Çanakkale'de Yapılaşma Bulunmayan Koylara 11 Yeni Termik Santral Projesi
Manisa'ya bağlı Soma İlçesi'nin Yırca Mahallesi'nde yapılması planlanan termik santral için 6 bin zeytin ağacının kesilmesi ülke gündemini meşgul ederken Çanakkale'de faaliyet gösteren 4 termik santrale ek olarak, büyük bölümü yapılaşmanın bulunmadığı doğal koylarda inşa edilmek üzere 11 termik santral başvurusunun yapılması bölge halkında endişeye yol açtı.DHA’da yer alan habere göre, biri Çan'da TEİAŞ'a, 3'ü ise Biga'da İçdaş Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi A.Ş.'ye ait toplam 4 termik santralin faaliyet gösterdiği Çanakkale'de yakın zamanda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne,11 yeni termik santral başvurusu yapılması çevrecilerin yoğun tepkisine ve mücadelesine neden oluyor.Greenpeace tepki göstermiştiDünyaca ünlü çevre örgütü Greenpeace'in 'Rainbow Warrior' adlı gemisi geçtiğimiz aylarda Biga İlçesi'ne bağlı Karabiga Beldesi'ne gelerek, inşaatı süren Cenal Enerji Santrali'nin açığına demir atarak, faaliyette olan ve yapılması planlanan termik santrallere karşı bir eylem gerçekleştirip, bölgedeki çevrecilere destek vermişti.Karabiga'nın dibine yapılıyorCengiz İnşaat ve Alarko ortaklığıyla Karabiga'da yapımı süren Cenal Enerji Santrali'ne karşı çevrecilerin mücadelesi inatla sürüyor. Firma, alınan ÇED olumlu kararlarının çevreciler tarafından iptal ettirilmesine karşın, projeyi 4'e bölerek her biri için ayrı ÇED olumlu raporu alıp inatla inşaatı sürdürüyor. Ancak çevreciler alınan her ÇED olumlu raporu için de tek tek yürütmeyi durdurma kararı çıkarttırıyor. Cengiz İnşaat ve Alarko Grubu'nun ortaklığında devam eden Cenal Enerji Santrali için firma ve çevreciler arasında adeta düello sürüyor.Çanakkale için her zaman riskÇanakkale Belediye Başkanı CHP'li Ülgür Gökhan, planlanan termik santrallerin özellikle Karabiga Bölgesi'nin korkulu rüyası olduğunu söyledi. Bu yatırımların çevre açısından risk taşıdığını belirten Başkan Gökhan, şöyle dedi:'Sonuç itibariyle bugüne kadar izin verilmiş termik santraller var. Fakat karbon salınımının bir kapasitesi var. Mevcut santrallerin de bu kapasiteyi doldurduğunu biliyoruz. Bu kadar dar bir bölgeye, bu kadar kapasite büyük risk ve tehlike. Artık yeter. Zaten bir tanesine bile karşı çıkıyoruz. Kentimiz, poyraz rüzgarlarının hakimiyetinin üstünde kurulu. Aynı zamanda Kazdağları'na yönelik tehditler var. Termik santraller bu bakımdan çevresel anlamda sıkıntılı yatırımlar. Yenilerine nasıl izin verilecek bilmiyorum. Santral sayısının artmaması gerekir. Hatta mevcutlarının iyi kontrol edilmesi ve ithal kömürle üretimin de yasaklanması gerekir. Bunun sonucunda uzun yıllar sonra bu santrallerin doğaya ne kadar zarar vereceğini kestirmemiz güç. Nitekim bu yıl Kazdağları'nda kestane ağaçlarının kuruduğunu biliyoruz. Çan'daki termik santralin, ya da diğerlerinin buna etkisi olup olmadığının araştırılması gerekir. Ormanların sadece kesilmesi değil, süreç içerisinde oradaki kirlilikten etkilenmesi de söz konusu olabilir. Buna dikkat edilmeli.'Çanakkale'ye kül ve gazları kalacakÇanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Türker Savaş ise, Çanakkale ve Balıkesir için hazırlanan 1/100'lik Çevre Düzeni Planı'nda Karabiga'dan Lapseki'ye kadar olan 75 kilometrelik sahil bölümünün sanayi ve enerji sektörü için ayrıldığına dikkat çekti. Bunun o ekosisteme yük getireceğini anlatan Savaş, şöyle dedi:'Küresel ısınma bir gerçek. Bunu görüyoruz. Bu küresel ısınmanın belli sınırlar içinde kalabilmesi için örneğin 2050 yılına kadar dünya yüzey yakıtlarının 2 dereceyi aşmaması lazım. Bunun aşmaması için de karbondioksit emisyonlarını azaltmamız lazım. 2050'ye kadar enerji öngörünüzü yarı yarıya azaltmanız gerekiyor. Bunun için de nükleerden tamamen vazgeçip termik santralleri sınırlandırmamız gerekiyor. Yani göz göre göre felakete gidiyoruz. Herhalde İzmit Körfezi'ni bitirdik, İstanbul'u komple bitirdik. Oradan Çerkezköy'e gittik. Ergene Nehri'nde artık su değil kimyasal akıyor. Şimdi sıra geldi Çanakkale'ye. Dünyanın en güzel coğrafyalarından birisi burası. Tarım alanları üzerine kuruyorlar ve ne yazık ki biz termik santralleri yiyemeyeceğiz. Tarım topraklarının üzerine eğer sanayiyi ve termik santralleri kurarsak yarın bir gün aç da kalabiliriz. Karabiga'dan Lapseki'ye kadar olan sahil komple termik santraller için öngörülmüş. İstanbul'a yakın olduğu için ve Batı'nın enerji talebi daha yüksek olduğu için olsa gerek bu bölge termik santraller için seçilmiş. Ama bir sorun daha var. Bölgede bu kadar termik santrali işletecek kadar kömür yok. Dolayısıyla dışarıdan kömür getirilecek, termik santralde kullanılacak ve bunun hem gazları, hem de külü Çanakkale'ye kalacak.'