandı.'ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK EN BÜYÜK SALDIRI KOBANİ BAHANESİYLE SERGİLENDİ'Konuşmasında çözüm sürecine değinen Erdoğan, 'Çözüm süreci adını verdiğimiz terörü sona erdirme toplumsal barışı tesis etme süreci yapılan tüm tahrik ve provokasyonlara rağmen devam ediyor. Bu süreç daha başladığı anlarda Paris'te yapılan bir saldırı sürece yönelik büyük bir sabotaj olmuştu. Bu sabotajın süreci yaralamasını engelledik. Yaklaşık 2 yıllık süreçte benzeri birçok saldırıyı kararlılıkla bertaraf ettik. Çözüm sürecine yönelik en büyük saldırı Kobani bahanesi ile geçtiğimiz haftalarda sergilendi. 40 vatandaşımız Kobani bahanesi ile yapılan saldırılarda hayatını kaybetti. Bunların tamamı terör örgütü PKK'nın katlettiği Kürt kökenli vatandaşlarımızdı. Terör örgütü gibi terör örgütünün uzantısı olan siyasi parti de kendi ideolojisi kendi fikirleri kendi yaşam tarzı dışında hiçbir oluşuma tahammül etmiyor. Kimi zaman şiddetle kimi zaman baskı ile farklılıkları ortadan kaldırmanın gayreti içine giriyor. Zor bir süreçteyiz hassas bir süreçteyiz. Ama barıştan başka bir seçeneğimiz yok. Bunu mutlaka tesis edeceğiz. Ne güvenlikten ne hukuk ve demokrasiden taviz vermeden devam ediyoruz' diye konuştu.'İYİ NİYETİMİZ KARŞILIK BULMADI'1915 Olayları ile ilgili değerlendirmede bulunan Erdoğan, bu konunun dezenformasyondan uzak tutularak ele alınamadığını kaydederek, 'Bizim bütün yapıcı yaklaşımlarımıza rağmen Ermenistan ve Ermeni Diasporası sağduyulu bir yaklaşım sergilemediler. Biz bu meselenin siyasi bir mesele olmaktan çıkarılmasını siyasetin malzemesi olmaktan çıkarılmasını, bırakalım bunu tarihçiler gelsinler bu mesele üzerinde çalışsınlar. Biz arşivlerimizi açtık. Ermenistan'ın elinde varsa bu tür arşiv o da açsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da açsın. Bu belgeler üzerinde hukukçular siyaset bilimciler tarihçiler çalışmalarını yapsınlar. Onların yaptığı tespitlerle adım atalım. Bizim iyi niyetimiz maalesef karşılık bulmadı' dedi.CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KONFERANS’TA SORULARI YANITLADICumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temasları kapsamında gittiği Fransa'daki Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı. Açıklamalarının ardından kendisine yöneltilen sorulara yanıt veren Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili sorulan bir soru için Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini anlatarak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır' dedi.'İSRAİL YÖNETİMİNİN ANLAYIŞI İLE BARIŞIK OLMAK BİZİM AÇIMIZDAN MÜMKÜN DEĞİL'İsrail ve Türkiye ilişkileri ile ilgili sorulan bir soruya Erdoğan, 'İsrail bölgede halkı Müslüman olan ülkeler olarak ilişkileri en ileri olan ülke Türkiye'ydi. İsrail böyle bir dostunu kaybetti. Gerek malum Mavi Marmara olayı diye uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım götüren gemiyi vurmalarından sonra aramızdaki münasebetler olumsuz gelişti. Biz kendilerine o zaman 3 maddeden oluşan şart sunduk. Bunun bir tanesi özür dilenmesiydi. İki tazminat konusuydu. Üç, Filistin'e ambargonun kaldırılmasıydı. Özür dilendi. Tazminat için belli bir noktaya gelindi. Ambargonun