Japon Devi, 736 PPI QHD Ekranını Duyurdu
Cep telefonlarında yükselen trend olan Quad HD ekranlar için bir iyi haber daha geldi!Hem telefon hem tablet tarafında son zamanlarda yeni bir trend haline gelen QHD ekranlar bilindiği üzere 2560x1440 piksel görüntü sunuyorlar. Özellikle son dönemde LG G3 'ün ve Samsung Galaxy Note 4 'ün QHD çözünürlükle gelmesi, cep telefonlarındaki görüntü kalitesine yeni bir soluk getirmişti. Bu modeller öte yandan sundukları ekran piksel yoğunluklarıyla da dikkat çekiyorlardı. 515ppi ve 538ppi gibi seviyelerden sonra sanıyoruz önümüzdeki dönemde bu çıtayı daha yukarılarda göreceğiz. Zira Sharp, 736ppi 'lık ekranlarını tanıttı.Sharp'ın IGZO adını verdiği yeni ekranı 4.1 inç boyuta 2560x1600 piksel çözünürlüğü getiriyor. Öte yandan bu yeni ekran bizlere 736ppi piksel yoğunluğu sunacak. Bu yeni ekranlar henüz geliştirilme aşamasında ve 2015 yılı içinde ilk örneklerini görebileceğiz. Ekranların 2016 yılında ise yeni tanıtılacak olan modellerde yer alacağına ilişkin bilgiler de mevcut durumda. Bekleyip göreceğiz.
Yerli Elektrikli Otomobil 2016'da Seri Üretime Geçecek
Eskişehir bulanan Teknoloji Geliştirme Bölgesi'ndeki bir firma, birçok üniversiteden 30'dan fazla akademisyenle yürüttüğü çalışmayla ortaya çıkarttığı Türkiye'nin elektrikli yerli otomobilini 2016 yılında seri üretimle piyasaya sürecek.BEGLER AŞ Yönetim Kurulu Üyesi ve Ar-Ge Projeleri Sorumlusu Melih Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, firmanın 2013 yılında elektrikli araçlar konusunda çeşitli çalışmalar yapmak amacıyla kurulduğunu bildirdi.Bir ulusal elektrikli otomobil markası oluşturmak için yola çıktıklarını ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:'Bugüne kadar yaptığımız çalışmalarla alt sistemler bazında ve alan konularında iyi bir yol kat ettik. Farklı model çalışmaları da yapıyoruz. Devam eden iki farklı elektrikli araç modelimiz var. Alt sistemlere yönelik çalışmalarımız da devam ediyor. Elektrikli araçların kritik denebilecek teknolojileriyle ilgili alan çalışmaları yaptık. Modellerimiz kendi pazarını oluşturabilecek nitelikte araçlar. Elektrikli araçlarımızı 2015 yılının sonunda prototip olarak yürüteceğiz. 2016 yılında seri üretime başlamayı düşünüyoruz. Modeli tamamladıktan sonra 2016 senesinde müşterilerimize ve vatandaşlarımıza araç satışına başlayacağız.''Devrim'in Eskişehir'de yapılması motivasyon veriyor'Yıldız, pazardaki araçlarla rekabet edip, onların pazarını kapmayı değil mevcut ihtiyaçtan doğan boşluğu tamamlamayı amaçladıklarını vurguladı.Şarj istasyonunun elektrikli araçların en önemli parçalarından biri olduğunu anlatan Yıldız, şunları söyledi:'Şarj istasyonlarında hazırladığımız üç modelle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gelecek yıl endüstriyelleşmesini tamamlayıp, ürün olarak satışına başlayacağız. Bu konuda 3 farklı üniversiteyle çalışıyoruz ve iyi yol aldık. Türkiye'nin ilk yerli otomobili Devrim'in Eskişehir'de yapılması bize motivasyon veriyoruz. Devrim'in kaldığı yerden bayrağı alıp, bu kez devam ettirmeyi istiyoruz.'AA
Bütçede Emniyet'in Payı Artıyor
