Engelliler 'Sosyal Devlet' İstedi
Engelliler Haftası nedeniyle, Türkiye Sakatlar Federasyonu tarafından İstiklal Caddesi’nden Galatasaray Meydanı’na kadar bir yürüyüş düzenlendi.Kiminin tekerlekli sandalye, kiminin baston, kiminin de protez bacağı ile aksayarak katıldığı yürüyüşte yaklaşık 200 engelli sesini duyurmaya çalıştı.Taksim Meydanı’ndan başlayan yürüyüş, “Ne sadaka ne ayrıcalık, parasız eğitim parasız sağlık, “Herkese sağlık, herkese güvenli gelecek, “Sadaka değil iş istiyoruz, “Her yer Taksim, her yer direniş ve “Direne direne kazanacağız sloganları eşliğinde Galatasaray Lisesi’nin önünde sona erdi.“ENGELLİLERİN YÜZDE 65′İ OKUR-YAZAR DEĞİL”Burada grup adına yapılan basın açıklamasını avukat Turan Hançerli okudu. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni kabul eden ilk ülkelerden biri olduğunu hatırlatan avukat Hançerli, “Ancak, hâlâ bireysel başvuru hakkını tanıyan ek protokol yürürlüğe girmedi” dedi.Anayasa ile korunan eşitlik ve adalet istediklerini belirten Hançerli, “38 yıl önce yürürlüğe giren yasa ile engelli ve yaşlıya verilen maaş hakkı 2013 yılında sosyal yardıma havale edilmiş ve bu gelirin alınabilmesi için sadece engellinin değil, akrabalarının da açlık sınırının altında yaşaması şartı getirilmiştir diye konuştu.Avukat Turan Hançerli, engelli bireylerin yüzde 65′inin okur-yazar olmadığını, yüzde 7′inin lise, yüzde 2′sinin de üniversite eğitimi gördüğünü belirterek, “Biz eğitim sorununa eşit yurttaşlık temelinde kalıcı çözüm beklerken, okullarımız bir bir elimizden alınmaktadır” dedi.Yürüyüşü organize eden Türkiye Sakatlar Derneği Başkanı Şükrü Boyraz da, hiçkimsenin hayatını engelli olarak geçirmek istemediğini söyledi. Anayasa’nın 42. maddesine göre, Türkiye’nin bir sosyal hukuk devleti olduğunu vurgulayan Boyraz, “Sosyal devlet sadakayla engellisini hayata kazandırmaz. Sosyal devlet imkanlarıyla kazandırır” dedi.ŞAFAK PAVEY: HÜKÜMETİN ENGELLİLERE UYGUN GÖRDÜĞÜ DURUM AÇLIK SINIRIYürüyüşe katılan CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey de, engellilerin sorunlarını Meclis’te dile getirmeye çalıştıklarını kaydederek, “Hükümetin, toplumun yarısını oluşturan engelliler ve ailelerine uygun gördüğü durum, açlık sınırında yaşamak” dedi.MAHMUT TANAL: ENGELLİ KADROSUNDA ENGELSİZLER ÇALIŞTIRILIYORYürüyüşe destek veren CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ise İş Kanunu gereği özel ve kamu işyerlerinde açılan engelli kadrosunda engelsiz insanların çalıştırıldığını öne sürerek, “Bu sebepten dolayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk” dedi.Şafak Pavey ve Mahmut Tanal’ın konuşmaları, işaret dilini kullanan bir kişi tarafından işitme engellilere aktarıldı. Yürüyüşe katılan engelliler konuşmaların ardından sessiz dağıldı.Zete
İspanya'da Taraftar Katliamı
İspanya'da La Liga'da Atletico de Madrid ile Deportivo de La Coruna arasında oynanan karşılaşma öncesi taraftarlar arasında çıkan çatışmada bir kişi hayatını kaybederken, 13 kişi de yaralandı. Yaralananlar arasında durumunun ağır olanların olduğu belirtiliyor. Ölen kişinin, 'Los Turcos' diye adlandırılan Deportivo taraftarı olduğu belirtildi.Olay, yerel saat ile 09.00'da karşılaşmanın oynanacağı Calderon Stadı'nın yakınında geçen Madrid nehri (Madrid Rio) civarında meydana geldi. Bir grup Atleticolu taraftar, Deportivolu taraftarlarla çatışmaya girdi. Coruna şehrinden gelen Deportivolu iki taraftar, kafalarına aldığı darbeler sonucu olay yerinde bayıldı. Atleticolu radikal gruplar, bayılan Deportivolu iki taraftarı nehre attı. Olay yerine ambulanslar çağrılırken, nehre düşen 30 yaşındaki bir Deportivolu taraftarın vücuduna aldığı darbeler sonucu, hastaneye kaldırılırken yolda kalp krizi geçirerek öldüğü kaydedildi. Diğer taraftarın ise durumunun ağır olduğu belirtildi.Spor camiasında şok etkisi yaratan bu olay sonrası çeşitli kınama mesajları yayınlandı. Polisin, olaya karışan bazı kişileri gözaltına aldığı açıklandı.DHA - Mehmet ÇİFTÇİ
ABD'de Web Sitelerine Saldıran Hacker, 440 Yıl Hapis Cezası Aldı
ABD'de bir hacker, web sitelerine saldırıp otomatik form doldurduğu için bu inanılmaz cezayı yedi!ABD'de bir hacker, web sitelerini otomatik olarak tarayıp, bulduğu yorum/cevap formalarına yine otomatik olarak reklam mesajları yazdırdığı için 440 yıl hapis cezası aldı. 28 yaşındaki Fidel Salinas isimli hacker, Hidalgo County isimli bir web sitesine düzenlediği saldırıda, binlerce kişinin şifresini ele geçirdi ve bu şifreleri kullanmak suretiyle sitede sayısız spam mesaj yayınladı.Salinas'ın siteye saldırısı sırasında site neredeyse kullanım dışı kaldı; son derece yavaşalayan sitede yönetici panelleri kullanım dışı kaldı ve site pek çok müşterisinin güvenini kaybetti, kullanıcılar siteden uzaklaştı. Bu da site yöneticilerine büyük zarar verdi. Mahkeme, hacker'ın 100 bin dolarlık tazminat ödemesine de karar verdi. Hacker için ayrıca 44 farklı dijital suç için 10'ar yıldan 440 yıl cezaya hükmedildi.CHIP
Kola Reklamından Esinlenen Bakkalın Satışları İkiye Katlandı