Çanakkale'de yakın zamanda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne, 11 yeni termik santral başvurusu daha yapıldı. Buna göre; Cenal Elektrik Üretim A.Ş. ile Sarıkaya Elektrik Üretim A.Ş., Biga İlçesi'ne bağlı Karabiga Beldesi'nde, Kaptan Demir Çelik Endüstri Ticaret A.Ş., Lapseki İlçesi'ne bağlı Adatepe Köyü'nde, BEC Danışmanlık Limidet Şirketi, Lapseki ve Biga İlçesi sınırında, Nurol Enerji Üretim A.Ş., Ayvacık İlçesi Babadere Köyü'nde, Çan Kömür İnşaat A.Ş., Çan İlçesi'ne bağlı Yayaköy'de, Odaş Enerji, Çan İlçesi'nde, Taşzemin İnşaat Madencilik ve Sanayi Ticaret A.Ş., Yenice İlçesi'ne bağlı Çırpılar Köyü'nde, DD Elektrik Üretim ve Enerji Yatırımları A.Ş. Biga İlçesi'nde ve Filiz Enerji Elektrik Üretim A.Ş. ise Lapseki'de iki termik santral kurmak için başvuru yaptı. Başvuran firmaların bazıları ÇED olumlu raporu aldı. Bazıların ÇED süreci ise halen sürüyor.T24
Kılıçdaroğlu Erzurum'da Seçmene Sordu: 'Neden AKP'ye Oy Veriyorsunuz?'
Erzurum'da bir çay ocağına girip vatandaşlarla sohbet eden ve Erzurum'daki işsizlik oranının yüksek olduğunu vurgu yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 'Benim merak ettiğim bir şey var. Fabrika yok, işsizlik var, tarım da bitiyor. Bütün bu olumsuzluklar varken neden iktidar partisine oy veriliyor?' dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erzurum'da Cumhuriyet Gençlik Merkezi'nin açılışını yapıp, partisinin Palandöken'de yaptığı bölge toplantısına katıldı. Doğan Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, Erzurum sokaklarında dolaşıp vatandaşlarla sohbet eden CHP lideri iki çay ocağında çay içti. Burada Erzurumluların 6 milletvekili olmasına karşın sorunlarının TBMM'de yeterince dile getirilmediğinden yakındığını anlatan Kılıçdaroğlu, şöyle dedi: 'Şikayet ediyorsan Kemal Kılıçdaroğlu'na yetki vereceksin. Şikayet hakkın yok. Yetki verdiğin zaman, geleceğiz ve o zaman sorununu çözmezsem, 'Neden sorunumu çözmedin?' diye bana soracaksın. Yetki ver gör bakalım. Bu ülkede sorunlar nasıl çözülürmüş. Diyorlar ki; Doğu'da ve Güneydoğu'da neler oluyor? Batıdakinden farklı bir şey yok. İşsizlik, yoksulluk, sefalet, taşeron işçilik var. Emekli geçinemiyor. Bunların hepsinin çözümünü biliyorum. Etnik kimliğin üzerinden kim siyaset yapıyorsa bil ki sana ihanet ediyordur. Senin inancın üzerinden kim siyaset yapıyorsa ihanet ediyordur. CHP Genel Başkanı olarak söz veriyorum. Senin kimliğinle, inancınla, yaşam tarzınla sorunumuz yok. Bizim sorunumuz neden işsizlik var, neden çocuğuna iş bulamıyoruz.'Seçimlerde Erzurum'dan CHP'nin bir milletvekili çıkarmasını isteyen Kılıçdaroğlu, vatandaşlardan 4 yıl süreyle yetki verilmesini talep etti. Erzurumlular'ın kendisine şans vermesini isteyen Kılıçdaroğlu, belediyede çalışan bir işçinin 'taşeron işçilere kadro var mı?' sorusunu yanıtladı. Kılıçdaroğlu taşeron işçilerin sendikalaşması halinde işten ayrılması durumunda 16 maaş tazminat alma hakkının Anayasa Mahkemesi'nden çıkacağını söyledi. Erzurum'da işsizlik oranının nasıl olduğunu soran Kılıçdaroğlu, 'Benim merak ettiğim birşey var. Fabrika yok, işsizlik var, tarım da bitiyor. Bütün bu olumsuzluklar varken neden iktidar partisine oy veriliyor? Erzurumlu'nun oturup düşünmesi lazım. Benim çocuğum işsiz. Hadi 5 yıl izin verdim geldin yönettin, tamam hadi bir 5 yıl daha verdin. O da tamam. Benim çocuğum büyüdü yine işsiz. 1970'lerden beri Erzurum'u tanıyorum. O zaman denilirdi ki Erzurum Doğu'nun Paris'i. Eee buyurun şimdi ne Paris'i' diye konuştu.‘Faizler artacak korkusu ile oy veriyorum’Kılıçdaroğlu'nun sorusu üzerine çiftçilik yapan Süreyya Tekman neden AK Parti'ye oy verdiğini anlattı. Çiftçi Tekman, 'Başkanım ben söyleyeyim niye oy verdiğimi. Ben çiftçilik yapıyorum. Devlet beni borçlandırmış. Herkes borçlu . Yani biraz ağır olacak ama Rusya'nın komünizm rejimi gibi. Millet korkusundan oy veriyor. Ben AK Partiyi sevmiyorum, bir dönem oy verdim. Çiftçi zor durumda, borçlu korkusundan oy veriyor. 70-80 bin lira borcum var. Faizler artar diye korkuyorum, ondan oy veriyorum. Köylü arkadaşların tümü öyle. Bir kısmı da makarna, un, kömür alıyor. O yüzden oy veriyor' dedi.‘Doğu ve Güneydoğu'da devlet yok’Bir başka vatandaşın 'Açılım nedeni ile Güneydoğu'yu fiilen teslim etmişiz. Siz açılımı destekliyor musunuz? Polis yerinden canlanamıyor, asker kışladan çıkamıyor. Erzurum'un Tekman ilçesinin girişinde 'Kürdistan'a hoş geldiniz yazıyormuş' sorusuna Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi: 'Bilmiyoruz ki destekleyelim. Bilmediğin şeyi nasıl destekleyeceksin. Ne olduğunu bilmiyoruz ki. Benim bildiğim Doğu'da, Güneydoğu'da devlet diye bir şey yok. Devletin mahkemesi, vergi dairesi çalışmıyor. PKK orada mahkeme kurmuş. Erzurumlular oturup düşünecek.'