Türkiye'de askeri harcamaların milli gelire oranı yıllar içinde gerilirken, iç güvenlik harcamalarının payı artıyor. İç güvenlikte en yüksek pay Emniyet Genel Müdürlüğü'nün. Personel harcamaları da hızla artıyor.Türkiye’nin iç güvenliğe harcadığı para, 2006-2014 yılları arasında iki buçuk kattan fazla artarak 6 milyar 651 milyon TL’den 22 milyar 262 milyon TL’ye çıktı. 2016’da bu rakamın 26 milyar 77 milyon TL’yi bulması öngörülüyor. İç güvenlik harcamaları sadece miktar olarak değil, ulusal gelirdeki payı itibariyle de arttı. 2006 yılında gayrisafi milli gelirin yüzde 0.88’i iç güvenliğe giderken, 2013 yılında bu oran yüzde 1.36 oldu. Bu miktarın 2016’da yüzde 1,24’e düşürülmesi hedefleniyor.Al Jazeera'den Melis Kobal'ın haberine göre, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı iç güvenlik harcaması yapan kurumlar ve bu kapsamda pastada en büyük pay Emniyet Genel Müdürlüğü’nün. 2013 yılında yüzde 70 olan Emniyet Müdürlüğü’nün iç güvenlik harcamalarının içindeki payı, 2014, 2015 ve 2016 bütçelerinde yüzde 74’e çıkıyor.'En hızlı artış personele yönelik'Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Kamu Harcamalarını İzleme Platformu Sözcüsü Prof. Dr. Nurhan Yentürk, iç güvenlik harcamalarında en hızlı artışın personele yönelik olduğunu söylüyor; “Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT harcamaları içinde de personel harcamaları hızla artmakta. Demek ki polis büyüyecek” diyor.Rakamlar da Türkiye’nin, Rusya’dan sonra, nüfusuna oranla en fazla polise sahip ikinci ülke olduğunu gösteriyor. Türkiye, her 100 bin kişiye 474,8 polis düşüyor.Türkiye yıllar içinde askeri harcamaların gayrisafi milli hasılaya oranını düşürürken, iç güvenlik harcamalarının payı arttı. Peki Türkiye’de böyle bir ihtiyaç var mı?'Bölgesel gelişmeler güvenlik ihtiyacını artırdı'SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş’a göre bölgesel gelişmeler güvenliğe olan ihtiyacı çeşitlendirdi. Al Jazeera’ye konuşan Yeşiltaş, Türkiye’nin risk tahminini yüzde 70’lerden 90’lara çıkarmış olabileceğini, bütçedeki artışı da bu bağlamda değerlendirmek gerektiğini söylüyor. Yeşiltaş’a göre bu bütçe artışında üç başlık öne çıkıyor: Politik riskin yeniden değerlendirilmesi, teknolojik ekipman ihtiyacı ve yeni aktörlerin ortaya çıkma riski.“Arap Baharı ve sonrasında güvenlik riskleri de arttı. Türkiye’de toplumsal olayların farklılaşması ve buna yönelik bir risk tahmini ile bütçede artış olabilir. Güvenliği sağlayacak ekipman ve bu kapasite artışının getirdiği masraflar olabilir. Bunun yanı sıra Türkiye’de hem bölgesel hem de Kürt sorununa ilişkin gelişmelere bağlı olarak devlet dışı silahlı aktörler ortaya çıkabilir. Kobani olaylarında gördük, farklı Kürt grupların birbirleriyle çatışmaları da olabiliyor.”Yeşiltaş, Türkiye’de polis sayısının fazla olması konusunda ise “Her ülkenin kendi dinamikleri içinde değerlendirilmesi gerektiği” yorumunu yapıyor:“İngiltere’de sayı Türkiye’den azdır. Türkiye’de fazladır. Her ülkeyi siyasi konjonktürü, güvenlik tehditleri ve çatışma eksenleri üzerinde değerlendirmek lazım. Her ülkenin güvenlik tehditleri birbirinden çok farklı. Mesela İsrail’deki polis sayısı Türkiye’den az görünebilir çünkü birçok olayda orada polis değil, asker müdahale ediyor. Bugün Mescid-i Aksa’da polis değil asker müdahale ediyor.”En pahalı polis eğitimi Türkiye'deStratejik Düşünce Enstitüsü Savunma ve Güvenlik Koordinatörü Doç Dr. Erkan Koca’ya göre ise, iç güvenlik konusunda emniyete ayrılan payın yüksek oluşu kendi içinde belli sorunlar taşıyor:'Askeri harcamaların tersine polise ayrılan pay AB ülkelerine kıyasla fazla. Bunun siyasal ve toplumsal pek çok nedeni var. Bir kere Türkiye gibi büyük ölçekli, bölgesel farklılıkları yüksek, çatışmalı toplumlarda güvenlik maliyeti yükseliyor ve kamu düzenini sağlamak daha pahalı hale geliyor. Buna adalet mekanizmasının iyi işlememesi, demokratik düzenin ve özgürlük ortamının yeterince derinleşememesi de katkıda bulunuyor. 