kalkmasını beklerken Gazze vurulmaya başlandı. Filistin vurulmaya başlandı. Böyle İsrail halkı ile bir sorunumuz yok. Bizim ülkemizde Musevi vatandaşlarımız var. Sorunumuz yok ama İsrail yönetimi ile bizim sorunumuz var. Şu andaki İsrail yönetiminin anlayışı ile barışık olmak bizim açımızdan mümkün değil' diye yanıt verdi.'DARBECİ İLE YAN YANA OLAMAM'BM Genel Sekreteri Ban'ın verdiği yemekte Sisi ile aynı masaya oturmadığı konusunu 'Darbeci ile yan yana olamam' diyerek açıklayan Erdoğan, 'Benim demokrasi derdim var. Ben demokratik bir liderim. Mısır'da da demokrasi mücadelesinde Mursi yüzde 52 oy ile Mısır'a başkan seçildi. Mısır'a başkan seçilen Mursi, şu andaki Sisi'yi kendine Milli Savunma Bakanı yaptı. Kendisi aynı zamanda Genelkurmay Başkanı konumunda. Milli Savunma Bakanı yaptığı Sisi, kalktı darbe ile Mursi'yi indirdi. Burada Batı çok büyük bir yanlış yapmıştır. Ben Batı'ya sesleniyorum. Siz demokrasiden yana mısınız, darbeden yana mısınız? Ben uygulaması ile Batı'nın kusura bakmasınlar darbeden yana olduğunu gördüm. BM Genel Kurulu'nda verilen yemekte bizi liderler arasında bir masaya oturtacaklar. Sordum masada kimler var. Dediler ki Sisi de o masada. Sisi o masadaysa ben o masaya gitmem dedim. Niye? Çünkü benden meşruiyetini alacak bir darbeci ile yan yana olamam. Şu anda Batı da bir yol ayrımında. Eğer demokrasi diyorsak demokrasi ile ilgili mücadelemizi kalemlerimizle de vereceğiz, söylemlerimizle de vereceğiz, duruşumuzla da vereceğiz' diye konuştu.'TÜRKİYE'NİN SÖZDE SINIRLARA EVET DEMESİ, MÜMKÜN DEĞİL'Ortadoğu'daki yeni sınırlar ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Türkiye'nin burada oluşabilecek sözde sınırlara evet demesi mümkün değil. Bu konu ile ilgili olarak atılan adımlar çok önemli. Irak'ta maalesef zihinsel sınırlar başka ülkeler tarafından atılıyor bu da önemli. Burada DAESH’ın da (IŞİD) böyle bir adım atmadığını da kimse söyleyemez. Bu da bunu bir fırsata dönüştürmüş olabilir. Bu bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün orada böyle bir netice alabileceğine ben ihtimal vermiyorum. Aynı şekilde Suriye'de de böyle netice alabileceğine yine ihtimal vermiyorum. Sonunda ben inanıyorum ki Irak'ta Irak halkı galip gelecektir. Suriye'de de Suriye halkı galip gelecektir ve topraklarına sahip çıkacaklardır' ifadelerini kullandı.'PEŞMERGELER ÜLKEMİZE DAVULLU ZURNALI GELDİ'Peşmergelerin Türkiye'den geçişini farklı bir şekilde aktaran Fransız medyası ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Biz peşmergelerin Türkiye'den geçmesi için gayret sarf ettik. Biz Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye'den geçmesi ile ilgili gayret sarf ettik. Nitekim Özgür Suriye Ordusu Türkiye'den geldi ve Kobani'ye girdi. Peşmergeler Türkiye'ye geldiler ve tüm mühimmatı ile araç gereçleri ile ülkemize geldiler. Ve bir de davullu zurnalı geldiler, onu da söyleyeyim. Peşmergeleri uçakla biz Şanlıurfa Havalimanımıza aldık. Orada hala istirahat ediyorlar. Fakat şu anda bu akşam itibariyle 2 gündür bizdeler Erbil'den şu anda haber bekliyorlar. Çünkü gelen konvansiyonel silahların Kobani'ye girmesinin uygun olmadığına dair aldıkları bir haber üzerine Kobani'ye henüz girmiyorlar. Biz daha da fazlasını peşmergelerden bekliyorduk. Özgür Suriye Ordusu'ndan da daha fazlasını bekliyorduk. Oradaki gidip savaşacakların sayıları ortalama 100'er kişi diyebilirim. 