Kola reklamından esinlenen bakkal, sattığı mısırların üzerine 'Bu mısır senin için Haydar' gibi isimler yazarak satışlarını ikiye katladı.Kütahya'nın Meydan Mahallesi'nde bakkallık yapan Halil Şahin (28), AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir müşterisinin sevgilisinin isminin yazdığı kolalardan arayıp bulamadığını belirterek, 'Bütün dolapları karıştırdı ama bulamadı. Ben de o sırada burada Mısır paketliyordum. Bu mısırlar bize çuvallarla geliyor. Müşterilerin istediği kadar paketleme yapıyoruz. Müşterime, paketlediğim mısırın üzerine sevgilisinin ismini yazabileceğimi söyledim. Ondan sonra yoğun ilgi gördü' diye konuştu.Mısır paketlerinin üzerine isim yazma işinin tuttuğunu anlatan Şahin, şunları söyledi: 'Gelen taleplere cevap veremiyoruz. Müşterilerimizden gayet olumlu tepkiler aldık hatta sipariş üzerine çalışmaya başladık. 'Bir dahaki baskıya şunları da yazar mısınız ' diyerek sipariş verenler oluyor. Satışlardan gayet memnunuz. Sonuçta büyük marketlerin yanında küçük esnaf olduğumuz için biz de böyle fikirler bulup satışlarımızı artırmaya çalışıyoruz. Özellikle sosyal medyadan yapılan paylaşımlar sayesinde mısırlarımız ilgi gördü.'Kardeşinin doğum gününe mısır aldıMüşterilerden Özgür Er de bakkalın yaptığı uygulamayı çok sempatik bulduğunu anlattı. Daha önce de reklamlarda kolaların üzerine isimler yazıldığını gördüğünü ifade eden Er, 'Kolaların üzerinde gelip isimlerimizi arıyorduk. Buraya geldiğimde, mısırların üzerinde isimleri gördüm. Kardeşimin ismi de 'Ebru' olduğu için böyle farklı bir hediye almak istedim. Doğum günü olan kardeşime hediye olarak mısır aldım' dedi.Milliyet
Reklam
Taksimetrede Hileyi Önlemek İçin Kelebek Mühür Geliyor
Taksimetrelerde hile yapılmasını önlemek için, kelebek mühür ve bağlantı elemanı olarak çelik tel kullanım zorunluluğu getirildi.'Taksimetre Muayene Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik' Resmi Gazete'de yayımlandı.Yönetmeliğe göre; damga, muayene servisleri tarafından muayene sonucu uygun olduğu anlaşılan taksimetrenin, ayarlarına müdahale edilebilecek tüm noktalarına, muayene işlemleri tamamlandıktan sonra geri dönüşümsüz olarak bir kez kullanılabilen, çıkartıldığında tahrip olan ve üzerinde bu yönetmelik hükümlerinin gerektirdiği bilgileri taşıyan kelebek mühürleme sistemi takılacak.AA'da yer alan habere göre, taksimetrelerde hile yapılmasını önlemek için kelebek mühür damgası kullanılacak, bağlantı elemanı çelik tel olacak ve taksimetrelerin tüm marka ve modellerine uygulanabilecek. Taksimetre servisleri, taksilerde kullanılan tüm marka ve model taksimetrelerin muayenelerini bu yönetmelik hükümlerine göre gerçekleştirmekle yükümlü olacak ve başvuruda ibraz ettiği işaretlemeleri içeren tek tip damga dışında damga kullanamayacak. İleri Haber
Şener Şen: 'Gezi Bambaşka Bir Gençliğin İfadesiydi'
Türk sinemasının efsanelerinden Şener Şen, uzun süre verdiği röportajında 'Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Meselelerden uzak olmadıklarını, kendi kabuklarına ait bir dünyada günlerini geçirmediklerini gösterdiler bizlere' dedi.Türk sinemasının efsane oyuncularından Şener Şen, “Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Herkes için örnek bir hareketti. Bilmediğimiz bambaşka bir gençliğin ifadesiydi onlar' dedi.Hürriyet'ten Uğur Vardan'a konuşan Şen, sinemaya nasıl başladığından canlandırdığı tiplemelere, günümüz sinemasından politikaya birçok konuda sorularını yanıtladı.Röportajın bir bölümü şöyle: Geçmişi de bilen bir emekçi olarak sinemamızın dününü ve bugününü karşılaştırabilir misiniz?Valla sinema benim hayatta karşılaştığım en zor problemlerden biri açıkçası. Yıllardır bu işin içindeyim ama hâlâ net bir matematik formülü gibi bir tarife ulaştığımızı düşünmüyorum. Hem kaliteli hem de seyirciyi yakalayan film nasıl olur, bu keşfedilmiş değil, zaten bunu dünya sineması da bulmuş değil. Sanatın diğer dalları edebiyatta, müzikte ya da resimde meseleyi açıklamak nispeten daha kolay ama sinemada bu, karmaşık bir şey... Birçok unutulmaz karaktere hayat verdiniz. Bu konuda nasıl bir hissiyat içindesiniz?Ben oyunculuğu ciddiye alıyorum. Benim derdim bu dünyada iyi filmlerde oynamak, oyunculuğumun keşfedilmemiş yanlarını hâlâ ortaya çıkarmak. Tabii ki sistem başka şeyleri empoze ediyor. Bu ortamda beni heyecanlandırmayan bir projeye evet demiyorum.Sinemamız geçmişte hafiften hor görülür bir durumdaydı. Siz o dönemlerde bile akılda kalan karakterlere imza attınız.Bende farkında olmadığım gözlem yeteneği vardı. Bazı insanların nasıl kulağı iyidir, gözü iyidir benim de gözlem yeteneğim iyiymiş. Adana’da doğdum ama 1950’de İstanbul'a taşındık. Orta halli bir aileden ve sınıfsal kökenden geliyorum. Zeytinburnu’nda gecekondularda büyüdüm. Orası her sınıftan insanın buluştuğu kozmopolit bir yerdi. Belki de farkında olmadan orada birtakım şeyleri biriktirmişim ve bunlar daha sonra açığa çıktı.Ya baba etkisi, rahmetli pederiniz Ali Şen de oyuncuydu malum...Asıl mesleği marangozluktu. Halkevleri dönemi bilenler bilir, birçok kurslar açılırdı. O da tiyatro bölümü için dekor yaparken tiyatroyla ilgileniyor. Demek ki özel bir yeteneği varmış, Adana’da parlak bir oyuncu olarak hatırlanıyor. İstanbul’a taşınınca da hem marangozluk hem de tiyatro devam ediyor. Aslında babam çok değişik bir insandı, bütün bunlara devam ederken bir ara bir iplik fabrikasında usta olarak bile çalışmıştı. Onu Adana’dan tanıyan Muammer Karaca yardımcı oluyor derken burada da tiyatrolarda oynamaya başladı, sonra da sinemaya geçti. OYUNCU OLMADAN ÖNCE ÖĞRETMENDİMSizin öykünüze dönersek...