100 bin kişiye düşen polis sayısı, Türkiye’de AB ülkelerine göre çok daha fazla. Bunda bir diğer neden polisle bağlantılı olarak etkin bir gider-maliyet analizin uzun yıllardır yapılmıyor oluşu.”Koca ayrıca Emniyet’in masraflarında eğitimin de önemli bir payı olduğunu vurguluyor.Dünyanın en pahalı polis eğitimi Türkiye’de. Polis memuru yetiştiren iki farklı okul var. Bunlardan biri, Polis Meslek Yüksek Okulları (PMYO) liseden sonra iki yıllık önlisans eğitimi veriyor, diğeri Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) ise 4 yıllık üniversite eğitimi sonrası 6 aylık bir eğitim veriyor. Bu okullara yıllık toplam 10 bin öğrenci alınıyor. Buna ilaveten Polis Akademisi de amir yetiştiriyor ve buraya da yıllık 300-400 öğrenci alınıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2009-2023 Stratejik Planı'na göre yıllık yaklaşık 11 bin polis memuru alımı öngörüldü.Koca’ya göre maliyetin yüksek olmasında polis yetiştiren okulların yatılı olması ve fazla personelle işletilmesi önemli rol oynuyor:“ Emniyet bürokrasisinde gider-maliyet ve etkinlik ilişkisine dayalı hesaplamalara dair yerleşik bir kültürden söz etmek zor. Her yıl maliyeti artan bir güvenlik bürokrasisi ve polislik hizmeti söz konusu. Polis eğitimi masraflı, bunun sebeplerinin başında da polis eğitiminin organizasyon şekli ve işleyişinin 'militer' bir yapıda biçimlendirilmiş olması ve bunun doğurduğu katı hiyerarşi içerisinde ekonomik verimlilik konusuna dönük bir çalışma kültürü ve yönetimin olmayışı geliyor. İngiltere'de örneğin polislik hizmetinin maliyeti oldukça önemli ve partiler arasındaki başlıca tartışma maddelerinden birini oluştururken Türkiye'de bu türden tartışmalara pek rastlamıyoruz. Tartışma genellikle polisin partizanlaşması ve 'hükümet-yanlısı' olması gibi konular üzerinden döner.'Emniyet Teşkilatı Kanunu değişiyorEmniyet teşkilatının yapısında değişiklik hükümetin de gündeminde. 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda yapılacak düzenlemelerin bu ay içinde yasalaşması bekleniyor. Bu tasarıda, polis eğitimi de yeniden yapılandırılıyor. Koca’ya göre, bu tasarıyla verimlilik amaçlandı:'Buna göre hiyerarşik yapı daha verimli hale getiriliyor ama belki de en önemlisi idari ve mali işler dairelerinde çalışacak kişilerin emniyet dışından profesyonellerden atanması maddesi. Bunun nedeni elbette yönetimin verimlilik temelinde düşünülmeye başlanması.'SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Yeşiltaş da bu tasarı ile Polis Akademisi’nin kapatılacağını anlatıyor:“Polis olmak isteyenler, Polis Akademisi yerine normal devlet üniversitelerinde eğitim görüp, 5-6 aylık polis eğitimi alacaklar. Bu, hem ekonomik verimlilik olarak katkı yapabilir hem de politik olarak ortaya çıkan örgütlenmelere engel olunabilir.”Kaynak: Al Jazeera
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Küçümsenen, yeterince net olunmadığı gerekçesiyle politik olarak aşağılanan bir duruşu simgelerdi. Eskilerin “her şeyin aşırısı zarar” dedikleri bir itidali içerir ama “Ne İsa’ya Ne Musa’ya* yaranamadığı için itibar görmezdi.Ilımlı “ılıktı.” Ne ısıtır ne de soğuturdu. Herkes o iklimde olmayı ister ama ne yüzülür, ne de kardan adam yapılırdı. Hal böyle olunca da gündelik yaşamda bunaltmadığı için üzerinde konuşulmazdı.Ilımlı siyasi yaşamda aslında statükonun sigortasıydı. Kıbleleri değil, ihtiyaç duyulduğunda insanın içini ısıtan bir aklı selimin adresiydi. Varlığı konuşulmazdı ama yokluğunun yarattığı boşluk aslında o ülkenin insanın içini donduran ya da “ısınan” siyasetin habercisiydi. Uçlarda yaşanan bir siyaset dili belki -zaman zaman- heyecan verebilirdi ama “uç” olanın statükoya dönüşmesi halinde, gündelik yaşamda aranan huzur ve istikrar hasreti çekilen bir nimete dönüşürdü.