‘Kaçak sigara satmaya devam'İkinci gittiği çay ocağında bu kez alkışlarla karşılanan Kemal Kılıçdaroğlu'na halka tatlı ikram edildi. Tatlıyı elinde tutan Kılıçdaroğlu, 'Bunu da duyarlarsa, bunu da onun elinden alalım derler' diye espri yaptı. Bir vatandaş 'Yaşa Kılıçdaroğlu, bizi kurtar bu Tayyip Erdoğan'dan ülke gitti' diye bağırdı. Geçimini kaçak sigara satarak yapan başka bir vatandaş ise 42 dosyası olduğunu, 6 kez cezaevine girip çıktığını halen daha kendisine kaçak sigaradan işlem yapıldığını söyledi. Suçlu olduğunu ancak iş göremez raporu olduğu için bu işi yaptığını belirten vatandaşa Kılıçdaroğlu, 'Senin sattığın sigara dolayısıyla kazandığın para helal. Çünkü sen hırsızlık, yolsuzluk yapmıyorsun, kul hakkı yemiyorsun. Diyorsun ki ben sigarayı satıp evime ekmek götürüyorum, yoksa aç kalacaksın. Eskiden yerli sigaramız, tütünümüz vardı. Bu Dadaşların hırsıza yolsuza pabuç bırakmaması lazım' dedi.T24
Yerli Cep Telefonu Sayısında Büyük Artış
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Elvan, Türkiye'de kayıt altına alınan yerli cep telefonu sayısının bu yılın 6 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre 8 kat arttığını söyledi.Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Türkiye'de kayıt altına alınan yerli cep telefonu sayısının bu yılın 6 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre 8 kat arttığını belirterek, 'Türkiye, genç ve dinamik nüfusa sahip olduğu için insanlarımız teknolojik yenilikleri yakından takip ediyor' dedi.Bakan Elvan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de üretilen cep telefonu sayısındaki artışın sevindirici olduğunu ancak ithal edilen telefon sayısına göre bu rakamların yetersiz kaldığını ifade etti.Yerli üretimin daha hızlı artış göstermesini beklediklerini belirten Elvan, şunları kaydetti:'Türkiye'de kayıt altına alınan yerli cep telefonu sayısı, 2014'ün 6 ayında geçen yılın aynı dönemine göre 8 kat artarak, 600 bin 445'e ulaştı. Türkiye, genç ve dinamik nüfusa sahip bir ülke olduğu için insanlarımız teknolojik yenilikleri yakından takip ediyor. Özellikle akıllı telefonlara karşı büyük bir ilgi olduğunu görüyoruz. Bu nedenle cep telefonu cihazlarında yerli üretimin artması, teknolojiye dayalı üretim kapasitemizin gelişmesi ve ekonomik kalkınmamız açısından büyük önem taşıyor.'Yılda ortalama 15 milyon cep telefonu ithal edildiğini bildiren Elvan, bu yılın ilk yarısında 6 milyon 231 bin telefon ithal edildiği bilgisini verdi.Bakan Elvan, aynı dönemde, yurt dışından yolcu beraberinde getirilen cep telefonu sayısının 287 bin olduğunu belirterek, şöyle konuştu:'Bu rakamları bir önceki yılın aynı döneminde ithal edilen cep telefonu sayılarıyla karşılaştırdığımızda, firmalar tarafından ithal edilen cep telefonu sayısında yüzde 1,8 artış olduğunu görüyoruz. Geçen yılın ilk altı ayında 661 bin telefon getirilmesine karşılık bu yılın aynı döneminde 287 bin telefon getirilmiş. Yolcu beraberinde getirilen telefon sayısında yüzde 56'lık bir düşüş söz konusu.'AA
Reklam
10 Madde ile Pis Değil, Sadece Dağınık ve Normal Olduğunuzun Kanıtı
Yıllardır bana hep dağınık olduğum söylendi durdu. Bu konuyu tartışmayacağım. Evet, dağınığım. Bir yere yetişmem gerektiğinde, uyanıp kahvaltı yapmadan önce üzerime bir tişort geçirip hazırlanmam 3 ya da 4 dakikamı alır. Hatta çoğu zaman kahvaltı bile yapmam, direkt çıkarım evden.Benim sıkıntım, bana 'pis' gibi şeyler söylenmesinde. Bu biraz daha farklı bir durum. Kimse alınmasın ama bunu diyen kişi, bir boktan anlamıyor demektir.Bu nedenle ben 'dağınık' kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü, hem kulağa daha hoş geliyor hem de ben zaten günlük temel işlerimi gayet düzgün bir şekilde yerine getirebiliyorum fakat sadece biraz 'pasaklıyım'.Her neyse. Eğer tüm işlerinizi ayarlayabiliyorsanız ve 'o dağınıklığın' içinde bile bir düzeniniz varsa bence dağınık olmakta bir sıkıntı yok. Fakat etrafta bunu anlamayan bir sürü insan var.Steve Jobs, Mark Twain ve Albert Einstein'ın çalışma masaları dağınık değil tam anlamıyla bir felaketti fakat görüyoruz ki bu çok da kötü bir şekilde sonuçlanmadı, değil mi?Yaptıklarınızı, şimdi bahsedeceğim 10 madde ile ilişkilendirebiliyorsanız, bu demek oluyor ki 'pis' değil sadece dağınıksınız, ki yukarıdaki örneklere baktığımızda bu da o kadar kötü bir şey değil sanırım.