- Valla ben her türlü işe girip çıkıyordum. Buna şoförlük de dahil. Sonra Kepirtepe Öğretmen Okulu’nu dışarıdan bitirdim ve öğretmenlik yapmaya karar verdim. ‘Hababam’ serisindeki ‘Badi Ekrem’ ve ‘Gönül Yarası’ndaki Nâzım karakterleriyle öğretmenliğe bir anlamda geri döndünüz. Ne kadar yapmıştınız ve niye bırakmıştınız? - İki buçuk-üç yıl kadar yaptım. Belki de şundan: Benim tercihim sınıfsal bir refleksti. Burjuvaysanız işiniz kolay; eğitiminiz var, yol göstereniniz var, seçeneğiniz var... Yeteneğiniz varsa zaten küçük yaşta keşfediliyorsunuz. Biz ise sadece hayat derdindeydik.Ama büyük oyuncular da o sınıftan çıkmıyor genellikle...Zaten onlar da oyuncu olmak istemiyor, holdingin başına geçiyor. Bizimse imkânlarımız olmadığı için şoförlük, pazarlamacılık, işportacılık yaptık. Ama bunlar da sizi bir şeye hazırlıyormuş: Kendinizi keşfetme dönemine. Öğretmenliğe gelince ben bu işi ciddi biçimde seçtim. Bu seçimde de aslında sınıfsal bir refleks var. Çünkü bizim kesimdeki insanların tek güvencesi devlete kapılanmaktır; çünkü orada iyi kötü bir para alırsın, yükselmesen de aç kalmazsın. Bu arada şunu da söylemeliyim: İçimde hep tiyatroya ilişkin bir kıpırtı var, amatör olarak sürdürüyorum.Sinemada sizi kim keşfetti?Valla Arzu Film diyebiliriz. ‘Badi Ekrem’le başladı her şey. Ondan evvel de bazı filmlerde oynadım. Hulki Saner’in ‘Bak Yeşil Yeşil’i vardır mesela. Ahmet Özhan, Hale Soygazi başrollerdeydi. Orada Ahmet’in menajerini canlandırıyorum, yok böyle kötü oyunculuk... Ben olsam oradaki performansımı okullarda “İnsan nasıl bu kadar kötü oyuncu olur?” diye gösteririm. O kadar kötü yani. Ama dediğim gibi kitlelerin beni tanıması ‘Hababam serisi’ ve ‘Badi Ekrem’le oldu.‘Badi Ekrem’den sonra sokağa çıktığınızda insanların size bakışının değiştiğini hissetmeye başladınız mı?Tabii ama o süreç kademe kademe oluyor. Bir ismin halk tarafından öğrenilmesi çok zaman alıyor. Şimdi de öyledir ya, “Şu dizide oynayan çocuk, bak oradaki kız vs.” Halk enteresandır yani, en azılı, en acımasız eleştirmendir... İsminiz yavaş yavaş öğrenilir. Yavaş yavaş öğrenildikten sonra da unutmaz; bu oluyorsunuz, olmuşsunuz demektir.Anladığım kadarıyla önemli bir ‘Karar anı’ geliyor.O zamanlar ekonomik güç olarak da parlak değilim, dediğim gibi sadece yardımcı rollerde oynuyorum. Üstelik Ertem abiye itiraz etmek kolay değildir. “Hayır” dediğiniz zaman kapının önünde bulursunuz kendinizi, “Git o zaman” der, “bir daha seninle işimiz olmaz.” En saf ve kararlı biçimde dedim ki “Ben işletmecilerin istediğini oynamam.” Çok şaşırmıştı, “Ee, ne oynayacaksın” dedi. “Eğer başrol oynayacaksam bunu ben kendim seçmek isterim” diye cevap verdim. “Ne mesela?” dedi. O sırada bizde Başar Sabuncu’nun bir projesi vardı, ‘Namuslu’ diye, pek gündeme gelmiyordu. “Mesela o olabilir” dedim, Ertem abi de “Senden istenen o değil ki” diye sürdürdü konuşmayı. “Valla” dedim, “yaparsam bunu yaparım, onların istediğini yapmam, gerekirse yardımcı rollere devam ederim” diyerek bir anlamda son noktayı koydum. İki saniye düşündü, “Yapıyoruz” dedi. Ve kendi çekti, o da bana jest olsun diye... Neyse ki o film ticari açıdan o yılın ilk 10’u arasına girdi de ben sonraki filmleri yapabildim. Yoksa o zamanın düzeninde bir daha dünyada kapınızı çalan olmazdı.Çok sayıda karaktere hayat verdiniz, en sevdiğiniz rol hangisi?Valla herkesin evlatlarıdır oynadığı roller ama benim gerçek evlatlarım. ‘Namuslu’da da ‘Eşkıya’da da ‘Gönül Yarası’nda da ‘Av Mevsimi’nde de ben seçtim karakterlerimi. Mesela Yavuz (Turgul) bana göre rol yazıyor ama çok duyarlıdır, çok saygılıdır; hep sorar “Oynayacak mısın?” diye. Toparlarsak hep ben seçtiğim için ayrım yapamıyorum. Sahiden evlatlarım. Bazen para için oynarsın, sonra da “O rol benim evladım” dersin. Bizimki öyle değil. Para hiç konuşmuyoruz ki baştan. Genelde herkesin konuştuğu “Kaç para alacağım, kaç gün sürecek”tir. Benim için bunlar belirleyici değil ki...YAŞANILAN KORKUDA 12 YILLIK İKTİDARIN DA PAYI VARBu seçimler ‘Namuslu’dan beri değil mi?Evet, o zamandan beri. Şimdi millet diyor ki “Eh, tabii tuzu kuru, seçiyor.” Tuz yokken de her taraf ıslakken de böyle davranıyordum. Bu, çok büyük bir serüven, risk... Buna herkes cesaret edemez. Çünkü sağlam bir yeri -ticarette de akıl işi değildir- elde ettiğin bir şeyi kaybetme anlamına gelir böylesi bir tavır. Hazır bir şeyi bırakıp ne olacağını bilmediğin bir yöne doğru gidiyorsunuz.Bu ülkede siyaset ve baskı ne denli yoğun olursa olsun mizah hep bir çıkış yoluydu. 12 Eylül öncesinin kanlı günlerinde bile Gırgır gibi bir dergi, sizin de rol aldığınız oynadığınız onca komedi filmi hızını kesmezdi. Ama artık siyasi mizah rafa kaldırılmış gibi. Bu koşulları yaratan korku iklimi hakkında neler söylersiniz?   