Reklam
Metrobüs ile Minibüs Çarpıştı: 1 Ölü
E-5 Karayolu'nun Merter kesiminde, kontrolden çıkan bir metrobüs, bariyerleri parçalayarak yola çıktı. Metrobüsün çarptığı minibüsün sürücüsü ile metrobüs sürücüsü ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan minibüsün şoförü tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Metrobüsteki yolculardan 12'si de çeşitli yerlerinden hafif yaralandı.Kaza saat 00.15 sıralarında meydana geldi. Topkapı'dan Avcılar yönüne giden 34 TP 2277 plakalı metrobüs, kontrolden çıkarak bariyerleri parçaladı ve E-5 Karayolu'na çıktı. Metrobüs, bu sırada yolda seyir halinde olan 34 MTT 12 plakalı servis minibüsüyle çarpıştı. Kazada her iki aracın sürücüsü de ağır yaralanırken, metrobüste bulunan 12 yolcu da çeşitli yerlerinden hafif şekilde yaralandı. Yolcular, ambulansların gelmesini beklemeden, kendi imkanlarıyla hastanelere gitti. Metrobüs sürücüsü ambulansla hastaneye kaldırılırken, araç içinde sıkışan minibüs sürücüsünün kurtarılması için de itfaiye ekibi seferber oldu. Yaralı sürücü, ekiplerin 1 saati aşkın süren çabası sonucu kurtarılarak ambulansla hastaneye kaldırıldı. MİNİBÜS ŞOFÖRÜ HAYATINI KAYBETTİYaralı minibüs sürücüsü Salih Doğan'ın, kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybettiği öğrenildi. Metrobüs sürücüsü Yasin Yıldırım'ın ise Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakım ünitesindeki tedavisi sürüyor.E-5 SAATLER SONRA TRAFİĞE AÇILDIÖte yandan E-5 Karayolu, kazaya karışan araçların vinçlerle bulundukları yerden kaldırılmasının ardından  trafiğe açıldı.Soner HASIRCIOĞLU - Ozan URAL - Uzay KESMEN / İstanbul DHA
Ahmet Çakar, Aziz Yıldırım'a Sert Çıktı! "Sen Kimsin Lan"
Ahmet Çakar, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın basın mensuplarına ''Siz kimsiniz lan'' diye hitap etmesine 'Sen kimsin lan' diyerek çıkıştı.Ertem Şener'in moderatörlüğünü yaptığı Rasim Ozan Kütahyalı, Sinan Engin, Ahmet Çakar ve Abdülkerim Durmaz'ın gündemdeki spor olaylarını değerlendirdiği Beyaz Futbol programında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın açıklamaları masaya yatırıldı.Aziz Yıldırım'ın geçtiğimiz hafta yaptığı basın açıklamasına canlı yayında cevap veren Çakar, sert ifadeler kullandı.İŞTE AHMET ÇAKAR'IN YILDIRIM'A VERDİĞİ YANIT;Başkan, benim de içinde bulunduğum bir gruba 'Siz Kimsiniz Lan' dediya ona cevap vereyim mi? Sen kimsin lan.. Sen kimsin.. Sen kimsin.. Eski hakemiz burada çıkmaya hakkımız var. Sen mütahitsin 10-20 yıldır takım yönetiyosun. Bir de Fenerbahçe'nin başını derde soktun.. Yeniden yargılanırsın aklanırsın ona hiç bir lafım yok saygım var. Siz kimsiniz lan dediği basın mensuplarının başında ben kendi üzerime alıyorum. Sen kimsin lan..'BAŞKANLIĞINA SAYGIM VAR'Tekrar söylüyorum bana ve meslektaşlarıma 'Siz kimsiniz lan' diyen adama 'Sen kimsin lan'. Fenerbahçe Başkanısın F.Bahçe konusunda saygı duyarım ama sakın bir daha 'lan' falan deme yeniden söylüyorum 'Sen kimsin lan'..'SEVİLDİĞİNİ BİL'Sevildiğini bil yalnış yapma, eleştirebilirsin ama 'lan' falan dersen 'lan' aynen sana geliyor.Eurosport 
Reklam
Türkiye - Kazakistan Maçı İçin Yazılmış En İyi 10 Köşe Yazısı
Her bakımdan o kadar utanılacak durumdayız ki nereden başlamak daha uygun olur kestiremiyorum. Yakın zamanlarda deplasmanda 6, içeride 4 olmak üzere iki maçta 10 gol attığımız rakip karşısında Milli Takım’ın çıkış aradığı haberleri mi dersiniz, Galatasaray stadında Fenerbahçeli Volkan Demirel’e küfür etmek üzere gelmiş kişiye hiçbirşey yapılamayışı mı içinizi kanatır, yoksa milli kalecinin bu nedenle maçı ve stadı terkedebilmesi gibi akılalmaz bir davranış üzerine mi yoğunlaşırsınız, size bırakıyorum.Devamı...