Reklam
Türkiye Tüketiminin 4'te 1'i İstanbul'da Yapılıyor
Türkiye İstatistik Kurumu 'Bölgesel Hanehalkı Tüketim Harcaması' verilerini açıkladıTürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 'Bölgesel Hanehalkı Tüketim Harcaması' verilerinin 2013 yılıyla ilgili sonuçlarını dün açıkladı. Buna göre, Hanehalkının toplam tüketim harcamalarının en yüksek olduğu bölge yüzde 23,5 ile İstanbul olurken, en az tüketim yüzde 1,8 ile Kuzeydoğu Anadolu yapıldı.Bu araştırmanın 2011-2012-2013 yıllarına ait verilerinin birleştirilmiş sonuçlarına göre toplam tüketim harcamasının yüzde 23,5’i İstanbul’da oturan hanehalkları tarafından yapıldı.Ege 8 puan gerideBugün gazetesinde yer alan habere göre, Ege yüzde 15’lik oranla ikinci sırada yer aldı, onu yüzde 11,9 oranı ile Akdeniz izledi. Harcamaların sadece yüzde 1,8’i Kuzeydoğu Anadolu'daki hanehalkları tarafından gerçekleştirildi. Harcama gruplarının bölge içindeki dağılımına bakıldığında hanehalklarının harcamalar içinde gıda ve alkolsüz içecek harcaması payının en yüksek olduğu bölge yüzde 27 ile Güneydoğu Anadolu. En düşük bölge yüzde 16,3'le İstanbul.Anadolu’da kiralar düşükKonut ve kira harcamalarına en yüksek payı ayıran bölge, yüzde 29,3 ile İstanbul oldu. Oran, Kuzeydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu'da yüzde 22,6’da kaldı.T24
Reklam
Deniz Gezmiş'in Annesi Son Yolculuğuna Uğurlandı
Deniz Gezmiş'in annesi Mukaddes Gezmiş son yolculuğuna uğurlandı. Gezmiş'in cenaze törenine CHP'li milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı.Deniz Gezmiş'in 94 yaşındaki annesi Mukaddes Gezmiş'in cenazesi öğle namazına müteakip Selimiye Cami'nde kılındı.Cenaze namazı öncesinde Mukaddes Gezmiş'in oğulları Bora ve Hamdi Gezmiş taziyeleri kabul etti. Hamdi Gezmiş, gazetecilerin soruları üzerine, 'Erken ölmüş diyelim' şeklinde kısa konuştu.Cenaze namazına CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Kadir Gökmen Öğüt, İdris Yıldız ve Mustafa Balbay, eski ANAP milletvekili Cahit Kavak, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Emir Sarıgül, sanatçı Berhan Şimşek, gazeteci yazar Can Dündar ve çok sayıda vatandaş katıldı.Mukaddes Gezmiş'in cenazesini eski İstanbul Müftüsü CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes kıldırdı.Namazın ardın Mukades Gezmiş'in cenazesi omuzlarda taşınırken karanfil atılarak alkışlandı.Mukaddes Gezmiş'in cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na götürülerek defnedildi.CNN Türk
UEFA Bursaspor'u Yargıya Sevk Etti
UEFA, aralarında Bursaspor'un da dahil olduğu 4 kulübü UEFA Finansal Kontrol Komitesi'nin yargılama birimine sevk etti.UEFA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, UEFA Finansal Kontrol Komitesi Başkanı Umberto Lago, 2014-15 sezonunda UEFA Avrupa Ligi elemelerine katılma hakkı elde eden 4 kulübün dosyasını, komitenin finansal yargılama birimine gönderdiklerini açıkladı.30 Haziran ila 30 Eylül 2014 tarihlerini kapsayan UEFA'nın gözetimi sürecinde gereken koşulları yerine getirememe, vergi borçlarını, diğer kulüplere ve çalışanlarına ödemelerini uzun süre geciktirme gerekçeleriyle dosyasını yargılama birimine taşıdığı kulüpler arasında Bursaspor'un yanı sıra Litvanya'dan Ekranas, Romanya'dan Cluj ve Astra Giurgiu kulüpleri yer aldı.Söz konusu kulüpler hakkındaki kararın, yıl sonuna kadar verileceği belirtildi.UEFA Soruşturma Komisyonu, 25 Eylül'de Beşiktaş, Monaco, Roma, Inter, Krasnodar, Liverpool ve Sporting Lizbon kulüpleri hakkında inceleme başlatılması kararını vermiş, ayrıca Bursaspor, Cluj, Astra Giurgiu, Buducnost Podgorica ve Ekranas kulüplerinin Avrupa Ligi katılım paylarının vadesi geçmiş borçlarından dolayı askıya alındığı duyurmuştu.AA
Müezzin Fuat Yıldırım Gezi'de Yaşadıklarını Anlattı