Korku bir salgın hastalık gibi yayıldı. Bunun bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Bunda tabii ki 12 yıldır süren günümüz iktidarının da payı elbette var. Sanatla ilgili çalışmalar, hür düşünce ürkütücü bir hale getirildi. Bu gibi durumlarda en büyük tehlike de ‘otosansür’dür. TV kanallarını düşünün, onlar da ayakta kalmak ve kendilerini kollamak adına esas görevlerinin dışına taştılar.Peki siz bir sanatçı, hatta sorumlu bir aydın olarak nasıl bir gelecek tasavvur ediyorsunuz?Valla dünyada geriye gidiş pek olmamıştır. “Umutlarımızın var olduğunu düşünerek umutlanmak istiyorum” diyeyim kısaca. Buradan yakın zamandaki en kitlesel politik meseleye atlayalım: Gezi hakkında neler söylersiniz?Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Meselelerden uzak olmadıklarını, kendi kabuklarına ait bir dünyada günlerini geçirmediklerini gösterdiler bizlere. Siyasetle uğraşsın uğraşmasın herkes için örnek bir hareketti. Belki sonradan kimilerinin iddia ettiği gibi safiyane halini bozmuş olabilir ama her halükârda önemli bir oluşumdu. Hatırlıyorum da ilk günlerde “Liderleri kim?” diye bir laf atılmıştı ortaya. Lider yok, belki herkes lider ya da hiçbiri lider değil, hepsi ümmet! Bilmediğimiz bambaşka bir gençliğin ifadesiydi onlar. ‘Gezi’yi böyle okumak gerek diye düşünüyorum.ilerihaber.orgRöportajın tamamı için tıklayınız
Reklam
'İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine Uyulmayacaksa Kömürümüzden Vazgeçmeye Hazırız'
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, maden faciasının meydana geldiği Ermenek'in ekonomi ve ticaretin maden sahalarından elde edilen gelirle sağlandığını söyledi. Yıldız, 'Ama hiçbir işçi kardeşimizin canı, hiçbir işçi kardeşimizin gördüğü zarar, bizim kömürümüzden daha değersiz değil. Tam tersi daha da değerli. Eğer işçi sağlığı ve iş güvenliğine uyulmayacaksa, biz Enerji Bakanlığı olarak oradaki kömürümüzden vazgeçmeye hazırız' dedi.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Ak Parti Karaman Merkez İlçe Olağan Kongresi'ne katılmak için Karaman'a geldi. Yunus Emre Konferans Salonu'nda gerçekleşen kongrede partililerine seslenen Bakan Yıldız, Ermenek'te yaşanan maden kazasının Türkiye’yi derinden üzdüğünü ifade ederek, bu tür kazaların bir daha yaşanmamasını diledi.'Gerekirse kömürden vazgeçeriz'Bakan Yıldız, maden faciasının meydana geldiği Ermenek'in, ekonomi ve ticaretin maden sahalarından elde edilen gelirle sağlandığını ancak, bakanlık olarak gerekirse oradaki kömürden vazgeçebileceklerini belirtti. Bakan Yıldız, şöyle konuştu:'Çalışma Bakanlığımızın yaptığı çok güzel çalışmalar var ve kanunlaştırılmak üzerede bakanlar kuruluna sunuldu. Ondan sonra da meclisten geçecek. Biz işçi sağlığına uymayan yerlerin kapatılmasından yanayız. Biliyorum Ermenek’in ticareti, özellikle maden sahalarından gelen gelirlerle beraber orada ticaret ve ekonomi oluşuyor. Ama hiçbir işçi kardeşimizin canı, hiçbir işçi kardeşimizin gördüğü zarar, bizim kömürümüzden daha değersiz değil. Tam tersi daha da değerli. Eğer işçi sağlığı ve iş güvenliğine uyulmayacaksa biz Enerji Bakanlığı olarak oradaki kömürümüzden vazgeçmeye hazırız.''Karaman'da iş imkanı var'Karaman'da iş imkanı olduğunu ve Ermenekliler'in, Karaman'a gelip çalışabileceğini ifade eden Bakan Yıldız, Karaman’da iş, istihdam, iş bulma olanağı bulunduğunu söyledi. Yıldız, 'O yüzden Ermenek’teki kardeşim de gelip burada çalışabilecek. Eğer o maden ocakları o şartlara uyabiliyorsa, o maden ocakları devam edecek. Eğer o şartlara uymuyorsa, o maden ocakları kömür üretimi yapamayacaklar' dedi.Soma'daki kesilen zeytin ağaçlarına değinen Bakan Yıldız, kendilerine, 'Siz ağaçları mı, zeytinliği mi yoksa santralleri mi tercih edersiniz ?' diye sorulduğunu anlatırken şöyle konuştu:'Biz ne zeytinimizden vazgeçeriz, ne yeşilimizden vazgeçeriz, ne de santrallerimizden vazgeçeriz. Bunların her birisi bizim. Bu Ayrancı’daki kömürler, Soma’daki kömürler, Ak Parti’nin kömürü falan değil. 77 milyonun kömürü. Biz aldığımız Ak Parti oylarıyla 77 milyonumuza hizmet götürüyoruz. Oradaki bir kısım üslup hatalarını, bir kısım usul hatalarını görmemezlikten gelemeyiz. Çok iyi niyetli insanlarımız orada feveran ettiler. Hepsinin iyi niyetli olduğunu tabii ki söyleyemem. Ama bilelim ki orada bir kaynağın değerlendirilmesi söz konusu vardır.'Bakan Yıldız, konuşmasının ardından Ankara'ya hareket etti.DHA
'Türkiye'ye Hiçbir Zaman AB'ye Üye Olamayacağı Anlatılmalı'