Facebook İş Yerinin de Sosyal Ağı Olmak İstiyor
Financial Times’ın haberine göre Facebook iş odaklı sosyal ağ alanından bir parça koparmak için “Facebook at Work” isimli bir servis sunmayı planlıyor.Yayınlanan habere göre Facebook at Work ana servise oldukça benzeyecek ancak kullanıcılar kişisel profillerinin yanı sıra bir kurumsal profile de sahip olabilecek. Facebook’un servisi en az bir senedir geliştiriyor olduğu ve çıkış tarihinin yakınlaşması sebebiyle bazı şirketler ile test yapmaya başladığı belirtiliyor.Slack ve Yammer gibi güçlü oyuncuların olduğu kurumsal sosyal ağlarda Facebook da etkili bir oyuncu olmaya hazırlanıyor. Şirketlerin geneli çalışanlarının mesai saatleri içerisinde Facebook’a girmeyi yasaklamasından ötürü böyle bir adım attığı düşünülüyor.
Emlak Drone’u Bir Kadını Üstsüz Yakaladı!
Avustralya’nın Melbourne şehrinde bir kadın, evinin arka bahçesinde üstsüz bir şekilde güneşlenirken bir emlak ofisinin drone’una yakalandı. Komşusunun satılık olan evinin resmini çekme amacıyla uçan drone pozun içerisine Mandy Lingard isimli kadını da aldı ve evin ilan panolarında kadın da yer aldı. News Limited’e konuşan kadın güneşlenirken etrafta uçan garip bir cisim gördüğünü ancak bir çocuk oyuncağı sandığını söyledi. Birkaç hafta sonra evinden çıkmasıyla ilan panosunu gören kadın drone’un esas amacının fotoğraf çekmek olduğunu o zaman anlamış.Eview Emlak tarafından hazırlanan ilan panosu kaldırıldı ve olayın basit bir hata olduğu söylendi. Şirket yaptığı açıklamada drone’ların emlak endüstrisinde sıkça kullanıldığını ve tüm bir yapının etkileyici resimlerinin bu model uçaklar sayesinde çekilebildiği kaydedildi.
Reklam
Gazetelerde Bugün | 17 Kasım Pazartesi
Hürriyet: Enkazda kalan karar Milliyet: Dövizzedenin umudu söndüSabah: Paralel kıyağa mühür vurduVatan: Baba-oğul, Onur'u diri diri gömdüler! Taraf: Tek adam bakanlığıBirgün: Bu görüntüye daha ne kadar seyirci kalacaksın ey halk?Akşam: Paralel darbe Şemdinli'‘de başladıCumhuriyet: Veresiye SarayStar: Paralel teknik takibi otomatiğe bağlamış Zaman: 290 milyon TL'ye ihale edildi, 3 kez el değiştirdi, 1 milyar harcandı, asrın projesi yarım kaldıYeni Şafak: Filipinler ile yeni dönemEvrensel: Köleliğe ‘toplum yararı’ kılıfı Bugün: Filistin ambargosunu AK Parti hükümeti yasal hale getirdiSözcü: Emeklinin sağlık parası Tayyip'in köşküne gitti 
'Kahraman Suriyeli Çocuk' Videosu Kurgu Çıktı
Suriye'de kurşunlar havada uçuşurken, bir otomobilin arkasındaki kız çocuğunu kurtarmak için çatışmaların ortasına dalan çocuğun videosunun sahte olduğu ortaya çıktı.Video Youtube'da milyonlarca kişi tarafından izlenmişti.BBC'nin sosyal medyadan haber derleyen özel programı #BBCTrending'in araştırmasına göre, video kaydı Malta'da bir grup Norveçli film yapımcısı tarafından çekildi.Suriye'deki çatışmaları izledikten sonra senaryoyu yazdığını kaydeden 34 yaşındaki yönetmen Lars Klevberg, savaş bölgelerindeki çocukların yaşadıklarına dikkat çekebilmek için videoyu kasten gerçekmiş gibi sunduklarını söyledi.Klevberg, ''Gerçekmiş gibi davranacağımız bir film çekersek, insanlar da umutla yaklaşacaklar ve paylaşacaklardı. Çekimleri Mayıs ayında Malta'da Truva ve Gladyatör gibi filmlerin çekildiği setlerde yaptık. Küçük kız ve erkek