Gezi Parkı eylemleri sırasında Dolmabahçe'de göstericilerin sığındıkları Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi'nin o dönemki müezzini Fuat Yıldırım, başka bir camiye atanması kararının iptali istemiyle açtığı davada yaşadıklarını 'Polis gaz sıkınca eylemciler gruplar halinde camiye girmeye başladı. Akşam eylemci sayısı 50 bini buldu. İnsanlar çıldırmıştı, sanki küçük bir kıyametti. Durum vahimdi. Gün boyu polisten yardım talep ettim. Fakat hiçbir netice alamadım' sözleriyle anlattı.İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nde görülen davanın duruşmasına davacı Fuat Yıldırım ve avukatı Ali Tizik ile davalı Diyanet İşleri Başkanlığı'nın avukatı katıldı.Fuat Yıldırım, dava dilekçesindeki ifadelerini tekrarlayarak yer değiştirme kararının iptalini istedi. Diyanet İşleri Başkanlığı avukatı da kararın hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini talep etti. İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin, kararını bir ay içinde açıklaması bekleniyor.''KAPILARI TEKMELEYİP, KİLİTLERİ KIRDILAR''Müezzin Yıldırım, avukatı Ali Tizik tarafından 21 Mart 2014'de İstanbul 4. İdare Mahkemesi'ne verdiği dilekçede, Gezi Parkı olaylarının başladığı 31 Mayıs 2013 akşamı, polisin gaz sıktığı eylemcilerin bir kısmının duvarları aşarak caminin bahçesine, bir kısmının da içeriye girdiğini belirterek, ancak dışarı çıkarılan grubun kapıları tekmeleyip, kilitlerini kırdığını iddia etti.''EYLEMCİLER CAMİYE DOĞRU PÜSKÜRTÜLDÜ''Grubun cemaatle karşı karşıya gelmemesi için 00.30'da dışarı çıkarıldığını ifade eden Yıldırım, istenmesine rağmen polisten yardım alamadıkları gibi eylemcilerin camiye doğru püskürtüldüğünü aktardı.''SABAHA KADAR GAZ YEDİK''Yıldırım, eylemcilerin küçük gruplar halinde sabaha kadar caminin önünde slogan attığını, dolayısıyla kendilerinin sabaha kadar gaz yediklerini, hiçbir idarecinin de olaya müdahale etmediğini savunarak, şunları anlattı:'Ertesi gün, etraftaki ilçelerden gelen insanlar Dolmabahçe Meydanı'nda toplanmaya başladı. Camide yalnızdım ve uğraşmama rağmen idarecilere ulaşamadım. Polis gaz sıkınca eylemciler gruplar halinde camiye girmeye başladı. Akşam eylemci sayısı 50 bini buldu. Caminin hemen 500 metre ilerisinde eylemciler bir polis otobüsünü yaktı. İtfaiye araçları alana sokulmadı. İnsanlar çıldırmıştı, sanki küçük bir kıyametti. Durum vahimdi. Gün boyu polisten yardım talep ettim. Fakat hiçbir netice alamadım. 2 Haziran'da da olaylar devam etti. Pazar günü izinli olmama rağmen gece yarısı camiye döndüm. Cami imamı Halil Necipoğlu o gün görevli olmasına rağmen yoktu. Cami yaralılarla doluydu. İnsanlar ayakkabıyla cami içinde dolaşıyorlardı. Herkes başıboş bir şekilde, kargaşa ve panik haldeydi. Hemen müdahale edemedim. Çünkü provoke edip beni linç edebilirlerdi. Camiye sürekli yaralılar taşınıyordu ve oradaki doktorlar tarafından tedavi ediliyordu. Cami içine giren eylemcilerin çoğunluğu dışarıda alkol almış, sarhoş ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Saatler geçtikçe olay büyüyordu. Ortam provoke ve sabote edilmeye çok hazırdı. Biber gazından gözlerimizi açamıyorduk.'''MİKROFONLA EYLEMCİLERE SESLENDİM, 'MADIMAK OTELİ OLAYINA DÖNEBİLİR' DEDİM''Fuat Yıldırım, caminin yakılmasını, insanların birbirini öldürmesini, çevreye zarar verilmesini önlemek için mikrofonla eylemcilere seslendiğini kaydederek, onlara molotofkokteyli atılırsa caminin yanabileceği, yaralıların zarar göreceğini ve caminin Sivas'taki Madımak Oteli olayına dönebileceğini söylediğini aktardı.''ORTALIK CEHENNEM GİBİYDİ''Yıldırım, 'Camideki yaklaşık 3 bin eylemci panik içindeydi. Dışında kalan eylemciler sinirlenerek caminin cam ve kapılarını tekmelemeye başladı. Önlerine ne geldiyse kırıyorlardı. Ortalık cehennem gibiydi. Allah korusun bir molotof veya bir el bombası atılsaydı hem insanlık olarak hem de ülke olarak biterdik. Belki de bu güzel ülke iç savaşa gidecekti' değerledirmesini yaptı.''PENCERENİN ÖNÜNDE EZİK BİR BİRA KUTUSU, MAHFİLDE YARIM PAKET SİGARA''Dışarıya çıkıp bir polis müdürüyle konuşmasının ardından grubu dışarı çıkartabildiğini dile getiren Yıldırım, caminin kan ve ilaçlarla dolduğunu, iç tarafta pencerenin önünde ezik bir bira kutusu ve müezzin mahfilinde yarım paket sigara tespit ettiklerini anlattı.''3 GÜN 3 GECE TEK BAŞIMA MÜCADELE ETTİM''Yıldırım, 3 gün 3 gece tek başına mücadele ettiğini ve büyük bir kriz yönettiğini vurgulayarak, '3 günlük bu mücadelem süresince tüm yetkilileri ve bana yardım edecek memur arkadaşları aramama rağmen kimseye ulaşamadım. Ulaştıklarımdan da netice alamadım' ifadelerini kullandı.''EMNİYET'TE CAMİDE İÇKİ İÇİLDİĞİNİ GÖRMEDİĞİMİ SÖYLEDİM''Camiye olay yeri inceleme ekibi gelmeden Milli Saraylar görevlisinin müftülük