AB Bakanı Volkan Bozkır'ın Danimarka'ya yönelik açıklamaları tepki çekerken, Danimarkalı vekiller Türkiye'nin AB üyelik sürecini ortaya attı.Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'ın İsveç’te Türk basınına yaptığı açıklamada Hedegaard davasında Danimarka’yı “suçlayıcı” sözler kullanması Danimarkalı politikacıları kızdırdı. Danimarka’da Türkiye’nin hiçbir zaman AB’ye tam üye olamayacağının açık bir dille anlatılması gerektiği savunuldu.AB Bakanı Volkan Bozkır’ın, İsveç’e yaptığı resmi ziyaret sırasında Türk basınına verdiği demeçte, Hedegaard davası nedeniyle Danimarka’yı eleştirmesi tepkilere yol açtı. Volkan Bozkır’ın “Lars Hedegaard’a saldıran kişinin Türkiye’de serbest bırakılması konusunda Danimarka’nın Türkiye’ye baskı yapması doğru değil. Türkiye baskılara boyun eğmez. Danimarka kendi iç politikasında bir gündem yarattı, medyanın da baskısı ile bu konuyu gündemde tutuyor” sözleri, Danimarkalıları kızdırdı.Ünsal Turan'ın DHA’daki haberine göre, Volkan Bozkır, Stockholm’de Türk medyasına yaptığı açıklamada, zanlının, mahkeme tarafından serbest bırakıldıktan sonra kayıplara karıştığını ve Türk hükümetinin bu konuda yapabileceği başka bir şey kalmadığını söylemişti. Danimarka ve Türkiye’nin dost olduğuna işaret eden Volkan Bozkır, Danimarka’nın Türkiye’ye baskı yapmaya çalışarak bir yere varamayacağını belirtmişti.‘Türkiye bir şeyler saklıyor’Volkan Bozkır’ın sözlerine yanıt Danimarka Savunma Bakanı Nicolai Wammen’den geldi. Wammen “Türkiye daha önce zanlıyı mahkemenin serbest bıraktığını söyledi ama kararla ilgili bir belge gösteremediler. Bu da Türkiye’nin bir şeyler sakladığını, muhtemelen zanlının IŞİD ile rehine değişiminde kullanıldığını gösteriyor” dedi.Danimarka Halk Partisi Sözcüsü Sören Espersen, Volkan Bozkır’ın Danimarka’yı, konuyu AB’ye taşıdığı için eleştirdiğini hatırlatarak “Türkiye iade talebinde bulunulan bir suçluyu serbest bıraktığı için utanması gerekirken, tepki gösterdik diye bize saldırmaktadır. Danimarka’nın AB’ye gitme ve AB’yi konuya dahil etme zamanı gelmiştir. Türkiye’ye hiçbir zaman AB’ye tam üye olamayacağı açık bir şekilde anlatılmalıdır. Bu iş burada bitmelidir” dedi.‘Türkiye depresyon geçiriyor’Danimarkalı milletvekili Nikolai Villumsen de Volkan Bozkır’ın Danimarka’yı suçlar açıklamalarının tepkisiz kalmaması gerektiğini belirterek Danimarka’nın Türkiye’ye yaptığı tüm askeri yardımların durdurulmasını istedi. Nikolai Villumsen “Türkiye bu suçlamalarla depresyon geçiriyor” dedi. Danimarka Dışişleri Bakanı Martin Lidegaard ise yeni bir açıklama yapmayarak, daha önce yaptığı “Hedegaard davası Türkiye ile ilişkilerimizden daha önemli değildir” sözlerinin arkasında durduğunu bildirdi.T24
Mirzabeyoğlu: 'Uzaktan Zihin Kontrolüyle Beni Etkilemeye Çalışıyorlar'
Cezaevinde geçirdiği 15 yılın ardından temmuz ayında tahliye olan İBDA-C lideri Salih İzzet Erdiş, İstanbul'da bir konferansa katıldı.İzleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği konferansta Erdiş'in, 'Şu anda uzaktan zihin kontrolüyle beni etkilemeye çalışıyorlar, ağzımdan fevri bir söz çıkarsa bilin ki o söz benim değil' demesi dikkat çekti.Cezaevinde geçirdiği 15 yılın ardından geçtiğimiz ayında tahliye olan ve kamuoyunda ‘'Salih Mirzabeyoğlu'’ olarak tanınan İBDA-C örgütünün lideri Salih izzet Erdiş, İstanbul ’da 'Adalet Mutlak'a' adlı bir konferansta konuştu. Erdiş'in katıldığı konferansa yoğun katılım dikkat çekti.Radikal'in haberine göre, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen konferansta, yoğun ilgi nedeniyle merdivenler dahi hınca hınç doldu. Bazı vatandaşlar konferansı ayakta dinlemek zorunda kalırken, salona giremeyen çok sayıda kişi ise Erdiş'i salon dışına kurulan ekranlardan izledi.''Yaşasın kumandan Mirzabeyoğlu''''Herkes için Adalet Platformu'' ve ''Yeni Devir Hukukçular Derneği'' tarafından düzenlenen konferans öncesinde, salona asılan Erdiş ve Necip Fazıl Kısakürek'in resimleri ile 'İstikbal İslamındır' yazılı pankartlar dikkat çekti. İsminin anons edilmesiyle birlikte salondakilerin alkışları ve ''Yaşasın kumandan Mirzabeyoğlu'', ''Kumandan nerede biz oradayız'' sloganları eşliğinde sahneye gelen Erdiş, kendisini uzun süre ayakta alkışlayan salondakilere elini sallayarak karşılık verdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüMirzabeyoğlu’nun konferansını izleyenlerden biri de Cumhuriyet gazetesi yazarı Aydın Engin’di. Engin, bugünkü köşesinde toplantıya ilişkin çok ilginç detaylar aktardı. Toplantı başlamadan önce gazetecilerin “Mirzabeyoğlu’nun tanışmak ve teşekkür etmek üzere geleceği” özel bir bölüme alındığını aktaran Aydın Engin öyle devam etti: “Bir süre sonra ise Mirzabeyoğlu’nun biraz gecikeceği, çünkü şu anda, Haliç Kongre Merkezi’ndeki çalışma odasında bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmekte olduğu açıklandı. Görüşme talebinin cumhurbaşkanının isteği üzerine gerçekleştiği de bilgi olarak gazetecilere aktarıldı.” Uzaktan zihin kontrolü Aydın Engin’in aktardığına göre Mirzabeyoğlu, konuşmasının hemen başlarında, daha önce de medyaya yansımış olan şikâyetini yineledi ve “Şu anda sizlere hitap ederken telegram metoduyla beni etkilemeye çalışıyorlar. Telegram biliyorsunuz uzaktan zihin kontrolü demektir. Konuşmam sırasında ağzımdan fevri bir söz çıkarsa bilin ki o söz benim değil, zihnimi uzaktan yönetmek için saldıran telegramcıların sözüdür” dedi. Bu sözler salondan güçlü bir “yuh” protestosu ile karşılandı. Ancak salonun “Telegramcılar”a yönelttiği bu protestoyu Mirzabeyoğlu bir el hareketi ile durdurdu ve “Bana bırakın, ben onlarla mücadele ederim” dedi.3 saat konuştuTürkiye 'nin yakın tarihinde meydana gelen olaylara değinen Erdiş, konuşmasında adalet, demokrasi, islam, sosyalizm, felsefe bilim ve teknoloji gibi kavramlar üzerinde durdu. Erdiş'in, konferansta yaptığı konuşma yaklaşık 3 saat sürdü. Konuşmanın sonunda ise görevliler, salondakilerin Erdiş'in yanına yaklaşmaması için el ele tutuşarak bir koridor oluşturdu.Kamuoyunda 'Salih Mirzabeyoğlu' olarak tanınan ve ''Anayasal düzeni silah zoru ile değiştirmeye teşebbüs etmek'' suçundan idam cezasına çarptırılan ve daha sonra yapılan yasa değişikliği nedeniyle cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen İBDA/C örgütünün lideri Salih İzzet Erdiş, yeniden yargılanma talebi mahkeme tarafından kabule değer görüldüğü için hakkında tahliye kararı çıktı. Mirzabeyoğlu, 22 Temmuz'da Bolu F Tipi Cezaevi'nden tahliye edilmişti.Vatan