çocuklar Malta'dan profesyonel oyuncular, arka plandaki Arapça sesler de Malta'da yaşayan Suriyeli mülteciler'' dedi.'Niyet dürüstçe'Peki milyonlarca insanı yanıltma potansiyeli olan filmi çekerken nasıl hissettiler? Klevgerg, çok da rahatsız olmadıklarını söylüyor ve şöyle devam ediyor:''Filmin dikkat çekip çekmeyeceğini, özellikle de çocuklar ve savaş konusunda tartışma yaratıp yaratmayacağını; ayrıca medyanın bu video kaydına nasıl tepki göstereceğini de görmek istedik.Filme, 2013'te Norveç Film Enstitüsü (NFI) ile Norveç Sanat Konseyi'nden maddi kaynak sağlandığı bildiriliyor.Filmin yapımcıları, fon başvurusu sırasında video kaydını internete gerçek ya da kurgu olduğu yönünde herhangi bir açıklama yapmadan internete yükleyeceklerini belirttiklerini de söylüyor.Yapımcılar, bu nedenle, filme kaynak sağlayanların, bu niyetlerin farkında olduklarını ve desteklediklerini de kaydediyor.'Filme 30 bin euro kaynak'MFI'den Ase Meyer ise, amacın alay etmek ya da dikkat çekmek olmadığını, yapımcıların dürüst bir niyetle hareket ettiklerini belirterek, ''İnsanların bunun gerçek olduğunu düşünmesine şaşırdım. Filmi izlediğimde, küçük çocuğun vurulduğunu ama koşmaya devam ettiğini de gördük. Üzerinde kan da yoktu'' dedi.NFI filme yaklaşık 30 bin euro kaynak sağlamış. Meyer, filmin düşük bütçeli olduğunu, aslında genelde daha büyük bütçeler için başvuru yapıldığını söylüyor.Ancak Meyer, videonun internette yayılmakta olduğunu duyunca filmin yapımcılarıyla temas kurarak, kaydın kurgu olduğunu açıklamaya teşvik etmiş.Meyer, kaydın gerçek olmadığını açıklamanın filmin yapımcılarının sorumluluğu olduğunu söylüyor.Peki film internette nasıl böylesine yayıldı?Klevberg, filmi youtube'a bir kaç hafta önce yüklediklerini ancak kullandıkları algoritmanın kendilerine videonun trend edenler arasında olmayacağını ortaya koyduğunu belirterek, ''Biz de sildik, sonra yeniden yükledik'' diyor.Başlığa 'kahraman' ifadesini eklemişler, ardından Twitter'da da konuşulmasını sağlamaya çalışmışlar.Asıl sıçrama ise, video Orta Doğu'dan görsel malzemeleri yayınlayan Shaam Network'te yayınlanınca yaşanmış ve video uluslararası ilgi görmeye başlamış.Pazartesi günü Youtube'a yüklenen video beş milyondan fazla kişi tarafından izlendi ve yorumlarda da gerçek olup olmadığı sorgulandı.İzleyicilerin, filmin kurgu olduğunu öğrenince nasıl tepki gösterecekleri henüz bilinmiyor. Ancak filmin yönetmeni Klevberg, memnun; ''Tartışma yarattı film'' diyor.BBC Türkçe
Volkan Demirel Olayı Dünya Basınında
Türkiye A Milli Futbol Takımı'nın Kazakistan'ı 3-1 mağlup ettiği 2016 Avrupa Şampiyonası Elemeleri A Grubu maçı öncesi kaleci Volkan Demirel'in kendisine edilen küfürlerden dolayı maça çıkmayıp sahayı terk etmesi, dünya basınında da büyük yankı buldu.Dünya'nın tanınmış haber ajansları ve spor basını, Volkan Demirel'in sahayı terk etmesini birinci haber olarak gündemlerine taşıdı. Milli kalecinin maç öncesi ısınma hareketleri sırasında sahayı terk etmesi olayına en değişik bakış ise İspanya'nın ünlü gazetesi AS'tan geldi.AS: 'VOLKAN DEMİREL'E IRKÇI SALDIRI'Gazetenin internet sitesinde manşette yer alan haber, 'Volkan Demirel'e ırkçı saldırı' başlığıyla verildi.MARCA: 'VOLKAN DEMİREL SAHAYI TERK ETTİ'İspanya'nın Marca gazetesi de, 'Kendi taraftarı tarafından kendisine küfür edilen Volkan Demirel sahayı terk etti' ifadesini kullandı.REUTERS: 'TÜRK MİLLİ TAKIMI KALECİSİ MAÇTAN ÖNCE SAHAYI TERK ETTİ'Reuters Haber Ajansı ise Fenerbahçeli Volkan Demirel'in yaşadığı olayın, sarı-lacivertli takımın en büyük rakibi olan Galatasaray'ın stadyumunda gerçekleştiğini haberinde vurguladı.DHA