izniyle camide fotoğraf çektiğini, bazı basın mensuplarının da camiye girdiğini savunan Yıldırım, camide içki içilip içilmediği konusunda basınla mülakat, röportaj ve söyleşi yapmadığını, emniyet ifadesinde de bu yöndeki sorular üzerine görmediğini söylediğini anlattı.''TEŞEKKÜR BEKLERKEN TENZİL EDİLDİM''Diyanet İşleri Başkanlığı'nın iki müfettiş görevlendirdiğini ve 15 gün boyunca inceleme yapıldığını aktaran Yıldırım, 2 ay sonra hazırlanan raporun basına sızdırıldığını öne sürdü. Yıldırım, rapor doğrultusunda görev yerinin değiştirilmesine çok şaşırdığını, teşekkür ve takdir beklerken tenzil edilmesinin kendisini çok üzdüğünü aktardı.Müezzin Fuat Yıldırım, idare mahkemesine itiraz davası açacağını söylemesi üzerine ikinci bir soruşturma geçirdiğini ve evinden 90 kilometre uzaklıktaki Kayaşehir Hazreti Hüseyin Camisi'ne görevlendirildiğini, eşinin lösemi hastası olduğunun basına yansıması üzerine geçici olarak Karaköy'deki Arap Camisi'ne atandığını belirtti.AA
Reklam
Gül'e 'Gezi' Sorusu Soran Akademisyen: 'Ülkeme Dönemiyorum'
Harvard Üniversitesi'nde bir konferansta konuşan eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 'Gezi olayları ve insan hakları ihlalleri' ile ilgili soru sorarak dikkatleri üzerine çeken Dr. Emrah Altındiş, olaydan sonra büyük bir komploya maruz kaldığını ifade etti.Muhtemel baskılardan dolayı, çok özlediği Türkiye'ye dönüşünü ertelediğini dile getiren Altındiş, Türkiye'ye dönerse tutuklanma korkusu yaşadığını da dile getirdi. 'Şu an kiminle görüşsem 'sakın Türkiye'ye gelme' diyorlar' diye konuşan Dr. Altındiş'in dönüşü ertelemesinin diğer sebebi ise Türkiye'deki üniversitelerin AK Parti baskısı altında olması.30 Mayıs'ta Gül'e soru sorduktan sonra adeta hayatının değiştiğini söyleyen Dr. Altındiş, Cihan Haber Ajansı'na olayın ardından yaşadığı süreci anlattı. Dr. Altındiş, 17 Temmuz'da kimliği henüz belirlenemeyen birileri tarafından, kendisinin DHKP-C örgütü üyesi ve çok tehlikeli bir terörist olduğunun iddia edildiği, profesyonelce hazırlanmış İngilizce bir mektubun bölümdeki bütün öğretim üyelerine mail atıldığını söyledi.Genç akademisyen, 'Öğretim üyelerine gönderilen e-mailde, hayatlarının tehlikede olduğu, DHKP-C isimli yasa dışı örgüte üye çok tehlikeli bir terörist olduğum ve her an harekete geçebileceğim ifade ediliyordu. Hemen gereğinin yapılmasını istiyorlardı. Hocaların az da olsa bir kısmı bu gönderilen e-maili idrak edemedi. Gül'e soru sorduğumu bilen hocalar ise bu konuda duydukları üzüntüyü ve bana desteklerini dile getirdi. Bir yandan Harvard da bir soruşturma başlattı hakkımda. Benim terörist olup olmadığım araştırıldı. Buradaki soruşturmada aklandım. O esnada çalıştığım bölümden ayrıldım, yine Harvard Üniversitesi'nde dünyaca ünlü başka bir laboratuvarda çalışmaya başladım.' diye konuştu.LİDERLER, SORU SORMA HAKKIMIZI GARANTİ ETSİNTehdit mesajlarından sonra Türkiye'den Tabipler Odası, KESK, DİSK, Eğitim-Sen gibi birçok kurum ve binlerce insandan teşekkür ve destek mesajı aldığını kaydeden Dr. Altındiş, 'Türkiye'de bir insan barıştan, insan haklarından, eşitlik ve demokrasiden yanaysa bu tarz tehditlerle karşılaşıyor; dolaysıyla ben istisna değilim. Maalesef hakaret edenlerin içinde 3 tane öğretim görevlisi de var. Benim tehditleri engelleyecek, bu konuda yapabileceğim birşey yok; ama Türkiye'de yetkililerin yapabileceği bir şey var. 'İnsan hakları ihlalleri konusunda bizlere soru sormak ve bizim hesap vermemiz normal bir durumdur.' şeklinde bir açıklama yaparlarsa belki tehditler azalır. Tehditler devlet tarafından mı yoksa iktidar yanlısı kişiler tarafından mı yapılıyor bilemiyorum.' şeklinde konuştu.Dr. Altındiş, insan hakları konusunda soru sorarak yanlış bir şey yapmadığını ve aldığı tehditler karşısında hukuki hakkını sonuna kadar arayacağını belirtti.GÜVENLİK RİSKİ VE HÜKÜMET KONTROLÜNDEKİ YÖK BENİ ENGELLEYECEĞİ İÇİN DÖNÜŞÜMÜ ERTELEDİMDört yıl önce doktorasını İtalya'da tamamlayan ve hala Harvard'da çalışan genç bilim adamı, doktora sonrası araştırmalarını bitirdikten sonra amacının Türkiye'deki kamu üniversitelerinde çalışmak olduğunu; ancak bu şartlarda ülkeye dönmenin çok mümkün olmadığını söyledi. 