Reklam
'IŞİD, Kobani'ye Türkiye'den Saldırıyor'
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, IŞİD’in Türkiye topraklarını kullanarak Kobani’ye saldırdığını ve bunun görüntülerinin olduğunu öne sürdü.Selahattin Demirtaş, partisinin Gaziantep İl Başkanlığı Kongresi’ne katıldı. Kongrede konuşurken halkın iktidardan memnun olmadığını öne süren Demirtaş, Türkiye’yi yönetecek, Türkiye’deki her kesimi kucaklayacak bir politika üretmeye aday alternatif parti olduklarını anlatırken, “Biz sadece Kürt, Türk halkının Arap’ın, Çerkez’in, Sünni’nin değil Türkiye’deki bütün kimliklerin ortak partisi olacağız” dedi.“ASIL ALÇAK SİZSİNİZ”Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadın-erkek eşitliği konusunda yaptığı açıklamayı eleştiren Demirtaş, yaşamın kadın demek olduğunu, iktidardaki zihniyetin yaşamın kendisini ‘Kadınla erkek eşit olamaz’ diye açıkladığını savundu. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şöyle konuştu:“Kadınla erkeğin fıtratında eşitlik yoktur’ diyor. Yani kadın yaşamın her alanında ikinci sınıf olacak, erkek bütün dünyanın, malın, mülkün, devletin, yönetimin sahibi olacak. Kadınlar sadece devlete ve erkeğe hizmet etmekle görevli olacak. Bunların zihniyeti ve anlayışı bu. Bunu kabul etmek, bunu bu şekilde inanarak yürekten savunmak demek, özgürlükten ve demokrasiden bir şey anlamamış olmak demektir. Siz kendiniz dışındaki bir insanı, kadın olduğu için yada inancı mezhebi sizden olmadığı için reddediyorsanız, onu insan yerine koymuyorsanız, kendinizden alçakta görüyorsanız kusura bakmayın ama asıl alçak sizsiniz.”“BU NASIL PEYGAMBER GELENEĞİDİR?”Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Sarayı üzerinden eleştiren Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’yla ilgili de şunları söyledi:“Şöyle dönün etrafınıza bakın. Gaziantep’teki işsizlik, yoksulluk. dönüp vicdan gözüyle Ankara’ya, seçtiklerinize, oy verdiklerinize bir bakın. Nasıl yaşıyorlar? Geçenlerde ülkenin Cumhurbaşkanı ‘Biz bir hurma ile karnını doyuran Hz. peygamberin takipçileriyiz’ diyor. Mübarek kusura bakma ama senin bin odalı sarayın varken bunu söylemeye hakkın yok. Sizin servetinizin haddi hesabı yok. Çocuklarınız, etrafınız, yakınlarınız, bakanlarınız, milletvekilleriniz, belediye başkanlarınız, sizin partinizden beslenenlerin malını, mülkünü koyabileceği yer yok. Parayı saklayacak yer bulamıyorlar. Bu nasıl peygamber geleneğidir? Hz. peygamberimizin kefeninden başka bir şeyi yoktu. Bizim ülkenin Cumhurbaşkanı sayılı zenginlerin arasına girmiştir. Devlet başkanları arasında en zengin olanlarıdır. Açıkladığı malı mülküyle, açıklamadıklarıyla. Dünyanın en zengin adamlarından biri bizim ülkeyi yönetiyor ve fakir fukara edebiyatı yapıyor. Saraya harcadığı paraya bakın. Biz saraylar ülkesi miyiz? Bu kadar yoksulluk perişanlık olacak, ülkenin yarısı gecekonduda yaşıyor, ülkenin yarısının başını sokabileceği doğru düzgün bir evi yok. Yüz binlerce ailemiz tezekle ışıyor ama ülkenin itibarı sarsılmasın diye beyefendi kendisine saray yaptırıyor, sarayda yaşayacak ve kendilerinin bütün kesimleri kucakladığını söyleyecek. Bu gidişatı, bu rezaleti HDP durdurmayacak da kim durduracak? İşte görev bize düşüyor. HDP bu ülkenin umudu olacak o saraylar onlara dar olacak.”“BAŞKANLIK SİSTEMİNE ASLA ‘EVET’ DEMEYECEĞİZ”Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halen Başbakan gibi davrandığını ifade ederek, seçimlerden sonra Başkanlığı’nı ilan edeceğini öne sürdü. HDP olarak başkanlık sistemine karşı çıkacaklarını söyleyen Demirtaş, şöyle devam etti:“Anayasa’da olmayan yetkileri de kullanıp, AKP propagandası yapıyor her yerde. Şu anda Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirmiş durumda ama hükümette bir başbakan yok. Kendisi aynı zamanda başbakanlık yapıyor. Dikkat edin ülke başbakanın ülke ile konuşacak ne bir gündemi, ne de bir konusu var. Ülkede her şeyi Cumhurbaşkanı konuşuyor. ’12 yılda şunları, bunları yaptık’ diyor. Sen mi yaptın? Hükümet mi yaptı? Partin mi yaptı? Ama tamamını kendine mal edip hükümeti de baypas ediyor. Bunu ülkeyi tek adam, başkanlık sistemine hazırlamak için yapıyor. Seçimden sonra yeteri kadar gücü olursa, tek başına Anayasa’yı değiştirecek ve krallığını ilan edip, ‘Ben başkan oldum’ diyecek. Anayasa’da bir maddeyi değiştirip Cumhurbaşkanı yerine başkanlık sistemini ilan edecek. Şu anda bunun hazırlığını yapıyor. Bunun önünde en büyük engel de HDP olacak. Biz HDP olarak başkanlık sistemine asla ‘Evet’ demeyeceğiz.”Kobani’ye destek amacıyla