Reklam
İstanbul'da Yaşayanlara Cennet gibi Gelecek Rize'nin 9 Yaylası
İstanbul şüphesiz Türkiye'nin en güzel şehri. Fakat trafiği, kalabalığı ve her geçen gün betonlaşması sebebiyle insanı bunaltıyor. Beton bir şehirde yaşayanların kıymetini daha iyi anladığı doğanın en güzel karelerini, Rize'nin yaylalarını sizin için derledik. İşte size yolunuz düştüğünde mutlaka gidip havasını solumanız gereken o muhteşem manzaralar.
Reklam
İstanbul'un Nüfusu Artarken 13 İl Göç Veriyor
Türkiye'de İstanbul nüfusu her yıl artarken, göç veren 13 il ise önemli bir sorunla karşı karşıya bulunuyor.Yozgat, Tokat, Erzurum, Çorum, Sivas, Zonguldak, Kütahya, Kars, Ardahan, Amasya, Kırıkkale, Isparta ve Bayburt, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre göç veren illerin içinde bulunuyor.AK Parti Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu Başkanı Hasan Fehmi Kinay, Türkiye'de göç veren 13 il arasında bulunan Kütahya'nın milletvekili olarak göç sorununa ilişkin tespit ve çözüm önerilerine kafa yoruyor.AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Kinay, Türkiye'de Anadolu illerinin göç sorunuyla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, 'Göç sorununun ele alınması ve çözümlenmesine ilişkin bir hükümet programının açıklanması gerekir' dedi.Türkiye'de 13 ilin, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nin uygulanmaya başlandığı 2007 yılından net göç verdiğine tanık olduklarını, oranları farklı olsa da illerin önemli bölümünün Orta Anadolu'da yer aldığını kaydeden Kinay, bunlar arasında birinciliği Yozgat'ın aldığını, daha sonra Tokat, Çorum, Kütahya ve diğer illerin net göç sorunu yaşadığını vurguladı. Bu illerin teşvik edilmesine rağmen nüfuslarını tutabilecek bir istihdam imkanı bulamadığını anlatan Kinay, meselenin sadece işsizlikten ibaret olmadığına işaret etti.'İstanbul'da metrekaresi 10 bin dolardan satılabilen rezidanslar var'Sorun bir bütün olarak bakmak gerektiğini vurgulayan Kinay, göç sorunuyla ilgili şu tespitlerde bulundu:'Türkiye'de büyükşehirler iş dünyasının çok daha fazla dikkatini çekiyor. İş dünyası buralara yatırım yaptığında, kentsel ranttan çok daha fazla istifade ediyor. Herkesin gözü İstanbul'da. İstanbul, özelikle gayrimenkul yatırım oraklığı şirketleri tarafından büyük cazibe merkezi haline dönüştürüldü. Şimdi metrekaresi 10 bin dolardan satılabilen rezidanslar var. Anadolu'nun hiçbir ilinde böyle bir rant yok. Dolayısıyla herkes yatırım yapmak için İstanbul'a gözünü dikmiş durumda. Neredeyse her yıl İstanbul 250-300 bin nüfus artışıyla karşı karşıya kalıyor. Şu anda İstanbul'un milletvekili sayısı her yıl bir tane artmak suretiyle 89'e ulaştı. Burada bir çarpıklığın ortaya çıktığı artık çok net. İstanbul bu yükü taşıyamaz. Mesele olan sadece İstanbul'da betonlaşma ya da kentsel rantın artışı değil, bunun ekonomik ve sosyal açıdan da etkileridir. Küçük