100 Özgür Suriye Ordusu'ndan 100 peşmergelerden. Batı medyasına bu ifadeleri niçin böyle söylediğimi böylece anlamış olun. Bu kadar hassas bir konuda Türkiye'yi zor durumda bırakmak için peşmergeye müsaade etmiyor, Özgür Suriye Ordusu'na müsaade etmiyor. Böylece yalan yanlış doğru olmayan haberler yapıyorlar' şeklinde konuştu.'ŞU AN HİZMET VERDİĞİM YER, GAZİ MUSTAFA KEMAL'İN HİZMET VERDİĞİ KÖŞK DEĞİLDİR'Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasına ilişkin Atatürk Orman Çiftliği'ndeki yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili soruya yanıt veren Erdoğan, Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini aktararak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Onun yanında Pembe Köşk diye adlandırılan yerdir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Pembe Köşk'ü büyük ihtimalle Gazi Mustafa Kemal ile alakalı Ankara'da bir müze haline getirmek ve oturduğu yeri ondan kalan bütün objeleri de orada toplamak sureti ile Pembe Köşk'ü daha anlamlı kılabilecek bir adımı da böylece atmış olacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır. Biliyorsunuz artık Yeni Türkiye var. Yeni yer yine bizim imari üslubumuza, Türkiye bir medeniyetin varisidir. Nasıl ifade ediyorsunuz Atatürk'ün mirasları diyorsunuz, işte biz Selçuklu bakiyesi üzerine bir Osmanlı bakiyesi üzerine gelmiş bir ülkeyiz. Bizim bir mimari anlayışımız var. Gayet güzel bir eseri ortaya çıkarmış olduk' dedi.Gülten ÖZBEY-Bahar DEMİREL - DHA
Reklam
Ünal Aysal Kasada Ne Kadar Para Bıraktığını Açıkladı
G.Saray eski başkanı Ünal Aysal, kulübün kasasında 43 milyon lira bıraktığını söyledi.Ünal Aysal, bir süredir devam eden “Kasada ne kadar para bıraktı” polemiğine son verecek açıklamalarda bulundu.Bugün’e konuşan Ünal Aysal, rakamları kendi ağzından şöyle ifade etti: '25 milyon lira kullanılabilir nakit ve hazır edilmiş 15 milyon lira banka kredisi bıraktım. Diğer tüm rakamlar da birleştiğinde, lira bazında toplam 43 milyon oldu. Ayrıca şahsıma ait 2 milyon doları da tahsil etmedim ve içeriden çekmedim.'Aysal, yeni başkan Yarsuvat’a verdiği ‘not defterinde’ takımla ilgili bilgiler olmadığını ifade etti. 'Mali konular ve çözümler vardı' diye konuştu.İstifasına neden olan GYO’nun kurulmasını tekrar önerdiğini sözlerine ekledi. Devir-teslim töreninde Başkan Duygun Yarsuvat’a içinde kulübe dair notlar bulunan ve defter veren Aysal, bunun içeriğini de açıkladı.Aysal, “İçinde futbolcularla veya teknik heyetle ilgili notlar yoktu. Sadece mali konular vardı. Bıraktığım parayla ilgili dökümler gibi... Projelere dair detaylar da bulunuyordu. Çözümler sundum. Kurulması gereken Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı ile ilgili içerik de buna dahil” dedi.Aysal, Riva’daki arazi için GYO kurulması için yetki istemiş, verilmeyince istifa etmişti.Ensonhaber
Facebook ve Twitter'dan 'Şiddeti Teşvik' Edene 50 Bin Lira Para Cezası