Gaziantep’te yaşanan olayları provokasyon olduğunu kaydeden Demirtaş, en büyük kışkırtmaları Başbakan’ın yaptığını ve faturayı HDP’ye çıkardığını savunarak şöyle dedi:“Gaziantep gibi yerlerde kışkırtmalara prim vermeyelim. Kobani direnişi sırasında burada da ciddi provokasyonlar yaptılar. Ellerinde palalarla, silahlarla, kasaturalarla insanları sokaklara salıp, burada 5 kişinin katledilmesine yol açtılar. Onların hepsi, bilinçli provokasyonlardı. Bunları da getirip HDP’ye, bize mal etmeye çalıştılar. Burada 5 insan katledildi, nerede failleri? HDP yapmışsa buyurun ortaya çıkarın. Görüntüler var, fotoğraflar var. Kimlerin örgütlediği, kimlerin öncülük ettiği belli ama dikkat edin bu ülkede en büyük kışkırtmayı Başbakan’ın kendisi yapıyor sonra dönüp faturayı bize çıkartıyor. Şimdiler de MHP ile aralarında kışkırtmaca oynuyorlar. ‘Oraya gidemezsin, şuraya gidemezsin’, öbürü de bu kışkırtmanın karşısında herhalde il il gezecek öyle görünüyor. Bir ülkenin Başbakan’ını düşünün ki Dersim’de provokasyon çıkarmak için elinden geleni yapsın.”“BUKALEMUN GİBİLER”Seçim dönemlerinde hükümetin izlediği politikaları de eleştiren Demirtaş, şöyle söyledi:“Başbakan hızını alamayacak, MHP’den daha milliyetçi olmaya başlayacak. Bunu göreceksiniz, her seçim döneminde yaşıyoruz. Seçim biter dünyanın en demokratik hükümeti olurlar, bir ay bakarsınız ki şeriatçı bir hükümet, öbür ay bakarsınız yine milliyetçi hükümet. Bukalemun gibiler. Bir çizgileri yok, ilkeleri yok, omurgaları yok ancak bütün bu görünen fotoğrafların arkasında onların esas bir gündemi var. O gündem de IŞİD ile örtüşüyor. Asıl zihniyetleri IŞİD zihniyetidir. Sakladıkları, gizledikleri zihniyet IŞİD zihniyetidir. Bundan emin olun. Hiçbiri IŞİD’den rahatsız değil, bu güne kadar IŞİD’e karşı tek sert bir cümle duymadık ağızlarından.”“KOBANİ TOPRAKLARINA TÜRKİYE’DEN SALDIRI”IŞİD’in önceki gün Türkiye topraklarından Kobani’ye saldırdığını ve görüntülerin olduğunu iddia eden Demirtaş, şu iddialarda bulundu:“IŞİD, dün Kobani topraklarına Türkiye’den saldırı yaptı. Valilik, Genel Kurmay ve Başbakanlık inkar edici açıklamalar yaptı. Fotoğraf, görüntüler var. Toprak Mahsulleri Ofisi, Tarım Bakanlığı’nın bir kurumudur. TMO, o silolar Türkiye sınırı içerisindedir. Görüntülerde açık açık var; IŞİD barbarları, TMO silolarından Kobani’ye ateş ediyorlar. Dünkü görüntüler var. Oraya nasıl rahat bir şekilde girebiliyorlar? Nasıl oradan bu şekilde bir savaş yürütüyorlar? Bunu açıklamaları lazım. Orada 70 gündür nöbet tutanları copluyorlar ama IŞİD barbarları Türkiye sınırını rahat rahat kullanabiliyorlar. Başbakan’ın çıkıp bu konuyla ilgili açıklama yapması gerekiyor. IŞİD barbarlarının sınırı kullanma izni verildi mi? Bundan haberiniz var mı?” DHA
'Bazı Yerleri Ucuza Kapatıp Rant Sağlayanlar Oldu'
17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası istifa etmek zorunda kalan dört bakandan biri olan Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar, bir bakanın şirket sahibi olmasında etik açıdan bir sorun görmediğini söyledi. Şirketinin elinde iş olmadığını belirten Bayraktar, “İş arıyorum. Çocuklara yardımcı oluyorum” dedi.Hürriyet’ten Deniz Zeyrek’e konuşan Bayraktar, şirketinin 3.3 kat büyümesiyle ilgili olarak yapılan haberlerin eksik bilgiden kaynaklandığını söyledi. Bayraktar söz konusu yükselişle ilgili olarak ifade edilen 58.2 milyon TL’lik büyüklüğün sadece şirketin aktiflerini gösterdiğini, borçların, pasiflerin görünmediğini belirtti.“BAKAN OLMASAYDIM ŞİRKETİMİ 100 KAT BÜYÜTÜRDÜM”TBMM Komisyonu’nda verdiği ifade sonrasında konuşan Bayraktar, 1973’te Kocamustafapaşa Vergi Dairesi’ne 12658 numarasıyla kaydolarak kurduğu aile şirketini kendisinin büyüttüğünü; bakan olmayıp şirketin başında dursaydı şirketin 100 kat büyümüş olacağını söyledi.“YAPTIĞIMIZ İŞ YOK”TOKİ yöneticiliğinden sonra ancak 3 yılda bir iş alabildiğinden dert yanan Bayraktar, “Şirketin şu anda aktif işi yok. Canlandırmaya çalışıyoruz. İş arıyorum. Çocuklara yardımcı oluyorum” şeklinde konuştu.“BENİ DİĞERLERİYLE AYNI ÇUVALA KOYDULAR”Komisyon’da hakkında sarf edilen iddiaları “Düştün mü herkes vuruyor” diyerek reddeden Bayraktar, “Ne yaptıysak Başbakan’ın bilgisi dahilinde yaptık” sözleri için, “Bu bir çeşit sitemdir, alınganlıktır, diğerleriyle aynı çuvala konulmama bir tepkidir” dedi.“BAZI YERLERİ UCUZA KAPAYIP RANT SAĞLAYANLAR OLDU”Kullandıkları bazı imar planı yetkileri sonrası oluşan imar değişiklikleri sonucu bazı yerlerin ucuza kapatıp rant sağlayanların olduğunu itiraf eden Bayraktar, “Ancak onlar rant sağlıyor diye biz yanlış bir şey yapmadık” şeklinde konuştu. Bayraktar şöyle dedi: “Şef, müdür muavini, müdür, genel müdür muavini, genel müdür, müsteşar yardımcısı ve müsteşar imzalamış. Askıda kalmış, itiraz süresi beklenmiş. Böyle bir imar değişikliğini imzalamamak asıl görevi kötüye kullanmaktır.”“YAPTIKLARIMIZIN TÜRGEV’LE İLGİSİ YOK”Yaptıkları imar planı değişikliklerinin kurucusu olduğu TÜRGEV ile bir ilgisi olmadığını iddia eden Bayraktar, kamuya ‘yararı’ olan bütün vakıflara yardımcı olduğunu söyledi. Zete
“Şimdi Sen Diyarbakır Bağlar'da ‘Öcalan Bebek Katilidir’ de”