bir ekonomik krizde İstanbul, bu krizi çok daha fazla hissedecektir. Kentte sosyal sorunlar da artmaktadır. Artık İstanbul'un yatırımlar konusunda özellikle konut ve diğer yatırımlar konusunda frene basması lazım. İstanbul büyükşehir bütçesi ve diğer büyükşehirlerin bütçesi, Türkiye'de neredeyse devlet bütçesinin beşte birine yakın. Ayrıca buna merkezi yönetimden de çok ciddi kaynaklar aktarıyoruz. Bir kere bu şehirlerden tersine göçü teşvik edecek mekanizmaları kurmamız gerekiyor. Sivas'ta doğan, orada büyüyen, yaşayan kişi İstanbul'a taşınıyor. Trabzon'da doğup büyüyen kişi İstanbul'a taşınıyor. Bir çok yerden insanlar İstanbul'a gidiyor. Başka şehirlerde doğup büyüyen, ecdatları burada yaşaşan neden İstanbul'a gidiyor? Bunun sadece ekonomik sebebi olmasa gerekir. Sosyal hayatın sunduğu bir takım imkanlar, göç veren illerde olmadığı için büyükşehirlere doğru bir akın var.'Dizilerden sosyal yardımlara, emlak vergisinden fon transferine bir dizi öneri...Meclis KİT Komisyonu Başkanı Kinay, göç sorununun giderilmesine yönelik bazı önerilerde de bulunuyor. 'Öncelikle İstanbul ve göç alan illerde emlak vergi oranları diğer illere göre daha yüksek olmalı veya emlak vergisi, Anadolu'da göç veren illerde daha düşük olmalı' diyen Kinay, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin göç aldığı illere bir fon transferi de yapabileceğini savundu. Kinay, 'İstanbul'a Sivas'tan gelen yoğun bir göç varsa, Büyükşehir Belediyesi oraya bir fon transferi yapabilir' dedi.Sosyal yardımların büyükşehirlerde verilmesinin çok büyük bir anlamı olmadığını ifade eden Kinay, sosyal yardımların göç veren yerlerde dağıtılmasını önerdi. Girişimcilik programının kademelendirilmesi gerektiğini kaydeden Kinay, KOSGEB kredilerinin göç veren illerde artırılmasını sağlamak gerektiğini söyledi.Dizi filmlerin Anadolu şehirlerinde çekilmesinde yarar olduğunu belirten Kinay, buna iyi bir örnek olarak 'Asmalı Konak' dizisini gösterdi.'Emlak Komut GYO, İstanbul'un rantının peşine düşmüş'TOKİ, Emlak Konut GYO ve İller Bankası gibi yatırım yapan, proje geliştiren kurumların Anadolu'ya açılması gerektiğini ifade eden Kinay, 'Emlak Konut GYO İstanbul'un rantının peşine düşmüş. Anadolu'da bir proje var mı, yok. Emlak Yatırım GYO, yeni paylaşım modelleriyle Anadolu'da projeler geliştirmeli. İstanbul'da kazandığından daha az kazansın ama Anadolu'ya destek olsun. İller Bankası göç veren illerin yerel yönetimlerine daha düşük faiz oranıyla kredi vermeli' dedi.Kinay, emeklilere, memleketlerine dönmeleri için emekli maaş zammı olarak destek verilebileceğini söyledi.Önerilerin çoğaltılabileceğine işaret eden Kinay, 'Mutlaka göç sorunuyla ilgili bir stratejik planın hazırlanması, yol haritasının ortaya çıkarılması lazım. Konuyla ilgili arama konferansı yapılmalı. Bunu yapacak olan Kalkınma Bakanlığı'dır. Bu sorunu eğer biz gözardı edersek Türkiye'de bu göç ve nüfus hareketinin sağlıksız şekilde daha büyük sorunlar çıkaracağına tanıklık ederiz. Çok çok önemli bir sorun...Masum gibi gözüken bir konu olabilir ama sosyal hayatı ve Türkiye'nin bölgesel gelişmişlik dengesini daha da bozacak sorunla karşı karşıyayız ve mevcut uyguladığımız politikalar ne yapıyorsak yeterli gözükmüyor' diye konuştu.AA
Reklam