'Türkiye'ye dönersem devlete hakaretten ya da saçma sapan bir terör örgütü iddiası ile tutuklanıp tutuklanmayacağımı bilmiyorum, malum memlekette hapse atmadıkları muhalif kalmadı.' diyen Dr. Altındiş, 'Türkiye'de şu an YÖK ve TÜBİTAK dahil bütün kurumlar iktidarın kontrolünde. Üniversitede kadro alabilir miyim? Kadro alırsam laboratuvar kurabilir miyim? Bilim yapabilir miyim? Hem güvenlik risklerinden, hem de şu koşullarda işimi, bilimimi yaptırmayacaklarından ötürü bu planlarımı erteledim. Ama bir gün mutlaka döneceğim tabii ki.' diye konuştu.İNSANLAR ÖLÜYOR, YOLSUZLUKLAR YAPILIYOR; AMA KİMSE KONUŞMUYOR'Türkiye'yi rezil ettin' şeklinde çok hakaret ve tepki aldığını anlatan Dr. Altındiş, 'Sınır Tanımayan Gazeteciler'e göre Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülkeden 154. sırada, OECD rakamlarına göre eğitimde 34. ülkeden son sıradayız. Youtube, Twitter daha geçenlerde kapatılmıştı. Nüfusun yaklaşık yüzde 20'si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Her gün dört işçi iş cinayetlerinde öldürülüyor; Avrupa'da birinci, dünyada üçüncüyüz. Kadın erkek eşitliğinde 140 ülke arasında 124. sıradayız, her gün bir kadın cinayete kurban gidiyor. Saraylar yapılıyor, yolsuzluklar yapılıyor ama kimse konuşmuyor. Türkiye bunları mı hak ediyor? Benim haklı sorum mu bizi rezil ediyor yoksa bu bağımsız raporlar, gerçekler mi ?' şeklinde kendini savundu.SORUDAN DOLAYI HİÇBİR PİŞMANLIĞIM YOK; BU CESARET BULAŞICI!Eski Cumhurbaşkanı Gül'e soru sorduktan sonra hayatı altüst olduğu halde yaptıklarından hiçbir pişmanlık duymadığını belirten genç bilim adamı şöyle devam etti: 'Kesinlikle hiçbir pişmanlığım yok. Gerçekleri dile getirmek bir bilim insanının esas görevi. Ayrıca insan haklarından ötürü zarar görmüş, Gezi'de çocuklarını kaybetmiş aileler ve Roboski'de öldürülmüş ailelerden teşekkür aldım. Azıcık bir iç ferahlaması yarattıysam mağdurlarda, o bana ömür boyu yeter. İnsan haklarına saygı duymak zorunda dünyadaki bütün devletler. Türkiye'deki yetkililer de buna dahil. Sorumlulara tüm bu sorular sorulacak. Türkiye toplumu demokrasi ile ilgili soruları her gün sokakta soruyor ve bu cesaret de bulaşıcı.'LİDERLER BU TARZ SORULARLA YÜZLEŞMEK ZORUNDA'Cumhurbaşkanı veya Türkiye Cumhuriyeti'ni temsilen tüm yetkililer bu tarz sorularla yüzleşmek zorunda; çünkü insan hakları ihlalleri her gün devam ediyor ve onlar sorumlu' diyen Dr. Altındiş, Kobani olaylarında onlarca kişinin öldürüldüğünü; ama bir kişinin bile tutuklanmadığını hatırlattı.Şu ana kadar hakkında herhangi bir dava açılmadığı halde Türkiye'ye dönme planlarını bir süre erteleyen Dr. Altındiş, 'Şu an kiminle görüşsem, siyasetçiler, gazeteciler 'Türkiye'ye sakın gelme.' diyor. Bir süre Türkiye'ye gitmeyi düşünmüyorum. Ailemi özellikle dedemi ve Karşıyaka'yı (İzmir) çok özledim.' dedi.GELECEKTEN ÇOK UMUTLUYUMArkasında birilerinin gücü var iddialarının da birer iftira olduğunu vurgulayan Dr. Altındiş 'Benim ne Amerikan vatandaşlığım var, ne yeşil kartım, ne siyasi bir parti veya bir cemaatle ilişkim. Emeğimle geçinen bir insanım. Sadece Türkiye toplumunun sağduyusu, iyiliği, güzelliği var arkamda. Cesaretimi HES'lere karşı direnen Karadenizli teyzelerden, taşerona direnen işçilerden, eşitlik isteyen Kürtlerden, Alevilerden, İslam'ı gözünü para bürümüşlerin elinden kurtarmaya çalışan antikapitalist Müslümanlardan, cinayetlere karşı direnen kadınlardan alıyorum. Türkiye insanı çok daha güzel bir yaşamı hak ediyor ve ben gelecekten çok umutluyum' diye konuştu...CHA
Reklam
Üniversitelere Camiden Sonra, Fuarlara da Mescit Geliyor
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) Yurtiçinde Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Yönetmeliği’nde yapılan düzenleme ile 1 Ocak 2015’ten itibaren fuar alanlarına ibadethane yapılması zorunlu hale getirilecek.