TBMM Başkan Vekili ve MHP İstanbul Milletvekili Meral Akşener, “Buradan Sayın Davutoğlu’na seslenmek istiyorum. O hani meydan okudu ya. ‘Ankara’da meclis kürsüsünde konuştuğunuzu, Tunceli’de gidin konuşun’ dedi. Biz kendimizi ispatladık kardeşim. Her yere gidebiliriz, nerede neyi söylüyorsak her yerde aynı şeyi söyleyebiliriz” dedi ve ekledi: “Şimdi yiğitsen, yüreğin yetiyorsa ben Sayın Davutoğlu’nu salı günü meclis kürsüsünden Oslo’da yapılan görüşmeleri açıklamaya davet ediyorum. Kandil ve İmralı postacılarının postacılığını yapıyor olmanın nasıl bir duygu ve düşünce olduğunu açıklamasını istiyorum. Ve yüreği yetiyorsa, cesareti varsa, yiğitse Diyarbakır Bağlar Mahallesi’nde kürsüye çıkıp ‘Abdullah Öcalan, bebek katilidir. İmralı canisidir ve teröristtir’ diyebilmesini bekliyorum. Biz gereğini yaptık.”Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “3 Bölge Genişletilmiş İstişare Toplantısı” Esenler Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Toplantıya TBMM Başkan Vekili ve MHP İstanbul Milletvekili Meral Akşener, MHP Genel Başkan Yardımcıları Celal Adan, Atilla Kaya, MHP İstanbul Milletvekilleri Murat Başesgioğlu, Ali Torlak ile Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, İlçe yöneticileri, muhtarlar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.Toplantıda konuşan Akşener, Dersim Meselesi üzerinden Türkiye’de bir tartışma yaşandığını hatırlatarak, “Dinime söven bari Müslüman olsa. Yıllar boyunca Alevi inancına sahip insanlarımızı, kardeşlerimizi, vatandaşlarımızı çok başka bir yerde göreceksiniz, sonra ak sarayınız, kaçak sarayınız, hırsızlıkla oluşturulmuş sarayınız yapılacak. Sonra o saray vatandaşın gözünün önünde olduğu için 17-25′i örtemeyeceksiniz ve o sarayın, o kaçak sarayın o kara sarayın yapılmasının, kullanılmasının itirazlarının önüne geçebilmek için, Alevilerle ilgili bir tartışmayı başlatacaksınız. Eee adama sormazlar mı? Reyhanlı’da şehit edilen vatandaşlarımızın mezhebinin Sünni olduğunu ilk ağızdan niye söylediniz kardeşim ? Ana muhalefet liderinin mezhebinin alevi olduğunu her fırsatta niye söylediniz kardeşim? Türkiye’de hadi bakalım diyanetten pay ayırın. Hadi bakalım Cem Evlerini caminin yanına eş değer koyunda görelim. Buradan meydan okumak kolay. Meclis kürsüsünden meydan okumak kolay” dedi.Konuşması sırasında Akşener, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun partisinin grup toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi kastederek, “Meydan okuyorum cesaretin varsa Tunceli’ye gidersin” sözlerini hatırlattı. Bahçeli’nin Tunceli ziyaret ettiğini belirten Akşener sözlerine şöyle devam etti: “Buradan Sayın Davutoğlu’na seslenmek istiyorum. O hani meydan okudu ya. Davet etti ya. ‘Ankara’da meclis kürsüsünde konuştuğunuzu, Tunceli’de gidin konuşun’ dedi, Genel Başkan Yardımcılarımızla, İl başkanlarımızla, Genel Başkanımız Tunceli Valiliği önünde ne söylüyorsa onu söyledi. Biz kendimizi ispatlatık kardeşim. Her yere gidebiliriz, nerede neyi söylüyorsak heryerde aynı şeyi söyleyebiliriz. Şimdi yiğitsen, yüreğin yetiyorsa ben Sayın Davutoğlu’nu salı günü meclis kürsüsünden Oslo’da yapılan görüşmeleri açıklamaya davet ediyorum. Kandil ve İmralı postacılarının postacılığını yapıyor olmanın nasıl bir duygu ve düşünce olduğunu açıklamasını istiyorum. Ve yüreği yetiyorsa, cesareti varsa, yiğitse Diyarbakır Bağlar Mahallesi’nde kürsüye çıkıp ‘Abdullah Öcalan, bebek katilidir. İmralı canisidir ve teröristtir’ diyebilmesini bekliyorum. Biz gereğini yaptık. Sayın Genel Başkanımız gereğini yaptı. Bundan sonra sıra Sayın Davutoğlu’nda. Bekleyeceğiz göreceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanının yiğitliği, cesareti, delikanlılığı neymiş” şeklinde konuştu. Meral Şener bu sözlerinin ardından alkışlarla kürsüden indi. DHA
Reklam
Reklam
Cansız Bedenlerine Ulaşılan 2 İşçinin Kimlikleri Belli Oldu
Ermenek'teki maden ocağında yürütülen arama kurtarma çalışmaları kapsamında dün cansız bedenlerine ulaşılan 2 işçinin kimlikleri tespit edildi.Maden ocağında dün cansız bedenlerine ulaşılan 2 işçinin cesetlerinden alınarak Ankara'ya gönderilen örnekler, Adli Tıp Kurumu'nda incelendi. Örnekler, işçilerin yakınlarından alınan örneklerle karşılaştırıldı.Yapılan DNA testinde, cenazelerin Mehmet Baha ve Recep Çiloğlu'ya ait olduğu belirlendi.Ermenek'te kömür ocağında 28 Ekim'de meydana gelen su baskını nedeniyle 18 işçi mahsur kalmış, arama kurtarma çalışmaları kapsamında 6 Kasım'da 2, 17 Kasım'da 2, 18 Kasım'da 6, 29 Kasım'da da 2 işçinin cansız bedenine ulaşılmıştı.Madende halen mahsur olan 6 işçinin kurtarılması için çalışmalar sürdürülüyor.AA
Geçmişten Günümüze Tüketim Kültürünü Eleştiren Kısa Animasyon
etiket
Steve Cutts tarafından hazırlanan animasyonda geçmişten günümüze insanların ve evrenin içler acısı durumu ortaya konulmak istenmiş. Videonun sonunda yer alan yazıda endüstrileşmeyle ilgili gerçekler bizlere sunulmak istenmiş. Yazıya göre, 2050’den itibaren maden kazılarının mevcut hacminin 3 katı olacağı ve bu durumun çevreyle birlikte ekolojik dengeyi de olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.
Reklam