Eskişehir Başsavcı Vekili Celalettin Karanfil, Yargıtay'ın uygulamalarıyla Facebook ve Twitter'ı da 'basın' kapsamında değerlendirdiğini söyledi.Eskişehir Başsavcı Vekili Celalettin Karanfil, 'Facebook ve Twitter 'basın' gibi kabul edilmiyordu. Yargıtay uygulamalarıyla şimdi bunu kabul etti. Burada normal vatandaş da sporda şiddeti teşvik ediyorsa aynı suç, aynı ceza onlar için de geçerli. Bununla ilgili 5 binden 50 bin liraya kadar para cezası var' dedi.Karanfil, Anadolu Spor Gazetecileri Derneği (ASGD) Eskişehir Şubesi'nce düzenlenen söyleşide yaptığı konuşmada, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun çıkarılmadan önce statların adeta kan gölü haline geldiğini iddia etti.En basit suçun hakaret olduğunu, bununla ilgili de kulüplere ciddi para cezaları kesildiğini anlatan Karanfil, 'Bugüne kadar sporda şiddet üzerine çok şeyler konuşuldu. Bugün 'futbol nereye gidiyor?, seyirci nerede?' sorusunu soruyoruz. İlk önce spor branşlarında seyirciyi nasıl tribünlere getiririz. Bunların üzerinde çalışmamız lazım.Kulüp yöneticilerine, federasyona, sporculara ve basın mensuplarına özellikle eğitim faaliyetleri konusunda büyük görevler düşüyor' diye konuştu. Seyirci için en büyük cezanın 'seyirden men' cezası olduğunu belirten Karanfil şöyle devam etti:'Seyirden men cezası alan kişi, karakola gidip imza atmak zorunda. Atmadığı her maç için 500 lira ceza kesiliyor. 20 bin lirayı bulan cezalar var. Onun için seyirden men cezasının aslında yaptırımının da olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bu yasa tüm spor branşlarında geçerli, sadece futbolda değil hatta buna amatör ligler de dahil.'Karanfil, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un 22.maddesinin basın ve basın yayın yoluyla yapılan şiddete yönelik olduğunu dile getiren Karanfil, şunları kaydetti:'Yargıtay'ın son uygulamaları kapsamında Facebook ve Twitter üzerinde yapılan yayınlar da bu kapsamda görülüyor. Facebook ve Twitter'de yazılanlara da dikkat etmesi gerekiyor. Gazete sahibine 100 bin liradan 500 bin liraya kadar para cezası kesilebiliyor. Bugüne kadar Trabzon'da bir gazeteye bu ceza kesildi. Facebook ve Twitter 'basın' gibi kabul edilmiyordu. Yargıtay şimdi bunu kabul etti. Burada normal vatandaş da sporda şiddeti teşvik ediyorsa aynı suç, aynı ceza onlar için de geçerli. Bununla ilgili 5 binden 50 bin liraya kadar para cezası var. Ayrıca 3 ay seyirden men cezası veriliyor.'T24
Sporun Manşetleri | 1 Kasım 2014
Spor gazetelerinin manşetlerinde ve gazetelerin spor sayfalarında bugün hangi haberler var? Spor manşetlerine 1 dakikada göz atın. İşte sporun gündemi...
Ümraniye'de Hareketli Dakikalar
Ümraniye’de kavgaya karışan bir şahıs olay yerine gelen polisin silahını alarak dehşet saçtı. Çevreye ateş açan zanlıyı polis ikna etmeye çalışıyor.Olay, Ümraniye Hamza Yerlikaya Bulvarı’nda meydana geldi. İddialara göre, bulvar üzerinde bir grup kavgaya tutuştu. İhbar üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Kavgaya karışan şüpheli olay yerine gelen polislerden birinin silahını aldı. Aldığı silah ile sağa sola ateş eden şüpheli korkulu anlar yaşattı. Olay yerine özel harekat polisleri de sevk edildi. Zaman zaman elindeki silahı başına dayayan şüpheliyi polisin ikna etme çabaları sürüyor. İHA
Reklam