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu, aldığı bir kararla 2015 yılı başından itibaren bütün fuarlarda ihtiyaç ölçüsünde ibadet alanı, büfe, kafeterya ve lokanta bulunmasını mecburi hale getirdi.Resul Cengiz ’in Zaman’daki haberine göre, TOBB’un 3 Kasım 2014 tarih ve 94 sayılı kararına istinaden başlatılan uygulama ile özellikle fuar alanlarını gezen kişilerin, namazları kaçırmamak için çıkıp cami arama sıkıntısı çözülmüş oldu. TOBB, Yurtiçinde Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Yönetmeliği’nde düzenleme yaptı. Fuarcılığın ülke ve sektör genel menfaatlerine uygun biçimde geliştirilmesi, sektörün küresel standartlara ulaştırılması amacıyla yapılan düzenleme, ulusal ve uluslararası nitelikteki fuarları kapsıyor. Yönetmeliğin, Fuar Düzenlenebilir Alanlar bölümünün 7. maddesinde, “ihtiyaç ölçüsünde ibadet alanı, büfe, kafeterya ve lokantanın bulunması” şartı getirildi.TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Denizli Ticaret Odası (DTO) Başkanı Necdet Özer, fuarların ulusal ve uluslararası birer organizasyon olduğunu, burada gezen kişilerin dinî vecibelerini yerine getirmekte sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Özer, “Örneğin namaz kılacak kişi, köşelerde bir karton üzerinde namazını eda etmeye çalışıyordu. Bu yönde talepler gelince biz yönetmelikte buna bir düzen getirdik. Bundan sonra fuarlarda ibadethane yeri yapılacak.” dedi. İbadethane uygulaması, 1 Ocak 2015’ten itibaren başlayacak.T24
2 Dakikada Bir Yolcu Uçağının Bakımı
Uçaklar, arabalar gibi düzenli bakım denetimi gerektirir. Düzlem çek bu inanılmaz videoda nasıl çalıştığını şimdi görebilirsiniz. Emirates firmasına ait yolcu uçağına hızlandırılmış bir biçimde nasıl bakım yapıldığını gösteren video.
Sırp Konsolostan Şaşırtan Çıkış: 'Ergin Ataman Teröristtir'
Galatasaray Liv Hospital ile Kızılyıldız arasında oynanan maç öncesi 1 taraftarın ölümüyle sonuçlanan olaylar, Sırp basınının ana gündem maddesi oldu.Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun, Sırbistan Başbakanı Alexander Vucic'i arayarak başsağlığı dilediği ve olaylar hakkında bilgi verdiği ifade edildi.İstanbul Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamada, ölen Marko Ivkovic 'i yine Sırp taraftarların öldürdüğü bilgisi yer alırken, Sırp cephesi bu iddiaya karşı çıktı.KONSOLOSUN AÇIKLAMALARI ŞAŞIRTTI!Sırbistan'ın İstanbul'da bulunan Başkonsolosu Zoran Markovic, bu olayı 'Türk holiganların, Sırp vatandaşlarına düzenlediği terörist saldırısı' olarak niteledi. Markovic, açıklamasında, genç Ivkovic'in 5 saat boyunca kanamasının sürdüğünü, kan kaybından öldüğünü ve Türk doktorların büyük mücadele verdiğini belirtti.KONSOLOS: 'ERGİN ATAMAN TERÖRİSTTİR'Sırp konsolos; 'Galatasaray antrenörü, maçtan sonra diyor ki, bizim taraftarlarımız teröristmiş ve Türk taraftarları terörize etmiş. Ben de diyorum ki, o teröristtir ve bu sözümün arkasındayım' ifadelerini kullandı.Zoran Markovic; '3 otobüs taraftar vardı ve polis eskortuyla Sırbistan'a döndüler. Yolda hiç durdurulmadılar ve Bulgaristan sınırına kadar hiç ara vermeden yol aldılar. Bu gerekli bir güvenlik prosedürüydü. İstanbul'daki trafik polislerinden, Sırbistan plakalı araçlara dikkat edilmesini de talep ettim' dedi.'KOSOVA DİYE BAĞIRDILAR'Sırp gazeteleri ise, maç öncesi ve sonrası çok ateşli bir atmosfer olduğunu yazdı. Türk taraftarların sürekli 'Kosova, Kosova' diye tezahürat yaptıklarının altını çizdi.ERGİN ATAMAN NE DEMİŞTİ? '300-400 Sırp zıpır, taraftarımıza, Türk polisine taşlarla ve meşalelerle saldırdılar. Salona gelirken salonun önünde gördüğüm ve yaşadığım manzara dehşet vericiydi. 300-400 kişilik bir grup, sahil yolundan askeri bir tabur gibi toplu halde yolu kapatarak geliyordu. Oradan buraya gelinceye kadar kimse müdahale etmedi. Biletleri ve maça giriş izinleri yok. Ayrıca üst düzeydeki emniyet kuvvetlerimizi de nasıl yanılttılar, hayretler içindeyim. 300-400 Sırp... Bunlara 'terörist' diyeceğim. Bu konuda Avrupa Ligi yönetimini de acil bir şekilde ceza vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu taraftara zaten çok fazla taviz veriliyor. Belgrad'da 18 bin kişilik salonda 25 bin kişi vardı, kınıyorum.'Sporx 
Gazeteci Mehmet Baransu Gözaltına Alındı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hakkında yakalama kararı çıkarılan gazeteci Mehmet Baransu gözaltına alındı.İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Baransu'nun evine giderek gözaltı işlemi yaptı. Baransu, sağlık kontrolünün ardından Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na sevk edilecek.Bu arada Baransu, gözaltına alındığını Twitter hesabından '5 polis evime geldi. Gözaltına alınıyorum. Önce hastane, sonra savcılık' yazarak duyurdu.
Reklam